AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 52772/08
Mehmet Emin İNCE / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 16 Haziran 2020 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Ekim 2008 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY ve OLGULAR
1. Başvuran Mehmet Emin İnce, Türk vatandaşı olup, 1972 doğumludur ve Gaziantep’te ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Londra Barosuna bağlı Avukatlar, C. Vine ve S. Knights tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Kendisini dinin gereklerini yerine getiren bir Müslüman olarak tanıtan başvuran, 1990 yılında, Sivas Üniversitesinin Tıp Fakültesine kabul edilmiştir. Başvuran, 1991 üniversite öğretim yılının ikinci döneminde, sakal bırakmıştır. Başvuran, başvuru formunda, dini bir uygulamayı yerine getirmesinin söz konusu olduğunu belirtmektedir.Davanın Arka Planı
5. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, 23 Şubat 1998 tarihinde, tesettürlü öğrenciler ile sakallı öğrencilerin derslere kabul edilmemeleri gerektiğini belirten bir genelgeyi kabul etmiştir. Bu genelgede, tesettürlü öğrencilerin ve sakallı öğrencilerin derslere gelmeye devam etmeleri halinde, öğrencilerden dersleri bırakmalarının istenmesi gerektiği ve bunu reddetme durumunda, bu öğrenciler hakkında disiplin cezalarının verilebilmesi amacıyla öğretim görevlileri tarafından olay tutanağının düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
6. İstanbul İdare Mahkemesi, 26 Haziran 1998 tarihinde, bu genelgenin yasal dayanağının bulunmadığı kanaatine vararak, bu genelgenin yürütmesini durdurmuştur. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, 19 Ağustos 1998 tarihinde bu kararı bozmuş ve özellikle ihtilaf konusu tedbirin kanunlara aykırı olmadığını vurgulamıştır.
7. Yükseköğretim Kurulu, bu kararı Türkiye’deki bütün üniversitelere iletmiştir. Böylelikle, Yükseköğretim Kurulu, 7 Eylül 1998 tarihli yazıyla, Sivas Üniversitesinin Rektörlüğünü bilgilendirmiştir.
8. Sivas Üniversitesinin Rektörlüğü, 18 Eylül 1998 tarihinde, 21 Eylül 1998 tarihinden itibaren, tesettürlü öğrencilerin ve sakallı öğrencilerin derslere ve stajlara katılmalarına izin verilmediğini Tıp Fakültesinin Dekanı’na bildirmiştir.
9. Bununu üzerine, başvuran, Tıp Fakültesinde beşinci sınıfta okuduğu sırada, Fakültenin Dekanı kendisinden sakalını tıraş etmesini istemiştir. Başvuran, buna uymayı reddetmesi nedeniyle, özellikle Fakülteden uzaklaştırma tedbirlerinden ibaret olan pek çok disiplin cezasına maruz kalmıştır. Başvuran, 2000 yılında Tıp Fakültesinden atılmıştır. Aftan yararlanan başvuran, 2005 yılında, Fakülteye yeniden kayıt yaptırabilmiştir. Bununla birlikte, başvuran, sakalını tıraş etmeyi reddetmesi nedeniyle, yeni disiplin tedbirlerine maruz kalmıştır. Başvuran bilhassa, 30 Aralık 2005 tarihli kararla, bir ay süreyle okuldan uzaklaştırılmıştır. Başvuran, 18 Mayıs 2006 tarihinde, yeniden, iki dönem süreyle okuldan uzaklaştırılmıştır. Başvuran, Sivas İdare Mahkemesine (“İdare Mahkemesi”) başvurarak, bu tedbirin yürütülmesinin durdurulmasına ve iptale yönelik dava açmıştır. İdare Mahkemesi, 10 Temmuz 2006 tarihinde, bu tedbirin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir. İdare Mahkemesi, 9 Kasım 2006 tarihinde, Fakülte tarafından kabul edilen uzaklaştırma tedbirini iptal etmiştir.Başvuranın Şikâyet Ettiği Koşullar
10. Başvuran, Mart 2006 ile Nisan 2006 tarihleri arasında, dâhiliye eğitimi stajına katılmıştır. Bununla birlikte, başvuranın staja katılmasına rağmen, sakallı olması nedeniyle yoklama kaydında staja gelmediği belirtilmiştir. Sonuç olarak, Fakülte İdaresi, 4 Mayıs 2006 tarihinde, ilgilinin stajında başarısız olduğu kanısına varmıştır.
11. Başvuran, 16 Mayıs 2006 tarihinde, bu kararın yürütülmesinin durdurulmasını ve iptalini talep etmek için İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
12. Fakülte, başvuranın, 25 Temmuz 2006 tarihli savunma dilekçesinde, kendisine gönderilen uyarılara rağmen, okula ve staja sakallı olarak gelmeye devam etmesi nedeniyle, staja gelmemiş olarak kabul edildiğini ileri sürmüştür.
13. İdare Mahkemesi, 7 Ağustos 2006 tarihinde, bilhassa ihtilaf konusu kararın yasaya aykırı ve başvuran açısından telafi edilemez sonuçlar yaratabilecek nitelikte olduğu kanısına vararak, bu kararın yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
14. Sivas Bölge İdare Mahkemesi, 9 Ekim 2006 tarihinde, söz konusu kararın yürütülmesinin durdurulmasına karşı Fakülte tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
15. İdare Mahkemesi, 15 Aralık 2006 tarihinde, başvuranın staja katıldığının tespit edilmesi nedeniyle, Fakültenin 4 Mayıs 2006 tarihli kararını iptal etmiştir.
16. Danıştay, 14 Haziran 2007 tarihinde, Fakülte tarafından kendisine sunulan temyiz başvurusu üzerine, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, bu karara varırken, Anayasa’nın giriş kısmında ve 2. maddesinde (Cumhuriyet’in özellikleri) ve 42. maddesinde (eğitim ve öğretim hakkı) belirtilen laiklik ilkesi ile Atatürk ilke ve inkılâplarına ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun (“2547 sayılı Kanun”) 4 ve 17. maddelerine ve Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına dayanmıştır. Danıştay, başvuranın kendisi hakkında daha önce verilen cezalara rağmen, kurallara uymamaya devam ettiğini tespit etmiştir. Danıştay ayrıca, yükseköğretim kurumlarının akıl ve bilimin yol gösterici ilkeler olduğu yerler olduğunu vurgulamış ve ihtilaf konusu tedbirin düşünce ve vicdan özgürlüğünden ibaret olan ve çağdaş düşüncelere ve fiziksel bir görünüme sahip olan, ulusal değerlere saygılı ve eğitimli kişiler yaratmayı amaçlayan yükseköğretim ilkelerine aykırı olmadığı kanısına varmıştır.
17. Başvuran, 3 Eylül 2007 tarihli dilekçeyle, ihtilaf konusu tedbirin keyfi olduğunu ileri sürerek, bu kararın düzeltilmesi talebiyle Danıştaya başvurmuştur. Başvuranın avukatı, karar düzeltme dilekçesinde, diğerlerinin yanı sıra, müvekkilinin sakalının ideolojik veya siyasi bir anlam taşımadığını vurgulamıştır. Başvuranın avukatı, aynı zamanda, müvekkilinin sakalının dini bir önem taşımadığını ve müvekkilinin Fakültede tek sakallı kişi olmadığını ileri sürmüştür: Diğer birçok öğrenci ve öğretmen, kendi ifadesine göre sakallıydı. Başvuranın avukatı, müvekkilinin sakalını yıllar önce tıraş edebildiğini ve eğitimini tamamlayabildiğini, ancak, kendisini kişisel olarak hedef gösteren keyfi bir uygulamaya maruz kalan başvuranın sakalını tıraş etmekten kaçındığını ileri sürmüştür. Dahası, üniversitelerde sakal bırakılmasını yasaklayan herhangi bir kanun veya düzenleme bulunmamaktaydı.
18. Danıştay, 30 Nisan 2008 tarihinde tebliğ edilen, 18 Mart 2008 tarihli kararla, bu karar düzeltme talebini reddetmiştir.
19. Danıştay tarafından dava dosyasının geri gönderilmesi üzerine karar veren İdare Mahkemesi, 9 Haziran 2008 tarihinde, yeni bir karar vermiş ve bu karar bağlamında, 2547 sayılı Kanun’un 13 ve 16. maddeleri uyarınca, üniversitenin yürütme organları olarak, rektör ve dekanların bazı özgürlükleri sınırlandırma yetkisine sahip olduklarını vurgulayarak, başvuranın itirazını reddetmiştir. Anayasa’nın giriş kısmında ve 2 ve 42. maddelerinde belirtilen laiklik ilkesine ve Atatürk ilke ve inkılâplarına, 2547 sayılı Kanun’un 4. maddesine ve Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına dayanarak, İdare Mahkemesi, ihtilaf konusu tedbirin yasaya aykırı olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır. İdare Mahkemesi ayrıca, ihtilaf konusu tedbirin, düşünce ve vicdan özgürlüğünü ve ulusal değerlere saygılı ve çağdaş bir fiziksel görünüme sahip olan eğitimli kişilerin yaratılmasını sağlama yönündeki yükseköğretimin amaçlarına aykırı olmadığı kanaatine varmıştır.Diğer Olaylar ve Hükümet Tarafından Sunulan Bilgilere İlişkin Belgeler
20. Fakülte, 15 Mart 2007 tarihinde, başvuranın kaydını yenilemesi için kendisine verilen sürelerde bunu yapmaması nedeniyle, ilgilinin kaydını silmiştir. Dolayısıyla, başvuran bu tedbirin iptal edilmesi talebiyle İdare Mahkemesine başvurmuştur.
21. İdare Mahkemesi, 14 Aralık 2007 tarihinde, Fakültenin, kararını vermeden önce, başvurana, bu masrafları ödemesi gerektiğini bildirmesi ve ilgiliye bunu yapması için ek bir süre vermesi gerektiğini ileri sürerek, Fakültenin kararını iptal etmiştir. İdare Mahkemesine göre, Fakültenin başvuran tarafından kayıt masraflarının ödenmemesinin ilgilinin eğitim hakkından vazgeçtiği anlamına gelmediği kanaatine varması gerekmekteydi. İdare Mahkemesi, Anayasa’nın 42. maddesine dayanarak, söz konusu kararın başvuranın eğitimle ilgili anayasal hakkına aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Bu kararın bir sonucu olarak, Fakülte, başvuranın eğitimine yeniden başlayabileceğini belirten bir karar vermiştir. Başvuran, 1 Temmuz 2008 tarihinde, kayıt masraflarını ödemiştir ve ilgilinin kaydı yenilenmiştir.
22. Başvuran, 15 Aralık 2008 tarihinde, Fakülteden kendiliğinden ayrılmıştır. Başvuran, 2009 yılının Nisan ayında Fakülteye yeniden kaydolmuş ve aynı yılın Temmuz ayında mezun olmuştur.
23. Hükümet, başvuranın bundan böyle Gaziantep Halk Sağlığı Merkezinde Bölüm Başkanı olarak çalıştığını belirtmektedir.İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
24. Somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Leyla Şahin/Türkiye ([BD], No. 44774/98, §§ 29-54, AİHM 2005-XI) davasında açıklanmaktadır.
ŞİKÂYETLER
25. Başvuran, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerine dayanarak, kendi ifadesine göre, sakal bırakmasını kapsayan, özel hayatına saygı hakkının ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
26. Başvuran ayrıca, 4 Mayıs 2006 tarihli Fakülte kararının ve bu bağlamda Danıştayın kararının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bakımından eğitim hakkına ihlal teşkil ettiğini iddia etmekte ve katıldığı stajın sakalı nedeniyle yapılmamış olarak değerlendirilmesinin, yasaya uygun ya da orantılı bir tedbir olmadığını ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
27. Başvuranın avukatları tarafından sunulan başvuru formunda, yalnızca Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi ileri sürülmüştür. Mahkeme, başvurunun bildirilmesi sırasında, tarafları Sözleşme’nin 8 ve 9. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi açısından görüşler sunmaya davet etmiştir.
28. Türkiye’de yükseköğretim kurumlarında sakal bırakma yasağının düzenlendiği olgusal ve hukuki bağlamı açıklamasının ardından, Hükümet, - anti-demokratik olarak nitelendirdiği - bu uygulamanın belirli bir süre boyunca yürürlükte olduğunu, ancak bundan böyle mevcut olmadığını vurgulamaktadır. Hükümet, yasal dayanağı bulunmayan ihtilaf konusu yasaklamanın, son on beş yılda Türkiye’de yapılan demokratik reformlar sayesinde kaldırıldığını belirtmektedir.
29. Başvuran, mevcut dava bağlamında, düzensizliğe, karışıklığa yol açabileceğinin veya başkalarının özgürlüklerini tehlikeye atabileceğinin tespit edilmesini sağlayacak herhangi bir unsurun bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, bu doğrultuda, diğer birçok öğrenci ve öğretmenin ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde sakallı olduğunu iddia etmektedir. Başvurana göre, hijyen nedenleri, ihtilaf konusu tedbiri haklı gösterememiştir. Öte yandan, başvuranın avukatları, Hükümet tarafından sunulan olay ve olguları tamamlamak için, müvekkillerinin 2008 yılında üniversite kaydını iptal etmesini sağlayan sebepleri açıklamaktadırlar. Başvuranın avukatları böylelikle, başvuranın Fakülteden atılan veya Fakülteyi bırakan öğrencilerin lehine 2008 yılının Ekim ayında kabul edilen aftan yararlanmak için - bu affın yapılacak sınavlar bakımından daha fazla esneklik sunması nedeniyle -, üniversiteden ayrıldığını ifade etmektedirler.
30. Öncelikle, Mahkeme, öğrencilerin sakal bırakmasının yasaklanmasından ibaret olan, Türkiye’deki üniversitelerde ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan uygulama hakkında soyut olarak (in abstracto) karar verme görevinin kendisine ait olmadığını, ancak sırasıyla Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerinin ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin güvence altına aldığı şekliyle, başvuranın özel hayatına ve ifade özgürlüğüne saygı hakları ile eğitim hakkı üzerinde bu uygulamanın oluşturduğu etkiyi somut olarak (in concreto) değerlendirme görevinin kendisine ait olduğunu vurgulamasının yararlı olacağı kanısındadır.
31. Mahkeme ardından, kendisi önündeki davanın konusunun başvuran tarafından ifade edilen olay ve olgularla sınırlandırıldığını hatırlatmaktadır. Şayet Mahkeme, şikâyet bağlamında belirtilmeyen olaylara dayanarak karar verecek ise, davanın konusunun ötesinde karar verebilecek ve Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında, kendisine “sunulmayan” sorunları inceleyerek yetkisini aşabilecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 123, 20 Mart 2018).
32. Buna karşın, Mahkeme, “hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (“jura novit curia”) ilkesi uyarınca, başvuran tarafından ileri sürülmeyen Sözleşme maddesine ya da hükmüne dayanarak karar vererek, dile getirilen olayları hukukta yeniden nitelendirmesi durumunda, davanın konusu dışında karar veremeyecektir. Şüphesiz, Mahkeme, kendisine sunulan hususun ötesinde (ultra petita) veya dışında (extra petita) varabileceği bir kararı vermek için “hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (“jura novit curia”) ilkesine başvuramaz (ibidem § 125).
33. Dolayısıyla, bireysel başvuru hakkının kullanılmasında Mahkemeye “sunulan” bir davanın konusu, başvuran tarafından sunulan şikâyetle sınırlandırılmaktadır. Bir şikâyet, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içermektedir. Mahkeme, “hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (“jura novit curia”) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmamakta ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir. Mahkeme bununla birlikte, şikâyet bağlamında belirtilmeyen olaylara dayanarak karar veremez, zira bu durum, davanın konusunun ötesinde karar vermek ya da bir başka deyişle, Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında kendisine “sunulmayan” sorunları incelemek anlamına gelebilecektir (idem, § 126).
34. Mahkeme, davanın koşullarını bu değerlendirmelere dayanarak inceleyecektir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın avukatlarının başvuru formunda başvuranın şikâyet ettiği olayları, yani Fakültenin başvuranın staja gelmediği kanısına varılması nedeniyle stajında başarılı olmadığını belirten kararı ve yetkili idare mahkemeleri önünde buna ilişkin yargılamada varılan sonuçları belirtmişlerdir. Başvuranın avukatları, aynı zamanda, bu kararın “uzun bir süre boyunca devam eden hedef gösterme durumu” ve Fakülte tarafından alınan yasaya aykırı ve mantıksız tedbirler bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
35. Mahkeme, yukarıda belirtilen içtihadi ilkeleri (31-33. paragraflar) ve daha önce belirtilen hususları dikkate alarak, kendi değerlendirmesini, yalnızca şikâyet edilen olaylarla, yani Fakültenin başvuranın stajının sakallı olarak gerçekleştirdiği gerekçesiyle geçersiz sayılmasından ibaret olan kararıyla ve buna ilişkin idari yargılamada varılan sonuçlarla sınırlandıracağının altını çizmektedir. Her ne kadar bu cezadan önceki koşullar, ihtilaf konusu olayların bağlamsallaştırılmasını sağlayabilse de, bununla birlikte, başvuran tarafından sunulan olgusal iddiaların ve hukuki argümanların bu olaylarla ilgili olmaması nedeniyle, söz konusu koşullar Mahkemenin takdir alanına giremeyecektir.
36. Ardından Mahkeme, daha önce Tığ/Türkiye davasında ((k.k.), No. 8165/03, 24 Mayıs 2005), başvuran tarafından somut olayda ileri sürülen şikâyetlere önemli ölçüde benzer olan şikâyetler ve koşullar hakkında karar verme imkânı bulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu durumda, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamındaki şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna vararak, ulaştığı sonuçlardan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir. Gerçekte, başvuranın stajının geçersiz sayılmasının, Sözleşme anlamında özel hayata saygı ve ifade özgürlüğü haklarına ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi anlamında eğitim hakkına yönelik bir müdahale teşkil edebileceği varsayılsa bile, başvuranın sınavlar bakımından bir af yasasının avantajlarından yararlanmak amacıyla, geçici olarak ara verdikten sonra eğitimine devam edebileceği ve bunu tamamlayabileceği bir gerçektir. Ayrıca, başvuranın belirli bir görüşü ifade etmesinin engellenmediği tespit edilmektedir ve dahası, dosyada yer alan belgelerden, ulusal mahkemeler önündeki yargılama sırasında, başvuranın avukatının ilgilinin sakalının ideolojik bir anlam taşımadığını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır (yukarıda 17. paragraf). Dolayısıyla, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir.
37. Son olarak, Mahkeme, başvurunun yapılmasının ardından, başvuranın avukatlarının Mahkemeye başvuranın deklarasyonunu ilettiklerini ve bu deklarasyonda ilgilinin Tıp Fakültesine kaydolmasından itibaren yaşanan olayları ayrıntılı olarak anlattığını gözlemlemektedir. Başvuran, bu deklarasyonda, dini nedenlerle sakal bıraktığını, bununla birlikte, eğitimi sırasında sakalını çok kısalttığını, dolayısıyla avukatının sakalının ideolojik bir önem taşımadığını düşünmesinin ve ulusal mahkemeler önünde sakalının ideolojik olmadığını ileri sürerek, kendisini savunmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda ve tarafların dava koşullarının Sözleşme’nin 9. maddesini ihlal edip etmediği hususuna cevap vermeye davet edilmelerine rağmen, dosyanın incelenmesinden, başvuranın bu şikâyetini başvuru formunda ileri sürmediği ve başvuranın avukatının öte yandan ilgiliyi savunmak için ilgilinin sakalının dini bir önem taşımadığını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır (yukarıda 17. paragraf). Sonuç olarak, bu şikâyet açısından herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır ve bu hususta başvuran tarafından ileri sürülen iddialar, Mahkeme tarafından ayrı bir incelemenin yapılmasını gerektirmemektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy