Nicklinson ve Lamb/Birleşik Krallık - - 2478/15 ve 1787/15 - Karar 23.6.2015 [IV. Bölüm]
Olaylar – Birinci başvuran, vefat etmiş olan Tony Nicklinson’ın eşi olup, geçirmiş olduğu bir felç sonucu sürgüleme sendromuna yakalanmıştır. İkinci başvuran ise bir trafik kazası neticesinde felç olmuştur ve iyileşmesi mümkün değildir. Her iki başvuran da hayatına son vermek istemiş ancak kendilerine yardım edilmeden bunu yapmaları mümkün olmamıştır. Başvuranlar, yerel mahkemeler önünde, destekli intihar hakkındaki kanuni yasağa ve cinayete ilişkin kanuna itirazda bulunmuşlar, ancak gönüllü ötenazinin bir savunma yöntemi olarak tanınmadığı bu kanunlar karşısında itirazı reddedilmiştir. Yüksek Mahkeme, böyle hassas bir meselenin Parlamento tarafından çözüme kavuşturulması gerektiğine kanaat getirmiştir.
Hukuki Değerlendirme — 8. madde
(a) Birinci başvuran – Özel hayata saygı hakkının iç hukuk kapsamında usulüne uygun bir şekilde korunması bakımından, bireylerin yerel yargılamalarda 8. maddeden kaynaklanan iddiaları ile ilgili bir çözüm yolu arayabilmeleri, bu iddialarının ele alınmasını ve uygun durumlarda da yerel mahkemelerin kararlarını etkilemelerini sağlayabilmeleri gerekmektedir. Mahkemenin yakın zamanlı içtihatlarına göre, özel hayatın korunmasının bu yönü, genellikle 8. maddenin usulü yönünden kaynaklanmaktadır (Örneğin bk. Koch/Almanya, 497/09, 19 Temmuz 2012, 154 sayılı Bilgi Notu ve McCann/Birleşik Krallık, 19009/04, 13 Mayıs 2008, 108 sayılı Bilgi Notu).
Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, 13. madde, ulusal bir makam önünde, Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle birincil mevzuata karşı çıkılmasına izin veren bir başvuru yolunu güvence altına alacak kadar geniş yorumlanmamıştır. Davanın, Koch ve McCann davalarında olduğu gibi bireysel bir uygulama tedbirini değil de, mevcut durumda olduğu gibi, birincil mevzuata ilişkin bir itirazı konu alması halinde, özel hayata ilişkin davalarda 8. maddenin usulü yönünün birincil hukuka karşı çıkılabilmesine imkan verecek şekilde 13. maddenin ötesine geçirilmesi uygun olmayacaktır.
Ancak, Sözleşme, Birleşik Krallık iç hukukunun bir parçası olup, İnsan Hakları Kanunu uyarınca, 8. madde ile bağdaşmadığı yönünde bir iddianın söz konusu olması halinde birincil mevzuata itiraz edilmesine izin veren bir usul mevcuttur. Dolayısıyla, Devletin birincil mevzuatla ilgili bir başvuru yolu sunmayı seçmiş olduğu hallerde, bu başvuru yolunun genellikle 8. madde kapsamında ortaya çıkan usuli koşullara, özellikle de Koch davasında belirtildiği üzere iddianın esas bakımından incelenmesi gereksinimine ilişkin koşula tabi tutulduğundan bahsedilebilir. Ancak, Mahkeme, 8. madde kapsamına giren usuli korumaların bu şekilde genişletilmesi hususunda temel bir sorunun bulunduğuna kanaat getirmiştir. Söz konusu sorun, 8. madde uyarınca birincil mevzuata ilişkin itirazları konu alan davalarda üye Devletlere tanınan takdir yetkisinin kullanılmasından kaynaklanmıştır. Sözleşmeci Devletler, yargı yetkisi kapsamında politika belirleme ve mevzuata ilişkin kararlar alma konusunda hükümetin üç kolundan hangisinin sorumlu olacağını belirlemede genel olarak özgürdürler ve Avrupa Mahkemesi, iç anayasal düzenlemelerine karışmaz. Ancak, herhangi bir davada, karşı çıkılan mevzuat hükmünün Mahkemenin takdir yetkisi kapsamına girmesi halinde, Mahkeme genellikle, söz konusu alanda uygun gördüğü takdirde Parlamentonun kanun koyma takdirine başvurmaktadır. Bu bağlamda, Pretty/Birleşik Krallık davasında (2346/02, 29 Nisan 2002, 41 sayılı Bilgi Notu) Mahkeme, destekli intihara ilişkin genel yasağın esnetilmesi veya bu hususta istisnaların oluşturulması ile ilgili olarak, risk veya olası suiistimal değerlendirmelerini yapacak olanın Devletler olduğuna hükmetmiştir. Birleşik Krallık bağlamında, 1961 İntihar Yasası’nın, 2009 yılında yeniden yürürlüğe konulmasının ardından, son yıllarda ilgili hüküm Parlamento tarafından birkaç kez gözden geçirilmiş olup, Parlamento bahse konu değerlendirmeyi yapmıştır. Yerel mahkemelerin bu tür bir şikâyetin esasları bakımından karar vermesinin gerektiği durumlarda, bu mahkemelere zorla, yerel anayasal düzende öngörülmeyen kurumsal bir rol verebilir. Ayrıca, birincil mevzuatın Sözleşme ile uyumluluğunu incelemekle mükellef olan yerel mahkemelerin, Mahkemenin yaptığı gibi, ortaya çıkan özelikle etik, felsefi ve sosyal olmak üzere hassas meseleler konusunda karar verebilecek en donanımlı makamın Parlamento olduğu sonucuna varmalarını engellemek tuhaf olacaktır. Bu gerekçelerle Mahkeme, 8. maddenin kapsamının, mahkemelerin mevcut davadakine benzer bir talebin esasları hakkında karar vermelerini gerektiren bir çözüm yolu sunmaya ilişkin usuli bir yükümlülüğü Sözleşmeci Devletlere yükleyecek şekilde genişletilmesini uygun görmemiştir.
Her halükarda, Yüksek Mahkeme yargıçlarının çoğunluğu, birinci başvuranın talebinin esasıyla ilgilenmiştir. İlgili yargıçlar, başvuranın, Pretty kararının ardından meydana gelen gelişmeler sonucu yasağın artık 8. madde kapsamına giren haklar bakımından orantılı bir müdahale olarak nitelendirilemeyeceğine ilişkin görüşle ilgili olarak bir şey ispat edemediği sonucuna varmıştır. Yargıçların değerlendirme yaparken Parlamentonun görüşlerine büyük önem vermiş olmaları, onların dengeleyici bir eylemde bulunmadıkları anlamına gelmemiştir. Aksine, -söz konusu hassas mesele ışığında ve Sözleşmeci Devletler arasında herhangi bir fikir birliğinin bulunmaması nedeniyle yargıçların bir değerlendirme yapma hakkı olduğundan – yargıçlar, Parlamentonun görüşlerinin denge konusunda ağır bastığına kanaat getirmişlerdir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
(b) İkinci başvuran – Gönüllü ötenazi hususunda da herhangi bir istisnaya yer vermeyen destekli intihar yasağı ve cinayet yasasına karşı, Temyiz Mahkemesi önünde itirazda bulunulmuştur. Ancak, ikinci başvuran, Yüksek Mahkeme önünde, yalnızca destekli intihar hakkındaki şikâyetini devam ettirmiş olup, belirli koşullarda gönüllü ötenaziye izin veren adli bir usulün bulunması gerektiğine dair iddiasını devam ettirmemiştir. Yüksek Mahkemenin, destekli intihar yasağı hakkındaki iddiayı bertaraf ettiği gibi gönüllü ötenaziye ilişkin iddiayı da bertaraf edeceği konusunda bir varsayımda bulunulamaz.
Sonuç: kabul edilemez (iç hukuk yolları tüketilmemiştir).
Full & Egal Universal Law Academy