AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 33617/08
Mustafa NİŞANCI / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco
Yargıçlar
Stéphanie Mourou-Vikström
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıHasan Bakırcı’nın katılımlarıyla 27 Eylül 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 11 Temmuz 2008 tarihinde yapılmış olan yukarıdaki başvuruya ilişkin olarak, davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Mustafa Nişancı, 1944 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna kayıtlı avukatlar A. S. Sürücü ve M. Sürücü, tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuran, cinayet işlediği şüphesiyle 29 Temmuz 2005 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvuran, 30 Temmuz 2005 tarihinde sorgu hâkimi önüne çıkarılmış ve hâkim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
3. Başvuranın avukatı, başvuranın tutukluluğuna karşı 3 Ağustos 2005 tarihinde itiraz etmiştir. Söz konusu itiraz aynı gün reddedilmiştir.
4. Cumhuriyet savcısı 15 Kasım 2005 tarihinde bir iddianame hazırlamış ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81 ve 86. maddeleri uyarınca, başvuranı cinayet ve cinayete teşebbüs suçları ile itham etmiştir.
5. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 22 Aralık 2005 ve 13 Eylül 2006 tarihleri arasında altı duruşma gerçekleştirmiş ve her bir duruşma sonunda, ya re’sen ya da başvuranın talepleri üzerine, başvuranın tutukluluk halinin devamı hususunu incelemiştir. İlgili mahkeme her inceleme sonrasında, suçun niteliğini, dosyanın içeriğini, delillerin durumunu ve bahse konu suç için öngörülmüş cezanın ağırlığını göz önünde bulundurarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir.
6. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 13 Eylül 2006 tarihinde, başvuranı cinayet suçundan on yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
7. Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını 12 Aralık 2007 tarihinde bozmuştur.
8. Dolayısıyla, dava dosyası ilk derece mahkemesine geri gönderilmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 6 Mart 2008, 3 Nisan 2008 ve 15 Mayıs 2008 tarihlerinde olmak üzere üç duruşma gerçekleştirmiştir.
9. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 15 Mayıs 2008 tarihinde, başvuranın suçunu sabit bularak, hakkında 11 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına hükmetmiştir.
10. Başvuran bu karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay ilgili kararı 6 Ekim 2009 tarihinde onamıştır.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3 hükümlerini ileri sürerek, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan ve yerel mahkemelerin kendisinin serbest bırakılma taleplerini basmakalıp gerekçelerle reddetmiş olduklarından şikâyetçi olmuştur.
12. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddelerini dayanak göstererek, iç hukuk sisteminde tutukluluk halinin devamına karşı etkili bir şekilde itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığını iddia etmiştir.
13. Bunun yanı sıra, başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesini ileri sürerek, Sözleşme’nin 5 §§ 3 ve 4. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından iç hukukta kendisinin tazminat hakkının olmadığını ifade etmiştir.
14. Başvuran, hakkındaki yargılamaların uzunluğunun Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen “makul süre” koşuluna uygun olmadığını ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyet
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3 hükümlerini dayanak göstererek, tutukluluk halinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.
16. Mahkeme, somut başvurunun koşullarında, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin ele alınmasının daha uygun olacağına karar vermiştir.
17. Hükümet, bu başvuruya ilişkin olarak birçok ön itirazda bulunmuştur. Ancak, başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen gerekçelerle her halükarda kabul edilemez olarak nitelendirileceği gön önünde bulundurulduğunda, bu kısmın incelenmesine gerek bulunmamaktadır.
18. Mahkeme somut başvuruda, başvuranın 29 Temmuz 2005 tarihinde polis tarafından gözaltına alınmış ve 30 Temmuz 2005 tarihinde tutuklanmış olduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 13 Eylül 2006 tarihinde başvuranın mahkûmiyetine hükmetmiştir.13 Eylül 2006 tarihinden hakkındaki mahkûmiyet kararının Yargıtay tarafından bozulduğu 12 Aralık 2007 tarihine kadar, başvuran, Sözleşme’nin 5 § 1 (a) maddesinin anlamı dâhilinde “yetkili bir mahkemece verilen bir mahkûmiyet kararı” sonrasında tutuklanmıştır; bu nedenle, başvuranın tutuklu olarak geçirdiği sürenin bu kısmı Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamı dışında kalmaktadır (bk. Solmaz / Türkiye, no. 27561/02, § 34, 16 Ocak 2007 ve söz konusu kararda anılan davalar). 12 Aralık 2007 tarihinden ikinci kez mahkûm edildiği 15 Mayıs 2008 tarihine kadar, başvuran Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin amaçları doğrultusunda yine tutuklu bulundurulmuştur.
19. Dolayısıyla, başvuranın ilk tutukluluk süresi 1 yıl 1 ay 15 gün sürmüş, ikinci tutukluluk süresi ise 5 ay 3 gün sürmüştür. Diğer bir deyişle, başvuran toplamda 1 yıl 6 ay 18 gün tutuklu bulundurulmuştur.
20. Mahkeme, başvuranın tutukluluk süresinin uzatılmasında, yetkililerin, başvuran hakkındaki makul şüpheye ek olarak, esasen suçun niteliğini, dava dosyasının içeriğini ve başvurana verilecek cezanın ağırlığını kendilerine dayanak almış olduklarını gözlemlemektedir.
21. Başvurana isnat edilen suçlar cinayet ve cinayete teşebbüstür. Hükümet, başvuran hakkındaki suçlamaların ciddi mahiyeti ve dava dosyasındaki deliller göz önünde bulundurulduğunda, yerel mahkemenin yargılamalar neticelendirilinceye kadar başvuranın tutukluluk süresini uzatmak zorunda kaldığını ifade etmiştir.
22. Mahkeme, başvuranın söz konusu ağır suçları işlediğine dair makul şüphenin başvuranın tutuklanmasını gerektirmiş olabileceğini kabul etmektedir.
23. Bununla birlikte, tutukluluk halinin devamı için ortaya konan gerekçelerle ilgili olarak, yerel mahkemeler, verilecek cezanın belirli bir ağırlık eşiğini geçtiği hallerde tutukluluk halinin gerekli olduğu varsayımının söz konusu olduğu kanun ve pratiğini uygulamıştır.Somut davada, başvuran cinayet ile suçlanmış olup, söz konusu suç sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırılabilir.
24. Verilecek cezanın ağırlığı, kaçma ya da yeniden suç işleme riskinin değerlendirmesinde göz önünde bulundurulan bir unsurdur. Mahkeme, başvuran hakkındaki suçlamanın ciddiyeti dikkate alındığında, yetkili makamların ilk başta böyle bir riskin tespit edildiğini haklı olarak değerlendirebileceklerini kabul etmektedir. Ancak, Mahkeme, suçlamaların ağırlığının, kendi başına, uzun tutukluluk süreleri için haklı bir gerekçe teşkil edemeyeceğini mükerrer kereler ifade etmiştir (bk. Gamze Uludağ / Türkiye, no. 21292/07, § 35, 10 Aralık 2013).
25. Bununla birlikte, somut davanın koşullarında, Mahkeme, ulusal makamlarca önemli bir hareketsizlik döneminin söz konusu olduğu gibi bir kanaate varmamaktadır. Mahkeme bu nedenle, başvuranın tutukluluk hali için ileri sürülen gerekçelerin, başvuranın 18 ay 19 gün tutuklu bulundurulmasının haklılığını göstermek için “uygun” ve “yeterli” olduğunu değerlendirmektedir.
26. Dolayısıyla, Mahkeme, iddia konusu dönem esnasında ulusal makamların başvuranın davasına gerekli özeni göstermiş oldukları kanaatindedir.
27. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri gereğince reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
B. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyet
28. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesini dayanak göstererek, tutukluluk halinin değerlendirilmesine ilişkin usulde mevcut olduğu iddia edilen eksikliklerden şikâyet etmiştir.
29. Hükümet, başvuranın bu iddiasına karşı çıkmıştır.
30. Mahkeme, başvuran yerel makamların Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki hakkını ihlal ettiği yollarla ilgili herhangi bir açıklama yapmamış olduğu için, bu şikâyetin mesnetsiz olduğunu değerlendirmektedir (bk. Filiz / Türkiye, no. 28074/08, § 69, 4 Mart 2014).
31. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 hükümleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır.
C. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamındaki şikâyet
32. Başvuran,Sözleşme’nin 5 § 5 maddesini dayanak göstererek, Sözleşme’nin 5 §§ 3 ve 4 maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak kendisine etkili iç hukuk yollarının sağlanmamış olduğundan şikâyet etmiştir.
33. Türk Hükümeti, başvuranın bu iddiasına itiraz etmiştir.
34. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişiye tazminat talebinde bulunma imkânının sağlanması halinde, 5. fıkraya uyulmuş olunacağını hatırlatmaktadır(bk. Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185‑A). Dolayısıyla, 5. fıkrada yer verilen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlal edildiğinin ya bir yerel makamca ya da Mahkemece tespit edilmiş olması koşuluna dayanmaktadır. Mahkeme bu nedenle, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ila 4 hükümlerine ilişkin bir ihlalin yerel mahkemelerce ya da Mahkeme’nin kendisi tarafından doğrudan veya özü itibariyle tespit edilmemiş olması halinde, bir başvuranın Sözleşme’nin yalnızca 5 § 5 maddesine dayanarak ileri sürdüğü iddiasını değerlendiremez. Başvuranın davasında böyle bir ihlalin söz konusu olmaması nedeniyle, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamındaki iddiası da konu bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir.
D. Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetler
35. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ileri sürerek, hakkındaki ceza yargılamalarının çok uzun sürdüğünü iddia etmiştir.
36. Mahkeme öncelikle, ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunduğu değerlendirilen Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasındaki pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, yargılamaların uzunluğu ile ilgili şikâyetlerin ele alınması için Türkiye’de yeni bir hukuk yolunun tesis edilmiş olduğunu gözlemlemektedir (bk. Turgut ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013). Ancak, Mahkeme Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasında ayrıca, söz konusu yeni hukuk yolu yürürlüğe girmeden önce Hükümete tebliğ edilmiş olan davalarda, bu tür şikâyetleri normal usule göre incelemeye devam edebileceğini vurgulamıştır.
37. Mahkeme, yukarıdakileri göz önünde bulundurarak ve Hükümetin somut davada yeni iç hukuk yolu ile ilgili herhangi bir itirazda bulunmamış olduğunu dikkate alarak, somut şikâyetin incelemesine devam etmeye karar vermiştir(bk. Hasan Yazıcı / Türkiye, no. 40877/07, §§ 71-73, 15 Nisan 2014).
38. Mahkeme, yargılamaların 29 Temmuz 2005 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başladığını ve Yargıtay’ın nihai kararıyla birlikte 6 Ekim 2009 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, yargılamalar iki dereceli yargı nezdinde toplamda 4 yıl 3 ay sürmüştür.
39. Mahkeme, yargılamaların uzunluğunun makullüğünün, davanın koşullarının ışığında ve Mahkemenin içtihatlarında belirlenen şu ölçütlere göre değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır: bilhassa davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların davayı takip etme biçimleri ve uyuşmazlıkta başvuran için neyin söz konusu olduğu (bk. diğerleri arasında, Frydlender / Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AİHM 2000‑VII, ve Humen / Polonya [BD], no. 26614/95, § 60, 15 Ekim 1999).
40. Mahkeme, somut davanın bahse konu iddialar nedeniyle karmaşık nitelikte bir dava olduğu kanaatindedir. Başvuran cinayet ve cinayete teşebbüs ile suçlanmış olup, yerel mahkemeler bilirkişi beyanı ve bir takım tanıkların ifadelerini almak durumunda kalmıştır. Başvuran yetkililerin hareketsiz kaldıkları ya da gecikmelerden kaçınmak için farklı bir biçimde hareket edebilecekleri bir örnek göstermemiştir. Bunun aksine, dava dosyası adli makamların bu konuda gerekli özen yükümlülüğüne uyduklarını göstermektedir.
41. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri gereğince kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme,
Başvurunun kabul edilemez nitelikli olduğu olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy