Olay ve Olgular – Başvuran, Haziran 2004’te, seçilmemiş adaylar arasında ilk sırada yer aldığı iki bölgede aday olmuştur. Başvuran, 6 Temmuz 2004 tarihinde, kendisinin de yer aldığı siyasi hareketin kurucu üyelerinden DiPietro ile yaptığı anlaşma sonucunda, parlamento üyeliğinden istifa ettiğini belirten bir belge imzalamıştır. DiPietro, 7 Temmuz 2004 tarihinde, imzalanan belgenin dört suretinden birini İtalya Seçim Kuruluna göndermiştir. Başvuran, 27 Nisan 2006 tarihinde, Avrupa Parlamentosunda yer almak istediğini açıklayarak, istifasını geri çekmek istediğini bildirmiştir. DiPietro, 28 Nisan 2006 tarihinde, Avrupa Parlamentosu üyeliğini bırakmıştır. Seçim kurulu, 8 Mayıs 2006 tarihinde, başvuranın “Güney İtalya” bölgesi adına Avrupa Parlamentosuna seçildiğini bildirmiştir. Belirtilen bölgede başvuranın ardında ikinci sırada yer alan Donnici, seçim kurulunun vermiş olduğu kararın iptali için bölge idare mahkemesine başvurmuştur. Bölge idare mahkemesi, 21 Temmuz 2006 tarihinde, başvuruyu reddetmiştir. Donnici temyize gitmiştir. Danıştay (ConsigliodiStato), 6 Aralık 2006 tarihinde, temyize götürülen kararı bozmuştur. Seçim kurulu, 29 Mart 2007 tarihinde, Danıştayın hükmünü dikkate almış ve başvuranın seçimini iptal ederek, Donnici’nin Avrupa Parlamentosuna seçildiğini duyurmuştur. Başvuran itirazda bulunmuştur. Avrupa Parlamentosu, 24 Mayıs 2007 tarihinde, Donnici’nin seçiminin geçersiz olduğunu bildirip, başvuranın seçiminin geçerliliğini teyit etmiştir. Hükümet, Avrupa Parlamentosu tarafından verilen, Donnici’nin yetkilerinin teyit edilmesine yönelik kararı Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) önünde temyize götürmüştür. Donnici ise aynı karara, Avrupa Toplulukları İlk Derece Mahkemesi (ATİDM) önünde itirazda bulunmuştur. ATİDM seri yargılamalar hâkimi söz konusu karara ilişkin yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Sonuç olarak, başvuranın Avrupa Parlamentosu üyeliği durdurulmuştur. Daha sonra, ATİDM, 13 Aralık 2007 tarihinde, davayı ATAD’a bırakmıştır. ATAD, 30 Nisan 2009 tarihinde, Avrupa Parlamentosu tarafından verilen söz konusu kararı bozmuştur.
Hukuki değerlendirme – 1 No.lu Ek Protokol’ün 3. maddesi: Avrupa Parlamentosu seçimlerine adaylığını koyan başvuran, üyelikten istifa ettiğini bildiren bir belge imzalamıştır. Bu durum, kendisinin de içinde bulunduğu siyasi hareketin kurucu üyelerinden olan kişiyle yapmış olduğu anlaşmanın sonucunda ortaya çıkmış ve aldığı oyları her türlü yararlı etkiden yoksun bırakmıştır. Başvuranın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durumun, diğer bir ifadeyle, Avrupa Parlamentosuna seçildiğine yönelik bildirinin iptal edilmesi durumunun oluşmasına, büyük ölçüde kendisinin yol açtığı kabul edilebilir. Ayrıca başvuran, DiPietro ile yapmış olduğu anlaşmanın, İtalyan yetkililer tarafından yasadışı ilan edilmesi gerektiğini ve esasen kendi fiillerini geçersiz kılma hakkına dayandığını belirtmiştir. Ancak Mahkeme, başvuranın, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamı dâhilinde, suçlamada bulunduğu olayların bir “mağduru” olduğunu iddia edip edemeyeceği sorusunu veya Sözleşme’nin 35 § 3 (b) maddesi anlamı dâhilinde, başvuran açısından “önemli bir zarar” bulunup bulunmadığı sorusunu yöneltmesinin gerekli olmadığı kanısına varmıştır.
Avrupa Parlamentosu, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin amaçları doğrultusunda, üye Devletlerin yasama organlarının bir parçası olarak kabul edilmesi için yasama süreciyle ve Avrupa Birliği faaliyetlerinin teftişinin denetlenmesiyle yeterince ilgili olmuştur. Dolayısıyla, belirtilen hüküm uygulanabilirdi.
Başvuran, esasen Parlamentodan istifa etmesinin değiştirilemez olduğu sonucuna varan Danıştayı eleştirmiştir. Ancak Mahkeme, herhangi bir keyfilik tespit etmemiştir. Bir bireyin, Sözleşme tarafından güvence altına alınan ilkelere zarar vermeden, haklarını özgürce kullanabileceği ve bunun neticesinde kalıcı sonuçların ortaya çıkabileceği birçok eylem bulunmaktadır. Başvuranın istifasını geri çekmesinin kabul edilmemesi, seçim sürecinde yasal belirlilik ilkesinin güvence altına alınması ve diğer kişilerin haklarının, özellikle de başvuranın bıraktığı sandalyeye seçildiği bildirilen kişinin haklarının korunması meşru amaçlarını taşımıştır. Bir aday Parlamentodan istifa edip, daha sonra bu kararını herhangi bir zamanda geri alma olanağına sahip olsaydı, yasama organının oluşumuna ilişkin belirsizlik ortaya çıkardı. Ayrıca, başvuran herhangi bir keyfi sonuca maruz kalmamıştır. Başvuran, kendi özgür iradesiyle istifasını imzaladığında, bu kararın, DiPietro’nun istifa etmesi durumunda bile, Avrupa Parlamentosunda yer alamayacağı anlamına geleceğini biliyordu ya da bilmeliydi. Halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasının ihlal edilip edilmediğine ilişkin konuyla ilgili olarak, başvurana oy veren seçmenlerin hissettiği olası hayal kırıklığı, doğrudan İtalyan yetkililere değil, başvuran ve DiPietro arasında yapılan ve verilen oyları her türlü yararlı etkiden mahrum eden anlaşma nedeniyle belirtilen iki isme atfedilebilir. Ayrıca, yapılan seçimler sonucunda, bir aday yasama meclisinde yer alma hakkını elde edebilir. Ancak, bu hakkını yerine getirmesi yönünde bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Adaylar, siyasi veya kişisel gerekçelerle, görevlerini bırakabilirler. Seçildikleri koltukların ve görevlerini bırakma kararının, genel oy hakkı ilkesine aykırı olduğu düşünülmemelidir. Mevcut davada, başvuranın isteği, yazılı ve kesin terimlerle açıklanmıştır. Ayrıca başvuran, 12 Kasım 2004 tarihinde Avrupa Parlamentosuna gönderdiği yazıda, istifasının kesin olduğunu belirtmiştir. Son olarak, ATAD 30 Nisan 2009 tarihli kararında, Topluluk hukuku uyarınca mevcut olan hakları güvence altına almayı hedefleyen itirazlar için yetkili mahkemeleri belirlemenin ve usuli düzenlemeleri gerçekleştirmenin, her bir üye Devletin ulusal hukuk sisteminin sorumluluğunda olduğu sonucuna varmıştır. İtalyan hukuk sistemine göre, mevcut davada Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay yetkili mahkemelerdi. Başvuranın istifasının etkileri ve niteliğine ilişkin yargılamalar, davayı tüm yönleriyle ele alma yetkisine sahip olan belirtilen yargı organları önünde gerçekleşmiştir. Başvuran, söz konusu yargılamalar kapsamında, savunması için gerekli gördüğü görüşlerini sunabilmiştir.
Yukarıda belirtilenler ve özellikle de Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi ile güvence altına alınan hakların “pasif” yönü (seçilme hakkı) açısından Devletlere tanınan geniş takdir yetkisi dikkate alındığında, söz konusu hükmün ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Full & Egal Universal Law Academy