AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 9510/06
Tonguç OK ve Diğerleri / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 5 Aralık 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
24 Şubat 2006 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Tonguç Ok, Necip Baysal ve Dursun Yaman, üç Türk vatandaşıdır. Sırasıyla 1974, 1975 ve 1970 tarihlerinde doğmuşlardır. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat Z. Çelik tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuranlar, sırasıyla 22 Ocak 1997, 14 Nisan 1997 ve 26 Haziran 1995 tarihlerinde gözaltına alınmışlardır. Sonrasında ise terör örgütü üyeliğiyle suçlanmış ve haklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde ceza davası açılmıştır. Başvuranların aleyhine açılan davalar birleştirilmiştir. Başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen duruşmaların birçoğuna katılmamışlardır.
5. Bu süreçte, 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesi değiştirilmiş ve devlet güvenlik mahkemeleri kürsüsünde bulunan askeri hâkimlerin görevine son verilmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin kanunda 22 Haziran 1999 tarihinde yapılan benzer değişikliklerin ardından, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde bulunan ve başvuranların davasını gören askeri hakimin yerine Askeri hakim sınıfından olmayan adli bir hakim atanmıştır. Bu tarihten sonra Askeri hakim sınıfından olmayan bu hâkimler tanık ifadelerini dinlemiş, başvuranların savunma beyanlarını almış ve cumhuriyet savcısının beyanlarının incelemiştir.
6. 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır. Bu nedenle, başvuranlar aleyhinde açılan dava için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi görevlendirilmiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 30 Mayıs 2008 tarihinde başvuranlara atılı suçları sabit bulmuş ve müebbet hapis cezası vermiştir.
8. Yargıtay, 11 Mart 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
B. İlgili İç Hukuk
9. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Öcalan/Türkiye, ([BD], no. 46221/99, §§ 52-54, AİHM 2005‑IV); Şefik Demir /Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012) ve Müdür Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19‑26, 26 Mart 2013) kararlarında bulunabilir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutukluluk süresinin makul olmayan derecede uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
11. Başvuranlar Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, kürsüde askeri hâkimin bulunması sebebiyle bağımsızlık ve tarafsızlığın gerekliliklerini karşılamayan bir mahkeme tarafından yargılandıkları ve mahkûm edildiklerini iddia etmişlerdir. Ek olarak, başvuranlar, hakkındaki yargılamanın aşırı düzeyde uzun sürdüğüne ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 Maddesi
12. Başvuranlar, tutukluluk süresinin aşırı derecede uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
13. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca kanunsuz tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunarak, Mahkeme’den başvuruların bu kısmını iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir.
14. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğu bakımından CMK’nin 141. maddesinin uygulanmasına ilişkin iç hukuk yolunun Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) kararında incelendiğini gözlemlemektedir. Sözü geçen kararda Mahkeme, CMK’nın 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun, haklarındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
15. Somut davada, başvuranların mahkûmiyeti 11 Mart 2009 tarihinde kesinleşmiştir. Bu tarihten itibaren başvuranlar, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip olmasına rağmen (bk. yukarıda anılan Demir, § 35), bu yola başvurmamıştır.
16. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, daha önce, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir hale gelen, tutukluluğun uzunluğu hakkındaki yukarıda anılan hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
17. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Sözleşme’nin 6. maddesi
1. A. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
18. Başvuranlar, kendilerini yargılayan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde askeri hâkimin bulunması gerekçesiyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmadıkları hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
19. Hükümet, başvuranların üç adli hâkimin görev yaptığı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edildiklerini ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde görülen davada görev alan askeri hâkimin yerine yargılamalar bitmeden uzun süre önce adli bir hâkimin atandığını öne sürmüştür.
20. Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kürsüsünde yer alan askeri hâkimlerin statüsünün belirli konularda yürütmeden bağımsızlıklarına ilişkin olarak soru işaretleri oluşturduğunu sürekli olarak belirtmektedir (bk., Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998, § 68, Hüküm ve Karar Raporları 1998‑IV, ve Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998, § 39, Hüküm ve Karar Raporları 1998‑VII). Ayrıca Mahkeme, Öcalan / Türkiye ([BD], no. 46221/99, §§ 114-115, AİHS 2005‑IV) kararında; askeri hâkimin kürsüden çıkarılmasının ardından Devlet Güvenlik mahkemesinin izlediği prosedürler başvuranın endişesini gidermediği takdirde, askeri hâkim söz konusu cezai yargılamalar sırasında yürürlükte olan ara kararların bir ya da birden fazlasında yer aldığı bir durumda yargılamalar sırasında nihai karar verilmeden önce askeri hâkimin bir adli hâkimle yerinin değiştirilmesinin başvuranın yargı mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olduğuna yönelik makul endişelerini gidermediğini belirtmiştir.
21. Somut davada Mahkeme, başvuranların davası İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülmeye başladığı sırada bu mahkemenin bünyesinde askeri bir hâkim olduğunu kaydetmektedir. Yargılamalar İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam ederken, Haziran 1999 tarihinde Anayasa’da değişiklik yapılmıştır ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin kürsüsünde bulunan askeri hâkimin yerine bir adli hâkim atanmıştır. Mahkeme, askeri hâkimin bulunduğu duruşmalarda, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin, özellikle başvuranların savunma haklarıyla ilgili önemli ara kararlar almadığının dosyada yer alan belgelerden açıkça anlaşıldığını tespit etmiştir. Askeri hâkim yerine sivil hâkimin atanmasının ardından yargılamalar yeni mahkemede dokuz yıl daha devam etmiştir. Bu süreçte mahkeme, esasa ilişkin birkaç duruşma düzenlemiş, tanıkları ve savunma beyanlarını dinlemiş, ve başvuranlar üç adli hâkimden oluşan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulunmuştur. Bu yüzden Mahkeme, davanın kendine özgü şartları dâhilinde yargılamalar bitmeden uzun süre önce askeri hâkimin yerine bir adli hâkimin getirilmesinin başvuranların yargı mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik makul endişelerini ortadan kaldırdığına karar vermiştir (bk., Sevgi Yılmaz/Türkiye (k.k.), no. 62330/00, 20 Eylül 2005, ve Yılmaz ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 38370/02, 19 Eylül 2006).
22. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, başvuranların İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
2. Ceza yargılamaların uzunluğu
23. Son olarak başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, makul bir süre içinde yargılanmadıkları hususunda şikâyetçi olmuştur.
24. Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünü müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri/Türkiye (no. 4860/09, §§ 19‑26, 26 Mart 2013) davasında vermiş olduğu kararda, başvuranların yeni hukuk yolu olmak üzere iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmettiğini hatırlatmaktadır. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
25. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını hatırlatmaktadır.
26. Hükümet, kişilerin yargılamaların uzunluğu ile ilgili olarak Sözleşme kapsamındaki şikâyetlerini tazmin edebilecek bir hukuk yolu sunan 9 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanuna atıfta bulunarak, Mahkeme’nin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmiştir.
27. Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında verdiği karar ışığında, mevcut başvuranları iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutmaya yönelik istisnai koşulların bulunmadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla, başvuranlar, 9 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanun’da öngörülen yeni hukuk yoluna başvurması gerekmektedir.
28. Bu sebeple Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy