AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 59040/08
Adnan OKTAR / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 30 Ocak 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 3 Kasım 2008 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet’in görüşlerini ve başvuran tarafından cevabi olarak sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Adnan Oktar 1956 doğumlu ve İstanbul’da ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat C. Gökdoğan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut olayın koşulları
3. Davanın olayları, tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenmektedir.
1. İhtiyati tedbir talebine ilişkin usul
4. Başvuran, 5 Ağustos 2005 tarihinde, Fatih Asliye Hukuk Mahkemesinden, şahsi kanaati doğrultusunda, dava konusu sayfaların kişilik haklarına saldıran yorumlar içerdiği gerekçesiyle, « » (genellikle « Ekşi Sözlük » olarak adlandırılan bir internet sitesi) internet sitesinin bazı sayfalarının engellenmesi doğrultusunda,bir ihtiyati tedbir talep etmiştir. Başvuran talebinde özellikle internet sitesinin ilgili sayfalarında yayınlanan aşağıdaki yorumları belirtmiştir:
« postmodern ucubeliğin temsilcisi» «mehdi o halde Adnan’ımız olacak » ; « modern zamanların mehdisi, motor tedarikçisi » ; « (...)o, [insanları] mankenlerle kokainli akşamlara götürür » ; « (...) eğer birşey bilseydi, saygıyı hakederdi » ; "Beni gerçekten düşündüren şey bu adam değil ama bu adamın kitaplarını okuyan ve onlara inanan fakirler" "benim için bu adamlar,insanlıkla mesafeyiuzak tutmak için bir neden oluştururlar"; "Bizim cahillerimize 2 + 2 = 5 gibi şeyleri öğreten ve gerçekten var olmayan Türkiye’nin cehaletini sömüren kişi"; "aslında herhangi bir kitap yazmayan film adamı"; "Onu evrim teorisine antipatisiyle tanıyoruz"; "deli"; "Adnan hoca mantığı tarafından yaratılan kadın modeli"; « Psikopat bir zihniyet »
5. Asliye Hukuk Mahkemesi 9 Ağustos 2005 tarihinde, ihtiyati tedbir talebini kabul etmiş ve başvuran hakkındaki « olumsuz » yayınlar nedeniyle söz konusu internet sitesi sayfalarının engellenmesine karar vermiştir.
6. Dava konusu internet sitesinin sahibi, 24 Ağustos 2005 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinin kararına itiraz etmiştir. Başvuran itiraz talebine dayanak olarak, sahibi olduğu internet sitesinin, onbinlerce yazarın belirli konularda takma ad altında kendilerini özgürce ifade edebilmelerine imkân sağlayan bir topluluk sitesi olduğunu, bazı yazarların yazılarını ön kontrolsüz ve otomatik olarak yayınladıklarını ve site yöneticilerinin yazarların sakıncalı yorumlarını kaldırmakla yükümlü olduklarını belirtmiştir. Yazarların teknik olarak yorumlarına müdahale etmenin imkân dâhilinde olduğudüşünüldüğünde, ilgili yayınların tümüyle engellenmesinin orantısız olduğunu değerlendirmiştir. Buna ek olarak yukarıda anılan kararda, hangi yazıların hangi gerekçelerle kaldırılması gerektiğinin açık bir şekilde belirtilmemesini eleştirmiştir. Başvuran hakkındaki sakıncalı yorumların, Asliye Hukuk Mahkemesi kararının tebliği öncesinde bile her halukarda, site yöneticileri tarafından daha önceden kaldırılmış olması gerektiğini sözlerine eklemiştir.
7. Başvuru dosyası, bu itirazın sonucuna dair herhangi bir bilgi içermemektedir.
2. İnternet sitesinin uyuşmazlık konusu sayfalarınınkesin olarak engellenmesi talebine ilişkin usul (« Temel usul »)
8. Başvuran, 17 Ağustos 2005 tarihinde Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine (« Asliye Hukuk Mahkemesi ») Türk Medeni Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca internet sitesinin uyuşmazlık konusu sayfalarına erişimin, kesin olarak engellenmesine yönelik başvuruda bulunmuştur.
9. Başvuran 20 Mart 2006 tarihinde, söz konusu sayfaların içeriklerinde kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
10. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 16 Temmuz ve 4 Ekim 2006 tarihli bilirkişi raporlarına göre, ihtiyati tedbire hükmedilen karar, bu sitede yasadışı bir yorumun yayında olduğunu gösteren herhangi bir unsur içermemektedir ve bu nedenle internet sitesi başvurana karşı sorumlu tutulamaz.
11. Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, bu bilirkişi raporlarına karşı kendi beyanlarını sunmuştur. Başvuran, yukarıda anılan karar internet sitesinde yayınlanan sakıncalı yazılara ilişkin herhangi bir unsur içermese de, Asliye Hukuk Mahkemesinin dava konusu yayınları gördükten sonra kararını vermiş olduğunu ileri sürmüştür. Asliye hukuk hâkimine sunulan uyuşmazlık konusu yazıların « word » biçiminde olmasının,bunların kanıt değerini değiştirmeyeceğini, elinde olaylar döneminde yayınlanan yazıların kayıtlı olduğu disketlerin bulunduğunu ve talebinin davalı tarafça sunulan arşiv belgelerine dayanarak reddedilmiş olamayacağını savunmuştur.
12. Davalı, farklı tarihlerde sunduğubeyanlarında, ihtiyati tedbir kararınıninternet sitesinde yayınlanan herhangi bir yasadışı yazıya atıfta bulunmadığını ancak bu karara istinaden yine debaşvuran ile ilgili internet sayfalarına erişimin kendisine göre basın ve ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturarak engellendiğiniileri sürmüştür.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi 25 Aralık 2006 tarihinde esas hakkında kararını vermiştir. Asliye hukuk hâkimi tarafından verilen ihtiyati tedbirin kabulünü öngören karara ilişkin dosya kapsamında, taraflarca sunulan delil unsurlarının incelenmesinin ardından, başvuran tarafından sunulan ihtilaflı yazıların söz konusu internet sitesinde yayınlandığını gösteren yeterli delil unsuru bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, bu bağlamda ihtiyati tedbire hükmeden kararın, bu yazılardan birinin bile yayınlandığını göstermediğini ve davalı tarafça sunulan arşiv belgelerinde de bu yazılara ilişkin bir emare bulunmadığını belirlemiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi sonuç olarak başvuranın talebini reddetmiştir.
14. Yargıtay; 31 Ocak 2008 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve karara dayanak oluşturan delilleri, özellikle dosya kapsamındaki yazıları dikkate alarak, delillerin değerlendirilmesinde herhangi bir ilgi kurulamaması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını onamıştır.
15. Başvuran, 6 Mart 2008 tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Bilhassa kendisi tarafından sunulan delillerin özellikle de ihtilaflı yazıların kayıtlı olduğu disketlerin Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından değerlendirilme biçimine itiraz etmekte ve ihtiyati tedbir kararı veren hâkimintanık olarak dinletilmesi talebiyle ilgili, kendisi tarafından sunulan talebinin reddedilmesini eleştirmiştir.
16. Yargıtay, kanunda öngörülen karar düzeltme sebeplerinden herhangi birinin bulunmaması nedeniyle başvuranın talebini 6 Mayıs 2008 tarihinde reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk
17. Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri (1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 22 Kasım 2001 tarihli ve 4721 sayılı Kanun) şu şekilde düzenlenmiştir:
Madde 24
« Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.»
Madde 25
« Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
(...) »
18. Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi (1 Temmuz 2011 tarihinde yürürlüğe giren 11 Ocak 2011 tarihli ve 6098 sayılı Kanun) şu şekildedir:
« Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. »
ŞİKÂYETLER
19. Sözleşme’nin 10. maddesini ileri süren başvuran, Devlet’i özel yaşamına saygı hakkının korunmasında başarısız olmakla suçlamaktadır.
20. Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri süren başvuran, adil yargılanmamış olmaktan şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesinin, ihtiyati tedbirin kabulünü öngören kararla çelişkili bir karar verdiğibelirtmekte ve şahsi kanaati doğrultusunda, alınması gerekli bilirkişi raporu kapsamında, tüm delil unsurlarının toplanması ve ihtiyati tedbir kararı veren hâkimingerekçe gösterdiği gerçeklerin,somut olarak tespitinin sağlanması gerekirken; ilgili hususların yerine getirilmediğini iddia etmektedir.
21. Başvuran ayrıca Yargıtay’ı, kararlarını gerekçelendirmemekle ve sadece hukuki noktaları incelemekle suçlamaktadır.
22. Son olarak Sözleşme’nin 14. maddesi alanında, Asliye Hukuk Mahkemesinin, internet sitesinin sahibine ayrıcalık tanıdığından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın özel yaşam hakkına saldırı iddiasına ilişkin şikâyet hakkında
23. Mahkeme, Sözleşme’nin 6, 10, 13 ve 14. maddeleri bağlamındaki şikâyetleri ile başvuranın, esas olarak itibarının, üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması amacıyla yerel makamların ihmallerinden şikâyet ettiğini dikkate almaktadır. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesinde takdir yetkisine sahip olan Mahkeme; tarafların olaylara atfettikleri nitelendirmeler ile bağlı olmadığını hatırlatmaktadır. Somut olayda başvuranınşikâyetini ve sonucuna itiraz ettiği hukuk davasının doğasını göz önünde bulunduran Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında ifade edilen olay ve olguların incelenmesinin yerinde olacağı kanaatindedir, 8. maddenin somut olayla ilgili kısmı şu şekildedir:
« 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.»
1. Tarafların görüşleri
24. Hükümet, somut olayda başvuranın özel yaşamına müdahale bulunmadığını savunmaktadır. Bu bağlamda başvuranın, söz konusu internet sitesine yönelik itibarsızlaştırıcı yazıların yayınlandığına dair iddiasını kanıtlamayı başaramadığı gerekçesiyle; Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, başvuranın talebinin reddedildiğini ifade etmektedir. Buna ilişkin olarak da mahkeme tarafından elde edilen bilirkişi raporuna atıfta bulunmakta ve bu rapora göre, sunulan “word”biçimindeki belgelerin, başvuran tarafından değiştirilmiş olabileceğini öne sürmektedir. Hükümet, başvuranın ihtilaf konusu yazıların iletildiği sırada, kendisi tarafından şikâyet edilen bu yorumlara ilişkin delillerin toplanmasını ya da bunun anılan bilirkişi raporunda belirtileceği şekilde bir kopyasının sağlanmasını ya da internet sitesinin ilgili sayfalarının çıktısının alınmasını mahkemeden talep etmesi gerektiği kanısındadır. Ayrıca, ihtiyati tedbire yönelik kararın, internet sitesindeki ihtilaflı yazıların yayınlanmasına izin vermediğini de iddia etmektedir.
25. Başvuran, Hükümetin görüşlerine itiraz etmektedir. İhtiyati tedbir kararı veren asliye hukuk hâkiminin, ihtilaf konusu yazıların varlığını tespit ettikten sonra, internet sitesinin ilgili sayfalarına erişimin engellenmesine karar verdiğini iddia etmektedir. Buna ek olarak avukatı tarafından sunulan delil unsurlarının –bu kişinin gerçekliğini belgelendirmeye yetkili olduğu “word”, biçimindeki belgeler de dâhil olmak üzere- kanıt değeri taşıdığı şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
a) Genel ilkeler
26. Mahkeme, ifade özgürlüğü ve özel yaşamın korunması ile ilgili yerleşik içtihadından doğan ilkelerin bilhassaCouderc ve Hachette Filipacchi Derneği /Fransa([BD], no. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) kararında özetlendiklerini hatırlatmaktadır.
27. Mahkeme, ayrıca özel yaşam kavramının, bir kişinin ismi, görünümü, fiziksel ve ruhsal bütünlüğü gibi kendi kimliği ile ilgili geniş bir kavram olduğunu da hatırlatmaktadır (Von Hannover / Almanya, no.59320/00, § 50, AİHM 2004-VI). Mahkeme’nin içtihadında, bir kişinin itibârını koruma hakkının; özel yaşama saygı hakkının bir unsuru olarak Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunduğukabul edilmektedir(Axel Springer AG /Almanya [BD], no. 39954/08, § 83, 7 Şubat 2012, Delfi AS /Estonya[BD], no. 64569/09, § 137, AİHM 2015, Bédat /İsviçre[BD], no. 56925/08, § 72, AİHM 2016, veMedžlis Islamske Zajednice Brčko ve diğerleri/Bosna Hersek [BD],no. 17224/11, § 76, AİHM 2017; Bkz.ayrıca, diğerleri arasında, Polanco Torres ve Movilla Polanco /İspanya, no. 34147/06, § 40, 21 Eylül 2010). Bir kişi kamusal bir tartışma çerçevesindeki eleştirilerin odağı olsa bile; bu kişinin itibarı, özel yaşamına giren şahsi kimliğinin ve ruhsal bütünlüğünün bir parçasıdır (Pfeifer /Avusturya, no. 12556/03, § 35, 15 Kasım 2007, vePetrie /İtalya, no. 25322/12, § 39, 18 Mayıs 2017). Aynı değerlendirmeler, kişinin onuru için de geçerlidir (Sanchez Cardenas /Norveç, no. 12148/03, § 38, 4 Ekim 2007, veA. /Norveç, no. 28070/06, § 64, 9 Nisan 2009). Bununla birlikte; 8. maddenin uygulama bulması için, itibara yönelik saldırının, belirli bir düzeyde ciddiyet içermesi ve kişinin özel hayata saygı hakkından faydalanmasına engel olacak nitelikte olması gerekmektedir(yukarıda anılan Axel Springer AG [BD], § 83,yukarıda anılan Delfi AS [BD] kararı, § 137, yukarıda anılan Bédat [BD] kararı, § 72, yukarıda anılan Medžlis Islamske Zajednice Brčko ve diğerleri [BD] kararı, § 76).
28. Mahkeme, sonrasında bireylerin internet üzerinde kendilerini ifade etme imkânının ifade özgürlüğünün kullanılmasında emsalsiz bir araç olduğunu belirtmektedir. Bu, Mahkeme’nin çeşitli vesilelerle kabul ettiği şekilde tartışmasız bir gerçektir (Times Newspapers Ltd /Birleşik Krallık (no. 1 ve 2), no. 3002/03 ve 23676/03, § 27, AİHM 2009 veAhmet Yıldırım /Türkiyeno. 3111/10, § 48, AİHM 2012). Ancakbu medya avantajları, beraberinde belirli sayıda riskleri de getirmektedir. İftiralar, bilhassa küçük düşürücü, nefret dolu ya da şiddet içeren söylemler dedâhil olmak üzere açıkça yasadışı ifadeler, daha önce dünyada hiç olmadığı gibi, saniyelerce veya kimi zaman uzun süre çevrimiçi kalabilmektedirler. Bunlar, mevcut davanın merkezini oluşturan iki çelişkili gerçektir. Sözleşme’nin temelini oluşturan değerlerin korunmasının gerekliliği göz önünde tutulduğunda ve sırasıyla 8. ve 10. maddelerinin koruduğu hakların eşit bir saygıyı hakettikleri değerlendirildiğinde, bu haklardan birinin ya da diğerinin özünü koruyan adil bir denge kurulması gerekmektedir. Dolayısıyla, internetin ifade özgürlüğünün kullanılması amacıyla sunduğu önemli avantajları tanımasına rağmen Mahkeme, ilke olarak hakaret içeren sözler ya da başka türdeuygunsuz içeriklerden zarar görenkişilerin, kişilik haklarının ihlallerine karşı etkili bir hukuk yolu teşkil edebilecek niteliktetazminat davası açma imkânlarını da korumanın, gerekli olduğunu değerlendirmektedir (yukarıda anılan Delfi AS [BD]kararı § 110).
29. Buna ek olarak, Mahkeme, internet sitelerinin erişilebilirlikleri ile birlikte büyük miktarda veriyi depolama ve dağıtım kapasiteleri sayesinde, ziyadesiyle kamunun güncel konulara erişimini iyileştirmeye ve genel olarak bilgi iletişimini kolaylaştırmaya katkı sağladıklarını daha önce belirtmiştir (yukarıda anılan Ahmet Yıldırımkararı, § 48, ve yukarıda anılan Times Newspapers Ltd kararı § 27).Aynı zamanda, çevrimiçi iletişim ve içerikleri, temel haklar ve özgürlüklerden yararlanma, bu hak ve özgürlüklerin kullanımı, özellikle de özel hayata saygı hakkına zarar verme konusunda şüphesiz, basından daha fazla risk taşımaktadır (Pravoye Delo ve Shtekel Redaksiyon Komitesi /Ukrayna, no. 33014/05, § 63, AİHM 2011 (özetler)).
30. Mahkeme ayrıca, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmedikleri sürece, iç hukuk tarafından yapılan olası maddi ya da hukuki hataların, Mahkeme ile ilgili olmadığını hatırlatmaktadır (bkz., örneğin, García Ruiz /İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑IvePerez /Fransa [BD], no. 47287/99, § 82, AİHM 2004‑I).Sözleşme’nin 6. maddesi, her ne kadar adil yargılanma hakkını güvence altına alsa da, delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi öncelikli olarak iç hukuku ve ulusal mahkemeleri ilgilendiren bir konuyu düzenlememektedir. Ulusal mahkemelerin şu veya bu delil unsuruna atfettikleri önem veya baktıkları davalarda vardıkları şu veya bu sonuç veya değerlendirmeler ile ilgili konuların incelenmesi, kural olarak Mahkemenin yetkisi dışındadır. Mahkeme’nin kendisini dördüncü derece yargı organı yerine koyması gerekmemekte ve ulusal mahkemelerin vardığı sonuçların keyfi veya açıkça mantığa aykırı olduğu kabul edilmediği sürece, bu mahkemelerce yapılan değerlendirmeleri, 6. maddenin 1. fıkrası açısından değerlendirmemektedir (bkz., örneğin, Bochan /Ukrayna (no. 2) [BD], no. 22251/08, § 61, AİHM 2015, De Tommaso /İtalya[BD], no. 43395/09, § 170, AİHM 2017 (özetler) veMoreira Ferreira /Portekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, § 83, 11 Temmuz 2017).
b) Somut olayda ilkelerin değerlendirilmesi
31. Mahkeme, mevcut davada; başvuranın, kişilik haklarını ihlal eden yazıların burada yayınlandığı gerekçesiyle bir internet sitesinin bazı sayfalarına erişimin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu ve asliye hukuk hâkiminin de bu talebi kabul ettiğini belirtmektedir (bkz. yukarıdaki 4 ve 5. paragraflar). Ayrıca başvuranın bunun ardından Asliye Hukuk Mahkemesinde internet sitesinin söz konusu sayfalarının kesin olarak kapatılması talebi ile birlikte, aynı zamanda tazminat davası açtığını (bkz. yukarıda paragraf 8 ve 9. paragraflar ), bu mahkemenin, ilgilinin internet sitesi tarafından ihtilaf konusu yazıların yayınlandığına dair iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle bu talepleri reddettiğini (bkz., yukarıdaki 13. paragraf) ve Yargıtay’ın bu mahkeme tarafından verilen kararı onadığını (yukarıdaki 14 ve 16. paragraflar) kaydetmektedir.
32. Mahkeme; başvuranın, internet sitesinin ilgili sayfalarının nihai olarak kapatılması ve zararının tazmin edilmesine yönelik taleplerinin, Asliye Hukuk Mahkemesi ve Yargıtay tarafından reddedilmesine ilişkin olarak, bu mahkemelerin özel yaşamına saygı hakkını korumakta kusurlu olduklarını düşündüğünü tespit etmektedir.
33. Mahkeme, somut olayda, başvuranın özel yaşamına saygı hakkına müdahale bulunup bulunmadığı hususunda, tarafların uzlaşamadıklarını dikkate almaktadır. Aslında, başvuran, kendisi ile ilgili onur kırıcı veya hakaret içeren yazıların, Asliye Hukuk Mahkemesine ihtiyati tedbir talebini sunduğu sırada internet sitesinin bazı sayfalarında yayında olduğunu iddia ederken; Hükümet, ilgilinin yapılan bu iftira niteliğindeki yayınların varlığını Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki esas dava sırasında kanıtlamayı başaramadığını ileri sürmektedir.
34. Mahkeme; daha sonra başvuranın bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki esas davanın ve ihtilaflı yazıların olaylar döneminde internet sitesinde yayınlanıp yayınlanmadığına ilişkin mahkeme tarafından yapılan kanıt değerlendirmesinin sonucundan şikâyetçi olduğunu gözemlemektedir.Bu bağlamda, ihtiyati tedbir uygulayan asliye hukuk hâkiminin kararına ilişkin dosya içeriğinin, elde edilen bilirkişi raporlarının ve taraflarca sunulan diğer tüm delil unsurlarının toplanmasının ve incelenmesinin ardından başvuranın taleplerini reddettiğini belirtmektedir (yukarıdaki 13. paragraf).Bu nedenle, Asliye Hukuk Mahkemesinin, başvuran tarafından esas davanın açılmasının ardından taraflarca sunulan delil unsurları ışığında karar verdiğini ve internet sitesinde yayınlanan ihtilaflı yazıların yayınlanması ile ilgilinin özel yaşamına saygı hakkının ihlalini içeren iddiasının kanıtlanmadığı sonucuna vardığını tespit etmektedir.
35. Mahkeme, başvuranın,ihtiyati tedbir kararını veren hâkimin tanık olarak çağrılmaması ile ilgili görüşü konusunda; deliltoplama ve değerlendirme yönetiminin, öncelikle iç hukuk kuralları ile ilgili olduğunu ve ilke olarak bu kurallarla elde edilen kanıtları değerlendirmenin ulusal mahkemelere düştüğünü hatırlatmaktadır (Edwards / Birleşik Krallık, 16 Aralık 1992, § 34, Seri A no. 247-B).Mahkeme; somut olayda başvuranın, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, bu hâkimin tanık olarak ifadesinin alınmasının, ihtiyati tedbirin alınmasına ilişkin kararla ilgili dosyanın incelenmesinin dışında, ne şekilde kendi lehinde belirleyici bir delil unsuru teşkil edebileceğini göstermediğini tespit etmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, asliye hukuk hâkiminin kararının, olaylar dönemindeinternet sitesinde yayınlanan ihtilaflı yorumlarla ilgili herhangi bir ayrıntı içermediğini ve yalnızca başvuran hakkındaki “olumsuz” yayınların söz konusu internet sitesinin sayfalarındaengellenmesine karar verdiğini belirtmektedir (yukarıdaki 5. paragraf).
36. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, mevcut davada başvuranın lehine kanıtları açıklayabildiği ve davasını özgürce savunabildiği bir çekişmeli yargılamadan yararlanmış olduğunu ve kanıtlarının yerel hâkimler tarafından usulünce incelenmiş olduğunu değerlendirmektedir. Bu bağlamda, ulusal mahkemelerin kararlarını doğru bir şekilde gerekçelendirdiklerini ve incelemelerine tabi tutulan koşulların analizlerinin keyfi, açıkça mantıksız veya yargılamanın hakkaniyetine halel getirmiş olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamaktadır.
37. Mahkeme bu nedenle, ihtiyati tedbir talep edildiği tarihte internet sitesinde yayınlanan, başvurana yönelik hakaretamiz yazıların var olduğu varsayıldığında, bu yazıların; muhtemelen ilgili tarafından esas dava açılmadan önce sitenin yöneticileri tarafından silinmiş olabileceğini değerlendirmektedir. Mahkeme, adı geçen sitenin sahibi tarafından 24 Ağustos 2005 tarihli itirazda sözkonusu internet sitesinin işlevi hakkında yapılan; yazarların yazılarını otomatik olarak ve sitede ön kontrolü yapılmaksızın yayınlandığını, site yöneticilerininin istenmeyen yorumlarını silmekle yükümlü olduklarını ve başvurana yönelik istenmeyen yorumların her halukarda site yöneticileri tarafından ve hatta asliye hukuk hâkiminin kararının tebliği öncesinde silinmiş olması gerektiğini belirten açıklamayaatıfta bulunmaktadır (bkz. yukarıdaki 6. paragraf).
38. Mahkeme, bu bağlamda, Delfi AS (yukarıda anılan [BD]) davasında, güncel bir portalda, üçüncü şahısların yaptığı yorumların, bir kişinin fiziksel bütünlüğüne doğrudan tehditler ve nefret söylemi şeklinde olduğunu;bu portalların,bireylerin ve toplumun hak ve menfaatlerini bütün olarak korumak için, açık bir şekide kanuna aykırı yorumları yayınladıktan sonra süresiz geri çekmek için tedbir almamaları halinde, Sözleşmeci Devletler’in, iddia edilen mağdur ya da üçüncü kişiler tarafından yapılacak ihbarı beklemeksizin sorumlu internet sitelerindeki güncel durumları, Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmeden yargılayabileceklerini değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Delfi AS [BD] kararı, § 159).Bununla birlikte, diğer durumlarda, hızlı tepki imkanı sağlayan etkili usuller eşliğinde bir bildirime dayalı geri çekme sisteminin, ilgili tüm kişilerin haklarını ve çıkarlarını dengelemek için uygun bir araç olabileceğini değerlendirmiştir (yukarıda anılanDelfi AS [BD] kararı, § 159 ve Magyar Tartalomszolgáltatók Egyesülete ve I Zrtc., Macaristan, no. 22947/13, § 91, 2 Şubat 2016).
39. Mahkeme, mevcut şikâyet koşullarında, hakaret niteliğinde olduğu iddia edilen yorumların dava konusu yapılması halinde, söz konusu site yöneticilerinin istenmeyen yorumları geri çekmesi için adı geçen site tarafından bu bağlamda bir bildirim gönderilmesini bile beklememesinin, kişilerin itibarının korunması konusunda uygun olmayan bir araç olarak düşünülemeyeceği kanısındadır. Bu nedenle, mevcut davada; muhtemelen başvuranı hedefleyenhakaret niteliğindeki yorumların, bazı yazarlar tarafından internet sitesinde yayınlandığı ve hâkimin ihtiyati tedbir kararının bildirilmesinden önce ya da sonra site yöneticileri tarafından silindiği varsayılsa bile, başvuranın özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına müdahale olduğu sonucuna varılamaz. Dolayısıyla, mevcut davada, yerel mahkemelerin, başvuranın internet sitesinin ilgili sayfalarının kesin olarak kapatılması ve tazminat elde etmeye yönelik taleplerini reddetmesi, özel hayata saygı hakkının korunması konusunda bu mahkemelerin bir kusuru olarak değerlendirilemez.
40. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilmez olarak beyan edilmesi gerektiğini düşünmektedir.
B. Yargıtay kararlarının hakkaniyetten yoksun olduğu iddiasına ilişkin şikâyet hakkında
41. Başvuran, Yargıtay’ın kararlarını gerekçelendirmemesinden ve incelemesini sadece hukuki hususlarda yapmış olmasından şikâyetçi olduğunu ileri sürmüştür.
42. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
43. Mahkeme, bir tarafıngörüşlerinin tümünün reddedilme nedenlerinin, Mahkeme tarafından açıklanmasının istenilmesinin, mutlak bir hak olmadığını hatırlatmaktadır (İbrahim Aksoy/ Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 28635/95ve diğer 2 başvuru, 10 Ekim 2000).Mahkeme daha sonra, yüksek bir mahkemenin; bir temyiz başvurusunu reddetmek amacıyla,detaylandırmaya gerek duymadan, yalnızca belirli bir yasal hükme dayanarak, gerekçelendirmeye ilişkin yükümlüğünü yerine getirmiş sayılacağını hatırlatmaktadır (Burg vediğerleri/Fransa (kabul edilebilirlik kararı), no. 34763/02, 28 Ocak 2003, Salé /Fransa, no. 39765/04, § 17, 21 Mart 2006 veGorou /Yunanistan (no. 2) [BD], no. 12686/03, § 41, 20 Mart 2009). Mahkeme ayrıca, temyiz mahkemesinin temyiz başvurusunu reddederken, ilke olarak, ilk derece mahkemesinin kararının gerekçelerini kendi gerekçesi yapmakla yetinebileceğini de hatırlatmaktadır (yukarıda anılanGarcia Ruiz [BD], § 26 ve Di Silvio / İtalya (kabul edilebilirlik kararı)no.56635/13, § 44, 20 Ekim 2015).
44. Bu durumda, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusuna ilişkin olarak, Mahkeme, temyiz incelemesi kapsamında, Yargıtay’ın,ilk derece mahkemesinin kararında belirttiği gerekçeyi onamadan önce, bu mahkeme tarafından dosya unsurları ışığında yapılan delil değerlendirmesini denetlemiş olduğunu kaydetmektedir. Karar düzeltme başvurusu ile ilgili olarak ise; bu temyiz başvurusunun incelenmesi vesilesiyle, yüksek mahkemenin, böyle bir karar sonucuna ulaşmadan önce kararın düzeltilmesine ilişkin hukuki sebeplerden birinin, bu davada var olup olmadığını teyit ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme dolayısıyla, mevcut davada Yargıtay tarafından kabul edilen gerekçelerin yeterli olduğunu değerlendirmektedir.
45. Bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilmez olarak beyan edilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş ve 22 Şubat 2018 tarihinde, yazılı haliyle bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy