AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 2010/22
Zübeyde ÖLMEZ ve diğerleri/Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 7 kasım 2023 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Hakkâri Barosuna bağlı Avukat R. Tugan Kalkan tarafından temsil edilen ve ilgili bilgileri ekte yer alan üç Türk vatandaşının (“başvuranlar”), 22 Aralık 2021 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 2010/22 no.lu başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Nuriye Ölmez ve Şevket Ölmez’in o sırada yedi yaşında olan kızı Zübeyde Ölmez, 2 Kasım 2003 tarihinde, Andaç köyünde bulunan ilkokuluna 500 metre mesafede gerçekleşen bir mühimmat patlaması sonucu yaralanmıştır. Söz konusu patlama, dört çocuğun ölümüne ve aralarında ilgilinin de bulunduğu yedi çocuğun yaralanmasına neden olmuştur. Aynı gün düzenlenen tıbbi raporda, çocuğun sağ kolunda biri 1,5 cm, diğeri 1 cm olmak üzere iki yara izi bulunduğu belirtilmiştir. Yetkili makamlar tarafından yürütülen soruşturma, o zamanlar on bir yaşında olan çocuklardan birinin olay yerinde bulduğu patlayıcıyı bir kayaya çarparak kazara patlamasına neden olduğunu tespit etmeye imkân vermiştir. Uludere Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan soruşturma raporunda, patlayıcının Türk ordusunun silah envanterine kayıtlı olmadığı belirtilmiştir. Patlayıcı muhtemelen PKK tarafından (Kürdistan İşçi Partisi, silahlı terör örgütü) Andaç köyüne yapılan saldırı sırasında bu bölgeye düşmüştü. Başvuranlar, idare mahkemeleri önünde, İçişleri Bakanlığı hakkında bir tazminat davası açmışlar ve davayı tamamen kazanmışlardır. İdare mahkemeleri, başvuranlara aşağıdaki meblağların ödenmesine karar vermiştir:– Zübeyde Ölmez’e, maddi tazminat bağlamında 30.039,62 Türk lirası (yaklaşık 9.158 avro) ve manevi tazminat olarak 20.000 Türk lirası (yaklaşık 6.097 avro);
– Nuriye Ölmez ve Şevket Ölmez’e, manevi tazminat bağlamında 10.000 Türk lirası (yaklaşık 3.048 avro).
Ödenmesine hükmedilen tazminatlara öncelikle idareye başvuruda bulunma tarihinden itibaren ve ikinci olarak, başvuranların avukatı tarafından ilk derece idare mahkemesine yapılan tazminatın yeniden değerlendirilmesi talebinin yapıldığı tarihten itibaren yasal gecikme faizleri uygulanmıştır. İlgililer, Zübeyde Ölmez’in uğradığı maddi zarar nedeniyle ödenen tazminat miktarının yeterli olmadığını, gecikme faizlerinin işlemeye başlaması gerektiği tarihe idare mahkemelerince doğru bir şekilde karar verilmediğini ve yargılamanın makul bir süre içinde yürütülmediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi, 26 Mayıs 2021 tarihinde, başvuranların başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, ilgililere 22 Haziran 2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurunun esas olarak, Sözleşme’nin 2. maddesine tekabül eden Anayasa’nın 17. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, Nuriye Ölmez ve Şevket Ölmez’in mağdur sıfatına sahip olmadığı kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, Zübeyde Ölmez’in, İçişleri Bakanlığının vatandaşlarının güvenliğini sağlama görevini yerine getirmediği, korumaya dair pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği ve dolayısıyla hizmet kusuru işlediği sonucuna varan idare mahkemeleri önünde davayı kazandığını gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin, Zübeyde Ölmez’in maddi ve manevi zarar bağlamında talep ettiği tazminatın tamamının ödenmesine hükmettiğini kaydetmiş ve bu nedenle ilgilinin mağdur olduğunu iddia etmeye devam edemeyeceği kanaatine varmıştır. Yargılamanın adilliği ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranların şikâyetlerinin, davanın esasına bakan mahkemeler tarafından kabul edilen olayların yorumlanmasıyla ve bu mahkemelerin delil unsurlarını değerlendirmesiyle ilgili olduğu ve bunların yargılamanın sonucunu yönlendirdiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin keyfi bir değerlendirmede bulunmadığı ve açık bir takdir hatası yapmadığı sonucuna varmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, başvuranların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonuna başvurmadıkları gerekçesiyle, idare mahkemeleri önündeki yargılamanın aşırı uzun sürdüğü iddiasıyla ilgili şikâyetin, mevcut hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvuranlar, özellikle Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddelerinin yanı sıra Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi açısından, Devletin Zübeyde Ölmez’i koruyamadığı ve ulusal mahkeme kararlarının kendileri için uygun ve yeterli bir telafi oluşturmadığı kanaatine varmışlardır. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından, özellikle idare mahkemelerinin gecikme faizlerinin işlemeye başladığı tarih hakkında verdiği kararı eleştirmektedirler. Başvuranlar, verilen kararın adil olmadığı kanaatine varmaktadırlar. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında, aşırı uzun sürdüğünü düşündükleri ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın süresinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar aynı zamanda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ileri sürmektedirler.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Sözleşme’nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 2. maddesi ile ilgili olarak, Zübeyde Ölmez’in yaralanmasının hayati tehlike arz edecek nitelikte olmadığını gözlemlemiştir. Bununla birlikte, dört çocuğun ölümüne neden olan patlama, ilgili açısından muhtemelen ölümcüldü. Dolayısıyla Mahkeme, Anayasa Mahkemesi gibi, Sözleşme’nin 2. maddesinin uygulanabilir olduğu kanaatine varmaktadır (Trévalec/Belçika, no. 30812/07, §§ 55-61, 14 Haziran 2011). Mahkeme ardından, ikincilik ilkesi uyarınca, iddia edilen Sözleşme ihlalini düzeltme görevinin öncelikle yetkili ulusal makamlara ait olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, bir başvuranın iddia edilen ihlalin “mağduru” olduğunu ileri sürüp süremeyeceği hususu, Sözleşme bakımından yargılamanın tüm aşamalarında ortaya çıkmaktadır. Başvuranın lehine bir karar veya tedbir, ilke olarak, ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlalini açıkça ya da özünde kabul etmediği, ardından telafi etmediği sürece, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca ilgiliyi “mağdur” sıfatından yoksun bırakmak için yeterli değildir (Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], no. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (alıntılar) ve Nada/İsviçre [BD], no. 10593/08, § 128, AİHM 2012). Dolayısıyla, bir yandan, Sözleşme tarafından korunan bir hakkın ihlalinin ulusal makamlar tarafından en azından esasen kabul edilip edilmediğini ve diğer yandan, sunulan telafinin uygun ve yeterli olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini denetlemek Mahkemenin görevidir (bk. özellikle Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 193, AİHM 2006-V). Sözleşme ile güvence altına alınan hakkın ihlalinin iç hukukta telafi edilmesi için uygun ve yeterli tazminat elde edilmesiyle ilgili olarak, Mahkeme genellikle, bu hususun bilhassa söz konusu Sözleşme ihlalinin niteliği dikkate alındığında, davanın koşullarının tamamına dayandığını değerlendirmektedir (Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 116, AİHM 2010). Mahkeme, somut olayın koşullarına dönerek, mevcut başvurunun esasen Devletin başvuran Zübeyde Ölmez’in yaşam hakkını koruma konusunda pozitif yükümlülüğüyle ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, patlamamış askeri mühimmatın imhasına dair yönetmeliğin uygulanmasında kamu görevlilerinin ihmalinin söz konusu olduğu durumlarda, hukuki tazminat yolunun uygun ve yeterli ve “etkili yargı sistemi” kriterini karşılıyor olarak değerlendirilebileceğini hatırlatmaktadır (Hayri Aslan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 18751/05, 30 Kasım 2010). Mahkeme, bu konuda, ayrıca, idari tazminat yolunun, mevcut davadakine benzer koşullarda müteveffa olan mağdurların yakınları için etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Amaç ve Okkan/Türkiye, no. 54179/00 ve 54176/00, § 49, 20 Kasım 2007 ve Yılmaz ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 7755/10, § 51, 24 Mayıs 2016). Mahkeme, mevcut davada, ulusal makamlar tarafından yapılan ihlal tespitinin, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyet açısından tartışma konusu olmadığını, zira idare mahkemelerinin, Devletin idarenin kusuru nedeniyle vatandaşlarının güvenliğini sağlama görevini yerine getirmediği sonucuna vardığını kaydetmektedir. Geriye, idare mahkemelerinin kararlarının başvuranlar için uygun ve yeterli bir telafi teşkil edip etmediğini incelemek kalmaktadır. Mahkeme, bu bağlamda, ulusal makamların bir başvurana tespit edilen ihlalin telafisine yönelik bir tazminatın ödenmesine karar vermesi halinde, Mahkemenin bu tazminatın miktarını incelemesinin uygun olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu amaçla, benzer davalarda kendi uygulamasını dikkate alacak ve sahip olduğu bilgilere dayanarak, karşılaştırılabilir bir durumda ödenmesine karar verebileceği miktarı sorgulayacaktır; bu durum, iki miktarın mutlaka aynı olması gerektiği anlamına gelmemektedir. Dahası, Mahkeme, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlama görevinin öncelikle ulusal makamlara ait olması nedeniyle, seçilen çözüm türü ve ulusal makamların söz konusu telafiyi sağlarken ivedilikle davranması dâhil olmak üzere, davanın koşullarının tamamını göz önünde bulunduracaktır. Bu nedenle, ulusal düzeyde ödenmesine karar verilen meblağ, incelenen davanın koşulları dikkate alındığında açıkça yetersiz olmamalıdır (bk. yukarıda anılan Scordino (no. 1), §§ 178-203, Cocchiarella/İtalya [BD], no. 64886/01, §§ 65-107, AİHM 2006-V, Becová/Slovakya (k.k.), no. 23788/06, 18 Eylül 2007, Kormoš/Slovakya, no. 46092/06, § 73, 8 Kasım 2011, Žúbor/Slovakya, no. 7711/06, § 63, 6 Aralık 2011 ve Horváth/Slovakya, no. 5515/09, § 93, 27 Kasım 2012). Mahkeme, somut olayda, başvuranların idare mahkemeleri önünde talep ettikleri miktarın tamamını, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve yargı uygulamasına uygun olarak işlemeye başlayan yasal gecikme faiziyle birlikte aldıklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, idare mahkemelerinin kendilerine sunulan taleple bağlı olduğunu ve ötesinde (ultra petita) karar veremeyeceğini hatırlatmaktadır (Engin/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 13246/13, § 34, 7 Şubat 2017). Dolayısıyla, uğranılan zararı doğru bir şekilde değerlendirmek ve gerçekten varlığını göstermek başvuranların göreviydi. Mahkeme, sonuç olarak, iç hukukta Zübeyde Ölmez’e ve aynı zamanda Nuriye Ölmez ve Şevket Ölmez’e sunulan telafinin yeterli ve uygun olduğunu değerlendirmektedir. Başvuranlar bundan böyle, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduklarını iddia edemezler. Sonuç olarak, bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Sözleşme’nin 6 ve 13. Maddeleri İle Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında (Adil Yargılama) Mahkeme, başvuranlar tarafından Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ile Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında ileri sürülen ve yalnızca ilgili olduğu Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında incelenen yargılamanın hakkaniyetine ilişkin olarak, başvuranların özellikle idare mahkemelerinin gecikme faizinin işlemeye başladığı tarihe ilişkin kararını eleştirdiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, bunun iç hukukun yorumlanması ve uygulanması kapsamında bir konu olduğunu hatırlatmakta ve davanın koşullarında, idare mahkemeleri tarafından benimsenen çözümün keyfi ve açıkça makul olmayan bir çözüm olmadığını değerlendirmektedir (García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999-I ve López Ribalda ve diğerleri/İspanya [BD], no. 1874/13 ve 8567/13, § 149, 17 Ekim 2019). Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve bu kısmın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.Sözleşme’nin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında (Yargılama Süresi) Mahkeme, yargılamanın aşırı uzun olduğu iddiasıyla ilgili olarak, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) davasında, başvuranlar tarafından ileri sürülen şikâyetlere benzer şikâyetler hakkında karar verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, söz konusu kararda, yargılamaların süresinin “makul süre” ilkesini ihlal ettiğini ileri süren ve Türkiye’de yargılamaların aşırı uzunluğuna ilişkin şikâyetleri ele alabilecek bir mahkeme bulunmadığından şikâyet eden başvuranların, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, 6384 sayılı Kanun tarafından kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği, zira bunun, ilk bakışta (a priori), şikâyetlerinin telafi edilmesine yönelik makul beklentiler sunabilecek erişilebilir bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (ibid., § 56). Mahkeme, somut olayda, başvuranların bu hukuk yoluna başvurmadıklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, mevcut davada, yukarıda bahsedilen davada vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmasına yol açabilecek herhangi bir olgu veya argüman tespit etmemektedir. Sonuç olarak, idare mahkemeleri önündeki yargılamanın süresine ilişkin şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir. Diğer Şikâyetler Mahkeme, diğer şikâyetlere ilişkin olarak, bunların herhangi bir şekilde desteklenmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, her hâlükârda, sahip olduğu unsurların tamamını dikkate alarak ve ihtilaf konusu olay ve olguların kendi yetkisi kapsamına girmesi nedeniyle, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 34 ve 35. maddelerinde belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ve Sözleşme veya Protokolleri tarafından öngörülen hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir belirtiyi ortaya koymadığını tespit etmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 30 Kasım 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi:
Başvuru No. 2010/22
No.
Ad SOYAD
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Zübeyde ÖLMEZ
1999
Türk
Şırnak
2.
Nuriye ÖLMEZ
1961
Türk
Şırnak
3.
Şevket ÖLMEZ
1962
Türk
Şırnak