AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 31420/11
Mehmet ve Gülten ÖNAL / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 30 Ağustos 2016 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, yukarıda belirtilen 22 Ocak 2011 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuranlar Mehmet Önal ve Gülten Önal, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olup, sırasıyla 1949 ve 1956 doğumludurlar ve Mersin’de ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Van Barosu’na bağlı Avukat H. Turgut tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), Mahkeme önünde kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuranların 1985 doğumlu oğlu Cemal Önal’ın askerlik yoklama işlemleri, 2009 yılında, bağlı olduğu askerlik şubesi tarafından yapılmıştır.
5. Genç adamın, askerlik şubesine kaydedilmesinin ardından, askerlik hizmetine başlamadan önce, diğer sağlık muayenelerinin yanı sıra psikolojik bir incelemeye de tabi tutularak, olağan işlemleri tamamlanmıştır.
6. Doktorlar, genç adamın askerlik hizmetini yerine getirmek için elverişli olduğu kanaatine varmışlardır.
7. Sağlık muayenesine ilişkin belgelere göre, Cemal Önal, makamları, herhangi özel bir sorunla ilgili olarak bilgilendirmemiştir.
8. İlgili, askerlik eğitimine, 28 Mayıs 2009 tarihinde, Manisa-Batıkışla’da başlamıştır.
9. Cemal Önal, 6 Haziran 2009 tarihinde, sürücü olabilmek için özellikle psikolojik bir testi içeren çeşitli sağlık muayenelerine tabi tutulmuştur. Bu muayenelerin sonuçlarında herhangi bir bozukluk tespit edilmemiştir.
10. İlgili, 19 Ağustos 2009 tarihinde, Hakkâri-Yüksekova’da bulunan Kara Kuvvetleri’ne bağlı bir komando birliğine katılmıştır.
11. Aynı tarihte bir danışman, ilgiliyle kişisel olarak görüşmüştür.
12. Danışman, istişare belgesine, Cemal Önal’ın herhangi bir sorununun bulunmadığını kaydetmiştir. Bu görüşme sırasında ayrıca, ilgilinin tugay içerisinde uyması gereken kurallar da kendisine bildirilmiştir.
13. İlgiliyle, 30 Ağustos 2009 tarihinde, başka bir görüşme yapılmıştır. Bu vesileyle, Cemal Önal herhangi bir sorununun bulunmadığını beyan etmiş ve askerlik hizmetinin iyi geçtiğini eklemiştir.
14. Cemal Önal, 26 Ekim 2009 tarihinde, saat 17.30 ile 18.00 arasında, askerlik hizmetini yerine getirdiği tugayın tuvaletlerinde ateşli silahla başından ağır şekilde yaralanmış olarak bulunmuştur.
15. İlgili, ivedi bir şekilde helikopterle Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne götürülmüş, ancak doktorlar tarafından kurtarılamamış ve hayatını kaybetmiştir.
16. Cemal Önal’ın ölümü, Van Askeri Savcılığı’na bildirilmiştir.
17. Bu bildirimin ardından hemen bir ceza soruşturması açılmıştır. Bu soruşturmayla eş zamanlı olarak, idari soruşturma da başlatılmıştır.
18. Askeri savcının talebi üzerine, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı tarafından oluşturulan bir bilirkişi ekibi, aynı gün içerisinde olay yerine gitmiştir.
19. Olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiştir.
20. Olay yeri krokisi çizilmiştir.
21. Olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir.
22. Olay yerinde, emniyet mandalı kapalı konumda olan bir HK-33 tipi tüfek, bir şarjör, üç fişek ve bir fişek kovanı bulunmuştur.
23. Cesedin dış muayenesinin ardından, Van Askeri Hastanesi’nde, askeri savcının da katıldığı klasik bir otopsi yapılmıştır.
24. Klasik otopsi, genç adamın ölümüne, bir silahla bitişik mesafeden atılan bir merminin sebep olduğunun ve mermi giriş deliğinin çenede yer aldığının tespit edilmesine imkân sağlamıştır.
25. Adli tabipler, Cemal Önal’ın cesedi üzerinde herhangi bir darp izi bulunduğunu beyan etmemişlerdir.
26. İlgilinin kanında toksikolojik incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerde, müteveffanın kanında uyuşturucu madde bulunmadığı, ancak 142 mg/dl oranında etil alkol bulunduğu tespit edilmiştir.
27. Van Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği tarafından balistik inceleme gerçekleştirilmiştir.
28. Uzmanlar, Cemal Önal’ın ölümüne sebep olan HK-33 tipi piyade tüfeğini incelemiş ve silahın iyi işler durumda olduğu sonucuna varmışlardır.
29. Uzmanlar, yerde bulunan kovanın, kesin olarak, olay yerinde yerde bulunan HK-33 tüfeğinden çıkmış olduğunu gözlemlemişlerdir.
30. Cemal Önal’ın cesedi üzerinde yapılan muayene ve incelemelerde, genç adamın sağ avucunda atış kalıntıları bulunduğu tespit edilmiştir.
31. Müteveffanın ceplerinden birinde veda notu yer alan bir not defteri bulunmuştur.
32. Söz konusu not üzerinde grafolojik inceleme yapılmasına karar verilmiştir. Ardından Cemal Önal’ın erkek kardeşinin talebi üzerine karşıt bir bilirkişi incelenmesi yapılmasına karar verilmiştir. İki bilirkişi raporunda da aynı sonuca varılmış ve bu raporlar, veda notunun Cemal Özal’ın el yazısı olduğunun tespit edilmesine imkân vermiştir.
33. Askeri savcı, erlerin ifadelerini almıştır.
34. Cemal Önal’ın görev arkadaşları, ilgilinin içine kapanık bir kimse olduğunu, ölümünden yaklaşık bir hafta önce nişanlısıyla tartışmalarının ardından ayrıldıklarını ve bu ayrılığın ilgiliyi derinden üzmüş olduğunu açıklamışlardır.
35. Erlerden bazıları, ölümünün meydana geldiği gün saat 14.30’a doğru, ilgilinin Yüzbaşı E.Ş. tarafından dövüldüğünü ve bu yüzden moralinin çok bozuk olduğunu eklemişlerdir.
36. Yüzbaşı E.Ş.’nin ifadesi alınmıştır. Yüzbaşı, Cemal Önal’ın öldüğü gün kendisine saygısızca davrandığını belirtmiş ve üstlerine karşı gelmemesini tembihleyerek, genç adamı uyardığını ve ne hakaret ettiğini ne de dövdüğünü eklemiştir.
37. Cemal Önal’ın annesi ve babasının da ifadeleri alınmıştır. Ebeveynleri, oğullarının, herhangi bir psikolojik sorunu bulunmadığını ve kendilerine bu tür bir sorundan bahsetmediğini beyan etmişlerdir.
38. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı olan ve öncelikli amaçlarından biri, askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybeden erlerin ailelerine yardım etmek olan Mehmetçik Vakfı, 25 Aralık 2009 tarihinde, maddi yardım olarak başvuranlara 26.128 Türk lirası (TRY) (yani söz konusu tarihte yaklaşık olarak 12.000 avro (EUR)) ödemiştir.
39. Van Askeri Savcısı, 11 Ağustos 2010 tarihinde, ceza soruşturması tamamlandığında, Cemal Önal’ın intihar ettiği sonucuna varmış ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, üçüncü bir kişinin, Cemal Önal’ı tahrik ederek ve intihar etmesine yardım ederek, ilgilinin ölümüne sebebiyet verdiğini gösterebilecek delil unsurlarının bulunmadığını kaydetmiştir.
40. Askeri savcı, olay yeri tespit tutanağına, tanık ifadelerine, müteveffa tarafından yazılan veda notuna, grafolojik inceleme sonuçlarına, otopsi raporuna ve balistik inceleme raporuna dayanarak, kendisine HK-33 tipi piyade tüfeği verilmiş olan başvuranların oğullarının, 26 Ekim 2009 tarihinde, saat 17.30 ile 18.00 arasında tuvaletlere gittiği, bir el ateş etme sesi duyan diğer erlerin sesin geldiği yöne doğru gittiği ve Cemal Önal’ı ağır şekilde başından yaralanmış halde buldukları ve ilgiliyi, ivedi bir şekilde hastaneye götürdükleri, ancak genç adamın hayatını kaybettiği kanaatine varmıştır.
41. Diğer taraftan savcı, Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Yüzbaşı E.Ş.’yi, emrine verilmiş olan bir kişiyi darp etmekle ve yaralamakla suçlamıştır.
42. Başvuranlar, yukarıda belirtilen karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, olayın bir intihar vakası olduğu sonucuna varmak için soruşturmanın yetersiz ve eksik olduğunu ileri sürmüşlerdir.
43. Ağrı Askeri Mahkemesi, 10 Aralık 2010 tarihinde, itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylayarak, ilgililerin itirazını reddetmiştir. Mahkeme, soruşturma sırasında toplanan delillere dayanarak, ceza soruşturmasının eksiksiz olarak tamamlandığı ve 11 Ağustos 2010 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kanuna uygun olduğu kanaatine varmıştır.
44. İdari soruşturma sonucunda, idari soruşturma komisyonu, Cemal Önal’ın intiharına ilişkin bir rapor düzenlemiştir. Bu raporun somut olayla ilgili kısımları özellikle aşağıdaki gibidir:
‘‘ Olayların ve Cemal Önal’ın ölümünün sebepleri:
Doğrudan Sebepler:
- Cemal Önal’ın ölümünden bir hafta önce nişanlısıyla tartışmış ve ayrılmış olması.
- Cemal Önal’ın içine kapanık bir kişiliğinin olması ve sorunlarına bir çözüm bulmak için vaktinde üstleriyle görüşmemiş olması.
Dolaylı Sebepler:
- Er A.Ş.’nin, beylik silahını Çavuş H.E.’ye teslim etmek yerine masanın üzerinde bırakmış olması.
- Er E.K.’nin mühimmat içeren hücum yeleğini üzerine giymek yerine vestiyere bırakmış olması.
Diğer Sebepler:
- Hayatını kaybettiği gün saat 14.30’a doğru, Cemal Önal, [komutanı] E.Ş.’ye tugayda kendisine verilecek görevden memnun olmadığını söylediğinde, komutanı E.Ş.’nin Cemal Önal’a kızmış olması.
Bu tür olaylardan kaçınmak için tavsiyeler:
- Silahlar ve mühimmatlar, emniyet yönetmeliklerine uygun olarak düzenlenmelidir.
- İçine kapanık karakterli olan erlerin aileleriyle iletişime geçilmeli ve bu durumla ilgili olarak aile bilgilendirilmelidir.
- Ayrıca bu erler, intihara meyillerinin zamanında tespit edilebilmesi amacıyla, psikolojik danışmanlara yönlendirilmelidirler.
- Askerlik sırasında kırılgan bir erin, daha deneyimli olan bir tarafından gözlemlenmesi ve denetlenmesine dayanan ‘‘badi’’ sisteminin doğru bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.
- Erlerin herhangi bir sorun olduğunda, önemsiz gibi görünse dahi, bu sorundan üstlerini sistematik olarak bilgilendirmeleri gerekmektedir.’’
45. İdari soruşturma komisyonu, Cemal Önal’ın, nişanlısıyla ayrıldıktan sonra meydana gelen ani bir depresyon sonucunda intihar etmiş olduğu kanaatine varmıştır. Komisyon, genç adamın komutanının 26 Ekim 2009 tarihinde kendisine kızmış olmasının, bu üzücü olayda etkisinin olabileceğini eklemiştir.
46. Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, Yüzbaşı E.Ş.’ye karşı açılan ceza davasına müdahil taraf olarak katılmışlardır (yukarıdaki 41. paragraf).
47. Askeri mahkeme, 7 Şubat 2012 tarihinde, suçun varlığına ve Yüzbaşı E.Ş.’nin suçlu olduğuna dair delil unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle, sanığın beraatına karar vermiştir.
48. Mahkeme, kararında özellikle, otopsi raporunun Cemal Önal’ın cesedinde herhangi bir darp izi tespit edilmediği belirtilen sonuçlarına dayanmıştır.
49. Başvuranlar, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
50. Askeri Yargıtay, 11 Aralık 2013 tarihinde, Cemal Önal’ın Yüzbaşı E.Ş. tarafından dövüldüğüne dair verilen bazı tanık ifadelerinin de dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle, itiraz edilen kararı bozmuştur.
51. Bu dava, askeri mahkeme önünde halen derdesttir.
ŞİKÂYETLER
52. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerini ileri sürerek, oğullarının şüpheli koşullarda hayatını kaybettiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, oğullarının, askerlik hizmetinden önce herhangi bir psikolojik sorununun bulunmadığını ileri sürmektedirler. Ayrıca oğullarının intihar etmiş olduğu varsayılsa bile, komutanlarının kendisine kötü muamelede bulunması sebebiyle hayatına son vermeye itildiğini eklemektedirler. Başvuranlar, her halükarda, makamların gerekli tedbirleri almadıkları ve zorunlu askerlik hizmeti kapsamında gözetim yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle, yakınlarının ölümünden sorumlu tutulmaları gerektiği kanaatindedirler.
53. Başvuranlar ayrıca, oğullarının ölümü hakkında yürütülen soruşturmanın yeterli ve etkin olmadığını, zira makamların, soruşturma sırasında çok önemli delil unsurlarını göz ardı ettiklerini ileri sürmektedirler. Söz konusu makamlar, askeri personelin en azından ihmal sebebiyle görevlerinin icrasında kusurlu olma ihtimalini bertaraf etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, ceza soruşturmasına katılamadıklarını iddia etmektedirler. Son olarak, başvuranlara göre, askeri mahkemelerin sivillerin ölümü hakkında karar vermesi uygun değildir.
54. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, ceza soruşturmasının, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış olması sebebiyle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde görülen davada herhangi bir tazminat elde etme imkânı bulunmadığını iddia etmektedirler.
55. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, oğullarını tabi tuttuğu muamele dolayısıyla subay E.Ş.yi suçlamaktadırlar. Başvuranlar ayrıca, yakınlarının ölümü sebebiyle çektikleri acı ve duygusal sıkıntıyı ileri sürmektedirler.
56. Başvuranlar, aynı olaylara dayanarak, Sözleşme’nin 5, 10, 14ve 17. maddelerinin ve Sözleşme’ye Ek 12 No.lu Protokol’ün ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
57. Başvuranlar, oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiğinden, ceza soruşturmasının etkin şekilde yürütülmemiş olmasından ve iç hukukta öngörülen tazminat yolundan şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerini ileri sürmektedirler.
58. Hükümet, öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmemesine itiraz etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranları, tazminat talebiyle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ve sivil mahkemelere başvurmamış olmakla suçlamaktadır.
59. Hükümet ayrıca, başvuranların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
60. Hükümet, erlerin fiziki ve ruhsal bütünlüklerinin korunması için öngörülen mekanizmanın aşağıda belirtildiği şekilde işlediğini belirtmektedir.
61. Erler birliklerine katılmadan önce, askerlik hizmeti için fiziki ve psikolojik yeterliliklerinin tespit edilmesine imkân veren sağlık muayenelerine tabi tutulurlar. Sağlık sorunları risklerinin ortaya çıkarılması için tedbirler alınmaktadır. Askerlik şubelerinde, elverişlilik muayeneleri sırasında bir psikiyatr bulunmaktadır. Kırsal kesimde belediye başkanlarının, ilgililerin evveliyatı ve karakteri hakkında üst makamlara bilgi vermeleri, gerektiği takdirde, bu kişilerin özel bir sorunu olup olmadığını belirlemeleri gerekmektedir. Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında yapılan bir protokol uyarınca, hastanelerin, tıbbi evveliyatlarını belgeleyen bir dosyası bulunan 17 yaşından büyük kişileri, askerlik şubelerine bildirmeleri gerekmektedir. Psikolojik sorunları olduğunu söyleyen veya bu anlamda bir sağlık raporu bulunan erler, psikiyatrik incelemeye tabi tutulmaları amacıyla askeri hastanelere yönlendirilirler.
62. Acemi erlerin orduya katılmalarından sonra, tıbbi muayeneler ve düzenli psikolojik kontroller yapılır, ayrıca her asker, doktora görünmeyi isteme hakkına sahiptir. Garnizon ve kışlalarda psikolojik yardım hizmetleri yapılır. Bu hizmeti sağlayan danışmanlar, psikolojik sorun nedeniyle acı çeken kişilere sürekli olarak yardımda bulunurlar. Acemi erlerin bu yardımdan faydalanmalarını kolaylaştırmak amacıyla ücretsiz telefon hatları kurulur. Askerlere, kişisel ihtiyaçları ve sorunları için yardım amaçlı birlik bünyesinde kadrolu danışma mekanizması sunulmuştur. Bu mekanizma, kriz durumlarına mahal vermeden evvel sorunları çarçabuk çözmeyi amaçlamaktadır. Görevlerin ağır yüküne bağlı olarak baskı altında olan kişiler gibi, orduya katılmadan evvel, şizofreni, depresyon hastası ya da uyuşturucu madde bağımlısı olan kişiler de yakından ve periyodik olarak izlenirler. Gerekirse bu kişiler, görevleri boyunca ya da görevleri bittikten sonra psikolojik rehabilitasyon merkezlerine gönderilirler. Psikolojik sorunları bulunan ve bu rahatsızlığı kesin olan kişiler, görevlerini icra ederken yardım alırlar. Gerektiği takdirde, askerlik hizmetini yerine getirme konusunda, ilgilinin ruhsal yeterliliğini belirlemek amacıyla askerin yakınlarına başvurulur.
63. Öte yandan, daimi personel ile askerlerin duyarlılığını artırmak amacıyla, ‘‘Kadrolu Personel Rehberi’’, ‘‘Güvenlik ve Kazalarının Önlenmesi’’ ve ‘‘Adli Yardım’’ gibi birçok broşür kullanıma sunulmaktadır. Silahlı Kuvvetler, düzenli olarak, psikolojik sorunları olan askerler hususunda izlenilecek prosedüre ilişkin talimatlar yayımlamaktadır. Son olarak, 19 Ocak 2005 tarihli yönetmelik gereğince, tıbbi raporlarla psikolojik sorunları olduğu kesinleşmiş olan askerler silah taşımamakta ve bu askerler idari ya da benzer görevlere verilmektedirler. Meslekten olan subay ve astsubaylar çeşitli karışıklıkların ve kazaların önlenmesi konusunda usulüne göre bir araya gelirler. Komutanlar uygun kadro sağlamak ve askerleri emirleri altına almakla görevlidirler. Birlikler bünyesinde, diyalog ve işbirliği teşvik edilir ve askerlerin disiplinini ve moralini yükseltmek amacıyla önlemler alınır ve ödüllendirilirler. İzin öngörülmekte ve dinlendirici faaliyetler önerilmektedir. Askerlere hakaret etmek ve kötü davranmak yasak olup bu anlamdaki davranışlar cezalandırılır. Askerlerin intihar etmek için kullanabilecekleri silahlar ve ilaçlar kontrol altında tutulmaktadırlar. Askeri birlikteki tutarlılık gereği, yapılan her işlem, kişinin yalnızlık ve sosyal destek eksikliği hissini önlemek amacıyla yapılmaktadır.
64. Hükümet, mevcut davayla ilgili olarak, Cemal Önal’ın intiharında sorumluluğun, askeri makamlara yüklenemeyeceği görüşündedir. Hükümete göre, er normal davranışlar sergilemiş ve intihara teşebbüs edeceğini gösteren herhangi bir işaret göstermemiştir. Diğer taraftan, genç adam ile arkadaşları veya komutanları arasında bu anlamda herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Ayrıca Hükümet, Cemal Önal’ın, hayatını kaybettiği gün Yüzbaşı E.Ş. tarafından dövüldüğü iddiasının doğruluğunun, kesinliğe kavuşturulmadığı kanaatindedir.
65. Ayrıca Hükümet, soruşturmanın ivedilikle başlatıldığını ve Cemal Önal’ın ölüm koşullarını aydınlatabilecek tüm soruşturma işlemlerinin eksiksiz olarak yapıldığını belirtmektedir. Hükümet, bu ölümün koşullarının, kesin bir şekilde tespit edildiğini ve ayrıca başvuranlara, ceza soruşturmasına ve ceza davasına katılma imkânı verilmiş olduğunu eklemektedir.
66. Mahkeme, davanın olaylarını başvuranlar ve hükümetler tarafından nitelendirildikleri şekliyle değil de, bu değerlendirmeye bağlı kalmaksızın hukuki olarak nitelendirmekle yetkili olması sebebiyle, başvuranlar tarafından ileri sürülen şikâyetlerin, Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir (Gherghina/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], no. 42219/07, § 59, 9 Temmuz 2015). Bu hükmün somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
‘‘ 1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. (...) ‘‘
67. Mahkeme, Hükümetin ilk itirazıyla ilgili olarak, başvuranların, ulusal makamlar tarafından daha önce değerlendirilmiş olan intihar tezini yeniden söz konusu ettiklerini ve oğullarının ölüm koşullarının şüpheli olduğunu ileri sürdüklerini gözlemlemektedir.
68. Mahkeme, böyle koşullarda, tazminat davasının, sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmasına imkân vermemesi sebebiyle, etkin bir başvuru yolu teşkil etmeyeceğini hatırlatmaktadır (Erkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 41792/10, §§ 54 - 62, 28 Ocak 2014 ve Volkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3449/09, § 48, 20 Ekim 2015). Dolayısıyla somut olaydaki etkin başvuru, yolu ceza davasıdır. Mahkeme, ceza soruşturması kapsamında, savcının kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiğini (yukarıdaki 39. paragraf), başvuranların savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz ettiklerini (yukarıdaki 42. paragraf) ve bu itirazın askeri mahkeme tarafından 10 Aralık 2010 tarihinde reddedildiğini gözlemlemektedir.
69. Mahkeme’nin nazarında, dolayısıyla başvuranlar, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1.fıkrası anlamında, somut olayda uygun ve yeterli bir hukuk yolunu kullanmışlardır. Üstelik hükümet tarafından ileri sürülen tazminat yoluna başvurmamışlardır.
70. Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin olarak ileri sürdüğü ilk itirazı reddetmektedir.
71. Mahkeme, bu şikâyetlerin esasına ilişkin olarak, Sözleşme’nin 2. maddesinin, başka bir kişinin suç teşkil eden davranışlarıyla (Osman/Birleşik Krallık [BD], 28 Ekim 1998, § 115, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII) veya kendi davranışlarıyla (Keenan/Birleşik Krallık, no. 27229/95, §§ 89-93, AİHM 2001-III) yaşamı tehdit edilen bir kişinin, makamların sorumluluğu altında bulunduğu sırada korunması için önlem olarak gerekli tüm tedbirlerin alınmasına ilişkin pozitif yükümlülüğü Devlete yüklediğini hatırlatmaktadır.
72. Mahkeme, ayrıca zorunlu askerlik hizmeti alanında tartışmaya yer bırakmayan bu yükümlülüğün, Devletleri, yaşam ihlallerinin etkin şekilde önlenmesi için yasal ve idari bir çerçeve oluşturmaya zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (Álvarez Ramón/İspanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 51192/99, 3 Temmuz 2001 ve Abdullah Yılmaz/Türkiye, no. 21899/02, §§ 55-58, 17 Haziran 2008).
73. Yine zorunlu askerlik hizmeti alanında, yasal ve idari çerçevenin, sadece askerlik hizmetine dâhil olan bazı faaliyet ve görevlerin niteliği değil, aynı zamanda Devletin vatandaşlarını askere almaya karar verdiğinde söz konusu olan insan unsuru sebebiyle, askerlik hizmetinden doğabilecek hayati risk düzeyine uygun hale getirilmiş bir mevzuata özel olarak yer vermelidir.
74. Bu türden bir mevzuat, askeri hayatın tehlikelerine maruz kalabilecek erlerin etkin olarak korunmasını amaçlayan düzenleyici tedbirler alınmasını gerektirmeli, eksikliklerin ve farklı rütbelere sahip sorumlular tarafından bu alanda işlenebilecek kusurların tespit edilmesine imkân veren uygun hukuk yolları öngörmelidir.
75. Mevcut davada, Mahkeme, öncelikle Cemal Önal’ın yaşamını üçüncü bir kişiden koruma yükümlülüğüyle ilgili olarak, makamlar tarafından ceza soruşturması sırasında toplanan unsurlar ve ölümün meydana geldiği koşullar dikkate alındığında, hiçbir unsurun, genç adamın hayatının başka bir kişi tarafından tehdit edildiği tahminine imkân vermediği kanaatindedir.
76. Yine dosyada yer alan hiçbir unsur, cinayete ilişkin bir varsayımının dikkate alınmasına imkân vermemektedir. Mahkeme, kendisine sunulan unsurlar ışığında ve bu konuya ilişkin somut delil unsurlarının bulunmadığını dikkate alarak, başvuranların oğullarının öldürülmüş olduğu şeklinde bir sonucun, varsayımdan ve kurgudan ibaret olduğu kanaatine varmaktadır.
77. Ayrıca Mahkeme, ulusal makamların yapmış olduğu olay tespitini ve gerçek olduğu kanaatine vardığı intihar tezini yeniden sorgulamak için herhangi bir sebep görmemektedir.
78. Mahkeme, Cemal Önal’ın yaşamını kendisinden koruma yükümlülüğüyle ilgili olarak ise, askeri makamların, başvuranların oğlunun intihar edeceğine dair gerçek bir risk bulunduğunu bilip bilmedikleri veya bilmeleri gerekip gerekmediğini, şayet bu riski biliyorlarsa veya bilmeleri gerekiyorsa, bu riskin ortadan kaldırılması için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını doğrulamalıdır (Tanrıbilir/Türkiye, no. 21422/93, § 72, 16 Kasım 2000, daha önce anılan Keenan, § 93 ve daha önce anılan Kılınç ve diğerleri, § 43).
79. Mahkeme, bu bağlamda yapmış olduğu incelemede, ordu çalışanlarına atfedilebilecek olası bir kusurun, basit bir karar veya ihtiyatsızlık hatasının oldukça ötesine geçtiğini hatırlatmaktadır (daha önce anılan Abdullah Yılmaz, § 57).
80. Aslında bu türden davalarda, insan davranışının öngörülemezliğini göz ardı etmemek ve Devletin pozitif yükümlülüğünü, kendisine dayanılmaz veya aşırı bir yük getirmeyecek şekilde yorumlamak gerekmektedir (daha önce anılan Keenan, § 90).
81. Bu durumda Mahkeme, hiç bir unsurun, başvuranlarının oğlunun orduya katılmadan önce, intihara meyilli olduğunu düşündürecek psikolojik sorunları olduğunu göstermediğini gözlemlemektedir.
82. Bu noktada Mahkeme, Cemal Önal’ın, askerlik hizmetine başlamadan önce olağan sağlık muayenesi prosedürüne tabi tutulmuş olduğunu ve askerlik hizmetini yerine getirmek için elverişli olduğu kanısına varıldığını tespit etmektedir (yukarıdaki 5 ve 6. paragraflar).
83. Diğer taraftan Mahkeme, Cemal Önal’ın askeri yükümlülüklerini yerine getirmesine ilişkin psikolojik yeterliliğinin, başvuranlar tarafından asla sorgulanmamış olduğunu dikkate almaktadır.
84. Mahkeme ayrıca, genç adamın askerlik hizmeti sırasında da farklı sağlık muayenelerinden geçirilmiş olduğunu ve kendisiyle görüşmeler yapıldığını (yukarıdaki 9, 11, 12 ve 13. paragraflar) ve doktorların, Cemal Önal’ın askerlik hizmetine devam etmesine engel teşkil edecek herhangi bir psikolojik sorunu olmadığı teşhisinde bulunduklarını tespit etmektedir.
85. Her unsur, ilgilinin, olayın meydana geldiği güne kadar gerçek ve ivedi bir intihar riskini düşündürebilecek şüpheli anormal bir davranışının bulunmadığını düşündürmektedir. Üstelik soruşturma dosyasında bulunan unsurlardan hiç biri, genç adamın komutanlarının fark etmesi gereken, yakın bir intihar riskinin öncü belirtileri bulunduğunu göstermemektedir.
86. Mahkeme, 26 Ekim 2009 tarihinde meydana gelen olaylara ilişkin olarak, bunların gerçekliğinin, Yüzbaşı E.Ş.’ye karşı ulusal mahkemeler önünde açılan ceza davası sonucunda belirlendiği ve Yüzbaşı E.Ş.’nin Cemal Önal’a karşı etkin olarak şiddet içeren bir davranışının olduğu varsayılsa bile, mevcut davanın koşulları ile yetkili makamların mağdurun üstleri tarafından yapılan yasadışı ve tekrar eden muamelelere karşı korunması amacıyla yetkileri dâhilinde olan tüm olanakları kullanmadıkları gerekçesiyle, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılan Abdullah Yılmaz davasının koşulları arasında ortak bir nokta bulunmadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz, § 70 sonu (in fine)).
87. Mahkeme, yukarıda bahsedilen davada, erin, durumunun hasas olduğunun tespit edilmesine rağmen, tüm gün boyunca kendisine saldıran komutanı tarafından kendisine yapılan sorumsuz eylemler sonucunda intihar ettiğini hatırlatmaktadır. Aslında ihtilaf konusu olaylar, sabahın erken saatlerinde başlamış ve öğleden sonranın ortasına kadar devam etmiştir. Ayrıca erin, sabah saatlerinde basit ailevi sorunların ötesine geçen boyutta davranış bozuklukları göstermesi sebebiyle, komutanı, yakın bir intihar riskinin bulunduğunu düşünme fırsatı olmuştur (yukarıdaki aynı atıf (idem), §§ 62-66).
Mahkeme’ye göre, mevcut davada, hiçbir şey, bu türden bir riskin bulunduğunu önceden bilmeye imkân vermemektedir. Şayet doğruysa, Cemal Önal’ın hayatını kaybettiği gün, Yüzbaşı E.Ş. ile arasında bir sorun meydana gelmiştir, söz konusu gerilimin boyutunun yüzbaşının profesyonellikten uzak davranmış olduğunun ötesine geçtiğini gösteren hiç bir unsur bulunmamaktadır. Bu aşamada Yüzbaşı E.Ş.’yi ve Cemal Önal’ın diğer komutanlarını olası bir intiharı öngörememiş olmakla suçlamak, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından, onlara aşırı ve gerçekçi olmayan bir yük getirilmesi anlamına gelmektedir.
88. Mahkeme ardından, şayet Yüzbaşı E.Ş.’ye yöneltilen suçlamalara dayanak gösterilmiş ise de, ileri sürülen ihtilaf konusu eylemin, kesinlikle münferit ve öngörülemez olduğunu dikkate almaktadır.
89. Mahkeme, somut olayda, başvuranların oğlunun ciddi ve kesin akli sorunlarının bulunmaması sebebiyle, genç adamın hiyerarşik olarak üstlerinin davranışı ile intihar vakası arasında illiyet bağı tespit edilemeyeceği kanaatindedir.
90. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü ile ilgili olarak, mevcut davaya benzer davalarda, yaşam hakkının usul yönünden korunmasının, ölümü çevreleyen koşulların ve sorumlulukların tespit edilmesine imkân verecek bağımsız bir soruşturma şekli gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005).
91. Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında soruşturmanın etkinliğine ilişkin ilkeler, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye kararında hatırlatılmıştır ([BD] no. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015). Soruşturmalar, özellikle derinleştirilmiş, tarafsız ve dikkatli bir şekilde yürütülmektedir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 161‑163, A Serisi, no. 324).
92. Bir soruşturmanın Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olarak nitelendirilebilmesi için, öncelikle eksiksiz olması gerekmektedir (Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II).
93. Bu husus, soruşturmanın sorumluların tespit edilmelerine ve gerektiği takdirde cezalandırılmalarına imkân vermesi gerektiğini göstermektedir (Armani Da Silva/Birleşik Krallık [BD], no. 5878/08, § 233, 30 Mart 2016).
94. Yetkililerin, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişi incelemeleri ve gerektiğinde yaralanmalar ile ilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân verecek bir otopsinin yapılması ve klinik bulguların, özellikle de ölüm sebebinin objektif analizi dâhil olmak üzere, söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için imkânları dâhilindeki makul tedbirleri almış olmaları gerekmektedir (Natchova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve 43579/98, § 160, AİHM 2005‑VII ve Jaloud/Hollanda [BD], No. 47708/08, § 186, AİHM 2014).
95. Ölüm sebebinin veya olası sorumluların tespit edilmesini olumsuz yönde etkileyecek nitelikte bir soruşturmaya ilişkin her türlü eksiklik, bu kurala uygun olmama konusunda risk teşkil edecektir (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], no. 23458/02, § 301, AİHM 2011 (özetler)).
96. Özellikle, soruşturma sonuçları, konuyla ilgili tüm unsurların titiz, objektif ve tarafsız bir incelemesine dayanmalıdır. Açıkça yürütülmesi gereken bir soruşturma işleminin reddedilmesi, soruşturmanın, davanın koşullarını ve gerektiğinde sorumluların kimliklerini belirleme gücünü tehlikeye atacaktır (Kolevi/Bulgaristan, no. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009).
97. Asgari etkinlik kriterine uygun inceleme türü ve derecesi, davanın koşullarına bağlıdır. Bu koşullar, davayla ilgili bütün olayların ışığında ve soruşturma işleminin uygulamaya ilişkin gerçeklikleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Meydana gelebilecek çok çeşitli durumları, yalnızca soruşturmaya ilişkin basit bir işlem listesine veya diğer basitleştirilmiş kıstaslar düzeyine indirgemek mümkün değildir (Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/97, §§ 101-110, AİHM 1999-IV ve Velikova/Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, AİHM 2000‑VI).
98. Öte yandan, soruşturmada görevli kişilerin, olaylara karışan veya karışabilecek kişilerden bağımsız olmaları gerekmektedir. Bu da, sadece, hiyerarşik veya kurumsal bağın olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlık da gerektirmektedir (Anguelova/Bulgaristan, no. 38361/97, § 138, AİHM 2002‑IV).
99. Ayrıca, soruşturma, mağdurun ailesine, meşru çıkarlarının korunması için gerekli olduğu ölçüde, erişebilir olmalıdır.
100. Sözleşme’nin 2. maddesi, yetkili makamlara, soruşturma esnasında mağdurun bir yakını tarafından yapılabilecek herhangi bir soruşturma tedbiri talebini yerine getirme yükümlülüğü getirmemektedir (bk. yukarıda anılan Ramsahai ve diğerleri kararı, § 348, Velcea ve Mazăre/Romanya, no. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009).
101. Soruşturmanın yeterince etkin olup olmadığının tespit edilmesi sorunu, davayla ilgili bütün olaylardan yola çıkarak ve soruşturma çalışmasının uygulamalı gerçekleri ışığında değerlendirilmektedir (Dobriyeva ve diğerleri/Rusya, no. 18407/10, § 72, 19 Aralık 2013 ve Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], no. 47848/08, § 147, 17 Temmuz 2014).
102. Somut olayda, öncelikle Cemal Önal’ın 26 Ekim 2009 tarihinde hayatını kaybettiğinin, savcılığın ivedilikle işlem yaparak, ilk soruşturma tedbirlerini aynı gün içerisinde aldığının gözlemlenmesi uygundur. Savcılık, 11 Ağustos 2010 tarihinde, soruşturmayı sonlandırmış ve Cemal Önal’ı tahrik ederek veya onun intihar etmesine yardım ederek ölümüne sebep olan üçüncü bir kişinin varlığını gösterebilecek somut delil unsurlarının bulunmadığı kanaatine vararak, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvuranlar, Ağrı Askeri Mahkemesi önünde bu karara itiraz edebilmişlerdir ancak itirazları, itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, mahkeme tarafından 10 Aralık 2010 tarihinde reddedilmiştir. Bu koşullarda Mahkeme, söz konusu soruşturmaların gerekli titizlikle yürütüldüğü ve soruşturmanın herhangi keyfi bir gecikmeye izin vermediği kanaatindedir.
103. Mahkeme ardından, yetkili makamların, söz konusu olaylara ilişkin delil unsurlarının toplanması için uygun tedbirler aldıkları kanaatindedir.
104. Dosyada, yetkili makamların olayları aydınlatma isteğine şüphe düşürecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Cemal Önal’ın ölümünün ardından açılan ceza soruşturması ve Ağrı Askeri Mahkemesi önünde görülen ceza davası, başvuranların oğlunun ölüm koşullarının kesin olarak belirlenmesine imkân vermiştir. Dolayısıyla yetkili makamlar, yetersiz veya çelişkili olmakla ciddi olarak suçlanamaz. Ayrıca Mahkeme’nin nazarında, erin ölümü hakkında yürütülen soruşturma ve yargılamanın ciddi ve derinleştirilmiş niteliğine etki edebilecek herhangi bir eksiklik yoktur. Diğer taraftan, bir askeri mahkemenin, denetim organı sıfatıyla başvuranların itirazı üzerine karar vermesi ve gerçeğin açığa çıkarılması için gerekli olan tüm soruşturma tedbirlerinin alınmış olduğu kanaatine varması ve bir şüpheliye karşı dava açılması için yeterli delil unsuru bulunmaması, hiçbir şekilde, bağımsızlıktan yoksun olma göstergesi olarak kabul edilemez.
105. Mahkeme, diğer bir deyişle, somut olayda yürütülen soruşturmanın yeterince derinleştirilmiş ve bağımsız olduğu, başvuranların, haklarının korunması ve kullanılması için yeterli bir düzeyde soruşturmaya erişebildikleri kanaatindedir.
106. Bu sebeple, Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmaktadır.
B. Sözleşme’nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
107. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler.
108. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
109. Mahkeme, Subay E.Ş. tarafından başvuranların oğullarına kötü muamelede bulunulduğu iddiasıyla ilgili olarak, ceza soruşturması sonucunda Yüzbaşı E.Ş.’nin, emir altında bulunan bir kişiyi darp etmekten ve yaralamaktan kovuşturmaya tabi tutulduğunu ve mahkemenin, özellikle otopsi raporuna göre, Cemal Önal’ın cesedi üzerinde herhangi bir darp izi bulunmadığı gerekçesiyle, ilgilinin beraatına karar verdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 47. ve 48. paragraflar). Askeri Yargıtay, başvuranların temyiz başvurusu üzerine, askeri mahkemenin kararını bozmuştur (yukarıdaki 50. paragraf). Bu dava, Askeri Yargıtay önünde halen derdesttir (yukarıdaki 51. paragraf). Sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1.fıkrası uyarınca, bu şikâyetin, mevcut davanın koşullarında kabul edilemez olduğu kanaatindedir.
110. Diğer taraftan Mahkeme, başvuranların, ayrıca oğullarının ölüm koşulları nedeniyle maruz kaldığı psikolojik sorunlardan şikâyet ettiklerini ve bu bağlamda Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürdüklerini dikkate almaktadır. Mahkeme, içtihatlarıyla belirlenen kriterleri göz önüne alarak, mevcut davanın yeterince başvuranların sıkıntılarına farklı bir boyut getirebilecek ve söz konusu duygusal sıkıntıya, ölmüş bir kişinin yakınları için kaçınılmaz olarak değerlendirilebilecek ayrı bir nitelik kazandırabilecek özel etkenler içermediği görüşündedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Makbule Kaymaz ve diğerleri/Türkiye, No. 651/10, § 149, 25 Şubat 2014 ve bu kararda bulunan atıflar). Dolayısıyla, bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. maddesi uyarınca, reddedilmesi gerekmektedir.
C. Sözleşme’nin 13. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
111. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, ceza soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması sebebiyle, maddi bir tazminat talep etme imkânından yoksun bırakıldıklarını iddia etmektedirler.
112. Mahkeme, bir kişi hakkında ceza kovuşturması başlatılmasının, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvururken ön koşul olarak aranmadığını tespit etmektedir. Ceza soruşturmasının sonucu, bu türden "hukuki nitelikli bir hak" için belirleyici değildir. Aslında Perez davasında incelenen "ceza yargılaması, hukuk yargılaması için bağlayıcıdır" veyahut yine aynı anlamda "ceza hukukunda verilmiş kesin hüküm, medeni hukuku bağlar" ilkelerine yer veren Fransız Hukuk Sistemi’nden farklı olarak (Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, §§ 24-25, AİHM 2004‑I), Türk Hukuku, mağdurlara, hukuk veya idare mahkemeleri önünde şikâyetlerini aynı anda sunma, hatta daha sonra tazminat talebinde bulunma imkânı bile vermektedir.
113. İdare veya hukuk mahkemesi hâkimi, suçu işleyen veya işlediği iddia edilen kişinin sorumluluğu hakkında karar verirken, ceza hukukuna ilişkin değerlendirmelere bağlı değildir. İdare veya hukuk mahkemesi hâkimi, ceza hukuku kurallarına, hukuk davasına konu olan eylemi işleyen kişinin ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararına uymak zorunda değildir ya da kusur bulunmamasına veya bir kusurun ağırlığına ilişkin olarak ceza mahkemesinin varmış olduğu sonuçlarının altını çizmek zorunda değildir (Beyazgül/Türkiye, no. 27849/03, § 40, 22 Eylül 2009). Bununla birlikte yine de olayların tespit edilmesi ve mahkûmiyet hususlarında ceza hukukuna bağlıdır.
114. Mevcut davada, şayet başvuranlar Askeri Yüksek İdare Mahkemesine tazminat talebiyle başvurmuş olsaydı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ceza hukuku alanına giren unsurlara dayanarak değil, idari sorumluluğa ilişkin idare hukuku ilkelerine dayanarak karar verecekti.
115. Sonuç olarak başvuranlar, ceza kovuşturması yapılmamış olmasının, kendilerini, her türlü maddi tazminat talep etme imkânından yoksun bıraktığı iddiasında bulunamazlar.
116. Dolayısıyla bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi uygundur.
D. Sözleşme’nin İhlal Edildiği İddia Edilen Diğer Hükümleri Hakkında
117. Başvuranlar, şikâyetlerine dayanak göstermeksizin, Sözleşme’nin 5, 10, 14 ve 17. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 12 No.lu Protokol’ün hükümlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
118. Mahkeme, kendisine sunulan unsurların tümünü dikkate alarak ve ileri sürülen iddiaları tanımakla yetkili olması sebebiyle, Sözleşme tarafından güvence alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair hiçbir emarenin bulunmadığını tespit etmektedir.
119. Dolayısıyla bu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 22 Eylül 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy