AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 48997/09
Sezai ORAK / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 28 Ocak 2020 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
28 Temmuz 2009 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Sezai Orak, 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, hâlihazırda Diyarbakır’da hapis cezasını infaz etmektedir. Mahkeme önünde, Elazığ Barosuna kayıtlı avukatlar H. Taş ve V. Taş tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Başvuran aleyhindeki ceza yargılamaları
4. Mardin’de lise öğretmeni olarak görev yapan başvuran, Türkiye’de yasa dışı bir örgüt olan Hizbullah örgütünün üyesi olduğu şüphesiyle 8 Şubat 2000 tarihinde yakalanmış ve polis tarafından gözaltına alınmıştır.
5. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde başvuran aleyhinde ceza yargılamaları 8 Mart 2000 tarihinde başlatılmıştır. Başvuran, ceza yargılamaları boyunca tutuklu olarak yargılanmıştır.
6. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 23 Mart 2004 tarihinde davaya ilişkin kararını vermiş; başvuranı anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten suçlu bulmuş ve başvuran hakkında müebbet hapis cezası vermiştir. Başvuran ayrıca kamu hizmetinden ömür boyu menedilmiştir.
7. 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır. Bu nedenle, başvuran aleyhinde açılan dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Ekim 2007 tarihinde başvuranı Hizbullah üyesi olduğu, iki kişinin öldüğü ve iki kişinin de yaralandığı bir olayda yer almasının yanı sıra mülga Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs eden faaliyetlere katıldığı için suçlu bulmuş ve başvuran hakkında müebbet hapis cezasına hükmetmiştir. Başvuran, delil yetersizliği sebebiyle iki kişiyi yaralama ve bir kişiyi öldürme suçlarından beraat etmiştir. Bu karar, 16 Mayıs 2008 tarihinde kesinleşmiştir.
2. Başvuran aleyhinde yürütülen disiplin işlemleri
9. Başvuran aleyhindeki ceza yargılamaları hâlen derdestken, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu 10 Ocak 2001 tarihinde başvuranı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 § E (a) maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarmıştır.
10. Başvuran, 2001 yılında belirtilmeyen bir tarihte, Milli Eğitim Bakanlığına dava açarak devlet memurluğundan çıkarılmasına itiraz etmiş ve aleyhindeki ceza yargılamalarının ceza mahkemeleri önünde hâlen derdest olmasından dolayı memurluktan çıkarılma kararının yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir.
11. Diyarbakır İdare Mahkemesi, 14 Eylül 2001 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini kanunda öngörülen gereklilikleri sağlamadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
12. Başvuran, aleyhindeki aynı suçlamalara ilişkin ceza yargılamalarının hâlen derdest olmasına dayanarak, 14 Eylül 2001 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi nezdinde söz konusu karara itiraz etmiştir.
13. Bölge İdare Mahkemesi başvuranın terör örgütü üyesi olduğu iddiası nedeniyle devlet memurluğundan çıkarıldığını dikkate alarak, 26 Ekim 2001 tarihinde başvuranın devlet memurluğundan çıkarılma kararının durdurulması talebini kabul etmiş ve sadece yetkili ceza mahkemesinin başvuranın cezai sorumluluğunu belirleyebileceği kanaatine varmıştır. Bu bağlamda mahkeme, başvuranın disiplin suçuyla değil, sadece yetkili ceza mahkemesi tarafından belirlenebilecek bir cezai suçla itham edildiğine karar vermiştir. Dolayısıyla mahkeme, nihai bir hüküm olmadan, başvuranın terör örgütü üyeliğinden dolayı devlet memurluğundan çıkarılamayacağı sonucuna varmıştır. Ancak başvuranın tutuklu yargılandığı gerçeğini göz önüne alarak mahkeme, ceza yargılamalarında nihai karara varılana kadar başvuranın devlet memurluğundan uzaklaştırılabileceğine de karar vermiştir. Dolayısıyla mahkeme, başvuranın davasındaki ilgili tedbirin Devlet Memurları Kanunu’nun 141. maddesinde düzenlendiğini belirtmiştir.
14. Bölge İdare Mahkemesinin 26 Ekim 2001 tarihli kararı uyarınca başvuranın memurluktan çıkarılma kararının yürütmesi durdurulmuş ve Milli Eğitim Bakanlığı başvuranı görevden uzaklaştırmıştır. Başvuran, bu süre boyunca aylığının üçte ikisini almaya devam etmiştir.
15. Diyarbakır İdare Mahkemesi, Devlet Güvenlik Mahkemesinin 23 Mart 2004 tarihinde başvuran aleyhinde karar verdiğini ve başvuranı Hizbullah terör örgütü üyesi olmaktan ve anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs eden faaliyetlerde yer almaktan suçlu bulduğunu göz önünde bulundurarak, 21 Eylül 2004 tarihinde başvuranın görevinden çıkarılma kararının bozulmasına ilişkin talebini oy birliğiyle reddetmiştir. Kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Başvuran, öğretmen olarak çalışırken terör örgütü üyeliğinden suçlanmıştır... [başvuran] yakalanmış ve tutuklanmıştır... Benzer suçlamalara dayanarak başvuran aleyhinde bir disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin soruşturması, başvuranın karakolda ve Cumhuriyet Savcılığında verdiği ifadelerinin yanı sıra başvuranın örgüte öz geçmişini vermesine ilişkin olarak başlatılmıştır. Mahkeme, başvuranın yeni üyeler kazandırdığı örgütün askeri kanadında yer almasından, elçi görevi görmesinden ve ideolojilerini öğretmesinden dolayı kendisine isnat edilen eylemleri gerçekleştirdiği kanısına varmıştır. Raporda yer alan bulgulara dayanarak başvuranın savunma yapması talep edilmiştir fakat söz konusu savunma ikna edici bulunmamıştır. Bu nedenle Yüksek Disiplin Kurulu, başvuranın eylemlerinin Devlet Memurları Kanunu’nun 125 § E (a) maddesi kapsamında ‘sükûn ve çalışma düzenini bozmak’ disiplin suçuna karşılık gelmesine dayanarak başvuranın devlet memurluğundan çıkarılması tavsiyesinde bulunmuştur.
Soruşturma ve dava dosyalarını göz önüne alarak mahkeme, başvuranın ideolojik sebeplerle çalışma düzenini ve sükûnu bozduğu kanaatine varmaktadır. Öğretmenlik mesleğinin önemini dikkate alarak mahkeme, başvuranı devlet memuru olarak tutmanın kamu yararına zarar vereceğini düşünmektedir.
Somut davanın incelemesi sırasında mahkeme, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını talep etmiştir. Mahkeme, başvuranın anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten suçlandığını, hapis cezasına mahkûm edildiğini ve kamu hizmetinde çalışmasının ömür boyu yasaklandığını belirtmektedir.
Bununla birlikte, cezai yükümlülükten aklanmanın, disiplin suçu kararı verilmesine engel olmadığı yönünde yerleşik içtihat ilkesi bulunmaktadır. Dolayısıyla, başvuranın disiplin cezasını hak eden eylemlerine [ilişkin iddiaların] doğruluğu araştırılmalıdır.
Mahkeme, Devlet Memurları Kanunu’nun 125 § E (a) maddesi uyarınca başvuranın devlet memurluğundan çıkarılma kararının, başvurana isnat edilen eylemlerin doğruluğunun açıkça belirlenmesi ve başvuranın ideolojik amaçlarla iş düzenini ve uyumu bozması nedeniyle kanuna uygun olduğu kanaatine varmaktadır.”
16. Başvuranın temyiz ve karar düzeltme talebi, sırasıyla 11 Haziran 2007 ve 14 Nisan 2009 tarihlerinde Danıştay tarafından reddedilmiştir.İlgili İç Hukuk
17. 657 sayılı ve 14 Temmuz 1965 tarihli Devlet Memurları Kanunu’nun 125 § E maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“E. ... Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
(a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak.”
ŞİKÂYET
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi uyarınca kendisi hakkında açılmış olan ceza yargılamaları derdestken kamu görevinden çıkarılmasının masumiyet karinesi hakkını ihlal etmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
19. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”Tarafların beyanları
20. Başvuran iddialarını sürdürmüştür.
21. Hükümet, Sözleşme kapsamında, yetkili makamların ceza yargılamalarında itham edildiği eylemlerden dolayı bir devlet memuruna disiplin cezası vermekten kaçınma zorunluluğu olmadığını ileri sürmüştür. Hükümete göre başvuranın şikâyeti, cezai hükmü kesinleşmeden önce görevden alınmasına ilişkin olduğundan dolayı, bu durum Sözleşme kapsamında herhangi bir konu teşkil etmemektedir. İdare Mahkemesinin başvuranın devlet memurluğundan çıkarılmasını onama kararında kullandığı dil hususunda Hükümet, yerel mahkemenin masumiyet karinesine aykırı herhangi bir özel dil kullanmadığını ileri sürmüştür.Mahkemenin değerlendirmesi
22. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin “cezai bir suç ile itham edilen kişiler için geçerli olduğunu ve suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma” hakkını güvence altına aldığını belirtmektedir. Mahkeme, cezai bir suçla itham edilen bir kişiye ilişkin yargı kararının, kişinin kanun uyarınca suçlu olduğu kanıtlanmadan önce suçlu olduğu görüşünü yansıtması hâlinde Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinde öngörülen masumiyet karinesinin ihlal edileceğini yinelemektedir (bk. diğer kararların yanı sıra Allenet de Ribemont/Fransa, no. 15175/89, § 35, Seri A no. 308; Daktaras/Litvanya, no. 42095/98, § 41, AİHM 2000‑X; A.L./Almanya, no. 72758/01, § 31, 28 Nisan 2005 ve Caraian/Romanya, no. 34456/07, § 74, 23 Haziran 2015). Ceza yargılaması kapsamındaki usuli güvenceler dikkate alındığında, masumiyet karinesi, diğer şartlar arasında, ispat yükü, maddi ve hukuki karineler, kendi aleyhine tanıklık etmeme, yargılama öncesi şeffaflık ve yargılamayı yürüten mahkemenin veya diğer kamu görevlilerinin bir sanığın suçluluğuna ilişkin zamansız açıklamaları bakımından şartlar getirmektedir (bk. Allen/Birleşik Krallık [BD], no. 25424/09, § 93, AİHM 2013 ve bu karardaki diğer atıflar). Bu bakımdan masumiyet karinesi, sadece ceza yargılamaları bağlamında değil aynı zamanda ceza yargılamaları ile eş zamanlı olarak yürütülen ayrı hukuk yargılamaları, disiplin yargılamaları veya diğer yargılamalar bağlamında da ihlal edilebilir (bk. Kemal Coşkun/Türkiye, no. 45028/07, § 41, 28 Mart 2017).
23. Somut davaya benzeyen önceki davalarda Mahkeme, 6 § 2 maddesindeki hükümlerinin amacının veya etkisinin, disiplin yetkisine haiz olan mercilerin, bir devlet memurunun uygunsuz davranışının usule uygun olarak tespit edildiği durumlarda ceza yargılamalarında itham edildiği eylemlerden dolayı yaptırım uygulamasını önlemek olmadığına karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Allen, § 124 ve burada anılan davalar). Mahkeme, Sözleşme’nin bir eylemin hem ceza hem de disiplin yargılamalarına neden olmasını ya da iki yargılama dizisinin paralel olarak sürdürülmesini engellemediğini yinelemektedir. Mahkeme, cezai sorumluluktan aklanmanın bile daha az sıkı bir ispat külfetine dayanarak aynı olaylardan ortaya çıkan hukuki veya diğer sorumluluk türlerinin oluşmasını engellemediğini yinelemektedir (bk. Urat/Türkiye, no. 53561/09 ve 13952/11, § 53, 27 Kasım 2018 ve bu kapsamda anılan diğer davalar) Bununla birlikte, nihai bir cezai hükmün yokluğunda, disiplin yargılamalarında başvuran aleyhinde iddia edilen uygunsuz davranıştan dolayı başvurana cezai sorumluluk isnat eden bir ifade olması hâlinde, bu durum Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında bir konu teşkil edecektir (bk. yukarıda anılan Kemal Coşkun, § 53 ve burada anılan davalar).
24. Ceza yargılamaları ve görevden alınma arasında bir ilişkinin olduğu davalarda masumiyet karinesi ilkesine olan uygunluğu belirlemede Mahkeme işten çıkarılma davalarının sonucunun Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinde öngörülen güvence ile bağdaşıp bağdaşmadığıyla ilgilenmemektedir. İnceleme sadece yerel mahkemelerin dayandığı gerekçeler ve işten çıkarılma kararını gerekçelendirirken kullandıkları dil ile sınırlıdır (adı geçen kararda, § 56).
25. Mahkeme bu nedenle söz konusu davada, yukarıdaki ilkeler ışığında, Diyarbakır İdare Mahkemesinin başvuranın öğretmenlik görevinden alınmasını onama gerekçesinin başvuranın ceza yargılamalarında nihai karar verilmeden önce terör örgütü üyesi olmaktan suçlu bulunduğu görüşünü yansıtıp yansıtmadığını belirlemelidir.
26. Bu bağlamda Mahkeme, Diyarbakır İdare Mahkemesinin kararının ilk paragrafının sadece davanın olgusal ve yasal arka planının tekrarını içerdiğini ve başvuranın yasa dışı örgüt üyeliğine ilişkin cezai suçtan suçlu bulunduğu yönünde bir görüş yansıtmadığını veya ifade içermediğini kaydetmektedir. Mahkemenin başvuranın işten çıkarılma kararını onamasının asıl gerekçesini içeren ikinci paragrafta ise, başvuranın davranışından ideolojik amaçlarla çalışma düzenini bozma ve başvuranın öğretmenlik görevinde tutulmak istenmemesinden bahsedilmektedir. Mahkeme, Diyarbakır İdare Mahkemesi tarafından başvuranın davranışının cezai niteliğinin olmadığını dikkate alarak yerel mahkeme tarafından sunulan gerekçenin yetersiz kaldığı kanaatindeyken, tek başına bu eksikliğin başvuranın masumiyet karinesi hakkını ihlal etmediğini belirtir (yukarıda anılan Urat davasındaki başvuranların durumu ile karşılaştırınız, §§ 56-59).
27. Son olarak, idare mahkemesi ceza mahkemesinin bulgularını onaylamadığı ve söz konusu duruma uygun olmayan bir sonuca vardığı için başvuranın sadece Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından belirlenen mahkûmiyetine atıfta bulunan kararın ilgili kısmı, masumiyet karinesini ihlal etmez (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla Güç/Türkiye, no. 15374/11, § 42, 23 Ocak 2018).
28. Dolayısıyla Mahkeme, Diyarbakır İdare Mahkemesinin gerekçesinin Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında güvence altına alınan masumiyet karinesine aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.
29. Dolayısıyla başvuru, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu için reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 20 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy