AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 38358/22
Yusuf ORHAN / Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 6 Aralık 2022 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 18 Temmuz 2022 tarihli başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Yusuf Orhan, 1985 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Gaziantep’te ikamet etmektedir.
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 13 Nisan 2018 tarihinde, terör örgütüne üye olmaktan suçlu bulunmuş ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yedi buçuk yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
4. Bu mahkûmiyet kararı daha sonra, 18 Ekim tarihinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onanmıştır.
5. Yargıtay, 15 Mayıs 2019 tarihinde, ilgilinin temyiz başvurusunu reddetmiştir.
6. Kendisiyle aynı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûm edilen kişilerle bir hücrede tutulan başvuran, 3 Kasım 2020 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumu İdaresinden, adî suçlardan dolayı mahkûm edilen kişilerle bir hücreye nakledilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran, “adî suçlarla ilgili bir hücrede bulunmanın [zamanı geldiğinde] şartlı tahliye tedbirinden yararlanmanın bir koşulu [olması] halinde” bu nakli talep ettiğini belirtmiştir.
7. İdare, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın talebini kabul etmiştir.
8. Başvuran, 2021 yılının Mart ayında, açık bir ceza infaz kurumuna nakledilme ve şartlı tahliyeden yararlanma talebini sunmuştur.
9. Diğerlerinin yanı sıra, bir psikolog ve bir sosyal hizmet uzmanından oluşan, Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (“Kurul”), 15 Mart 2021 tarihli kararla, başvuranın talebini reddetmiştir.
10. Söz konusu Kurul, yürürlükte olan düzenlemeye uygun olarak, organize suçlar veya terör kapsamına giren suçlardan dolayı mahkûm edilen kişilerin, ceza düzenlemesi tedbirinden yararlanabilmeleri için bazı koşulları yerine getirmeleri gerektiğini hatırlatmıştır. Bu koşullardan biri, İdare ve Gözlem Kurulunun, tutuklunun üyesi olduğu suç örgütünden ayrıldığını ve girişiminin samimi olduğunu tespit etmesi hususudur.
11. Hâlbuki mevcut davada, Kurul, ilgilinin hücre değiştirmesinden önce ve sonra sergilediği davranışlarda herhangi bir değişikliğin gözlemlenmediği, ilgilinin herhangi bir üzüntü veya pişmanlığı dile getirmediği, ilgilinin adî tutuklulara yönelik bir hücreye nakledilmesini talep ederken izlediği tek amacın şartlı tahliye imkânı elde etmek olduğu, bu talebin içten bir pişmanlığı yansıtmadığı ve üyesi olduğu örgütten gerçekte uzaklaştığını kanıtlamadığı kanısına varmıştır.
12. İlgilinin bu karara karşı sunduğu itiraz, İnfaz Hâkimliği tarafından 25 Mart 2021 tarihinde reddedilmiştir.
13. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Mayıs 2021 tarihinde, bu karara karşı sunulan itirazı reddetmiştir.
14. Bu iki mahkeme, itirazları duruşma yapmaksızın incelemiştir. Cumhuriyet savcılığı, itiraz edilen kararın “hukuk ve usule uygun” olduğu kanısına vardığı görüşlerini bu mahkemelerden her birine sunmuştur.
15. Anayasa Mahkemesi, 19 Ocak 2022 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
16. Bu karar, 25 Şubat 2022 tarihinde, ilgiliye tebliğ edilmiştir.
17. Başvuran, 13 Mart 2022 tarihinde, Kurulun sunduğu olumlu raporun ardından, şartlı tahliyeden yararlanmıştır.
İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK KURALLARI
18. 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (“Viyana Sözleşmesi”) 31 ila 33. maddeleri aşağıdaki gibidir:
“Madde 31
GENEL YORUM KURALI
1. Bir andlaşma, hükümlerine andlaşmanın bütünü içinde ve konu ve amacının ışığında verilecek olağan manaya uygun şekilde iyi niyetle yorumlanır.
2. Bir andlaşmanın yorumu bakımından, (andlaşmanın) bütünü, girişini ve eklerini içine alan metne ilaveten, aşağıdakileri kapsar:
a) Andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı olarak bütün taraflar arasında yapılmış olan andlaşmayla ilgili herhangi bir anlaşma;
b) Andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı olarak bir veya daha fazla tarafça yapılan ve diğer taraflarca andlaşmayla ilgili bir belge olarak kabul edilen herhangi bir belge.
3. Andlaşmanın bütünü ile birlikte aşağıdakiler (de) dikkate alınır:
a) Taraflar arasında andlaşmanın yorumu veya hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak yapılan daha sonraki (tarihli) herhangi bir anlaşma,
b) Tarafların andlaşmanın yorumu konusundaki mutabakatını tespit eden andlaşmanın uygulanması ile ilgili daha sonraki herhangi bir uygulaması,
c) Taraflar arasındaki ilişkilerde milletlerarası hukukun tatbiki kabil herhangi bir hukuk kuralı.
4. Tarafların bir terime özel bir mana vermek istedikleri tespit edilirse, o terime o mana verilir.
Madde 32
TAMAMLAYICI YORUM ARAÇLARI
31. maddenin uygulanmasından hasıl olan manayı teyid etmek veya 31. maddeye göre yapılan yorum,
a) Manayı muğlak veya anlaşılmaz bırakıyorsa,
b) Çok açık bir şekilde saçma olan veya makûl olmayan bir sonuca götürüyorsa, manayı tespit etmek için andlaşmanın hazırlık çalışmalarına ve yapılma şartları dâhil, tamamlayıcı yorum araçlarına başvurulabilir.
Madde 33
İKİ VEYA DAHA FAZLA DİLDE TEVSİK EDİLMİŞ OLAN ANDLAŞMALARIN YORUMU
1. Bir andlaşma iki veya daha fazla dilde tevsik edildiği zaman, görüş ayrılığı halinde, belirli bir metnin üstün tutulacağını metnin kendisi öngörmedikçe veya taraflar öyle kararlaştırmadıkça, her bir dildeki metin aynı şekilde geçerlidir.
2. Metnin tevsik edildiği dillerden gayrı bir dildeki bir andlaşma sureti, ancak andlaşmanın öngörmesi veya tarafların kabul etmesi halinde geçerli bir metin telakki edilir.
3. Andlaşma hükümlerinin her bir geçerli metinde aynı manayı taşıdığı farz edilir.
4. Birinci paragrafa göre, belirli bir metnin üstün tutulduğu durumlar saklı kalmak üzere, geçerli metinler arasında yapılan bir karşılaştırma, 31. ve 32. maddelerin uygulanmasının ortadan kaldırmadığı bir mana farkı ortaya koyarsa, andlaşmanın konu ve amacı göz önünde tutulduğunda metni en iyi uzlaştıran mana benimsenecektir.”
ŞİKÂYETLER
19. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini ileri sürerek, ceza düzenlemesi tedbirinden yararlandırılmaması yönünde verilen, kendi ifadesine göre, yasaya aykırı ve keyfi karar nedeniyle özgürlüğünden haksız olarak yoksun bırakıldığını iddia etmektedir.
20. Başvuran, ceza infaz kurumu makamlarının ret kararına ilişkin itiraz prosedürünün, cezai yönüyle uygulanabilecek olan Sözleşme’nin 6. maddesine uygun olmadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran bilhassa herhangi bir duruşmanın yapılmamasından ve Cumhuriyet savcılığının görüşlerinin bildirilmemesinden şikâyet etmekte, ancak aynı zamanda çekişmeli bir yargılamadan yararlanamadığını, silahların eşitliğinin sağlanmadığını, savunmasını hazırlaması için gereken süreden faydalanamadığını ve dosyasına erişim sağlayamadığını da ileri sürmektedir.
21. Öte yandan başvuran, şartlı tahliyenin uygulanmasına ilişkin başvurusunu incelemiş olan, hem İnfaz Hâkimliği hem de Ağır Ceza Mahkemesinin, Sözleşme’nin 13. maddesini ihlal edecek şekilde, bu başvuruyu etkin bir şekilde incelemediğini ileri sürmektedir.
22. Son olarak, başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesi anlamında iki hususta ayrımcılığa maruz kaldığını ifade etmektedir. Öncelikle, Ceza İnfaz Kurumu İdaresi, organize suçlar ve terör kapsamına giren suçlardan dolayı mahkûm edilen kişilere karşı aynı nezaketi göstermemesine rağmen, adî tutukluların şartlı tahliye imkânı elde edebilmeleri için bazı kolaylıklardan yararlanmalarını sağlayabilecektir. İkinci olarak, başvuran, şartlı tahliyeden yararlanmaya yönelik kriterlerin, olayların meydana geldiği dönemde kaldığı ceza infaz kurumuna nazaran, diğer ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklular hakkında daha olumlu bir şekilde değerlendirileceğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuruda Bulunma Süresi Hakkında23. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen başvuruların sunulma süresinin bir kamu düzeni kuralı olduğunu ve resen incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], no. 27396/06, § 33, 29 Haziran 2012).
24. Mahkeme, daha önce altı ay olan bu sürenin Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’ün (“Protokol”) 4. maddesi tarafından dört aya indirildiğini gözlemlemektedir.
25. Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası, mevcut haliyle aşağıdaki şekildedir:
“1. Mahkemeye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkelerine göre anlaşıldığı üzere, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihten itibaren dört aylık bir sürenin içinde başvurulabilmektedir.”
26. Söz konusu Protokol, 1 Ağustos 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte, söz konusu Protokol’ün 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yeni süre, söz konusu Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihin ardından altı aylık geçici dönemin sona erdiği tarihte, 1 Şubat 2022 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
27. Başvuranın hukuk yollarını tükettiği kararın, bu tarihten önce verilmesi ancak bu tarihten sonra tebliğ edilmesi nedeniyle Mahkeme, uygulanabilir sürenin -altı aylık eski süre veya dört aylık yeni süre- koşullarının belirtilmesinin gerekli olduğu kanaatine varmaktadır.
28. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’ün 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde (in fine), yeni sürenin “Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında kesinleşmiş kararın mevcut Protokol’ün 4. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce verildiği belirten başvurular hakkında uygulanmayacağının” ifade edildiğini gözlemlemektedir.
29. Mahkeme, Viyana Sözleşmesi’nin 31. maddesinin 1. fıkrasında bir “antlaşmanın hükümlerine kendi bağlamında ve antlaşmanın konusu ve amacı ışığında verilecek olağan anlama uygun olarak iyi niyetle yorumlanması gerektiğinin” belirtildiğini tekrarlamaktadır.
30. Mahkeme, yukarıda belirtilen 8. maddenin 3. fıkrasında kullanılan “verilen” ifadesinin olağan anlamının herhangi bir şüpheye yer bırakmadığını gözlemlemektedir. Bu metni kaleme alan kişilerin, uygulanması gereken başvuruda bulunma süresinin ulusal mahkemelerin iç hukuk yollarını tüketen kararı verdikleri tarihte yürürlükte olan süre olması gerektiğini belirtmek istedikleri anlaşılmaktadır.
31. Başvuruların sunulmasıyla ilgili sürenin hesaplanması konusunda, Mahkemenin yerleşik içtihadının, Sözleşme’nin 35. maddesinden 1. fıkrasının İngilizce dilindeki tercümesinde kararın “verildiği” (was taken) tarihin sürenin başlangıç noktası olarak belirtilmesine rağmen -bu son detayın söz konusu maddenin Fransızca tercümesinde bulunmaması nedeniyle-, iç hukuk yollarını tüketen kararın verildiği tarihte değil, ancak bu kararın tebliğ edildiği tarihte (iç hukukta öngörülmesi halinde) ya da kararın internette yayınlandığı tarihte (Papachelas/Yunanistan [BD], no. 31423/96, § 30, AİHM 1999‑II) bu sürenin işlemeye başladığından ibaret olduğu açıktır.
32. Dolayısıyla, uygulanabilir olan başvuruda bulunma süresinin, iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihte yürürlükte olan süreden ziyade, kararın tebliğ edilme tarihinde yürürlükte olan sürenin olmasının gerekip gerekmediği hususu ortaya çıkmaktadır.
33. Bununla birlikte Mahkeme, uygulanabilir sürenin -dört ay ya da altı aylık- belirlenmesi hususunun, sürenin işlemeye başladığı birinci günün belirlenmesi hususundan açıkça farklı olduğunu gözlemlemektedir. Dahası, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının genel usulü ve yargısal kuralları içermesine rağmen, Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’ün 8. maddesinin 3. fıkrası geçici bir dönemin öngörülmesini amaçlamaktadır.
34. Öte yandan, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına yapılan atfın, 8. maddenin 3. fıkrası uyarınca, “kesinleşmiş kararın” verildiği tarihin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen sürenin birinci gününün belirlenmesine imkân veren koşullarla aynı olduğu anlamına gelmediği kanısına varmaktadır. Mahkeme nazarında, bu atıf yalnızca, söz konusu olan “kesinleşmiş kararın” Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukuk yollarını tüketen karar olduğu anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle, “Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında kesinleşmiş karar” ifadesinin iç hukuk yollarını tüketen kesinleşmiş karar olarak anlaşılması gerekmektedir.
35. Ayrıca Mahkeme, sürenin başlangıç noktasının tespit edilmesi için izlenen yaklaşımın, tebliğ edilme tarihi veya başvuranın kesinleşmiş kararın içeriğini öğrenme imkânına sahip olduğu tarihin (internette yayınlanma tarihi) dikkate alınmasından yana olan bir dizi özel değerlendirmeyle belirlendiğini tespit etmektedir. Nitekim Mahkeme, başvurma süresinin yalnızca hukuki güvenliğin sağlanması için değil, aynı zamanda muhtemel başvurana, Mahkemeye bir başvuruda bulunup bulunmayacağına karar verme ve başvuruda bulunması durumunda, sunacağı şikâyet ve iddiaları belirtme konusunda zaman vermek için de oluşturulduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, altı aylık sürenin karar nüshasının tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başladığının göz önünde bulundurulmasının, Sözleşme’nin 35. maddesinin konusuna ve amacına daha uygun olduğu sonucuna varmıştır (Worm/Avusturya, 29 Ağustos 1997, §§ 32-33,
Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997‑V).
36. Yukarıda belirtilen Worm davasında kabul edilen bu yaklaşımı haklı gösteren bir diğer iddia, başvuru süresinin yalnızca başvuruda bulunan kişinin geçerli bir şekilde dava açacak bir durumda bulunduğu günden itibaren işleyebileceği hususudur. Aksi takdirde, yetkili makamlar, kesinleşmiş kararın tebliğ edilmesini veya bu kararın öğrenme imkânını geciktirerek, Mahkemeye başvurma süresini önemli ölçüde kısaltabilecek, hatta başvuranı Mahkemeye geçerli bir şekilde başvurma imkânından yoksun bırakabilecek ve böylelikle, Sözleşme’nin etkin ve somut hakları güvence altına almasının gerekmesine rağmen, Sözleşme tarafından düzenlenen başvuru hakkını teorik ve yanıltıcı bir hale getirebileceklerdir. Bu yaklaşım ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında mahkemeye erişim konusunda Mahkemenin içtihadına uygundur (bk. Miragall Escolano ve diğerleri/İspanya, no. 38366/97 ve diğer 9 başvuru, §§ 37 ve 38, AİHM 2000‑I).
37. Başka bir ifadeyle, başvuru süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesi için, Mahkeme, prima facie (ilk bakışta), Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında kullanılan ifadenin olağan ve alışılagelmiş anlamından ayrılıyorsa (İngilizce tercümesinde öncelikle (a fortiori)), bunun nedeni Sözleşme’nin konusunu ve amacını dikkate almak ve bireysel başvuru hakkının etkinliğini korumayı amaçlamaktır.
38. Hâlbuki Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’ün 8. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin olarak, Mahkeme, kelimelerin olağan anlamından ayrılmayı ve kesinleşmiş kararın “verildiği” tarihte yürürlükte olan altı aylık sürenin değil, söz konusu kararın tebliğ edildiği tarihte yürürlükte olan dört aylık sürenin uygulanmasına karar vermeyi sağlayabilecek bu türden bir değerlendirme görmemektedir.
39. Mahkeme ayrıca, iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihte yürürlükte olan süreden ziyade, tebliğ edilme tarihinde yürürlükte olan sürenin uygulanmasından ibaret olan yaklaşımın, Worm içtihadının amacına ters olmasına rağmen başvuran açısından talihsiz sonuçlar doğuracağını ve 8. maddenin 3. fıkrasında kullanılan ifadelerin olağan anlamı göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın, gerektiğinde aydınlatıcı tavsiyeler alarak olsa da, Anayasa Mahkemesinin kararının tebliğ edilmesinden itibaren altı aylık bir süreye sahip olduğuna haklı olarak inanabileceğini gözlemlemektedir.
40. Ayrıca, 8. maddenin 3. fıkrası uyarınca uygulanabilir sürenin belirlenmesi hususunun, sürenin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca işlemeye başladığı birinci günün belirlenmesi hususundan açıkça farklı olduğunu tekrarlayarak, Mahkeme, bir yandan, Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’de açıkça öngörüldüğü üzere, iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihte yürürlükte olan sürenin dikkate alınması ve diğer yandan, Mahkemenin yerleşik içtihadına uygun olarak Sözleşme’nin konusu ve amacını göz önünde bulundurarak kararın tebliğ edilme veya internette yayınlanma tarihinden itibaren, eski ya da yeni olsun, uygulanabilir sürenin başlatılması hususlarında herhangi bir tutarsızlık görmemektedir.
41. Son olarak, 8. maddenin 3. fıkrası tarafından izlenen amaca ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’e eşlik eden açıklayıcı raporun incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Söz konusu raporun 22. paragrafının son cümlesi (in fine) aşağıdaki gibidir:
“Bu yeni süre ayrıca, geçmişe dönük bir nitelik taşımamaktadır, zira 4. paragrafta (sic) son cümlede, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında kesinleşmiş kararın yeni kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce verildiği belirtilen başvurular hakkında uygulanmadığı ifade edilmektedir.”
42. Bu paragraftan, 8. maddenin 3. fıkrasının amacının, Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol’ün 4. maddesine geçmişe dönük bir etki verilmesinin engellenmesi ve söz konusu maddenin düzenlediği dört aylık yeni sürenin, iç hukukta kesinleşmiş kararın bu sürenin henüz yürürlükte olmadığı bir tarihte verildiği belirtilen başvurular hakkında uygulanmasından imtina edilmesi olduğu anlaşılmaktadır.
43. Dolayısıyla, iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihte yürürlükte olan sürenin uygulanmasından ibaret olan yaklaşım, 8. maddenin 3. fıkrasının amacına uygundur.
44. Yukarıda belirtilen hususların tamamından, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukukta kesinleşmiş kararın 1 Şubat 2022 tarihinden önce verildiği belirtilen başvurular hakkında, söz konusu kararın ilgiliye tebliğ edilme tarihi ne olursa olsun, yani bu tarihin 31 Ocak 2022 tarihinden sonra olması halinde bile uygulanması gereken sürenin altı aylık süre olduğu anlaşılmaktadır. Dört aylık süre, iç hukukta kesinleşmiş kararın 31 Ocak 2022 tarihinden sonra verildiği ifade edilen başvurular hakkında uygulanmalıdır.
45. Mevcut davada, iç hukukta kesinleşmiş son karar, Anayasa Mahkemesi tarafından 19 Ocak 2022 tarihinde verilen karardır. Dolayısıyla, uygulanabilir süre, altı aylık süredir.
46. Bu süre, söz konusu kararın tebliğ edilmesinin ardından bir sonraki gün olan 26 Şubat 2022 tarihinde (başlangıç tarihi, dies a quo) işlemeye başlamış ve 25 Ağustos 2022 tarihinde (süre bitimi tarihi, dies ad quem) sona ermiştir.
47. Başvurunun 18 Temmuz 2022 tarihinde sunulması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen başvuru süresine uyulmuştur.
Sözleşme’nin 5 ve 6. Maddeleri Bağlamındaki Şikâyetler Hakkında48. Sözleşme’nin 5. maddesi bağlamındaki şikâyete ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin bu hükmünün, böylelikle hükümlüye, ne af yasasından yararlanma ne de önceden şartlı ya da kesin tahliye edilme hakkını güvence altına almadığını hatırlatmaktadır (Mouesca/Fransa (k.k.), no. 52189/99, 18 Ekim 2001, İrfan Kalan/Türkiye (k.k.), no. 73561/01, 2 Ekim 2001, ve Çelikkaya/Türkiye (k.k.), no. 34026/03, § 60, 1 Haziran 2010).
49. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerin, herhangi bir takdir yetkisinin bulunmaması nedeniyle, bu türden bir tedbirden yararlanmak için kanun tarafından belirlenen koşulları yerine getiren herhangi bir kişi hakkında bu tedbiri uygulamak gerektiğinde söz konusu durum tersine dönebilmektedir (Hıdır Durmaz/Türkiye (no. 2), no. 26291/05, § 26, 12 Temmuz 2011, ve Del Rio Prada/İspanya [BD], no. 42750/09, § 126, AİHM 2013).
50. Mahkeme, Türk hukukunda, organize suçlar veya terör kapsamına giren suçlardan dolayı mahkûm edilen bir kişinin şartlı tahliyesinin birçok koşulun bir araya gelmesine bağlı olduğunu gözlemlemektedir. İlgilinin, cezasının bir kısmını çekmiş olması, “iyi hal” sergilemiş olması ve ceza infaz kurumunun İdare ve Gözlem Kurulunun, ilgilinin üyesi olduğu suç örgütüne bundan böyle bağlı olmadığını tespit etmiş olması gerekmektedir.
51. Üçüncü koşula ilişkin olarak, yetkili makamların, bir tutuklunun gerçekte örgütten ayrılıp ayrılmadığını ve adî suçlarla ilgili bir hücreye konulması için söz konusu örgüte üye olan kişiler için tahsis edilmiş hücreden ayrılması talebinin gerçekte örgütten ayrıldığını yansıtıp yansıtmadığını veya bu talebin yalnızca bu türden bir örgütten ayrılmış gibi davranarak, şartlı tahliye gibi imkânların elde edilmesini amaçlayıp amaçlamadığını tespit etmek amacıyla bir takdir yetkisine sahip oldukları açıktır.
52. Yukarıda belirtilen hususlardan, şartlı tahliyenin otomatik bir nitelik taşımadığı, yetkili makamların başvuran hakkında bu türden bir tedbirin uygulanmasına karar vermekle yükümlü olmadıkları ve takdir yetkisine sahip oldukları sonucu çıkmaktadır.
53. Öte yandan yetkili makamların, bu yetkiyi kullanarak, üçüncü koşula uyulup uyulmadığını keyfi veya açıkça mantıksız bir şekilde değerlendirdiklerini belirten herhangi bir unsur bulunmamaktadır (aksi yönde bir karar için (a contrario), bk. Antonio Messina/İtalya, no. 39824/07, §§ 46 ila 48, 24 Mart 2015, bu kararda, ulusal makamların gerekçesinde maddi bir hatanın bulunduğu belirtilmektedir).
54. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesi bağlamındaki şikâyet, Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) kabul edilemez niteliktedir.
55. Mahkeme, kendi içtihadı uyarınca, şartlı tahliye talebinin sunulduğu hâkimin kararının, medeni nitelikte bir hakla ilgili bir itirazın incelenmesini ya da Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında, cezai konuda bir suçlama hakkında karar verilmesini amaçlamaması nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyetler için de aynı durumun geçerli olduğu kanısına varmaktadır (yukarıda anılan Mouesca kararı, Grava/İtalya (k.k.), 43552/98, 5 Aralık 2002, Pilla/İtalya (k.k.), no. 64088/00, 23 Eylül 2004, Sannino/İtalya (k.k.), no. 30961/03, 24 Şubat 2005, Szabo/İsveç (k.k.), no. 28578/03, 27 Haziran 2006; Csoszanszki/İsveç (k.k.), no. 22318/02, 27 Haziran 2006, Naskovic/Sırbistan (k.k.), no. 15914/11, § 63, 14 Haziran 2011, Boulois/Lüksemburg [BD], no. 37575/04, §§ 85 ila 89 ve 104, AİHM 2012).
Diğer Şikâyetler Hakkında56. Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında savunulabilir bir şikâyetin bulunmaması dikkate alındığında, Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak bir sonuca ulaşılması mümkün değildir ve bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
57. Sözleşme’nin 14. maddesi bağlamındaki iki şikâyete ilişkin olarak, Mahkeme, bunların yeterince desteklenmediği kanaatine varmakta ve bunların aynı gerekçeyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Ocak 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan