AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
VE KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru no: 41963/10
Gökhan ORUÇ/Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Stéphanie Mourou-Vikström, Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
29 Mart 2010 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle 6 Eylül 2018 tarihinde davalı Hükümet tarafından gönderilen deklarasyonu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Gökhan Oruç, 1985 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Tekirdağ’da tutuklu bulunmaktadır. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat Y. Tura tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, 3842 sayılı Kanun’a göre yargılama öncesi aşamada başvuranın avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması ve daha sonra avukat yokluğunda alınan ifadelerin yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılması nedeniyle ceza yargılamalarının adil olmadığı ile ilgili olarak şikâyette bulunmuştur. Başvuran, aynı zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün kendisine iletilmediğini iddia etmiştir.
4. Başvurunun, yukarıda anılan şikâyetlerini ilgilendiren kısmı Hükümete bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
5. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 6 Eylül 2018 tarihli bir yazıyla, başvurunun bu kısmında ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 7145 sayılı, 31 Temmuz 2018 tarihli Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak, yukarıda belirtilen hukuk yolunun telafi kabiliyetine sağlayacak nitelikte olduğu kanaatindedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran, Gökhan Oruç’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararların yanı sıra masraf ve giderlere karşılık olarak 500 EUR (beşyüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.”
7. Bu karardan birkaç hafta önce, Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyonda belirtilen koşullar başvurana gönderilmiştir. Mahkeme, ne başvurandan ne de temsilcisinden, deklarasyonun şartlarını kabul ettiklerine dair bir cevap almamıştır. Mevcut başvurunun konusu, başvuranın hüküm giydiği ceza yargılamaları ile ilgili olduğu için, Mahkeme, başvuranın bu husustaki sessizliğini, deklarasyon şartlarının zımni onayı olarak ele alamaz. (kıyaslayın, hukuk yargılamaları bakımından, Igranov ve Diğerleri /Rusya, no.42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 23, 20 Mart 2018).
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse”.
9. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dahil olmak üzere, bazı davalarında, adli yardımın sistematik reddine ve başvuranları mahkum etmek için avukat yokluğunda elde edilen delillerin kullanılması hakkındaki şikayetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğerleri arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
12. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden davaya bakan mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtay’ın bu eksikliği giderememesinin, o maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesindeki ihlal kararının, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatinde olmuştur.
13. Mahkeme, ayrıca, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonlarında Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesinde bir ihlal olduğunu açık bir şekilde kabul ettiğini gözlemlemektedir.
14. Ayrıca, avukat yardımından faydalanma hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391\02, §§ 27-31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistemik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu (5271 sayılı Kanun) not etmek önemlidir.
15. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, Mahkemenin sadece Sözleşme’de veya Protokollerinde ihlal olduğuna karar veren hükmü bazında ceza yargılamalarının yenilenmesi imkânını getiren hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürme kararının ardından ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yenilenmesi gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren kararın veya hükmün ardından, yargılamaların yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (bk., kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no.42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, buradaki daha fazla referans ile birlikte ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
16. Bu bağlamda, ayrıca, Mahkeme, içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesinin başvuranın bu yönde talep etmesi durumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranın şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşmenin herhangi bir ihlalini düzeltmesinin öncelikli olarak ulusal makamların rolü olduğu hatırlatılmaktadır.
17. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi). Mahkeme, bu kararın, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmediğini vurgulamaktadır (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116 - 118, 5 Temmuz 2016)
18. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi).
19. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekrar kayda alınacağının altını çizmektedir (bkz. Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
20. Bu nedenle, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
21. Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, başvuran aynı zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı fikrinin kendine iletilmemesinden şikâyetçi olmuştur.
22. Mahkeme, kendisine sunulan delil unsurları ve iddiaları inceleme yetkisi dâhilinde, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir durum tespit etmemiştir. (bk. Aras/Türkiye (no. 2), no. 15065/07, § 45, 18 Kasım 2014).
23. Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümet’in Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesine uygun olarak, kayıttan düşürülmesine,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy