AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 35427/15
Yeter ORUÇ / TÜRKİYE
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Eylül 2020 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”),
30 Haziran 2015 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Yeter Oruç, Türk vatandaşı olup, 1963 doğumludur ve Malatya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Malatya Barosuna bağlı Avukat Y. Sürücü tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, dört çocuk annesidir. Başvuranın, 1984 doğumlu olan en büyük oğlu M.’ye, %94 oranında çalışma gücü kaybı ile ağır mental retardasyon ve epilepsi serebral palsi teşhisleri konulmuştur.
5. Başvuran, 13 Mart 2007 tarihinde, oğluna sunduğu evde bakım için maddi yardım verilmesini talep ederek Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne başvurmuştur. Başvuranın bu talebi reddedilmiştir. Başvuran, oğlunun sürekli olarak yardıma ihtiyacı olduğunu ve oğlunun bu yardımı almadan günlük ihtiyaçları ile başa çıkamayacağını iddia ederek, verilen ret kararına karşı itiraz etmiştir. Başvuran, ailenin toplam gelirlerinin yoksulluk sınırı altında olduğunu bildirmiştir. Başvuranın dosyası yeniden incelendikten sonra, başvuranın talebi kabul edilmiştir. Başvurana ödenmesine karar verilen maddi yardım 1 Mayıs 2007 tarihi itibarıyla ödenmeye başlanmıştır. Sosyal Hizmetler Kurumu tarafından, 19 Kasım 2007 tarihinde, söz konusu maddi yardımın 1 Kasım 2007 tarihinden itibaren, ailenin, hane başına düşen ortalama gelirinin kanunda öngörülen sınırın üstünde olduğu gerekçesiyle kesildiği hakkında başvurana yazılı bir bilgilendirme yapılmıştır. Başvuran, aile gelirinin yasal olarak öngörülen sınırın altında olduğunu iddia ederek, bu karara karşı itiraz etmiştir.
6. Sosyal Hizmetler Kurumu, 30 Kasım 2007 tarihinde, maddi durumunun talep ettiği yardımı almak için elverişli olmadığı hakkında başvuranı bilgilendirmiştir.
7. Başvuran, oğlu ile evde kendisinin ilgilendiğini ve kanun gereği evde bakım için sorumlu kişiye maddi yardım yapılması gerektiğini iddia ederek Malatya İdare Mahkemesinde bu karara karşı itiraz etmiştir. Başvuran ayrıca, Sosyal Hizmetler Kurumu tarafından verilen kararın icrasının ertelenmesini talep etmiştir.
8. Sosyal Hizmetler Kurumu, sunduğu savunma dilekçesinde, yardımdan yararlanan kişilerin durumlarını her altı ayda bir yeniden değerlendirdiklerini belirtmiştir. Dolayısıyla yapılan değerlendirmeden, hanenin toplam geliri, haneyi oluşturan toplam kişi sayısı ile karşılaştırılarak, başvuranın oğluna düşen gelirin 302 Türk lirası (TRY) olduğu ve dolayısıyla hanenin toplam gelirinin asgari ücretin (asgari gelir 279 TRY tutarındadır) üçte ikisinden daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Oysa, bu alandaki uygulanabilir ilkeleri tanımlayan yönerge uyarınca, engelli bir kişiye verilmesi gereken gelirin asgari ücretin üçte ikisinin altında olması gerekmektedir.
9. İdare Mahkemesi, başvuranın kararın icrasının ertelenmesi talebini ve başvuranın açtığı iptal davasını reddetmiştir. İdare Mahkemesi, bilhassa, başvuranın eşinin maaşının 1.300 Türk Lirası (TRY) olduğunu, ayrıca engelli olan en büyük oğluna 247 TRY ödendiğini, bunların aileye toplam 1.547 TRY gelir sağladığını, yani kişi başına düşen miktarın 309 TRY olduğunu ve dolayısıyla bu miktarın asgari gelirin üçte ikisini aşan bir miktar olduğunu belirtmektedir. İdare Mahkemesi, başvurana evde bakım için verilen maddi yardımın kesilmesinin kanuna aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Danıştay, söz konusu kararı onamıştır.
10. Başvuran, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, Anayasa’nın 10 (Kanun önünde eşitlik), 12 (Temel hak ve hürriyetlerin niteliği), 41 (Ailenin korunması ve çocuk hakları), 60 ve 61. (Sosyal güvenlik hakları) maddelerini ileri sürmektedir. Başvuran, oğlunun ağır engelli olduğunu ve bu sebeple özel bakım ihtiyaçlarının gerektirdiği masrafları karşılamak için yeterli maddi imkânlara sahip olmadığını iddia etmektedir.
11. Anayasa Mahkemesi, 31 Aralık 2014 tarihinde, başvuranın başvurusunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuru formunu ve sunulan ekleri değerlendirerek, evde bakım için kendisine yapılan yardımın kesilmesine karşı yaptığı itirazın reddedilmesinden şikâyet ettiğini ve bu şikâyetin adil yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, ihtilaf konusu kararda herhangi bir değerlendirme hatası veya keyfilik tespit edilmemiştir.
12. Hükümet görüşlerinde aşağıdaki bilgileri sunmuştur: başvuranın oğlu, Vakıflar Genel Müdürlüğü - Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kamu tüzel kişisi - tarafından ödenen 817,67 TRY tutarında maddi yoksunluk yardımı almaktadır, başvuranın oğlu adına kayıtlı bir araba bulunmaktadır ve başvuranın ailesinin, biri kirada olmak üzere, katlı iki evi vardır.
13. Başvuran ise, söz konusu mülklere ilişkin açıklamalarda bulunmaktadır ve sunduğu görüşlere ek olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü (başvuranın sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirdiği) tarafından düzenlenen, oğlunun 1 Kasım 2016 tarihinden itibaren ihtiyaç sahibi engellilere bağlanan bir maaş aldığını belirten, 31 Aralık 2019 tarihli bir belge eklemektedir.
ŞİKÂYET
14. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, oğluna sunduğu evde bakım için aldığı maddi yardımın kesilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMETarafların İddiaları
15. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan, özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
16. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet, ilk olarak, başvuranın şikâyetinin esasen açtığı iptal davasının süresiyle ilgili olduğunu iddia etmektedir ve başvurunun, Sözleşme, 8. maddesi kapsamında değil de, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet daha sonra, Mahkemenin başvuranın şikâyetinin yargılamanın süresine ilişkin olduğu kanaatine vardığı takdirde, bu şikâyetin başvuranın tazminat komisyonuna başvurmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini iddia ederek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
17. Hükümet aynı zamanda, başvuranın Anayasa Mahkemesine başvurmadığını belirtmektedir. Hükümet, özellikle Anayasa Mahkemesine ve bu mahkemeye sunulan şikâyetlerin farklı şekilde ifade edilmeleri sebebiyle, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği kanısına varılması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet ayrıca, Mahkemeyi, başvuranın sosyal güvenlik hakkı talep ettiğinin altını çizerek, konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Oysa, bu hak ne Sözleşme’de ne de Türkiye’nin taraf olduğu Protokollerde yer almaktadır. Söz konusu hakkın, pozitif yükümlülükler açısından da öngörülmeyeceği belirtilmiştir.
18. Hükümet, ayrıca ikincillik ilkesini iddia ederek, ulusal mahkemelerinin olgusal sonuçlarını değerlendirme görevinin Mahkemeye ait olmadığı ve bu konuda Anayasa Mahkemesinin olgusal tespitlerine katılması gerektiği kanaatindedir. Ayrıca başvuran, iddia edilen ihlali desteklemek için herhangi bir bilgilendirme veya kanıt sunmamıştır. Hükümet ayrıca, Devletin, başvuranın oğluna yaptığı aylık maddi yardımı imkânları çerçevesinde sağladığını belirtmektedir.
19. Hükümet, esasa ilişkin olarak, başvuranın söz konusu maddi yardımının kesilmesinin özel ve aile hayatını ne ölçüde etkilediğini açıklayamadığını iddia etmektedir. Hükümete göre, somut olayda Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında herhangi bir müdahale söz konusu değildir ve Devlet, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlanamayacaktır. Ayrıca, sosyal yardıma erişim kriterlerinin belirlenmesi devletin takdir yetkisine bağlıdır: bu durumda, devletin, imkânları çerçevesinde maddi yardım sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği söylenemeyecektir. Bununla birlikte, Hükümet, Mahkemenin içtihadını ileri sürerek (Parola ve diğerleri/İtalya (k.k.), No. 39712/98, 30 Kasım 2000), başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir. Hükümet son olarak, başvuranın maddi durumunun değişmesi halinde, başvuranın, durumunun yeniden değerlendirilmesini ve ihtilaf konusu yardımın kendisine verilmesini talep edebileceğinin altını çizmektedir.
20. Başvuran, Hükümetin iddialarını reddetmektir ve hakkında yapılan olgusal iddiaları kabul etmemektedir. Başvuran, büyük oğlunun engelli kişi statüsünde olmasının, aile hayatının yaşam kalitesini etkilediğini iddia etmektedir. Başvuran, oğlunun % 94 oranında engelli olduğunu, sıklıkla kıyafetlerini yırttığını ve evlerindeki eşyalara zarar verdiğini ve oğlunun kendisine veya yakınlarına fiziksel olarak zarar verebilmesinin mümkün olduğunun altını çizmektedir. Başvuran, oğlunun özel hayatını ihlal edecek nitelikte olduğunu iddia ederek, Hükümetin başvurandan hangi ölçüde aile hayatının etkilendiğini kanıtlamasını beklediği için, Hükümeti eleştirmektedir. Başvuran, günün yirmi dört saatini oğlu ile geçirdiğini ve oğlunun günlük ihtiyaçlarının tamamını karşıladığını vurgulamaktadır. Hükümetin beyanlarının aksine, yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlali söz konusu değildir, Sözleşmenin 8. maddesi kapsamındaki özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali de söz konusudur. Başvuran, şikâyetlerini Anayasa Mahkemesi ve bu Mahkeme önünde farklı şekilde ifade ettiğini kabul etmemektedir. Başvurana göre, her iki durumda da ileri sürülen asıl sorunun, evde bakım için yapılan yardımının kesilmesidir.
Mahkemenin Değerlendirmesi
21. İlk olarak, Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Hükümetin talebi doğrultusunda, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca yeniden değerlendirilmesini hiçbir şekilde gerektirmediğinin altını çizmektedir. Mahkeme, daha sonra, başvuranın, maddi yardım hakkındaki talebini kabul etmeyen idari makamların kararına karşı Anayasa Mahkemesinde bir dava açtığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 10. paragraf). Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen çeşitli itirazları dikkate almasına rağmen, somut olayda, başvuranın iddiasının aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı, her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle, bu itirazların her biri hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
22. Mahkeme, daha önce verdiği birçok kararda, Sözleşme’nin 8. maddesinin, engelli başvuranların hareketliliğini ve yaşam kalitesini kolaylaştırmayı amaçlaması gereken kamu maliyesine ilişkin şikâyetlerle ilgili olduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Zehnalová ve Zehnal/Çek Cumhuriyeti (k.k.), No. 38621/97, 14 Mayıs 2002, Sentges/Hollanda (k.k.), No. 27677/02, 8 Temmuz 2003 ve Huc/Romanya ve Almanya (k.k.), No. 7269/05, 1 Aralık 2009). Daha genel olarak, Mahkeme, Sözleşme ile güvence altına alınan birçok haktan engelli kişilerin etkin bir şekilde yararlanmasının, yetkili makamların, engelli kişilerin hayata tam katılımının önemini de dikkate alarak özel önlemler almasını gerektirebileceğini gözlemlemektedir (bk., Mółka/Polonya (k.k.), No. 56550/00, 11 Nisan 2006).
23. Mahkeme ayrıca, Sözleşme tarafından oluşturulan koruma mekanizmasının insan haklarını güvence altına almaya yönelik ulusal sistemlerle bağlantılı olarak ikincil olmasının çok önemli olduğunu ve dahası, somut olayda olduğu gibi, kamu harcamalarını kapsayan ekonomik ve sosyal politika sorunlarını etkileyen talepler durumunda da gerekli olduğunu hatırlatmaktadır: Devletlerin kaynakları sınırlıdır ve ulusal makamlar, yerel ihtiyaçları ve şartları dikkate alarak, bu kaynakların tahsis edilecekleri yerler hakkında karar verme konusunda prensip olarak uluslararası hâkimlerden daha iyi konumdadırlar (bk., Gherghina/Romanya [BD] (k.k.), No. 42219/07, 9 Temmuz 2015).
24. Somut olayda başvuran, bu denli bir bakımın yarattığı zorlukları ifade ederek, oğlunun evde bakımı için aldığı maddi yardımın kesilmesinden şikâyet etmektedir (yukarıdaki 20. paragraf). Mahkeme, başvuranın oğlunun günlük ihtiyaçlarını karşılamasının yaratabileceği insani ve maddi zorlukları anlamaktadır. Bütün bunlara rağmen ve hatta Sözleşme’nin 8. maddesinin ileri sürdüğü duruma uygulanabileceğini varsayarsak bile, mevcut davanın koşullarında, davalı Devlet’in maddi yardım talebini reddederken veya bu konuda keyfi bir değerlendirme yaparken kendisine tanınan takdir yetkisinin sınırlarının aşıldığı hakkında bir sonuca varılamaz. Mahkeme ayrıca, dosyadaki belgeler ve tarafların sunduğu bilgiler ışığında (bk. yukarıdaki 12. ve 13. paragraflar), başvuranın oğlunun ihtiyaç sahibi kişiler için Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Vakıflar genel müdürü tarafından ödenen aylık bir ücretten yararlandığının altını çizmektedir.
25. Yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Mahkeme, mevcut başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 15 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy