AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 56995/10
İmihan ÖZ/TÜRKİYE
Başkan Vekili,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
GeorgesRavarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 5 Ocak 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2010 tarihli yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, İmihan Öz, Türk vatandaşı olup, 1960 doğumludur ve Malatya’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat M. Eryaman tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın oğlu Murat Öz, inşaat işçisi olup, özel bir şantiye alanında çalışırken bir yapı iskelesinden düşerek yaralanmış ve kısa süre sonra hayatını kaybetmiştir.
1. Olaya ilişkin ceza yargılaması
4. Olayın hemen ardından, başvuranın oğlunun ölümü hakkında soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda, olay yeri inceleme raporu düzenlenmiş, tanıklar dinlenmiş ve başvuranın oğlunun işverenlerinin olası şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Ankara Cumhuriyet savcısı, başvuranın oğlunun ölüm sebeplerinin, özellikle de işverenlerinin düşme olayında herhangi bir sorumluluklarının bulunup bulunmadığının tespit edilebilmesi için bir bilirkişi raporu hazırlatmıştır.
5. Ankara Cumhuriyet Savcılığına 21 Mart 2007 tarihinde sunulan bilirkişi raporunda, başvuranın oğlunun, yapı iskelesinde güvenliğini sağlamak için gerekli olan ve tecrübeli bir inşaat işçisi olarak alması beklenen tedbirleri almamış olması nedeniyle düşmesinden başlıca kendisinin sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Ancak, şantiye alanı müdürlerinin ve görevli inşaat mühendisinin de, şantiye alanında iş güvenliğini sağlamak için bir kontrol sistemi oluşturmamış olmaları ve ilgili mevzuatta öngörülenin aksine müteveffaya güvenlik tedbirleri hakkında yeterli eğitimi vermemiş olmaları nedeniyle olayda sorumluluklarının bulunduğu bilirkişi raporunda belirtilmiştir.
6. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, söz konusu şantiye alanından sorumlu dört kişiyi, başvuranın oğlunun ihmal sonucu ölümüne sebebiyet vermekle suçlayan bir iddianameyi 22 Mart 2007 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesine sunmuştur. Başvuran, mağdur-müşteki olarak yargılamalara katılmıştır.
7. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın oğlunun ölüm olayındaki sorumluluğun tespit edilmesi için üç kişilik bir bilirkişi heyeti atamıştır. 15 Şubat 2009 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda, başvuranın oğlunun düştüğü yapı iskelesinin yeterince güvenli olmadığı ve bundan şantiye alanı müdürü L.K.nın sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla, bilirkişi raporuna göre, Murat Öz’ün ölüm olayındaki asıl sorumluluk L.K.dadır.
8. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, ikinci bilirkişi raporuna dayanarak, 14 Ekim 2009 tarihinde, L.K.yı başvuranın oğlunun ihmal sonucu ölümüne sebebiyet vermekten mahkum etmiştir. Ancak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanması geri bırakılmıştır.
2. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvurana tahsis edilen aylık
9. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurana, oğlunun vefatının ardından, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca, 1 Nisan 2007 itibarıyla,424,95 Türk lirası (yaklaşık 227 Avro) ölüm aylığı ödemeye başlamıştır.
10. Bu sırada, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Murat Öz’ün vefatına ilişkin bir soruşturma başlatılmış olup, 12 Haziran 2008 tarihinde sona ermiş olan söz konusu soruşturma neticesinde, Murat Öz’ün yaşamına mal olan kazanın “iş kazası” olduğuna kanaat getirilmiştir.
11. Söz konusu kararın ardından Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurana hâlihazırda almakta olduğu ölüm aylığına ek olarak, 13 Mart 2007 itibarıyla aylık 175,22 Türk lirası (yaklaşık 90 Avro) olmak üzere, “iş kazası aylığı” tahsis etmiştir. Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu,Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, birden fazla aylık bağlanmasına hak kazanan sigortalıya yapılacak ödemelerin hesaplanmasını düzenleyen 92/2 ve 96/5 madde hükümlerine dayanarak, başvuranın ölüm aylığını yeniden hesaplamış ve miktarı 63,10 Türk lirasına (yaklaşık 32 Avro) düşürmüştür. Sosyal Güvenlik Kurumu ayrıca, başvurandan, o tarihe kadar almış olduğu ölüm aylığının fazla miktarını geri ödemesini istemiştir.
12. Başvuran, Sosyal Güvenlik Kurumunun, aylıklar ile ilgili olarak, Sosyal Sigortalar Kanunu’nun ilgili maddelerini yanlış yorumladığını ve dolayısıyla ölüm aylığını yanlış hesapladığını ileri sürerek, 16 Mart 2009 tarihinde Ankara İş Mahkemesi nezdinde, Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine dava açmıştır.
13. Ankara İş Mahkemesi, 17 Şubat 2010 tarihinde, başvuranın talebini kabul ederek, Sosyal Güvenlik Kurumuna, başvurana ödenmesi gereken miktarın geriye dönük olarak faiziyle birlikte ödenmesini bildirmiştir.
14. Yargıtay, Ankara İş Mahkemesinin kararını 3 Haziran 2010 tarihinde onamıştır.
15. Aşağıdaki tabloda, Mahkemeye ibraz edilen belgelere dayalı olarak, oğlunun ölümünden sonra Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvurana ödenmiş olan aylık miktarlar belirtilmiştir:
Ölüm aylığı
İş kazası aylığı
Ödenen toplam aylık
Yıllık minimum ücret (net) (Aralık ayından itibaren)
2007
415.96 TL
Bilinmiyor
Bilinmiyor
419 TL
2008
274 TL
99 TL
373 TL
503 TL
2009
75 TL
206 TL
281 TL
546 TL
2010
299 TL
235 TL
534 TL
599 TL
2011
670 TL
148 TL
818 TL
659 TL
2012
736 TL
163 TL
899 TL
740 TL
2013
790 TL
174 TL
964 TL
804 TL
2014
855 TL
189 TL
1.044 TL
891 TL
2015
930 TL
218 TL
1.148 TL
1,001 TL
2016
1,080 TL
293 TL
1.373 TL
1,301 TL
(2016 Haziran ayından itibaren)
16. Yukarıda belirtilen miktarlara ek olarak, başvurana, Ankara İş Mahkemesinin kararı gereğince, Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı hesaplama yapması sonucu geçmişte ödenmemiş olan aylıklara karşılık olarak, 2010 yılında belirtilmeyen bir tarihte, 8.937,5 Türk lirası (yaklaşık 4.335 avro) toplu ödeme yapılmıştır.
ŞİKÂYETLER
17. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, ilgili Devlet makamlarının, söz konusu şantiye alanında, oğlunun hayatının korunması bakımından gerekli olan,ancak işvereni tarafından alınmamış olan güvenlik tedbirlerini denetlememiş ve icra etmemiş olmaları sebebiyle, oğlunun yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.
18. Başvuran Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında ayrıca, oğlunun ölümünün ardından kendisine ödenmesi gereken yardımların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yanlış hesaplandığından ve bu nedenle tam ödemelerinin geç yapıldığından şikayetçi olmuştur.
19. Başvuran, Sosyal Güvenlik Kurumunun yanlış hesaplamaları sonucu, yaklaşık üç yıldır kendisine eksik miktarda ödeme yapıldığını ve bunun yanı sıra,kendisine daha önce ödenmiş olan miktarların bir kısmını geri ödemesinin istendiğini; bu bağlamda, uğramış olduğu zararın boyutu dikkate alındığında, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmüştür.
20. Başvuran son olarak, kendisine ödenmesi gereken aylıklar en başta doğru hesaplanmış olsaydı dahi, kendisine ödenen miktarın oğlunun ölümünden kaynaklı zararlarını telafi etme konusunda yetersiz olduğunu, bunun da Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2. maddesi: Başvuranın oğlunun ölümünde Devletin sorumluluğu
21. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, oğlunun, çalışmış olduğu şantiye alanında gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığının Devlet yetkilileri tarafından etkili bir şekilde denetlenmemiş olması nedeniyle hayatını kaybettiği konusunda şikâyetçidir. Sözleşme’nin 2. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.”
22. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. paragrafının ilk cümlesinin Devlet’in yalnızca kasıtlı ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda iç hukuk düzeninde kendi yargısına tabi kişilerin yaşam haklarının korunması için gerekli önlemleri almasını da zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (Bk. L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1998‑III; Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 115, Derlemeler 1998‑VIII ve Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, no. 46477/99, § 71, AİHM 2002‑II). Söz konusu pozitif yükümlülük, çok sayıda sektörü kapsamakta olup (Bk. Ciechońska/Polonya, no. 19776/04, §§ 62-63, 14 Haziran 2011), buna, yapı ve inşaat işlerinden kaynaklı tehlikeler de dahildir (Bk. Pereira Henriques ve Diğerleri/Lüksemburg (k.k.), no. 60255/00, 26 Ağustos 2003; Banel/Litvanya, no. 14326/11, §§ 67-73, 18 Haziran 2013; Kostovi/Bulgaristan (k.k.), no. 28511/11, 15 Nisan 2014 ve Cevrioğlu/Türkiye, no. 69546/12, § 57, 4 Ekim 2016). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesinde öngörülen pozitif yükümlülüğün söz konusu bağlamda da geçerli olduğuna dair şüphe bulunmamaktadır.
23. Devletin yaşam hakkını güvence altına alma görevi sadece kamusal alanlarda insanların güvenliğini sağlamak için makul tedbirler alınmasını değil, aynı zamanda ciddi yaralanma veya ölüm halinde, derhal olgu tespitinde bulunmaya, kusurluları sorumlu tutmaya ve mağdura uygun tazminatı sağlamaya muktedir hukuk yollarının elverişliliğini sağlayan etkili bağımsız bir yargı sisteminin varlığını da içerecek şekilde değerlendirilmelidir (Bk. Dodov/Bulgaristan, no. 59548/00, § 83, 17 Ocak 2008; Ciechońska/Polonya, no. 19776/04, § 67, 14 Haziran 2011 ve Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu (Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi)/Romanya [BD], no. 47848/08, § 132, AİHM 2014). Mahkeme, söz konusu usul yükümlülüğünün, ulaşılması hedeflenen sonuçla değil, yalnızca kullanılacak araçlarla ilgili olduğuna vurgu yapmaktadır (Bk. Šilih/Slovenya [BD], no. 71463/01, § 193, 9 Nisan 2009).
24. Mahkeme, bazı istisnai durumlarda, yetkili makamların Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin, cezai yargı yolu gerektirdiğine kanaat getirmiştir (Bk. Öneryıldız/Türkiye [BD], no. 48939/99, § 93, AİHM 2004‑XII ve Oruk/Türkiye, no. 33647/04, §§ 50 ve 65, 4 Şubat 2014). Ancak, yaşam hakkının kasıtlı bir şekilde ihlal edilmediği hallerde ve ihmal boyutunun hatalı bir kararın ya da dikkatsizliğin ötesine geçtiği yukarıdaki davalarda belirtilen istisnai durumlar dışında, Sözleşme’nin 2. maddesi bu gibi yasal çözümleri gerektirmemektedir; Devlet, ilgili bireylerin her türlü sorumluluğunun tespitinin ve tazminat gibi uygun kanuni bir telafinin sağlanması yoluyla, mağdurlara, tek başına ya da bir ceza kanunu yolu ile bağlantılı olarak, bir medeni kanun yolu sağlayarak da yükümlülüğünü yerine getirebilir (Bk. diğer kararlar arasında, Murillo Saldias ve Diğerleri/İspanya (k.k.), no. 76973/01, 28 Kasım 2006 ve Anna Todorova/Bulgaristan, no. 23302/03, § 73, 24 Mayıs 2011).
25. Mevcut davada, başvuranın oğlunun ölümüyle ilgili ceza yargılamaları söz konusu şantiyeden sorumlu şahıslar aleyhinde resen başlatılmış olup, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, şantiye şefinin, ihmal sonucu ölüme sebebiyet verme suçundan mahkumiyetine karar vermiştir. Başvuran, ilgili yargılamaların gidişatı veya neticesi ile ilgili olarak herhangi bir şikayette bulunmamıştır.
26. Başvuran, bunun yerine, ilgili Devlet makamlarının söz konusu şantiye alanını denetlemeye ve gerekli güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını sağlamaya yönelik görevlerini yerine getirmedikleri konusunda Mahkemeye şikayette bulunmuştur. Ancak Mahkeme, başvuranın, oğlunun ölümünde Devletin sorumluluğuyla ilgili olarak, herhangi bir yetkili yerel makam önünde söz konusu şikayetleri dile getirmemiş olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda, başvuran, ceza yargılamasının mağdur-müşteki tarafı olarak, söz konusu yargılamaların yalnızca şantiyeden sorumlu şahıslar aleyhinde başlatılmış olduğunun farkında olmasına rağmen, ne herhangi bir Devlet görevlisinin sorumluluğunun tespiti için Ankara Cumhuriyet Savcılığından soruşturmanın kapsamının genişletilmesini talep etmiş ne de bu hususta ayrı bir suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, benzer şekilde, oğlunun ölümünde rol oynamış olabilecek idari eksikliklerin tespit edilmesi için idari mahkemeler önünde ilgili Devlet makamları aleyhinde dava açmamıştır; eğer açmış olsaydı, aksi bir iddia ortaya çıkmadığı sürece, söz konusu şikayetleri ile ilgili olarak kendisine etkili bir telafi sağlanmış olabilirdi.
27. Mahkeme, oğlunun ölümünün ardından başvuran tarafından başvurulan tek hukuk yolunun, sosyal güvenlik aylıklarının hesaplanması hususunda itirazda bulunmak için Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhinde dava açmak olduğunu kaydetmektedir. Söz konusu aylıkların ödenmesinin ölüm olayında işverenin veya Devletin herhangi bir sorumluluğunun tespitine bağlı olmadığı ve belirli yasal koşulların sağlanması üzerine aylıkların vefat eden işçilerin ailelerine ödendiği göz önünde bulundurulduğunda, bu aylıkların başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikayetleriyle ilgili bir çözüm yolu sağladığı değerlendirilemez (Bk. bu karara uygulandığı ölçüde, Kukayev/Rusya, no. 29361/02, § 72, 15 Kasım 2007).
28. Bu koşullarda, Mahkemenin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki ilgili içtihatları (Bk. örneğin, Budayeva ve Diğerleri/Rusya, no. 15339/02, 21166/02, 20058/02, 11673/02 ve 15343/02, §§ 128-145, AİHM 2008 (alıntılar)), ve iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralıyla ilgili olarak içtihatları dahilinde geliştirilmiş olan genel ilkeler göz önünde bulundurulduğunda (Bk. örneğin, Vučković ve Diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru numarası, §§ 69-77, 25 Mart 2014; Mocanu ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 220-226, AİHM 2014 (alıntılar) ve Sargsyan/Azerbaycan [BD], no. 40167/06, §§ 115‑116, AİHM 2015)), Mahkeme, başvuranın, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak, iç hukuk düzeyinde şikayetlerini takip etmediğine kanaat getirmiştir.
29. Sonuç itibarıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmını, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olarak nitelendirir.
B. Sözleşme’nin 2. maddesi: yardımların yanlış hesaplanması
30. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, oğlunun ölümünün ardından kendisine ödenmesi gereken yardımların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yanlış hesaplandığından ve bu nedenle kendisine birkaç yıl boyunca eksik ödeme yapıldığından şikayetçi olmuştur.
31. Mahkeme yukarıda, söz konusu aylıkların, Sözleşme’nin 2. maddesi dahilinde, oğlunun ölümünden işverenin veya Devletin sorumlu olması nedeniyle ölüm olayı sonucu başvuranın uğramış olduğu manevi zararı giderme amaçlı olmadığını, yalnızca, sosyal güvenlik politikasının bir parçası olarak müteveffanın ailesine maddi destek sağlamak amacıyla Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca ödenmiş olduğunu değerlendirmiştir. Bu bağlamda, başvuranın ne Sosyal Güvenlik Kurumuyla arasında olan anlaşmazlığın ne de bu Kurumun kendisine ödediği aylıkların, başvuranın, tek başına veya Sözleşme’nin 13. maddesi ile bağlantılı olarak, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki haklarıyla ilgisi bulunmaktadır.
32. Mahkeme, aylıkların yanlış hesaplanmasına ilişkin söz konusu şikayetin, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında bir mesele teşkil ettiğini değerlendirmektedir (Bk. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık (k.k.) [BD], no. 65731/01 ve 65900/01, § 54, AİHM 2005‑X; Carson ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 42184/05, § 64, AİHM 2010 ve Rasmussen/Polonya, no. 38886/05, § 71, 28 Nisan 2009). Bunların ışığında Mahkeme ayrıca, başvuranın aylıklarının hesaplanması konusunda Sosyal Güvenlik Kurumuyla baştaki anlaşmazlığının Ankara İş Mahkemesi tarafından derhal çözüldüğünü ve sonra kısa bir süre içerisinde başvuranın aylıklarının faiziyle birlikte kendisine tamamen ödendiğini kaydetmektedir. Başvuran, iş mahkemesi nezdindeki yargılamalar kapsamında herhangi bir gecikme veya eksiklikten şikayetçi olmamıştır.
33. Bu koşullarda, başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesiyle veya diğer hükümleriyle korunan haklarından herhangi birinin, oğlunun ölümünün ardından kendisine ödenmesi gereken aylıkların başlangıçta yanlış hesaplanmış olması sonucu ne şekilde ihlal edildiğine dair dayanaklı bir açıklamada bulunmamıştır.
34. Bu nedenle Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez bulunduğunu beyan eder.
C. Sözleşme’nin 3. maddesi: ödenen yardımların miktarı
35. Başvuran son olarak Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, oğlunun vefatı sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kendisine ödenen aylıkların miktar bakımından, Sosyal Sigortalar Kanunu’nun doğru uygulanması halinde dahi, uğramış olduğu kaybın boyutu karşısında çok düşük olduğunu ve bunun da, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
36. Mahkeme, önceki bazı davalarda, tamamıyla yetersiz miktardaki aylıkların ve sosyal yardımların, belirli koşullarda, Sözleşme’nin insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleyi yasaklayan 3. maddesi kapsamında bir mesele teşkil edebildiğini değerlendirmiştir (Bk. Larioshina/Rusya (k.k.), no. 56869/00, 23 Nisan 2002 ve Budina/Rusya (k.k.), no. 45603/05, 18 Haziran 2009).
37. Mevcut davada başvuran, oğlunun vefatının ardından geçimini Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kendisine ödenen yardımlarla sağlayıp sağlamadığı konusunda bilgi vermemiştir. Başvuran ayrıca, toplamı aşağı yukarı asgari ücrete denk gelen söz konusu yardımların (Bk. yukarıdaki tablo) temel ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz olduğunu da ileri sürmemiştir. Başvuran yalnızca, ilgili miktarın, uğramış olduğu kayıp karşısında yetersiz olduğunu iddia etmiştir.
38. Mahkeme, yukarda belirtildiği üzere, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvurana ödenen aylıkların, oğlunun vefatının ardından yaşamış olduğu manevi zararı karşılamaya yönelik olmadığını ve başvuranın, bu amacı bakımından da başvurabileceği hukuk yollarının mevcut olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır.
39. Bu koşullarda Mahkeme, başvurana ödenen aylığın, başvuran açısından Sözleşme’nin 3. maddesi gereğince minimum ağırlık düzeyine ulaşabilecek nitelikte fiziksel veya ruhsal zarar teşkil ettiği sonucuna varmasını gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir.
40. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirerek, Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 26 Ocak 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithPaul Lemmens
Yazı İşleri MüdürüBaşkan Vekili
Full & Egal Universal Law Academy