AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 23677/19
Mehmet ÖZCAN / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 7 Haziran 2022 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1956 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, Tekirdağ’da ikamet eden ve İstanbul Barosuna Bağlı Avukat S. Şen tarafından temsil edilen Mehmet Özcan’ın (“başvuran”) 20 Nisan 2019 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (23677/19 no.lu) dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın babasının kaybolmasıyla ilgilidir.
2. Başvuranın babası İhsan Özcan, 24 Ocak 1995 tarihinde, Nevşehir’de kaybolmuştur.
3. Söz konusu endişe verici kaybolma nedeniyle ceza soruşturması açılmıştır.
4. Başvuran ve ailesi de dâhil olmak üzere, birçok tanık dinlenmiştir. Söz konusu tanıklar, yakınlarının Ankara’ya bir ev satın almaya gitmek için önemli miktarda parayla birlikte evinden ayrıldığını belirtmişlerdir.
5. İhsan Özcan’ı gören son kişi olan V.T.nin ifadesi dinlenmiştir. V.T., söz konusu gün aynı arabada birlikte olduklarını, İhsan Özcan’ın Kayseri’de indiğini ve İhsan Özcan’ın nerede bulunduğunu bilmediğini iddia etmiştir. V.T., ilgilinin yeniden evlenmek için Kayseri’ye gittiğini belirtmiştir.
6. V.T., Se.T. ve F.T., 15 Şubat 1995 tarihinde, gözaltına alınmışlardır. Söz konusu kişiler, İhsan Özcan’ın kaybolmasıyla herhangi bir ilgilerinin olmadığını iddia etmişlerdir.
7. T.K. isimli bir kişi, İhsan Özcan’ı Kayseri’de birçok defa gördüğünü iddia etmiştir.
8. Farklı kurumlar nezdinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, ilgili bankadan para çekmemiş ve banka ya da noterlerde herhangi bir işlem yapmamış dolayısıyla izinin bulunmasına imkân vermemiştir. İlgili ayrıca, hastanede ya da Emniyet Müdürlüğünde de görünmemiştir.
9. Cumhuriyet Savcılığı aynı zamanda, İhsan Özcan’ın terör örgütüyle herhangi bir bağlantısının olmadığını ve kayıtlarda ilgilinin hayatını kaybettiğine dair herhangi bir bilginin yer almadığını kaydetmiştir.
10. Cumhuriyet Savcılığı, soruşturma kapsamında, birçok ihbar mektubunu dikkate almış ve bu bağlamda pek çok tanığı dinlemiştir.
11. Bilhassa, V.T.nin telefonu dinlemeye alınmış, ancak V.T.nin telefon konuşmalarından hiçbiri, davanın aydınlatılmasına imkân vermemiştir.
12. Soruşturma dosyasına yönelik belirleyici bir unsurun söz konusu olduğunu ileri süren, İhsan Özcan’ın ailesi tarafından bulunan kan lekeli eşarbın üzerinde, 10 Eylül 2013 tarihinde moleküler bir analiz yapılmıştır. Ancak eşarbın üzerinde bulunan DNA, ilgilinin başına ne geldiği konusunda daha fazla bir açıklama getirilmesine imkân vermemiştir.
13. V.T., 5 Mart 2014 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından yeniden dinlenmiştir. V.T., İhsan Özcan’ın kaybolmasıyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını yeniden ifade etmiştir.
14. Cumhuriyet Savcısı, İhsan Özcan’ın V.T. tarafından öldürüldüğü yönündeki söylentinin herhangi bir somut delil unsuruyla desteklenmediği kanaatine varmıştır.
15. Cumhuriyet Savcısı, 30 Ekim 2014 tarihinde, başvuranın babasının öldürülmesinde suçlanan kişiler (Me.Y., V.T., F.T., S.A. (S.T.), C.T., Mi.Y.) hakkında aleyhte bir unsurun bulunmadığı gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, yirmi yıl süren kamu davasının zaman aşımına uğradığı sonucuna varmıştır.
16. Nevşehir Sulh Ceza Hâkimliği, 26 Aralık 2014 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul kurallarına ve yasal hükümlere uygun olduğu kanısına vararak, başvuranın itirazını reddetmiştir.
17. Dosyadaki unsurlardan, İhsan Özcan’ın kaybolmasına ilişkin ceza soruşturması dosyasının halen açık olduğu anlaşılmaktadır.
18. Başvuran, 2 Mart 2015 tarihinde, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Başvuran, babasının kaybolmasıyla ilgili yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmiş ve V.T.nin kesinlikle babasını parasını çalmasının ardından öldürdüğünü ileri sürmüştür.
19. Anayasa Mahkemesi, 28 Kasım 2018 tarihli kararla, söz konusu soruşturmanın yeterince uygun ve kapsamlı olduğu kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi, İhsan Özcan’ın kaybolmasının hemen ardından araştırmaların başlatıldığı, soruşturmanın gereken özenle yürütüldüğü ve yetkili makamların olaylara ilişkin delil unsurlarını toplamak için uygun tedbirleri aldıkları kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca, V.T. hakkında özellikle İhsan Özcan’ın kaybolması olayına karıştığına dair şüphelenildiğini, bu bağlamda ceza soruşturmasının açıldığını, ancak herhangi bir delilin ilgilinin V.T. ya da başka herhangi biri tarafından öldürüldüğünün tespit edilmesini sağlamadığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın yeterliliği ve ivediliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir eksiklik tespit etmemiştir. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
20. Başvuran, babasının kaybolmasıyla ilgili yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını iddia ederek, Sözleşme’nin 2, 5, 6 ve 13. maddelerinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, babasının kesinlikle kasıtlı olarak öldürüldüğünü, ancak yetkili makamların aleyhte unsurların varlığına rağmen bu varsayım hakkında soruşturma yapmak için uygun tedbirleri almadıklarını ileri sürmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
21. Mahkeme öncelikle, başvuranın iddialarının genel nitelikte olduğunu ve desteklenmediğini gözlemlemektedir.
22. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, mevcut davada, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısına varmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
23. Mahkeme, olayların tespit edilmesi söz konusu olduğunda, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, kendi incelemesine sunulan davanın koşulları bunu kaçınılmaz kılmadığı sürece, haklı nedenler olmaksızın, birince derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmasının yararlı olacağı kanısına varmaktadır (Bărbulescu/Romanya [BD], no. 61496/08, § 129, 5 Eylül 2017, ve Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 182, 14 Nisan 2015).
24. Mahkeme, başvuranın kaybolan babasının Devlet makamlarının sorumluluğu altında tutulduğunu iddia etmediğini kaydetmektedir. Ayrıca Mahkeme dosyada, İhsan Özcan’ın ölü bulunduğunu veya öldürüldüğünü ya da ihtilaf konusu kaybolmanın ilgilinin hayatını tehlikeye atan koşullarda meydana geldiğini belirten herhangi bir unsurun yer almadığını tespit etmektedir.
25. İhsan Özcan’ın hayatına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığına ilişkin olarak, Mahkeme, dosyadaki unsurlar göz önünde bulundurulduğunda, makul bir şekilde, yetkili makamların İhsan Özcan’ın kaybolmasından önceki süre boyunca ilgiliye karşı herhangi bir husumetin bulunduğuna dair bilgilendirildikleri kanısına varılamayacağını belirtmektedir.
26. Bu nedenle, mevcut davaya özgü koşullarda, yetkili makamların, başvuranın kaybolan babasının hayatına yönelik kesin ve yakın bir tehlikenin gerçekleşmesini önlemek amacıyla makul olarak başvurabilecekleri tedbirleri almadıkları sonucuna varılamaz.
27. Dolayısıyla Sözleşme’nin 2. maddesi, yetkili makamlara, İhsan Özcan’ı arama ve ilgilinin başına ne geldiği konusunda açıklamalar sunma hususunda sürekli bir yükümlülük getirmektedir (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], no.16064/90 ve diğer 8 başvuru, § 186, AİHM 2009). Nitekim usul yükümlülüğü, ilgili kişinin akıbeti aydınlatılmadığı sürece, potansiyel olarak devam etmektedir (ibidem, § 148).
28. Bu bağlamda, usul yükümlülüğünün kapsamı açıktır. Esasen, resmi bir soruşturma yoluyla, yaşam hakkını koruyan ulusal kanunların etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanması söz konusudur.
29. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın, kendi ifadesine göre, babasının kendisiyle ilgili korkuları artıracak gerçek nedenlerin olduğu bir durumda bulunmasına rağmen, babasının izinin kaybolduğu yönündeki şikâyetleri hakkında adli makamlar tarafından ceza soruşturmasının açıldığını kaydetmektedir.
30. Mahkeme, başvuran tarafından genel ve soyut bir şekilde dile getirilen iddiaların aksine, yetkili makamların İhsan Özcan’ı bulmak için yeterli tedbirler aldıkları kanaatine varmaktadır. Nitekim bilhassa birçok tanığın ifadesi ceza soruşturması kapsamında dinlenmiştir. Ayrıca, yetkili makamların kilit tanıkları sorgulamadıklarının ya da ifadeleri uygun olmayan bir şekilde dinlediklerinin iddia edilmesini sağlayan herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
31. Mahkeme aynı zamanda, soruşturmadan sorumlu kişilerin olası çeşitli belirtileri araştırdıklarını tespit etmektedir. Adam öldürme iddiası özellikle kabul edilmiş ve adli soruşturma açılmıştır. Bu bağlamda, soruşturmacılar, İhsan Özcan’ın herhangi biriyle bir anlaşmazlığının bulunup bulunmadığını araştırmak ve gerektiği takdirde, olası bir adam öldürme için bir saikin varlığını tespit etmek amacıyla birçok tanığı sorgulamışlardır. Şüpheli kişilerin tamamı gözaltına alınmıştır. Suç iddiasının ciddi bir şekilde öngörülmemesi halinde, bu tedbirlerden hiçbirinin alınamayacağı açıktır. Bununla birlikte, Cumhuriyet Savcısı, kamu davası açmak için yeterli unsurların bulunmaması nedeniyle ve yirmi yıllık yasal zaman aşımı süresinin dolduğunu tespit ederek, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar, Sulh Ceza Hâkimliği tarafından onaylanmıştır.
32. Mahkeme ayrıca, başvuranın yargılamaya etkin bir şekilde katılabilmesi için yeterli bir derecede, soruşturma sırasında toplanan bilgilere erişimden yararlandığını gözlemlemektedir.
33. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın iddialarının aksine, soruşturmadan sorumlu makamların olay ve olguları aydınlatma ve başvuranın yakınını bulma isteğinin sorgulanmasını sağlayacak herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısına varmaktadır.
34. Bu nedenle Mahkeme de, Türk Anayasa Mahkemesi gibi, başvuranın söz konusu soruşturmanın seyrinde önemli eksikliklerin bulunduğunu kanıtlayamadığı kanaatine varmaktadır. Genel anlamda, Mahkeme, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın genel olarak yeterliliği ve ivediliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir eksiklik görmemektedir.
35. Sonuç olarak, başvuranın şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 30 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris Yazı İşleri Müdürü Başkan