AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 44562/15 ve 47210/15
Sait ÖZDEMİR / Türkiye
ve Sait ÖZDEMİR / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Egidijus Kūris,
Arnfinn Bårdsen,
Saadet Yüksel,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 28 Nisan 2020 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Ağustos 2015 ve 9 Eylül 2015 tarihlerinde yapılan başvuruları ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
olay ve olgular
1. Başvuran Sait Özdemir, 1949 doğumlu Türk vatandaşı olup Bursa’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukat A. Cangı tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.Davanın bağlamı
4. 12 Eylül 1980 tarihinde, askeri müdahalenin (Bundan böyle metinde “askeri darbe” olarak anılacaktır.) ardından Türkiye’de sıkıyönetim ilan edilmiştir. Yasama ve yürütme yetkileri, askeri darbe sonrası kurulan Milli Güvenlik Konseyine verilmiştir. Başvuran hakkında askeri darbe sonrası yürütülen ceza yargılaması
5. Başvuran 9 Ekim 1980 tarihinde Ordu’da gözaltına alınmıştır. İlgili, belirtilmeyen bir tarihte tutuklanarak Ordu Ceza İnfaz Kurumu’na konmuştur. Aynı zamanda, belirtilmeyen tarihlerde, Çorum, Samsun ve Bursa Ceza İnfaz Kurumlarında kalmıştır.
6. Başvuran 9 Mart 1982 tarihinde serbest bırakılmıştır. Belirtilmeyen bir tarihte, yeniden tutuklanmıştır.
7. Başvuran, yasadışı bir örgüte üye olma suçlamasıyla, Ordu Askeri Mahkemesi tarafından 20 Haziran 1984 tarihinde özgürlükten yoksun bırakma cezasına mahkûm edilmiştir.
8. Türkiye 28 Ocak 1987 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“Sözleşme”) organları önünde bireysel başvuru hakkını tanımıştır.
9. Askeri Yargıtay 11 Mayıs 1988 tarihinde, başvuran hakkında verilen cezayı onamıştır.
10. Başvuran 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakılmıştır.12 Eylül 2010 Tarihli Referandum
11. 1980 Anayasası’nın geçici 15. maddesi, askeri darbe sonrası kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne yasama ve yürütme yetkileri vermekteydi. Bu madde gereğince, 12 Eylül 1980 ve darbe sonrası ilk genel seçimlerin yapıldığı 6 Kasım 1983 tarihleri arasında alınan kararlar ile ilgili olarak, bu Konsey ve Kurucu Meclis tarafından kurulmuş hükümetlerin üyeleri cezaî, malî ve hukukî dokunulmazlıktan yararlanmaktaydılar: Bu kararlar nedeniyle haklarında herhangi bir yargı mercii önünde dava açılamazdı. 12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenen referandum sonrasında, bu madde kaldırılmıştır.Başvuran Tarafından Ulusal Mahkemeler Önünde Kullanılan Başvuru Yolları
a) Ordu Ceza İnfaz Kurumu’nda görevli müdür ve infaz koruma memurları hakkındaki suç duyurusu (Başvuru No. 44562/15)
12. Başvuran, 29 Mart 2012 tarihinde, Anayasa’nın geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldıktan sonra, 14-22 Ocak 1981 tarihleri arasında gördüğünü iddia ettiği işkence ve kötü muamele nedeniyle Ordu Ceza İnfaz Kurumunda görevli müdür ve infaz koruma memurları hakkında Perşembe Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur.
13. Perşembe Cumhuriyet Savcısı 7 Haziran 2013 tarihinde olayların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesi şu şekildedir:
– Olayların meydana geldiği dönemde uygulanabilir olan Ceza Kanunu gereğince, iddia edilen suçun on beş yıllık dava zamanaşımı süresi dolmuştur;
– Ordu Ceza İnfaz Kurumunda görevli müdür ve infaz koruma memurlarına isnat edilen eylemler, Anayasa’nın 15. maddesi kapsamına girmemektedir;
– Bu madde, yalnızca askeri darbe sonrası kurulan Milli Güvenlik Konseyi’nin yasama ve yürütme yetkileri verilen üyelerine ve Kurucu Meclis tarafından kurulmuş hükümetlerin üyeleri hakkında 12 Eylül 1980 ve 6 Kasım 1983 tarihleri arasında verilen kararlardan dolayı cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemeyecek olması nedeniyle uygulanabilir (bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz);
– Olayların meydana geldiği dönemde zamanaşımı süresi boyunca, hiçbir yasal hüküm, başvuranı, maruz kaldığını iddia ettiği işkence ve kötü muamele ile ilgili suç duyurusunda bulunmaktan alıkoymamaktaydı;
– Başvuranın iddialarının gerçekliği ve 14-22 Ocak 1981 tarihleri arasında gördüğünü iddia ettiği işkence ve kötü muamele eylemlerinin sorumluları tespit edilmemiş olsa dahi, olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle konuyla ilgili kamu davası düşmüştür.
14. Başvuran, Giresun Asliye Ceza Mahkemesi önünde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Mahkeme, 9 Eylül 2013 tarihinde bu kararı onaylamıştır.
15. Başvuran, 31 Ekim 2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Anayasa Mahkemesi 28 Ocak 2015 tarihinde, başvuranın iddialarının, 1980 yılında işlendiği iddia edilen işkence ve kötü muamele eylemleri ile ilgili olduğunu ve anayasal bireysel başvurunun 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını gözlemleyerek, benzer şikâyetleri zaman bakımından (ratione temporis) kabul edilemezlik nedeniyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, Cumhuriyet Savcısının olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği tespitinde bulunarak, soruşturma yükümlülüğüne ilişkin şikâyeti de reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, savcının, incelemesinde keyfilik göstermediğini, delil unsurları sunduğunu ve kararını gerekçelendirdiğini gözlemlemiştir. Aynı zamanda, Asliye Ceza Mahkemesinin delil unsurlarına ilişkin değerlendirmeyi ve kararda sunulan gerekçeyi dikkate alarak bu kararı onayladığını da kaydetmektedir. Ayrıca, yargılamanın her aşamasında, başvuranın iddialarının incelendiğini gözlemlemektedir. Öte yandan, ilgilinin iddiaları hakkında yetkili yargı makamlarınca yapılan incelemede herhangi bir eksiklik ya da keyfilik gözlemlememiştir.
17. Anayasa Mahkemesinin kararı, 17 Şubat 2015 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
b) Askeri darbenin faili olan generaller hakkındaki suç duyurusu (Başvuru No. 47210/15)
18. Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasından sonra, başvuran 29 Mart 2012 tarihinde, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin faili olan iki general hakkında işkence ve kötü muamele nedeniyle Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Generaller hakkındaki suç duyuruları birleştirilmiş ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmiştir.
19. Ankara Cumhuriyet Savcısı 26 Ağustos 2013 tarihinde, dosyadaki unsurlar ve Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam eden yargılama sürecinden, Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin, başvurana işkence veya kötü muamele uygulama emri veya talimatı vermedikleri ve bu eylemlerin azmettiricisi olmadıklarının anlaşıldığı gerekçesiyle, generaller hakkında yapılan suç duyurusu ile ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir;
20. Sincan Asliye Ceza Mahkemesi 16 Ocak 2014 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
21. Başvuran 16 Nisan 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
22. Anayasa Mahkemesi 28 Ocak 2015 tarihinde, başvuranın iddialarının, 1980 yılında işlendiği iddia edilen işkence ve kötü muamele eylemleri ile ilgili olduğunu ve anayasal bireysel başvurunun 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını gözlemleyerek, benzer şikâyetleri zaman bakımından (ratione temporis) kabul edilemezlik nedeniyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, Cumhuriyet Savcısının olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği tespitinde bulunarak, soruşturma yükümlülüğüne ilişkin şikâyeti de reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, savcının, incelemesinde keyfilik göstermediğini, delil unsurları sunduğunu ve kararını gerekçelendirdiğini gözlemlemiştir. Aynı zamanda, Asliye Ceza Mahkemesinin, delil unsurlarına ilişkin değerlendirmeyi ve kararda sunulan gerekçeyi dikkate alarak bu kararı onayladığını da kaydetmektedir. Ayrıca, yargılamanın her aşamasında, başvuranın iddialarının incelendiğini gözlemlemektedir. Öte yandan, ilgilinin iddiaları hakkında yetkili yargı makamlarınca yapılan incelemede herhangi bir eksiklik ya da keyfilik gözlemlememiştir.
23. Anayasa Mahkemesi’nin kararı, 3 Mart 2015 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve UygulamasıAnayasa
24. 1982 Anayasası, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası kurulan Kurucu Meclis tarafından hazırlanmıştır. 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 tarihinde referandum ile onaylanmış ve 9 Kasım günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
25. Anayasa’nın geçici 15. maddesi, 7 Mayıs 2010 tarihli 5982 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
Anayasa’nın geçici 15. maddesi
“12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.
Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmalarından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.”2005 Yılına Kadar Yürürlükte Kalan Eski Türk Ceza Kanunu
26. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun somut olayla ilgili bölümleri şu şekildedir:
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 2. fıkrası
“Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşir olunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.”
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkraları
“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:
1. Ölüm ve ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2. Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
3. Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis cezalarından müstelzim cürümlerde on sene,
4. Beş seneden ziyade olmamak üzere (...) hapis (...) cezasını müstelzim cürümlerde beş sene, (...) geçmesile ortadan kalkar.
(...)”
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 107. maddesi
“Hukuku amme davasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lazım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruru zaman durur.”
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesi
“Bir kimseye cürümlerini söyletmek, (...) sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine beş yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.”
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 245. maddesi
“Kuvvei cebriye imaline memur olanlar (...) memuriyetlerini icrada (...) kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalde başka surette bir kimse hakkında suimuamele veya cismen eza verecek hale cüret eder yahut o kimseyi darp ve cerheylerse üç aydan beş seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları ile cezalandırılır. (...)”
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 452. maddesi
“Katil kastiyle olmayan darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail, (...) sekiz (...) seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahkûm olur.
Eğer telefi nefis failin fiilinden evvel mevcut olup da failce bilinmeyen ahvalin birleşmesi veyahut failin idaresinden hariç (...) vukua gelirse, (...) beş seneden (...) aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.”Yeni Türk Ceza Kanunu
27. 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu’nun somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesi
[Kamu] davası zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
“1. Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne (...) kadar dava zamanaşımı durur.
2.
Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir.
3. Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(...)”
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi
İnsanlığa karşı suçlar
“1. Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:
a) Kasten öldürme.
b) Kasten yaralama.
c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.
d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.
(...)
4. Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.”
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi
İşkence
“1. Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(...)
6. [11 Nisan 2013 tarihli 6459 Sayılı Kanun’un 9 maddesiyle değiştirilmiştir.] Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.”Anayasa Mahkemesinin İçtihadı
28. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında işlenen suçlara ilişkin bir bireysel başvuruyu (Zeycan Yedigöl, No. 2013/1566, 10 Aralık 2015) incelemiştir. Adı geçen davada, başvuran, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasının, yakınının ölümü ile soruşturma yürütülmesi usuli yükümlülüğünü yeniden başlatacak nitelikte yeni bir olay teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran, zamanaşımı kurallarının 12 Eylül 1980 askeri darbesinin failleri olan ve haklarında ceza soruşturması açılan generallere uygulanmadığı halde, yakınının durumuna uygulandığından şikâyetçi olmuştur.
29. Anayasa Mahkemesi bu davada verdiği kararda, başvuruyu, zaman bakımından (ratione temporis) kabul edilemez olarak açıklamak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadına (Blečić/Hırvatistan [BD], No. 59532/00, §§ 77-82, AİHM 2006III, Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No.16064/90 ve diğer 8 başvuru, §§ 147-149, AİHM 2009, Šilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, §§ 148-163, 9 Nisan 2009 ve Tuna/Türkiye, No. 22339/03, § 71, 19 Ocak 2010) dayanmıştır. Anayasal bireysel başvurunun 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmesi göz önüne alındığında, bu tarihten önce kesinleşen işlemlere karşı yargılamanın yenilenmesi talebi ya da yeniden suç duyurusu gibi girişimlerin sonradan anayasal bir başvuruda bulunmaya imkân tanıyıp tanımadığını açıklığa kavuşturma meselesi ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi, davanın esasını etkileyebilecek yeni durumların ortaya çıkması halinde, kesinleşmiş bir karara karşı bireysel başvuruda bulunmanın mümkün olduğu kanısındadır. Daha önce kullanılmış olan ve kabul edilemezlik kararı ile sonuçlanan bir başvuru yolunun, yeni delil unsurları tespit edilmedikçe, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra bir kez daha kullanılamayacağı yönündeki içtihadını (İbrahim Oğuz, No. 2012/829, § 3, 5 Mart 2013) hatırlatmaktadır.
30. Bu davada, başvuran, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasının, söz konusu olayın failleri ve “12 Eylül 1980 askeri müdahalesini” gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında soruşturma açılmasını haklı kılan yeni bir unsur teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Aynı zamanda, bir yandan bu maddenin kaldırılmasıyla dava zamanaşımının kesildiği, öte yandan söz konusu olayların insanlığa karşı suç teşkil ettiği ve bu nedenle bu suçlardan dolayı zamanaşımının işlemeyeceği iddiasında bulunmuştur.
31. Anayasa Mahkemesi, dosyaya konulan yeni unsurların, zamanaşımını kesecek ya da zamanaşımına rağmen soruşturma usuli yükümlülüğünü başlatacak nitelikte olmaları halinde, bu durumun dikkate alınmasının uygun olduğu kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvuranın iddia ettiğinin aksine, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin, “12 Eylül 1980 askeri müdahalesi” sonrasında hükümet ya da ulusal meclis tarafından alınan karar ve tasarrufları yerine getiren kişi ve organları güvence altına aldığı, ancak buna karşın, söz konusu maddenin, görevlerinin icrasında işledikleri kişisel suçlar bakımından kamu görevlilerine koruma sağlamadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Avrupa Konseyi’nin Metinleri ve Çalışmaları
32. -Türkiye’nin imzalamadığı ve onaylamadığı- Savaş Suçlarına ve İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlara Zamanaşımı Uygulanamazlığı Avrupa Sözleşmesi’nin (Strazburg, 25 Ocak 1974) somut olayla ilgili hükümlerinde şunlar öngörülmektedir:
Madde 1
“Her Sözleşmeci Devlet, kendi ulusal hukukunda cezalandırılabilecekleri sürece, zamanaşımının, aşağıdaki suçların soruşturulması ve bu tür suçlar için verilen cezaların infazı durumlarına uygulanabilir olmaması maksadıyla gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
1. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile öngörülen insanlığa karşı suçlar;
2. a) Harp Halindeki Silahlı Kuvvetlerin Hasta ve Yaralılarının Vaziyetlerinin Islahı Hakkında 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 50. maddesinde, Silahlı Kuvvetlerin Denizdeki Hasta, Yaralı ve Kazazedelerinin Vaziyetlerinin Islahı Hakkında 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 51. maddesinde, Harp Esirlerine Yapılacak Muamele ile İlgili 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 130. maddesinde, Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 147. maddesinde öngörülen suçlar,
2. b) Somut olayda incelenen suç, ya maddi ve kasıtlı unsurları ya da öngörülebilir sonuçlarının genişliği nedeniyle özel bir önem arz ettiğinde, daha önceden Cenevre Sözleşmeleri’nin yukarıda belirtilen hükümleriyle öngörülmemiş olan, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği sırada yürürlükte olan savaş yasalarının ve hâlihazırda mevcut olan savaş uygulamalarının tüm benzer ihlalleri,
3. İşbu maddenin 1 veya 2. fıkralarında öngörülenlerle benzer nitelikte olması nedeniyle, 6. maddeye uygun olarak yapılan bir deklarasyon uyarınca, ilgili Sözleşmeci Devlet tarafından dikkate alınacak olan, gelecekte belirleneceği şekliyle uluslararası hukukun adetlerine ve yasalara ilişkin diğer tüm suçlar,
Madde 2
“Sözleşmeci Devletlerde, işbu Sözleşme, sözleşmenin bu Devlette yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen suçlara uygulanmaktadır.
Aynı zamanda, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte zamanaşımına uğramamış olması durumunda, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden önce işlenen suçlara da uygulanır.
Şikâyetler
33. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerine dayanarak, yetkililerin, maruz kaldığını ifade ettiği işkence ve kötü muamele eylemleri ile ilgili olarak etkili ceza soruşturması yürütmediklerini ve zamanaşımı kurallarının uygulanmasının, kendisini, şikâyet ettiği durumu düzeltebilecek iç hukuk yolundan mahrum bıraktığını iddia etmektedir.
34. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı yapmış olduğu itirazları inceleyen asliye ceza mahkemelerinin kararlarını yetersiz şekilde gerekçelendirdiklerinden yakınmaktadır.
hukuki değerlendirmeBaşvuruların Birleştirilmesi
35. Mahkeme, iki başvurunun Sözleşme açısından aynı hukuki sorunlardan kaynaklanması ve benzer olay ve olgular ile şikâyetler ile ilgili olması nedeniyle, İçtüzüğü’nün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bu başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.Sözleşme’nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
36. Başvuran, askeri darbe sonrası yakalanması akabinde maruz kaldığını ifade ettiğini işkence ve kötü muamele eylemleri ile ilgili olarak, yetkililer tarafından etkin bir ceza soruşturması yürütülmediğini iddia etmektedir. Zamanaşımı kurallarının durumuna uygulanmasının, kendisini, şikâyet ettiği durumu düzeltebilecek bir iç hukuk yolundan mahrum bıraktığından yakınmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
37. Başvuranın şikâyetlerini ifade etme şeklinin yanı sıra davanın olaylarının seyri göz önüne alındığında, Mahkeme, mevcut davalarda ortaya çıkan esas hukuki sorunun, Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesi kapsamına girdiği kanaatindedir. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
38. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır.İlk İtirazlar
39. Hükümet, kabuledilemezliğe ilişkin birçok itiraz ileri sürmektedir. İlk olarak, başvurunun, Sözleşme hükümleriyle zaman bakımından (ratione temporis) bağdaşmama nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır. Türkiye’nin Sözleşme organları önünde bireysel başvuruyu 28 Ocak 1987 tarihinde tanıdığını hatırlatarak, başvuranın, Mahkeme önünde iddia ettiği olaylar ile ilgili olarak, serbest bırakıldığı 1 Ağustos 1991 ile 29 Mart 2012 tarihleri arasında yetkili ulusal makamlar önünde herhangi bir girişimde bulunmadığını iddia etmektedir.
40. Hükümet, ikinci olarak, başvuranın altı aylık süreye riayet etmediğini ileri sürmektedir. Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak, başvuranın istisnai durumlar nedeniyle olayların meydana geldiği dönemde yetkili mahkemelere başvuramamış olduğu varsayılsa da, bireysel başvuru Sözleşme organları önünde 28 Ocak 1987 tarihinde tanındığı halde, 1 Ağustos 1991 tarihinden 29 Mart 2012 tarihine kadar hareketsiz kalma nedenleri hakkında herhangi bir açıklama yapmamış olmasının gerçek olduğunu iddia etmektedir.
41. Hükümet, üçüncü olarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin içtihadına (yukarıda anılan, Zeycan Yedigöl kararı) atıfta bulunarak, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin, somut olayda yetkili ulusal mahkemelere başvuruda bulunma konusunda hukuki bir engel oluşturmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın, Mahkeme önüne taşımış olduğu şikâyetleri, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına taşımak için 29 Mart 2012 tarihine kadar hareketsiz kaldığını ve herhangi bir girişimde bulunmadığını iddia etmektedir.
42. Başvuran, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının hiçbiri hakkında görüş bildirmemiştir.Generaller hakkında yapılan suç duyurusu ile ilgili olarak
43. Mahkeme, askeri darbenin faili olan generaller hakkında yapılan suç duyurusunun (Başvuru No. 47210/15), 28 Ocak 2015 tarihinde, 3 Mart 2015 tarihinde başvurana tebliğ edilen Anayasa Mahkemesi’nin bir kararıyla sonuçlandığını tespit etmektedir.
44. Anayasa Mahkemesi’ne sunulan bireysel başvuru ile ilgili olarak, Hükümet, altı aylık süreye riayet edilmemesi bağlamında, başvurunun kabul edilemezliğine ilişkin hiçbir itiraz sunmamıştır. Ancak Mahkeme, bunun bir kamu düzeni kuralı olduğunu ve bunu re’sen uygulama yetkisine sahip olduğunu hatırlatmaktadır (Paçacı ve diğerleri/Türkiye, No. 3064/07, § 71, 8 Kasım 2011).
45. Mahkeme somut olayda, Anayasa Mahkemesinin 3 Mart 2015 tarihinde başvurana tebliğ edilen kararın verildiği tarih ile başvurunun yapıldığı 9 Eylül 2015 tarihi arasında altı aydan fazla bir zaman geçtiğini kaydetmektedir.
46. Dolayısıyla bu başvuru vaktinden sonra yapılmış olup, altı ay süre kuralına riayet etmeme nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.Sözleşme’nin 3. maddesi için zaman bakımından (ratione temporis) yetki
47. Mahkeme öncelikle, Türkiye tarafından Sözleşme organları önünde bireysel başvuru hakkının kabul edildiği deklarasyonun 28 Ocak 1987 tarihinde yürürlüğe girdiğini ve Türkiye bakımından bu organların yetkisinin bu tarih itibarıyla başladığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan, Paçacı ve diğerleri kararı, § 61). Anayasal bireysel başvuru 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarih itibarıyla, bir başvuran, kural olarak, Mahkemeye başvuruda bulunmadan önce anayasal başvuruda bulunmalıdır.
48. Somut olayda, başvuran iç hukuk yollarını 28 Ocak 2015 tarihinde tüketmiştir. Başvuran, Mahkemeye sırasıyla 14 Ağustos 2015 ve 9 Eylül 2015 tarihlerinde yani, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunu kullandıktan sonra başvuruda bulunmuştur; Anayasa Mahkemesinin kararları kendisine sırasıyla 17 Şubat 2015 ve 3 Mart 2015 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
49. Mahkeme, Hükümet tarafından, bilhassa Anayasa Mahkemesi tarafından bir bireysel başvuru hakkında verilmiş kararla ilgili olarak ibraz edilen bilgileri dikkate almaktadır (yukarıda anılan, Zeycan Yedigöl kararı). Mahkemenin işbu dava kapsamında, başvuranın mevcut olağan iç hukuk yollarını tükettiği tarihten sonra ulusal içtihadın geliştirilmesi ile ilgili karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca, başvuran, bir nüshasını almış olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı ile ilgili görüş sunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, bu içtihattan doğan ilkeleri, yaptığı incelemede dikkate almayacaktır.
50. Buna dayanarak, Mahkeme, mevcut davanın kökenindeki başvuruyu incelemek için yetkili olduğuna emin olmalıdır (Blečić/Hırvatistan [BD], No. 59532/00, §§ 67-69, AİHM 2006III). Mahkeme, Janowiec ve diğerleri/Rusya ([BD], No. 55508/07 ve 29520/09, §§ 128-151, 21 Ekim 2013) kararında, davalı Devlet bakımından Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelmiş ölüm veya kötü muamele vakaları hakkında soruşturma yürütülmesine yönelik usuli yükümlülük hususunda –daha önce Šilih kararında ([BD], No.71463/01, §§ 162-163, 9 Nisan 2009) tanımlanmış olan– zamansal yetkisinin sınırlarını (“kritik tarih”) açıkça belirtmiştir.
51. Mahkeme öncelikle, bu zamansal yetkinin, davalı Devlet açısından Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonra yapılan veya yapılmış olması gereken usuli nitelikteki işlemlerle katı biçimde sınırlandırılmış olduğunu ve bunun, 2 ve 3. madde kapsamındaki usul yükümlülüğünü tetikleyici olay ile Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi arasında gerçek bir bağlantının varlığına bağlı olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, bu bağlantının ilk olarak, tetikleyici olay ile kritik tarih arasındaki zamansal yakınlıkla tanımlandığını, bu ikisi arasında geçen zamanın nispeten kısa -normalde on yılı aşmayan- olması gerektiğini de eklemiştir (yukarıda anılan, Janowiec ve diğerleri kararı, § 146); aynı zamanda, bu zamansal yakınlık kriterinin tek başına belirleyici olmadığını vurgulamıştır. Bu bağlamda, söz konusu bağlantının ancak, soruşturmanın esası –yani, olayları açıklığa kavuşturmaya ve bunların faillerine sorumluluk yüklemeye yönelik usuli tedbirlerin önemli bir kısmının yerine getirilmesi– Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmişse veya gerçekleşmiş olması gerekiyorsa kurulmuş olabileceğini belirtmiştir (yukarıda anılan, Janowiec ve diğerleri kararı, § 147 ve Mocanu ve diğerleri/Romanya [GC], No. 10865/09 ve diğer 2 başvuru, § 206, AİHM 2014 (özetler)).
52. Mahkeme, Türkiye’nin, Sözleşme’yi 1954 yılında onayladığını; ancak Sözleşme organları önünde bireysel başvuru hakkını 28 Ocak 1987 tarihinde kabul ettiğini kaydetmektedir; bu nedenle yukarıda belirtilen içtihat, somut olayda Mahkemenin yargı yetkisini belirleyen bu tarih -28 Ocak 1987- bakımından gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis) uygulanmaktadır. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönü kapsamında ifade ettiği şikâyetin, 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrasında, 14-22 Ocak 1981 tarihleri arasında cereyan eden olaylar ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. İlgili, kritik tarihten yaklaşık bir yıl üç ay sonra, 11 Mayıs 1988 tarihinde Yargıtay’ın kararıyla mahkûm edilmiştir. 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakılmıştır. Taraflarca ibraz edilen bilgilerden, ilgilinin, Mahkeme önüne taşıdığı kötü muamele iddialarını, 29 Mart 2012 tarihine kadar yetkili bir ulusal makama taşımadığı anlaşılmaktadır.
53. Mahkeme, Türkiye ile ilgili olarak Sözleşme organları önünde bireysel başvuru hakkının 28 Ocak 1987 tarihinde yürürlüğe girmesi ile tetikleyici olay, yani başvuranın 9 Ekim 1980 tarihinde yakalandıktan sonra maruz kaldığını ifade ettiği işkence ve kötü muamele eylemleri arasında yaklaşık altı yıl dört ay geçtiğini tespit etmektedir. Bu süre nispeten kısa ve on yıldan azdır (yukarıda anılan Janowiec ve diğerleri kararı, § 146). Bu zamansal yakınlık, olayları açıklığa kavuşturmaya ve bu olayların faillerine sorumluluk yüklemeye yönelik prosedürel tedbirlerin önemli bir kısmının tamamlanması, kritik tarih olan 28 Ocak 1987’den sonra gerçekleştiğinde ya da gerçekleşmiş olması gerektiğinde belirleyicidir. Somut olayda, başvuranın herhangi bir şikâyette bulunmamış olması nedeniyle, iddia edilen ihlaller ile ilgili olarak bu tarihten önce herhangi bir ceza soruşturması açılmamış ve herhangi bir usul işlemi yapılmamıştır. 28 Ocak 1987 tarihinden sonra, başvuranın iddiaları ile ilgili olarak herhangi bir soruşturma yürütülmemiştir. Ayrıca, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada iddia edilen fiillerle ilgili olarak Ordu Ceza İnfaz Kurumu’nun hiçbir sorumlusu suçlanmamıştır (Teren Aksakal/Türkiye, No. 51967/99, §§ 61 ve 62, 11 Eylül 2007 ve yukarıda anılan Paçacı ve diğerleri kararı, § 61 ile karşılaştırınız: Adı geçen davalarda, soruşturma kısmen kritik tarihten önce, kısmen de bu tarihten sonra yürütülmüştür).
54. Başvuran, ancak 29 Mart 2012 tarihinde, yani olayların üzerinden otuz yıldan fazla, 12 Eylül 2010 tarihli referandumun üzerinden ise (Bu referandum sonrasında Anayasa’nın geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.) altı ay kadar bir zaman geçtikten sonra Cumhuriyet Savcısına başvurmuştur. Biri askeri darbenin faili olan generaller, diğeri 14-22 Ocak 1981 tarihleri arasında Ordu Ceza İnfaz Kurumunda işkence ve kötü muamele yapmakla suçladığı kişiler hakkında olmak üzere iki suç duyurusunda bulunmuştur. Bu iki şikâyet, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara konu edinmişlerdir. Kritik tarih ile 29 Mart 2012 tarihleri arasında herhangi bir usul işlemi yapılmamıştır. Başvuran, iddiaları ile ilgili soruşturma yürütülmesi talebinde bulunmak için yetkili ulusal makamlar nezdinde harekete geçmemiş ve herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Tek büyük usul işlemi, yani başvuranın şikâyetleri, kritik tarih üzerinden yirmi beş yıldan fazla zaman geçtikten sonra yapılmıştır.
55. Kritik tarihten sonra yapılan usul işlemleri ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlükten kaldırılmasından sonra ve Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvurunun yürürlüğe girmesinden önce, 29 Mart 2012 tarihinde Bursa Savcılığı önünde suç duyurusunda bulunduğunu gözlemlemektedir. Bursa ve Ankara Savcılıkları tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, Anayasa Mahkemesi’nin denetimine sunulmuştur. Anayasa Mahkemesi 28 Ocak 2015 tarihli iki kararla, başvuranın şikâyetlerini zaman bakımından (ratione temporis) kabul edilemez olmaları nedeniyle reddetmiştir. Bununla birlikte davanın esasına bakan mahkemeler tarafından verilen kararların gerekçesini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın şikâyetlerini reddetmek için ileri sürülen gerekçenin, yani olayların zamanaşımının, hukukta uygulanabilir kanuna uygun olduğu sonucuna varmıştır.
56. Mahkeme, kendi içtihadından, bilhassa Janowiec ve diğerleri (yukarıda anılan, §§ 128-151) kararından doğan ilkeleri dikkate alarak, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlükten kaldırılmasının, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında soruşturma yükümlülüğü başlatacak nitelikte yeni bir unsur oluşturmadığı kanaatine varmaktadır (Brecknell/Birleşik Krallık, No. 32457/04, § 69, 27 Kasım 2007, Mrdenovic /Hırvatistan (k.k.), No. 62726/10, § 33, 5 Haziran 2012 ve Kadri Budak/Türkiye, No.44814/07, §§59 ve 60, 9 Aralık 2014). Mahkeme öte yandan, başvuranın yetkili ulusal makamlara başvurma konusunda gereken çabukluğu göstermediğini gözlemlemektedir: Başvuran, ihtilaf konusu olayların üzerinden otuz yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra başvuruda bulunmuş ve ayrıca, Anayasa’nın geçici 15. maddesi uyarınca yapmış olduğu bir şikâyeti reddeden herhangi bir karar göstermemiştir (yukarıda anılan, Teren Aksakal kararı ile karşılaştırınız; adı geçen kararda, Mahkeme, iddia edilen olaylar ile ilgili olarak başlatılan ceza yargılamasında varılan sonucun uygun bir telafi sağlamadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin usul yönünden ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur; bk. aynı anlamda, Tuna/Türkiye, No. 22339/03, § 77, 19 Ocak 2010 ve yukarıda anılan Paçacı ve diğerleri kararı, § 61: adı geçen davalarda, soruşturma kısmen kritik tarihten önce, kısmen de bu tarihten sonra yürütülmüştür.)
57. Mahkeme yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyeti, 28 Ocak 1987 tarihinden önce yaşanan olaylara ilişkin ihlal iddiaları ile ilgili olması nedeniyle, incelemek için zaman bakımından (ratione temporis) yetkili olmadığı sonucuna varmaktadır (Cankoçak/Türkiye, No. 25182/94 ve 26956/95, §§ 25-26, 20 Şubat 2001, yukarıda anılan Tuna kararı, § 56, yukarıda anılan Paçacı ve diğerleri kararı, § 62).
58. Sonuç olarak, bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi gereğince kabul edilemez olup, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
59. Başvuran, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı yapmış olduğu itirazlar üzerine verilen Asliye Ceza Mahkemesi kararlarının yetersiz ölçüde gerekçelendirildiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir.
60. Mahkeme mevcut durumda, başvuranın, şikâyet ettiği ceza yargılamalarının, cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamanın kabul edilebilirliği ile ilgili olmadığını, fakat kendisini yakalayan kişiler ya da tutukluluğun sorumluları veyahut askeri darbenin failleri ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin, bir başvurana, ne üçüncü taraf hakkında kovuşturma yürütülmesini ve mahkûmiyet kararı verilmesini temin etme ne de “şahsi intikam” hakkı tanıdığını hatırlatmaktadır (Perez/Fransa [BD], No.47287/99, § 70, AİHM, 2004-I)
61. Ayrıca, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden bu yana, maruz kaldığı iddia edilen zararın telafisi bağlamında tazminat talebinde bulunmak için başvuranın yalnızca hukuki ya da idari başvuru yollarına sahip olduğunu tespit etmektedir (Erdoğan/Türkiye (k.k.), No. 21297/11, § 27, 23 Ocak 2018 ve Saygılı/Türkiye (k.k.), No. 42914/16, §§ 50, 11 Temmuz 2017). Ancak dosyaya konulan belgelerden ve tarafların sunduğu görüşlerden, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’na uygun olarak, başvuranın böyle bir başvuru yolunu kullanmadığı anlaşılmaktadır.
62. Netice itibarıyla, Sözleşme’nin 6. maddesi somut olayda uygulanmaz. Söz konusu şikâyet, 35. maddenin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmaz olup, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuruları birleştirmeye;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 28 Mayıs 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy