AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 16318/16
ÖZEL FEZA EĞİTİM ÖĞRETİM YURT VE KANTİN İŞLETMECİLİĞİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 27 Eylül 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Mart 2016 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerenin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
. Başvuran Özel Feza Eğitim Öğretim Yurt ve Kantin İşletmeciliği Ticaret Anonim Şirketi, mevcut başvurunun gerçekleştirilmesine neden olan olayların yaşandığı dönemde ortaöğretim kurumu ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan öğrencilere yönelik olarak Kütahya’da dershane işleten, Türkiye’de tescil edilmiş bir anonim şirkettir. Başvuran şirket Mahkeme önünde, Ankara’da görev yapmakta olan Avukat M. Kasap tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Başvuran şirket tarafından belirtildiği şekilde, dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Davanın geçmişi
3. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, özel öğretim kurumlarına kurum açma izni verilmesi, kurumların işleyişi, yönetimi ve denetlenmesi gibi hususların düzenlenmesi amacıyla 8 Şubat 2007 tarihinde kabul edilmiştir. 5580 sayılı Kanunun eski 2 (b) maddesine göre, “kurum” ifadesi, söz konusu Kanun anlamında, okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim okulları ile çeşitli kursları, uzaktan öğretim kuruluşları, dershaneleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, öğrenci etüt eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumlarını ifade etmektedir.
4. 5580 sayılı Kanunun eski 2 (f) maddesine göre, “dershane”, diğer görevlerinin yanı sıra, öğrencileri bir üst okulun veya yüksek öğretime giriş sınavlarına (bundan böyle “giriş sınavları” şeklinde anılacaktır) hazırlamak amacıyla faaliyet gösteren özel öğretim kurumları şeklinde tanımlanmıştır.
5. 6528 sayılı Kanun, 1 Mart 2014 tarihinde, 5580 sayılı Kanun da dâhil olmak üzere çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması amacıyla kabul edilmiştir. Diğer değişiklikler arasında, 6528 sayılı Kanun, 5580 sayılı Kanun kapsamına giren özel öğretim kurumları listesinden "dershaneler" çıkarılmış ve faaliyet göstermekte olan dershanelerin diğer öğretim kurumlarına dönüştürülmeleri amacıyla bazı düzenlemeler yapılmıştır.. Ayrıca bu Kanunla, 5580 sayılı Kanunun 2 (b) maddesinde ifade edilen “çeşitli kurslar” tanımı, bu tür eğitim kurslarının öğrencileri giriş sınavlarına hazırlama niteliğinde olmadığını ifade edecek biçimde değiştirilmiş ve aynı bentte belirtilen “öğrenci etüt eğitim merkezlerinin” on iki yaş veya altındaki öğrencilere hizmet sunabileceği belirtilmiştir. 6528 sayılı Kanuna ilişkin hazırlık çalışmalarına göre, bu tür değişiklikler, yıllar içerisinde zorunlu öğretim kurumlarına bir alternatif olarak algılanmaya başlanan dershanelerin eğitim sistemi içerisinde sebep olduğu ikilik ve fırsat eşitsizliği ile mücadele edilmesi amacıyla gerekli görülmüştür.
6. 13 Temmuz 2015 tarihinde, bir grup milletvekili tarafından açılan dava üzerine Anayasa Mahkemesi 6528 sayılı Kanunun dershanelerle birlikte “çeşitli kurslar” ve “öğrenci etüt eğitim merkezleri” tanımlarına ilişkin yapılan değişikliklerle ilgili hükümlerini iptal etmiştir. Söz konusu iptal hükmü, Anayasa Mahkemesi kararının yayımlandığı tarih olan 24 Temmuz 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında, dershanelerin öğrencileri giriş sınavlarına hazırlamak amacıyla kurulduğunu ve bu durumun okullar tarafından her zaman karşılanmayan özel bir ihtiyaç teşkil ettiğini vurgulamıştır. Kanun koyucu, bu dershanelerin teşkil ettiği sorunların çözülebilmesi için daha hedef odaklı tedbirler almak yerine dershanelerin tamamen kapatılmasını tercih etmiştir. Özellikle giriş sınavlarına hazırlanan öğrencilerin bazı ihtiyaçlarının karşılanması için bir başka alternatif sunulmamış olduğu değerlendirildiğinde, bu durum ilgili koşullar kapsamında makul bir yanıt teşkil etmemiştir. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda, “çeşitli kurslar” ve “öğrenci etüt eğitim merkezleri” tanımlarının dershanelerin yerine geçmelerini önlemek amacıyla değiştirildiğini kaydetmiştir.
7. Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği 8 Ağustos 2015 tarihinde değiştirilmiştir. İlgili değişiklikler, diğerleri arasında, dershaneler ve çeşitli öğretim kurumlarının izlemesi gereken “dönüşüm programı” hakkındaki detaylarla ilgilidir.
8. Milli Eğitim Bakanlığı 12 Ağustos 2015 tarihinde diğer hususlarla birlikte dershanelerin durumuna ilişkin bir genelge (no. 2015/23) yayımlamıştır. Genelgede, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından hâlihazırda faaliyetlerine devam eden dershanelerin, çalışmalarına devam edebilmeleri için diğer özel öğretim kurumlarına dönüştürülmeleri gerektiği belirtilmiştir. Bu Genelgenin 1. maddesine göre, 1 Eylül 2015 tarihine kadar “dönüşüm programına” başvurmayan dershanelerin çalışma ruhsatları iptal edilecektir.
9. 15 Eylül 2015 tarihinde Danıştay, Eğitim Çalışanları Sendikası tarafından açılan davada 2015/23 sayılı Genelgenin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Danıştay, Anayasa’nın 153. maddesi gereğince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların geriye dönük etkisi bulunmadığını ve bu durumun, 6528 sayılı Kanunun dershanelerin kaldırılmasına ilişkin hükümleri iptal edilirken, 5580 sayılı Kanunun dershanelere ilişkin eski hükümlerinin geri getirilmemesi anlamına geldiğini belirtmiştir. Danıştay tarafından belirtildiği üzere bu durum, halihazırda faaliyetlerini sürdüren dershanelerin yasal statüleri bakımından hukuki bir boşluk yaratmıştır ve bu boşluk kanun koyucu tarafından doldurulmalıdır. Yasama organı tarafından bu yönde bir eylemde bulunulmaması nedeniyle, idarenin dershanelerin kapatılması veya faaliyetlerinin kısıtlanması konusunda aldığı tedbirler, yetkinin aşılması anlamına gelir. Bu nedenle Danıştay, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan 2015/23 sayılı Genelgede yetki aşımı olduğunu ve dershanelerin kapatılmasını öngören hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu tespit etmiştir. Başkan da dâhil olmak üzere, Danıştay’ın iki üyesi, 2015/23 sayılı Genelgenin hukuka ve Anayasa Mahkemesi kararına uygun olduğunu belirten bir muhalif görüş sunmuştur. Danıştay’ın bu davanın esası hakkında henüz bir karar vermemiş olduğu görülmektedir.
10. Milli Eğitim Bakanlığı 18 Eylül 2015 tarihinde konu hakkında bir başka genelge (no. 2015/25) yayımlamıştır. Bu genelgenin 1. maddesine göre, 6528 sayılı Kanunun kabul edildiği tarihte hukuka uygun olarak faaliyette bulunan dershaneler hakkında valiliklerce herhangi bir idari işlem gerçekleştirilmeyecektir. Ancak 5580 sayılı Kanunda tanımlanan diğer özel öğretim kurumlarından birine dönüşmeksizin faaliyetlerine devam eden dershaneler hakkında yasal işlem başlatılacaktır.
2. Başvuran şirketin çalışma ruhsatının iptal edilmesi
11. Milli Eğitim Bakanlığı 18 Aralık 2015 tarihinde, başvuran şirketin 2015/25 sayılı genelgeye aykırı olarak, 5580 sayılı Kanunda belirtilen diğer özel öğretim kurumlarından birine dönüşmeksizin faaliyetlerine devam ettiği gerekçesiyle; başvuran şirketin dershane faaliyetlerini devam ettirmesi için gereken çalışma ruhsatını iptal etmiştir. Bu kararın sonucunda 24 Aralık 2015 tarihinde, başvuran şirketin beş yıllığına özel bir öğretim kurumu işletmesi yasaklanmıştır.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulama
1. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu(yürürlüğe girdiği tarih: 14 Şubat 2007)
12. 6528 sayılı Kanunla değişikliğe uğramadan önce (bk. aşağıdaki 13-14. paragraflar), 5580 sayılı Kanunun 2. maddesi aşağıdakini öngörmüştür:
“Tanımlar
Madde 2- Bu Kanunda geçen,
(b) Kurum: Okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim okulları ile çeşitli kursları, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, dershaneleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, öğrenci etüt eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumlarını...
(f) Dershane: Öğrencileri; bir üst okulun veya yüksek öğretime giriş sınavlarına hazırlamak, istedikleri derslerde yetiştirmek ve bilgi düzeylerini yükseltmek amacıyla faaliyet gösteren özel öğretim kurumlarını...
(g) Çeşitli kurslar: Kişilerin sosyal, kültürel ve meslekî alanlarda bilgi, beceri, yetenek ve deneyimlerini geliştirmek veya isteklerine göre serbest zamanlarını değerlendirmek üzere faaliyet gösteren özel öğretim kurumlarını...
(j) Öğrenci etüt eğitim merkezi: Öğrencilerin, derslerine çalışmalarına, ödev ve projelerini yapmalarına yardımcı olan, ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda çeşitli faaliyetlerin yürütüldüğü özel öğretim kurumlarını...”
2. 6528 sayılı Kanun (yürürlüğe girdiği tarih: 14 Mart 2014)
13. 6528 sayılı Kanunla diğer değişiklikler arasında, “dershaneler” 5580 sayılı Kanunun 2 (b) maddesi kapsamında tanımlanan kurumlar listesinden çıkarılmış ve bu doğrultuda madde 2 (f) yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca madde 2 (g) ve (j) aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“(g) Çeşitli kurslar: Ortaöğretime veya yükseköğretime giriş sınavlarına hazırlık niteliğinde olmamak kaydıyla, kişilerin sosyal, sanatsal, sportif, kültürel ve mesleki alanlarda bilgi, beceri, dil, yetenek ve deneyimlerini geliştirmek, isteklerine göre serbest zamanlarını değerlendirmek amacıyla faaliyet gösteren özel öğretim kurumlarını...
(j) Öğrenci etüt eğitim merkezi: On iki yaş ve altındaki öğrencilerin, derslerine çalışmalarına, ödev ve projelerini yapmalarına yardımcı olmak; ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda sosyal, sanatsal, sportif ve kültürel faaliyetler yürütmek üzere kurulan özel öğretim kurumlarını...”
14. 6528 sayılı Kanunla ayrıca, 5580 sayılı Kanuna geçici 5. madde eklenmiştir. Bu geçici maddenin birinci fıkrasına göre, bir başka özel öğretim kurumuna dönüşümü tamamlanmayan dershaneler, 1 Eylül 2015 tarihine kadar faaliyette bulunabilir.
3. 13 Temmuz 2015 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı
15. Anayasa Mahkemesi’nin 13 Temmuz 2015 tarihli kararı yukarıdaki 6. paragrafta ana hatlarıyla ifade edilmiştir.
4. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2015/23 sayılı genelgesi (12 Ağustos 2015 tarihli) ve bu genelgenin iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulması için Danıştay önünde gerçekleştirilen itiraz
16. 12 Ağustos 2015 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan 2015/23 sayılı genelgeyle ilgili bilgi ve Danıştay’ın söz konusu genelgenin yürütmesinin durdurulmasına hükmeden 15 Eylül 2015 tarihli kararı, yukarıdaki 8-9. paragraflarda görülebilir.
5. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2015/25 sayılı genelgesi (18 Eylül 2015 tarihli) ve bu genelgenin iptal edilmesi ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Danıştay önünde yapılan itiraz
17. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 18 Eylül 2015 tarihinde çıkarılan 2015/25 sayılı genelgeyle ilgili bilgi yukarıdaki 10. paragrafta görülebilir.
18. Mahkeme tarafından resen elde edilen bilgilere göre, belirtilmeyen bir tarihte, bir eğitim çalışanları sendikası tarafından 2015/25 sayılı genelgenin iptal edilmesi ve yürütmesinin durdurulması talebiyle dava açılmıştır. Danıştay 11 Aralık 2015 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmiştir.Anayasa Mahkemesi’nin 6528 sayılı Kanunun ilgili hükümlerini yürürlükten kaldırmasının, dershanelerin yasal statüsüne ilişkin olarak yasal bir boşluk yarattığına karar vermiştir. Söz konusu genelgenin amacı bu tür dershanelerin diğer özel öğretim kurumlarına dönüştürülmesinin ardından faaliyetlerine devam etmesini öngörerek bu boşluğu doldurmaktır ve bu durum, bu husustaki Anayasa Mahkemesi kararına uygundur. Danıştay’ın iki üyesi, 2015/23 sayılı genelgeye ilişkin önceki Danıştay kararının gerekçesinin yazılmasının ardından çoğunluğun kararına karşı muhalif görüş bildirmiştir (bk. yukarıdaki 9. paragraf).Danıştay’ın bu davanın esası hakkında henüz bir karar vermediği görülmektedir.
6. İdari Eylemlere ilişkin Yargı Denetimi
19. Türk Anayasası’nın 125. maddesine göre, idarenin tüm eylemleri ve kararları yargı denetimine tabidir.
20. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idarenin hukuka aykırı olduğu iddia edilen bir eylemi veya kararı dolayısıyla kişisel hakları ihlal edilen herkesin söz konusu eylemin veya karar hakkında iptal davası açabileceği öngörülmektedir.
7. Türk Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Hakkı
21. Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkına ilişkin ilgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamanın yanı sıra bireysel başvuru mekanizmasına ilişkin bir inceleme Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 7-27 ve §§ 52-71, 30 Nisan 2013) kararında bulunabilir.
ŞİKÂYETLER
22. Başvuran şirket, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1 ve 2. maddeleri kapsamında, dershane işletme ruhsatının iptal edilmesinin mülkiyetin korunması hakkını ve eğitim hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
23. Başvuran şirket ayrıca, Anayasa Mahkemesinin kararının ve ayrıca Danıştay’ın 2015/23 sayılı Genelgeye ilişkin yürütmeyi durdurma kararının icra edilmemesinin Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
24. Başvuran şirket son olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1 ve 2. maddeleri ve Sözleşme’nin 6. maddesiyle birlikte ele alındığında Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda başvuran şirket, Gülen hareketi olarak adlandırılan hareketle olan bağları nedeniyle Devlet yetkilileri tarafından ayrımcı muameleye tabi tutulduğunu belirtmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran şirket, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın aksi yöndeki kararlarına rağmen dershane işletme ruhsatının iptal edilmesi nedeniyle, tek başına ve Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte ele alındığında Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1 ve 2. maddeleri ve Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
26. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, Mahkeme önünde Devlet aleyhine dava açmak isteyenlerin, öncelikle ulusal hukuk sisteminde öngörülen hukuk yollarından faydalanmalarını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin olarak içtihadında geliştirilen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır (Örneğin bk. Vučković ve Diğerleri/Sırbistan(ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 dava, §§ 69-77, 25 Mart 2014; Mocanu ve Diğerleri/Romanya[BD], no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 220-226, AİHM 2014 (alıntılar); veSargsyan/Azerbaycan[BD], no. 40167/06, §§ 115-116, AİHM 2015).
27. Mahkeme bu bakımdan, bir hukuk yolunun etkili olduğunun değerlendirilmesi için olumlu sonuç elde etme konusunda makul bir imkân sunması gerektiğini ve yetersiz veya etkin olmayan hukuk yollarına başvurma yükümlülüğünün bulunmadığını vurgulamaktadır (Bk. Akdivar ve Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 67, Kararve Hüküm Derlemeleri1996‑IV;ve yukarıda anılan Vučković ve Diğerleri, § 73). Ancak, etkili olmadığı aşikâr şekilde belli olmayan belirli bir iç hukuk yolunun olumlu sonuç verme imkânına dair yalnızca şüphe duyulması, söz konusu hukuk yolunun tüketilmemesi için geçerli bir gerekçe değildir. Ulusal düzeyde yerel mahkemelerin belirli bir Sözleşme hakkının ihlal edildiği savını en azından özü itibariyle ele almasına imkân veren bir hukuk yolu mevcut olduğu takdirde, söz konusu hukuk yolunun tüketilmesi gerekmektedir (Bk. yukarıda anılan Vučković ve Diğerleri, § 75, ve yukarıda anılan Mocanu ve Diğerleri, 223).
28. Mahkeme, önündeki olay ve olgulara dönerek, Anayasa’nın 125. maddesine ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesine göre, idarenin tüm eylem ve kararlarının yargı denetimine tabi olduğunu ve idarenin hukuka aykırı olduğu iddia edilen bir eylemi veya kararı nedeniyle olumsuz etkilenen herkesin, ilgili eylemi veya kararı geriye etkili olacak şekilde hükümsüz ilan etme yetkisine sahip olan idare mahkemelerine söz konusu eylem veya kararın iptali için başvurabileceğini gözlemlemektedir.
29. Mahkeme ayrıca, 23 Eylül 2012 itibariyle, Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunun getirildiğini belirtmektedir. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun başlıca yönlerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından söz konusu mahkemeye ilke olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde tazmin edilmesini sağlamasına imkân verecek yetkiler verildiğine hükmetmiş ve söz konusu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir(Bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
30. Mahkeme ilk olarak, başvuran şirketin Mahkeme önünde ileri sürdüğü şikâyetleriyle bağlantılı olarak söz konusu hukuk yollarından hiçbirine başvurmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, başvuran şirketi mevcut iç hukuk yollarını tüketme şartından muaf kılan herhangi bir özel koşulun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir.
31. Başvuran şirket başvuru formunda, iç hukukta sunulan hukuk yollarının hiçbirinin şartlar dâhilinde etkili olmadığını belirtmiştir. Başvuran şirket bu bağlamda, 6528 sayılı Kanun’un dershanelerin kapatılmasına dair hükümlerinin iptaline ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve tüm Devlet mercilerini bağlayıcı nitelikte olan karara rağmen, idarenin 6528 sayılı Kanun’la hedeflenen sonuca ulaşmak için (toplam iki adet) genelgeler çıkarmaya devam ettiğini ileri sürmüştür. İdarenin benzer şekilde, yukarıda belirtilen genelgelerin ilki hakkında Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararını da dikkate almamış olması da, Devlet yetkililerinin mahkeme kararlarını göz ardı ettiklerini ortaya koymuştur. Başvuran şirket, herhangi bir destekleyici delil sunmaksızın, birtakım dershanelerin işletme ruhsatlarının iptal edilmesine itiraz ettiklerini; fakat idare mahkemeleri tarafından lehlerine verilen kararların icra edilmediğini eklemiştir.
32. Başvuran şirketin görüşüne göre, bu hususlar, dershane sahiplerinin haklarını gözeten mahkeme kararlarının dikkate alınmaması yönünde bir idari uygulamanın varlığını kanıtlamak için yeterli olup, dershane sahiplerinin şikâyetleri bakımından mevcut tüm iç hukuk yollarını asılsız kılmıştır. Başvuran şirket savlarını desteklemek üzere, davalı Devletin Cumhurbaşkanının, iddiaya göre bu idari uygulamayı uygun bulduğu bazı beyanlarına atıfta bulunmuştur.
33. Mahkeme’nin görüşüne göre, başvuran tarafından ileri sürülen savlar, aşağıda belirtilen gerekçelerden ötürü, başvuranı mevcut iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden kurtarmak için yeterli değildir.
34. Mahkeme bu bakımdan öncelikle, ne Anayasa Mahkemesinin 13 Temmuz 2015 tarihli kararının, ne de Danıştay’ın 15 Eylül 2015 tarihli kararının başvuran şirket tarafından yapılan bir başvuru üzerine verildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla söz konusu kararların hiçbiri, başvuran şirketin dershanesi veya faaliyetleri konusunda doğrudan belirleyici olmamıştır. Bu koşullar içerisinde Mahkeme, söz konusu kararların veya iddiaya göre bu kararların icra edilmemesinin başvuran şirketin münferit durumu üzerindeki etkileri konusunda yorumda bulunamaz.
35. Mahkeme ikinci olarak, başvuran şirketin savlarını Anayasa Mahkemesinin ve Danıştayın yukarıda belirtilen kararlarının icra edilmediği iddiasına dayandırmasına rağmen, söz konusu mahkeme kararlarının konusunu teşkil eden başvuran şirketin ruhsatının iptalinin ne 6528 sayılı Kanuna, ne de 2015/23 sayılı Genelge’ye dayandığını belirtmektedir. Başvuran şirketin faaliyetleri daha ziyade, sonradan çıkarılan ve aksi yönde herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığından geçerliliğini sürdüren 2015/25 sayılı Genelge’ye dayalı olarak sonlandırılmıştır (Genelge’nin yürütmesinin durdurulması talebinin reddedildiği Danıştay kararına ilişkin olarak bk. yukarıda 18. paragraf).
36. Bu koşullar içerisinde, başvuran şirketin 2015/25 sayılı Genelge’nin ve ruhsatının söz konusu Genelge’ye dayalı olarak iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğu doğrultusundaki savlarını yetkili yerel mahkemeler önünde ileri sürmesi gerekirdi. Dolayısıyla, başvuran şirketin işletme ruhsatının 2015/25 sayılı Genelge’ye dayalı olarak iptal edilmesine itiraz etmek için idare mahkemelerine başvurması ve Mahkeme önünde ileri sürdüğü diğer tüm şikâyetlerini söz konusu mahkemeler önüne getirmesi gerekirdi. Ayrıca, idare mahkemeleri tarafından herhangi bir olumsuz karar verilmesi halinde veya 2015/25 sayılı Genelgeye ilişkin 11 Aralık 2015 tarihli Danıştay kararı nedeniyle başvuran şirketin söz konusu mahkemeler önünde olumlu sonuç elde etme konusunda gerçekçi bir imkân bulunmadığını değerlendirmesi halinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma yolu başvuran şirket için halen açıktı. Bu tür bir başvuru Anayasa Mahkemesine, önceki 13 Temmuz 2015 tarihli kararında anılan ilkeler ışığında 2015/25 sayılı Genelge’nin hukuka uygunluğu ve başvuran şirketin yukarıda 22-24. paragraflarda belirtildiği şekliyle şikâyetleri konusunda karar verme imkânı verirdi.
37. Mahkeme ayrıca başvuran şirketin, ruhsatlarının iptal edilmesine karşı mevcut hukuk yollarına başvuran birtakım dershanelerin olumlu sonuç almadıklarını iddia etmesine rağmen, söz konusu iddialara ilişkin herhangi bir delil ibraz etmediğini belirtmektedir (Bk. yukarıda 31. paragraf).
38. Mahkeme yukarıdaki hususları göz önünde bulundurarak ve bir bütün olarak davanın koşullarını dikkate alarak, başvuran şirketi iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf kılan herhangi bir özel neden tespit etmemiştir. Bu koşullar içerisinde, başvuran şirketin idare mahkemeleri önünde dava açmaması veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmaması ve böylelikle, Sözleşme’nin ihlal edildiği iddialarına ilişkin taleplerini iç hukuk düzeyinde takip etmemesi, Mahkeme’nin başvuran şirketin iç hukukta yararlanabileceği iç hukuk yollarını tüketmediği sonucuna varmasına yol açmıştır.
39. Sonuç olarak Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olarak beyan edilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 20 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy