AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 15076/08
Öykü ÖZEN ve Mehmet ÖZEN / Türkiye
3 Temmuz 2018 tarihinde
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, 24 Mart 2008 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu
ve davalı Hükümet ile başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
Başvuranlar Öykü Özen ve Mehmet Özen, Türk vatandaşları olup sırasıyla 1972 ve 1979 doğumludurlar ve Bursa’da tutuklu bulunmaktadırlar. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Bursa Barosu’na bağlı olan Avukat N. Bener tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları, tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenmektedir.
Cinsel istismar mağduru olan kişiler tarafından yapılan şikâyetin ardından, polis, bir fuhuş ağının yöneticisi olmakla suçlanan başvuranlar hakkında bir soruşturma başlatmıştır.
Bu soruşturma çerçevesinde, 31 Ağustos 2007 tarihinde, Bursa 5. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde Hâkim, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak (“CMK”), soruşturma dosyasına erişimi sınırlama kararı vermiştir. Hâkim kararını, soruşturma ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerin özel hayatına ilişkin soruşturma kapsamında elde edilen bilgileri koruma gerekliliğine dayandırmıştır.
Başvuranlar, 2 Eylül 2007 tarihinde, Bursa’da yakalanmışlardır. İkâmet yerlerinde ve yasadışı faaliyetlerini gizlemek amacıyla kullanılan dernekte yürütülen soruşturma sırasında elde edilen deliller hakkında polis tarafından sorgulanan ilgililer sorgulanmak istememişlerdir.
Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 4 Eylül 2009 tarihinde dinlenen başvuranlar, şikâyetçilerin ve kendilerini suçlayan mağdurların açıklamaları ayrıca elde edilen maddi deliller üzerine sorgulanmışlardır.
Başvuranlar, yine 4 Eylül 2009 tarihinde, diğer on şüpheliyle birlikte Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi önüne çıkarılmışlardır. Hâkim önünde, başvuranlar Cumhuriyet Başsavcısı önünde verdikleri ifadeleri kabul etmişlerdir. Hâkim, yapılan duruşma sonucunda başvuranların tutuklanmalarına karar vermiştir. Bu karar hakkında başvuranlar tarafından yapılan itiraz reddedilmiştir.
4. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi, 28 Eylül 2007 tarihinde, başvuranların tahliye taleplerini reddetmiştir.
7. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi, 1 Ekim 2007 tarihinde, soruşturma dosyasına erişimi kısıtlama kararı hakkında başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
Başvuranlar hakkında, 22 Ekim 2007 tarihinde, iddianame düzenlenmiştir. Başvuranlar, suç örgütünün yani fuhuş ağının yöneticileri olmakla ve bu bağlamda aracı olarak kullanılmak, teşvik etmek, oda tahsis etmek, mağdurların savunmasızlığını kötüye kullanarak fuhuşa zorlamak ve şiddet kullanmakla suçlanmışlardır. İddianamede, mağdurların, şikâyetçilerin ifadeleri ve telefon dinleme kayıtları ayrıntılarıyla belirtilmektedir.
Başvuranların davası, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülmüştür.
Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2009 tarihinde, başvuranların serbest bırakılmalarına karar vermiştir.
Başvuranların davası sonucunda, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranlara isnat edilen olaylar nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilmelerine karar vermiştir. Başvuranların mahkûmiyetleri, Yargıtay tarafından 2 Mayıs 2014 tarihinde onanmıştır.
ŞİKÂYET
Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle, tutuklanmaları hakkında etkin bir şekilde itiraz edemediklerinden şikâyet etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Başvuranlar, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle, tutuklanmaları hakkında etkin bir şekilde itiraz edemediklerinden şikâyet etmektedirler.
Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
Hükümet, başvuranların haklarındaki suçlamalardan bilgi sahibi olduklarını, şikâyetçiler ile mağdurların ifadelerinden ve soruşturmalar sırasında el konulan maddi delillerden bilgi edinme durumunda olduklarını iddia etmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranların tutuklanmalarına dayanak olarak kullanılan delillerin içeriğinden yeterince bilgi sahibi oldukları kanaatine varmaktadır. Hükümet, söz konusu kısıtlamanın yalnızca bir buçuk ay sürdüğünü eklemektedir.
Mahkeme, bir tutukluluk hakkında başvurulan mahkeme önünde Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamında yürütülen yargılamanın, çekişmeli olması ve taraflar yani savcı ve tutuklu kişi arasında “silahların eşitliğini” güvence altına alması gerektiğini hatırlatmaktadır. Silahların eşitliği, avukatın, müvekkilinin tutukluluk halinin yasallığına etkin bir şekilde itiraz etmesi için özellikle önem arz eden dosyadaki belgelere erişiminin reddedilmesi halinde sağlanmamaktadır (bk. diğer kararlar arasında Mooren/Almanya [BD], No. 11364/03, § 124, 9 Temmuz 2009).
Öncelikle, Mahkeme başvuranların dosyaya erişimi kısıtlama kararına ve savunma haklarından kaynaklanacak olan zarardan genel bir şekilde şikâyet ettiklerini kaydetmektedir. Bununla birlikte, başvuranlar tutuklanmalarına etkin bir şekilde itiraz etmeyi engellemiş olan ne tür delil unsurlarına erişemediklerini belirtmemektedirler.
Somut olayda, Mahkeme başvuranların tutuklanması kararının şikâyetçilerin ve mağdurların özellikle suçlayıcı ifadelerine ve soruşturma sırasında toplanan maddi delillere dayandığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme ilgililerin haklarındaki suçlamalar üzerine gözaltına alındıkları sırada sorgulandıklarını kaydetmektedir. Başvuranlara, bu nedenle avukatları eşlik etmiştir. Sonuç olarak, başvuranlar delil unsurlarına erişim konusunda sınırsız bir haktan yararlanmasalar dahi, haklarındaki suçlamaların özellikle dayandırıldığı ve tutuklanmalarına dayanak olarak kullanılan delil unsurlarının içeriğinden yeterince bilgi sahibi olmuşlardır. Böylelikle, başvuranların tutukluluk hallerini desteklemek için ileri sürülen gerekçelere yeterli bir şekilde itiraz etme imkânı olmuştur (bk. bu anlamda, diğer kararlar arasında Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 41-44, 17 Temmuz 2012 ve Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 66, 28 Ekim 2014).
Telefon dinleme kayıtlarıyla ilgili olarak, dosyadan başvuranların tutukluluk hallerinin bu kayıtlara dayandığı anlaşılmamaktadır. Her halükârda, başvuranlar tutuklanmalarına dayanak olarak kullanılan ve bu bağlamda tutukluluk hallerinin yasallığına itiraz etme çerçevesinde, özellikle önem arz eden temel delil unsurlarının içeriğinden yeterince bilgi sahibi olmuşlardır. Söz konusu kayıtlara erişimin bulunmaması, üstelik yaklaşık bir buçuk aylık bir süre için ilgilileri tutukluluk hallerine etkin bir şekilde itiraz etmeyi engellememiştir.
Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca, reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy