AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 61157/11
Ezgi ÖZEN / Türkiye
6 Kasım 2018 tarihinde,
Başkan,
Ledi Bianku
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, 1 Ağustos 2011 tarihinde yukarıda yapılan başvuruyu,
26 Mayıs 2016 tarihli kararı ve davalı Hükümet ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ezgi Özen, Türk vatandaşı olup 1991 doğumludur ve Antalya’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı olan Avukatlar İ. Kadirhan ve G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekliyle özetlenebilmektedir:
1. 4 Aralık 2010 Tarihli Gösteri Sırasında Polis Müdahalesi
4. Başvuran, 4 Aralık 2010 tarihinde, İstanbul’da öğrencilerin düzenlediği bir gösteriye katılmıştır. Bu gösteri, polisin müdahalesiyle dağıtılmıştır. Başvuran, söz konusu tarihte hamile iken, gösterinin dağıtılması sırasında polis şiddetine maruz kaldığını iddia etmektedir. Ardından, başvuran hastaneye sevk edilmiş ve karnındaki bebeğin kalp atışının olmaması nedeniyle hastanede kendisine kürtaj yapılmıştır.
5. Basın, gösteri sırasında polis müdahalesini ve başvuranın karnında taşıdığı bebeğinin hayatını kaybetmesiyle ilgili olarak haber yapmıştır.
6. Başvuran, 7 Aralık 2010 tarihinde, öldürmeye teşebbüs, kasıtlı yaralama, işkence, ifade ve düşünce özgürlüğüne engel olma, toplantı özgürlüğüne engel olma, hakaret ve aşağılama suçundan bu müdahalenin yapılmasından sorumlu olan üstler ve polisler hakkında Beyoğlu Cumhuriyet savcısı nezdinde cezai bir şikâyette bulunmuştur. Aynı zamanda başvuran, medyanın, kimliğini ortaya çıkartacak nitelikte bütün bilgilerin, fotoğrafının ve kimliğinin ifşa edilmesini yasaklayan ihtiyati tedbir uygulanmasını da talep etmiştir.
7. Aynı gün, Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi, adaletin etkinliğini ve tarafsızlığını, özel hayata saygıyı ve kişilerin haklarını ve soruşturmanın gizliliğini sağlamak amacıyla, medyada başvuranın kimliğinin, fotoğrafının ve ilgilinin kimliğini ortaya çıkaracak nitelikte bütün bilgilerin yayımlanmasının veya ifşa edilmesinin yasaklanmasına karar vermiştir.
2. İki Basın Makalesiyle İlgili Olarak Başvuran Tarafından Yapılan Cezai Şikâyet
8. Ulusal gazete Sabah, 8 Aralık 2010 tarihinde, iki makale yayımlamıştır. İlk makale “hamile isen bir gösteride ne işin var? İkincisi ise “orantısız akılsızlık” başlıklıdır.
9. Başvuran, 8 Şubat 2011 tarihinde, hakaret, iftira, soruşturmanın gizliliğinin ihlali, özel hayatın gizliliğinin ihlali, adli yargılamanın yürütülmesini engellemeye teşebbüs ve suçun işlenmesine tahrik suçlamalarıyla, bu makalelerin yazarları, gazetenin sahibi ve yazı işleri müdürü hakkında İstanbul Cumhuriyet savcısı nezdinde suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran dilekçesinde, Asliye Ceza Hâkimi tarafından verilen yayın yasağı kararının tanınmadığı kanaatine vardığı, ihtilaf konusu makalelerin, onur kırıcı ve aşağılayıcı olduğunu ve kamuoyunun nazarında hedef olarak gösterildiğini iddia etmiştir.
10. Somut olayda, şikâyetinde başvuran tarafından ileri sürülen makalelerin ilgili kısımlar şu şekildedir:
“Hamile isen bir gösteride ne işin var?
(...)
Öğrencilerin kar gibi beyaz olduklarını söyleyemem. “Genç” olarak adlandırılan “tarafsız sınıf”, “masum grup” yoktur.
(...)
H.Ç. (Hükümet üyesi) şu şekilde belirtmektedir: “Onların arasında yasadışı örgüt üyeleri var. “ H.Ç. neyi bekliyordu? Tabi ki var!
(...)
Not: Hiç kimse “hamileydim, bebeğimi kaybettim” gibi duygusal [cümlelere] inanmasın. Bebeğine bu kadar bağlı isen neden o gösteride bulunuyordun? Polis bir fiske bile vurmaz iken (...), sloganlar atmak, koşmak, düşme riski, adrenalin yaratmak, yeterince tehlikeli değil midir?
“Orantısız Aptallık
Polis, öğrencilerin arasına girmiş, öğrencilerin bazıları darp edilmiş ve CHP [ana muhalefet partisi] medyası kıyameti koparmıştır.
(...)
Polisin göz yaşartıcı gaz ve şiddet kullanması yani son zamanlarda rağbet gören ifadeye göre, "orantısız güç kullanımı” kadar, [katıldığınız] gösteride yapılan taşkınlıklar da kabul edilemezdir.
Ayrıca aptallık ifadesi de bir haktır, yani. Ancak, kusura bakmayın eleştiri yapma hakkımız da vardır.
Göstericilerin arasında bulanan 19 yaşında bir kadın, aldığı darbeler nedeniyle bebeğini kaybetmiştir.
19 yaşında, üniversitede öğrenci ve hamile...
Tamam, bizlere ve adetlerimize [uygun] olmasa bile, Avrupa Birliği standartlarına uygun...
Ancak “Hanımefendi, hanımefendi, bu halinle ne işin vardı orada?” sorusunu sormak soran kişinin kötü insan [muamelesi] görmesine mal olmaktadır... Ancak “ilk görevin bebeğine mi yoksa [ana muhalefet siyasi parti lideri] olan K.K.’ya yönelik midir diye sorsaydık tepkileri çekerdik.
(...)
Gazeteci olan ben bile, istediğim zaman E.B.’ye ulaşamıyorum. [Soru sormak için [Hükümet mensubu]. Ancak, ilgili sorularını yanıtlamak için yanına gelmiş ve kendisini susturmaya çalışmışsın. Senin yaptığın “demokratik” ancak bizim rahatsız etmemiz büyük bir suç sayılıyor.
(...)
Ayrıca taş da atabilirsin ancak bu durum ağır bir cezaya [yol açmakta] yumurta atarsan “zararsız bir nesne” diyerek olaydan kurtulabilirsin. Zaten, kuru temizleme masraflarını talep edecek kadar düşmeyeceklerdir.
Dinle, çocuğum, sana bir anımı anlatacağım ve güzellikle bitirelim.
(...) “
11. Cumhuriyet savcısı, 25 Şubat 2011 tarihinde, başvuranın şikâyeti hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, güvenlik güçlerini eleştiren ihtilaf konusu makalelerin, hamile bir kişinin bu tür bir gösteriye katılmasında meydana gelecek riske kamuoyunun dikkatini çektiği kanaatine varmıştır. Cumhuriyet savcısı, basının yazılarında tahrik edebileceğini ve akılda kalıcı başlıkların ve etkili eleştirilerin basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü kapsadığını belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı, Mahkeme İçtihadı’na atıfta bulunarak, ifade özgürlüğünün korunmasının, çatışan, şok edici veya endişe verici fikirleri de kapsadığını belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı, delil unsurlarını ve bütünüyle makalelerin değerlendirmesini dikkate alarak, atılı suçları oluşturan unsurları somut olayda toplanmadığı sonucuna varmıştır.
12. Başvuran, 11 Mart 2011 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair bu karar hakkında itirazda bulunmuştur. Başvuran dilekçesinde, ihtilaf konusu makalelerin Asliye Ceza Hâkimi tarafından kabul edilen yayın yasağı tedbirine rağmen yayımlandığını ve kişilik haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
13. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Nisan 2011 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz edilen kararın usule ve kanuna uygun olduğu ve dosyanın içeriğini dikkate alarak, bu karar gerekçesinin uygun olduğu kanaatine varmıştır.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, basında çıkan bebeğini kaybetme şeklinin bir işkence teşkil ettiğini iddia etmektedir.
15. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı veren Cumhuriyet savcısı tarafından yeterince inceleme yapılmadığından şikâyet etmektedir.
16. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, ihtilaf konusu makalelerin özel hayatını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
17. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetini ileri sürebileceği etkin başvuru yolunun bulunmadığından şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 8. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
18. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6 ve maddelerini ileri sürerek, ihtilaf konusu makalelerin bir işkence teşkil ettiğini ve özel hayatını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Ayrıca başvuran, cezai şikâyeti hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veren Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan bir incelemenin yetersizliğinden şikâyet etmektedir.
19. Özellikle Mahkeme, başvuranın özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden yakındığını gözlemlemektedir. Olayların nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
20. Hükümet, başvuranın tekzip hakkını kullanmadığını ve tazminat için hukuk davası açmadığını iddia ederek, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Ayrıca, Hükümet Cumhuriyet savcısının, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ve karşı tarafın ifade özgürlüğü hakkı arasında adil bir denge kurduğu kanaatine varmaktadır.
21. Başvuran, tekzibin yayımlanması talebinde bulunduğunu ve yaklaşık bir buçuk yıl süren bir yargılamanın sonucunda, talebinin mahkemeler tarafından reddedildiğini belirtmektedir. Ayrıca, cezai yolu ve tekzip hakkını kullanan başvuran diğer bir başvuru yolunu kullanmakla yani amacı tamamen aynı olan hukuk davası açmaya yükümlü olmadığını iddia etmektedir. Öte yandan, başvuran ulusal makamların söz konusu menfaatleri dengeleme çerçevesinde, Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen pozitif yükümlülüklere riayet etmediklerini değerlendirmektedir.
22. Mahkeme, başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen nedenlerden her halükârda kabul edilemez olması nedeniyle, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin Hükümetin ilk itirazı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
23. Mahkeme, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konusunda İçtihadı’nda öngörülen ilkeleri hatırlatmaktadır. Özellikle, bu ilkeler Couderc ve Hachette Filipacchi Ortakları/Fransa ([BD], No 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenmektedir.
24. Somut olayda, Mahkeme başvuranın özel hayatını ihlal ettiği kanaatine vardığı iki basın makalesi hakkında cezai bir şikâyette bulunduğunu ve bu bağlamda Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini ve bu karar hakkında ilgili tarafından yapılan itirazın reddedildiğini kaydetmektedir (yukarıda 9-13. paragraflar).
25. Mahkeme, mevcut koşullarda davalı devletin sahip olduğu takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu makalelerin bulunduğu çerçevede olgusal bağlamı değerlendirmek için daha iyi bir konumda oldukları görüşündedir. Bu bağlamda, Mahkeme yerel makamların özellikle Cumhuriyet savcısının, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile karşı tarafın ifade özgürlüğü hakkı arasında kurulması gereken adil denge ile ilgili olarak, Mahkeme İçtihadı ile oluşturulan ilkelere dayanarak (yukarıda belirtilen Tarman, § 38) bir incelemede bulunduklarını tespit etmektedir. Nitekim, Cumhuriyet savcısı, ihtilaf konusu makalelerin 4 Aralık 2010 tarihli gösteri sırasında polis tarafından yapılan müdahaleyi eleştirdiğini tespit ettikten sonra, bu makalelerin başvuran gibi hamile bir kadının, bir gösteriye katılmasının hamilelik için ortaya çıkaracağı potansiyel risklere rağmen, böyle bir gösteriye katılma fırsatı olduğu konusunda okuyucuyu ilgilendirdiği kanaatine varmıştır. Bu bağlamda Cumhuriyet savcısı, basının belirli abartma ve provokasyon dozuna sahip olduğunu hatırlatmıştır. Öte yandan, gerek Cumhuriyet savcısı gerekse Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaf konusu makalelerin yayımlanması çerçevesinde, Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi tarafından kabul edilen ihtiyati tedbirin tanınmaması yönünde bir husus bulmamışlardır.
26. Mahkeme, ulusal makamların basın özgürlüğü ile başvuranın özel hayatına saygı hakkı arasında kurulması gereken dengenin koşullarını değerlendirdikleri kanaatine varmaktadır. Söz konusu farklı menfaatlerin değerlendirilmesi çerçevesinde, yerel makamların kendilerine tanınan takdir yetkisini aştıklarının ve Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında, başvuran hakkında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerinin sonucuna varılmasına yol açacak bir husus bulunmamaktadır.
27. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olmaması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Sözleşme’nin 8. Maddesiyle Birlikte Sözleşme’nin 13. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
28. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetini ileri sürebileceği etkin bir başvuru yoluna sahip olmadığını iddia etmektedir.
29. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı tespit etmektedir. İlk itiraz, iç hukuk yollarının tüketilmemesi ikinci itiraz ise başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasıdır. İlk itiraz ile ilgili olarak, Hükümet başvuranın tekzip hakkını kullanma ve tazminat için hukuk davası açma imkânı olduğunu hatırlatmaktadır. İkinci itiraz ile ilgili olarak, Hükümet ihtiyati tedbir kararının (yukarıda 7. paragraf) söz konusu makalelerin yayımlanmasından sonra, 8 Aralık 2010 tarihinde saat 11.00’da ihtilaf konusu makaleleri yayımlayan gazeteye tebliğ edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, Hükümet söz konusu yayımın başvuran hakkında kabul edilen yayın yasağı tedbirinin ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.
30. Mahkeme, her halükârda başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı kabul edilemez olması nedeniyle, Hükümetin ilk itirazları hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
31. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin, yalnızca bir başvuranın Sözleşme’nin diğer bir hükmü veya Protokolleri açısından, “savunabilir bir şikâyeti” olması halinde, söz konusu olabileceğini hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Gebremedhin [Gaberamadhien]/Fransa, No 25389/05, § 53, AİHM 2007‑II). Bir şikâyet, açıkça dayanaktan yoksun olmadıkça ve esasa ilişkin bir inceleme gerektirmesi halinde savunabilir olarak değerlendirilebilmektedir (Singh ve diğerleri/Belçika, No. 33210/11, § 84, 2 Ekim 2012 ve Stelian Roşca/Romanya, No. 5543/06, § 94, 4 Haziran 2013).
32. Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olarak karar veren Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında etkin başvuru hakkını ileri sürebileceği “savunabilir bir şikâyeti” olmadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme bu hükmün ihlal edildiğine ilişkin herhangi bir görünüm tespit etmemektedir.
33. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 29 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy