AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 8228/13
Ezgi ÖZEN / Türkiye
Başkan
Ledi Bianku,
Hâkimler
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 4 Aralık 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 8 Ağustos 2011 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR Başvuran Ezgi Özen, Türk vatandaşı olup, 1991 doğumludur ve Antalya’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar İ. Kadirhan ve G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. 4 Aralık 2010 tarihli gösteri sırasında yapılan polis müdahalesi
4. Başvuran 4 Aralık 2010 tarihinde, İstanbul’da bir öğrenci gösterisine katılmıştır. Söz konusu topluluk polis tarafından dağıtılmıştır. O sırada hamile olan başvuran, güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında polis şiddetine maruz kalmıştır. Daha sonrasında, hastaneye götürülmüş; karnındaki çocuğun kalp atışlarının duyulmaması nedeniyle, kürtaj yapılmak zorunda kalınmıştır.
5. Gösteri ve söz konusu polis müdahalesinin yanı sıra başvuranın, taşıdığı çocuğu kaybetmesi basında yankı bulmuştur.
6. Başvuran 7 Aralık 2010 tarihinde, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısına, söz konusu müdahalenin yürütülmesinden görevli polisler ve amirleri hakkında, öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama, işkence, ifade ve düşünce özgürlüğünün kullanılmasını engelleme, gösteri özgürlüğünün kullanılmasını engelleme, hakaret ve aşağılama nedeniyle şikayette bulunmuştur. Bu vesileyle, kimliğinin, fotoğrafının ve kimliğini açığa çıkartacak nitelikte her türlü kişisel bilginin basında yayımlanmasını yasaklayan ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.
7. Beyoğlu Sulh Ceza Hâkimi (“Sulh Ceza Hâkimi”) aynı gün, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının yanı sıra kişilerin özel hayat ve haklarına saygı ile soruşturmanın gizliliğini güvence altına almak amacıyla, basında, başvuranın kimliğinin, fotoğrafının ve kimliğini açığa çıkartacak nitelikte her türlü kişisel bilgi için yayın ya da dağıtım yasağını getirilmesine karar vermiştir.
2. 12 Aralık 2010 tarihli gazete makalesi ile ilgili olarak başvuran tarafından yapılan şikâyet
8. 12 Aralık 2010 tarihinde, Yeni Akit gazetesinde “Sarıkız Planı Hortladı” başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Gazetenin birinci sayfasında yer alan söz konusu makalede, askerlerin darbe planı yaptıkları ve bunu gerçekleştirmek amacıyla, ülkede düzensizliği hâkim kılmak amacıyla bilhassa öğrenci gösterilerinden yararlanmayı öngördükleri iddia edilmekteydi. Karnı bomba gibi çizilmiş olan ve elinde, “Darbeye Özgürlük” yazılı bir döviz taşıyan hamile bir gösterici resmedilmişti. Gazetenin,aynı makalenin devamının yer aldığı on birinci sayfasında da, planlanan darbe ile ilgili iddialardan bahsedilmekteydi. “İşte Kızın Hastane Raporu: Darp Yok” başlığı altında, başvuran ile ilgili bir tıbbi rapor yayımlanmıştı. Makalede, başvuranın, çevik kuvvetin elinde kötü muameleye maruz kaldıktan sonra düşük yaptığı yönündeki iddialarının aksine, söz konusu rapor kapsamında, ilgilinin vücudunda darp ve yara izi bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilmekteydi.
9. Başvuran 3 Şubat 2011 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısına (“Cumhuriyet Savcısı”) makalenin yazarı, yayınların sorumluları ve Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü hakkında, kendisine kötü davranan polisler hakkında açılan dava kapsamında yürütülen soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi, adil yargılanma hakkına riayet etmeme, hakaret, iftira ve özel hayatının ihlal edilmesi ile suç işlemeye tahrik nedeniyle şikâyette bulunmuştur.
10. Cumhuriyet Savcısı 30 Mart 2011 tarihinde, söz konusu makale bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yalnızca güncel bir konu hakkında kamuyu bilgilendirme amacı taşıdığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu makalenin içeriğinin, başvuranı aşağılama amacı taşımadığını, başvuranın özel hayatına zarar verecek, soruşturmanın gizliliğini ihlal edecek ya da herhangi bir davanın seyrini etkileyecek bölümler içermediğini; hakaret ve iftira suçlarını teşkil eden unsurların toplanmadığını belirtmiştir. Ayrıca bu bağlamda, Jersild/Danimarka (23 Eylül 1994, seri A no 298) ve Thoma/Lüksemburg (No. 38432/97, AİHM 2001‑III) davalarına atıfta bulunarak, makalenin, Mahkemenin içtihadıyla tanımlandığı üzere ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün sınırlarına riayet ettiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, bir gazetecinin, yalnızca bir başkasının ileri sürdüğü bir iddiayı açığa vurması ve kamuya bununla ilgili bilgi vermesi halinde sistematik olarak sorumlu tutulmaması gerektiğini; zira bunun aksinin, basının, kamu yararına ilişkin bir mesele ile ilgili bir tartışmaya katkıda bulunabilirliğini ciddi biçimde sınırlandıracağını belirtmiştir. Aynı zamanda, gazetecilik görevlerinin sınırlarına uygun şekilde riayet etmesi halinde, nihayetinde, gazeteci tarafından bir olayı anlatmak için kullanılan ifadelerin nihayetinde gerçekle örtüşmediği ortaya çıkarılsa bile, basının sorumlu tutulamayacağını ifade etmek için Dalban/Romanya ([BD], No. 28114/95, AİHM 1999-VI) kararına da atıfta bulunmaktadır.
11. Başvuran 15 Nisan 2011 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Dilekçesinde, ihtilaf konusu makalenin, Sulh Ceza Hakimi tarafından verilen yayın yasağı tedbirine rağmen yayımlandığını ve kişilik haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) 24 Mayıs 2011 tarihinde, Cumhuriyet Savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını onaylamıştır.
ŞİKÂYETLER
13. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın yetersiz ve etkisiz olduğundan yakınmaktadır; zira başvurana göre, Cumhuriyet Savcısı bilhassa suçlanan şahısları sorgulamayı ihmal etmiş ve dosyanın yüzeysel incelenmesi sonrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
14. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, ihtilaf konusu makalelerin, özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
15. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetini sunmasına imkân verebilecek etkili bir hukuk yolu bulunmadığından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında
16. Başvuran, özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmekte ve bu bağlamda uygun hukuki sonuç elde edemediğinden yakınmaktadır. İddialarını desteklemek için Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerini ileri sürmektedir.
17. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin Sözleşme’nin yalnızca 8. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
18. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Başvuranın bir yandan, düzeltme ve cevap hakkı yolunu tüketmiş, diğer yandan ihtilaf konusu makale ile ilgili olarak hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açmış olması gerektiğini ileri sürmektedir. Ayrıca, söz konusu makalenin ifade özgürlüğünün sınırlarına riayet ettiği ve kamu yararı tartışması ile ilgili olduğunu iddia etmektedir.
19. Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır.
20. Mahkeme, başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü her halükarda kabul edilemez olması nedeniyle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki itirazı hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
21. Mahkeme, özel hayatın ve ifade özgürlüğünün korunması konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) veTarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
22. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, özel hayatına saygı hakkına zarar verdiğini düşündüğü bir makalenin yayımlanmasının ardından şikâyette bulunduğunu ve şikâyetini incelemekle görevli Cumhuriyet Savcısının, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini ve bu kararın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylandığını gözlemlemektedir (yukarıda 9-12. paragraflar).
23. Mahkeme, davalı Devletin bu tür koşullarda yararlandığı takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu makalenin yer aldığı olgusal bağlamı değerlendirmek için daha iyi konumda bulundukları kanaatindedir. Bu bağlamda, ulusal makamların, bilhassa Cumhuriyet Savcısının, Mahkemenin içtihadıyla düzenlenen kriterlere dayanarak (yukarıda anılan Tarman kararı, § 38), başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile karşı tarafın ifade özgürlüğü hakkı arasında kurulacak adil denge konusunda bir inceleme yaptıklarını tespit etmektedir. Mevcut durumda, dosyayı inceledikten sonra, Cumhuriyet Savcısı, ihtilaf konusu makalenin içeriğinin ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün sınırlarına riayet ettiği kanaatine varmıştır. Başvuranın şikâyet ettiği bölümleri, Mahkemenin içtihadı ışığında incelemiş ve bir gazetecinin, yalnızca üçüncü şahıslar tarafından ileri sürülen iddiaları açığa vurması halinde, kamu yararına ilişkin bir mesele ile ilgili bir tartışmaya katkıda bulunabilirliğini sınırlamaya engel olmak amacıyla, gazeteci tarafından kullanılan ifadelerin nihayetinde gerçekle örtüşmediği ortaya çıkarılsa bile, sistematik olarak sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtmiştir. Aynı zamanda, ihtilaf konusu yayının, başvuran ile doğacak çocuğunu kaybetmesine neden olan polis memurları arasındaki dava kapsamında yürütülen soruşturmanın gizliliğini ihlal etme amacı taşımadığı ya da sonucunu doğurmadığı ve hakaret, iftira ya da özel hayat ihlali suçlarını oluşturan unsurların somut olayda bir araya gelmediği kanaatine de varmıştır. Öte yandan, Cumhuriyet savcısı ve de Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaf konusu makalelerin yayımlanması hususunda Sulh Ceza Hâkimi tarafından verilen ihtiyati tedbir kararına uyulmadığı tespitinde bulunmamışlardır.
24. Mahkeme, ulusal makamların, basın özgürlüğü ile başvuranın özel hayatına saygı hakkı arasında kurulacak denge ile ilgili olarak ayrıntılı bir değerlendirme yaptıkları kanısındadır. Hiçbir unsur, farklı menfaatlere ilişkin bu değerlendirmede, ulusal makamların kendilerine tanınan takdir yetkisini aştıkları ve Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvuran bakımından pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sonucuna varmaya imkân vermemektedir.
25. Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olma nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanması gerektiği sonucuna varmaktadır.
B. Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında
26. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, maruz kaldığını ifade ettiği kişilik hakları ihlalinden şikâyet etmek için etkili bir hukuk yolu bulunmadığından da yakınmaktadır.
27. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilmediğini; zira başvuranın düzeltme ve cevap hakkı yolunu kullanmış ve tazminat davası açmış olması gerektiğini iddia etmektedir. Hükümet ayrıca, söz konusu şikâyetin her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
28. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin yalnızca, başvuranın Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğine ilişkin “savunulabilir bir şikâyet” dile getirdiğinde uygulandığını hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Gebremedhin [Gaberamadhien]/Fransa, No. 25389/05, § 53, AİHM 2007‑II). Bir şikâyet, açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve esastan bir inceleme gerektirmemesi halinde savunulabilir olarak değerlendirilebilir (Singh ve diğerleri/Belçika, No. 33210/11, § 84, 2 Ekim 2012 ve Stelian Roşca/Romanya, No. 5543/06, § 94, 4 Haziran 2013).
29. Ancak somut olayda, yukarıda belirtilen ve başvuranın özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiği ile ilgili şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde varılan sonuç göz önüne alındığında (yukarıda 25. paragraf), başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında savunulabilir bir şikâyeti olduğu iddiasında bulunamaz.
30. Bu nedenle, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 17 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLediBianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy