AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 21731/18
Ezgi ÖZEN / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 22 Ekim 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), yukarıda belirtilen 17 Ekim 2011 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Ezgi Özen, Türk vatandaşı olup, 1991 doğumludur ve Antalya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Kadirhan ve G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
1. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:Polis Tarafından 4 Aralık 2010 Tarihli Gösteriye Yapılan Müdahale
2. Başvuran, 4 Aralık 2010 tarihinde, İstanbul’da öğrenciler tarafından düzenlenen bir gösteriye katılmıştır. Bu toplantı, polis tarafından dağıtılmıştır. Olayın meydana geldiği tarihte hamile olan başvuran, güvenlik güçlerinin müdahalede bulunduğu sırada, şiddet eylemlerinden mağdur olduğunu iddia etmektedir. Başvuran müdahalenin ardından, hastaneye götürülmüştür ve burada, bebeğin kalp atışlarının duyulmaması sebebiyle, kürtaj yapılması gerekmiştir.
3. Gösteri ve söz konusu müdahale ile başvuranın taşıdığı bebeğin kaybedildiği basın tarafından duyurulmuştur.
4. Başvuran, 7 Aralık 2010 tarihinde, polisler ve bu müdahalenin yürütülmesinden sorumlu amirleri hakkında, adam öldürmeye teşebbüste bulundukları, kasıtlı yaralama, işkence, ifade ve düşünce özgürlüğünü engelleme, gösteri yapma özgürlüğünü engelleme, hakaret ve aşağılama fiillerini işledikleri gerekçesiyle, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran bu vesileyle, medyada kimliğinin, fotoğrafının ve kimliğini açığa çıkaracak nitelikteki her türlü şahsi bilginin açıklanmasının yasaklanması için geçici bir tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
5. Beyoğlu Sulh Ceza Hâkimliği (“Sulh Ceza Hâkimliği”), aynı tarihte, yargının yetkisini ve tarafsızlığını, özel hayata ve kişisel haklara saygıyı ve soruşturmanın gizliliğini güvence altına almak amacıyla, medya organlarında başvuranın kimliğinin, fotoğrafının ve kimliğini açığa çıkaracak nitelikteki her türlü şahsi bilginin açıklanmasının yasaklanmasına karar vermiştir.Başvuran Tarafından, Hakkında Yayınlanan Basın Makalesine İlişkin Olarak Yapılan Suç Duyurusu
6. 15 Aralık 2010 tarihinde, www.medyafaresi.com.tr adlı İnternet sitesinde “Profesyonel Eylemciler” başlıklı basın makalesi yayınlanmıştır. Bu makalede, bazı öğrencilerin, sistematik olarak gösterilere katıldıkları iddia edilmiş, gösterilerde bir defadan fazla görülen kişilerin kimliği gösterilerek, medyada yer alan olayların bir listesi yayınlanmış ve bu kişilerin öğrenci değil, provokatör oldukları ileri sürülmüştür. İhtilaf konusu makalenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“(...) Ya şu hamile ve masum protestocu19 yaşındaki kızımıza ne demeli? Rezilliğin daniskasını yapmasına ve polisi töhmet altında bırakmasının karşısında medyanın hiç mi vicdanı gerçekler ortaya çıkınca sızlamadı? Medyaya göre masum protestocu hamile kız, polise uzun saplı sözde pankartın 2 metrelik sopası ile vururken, medyadan hiç kimse göremiyor. Ama aynı medya utanmadan sıkılmadan polis dövdü, tekmeledi ve düşük gerçekleşti diye olayı trajedileştirerek ballandıra ballandıra haber yapıyor. Hâlbuki gerçekler, anlatılanlar ve dayatılanlar ile taban tabana zıt. Dr. F.G.’nin kaşesini taşıyan гарога göre, eylemin yapıldığı 4 Aralık 2010 tarihinde saat 14.14’te düzenlenen bir rapor söz konusu. Protesto gösterisinden yaklaşık 3 saat sonra hazırlandığı anlaşılan rapora göre; eylemci Ezgi Özen, karın ağrısı şikâyeti ile muayene ediliyor ve ilk muayenesinin ardından 4 saat sonra yeniden muayene edilmek üzere müşahedeye alınıyor. Hastane muayenesinde darp ve cebir izine rastlanmadığı açıkça ifade edilen Ezgi Özen’in, polisler tarafından dövülmediği gerçeğini de emniyetteki kamera görüntüleri gösteriyor. Görüntüler, Ezgi Özen’in eylemde ilk sırada durduğu ve Beyoğlu Emniyet Müdürü’ne sopayla vurarak arbedenin fitilini ateşleyen eylemcilerden biri olduğu çekimlerden görülüyor. Ezgi Özen üniversite öğrencisi de değil. Aslen Amasyalı olan ve Antalya’da yaşayan bir ailenin kızı olan Ezgi, lise 2. sınıfta okuldan ayrılır ve sonrasında da eğitimine herhangi bir şekilde devam etmez. Daha önceden hiç evlenmediği bilinen Ezgi’nin, olay günü 6 haftalık hamile olması söz konusu ve saat 19.00’da da kürtaja alınması var. Ayrıca Ezgi’ye, olaya ilişkin basın toplantısı düzenlemesi konusunda, Abdullah Öcalan’ın geçmiş yıllarda avukatlığını yapan iki kişi telkinde bulunuyor. Ve bütün Türkiye; ‘...hamile olan üniversite öğrencisi kıza karşı haksız bir şekilde şiddet uygulayan polis nedeniyle düşük yaptı’ haberi ve yorumları ile inletiliyor. Külahıma anlatın masum kız hikayesini siz. Ve görün medya şarlatanlığı yapanlar, kimin ne kadar masum olduğunu olur mu? ”
7. Başvuran, makalenin yazarı ve www.medyafaresi.com adlı İnternet sitesinin yayın sorumluları hakkında, -kendisini tartaklayan polis memurlarına karşı açılan soruşturmalarla ilgili olarak- soruşturmanın gizliliğini ihlal ettikleri, adil yargılanma hakkına saygı duymadıkları, kendisine hakaret ve iftira ettikleri, özel hayatına saygı duyulması hakkını ihlal ettikleri ve suç işlemeye tahrik ettikleri gerekçeleriyle, 23 Şubat 2011 tarihinde, Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığına (“Cumhuriyet savcılığı”) suç duyurusunda bulunmuştur.
8. Cumhuriyet savcısı, 15 Nisan 2011 tarihinde, ihtilaf konusu makalenin, olayın sadece olgusal ve tarihsel temelini ve medyanın, göstericilerin dağıtılması için yapılan polis müdahalesini yansıtma şeklini eleştirdiği gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, makalenin yazarının, başvuranla ilgili olarak, olay tutanaklarına ve polis memurları hakkında yürütülen adli soruşturmaya ilişkin dosyada yer alan farklı belgelere dayandığını açıklamakta ve genel anlamda, ihtilaf konusu basın makalesinin ulusal mevzuat tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün kapsamına girdiği kanaatine varmaktadır.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 11 Temmuz 2011 tarihinde, başvuran tarafından savcılık kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.Başvuranın Tekzip Metni
10. Başvuran, 22 Şubat 2011 tarihinde, kendisine göre hakaret ve aşağılama içeren ihtilaf konusu yayına cevaben, www.medyafaresi.com isimli İnternet sitesinin yayın sorumlularına karşı bir tekzip metni yayınlanmasını talep etmiştir.
11. Başvuranın olaylarla ilgili açıklamasına yer veren tekzip metni, 2 Mart 2011 tarihinde, söz konusu İnternet sitesinin ihtilaf konusu makalenin yazarına ayrılan kısmında yayınlanmıştır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, bu makalenin yayınlanması sebebiyle, özel hayatına saygı duyulması hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
13. Başvuran, ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, ihtilaf konusu makale sebebiyle özel hayatının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak iç hukuk yollarının etkin olmadığından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyet hakkında
14. Başvuran, özel hayatına saygı duyulması hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmekte ve bu bağlamda kendisine uygun bir hukuki yanıt alamadığını ileri sürmektedir. Başvuran, iddialarına dayanak olarak, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedir.
15. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, bir yandan, başvuranın ilgili İnternet sitesinde, okuyucuların dikkatine olayları kendi anlatımıyla yayınlayarak, tekzip hakkını kullanabilmiş olması sebebiyle, başvuranın mağdur sıfatına haiz olmadığı kanaatindedir. Diğer taraftan, Hükümet, başvuranın ihtilaf konusu makaleye ilişkin olarak bir tazminat davası açmış olması gerektiğini savunarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmaktadır.
16. Hükümet ayrıca, başvuranın özel hayatına saygı duyulması hakkına müdahalede bulunulmuş olduğunun kabul edilmesi gerekse de, bu müdahalenin, basın özgürlüğünü korumayı amaçlaması sebebiyle, kanunla öngörüldüğünü, başkasının haklarını koruma amacı taşıdığını, meşru amaçlarla orantılı olduğunu ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, ulusal mahkemelerin, adil bir denge gözettiğini iddia etmekte ve somut olayda öncelik verilmesi gereken menfaatin, kendileri önünde suçlanan gazetecinin ifade özgürlüğü olduğu kanaatine varmaktadır.
17. Başvuran, bu iddialara karşı çıkmaktadır. Başvuran, mağdur sıfatıyla ilgili olarak, ihtilaf konusu makalenin ayrıca, tekzip metni yayınlamayı reddeden fraklı İnternet sitelerinde de yayınlandığını ve www.medyafaresi.com sitesinin söz konusu makaleyi yayınlamaya devam ettiğini açıklamaktadır. Başvuran, iç hukuk yollarının tüketilmesiyle ilgili olarak, iç hukukta sunulan iki başvuru yolunu da kullandığını belirtmekte ve bu koşullarda, artık bunlar üzerine bir tazminat davası açma zorunluluğu bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
18. İlgili, diğer taraftan, söz konusu makalenin içeriğinin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını ve kişilik haklarına zarar verdiğini ileri sürmektedir.
19. Mahkeme, aşağıda belirtilen gerekçelerle, başvurunun her hâlükârda kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazlar hakkında karar vermesine gerek olmadığı kanaatindedir.
20. Mahkeme, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konularında oluşturduğu içtihatlardan doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Bu ilkeler, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenmiştir.
21. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiği kanaatine vardığı bir basın makalesinin yayınlanmasının ardından suç duyurusunda bulunduğunu ve şikâyetini incelemekle görevli Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini, ardından bu kararın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylandığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 7-9. paragraflar).
22. Diğer taraftan Mahkeme, başvuranın olayları kendi anlatımıyla yayınlama ve tekzip hakkını kullanma imkânı bulduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 11. paragraf).
23. Mahkeme, davalı Devletin bu tür koşullarda sahip olduğu takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu makalenin yer aldığı olgusal bağlamı değerlendirmek için daha iyi bir konumda bulundukları kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, ulusal makamların, özellikle Cumhuriyet savcılığının, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile karşı tarafın ifade özgürlüğü arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi, Mahkeme içtihatlarıyla (yukarıda anılan Tarman, § 38) oluşturulan kriterler temelinde incelediğini tespit etmektedir. Bu durumda, Cumhuriyet savcısı, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını verirken, ihtilaf konusu makalenin olgusal bir temele dayandığını ve yazarın, medyanın olayı yansıtma şeklini eleştirmekle yetindiğini ve olayın meydana geldiği dönemde, olayın basın organları tarafından aktarıldığı şekline itiraz etmek amacıyla bazı bilgiler verdiğini tespit etmiştir. Cumhuriyet savcısı, makalenin içeriğinin, ulusal hukukta güvence altına alındığı şekliyle, ifade özgürlüğünün veya basın özgürlüğünün sınırlarını aşmadığı kanaatine varmıştır (yukarıdaki 8. paragraf).
24. Mahkeme, ulusal makamların, basın özgürlüğü ile başvuranın özel hayatına saygı duyulması hakkı arasında gözetilmesi gereken dengeyi ayrıntılı bir şekilde değerlendirdiği kanaatindedir. Çatışan menfaatlerin bu değerlendirmesinde, hiçbir unsur, ulusal makamların, kendilerine verilen takdir yetkisini aştıkları ve Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvuranla ilgili pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sonucuna varma imkânı vermemektedir.
25. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin şikâyet hakkında
26. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, kişilik hakları açısından maruz kaldığı ihlalden şikâyetçi olması için mevcut hukuk yollarının etkin nitelikten yoksun olduğundan yakınmaktadır.
27. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet, başvuranın tazminat davası açmış olması gerektiği sebebiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğunu iddia etmektedir. Hükümet ayrıca, bu şikâyetin her hâlükârda açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
28. Mahkeme, yalnızca, bir başvuranın Sözleşme tarafından korunan bir hakkın ihlaline ilişkin olarak “savunulabilir bir şikâyet” sunması durumunda Sözleşme’nin 13. maddesinin, uygulandığını hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Gebremedhin [Gaberamadhien]/Fransa, No. 25389/05, § 53, AİHM 2007‑II). Bir şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve esastan bir inceleme gerektirmesi durumunda, savunulabilir bir şikâyet olduğu kanaatine varılabilir (Singh ve diğerlaeri/Belçika, No. 33210/11, § 84, 2 Ekim 2012 ve Stelian Roşca/Romanya, No. 5543/06, § 94, 4 Haziran 2013).
29. Hâlbuki somut olayda, başvuranın özel hayatına saygı duyulması hakkına yapılan bir ihlale ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin olarak yukarıda varılan sonuç dikkate alındığında (yukarıdaki 25. paragraf), başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında savunulabilir bir şikâyeti bulunduğunu ileri süremez.
30. Mahkeme, bu şikâyetin de, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 21 Kasım 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy