AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 58734/16
Betül ÖZER ve diğerleri/Türkiye
Başkan
Pauliine Koskelo,
Hâkimler
Davor Derenčinović,
Gediminas Sagatys,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla, 10 Aralık 2024 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat T. Kocatepe tarafından temsil edilen üç Türk vatandaşının (“başvuranlar”) -başvuranların listesi ve ilgili bilgiler, ekte bulunan tabloda yer almaktadır-, 27 Eylül 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye yapmış olduğu 58734/16 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine (şikâyetin başvuranların iade taleplerinin veya bunun mümkün olmaması halinde, tazminat taleplerinin reddedilmesiyle ilgili olması nedeniyle) ilişkin şikâyetlerin, söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesi yönündeki kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranların ifadesine göre, kamulaştırılan ve kamu yararı amacıyla kullanılmayan bir taşınmaz konusunda ilgililer tarafından sunulan iade veya tazminat taleplerinin reddedilmesiyle ve Kamulaştırma Kanunu'nun (“KK”) 22. maddesine ilişkin Yargıtay bünyesinde içtihat farklılığının bulunduğu yönündeki iddiayla ilgilidir.
2. Atakum’da bulunan ve başvuranların murisine (de cujus) ait olan, 2.631 m2’lik bir taşınmaz (1647 no.lu parsel), 1987 yılında bir meteoroloji istasyonunun inşa edilmesi amacıyla kamulaştırılmıştır. İlgiliye, bir kamulaştırma bedelinin ödenmesine karar verilmiştir.
3. Muris (de cujus) tarafından kendisine başvurulan idare mahkemeleri, taşınmazın geri kalan kısmının yerleşim alanı olarak sınıflandırıldığı ve bu nedenle, öngörülen projenin gerçekleştirilmesi için bu kısmın kamulaştırılmasına gerek olmadığı gerekçesiyle, kamulaştırılan alanın 1.544 m²'ye düşürülmesine karar vermişlerdir.
4. Kamulaştırma bedellerinin artırılmasına yönelik yürütülen yargılamanın sonunda, 1994 yılında, başvuranların murisine (de cujus), ek bir tazminat ödenmiş ve söz konusu taşınmaz Hazinenin mülkiyeti olarak tescil edilmiştir.
5. Ardından, idare tarafından parsel birleştirme işlemi yapılmış ve kamulaştırma gerekçesiyle inşa edilecek olan kamu hizmeti tesislerinin barındırılmasına yönelik 26.501 m²'lik bir parsel (“6 no.lu parsel”) oluşturmak için 1.647 no.lu parselin kamulaştırılan kısmı da dâhil olmak üzere, çeşitli taşınmazlar birleştirilmiştir. Bu yeni parselin üzerine bir meteoroloji istasyonu, idari binalar ve personel lojmanları inşa edilmiş ve bu parselin tamamı, üzerinde metal bir çit bulunan bir duvarla çevrilmiştir.
6. Başvuranlar, 2004 yılında, mirasçılar olarak Kamulaştırma Kanunu'nun 23. maddesine (bu hükmün metni için bk. Çiftçiler Anonim Şirketi ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 62323/09 ve 64965/09, § 42, 24 Kasım 2020) dayanarak, taşınmazlarının üzerinde herhangi bir yapının inşa edilmemesi nedeniyle kamu yararı amacıyla kullanılmadığı gerekçesiyle iade edilmesine yönelik dava açmışlar, ancak herhangi bir sonuç alamamışlardır.
7. Mahkemeler, 6 no.lu parselin murisin (de cujus) eski taşınmazına tekabül eden kısmının, istasyonun antenlerinden yayılan elektromanyetik dalgalarla ilgili bir koruma alanı olarak kullanıldığını ve bu sebeple, başvuranların iddia ettikleri gibi bir kullanımın olmamasından bahsedilemeyeceğini belirtmişlerdir.
8. İdare, 2010 yılında, istasyonun taşınmasına ve taşınmazın otel kompleksine dönüştürülmesi amacıyla kiralanmasına karar vermiştir. İdare, bu amaçla imar planında bir değişiklik yaptırmıştır. İhalenin sonunda, taşınmazın 49 yıllığına kiralanması amacıyla özel bir şirketle ön sözleşme yapılmıştır. Ardından, söz konusu ön sözleşme feshedilmiştir. Meteoroloji istasyonu, hiçbir zaman taşınmamıştır ve faaliyet göstermeye devam etmektedir.
9. Başvuranlar, 2011 yılında, mülkün iade edilmesi veya bunun mümkün olmaması halinde, mülkün oluşturduğu değer artışına karşılık gelen bir tazminatın ödenmesi amacıyla, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesine dayanarak dava açmışlardır. Bu maddede, bir taşınmazın kamulaştırılma amacının bundan böyle ortadan kalkması veya başka bir kamu yararına tahsis edilmesinin artık gerekli olmaması halinde, taşınmazın eski sahibine iade edilmesi imkânı öngörülmektedir (bu hükmün metni için bk. yukarıda anılan Çiftçiler Anonim Şirketi ve diğerleri kararı, §§ 39-41). Dava, söz konusu hükmün idare için bir iade yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.
10. İç hukuktaki nihai karar, mevcut davada, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuranların bireysel başvurusu kapsamında 30 Mart 2016 tarihinde verilen karardır.
11. Başvuranlara göre, ihtilaf konusu mülkün kiralanması projesiyle bağlantılı olan muhtemel suçlara ilişkin olarak, yukarıda belirtilen özel şirketin yöneticileri ve birçok kamu görevlisi hakkında Samsun Cumhuriyet Savcılığı tarafından ceza soruşturmaları başlatılmıştır.
12. Başvuranlar, kendi ifadelerine göre, yetkili makamların bundan böyle taşınmazlarını kamu yararı amacıyla kullanmaya gerek duymamalarına rağmen, mahkemeler tarafından, mülkün kendilerine iade edilmesinin -veya bunun mümkün olmaması halinde, taşınmazın oluşturduğu değer artışına tekabül eden bir tazminatın kendilerine ödenmesinin- reddedilmesi nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyete saygı haklarının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmuşlardır.
13. Başvuranlar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin birçok kararına atıfta bulunarak (bu kararlara ilişkin açıklama için bk. yukarıda anılan Çiftçiler Anonim Şirketi ve diğerleri kararı, §§ 48 ve 49), söz konusu reddetmenin, öte yandan, kendilerine iade hakkı tanıyabilecek olan, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler.
14. Ayrıca başvuranlar, Yargıtay 5 ve 18. Dairelerinin, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında idarenin takdir yetkisine sahip olup olmadığı veya bağlı bir yetkinin himayesi altında bulunup bulunmadığı hususunda düzenledikleri içtihatların farklı olduğunu ileri sürmekte ve 2011 yılında açtıkları davanın reddedilmesi nedeniyle Sözleşme'nin 6. maddesi anlamında adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadırlar.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi Bağlamındaki Şikâyet Hakkında15. Mahkeme, başvuranların Sözleşmeye Ek 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetinin, benzerlikler gösterdiğini, ancak yine de farklı olduğunu gözlemlemektedir. Birinci şikâyet, kamulaştırmanın bundan böyle kamu yararı amacına dayanmadığı ve bu nedenle, Sözleşme’ye aykırı olabileceği iddiasıyla ilgilidir. İkinci şikâyet, iç hukukun ilgililere Sözleşme ile korunan meşru bir beklenti oluşturabilecek ve mevcut davada, yetkili makamlar tarafından göz ardı edilen bir iade veya tazminat hakkı tanıdığının iddia edilmesinden ibarettir.
16. Mahkeme, birinci kısımla ilgili olarak, taşınmazın, kamulaştırılmasının ardından, kamulaştırmanın amacına uygun olarak meteoroloji istasyonunu ve ek binalarını barındırmak için yeterli ölçüde büyük bir parsel oluşturmak amacıyla diğer taşınmazlarla birleştirildiğini tespit etmektedir. Her ne kadar meteoroloji istasyonu alanının 1674 no.lu parselin kamulaştırılan kısmına karşılık gelen bölümü, üzerinde bir yapının inşa edilmesi için kullanılmamış olsa da bununla birlikte, söz konusu bölüm, daha geniş bir bütünün parçası olup, antenlerin yaydığı dalgalara karşı bir koruma alanı olarak kullanılmakta ve bu türden bir kullanım kamu yararına hizmet etmektedir (Yazıcıoğlu/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 15687/13, § 11, 13 Eylül 2022, kararıyla karşılaştırınız).
17. Dolayısıyla, başvuranların mülkünün Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin gerektirdiği üzere, kamu yararı amacıyla kullanılmadığı iddia edilemeyecektir (aksi yönde bir karar (a contrario) için bk. Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, no. 37546/02, § 28, 8 Nisan 2008, ve bu kararda yer alan atıflar).
18. İdarenin söz konusu mülkü ticari kullanım amacıyla kiralamaya ve istasyon alanını başka bir yere taşımaya çalıştığı aşikârdır. Bununla birlikte, söz konusu proje hiçbir zaman uygulanmamış ve projeden vazgeçilmiştir. Dolayısıyla bu alan, sürekli olarak aynı şekilde kullanılmıştır.
19. Bununla birlikte Mahkeme, mülkün kiralanmasının ve hatta satışının kendiliğinden Sözleşme’ye aykırı olamayacağını veya bir iade veya tazminat yükümlülüğü doğuramayacağını hatırlatmaktadır. Nitekim Mahkeme daha önce, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin, hukuka uygun olarak kamulaştırılan bir mülkün, belirli bir süre boyunca kamu yararına kullanılmasının ardından bu türden bir kullanımın sona erdirilmesi halinde, eski maliklerin yararına bir iade veya tazminat yükümlülüğü öngördüğü şeklinde yorumlanamayacağını kanısına varmıştır (bk. yukarıda anılan Çiftçiler Anonim Şirketi ve diğerleri kararı, §§ 78-79).
20. Dolayısıyla şikâyetin bu kısmı, Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır.
21. Sözleşme, bu türden bir yükümlülük getirmese bile, ulusal makamlar, kamulaştırılan mülklerin iade edilmesi hakkını kendi iç düzenlemelerinde öngörme ve uygun olduğu kanaatine vardıkları koşulları ekleme konusunda serbesttirler. Bu türden bir hak, belirli durumlarda, Sözleşme ile korunan bir malvarlığı menfaati oluşturabilmektedir (ibidem, § 80).
22. Şikâyetin ikinci kısmı, tam olarak bu hususla ilgilidir, zira başvuranlar, iç hukukun, mevcut davada Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin bazı kararlarında yorumlandığı şekliyle, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinin kendilerine bu türden bir hak tanıdığını ileri sürmektedirler.
23. Mahkeme, başvuranın en azından mülkiyet hakkından etkin bir şekilde yararlanma konusunda “meşru bir beklentiye” sahip olduğu yönündeki iddiaları kapsayan “mal ve mülk” kavramının bir açıklaması için Kopecký/Slovakya ([BD], no. 44912/98, §§ 35 ve 45 ila 52, AİHM 2004-IX) kararına atıfta bulunmaktadır.
24. Bu hükmün idare için bir yükümlülük ve dolayısıyla, mülkü kamulaştırılan kişi için bir hak doğurup doğurmadığı hususundan bağımsız olarak (bk. yukarıda anılan Çiftçiler Anonim Şirketi ve diğerleri kararı, §§ 44 ila 49 ve 85 ila 86 ve yukarıda 9. paragraf), Mahkeme, başvuranların dayandıkları, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinde öngörülen iade mekanizmasının yalnızca kamulaştırılan mülkün bundan böyle kamu yararı amacına tahsis edilmemesi halinde uygulanabileceğini gözlemlemektedir. Halbuki, mevcut davada, ihtilaf konusu mülk halen kamu yararı amacıyla kamulaştırmaya konu edilen bir kullanıma tahsis edilmektedir.
25. Mahkeme, somut olayda olduğu gibi yetkili makamların, özel bir kullanım amacıyla üçüncü bir kişiye devretmeyi veya kiralamayı öngörmeleri, ancak bu türden bir girişimde bulunmamaları ve son olarak bundan vazgeçmeleri durumunda, başvuranların iç hukukun iade veya tazminat hakkı sağladığını kanıtlayabilecek herhangi bir unsur sunmadıklarını belirtmektedir. Nitekim, başvuranların dayandıkları, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin birkaç kararı, kamulaştırılan mülkün üçüncü bir kişiye devredildiği durumlarla ilgilidir ve mevcut davada, böyle bir durum söz konusu değildir.
26. Bu nedenle, iade veya tazminat talepleri bağlamında başvuranlar, meşru bir beklentiyi ve dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin birinci cümlesi anlamında bir "mal ve mülkü” ileri sürememişlerdir. Bu sebeple, söz konusu hükmün güvenceleri uygulanmamaktadır.
27. Dolayısıyla, şikâyetin bu kısmı aynı zamanda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (“ratione materiae”) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 6. Maddesi Bağlamındaki Şikâyet Hakkında28. Başvuranların adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmelerine ilişkin olarak Mahkeme, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye kararında ([BD], no. 13279/05, §§ 49-58, 20 Ekim 2011) özetlenen, bir yüksek ulusal mahkemenin içtihatlarındaki farklılıklar konusunda kendi içtihatlarından doğan ilkelere atıfta bulunmaktadır.
29. Mahkeme, Türk sisteminde her halükârda, söz konusu Yargıtay bünyesinde bu türden farklılıkları giderebilecek ve içtihatları benzer hale getirebilecek nitelikte bir mekanizmanın bulunduğunu tespit etmektedir (Turan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 31924/06 ve 9498/10, § 55, 13 Aralık 2016).
30. Bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 16 Ocak 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Adı SOYADI
Doğum Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
Betül ÖZER
1944
Türk
Samsun
İzzet Hulusi ÇALGÜNER
1949
Türk
Samsun
Ömer Haluk ÇALGÜNER
1953
Türk
Samsun