AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 14062/10
Mehmet Garip ÖZER / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Nisan 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 1 Şubat 2010 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLARBaşvuran Mehmet Garip Özer, 1967 doğumlu Türk vatandaşı olup, Batman’da tutuklu bulunmaktadır. Mahkeme önünde, Şanlıurfa Barosuna bağlı Avukat F. Bayhan tarafından temsil edilmiştir.Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.Başvuran 3 Aralık 2001 tarihinde, Hizbullah isimli yasadışı bir örgüte üye olma sebebiyle gözaltına alınmıştır.Başvuran 5 Aralık 2001 tarihinde, Batman Emniyet Müdürlüğüne nakledilmiştir. Aynı gün düzenlenen tıbbi raporda, başvuranın vücudunda lezyonlara rastlanmadığı bildirilmiştir.Başvuran 7 Aralık 2001 tarihinde öncelikle Cumhuriyet savcısı, daha sonra ise Sulh Ceza Mahkemesi tarafından sorguya çekilmiştir. Başvuran aynı gün tutuklanmıştır.8 Aralık 2001 tarihli tıbbi raporda, başvuranın sol dirseğinde 5 x 0,1 cm çapında, yaklaşık on gün önce oluşmuş bir sıyrık bulunduğu bildirilmiştir. Başvuran aynı gün, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne nakledilmiştir.Başvuran daha sonrasında Elazığ Cezaevine sevk edilmiştir. 10 Aralık 2001 tarihli tıbbi raporda, başvuranın vücudunda lezyonlara rastlanmadığı belirtilmiştir.Başvuran 10 Ocak 2002 tarihinde, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde işkence gördüğü iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, polis memurları tarafından testislerinin sıkıldığını, Filistin askısı ve elektroşok uygulandığını, dövüldüğünü, uyumasına engel olunduğunu, hakaret ve tehdit edildiğini ifade etmiştir. Soruşturmadan sorumlu Fatih Cumhuriyet savcısı 28 Şubat 2002 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, başvuranın gözaltından sorumlu polis memurlarının kimliklerinin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuranın 20 Mart 2002 tarihinde, Elazığ Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. İlgili, ifadesinde, söz konusu kötü muamelelerle ilgili iddialarını yinelemiştir. Başvuran aynı gün, Adli Tıp Kurumu doktorları tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen raporda, başvuranın vücudunda lezyonlara rastlanmadığı belirtilmiştir. İlgilinin kardiyovasküler sistem ve psikolojik muayene sonuçlarının normal olduğu değerlendirmesinde bulunulmuştur. Fatih Cumhuriyet savcısının talebi üzerine 4 Nisan 2002 tarihinde, Elazığ Cumhuriyet savcısı tarafından istinabe yoluyla başvuranın ifadesi alınmıştır. 30 Nisan 2002 tarihinde, başvuranın gözaltına alındığı sırada görevde olan iki polis memuru, şüpheli sıfatıyla, Fatih Cumhuriyet savcısı tarafından sorguya çekilmiştir. Fatih savcısı 31 Aralık 2002 tarihinde delil yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Fatih Cumhuriyet savcısı, bu kararın bir nüshasını başvurana tebliğ için Elazığ Cumhuriyet savcısına iletmiştir. Ancak, herhangi bir tebligat yapılmamıştır. Başvuran 27 Ekim 2009 tarihinde, 2001 yılında gözaltında bulunduğu sırada kötü muamele gördüğü gerekçesiyle yeni bir şikâyette bulunmuştur. Aynı gün, Diyarbakır savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Dava, belirtilmeyen bir tarihte, Fatih Cumhuriyet savcısına iletilmiştir. Savcı, 27 Ocak 2010 tarihinde, olayların meydana geldiği dönemde yapılan tıbbi muayenelerin, sekeller saptanmasına imkân vermediği ve hiçbir yeni unsurun 31 Aralık 2002 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı değiştirmeyi mümkün kılmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi 8 Ekim 2010 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Bu karar, 8 Kasım 2010 tarihinde ilgiliye tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, gözaltında bulunduğu sırada işkence gördüğünden yakınmaktadır. Başvuran aynı zamanda, şikâyetiyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını da iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Başvuran, 2001 yılında gözaltında bulunduğu sırada işkence gördüğünü iddia etmektedir. Başvuran bilhassa, testislerin ezilmesi, dayak, Filistin askısı ve elektroşok gibi kötü muamelelere maruz kaldığını ifade etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Hükümet, Mahkeme’yi, soruşturmanın 2002 yılında sona ermiş olduğundan, altı ay süre kuralına riayet edilmemesi nedeniyle başvuruyu kabul edilemez olarak açıklamaya davet etmiştir. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra Hazar ve diğerleri/Türkiye ((kk.), No. 62566/00, 10 Ocak 2002) kararına atıfta bulunmuş ve başvuranın, ilk şikâyetinin akıbetini araştırma hususunda herhangi bir engelin bulunmadığı halde sekiz yıl boyunca atalet içinde olduğunu hatırlatmıştır. Hükümet, konuyla ilgili uygun bir soruşturma yürütüldüğü ve tıbbi raporların hiçbirinin, başvuranın işkence iddialarını desteklemediği gerekçeleriyle Mahkeme’yi, başvuruyu kabul edilemez olarak açıklamaya davet etmiştir. Mahkeme, El Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarında yer alan genel ilkelere atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, aşağıdaki gerekçeler nedeniyle başvurunun her halükarda kabul edilemez olduğu kanaatinde olması sebebiyle başvurunun vaktinden sonra yapılmış olduğuna ilişkin itirazı incelemeyecektir. Mahkeme, gözaltında bulunduğu sırada yapılan kötü muamelelerle ilgili olarak delil elde etmenin bir kişi için güç olabileceğini kabul etmektedir. Mahkeme aynı zamanda, başvuran için delil ibraz etme zorluğunun, en azından kısmen, yetkililerin, ilgili dönemde yapılan şikâyetlere etkin bir şekilde yanıt vermeyi ihmal etmiş oldukları durumlardan kaynaklanabileceğini de kabul etmektedir (bk. diğer birçok karar arasında, Turan Talay/Türkiye (kk.), No. 45909/99, 10 Haziran 2003). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın 5, 8 ve 10 Aralık 2001 tarihlerinde muayene edildiğini tespit etmektedir. Bu tarihlerde düzenlenen tıbbi raporlarda, başvuranın vücudunda, yukarıda anılan ikinci raporda belirtilen sol dirsekteki 5 x 0,1 cm çapındaki sıyrık haricinde lezyona rastlanmadığı belirtilmektedir. Bu raporda aynı zamanda, söz konusu sıyrığın yaklaşık on gün önce, yani başvuranın gözaltına alınmasından evvel meydana gelmiş olabileceği de belirtilmektedir. Başvuran, 10 Ocak 2002 tarihinde şikâyette bulunması sonrasında yeniden muayene edilmiştir. Böylelikle 20 Mart 2002 tarihinde dördüncü bir tıbbi rapor düzenlenmiş; raporda, başvuranın vücudunda herhangi bir lezyona rastlanmadığını belirtilmektedir. Söz konusu rapora göre, başvuranın kardiyovasküler sistem muayeneleri ile psikolojik değerlendirmesi de anomali tespit edilmesine imkân vermemektedir. Mahkeme, başvuranın birbirini ardına, sonuçları birbirleriyle tutarlı olan tıbbi kontrollerden geçtiğini kaydetmektedir. Söz konusu raporlardan hiçbiri, ilgilinin, örneğin tutukluluğu süresince kötü muamelelere konu olmuş ya da iddia ettiği üzere, gözaltında işkence görmüş olabileceğini söylemeye imkân vermemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme aynı zamanda, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği bazı kötü muameleler oldukça ciddi nitelikte olsaydı, sekellerin, olaydan uzun zaman sonra bile tespit edilebilmesinin beklenebileceğini kaydetmektedir. Bu koşullarda, Mahkeme, başvuranın gözaltından sorumlu polis memurlarının, ilgilinin yakındığı kötü muamelelerde bulundukları sonucuna varmaya ve ulusal makamların somut olaydaki hareket etme şekillerinden şüphe duymaya elverişli unsurlara sahip olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Fidan/Türkiye, No. 24209/94, 29 Şubat 2000, Yılmaz/Türkiye (kk.), No. 50743/99, 30 Mayıs 2000 ve yukarıda anılan Turan Talay kararı). Netice itibarıyla, Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 17 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy