AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 39214/12
Halil ÖZEVİN ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 15 Kasım 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 5 Nisan 2012 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1.Başvuranlar Halil, Adem, Arafat, Cemil, Hasan, Hüseyin, İbrahim, Kenan ve Sinan Özevin ile Aycan, Ayten et Şükriye Özevin, Türk vatandaşlarıdır ve sırasıyla 1957, 1996, 1989, 1981, 1993, 1993, 1995, 2003, 2005, 1990, 1991 ve 1962 doğumludurlar. Başvuranlar İstanbul’da ikamet etmektedirler ve Mahkeme önünde Ankara Barosu’na bağlı Avukat H. Açıkgöz tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Davanın Koşulları
2. Dava konusu olay ve olgular başvuranlarca ifade edildiği şekliye aşağıdaki gibidir.
1. Başvuranların yakının ölümüne ilişkin ceza soruşturması
3. Olayların meydana geldiği dönemde, Halil ve Şükriye Özevin’in oğlu ve diğer başvuranların kardeşi olan Kemal Özevin, Hakkâri’nin ilçesi olan Çukurca’da askerlik hizmetini yerini getirmekteydi.
4. 27 Mayıs 2009 tarihinde saat 23.30’da, Kemal Özevin’in katıldığı askeri bir operasyon sırasında anti-personel bir mayın gibi gömülen el yapımı bir bomba patlamıştır. Kemal Özevin ve altı asker daha hayatını kaybetmiş yedi asker de ağır şekilde yaralanmıştır.
5.Çukurca Cumhuriyet savcısı 28 Mayıs 2009 tarihinde ceza soruşturması başlatmıştır.
6.Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine, aynı gün içinde Çukurca İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı askerler patlamanın olduğu yere giderek olay yeri tespit tutanağı düzenlemiştir. Askerler olay yerinin krokisini de çizmişlerdir.
7.Yine aynı gün, müteveffanın cesedi Şırnak Asker Hastanesinde incelenmiştir.
8.Genelkurmay Başkanlığının 5 Haziran 2009 tarihli basın açıklamasında patlamanın bir saldırı olduğu ve faillerinin Kuzey Irak’tan gelen bölücü terör örgütü üyesi oldukları belirtilmiştir.
9.Çukurca Cumhuriyet savcısı 22 Haziran 2009 tarihinde, soruşturma neticesinde patlayıcının terör örgütü üyeleri tarafından gömüldüğünü tespit ettikten sonra görevsizlik kararı vermiştir. Savcı, dosyayı Van Cumhuriyet savcısına göndermiştir.
10. 2 Temmuz 2009 tarihinde, Van İl Jandarma Komutanlığı Kriminal Laboratuvarı tarafından bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, patlamanın olduğu yerde bulunan on yedi adet metal parçanın Devletin silah fabrikasında (MKEK) üretilen havan mühimmatının kalıntıları olduğu sonucuna varılmıştır.
11.Belirtilmeyen bir tarihte, olayların meydana geldiği dönemde bölgedeki bir jandarma tugayını komuta eden Tuğgeneral Z.E. ve üstü G.K. arasındaki sosyal ağlarda anonim olarak yayınlanmış telefon görüşmeleri askerlerin hayatını kaybetmesinde Z.E.nin de olayın içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bu telefon görüşmelerinden, söz konusu patlayıcının, terör örgütü üyelerini tuzağa düşürmek amacıyla Z.E.nin talimatı üzerine yerleştirildiği ve G.K.nin, bunun hiç önemli olmadığı, hayatları pahasına savaştıklarını ve hata yapmalarının çok normal olduğunu söylediği anlaşılmaktadır.
12.Van Cumhuriyet savcısı 4 Mart 2010 tarihinde, ceza soruşturmasının bundan böyle askeri mahkemelerin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
13.Askeri Savcılık tarafından 8 Nisan 2010 tarihinde ceza soruşturması açılmıştır.
14.Başvuran Halil Özevin, 9 Nisan 2010 tarihinde, oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu Z.E. ve G.K. generaller hakkında şikayette bulunmuştur.
15. Z.E., 5 Kasım 2010 tarihinde bir askeri mahkeme tarafından tutuklanmıştır.
16.Askeri savcılık, 27 Aralık 2010 tarihli iddianame ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı askeri mahkeme önünde ceza davası başlatmış ve diğerlerinin yanı sıra, taksirle birden çok kişinin ölümüne neden olmak ve konusu suç teşkil eden emirler vermek suçundan Z.E.nin cezalandırılmasını istemiştir.
17.Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran Halil Özevin ceza davasına müdahil olmuştur.
18.Z.E. 21 Şubat 2011 tarihinde, askeri mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
19.Askeri mahkeme 19 Haziran 2013 tarihli kararı ile dosya içerisindeki delillere ve özelikle bilirkişi raporlarına dayanarak Kemal Özevin’in ölümüne neden olan patlayıcının Z.E.nin talimatı üzerine yerleştirildiğini saptamış ve suç teşkil eden emir vermesi nedeniyle Z.E.’yi altı ay yirmi gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Askeri mahkeme Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca hükmün bu kısmının açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Askeri mahkeme daha sonra, ilgiliyi taksirle adam öldürmek suçundan altı yıl sekiz ay ağır hapis cezasına mahkûm etmiştir. Askeri Mahkeme son olarak Hazine zararının Z.E.den tahsil edilmesine karar vermiştir.
20.Belirtilmeyen bir tarihte hem Halil Özevin hem de Z.E. temyiz başvurusunda bulunmuştur.
21.Askeri Yargıtay 9 Temmuz 2014 tarihli kararıyla, askeri mahkeme tarafından verilen kararı onamıştır.
2. İdare mahkemeleri önünde tazminat davası
22. Savunma Bakanlığı Nakdî Tazminat Komisyonu 16 Haziran 2009 tarihli kararla müteveffanın akrabalarına, maruz kaldıkları zarar için 53.124 Türk lirası (TL) (yaklaşık 25.000 avro (EUR)) ödenmesine karar vermiştir.
23.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü 25 Eylül 2009 tarihli kararla müteveffanın ebeveynlerine 1 Haziran 2009 tarihinden itibaren ömür boyu maaş bağlamıştır. İlgililere belli miktarlarda ek tazminatlar da ödenmiştir. Başvuranlar söz konusu maaşın ve de ek tazminatların miktarını belirtmemişlerdir.
24.Başvuranlar 12 Mayıs 2010 tarihinde, Savunma Bakanlığından manevi zararlarının tazmin edilmesini istemişlerdir. Talepleri karşılıksız kalmıştır.
25.Başvuranlar 9 Ağustos 2010 tarihinde, yakınlarının hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurmuşlardır.
26.Belirtilmeyen bir tarihte Savunma Bakanlığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine, ilgililere daha önce ödenen miktarlar göz önünde bulundurularak başvuranın talebini reddetmesini istediği bir cevap dilekçesi tevdi etmiştir.
27. Belirtilmeyen bir tarihte, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranların uğradığı zararların tespit edilmesi için bir bilirkişi tayin etmiştir. Söz konusu bilirkişi raporunu, 30 Haziran 2011 tarihinde sunmuştur. Bilirkişi, ayda bir verilen maaşın miktarı ve Savunma Bakanlığı Nakdî Tazminat Komisyonu tarafından verilen tazminatların toplamını dikkate alarak, müteveffanın ebeveynlerine ödenen tutarların miktarının ilgililerin uğradığı zarardan daha fazla olduğunu ve bu nedenle ilgililere artık tazminat ödenmesine gerek olmadığına kanaat getirmiştir.
28.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 14 Eylül 2011 tarihinde, davanın esası hakkında karar vermiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararın gerekçesinde, Devletin, kesinlikle bir tazminat ödemesini gerektiren bir sorumluluğunun bulunduğu kanaatine varmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, idare tarafından müteveffanın ebeveynlerine bağlanan maaş ile ödenen tazminatların miktarını göz önünde bulundurarak ve 30 Haziran 2011 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak bu iki başvuranın talebini reddetmiştir. Buna karşın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ölüm tarihinden yani 27 Mayıs 2009 tarihinden itibaren işletilecek gecikme faizi ile birlikte müteveffanın erkek ve kız kardeşlerine 18.700 TL (yaklaşık 7.800 EUR) ödenmesine karar vermiştir.
29. Başvuranlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
30. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranlara 14 Kasım 2011 tarihinde tebliğ edilen 2 kasım 2011 tarihli kararında, itiraz edilen kararın usul ve yasaya uygun olduğuna kanaat getirerek başvuranların itirazını dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
31.Anayasa’nın 125. maddesinin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
“1. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
(...)
7. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
ŞİKÂYETLER
32. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, Devletin yakınlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
33.Başvuranlar Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde görülen davanın hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar özellikle, ulusal makamlar tarafından kendilerine ödenen tutarların yetersiz olduğunu ileri sürmektedirler.
34.Son olarak ilgililer, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek Kürt kökenli olmaları nedeniyle ayrımcı muameleye uğradıklarını iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Yaşama Hakkı Konusunda
35.Başvuranlar yakınlarının yaşam hakkına saygı gösterilmediğinden şikâyet ederek Sözleşme’nin 2. maddesi ve 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. İlgililer özellikle, yakınlarının ölümü nedeniyle maruz kaldıkları zarar için ulusal makamlar tarafından kendilerine ödenen tutarların yetersiz olduğunu ileri sürmektedirler.
Dava konusu olay ve olguların hukuki tavsifini yapmakla yetkili olan Mahkeme (İstanbullu ve Aydın/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20793/07 ve 29240/07, § 24, 29 Eylül 2015), başvuranların şikâyetinin, yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
36. Mahkeme, iddia edilen bir Sözleşme ihlalini düzeltme görevinin öncelikli olarak ulusal yetkililere ait olduğunu yinelemektedir. Mahkeme bu bağlamda bir başvuranın iddia edilen ihlalin “mağduru” olduğunu ileri sürüp süremeyeceği meselesinin, Sözleşme açısından yargılamanın her aşamasında ortaya çıkabileceğini hatırlatmaktadır. Ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlalini açıkça veya öz olarak kabul edip ihlalin telafisini sağlamadıkça, başvuranın lehine olan bir karar veya tedbir, başvuranı Sözleşme’nin 34. maddesi doğrultusunda, mağdur sıfatından yoksun bırakmak için yeterli değildir. (Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (özetler) ve Yiğit/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 54619/11, § 22, 21 Haziran 2016).
37.Bir kişinin, iddia edilen Sözleşme ihlali sonucu mağdur olduğunu halen ileri sürüp süremeyeceği meselesi esasen Mahkeme’nin kişinin durumu hakkında geriye dönük (ex post facto) inceleme yapmasını gerektirmektedir. (Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], No. 38433/09, § 82, AİHM 2012).
38. Dolayısıyla bir yandan, Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğinin ulusal makamlar tarafından en azından öz olarak kabul edilip edilmediğini ve diğer yandan söz konusu ihlalin telafi edilme yolunun uygun ve yeterli olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini denetleme görevi Mahkeme’ye aittir (bk. özellikle, Scordino/İtalya (No. 1) [BD], No. 36813/97, § 193, AİHM 2006-V ve Ünsal/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 39863/11, § 25, 17 Mayıs 2016).
39.Mahkeme genel olarak, Sözleşme ile güvence altına alınan bir hakkın ihlalini iç hukukta telafi etmek için uygun ve yeterli tazmininin, bilhassa Sözleşme’nin ihlalinin niteliği göz önünde tutularak, davanın koşullarının tamamına bağlı olduğu kanaatindedir (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010 ve Yılmaz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 7755/10, § 25, 24 Mayıs 2016).
40.Mahkeme somut olayın koşullarında, ulusal mahkemelerin Tuğgeneral Z.E.yi taksirle adam öldürmek suçundan altı yıl sekiz ay hapis cezasına mahkûm ettiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 19. ve 21. paragraflar). Öte yandan ulusal merciler ve son olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi idarenin sorumluluğunu ve başvuranların yakınının ölmesi nedeniyle ilgililerin maruz kaldıkları zararı tazmin etme yükümlülüğünü kabul etmiştir. Mahkeme, söz konusu kararların, Devletin sorumluluğunu kabul ettiği anlamına geldiği kanaatindedir.
41.Geriye ulusal makamlar tarafından alınan önlemlerin, başvuranlar için uygun ve yeterli bir telafi teşkil edip etmediğini araştırmak kalmaktadır.
42.Mahkeme somut olayda, başvuranların ceza soruşturmasının etkisizliğinden şikâyet etmediklerini kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, ulusal makamların yeterli bir soruşturma yürüttüğü varsayımını kabul etmelidir.
43.Öte yandan Mahkeme, ulusal makamların tespit edilen ihlalin telafisi bağlamında bir başvurana tazminat ödenmesine karar vermeleri halinde, kendisinin söz konusu tazminat miktarını incelemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme bu incelemeyi yaparken, elinde bulundurduğu unsurlara dayanarak, benzer bir durumda Mahkeme ne kadar tazminat öderdi sorusunu kendisine soracaktır. Bu durum, iki meblağın mutlaka aynı olması gerektiği anlamına gelmemektir. Bununla birlikte Mahkeme, Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere saygı duyulmasını sağlama görevinin öncelikle ulusal makamlara ait olması nedeniyle, seçilen telafi yöntemi ile bu makamların söz konusu telafiyi gerçekleştirme hızları da dâhil olmak üzere davanın kendine özgü koşullarının tamamını göz önünde bulunduracaktır. Bu nedenle, ulusal düzeyde ödenmesine karar verilen meblağ, incelenen davanın koşulları bakımından açıkça yetersiz olmamalıdır (bk., diğer kararlar arasında, Scordino (No. 1), yukarıda anılan, §§ 178-203, Cocchiarella/İtalya [BD], No. 64886/01, §§ 65-107, AİHM 2006-V, Becová/Slovakya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 23788/06, 18 Eylül 2007, Kormoš/Slovakya, No. 46092/06, § 73, 8 Kasım 2011, Žúbor/Slovakya, No. 7711/06, § 63, 6 Aralık 2011 ve Horváth/Slovakya, No. 5515/09, § 93, 27 Kasım 2012 ve Yılmaz/Türkiye, yukarıda anılan § 54).
44.Somut olayda Mahkeme, olayın ardından müteveffanın ebeveynlerinin, oğullarının hayatını kaybetmesi nedeniyle maruz kaldıkları zararlar için 53.124 TL tazminat aldıklarını kaydetmektedir. Bununla birlikte idare, ilgililere ömür boyu maaş bağlamış ve belli miktarlarda ek tazminatlar ödemiştir. Mahkeme, başvuranların, idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu tespit edilen bir tam yargı davası açtıklarını ve başvuranın erkek ve kız kardeşlerine, olay tarihinden itibaren uygulanan gecikme faiziyle birlikte makul bir miktarda, yani 18.700 TL tazminat verildiğini kaydetmektedir. Mahkeme bununla birlikte, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, ulusal düzeyde yürütülen bilirkişi incelemesine dayanarak başvuran, Halil ve Şükriye Özevin’in ek tazminat talebini, kendilerine verilen tazminatın hesap edilen zarardan daha fazla olduğu gerekçesiyle reddettiğini gözlemlemektedir.
45.Mahkeme delillerinin değerlendirilmesi görevinin öncelikle iç hukuka ve ulusal mahkemelere ait olduğunu hatırlatarak, somut olayla ilgili Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin gerekçesinin keyfi olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Böylece Mahkeme’ye göre, başvuran tarafa ödenen meblağların açıkça yetersiz olduğu söylenemez.
46.İç hukukta hükmedilen tazminat yeterli ve uygun olduğundan, başvuranlar artık Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesinden dolayı “mağdur ” olduklarını iddia edemezler.
47. Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyet, 35. maddenin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmayıp, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Ayrımcılık İddiaları Hakkında
48. Başvuranlar genel olarak, Kürt kökenli olmaları nedeniyle ayrımcı bir muameleye maruz kaldıkları kanısındadırlar. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar.
49.Elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alan ve dile getirilen iddiaları incelemekle yetkili olan Mahkeme, başvuranların şikâyetlerini desteklemeden, iddialarını çok genel olarak sunduklarını tespit etmektedir.
50.Başvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy