AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 79705/16
Cemil ÖZGÜR / Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Saadet Yüksel,
Jovan Ilievski,
Péter Paczolay,
Gediminas Sagatys,
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 28 Ocak Aralık 2025 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
7 Aralık 2016 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Cemil Özgür, Türk vatandaşı olup, 1927 doğumludur ve Ankara’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Strazburg’da görev yapan ve Avukat Ü. Kılınç tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
2. 1977 yılında, Devlet Arsa Ofisi, Ankara Harmanyeri’nde bulunan ve tapu siciline 64 parsel numarasıyla kayıtlı olan, başvuranın murislerine (de cujus) ait taşınmazı kamulaştırmıştır. Devlet Arsa Ofisi, ilgili kişiye kamulaştırma bedelini ödemiş ve karşılığında tapu siciline kayıtlı taşınmazın mülkiyetini devralmıştır.
3. Başvuranın murisine, miktarı hukuk sürecinin ardından belirlenen ek bir tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Başvurana göre, söz konusu dönemde ilgiliye, yaklaşık 430.000 Alman markına ((DEM) yaklaşık 219.855 avro) tekabül eden bir meblağ ödenmiştir.
4. İmar uygulaması ile söz konusu taşınmaz Maliye Bakanlığına devredilmiş ve 2013 yılına kadar çeşitli devlet dairelerinde çalışan memurlara tahsis edilmek üzere 180 konut inşası için kullanılmıştır.
5. 13 Mart 2008 tarihinde, taşınmazın ihale yoluyla özelleştirilmesi amacıyla Toplu Konut İdaresine (TOKİ) devrine ilişkin Maliye Bakanlığı ile TOKİ arasında bir protokol imzalanmıştır.
8. 26 Ekim 2011 tarihinde, taşınmaz TOKİ’ye devredilmiştir. TOKİ, bunun karşılığında devlet memurları için 180 yeni konut sağlamayı ve Maliye Bakanlığına mülkün satışından veya kullanımından elde edeceği gelirin yarısını ödemeyi taahhüt etmiştir.
6. TOKİ, 8 Nisan 2013 tarihinde yapılan ihale çağrısının ardından, taşınmazın mülkiyetinin devri için özel bir şirketle sözleşme imzalamıştır. Sözleşme, yüklenici tarafından alışveriş merkezi, ofisler ve konutlardan oluşan büyük bir karma kullanım kompleksinin inşa edilmesini ve elde edilen gelirin %35’inin TOKİ’ye ödenmesini öngörmekteydi (başvurana göre, sözleşmenin imzalandığı tarihte yaklaşık 91.000.000 avro ve başvurunun yapıldığı tarihte 77.000.000 Avro).
7. Söz konusu şirket, 8 Nisan 2013 tarihinde taşınmazın mülkiyetini devralmıştır.
8. Bu arada, planlanan yapıların yapımını kolaylaştırmak amacıyla imar planında değişiklik yapılmıştır.
9. Özel şirket, taşınmazı 18 Nisan 2013 tarihinde teslim almıştır.
10. Başvuran, 5 Şubat 2014 tarihinde Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesine dayanarak dava açarak, 1977 yılında alınan kamulaştırma bedelinin (yaklaşık 215.000 avro) iadesi karşılığında taşınmazın iadesini veya bu bedel ile taşınmazın bugünkü değeri arasındaki farka tekabül edecek bir tazminatın ödenmesini talep etmiştir.
14. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Eylül 2014 tarihli bir kararla, kamulaştırma amacına uygun tesisat, donatı veya yapıların taşınmaz üzerinde inşa edildiği ve 5 yıldan uzun süredir kullanıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Nitekim Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinde öngörülen geri almaya ilişkin hüküm (12 Temmuz 2013 tarihinde değiştirildiği şekliyle) uygulanmamıştır (aşağıdaki, 19. paragrafa bakınız).
11. 12 Mayıs 2015 tarihinde Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 10 Eylül 2014 tarihinde Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesine eklenen 5 yıllık zamanaşımı süresini gerekçe göstererek başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir (aşağıdaki 20. paragrafa bakınız).
12. Yargıtay, 28 Ocak 2016 tarihinde, ilgili kişinin karar düzeltme talebini de reddetmiştir.
17. Anayasa Mahkemesi, 27 Haziran 2016 tarihinde, başvuranın taşınmazın geri verilmesi veya idare tarafından belirlenecek değer artışı farkının ödenmesi konusunda meşru bir beklentiye giremeyeceğine kanaat getirerek, başvuranın bireysel başvurusunu konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmazlık nedeniyle reddetmiştir. Mahkeme, ilgili kişinin iddialarını destekleyecek herhangi bir yargı kararı sunmadığını ve Kamulaştırma Kanunu’nun 22 ve 23. maddeleri veya sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca başvuranın davasına benzer bir davada eski malike tazminat ödendiği herhangi bir karardan kendisinin de haberdar olmadığını kaydetmiştir.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE VE İÇ HUKUK UYGULAMASI
Kamulaştırma Kanunu’nun 22 ve 23. maddeleri13. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan haliyle Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinin 1. bendi aşağıdaki gibidir:
“Tarafların karşılıklı mutabakatı ile vazgeçme ve devir
“Taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde, keyfiyet idarece mal sahibi veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre duyurulur. Bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçıları, aldığı kamulaştırma bedelini üç ay içinde ödeyerek taşınmaz malını geri alabilir.”
(...)”
14. Hükmün başlığı 12 Temmuz 2013 tarihinde, “vazgeçme, iade ve devir" olarak değiştirilmiş ve 22. maddenin 1. paragrafına üçüncü bir cümle eklenmiştir. 2 Ağustos 2013 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu yeni cümle uyarınca:
“Kamulaştırmayı yapan idarece kamulaştırma amacına uygun tesisat, yapı veya donatı yapıldıktan ve en az 5 yıl kullanıldıktan sonra bu ihtiyacın ortadan kalkması nedeniyle kamulaştırma amacında kullanılamayan taşınmazlar önceki mal sahibi veya mirasçılarına iade edilmez.”
15. Yukarıda anılan üçüncü cümle ile aynı zamanda getirilen ve 22. madde hükümlerinin derdest davalara da uygulanmasını öngören Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 9. maddesi, Anayasa Mahkemesi tarafından 14 Mayıs 2015 tarihinde geriye dönük olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
16. Bu arada, 10 Eylül 2014 tarihinde, yasama organı 22. maddenin üçüncü cümlesini kaldırmış ve üçüncü bir fıkra eklemiştir:
“Bu madde hükümleri, kamulaştırmanın kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl geçmiş olması hâlinde uygulanmaz.”
17. Kamulaştırma Kanunu’nun “(eski) mal sahibinin geri alma hakkı" başlıklı 23. maddesinin 1. fıkrası, kamulaştırılan taşınmazın amacına uygun kullanılmaması ve kamulaştırmayı takip eden beş yıl boyunca olduğu gibi bırakılırsa, taşınmaz malın geri alınmasına ilişkin bir hak tanımaktadır. Eski mal sahibinin bu hakkı kullanmak için bir yıl süresi vardır. Mülk sahibi, eski taşınmazını geri almak için kamulaştırma bedelini kanuni faiziyle birlikte idareye geri ödemelidir.
18. 23. maddeye 10 Eylül 2014 tarihinde bir fıkra eklenerek eski malikin taşınmazla ilgili herhangi bir hak veya tazminat talebinde bulunamayacağı ve idareye karşı herhangi bir dava açamayacağı belirtilmiştir.
Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesiyle ilgili içtihat19. Yargıtay, en azından 2010 yılına kadar, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinin idareyi taşınmazı iade etmek zorunda bırakmadığını belirtmiştir. Yargıtay’a göre, idarenin mülkü iade etme yönündeki yüksek iradesi bu hükümde öngörülen mekanizmayı devreye sokmaktadır.
20. Nitekim Yargıtay, 17 Ekim 1989 tarihli kararında (E. 1989/152, K. 1989/20241), 22. maddede öngörülen mekanizmanın uygulanmasının idarenin takdirine bırakıldığına, eski mal sahibinin, idareyi taşınmazı iadeye zorlama hakkının bulunmadığına kanaat getirmiştir.
21. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 23 Mayıs 1997 tarihli (E. 1997/2992, K. 1997/5271) kararında, idarenin 22. maddenin uygulanmasında takdir yetkisine sahip olduğu ve bu hükmün idareyi bağlı yetki durumuna sokmadığı yönündeki bu yaklaşımı onanmıştır.
22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“YHGK”) 28 Nisan 2004 tarihli bir kararda (E. 2004/5-241, K. 2004/241), 22. maddenin, kamulaştırılan bir taşınmazın kamulaştırıldığı amaç için kullanılmasına artık gerek kalmadığında, kamulaştırmayı yapan makamın eski sahibini bilgilendirmesi ve taşınmazı iade etmeyi teklif etmesi gerektiğini öngörmesine rağmen, idarenin bu şekilde hareket etmeye zorlanamayacağını belirtmiştir.
23. Söz konusu kararlar Hükümet tarafından dosyaya konulmuştur.
24. Bununla birlikte, Çiftçiler A.Ş. ve diğerleri/Türkiye ((k.k), no. 62323/09 ve 64965/09, §§ 48 ve 49, 24 Kasım 2020) kararında atıfta bulunulan çeşitli kararlardan, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2010 ve 2013 yılları arasında bu hükmü farklı bir şekilde yorumlamayı tercih ettiği anlaşılmaktadır.
25. İdarenin kamulaştırılan taşınmaz üzerinde herhangi bir inşaat yapmadığı ve projeden vazgeçerek üçüncü kişiye sattığı 19 Temmuz 2010 tarihli bir kararda (E. 2010/5263, K. 2010/11102), 18. Hukuk Dairesi, kamulaştırılan taşınmazın hiç kullanılmadığı durumlarda iadeyi öngören 23. maddenin zamanaşımı nedeniyle somut olayda uygulanamayacağını, 22. madde için ise aynı durumun söz konusu olmadığını hükme bağlamıştır. Söz konusu 22. madde, idareye, enflasyon dikkate alınarak güncellenen kamulaştırma bedeli ödenmesi karşılığında eski malikine iadeyi teklif etme veya eski malikine geri alma teklifi yapılmadan satıldığı durumlarda, satış fiyatı ile kamulaştırma bedelinin güncellenmiş değeri arasındaki farka tekabül eden tazminatı ilgiliye ödeme yükümlülüğü getirmekteydi. Bu yükümlülükler idare için, taşınmazın hem kamu yararına belirli bir süre kullanılmış olması hem de hiç kullanılmamış olması halinde de getirilmiştir.
26. Aynı yaklaşım, taşınmazın satılmadan önce 32 yıl boyunca kamulaştırma amacına uygun olarak kullanıldığı 4 Ocak 2010 tarihli bir kararda da benimsenmiştir. 18. Hukuk Dairesi, yine bu kararda da taşınmazın belirli bir süre kullanılmış olması veya hiç kullanılmamış olmasının 22. maddenin uygulanmasında bir etkisi olmadığını belirtmiştir.
27. 18. Hukuk Dairesi 30 Haziran 2011 tarihlerinde benzer iki karar vermiştir (E. 2011/6988, K. 011/8016) ve 26 Haziran 2012 (E. 2012/4482, K. 2012/8093).
28. Özer ve diğerleri/Türkiye ((k.k) [Komite], no. 58734/16, § 9, 10 Aralık 2024) kararından da anlaşılacağı üzere, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 11 Mart 2013 tarihli bir kararında (E. 2012/14055 K. 2013/4155), Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinin idareye iade yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanamayacağı kanaatine varmıştır.
29. YHGK’nin söz konusu dönemdeki yaklaşımı bilinmemektedir.
ŞİKÂYET
30. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, mülkiyet hakkına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Tarafların İddiaları31. Başvuran, taşınmazın üçüncü kişiye satılmasından sonra getirilen bir kurala dayanılarak iade veya tazminat talebinin reddedilmesinin, kendisine göre Sözleşme anlamında mülkiyeti oluşturan iade hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
32. Başvuran, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca, taşınmazın kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde, idarenin, kamulaştırma bedelinin ödenmesi karşılığında kendisine geri alması için teklifte bulunması veya taşınmazın üçüncü bir tarafa satılmış olması durumunda satış bedeli ile kamulaştırma tazminatı arasındaki farkı ödemesi gerektiğini düşünmektedir. Başvuran, Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda (29 Kasım 1991, Seri A no. 222), Stretch/Birleşik Krallık (no.44277/98, 24 Haziran 2003) ve Pressos Compania Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika (20 Kasım 1995, Seri A no. 332) kararlarına atıfta bulunarak söz konusu hükmün kendisine Sözleşme anlamında “meşru beklenti” sahibi olmasını sağladığını düşünmektedir.
38. Başvuran, Yargıtay’ın kazanılmış hak kavramına ilişkin bir tapu kadastro davasında verdiği bir kararı kıyas yoluyla ileri sürerek geri alma hakkının, kamulaştırılan taşınmazın üçüncü kişiye devredildiği 2013 yılında doğduğunu ve kendisini ve bu haktan mahrum bırakacak etkiye sahip sonradan yapılmış her türlü yasal düzenlemenin hukuki güvenliğe aykırı olacağı kanaatindedir.
39. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
40. Hükümet, somut olayda ihtilaf konusu kamulaştırma işleminin, Türkiye tarafından Mahkeme önünde bireysel başvuru yolunun kabul edildiği 28 Ocak 1987 tarihinden önce gerçekleştirilmiş olması nedeniyle başvurunun Sözleşme hükümleri ile zaman yönünden (ratione temporis) uyumlu olmadığını ileri sürmektedir.
41. Hükümet ayrıca, Kamulaştırma Kanunu’nun 22 ve 23. maddelerindeki koşulların karşılanmadığını belirterek başvuranın, Sözleşme anlamında meşru bir beklentiye sahip olmadığını ileri sürmektedir.
42. Hükümet, meşru beklentinin, yerleşik içtihatlar gibi yeterli bir yasal dayanağı olması gerektiğini hatırlatarak, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesine ilişkin mahkemelerin yerleşik içtihatlarında, idarenin iade etme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve bu kanun maddesinde tanımlanan usulü uygulamak zorunda olmadığı yönünde değerlendirmelerde bulunulduğunu belirtmektedir.
43. Hükümet ayrıca, başvuranın davasının kamulaştırmanın yapıldığı tarih itibariyle beş yıl geçtikten sonra işlemeye başlayan bir yıllık sürenin içerisinde açılmamış olması nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
Mahkemenin değerlendirmesi33. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin, hukuka uygun olarak kamulaştırılan bir taşınmazın belirli bir süre kullanıldıktan sonra genel menfaate uygun olarak kullanımının sona ermesi halinde, eski sahiplerine iade veya tazminat ödeme yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanamayacağını hatırlatmaktadır. Taşınmazın üçüncü bir tarafa devredilmiş olması, kamulaştırmayı Sözleşme’ye aykırı hale getirecek nitelikte değildir (Çiftçiler A.Ş. ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 78).
34. Bununla birlikte Mahkeme, Sözleşme böyle bir yükümlülük getirmese bile, ulusal makamların iç düzenlemelerinde kamulaştırılan taşınmazların geri verilmesine ilişkin bir hak öngörmekte ve bu hakkı uygun gördükleri koşullara bağlamakta serbest olduklarını gözlemlemektedir. Böyle bir hak, belirli koşullarda, Sözleşme tarafından korunan bir mülkiyet menfaati oluşturabilir (ibidem, § 80).
35. Başvuranın şikâyeti, tam olarak, iç hukukun, bu durumda Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinin, kendisine böyle bir hak tanıdığını ve bu hakkın, kendi görüşüne göre, Mahkeme’nin içtihadı anlamında meşru bir beklenti oluşturduğunu iddia etmekten ibarettir.
36. Mahkeme bu noktada, talep niteliğini taşıyan mameleki çıkarlar, ancak ulusal hukukta yeterli bir dayanağı olması, örneğin ulusal mahkemelerin yerleşik içtihatlarıyla doğrulanmış olması, yani alacağın talep edilebilmesi için yeterince ispatlanmış olması halinde, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesiyle korunan bir mameleki değer olarak kabul edilebileceğini hatırlatmaktadır (Centro Europa 7 S. r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], no. 38433/09, § 173, AİHM 2012 ve Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 142, 20 Mart 2018). Başvuranın en azından gerçekleşeceğine dair meşru bir beklentiye sahip olduğu, yani bir mülkiyet hakkından etkin bir şekilde yararlanacağı iddiasında bulunabileceği alacaklar malvarlığı teşkil edebilir (bk. diğer kararlar arasında Malhous/Çek Cumhuriyeti (k.k.) [BD], No. 33071/96, AİHM 2000-XII, Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (k.k.) [BD], No. 39794/98, § 69, AİHM 2002-VII). Mahkeme içtihatları, Sözleşeme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi tarafından korunan meşru bir beklentinin olup olmadığını belirlemek için gerçek bir ihtilafın veya savunulabilir bir iddianın olmasını bir kriter olarak görmemektedir. Prensip olarak, iç hukukun nasıl yorumlanacağı ve uygulanacağı konusunda bir anlaşmazlık varsa ve başvuran tarafından bu bağlamda ileri sürülen iddialar ulusal mahkemeler tarafından nihai olarak reddedildiği durumlarda, bir başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından mameleki değer olarak kabul edilebilecek yeterince kesin bir alacağa sahip olduğu söylenemez (bk. örneğin, Kopecký/Slovakya [BD], no. 44912/98, § 50, AİHM 2004-IX).
48. Dolayısıyla, mevcut davada ulusal hukukun, yani mevzuat hükümlerinin ve bunlara eşlik eden içtihatların, başvuranın geri alma veya tazminat talebini Sözleşme anlamında meşru bir beklenti olarak nitelendirmek için yeterli bir yasal dayanak sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekmektedir.
37. Mahkeme, en başından itibaren başvuranın, mahkemelerin uygulamalarını göz ardı ederek, yalnızca Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesinin hükümlerine dayandığını gözlemlemektedir. Ancak, Mahkemenin mevcut davadaki görevi iç hukukun kapsamını tespit edip bu hukukun başvuranı bir hak sahibi yapıp yapmadığını belirlemek olduğundan, Mahkeme söz konusu hükme ilişkin yorumlayıcı içtihadı görmezden gelemez.
38. Mahkeme öncelikle, en azından 2010 yılına kadar içtihat hukukunda, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi idareyi, taşınmazı geri vermek zorunda bırakan bağlı yetki durumuna soktuğu şeklinde değerlendirmediğini bilakis bu hükmün idareye sunulan basit bir imkân olarak görüldüğünü kaydetmektedir. Eski malikin geri alma talebinde bulunabilmesi için kamulaştırmanın amacına yönelik herhangi bir adım atılmamış ve taşınmazın mevcut haliyle bırakılmış olması gerektiği Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesindeki durumun aksine, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi, idareye takdir yetkisi tanıyarak, iadeyi teklif etmeye zorlanamayacağı şeklinde yorumlanmıştır (bk. yukarıdaki 24 ila 27. paragraflar). Bu ayrım, iki hükmün ilgili başlıklarına da yansımıştır; ikincisi “geri alma hakkı” başlığını taşırken, ilki “tarafların anlaşmasıyla vazgeçme ve devir” başlığını taşımaktadır.
39. Söz konusu içtihat, Hükümet tarafından sunulan ve başvuranın hiçbir yorumda bulunmadığı kararlarda (bk. yukarıdaki 24 ila 27. paragraflar) açıkça ortaya koyulmaktadır.
40. Bu koşullar altında, en azından 2010 yılına kadar, başvuranın meşru beklentiye sahip olduğu değerlendirilmesinde bulunulamaz (bk. aynı yönde, bir karar için yukarıda anılan Çiftçiler A.Ş. ve diğerleri, § 85).
41. Bununla birlikte, ilgili taraf bu noktaya hiç değinmese de, Mahkeme 2010 yılından itibaren içtihatların daha az tutarlı olduğunu gözlemlemektedir. En azından Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin içtihatları belli bir gelişim göstermektedir.
42. Nitekim Mahkeme, yukarıda atıfta bulunulan Çiftçiler A.Ş. ve diğerleri davasında (bk. yukarıdaki 29. paragrafa), Yargıtay’ın yukarıda atıfta bulunulan söz konusu yaklaşımına rağmen (bk. yukarıdaki 50. paragrafa), 18. Hukuk Dairesinin 2010 ve 2012 yılları arasında, idarenin taşınmazı amacına uygun olarak kullanmadığı veya artık kullanmadığı ve başka bir kamu yararına tahsis etmediği durumlarda, 22. maddenin idareye, enflasyon dikkate alınarak güncellenen kamulaştırma bedeli tutarının iadesi karşılığında eski sahibine geri almayı teklif etme yükümlülüğü yüklediğine hükmettiği birkaç karar verdiğini hatırlatmaktadır (yukarıdaki 30. ve 32. paragraflara bakınız).
43. Ancak, 18. Hukuk Dairesinin bu az sayıdaki kararı başvuranın lehine olsa da, Mahkeme’nin meşru bir beklentinin var olduğu sonucuna varmasına imkân tanımamaktadır. Aslında, söz konusu kararlar taraflarca işbu başvurunun dosyasına dâhil edilmemiştir ve dolayısıyla tarafların bu unsurlar hakkında yorum yapmalarına ve bunları desteklemelerine ve Mahkeme’nin söz konusu tarihte ulusal içtihatların kesin durumunu belirlemesine ve Sözleşme anlamında meşru bir beklentinin olup olmadığına ilişkin sonuçlar çıkarmasına imkân tanıyacak olan bir çekişmeli tartışmanın konusu olmamıştır.
44. Mahkeme, elindeki mevcut deliller doğrultusunda, bu kararların o dönemde Yargıtay’ın içtihatlarını mı yoksa sadece 18. Hukuk Dairesinin içtihatlarını mı yansıttığını bilmemektedir.
45. Mahkeme, 5. Hukuk Dairesinin söz konusu dönemde 18. Hukuk Dairesinin kararlarıyla aynı doğrultuda olmayan en az bir karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, dava dosyasında, hatta Mahkeme’nin Türkiye’deki kamulaştırma konularına ilişkin verdiği hüküm ve kararlarda, YHGK’nın 2010 ile 2 Ağustos 2013 tarihleri arasında 18. Hukuk Dairesinin yeni yaklaşımını benimseyerek mi yoksa o zamana kadar kendi benimsediği yaklaşımı sürdürerek mi Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi hakkında karar verdiğini gösteren hiçbir unsur bulunmadığını gözlemlemektedir.
46. Halbuki meşru bir beklentinin tanınması, iade etme yükümlülüğü ilkesini ortaya koyan yerleşik bir içtihat gerektirmektedir (ibidem, § 88).
47. Sonuç olarak, taraflarca sunulan ve tartışılan konularda yeterli delilin olmadığı ve özellikle de önceki içtihada uygun en az bir kararın olduğu dikkate alındığında, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2010 ile 2012 yılları arasında verdiği birkaç kararın -ki başvuran zaten bu kararları dayanak olarak göstermemiştir- meşru bir beklenti oluşturabilecek bir mameleki çıkar için yeterli bir dayanak oluşturabileceği kabul edilemez.
48. Hal böyleyken, söz konusu kararların meşru bir beklentinin tanınmasına yol açabileceği bir an için düşünülse bile, Mahkeme aşağıdaki nedenlerle başvurunun yine de kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
61. Nitekim yasama organı tarafından, belirli durumlarda veya belirli bir süreden sonra, kamu yararı için kullanılmayan kamulaştırılmış bir taşınmazın geri alım hakkını çıkartacak bir hükmün getirilmesi başvuranın olası meşru beklentisine bir müdahale oluşturabilirdi, ancak bu müdahale orantısız olarak değerlendirilemezdi.
62. Mahkeme, her şeyden önce, başvuran davasını açmadan önce Temmuz 2013’te yasama organının, kamulaştırmayı yapan idarenin kamulaştırmanın amacına uygun olarak tesis, donatı veya yapılar yapmış olması ve bunları en az 5 yıl boyunca kullanmış olduğu durumlar için (başvuranın murisinin (de cujus) taşınmazıyla ilgili durumda da olduğu gibi) geri alma hakkını kaldırarak, ilk kez müdahalede bulunduğunu gözlemlemektedir. Yasama organı, davanın açılmasından birkaç ay sonra, Eylül 2014’te ikinci kez müdahale ederek bu istisnayı beş yıllık bir zaman aşımı süresiyle değiştirmiştir. Bu ikinci müdahale, ilk müdahaleden sonra zaten taşınmazını geri alamayacak olan başvuranın durumunda hiçbir değişikliğe yol açmamıştır.
49. Mahkeme, gerekçelendirmek amacıyla, içtihatların söz konusu tarihte başvuranın lehine olduğu varsayılsa bile, 18. Hukuk Dairesinin herhangi bir yasal değişiklik olmadan bu içtihatları benimseyeceğinin ya da 5. Hukuk Dairesi veya YHGK’nın Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesine ilişkin yorumlarından vazgeçeceğinin iddia edilemeyeceğini belirtmektedir. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin yerleşik içtihatlarında kazanılmış bir hak tanımadığını hatırlatmaktadır (bk. Jarre/Fransa, no. 14157/18, § 87, 15 Şubat 2024).
50. Daha sonra, Mahkeme, yasama organının müdahalelerinin, 18. Hukuk Dairesinin yaklaşım değiştirmesinin ardından Kamulaştırma Kanunu’nun 22 ve 23. maddelerinin hükümlerine daha fazla açıklık ve belirli bir tutarlılık getirmeyi amaçlaması bakımından öngörülemez olmadığını düşünmektedir.
51. Yasama organı, söz konusu hükmün idareye iade yükümlülüğü getirmediği yönündeki içtihadını terk eden 18. Hukuk Dairesi tarafından Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında 2010 yılında tanınan geri alma hakkı ilkesini sorgulamamıştır.
52. Bununla birlikte, bu ilkeyi sorgulamamakla birlikte, yasama organı başlangıçta, taşınmazın kamu yararı nedenleriyle kullanım süresinin beş yılı aştığı durumlarda bir istisna öngörmüş, ardından bu istisnayı kamu yararı nedeniyle kullanım süresine bakılmaksızın aynı kanunun 23. maddesinin 1. fıkrasında daha önce yer alan süreye benzer beş yıllık bir zamanaşımı süresi ile değiştirmiştir. Böyle bir zaman sınırının belirlenmesi, Kamulaştırma Kanunu’nun 22. maddesi kapsamındaki söz konusu iade mekanizması ile 23. maddesi kapsamındaki mekanizma arasındaki tutarlılık kaygısını giderdiği gözükmektedir. Aslında, ikinci hüküm kapsamında bir zamanaşımı süresi bulunurken ilk hüküm kapsamında bir zaman sınırının tamamen mevcut olmaması, kamu yararına uygun olarak kamulaştırılan bir taşınmazı kullanan kamulaştırma yapan idare için, taşınmazı hiç kullanmamış ve olduğu gibi bırakmış olsaydı olacağından çok daha elverişsiz bir duruma sokmak gibi paradoksal bir sonuç doğururdu; zira ikinci durumda idare zamanaşımı süresinden yararlanmaktadır.
53. Ayrıca, bu sürenin 22. maddeye dâhil edilmesi, 18. Hukuk Dairesinin yaklaşımı nedeniyle 23. maddede öngörülen sürenin aşılmasının önlenmesine hizmet etmiştir. Nitekim, taşınmazın kamu yararı amacıyla kullanıldığı durum ile olduğu gibi bırakıldığı durum arasında hiçbir ayrım yapılmayan bu yaklaşımda (bk. yukarıdaki 30 ve 32. paragraflar), kamulaştırılan ancak kullanılmayan taşınmazın eski sahibinin 22. maddeye dayanarak geri alma veya tazminat almasına olanak tanımış ve böylece 23. maddede öngörülen süre sınırının anlamsız hale gelmesine yol açmıştır. Mahkeme, yasama organının 22. maddede ihtilaf konusu zaman sınırını getirirken, aynı zamanda 23. maddedeki zaman sınırının varlığını, bu hükme yeni bir paragraf ekleyerek teyit ettiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 23. paragraf).
54. Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu yasa değişikliğinin, hukuka aykırı veya makul olmayacak bir şekilde, Devletin ve kamu tüzel kişilerinin çıkarlarını korumaya ve sorumlu oldukları çıkarlara uygun olarak taşınmaz varlıklarını yönetme politikasını yürütme kabiliyetlerini korumaya hizmet ettiğini gözlemlemektedir.
55. Nitekim, kamulaştırma yoluyla usulüne uygun olarak edinilen ve bazen çok uzun yıllar boyunca (burada olduğu gibi) kamu yararına kullanılan bir mülkün yeniden satılması durumunda, yetkili makamlar eski malike, bazı durumlarda satış fiyatının çok büyük bir kısmına karşılık gelebilecek olan, gerçekleşen sermaye kazancını ödemek zorunda bulacaklardır. Böyle bir durum özellikle önemli bir kısıtlama teşkil edecektir, çünkü yetkililer artık ihtiyaçlarını karşılayamayan bir mülkün satışı durumunda, satıştan elde edilen gelirle eşdeğer başka bir mülk edinme konumunda olmayacaklardır.
70. Başvuranla ilgili olarak Mahkeme, kamulaştırma sırasında başvuranın murisinin (de cujus) taşınmazının piyasa değerine tekabül eden bir tazminat aldığını ve bu tazminatın miktarının çekişmeli yargı süreçleri sonrasında belirlendiğini gözlemlemektedir.
71. Mahkeme, taşınmazın 37 yıldır murise (de cujus) ait olmadığını ve ne murisin ne de başvuranın en azından 2010 yılına kadar taşınmazla ilgili herhangi bir hakka sahip olmadığını (idarenin artık taşınmazı kullanmaması durumunda geri alma hakkı da dâhil olmak üzere) tespit etmektedir.
72. Başvuranın amacı, 2010 yılından itibaren (yani kamulaştırmadan 33 yıl sonra) Yargıtay’ın dairesinin yaklaşım değişikliği sayesinde değerinde meydana gelen artışı elde etmekti; bu durum, başvuran tarafından bir anda on milyonlarca avroyu almasına imkân tanıyacak bir fırsat olarak algılanmış olabilir (bk. mutatis mutandis, Dabanlı/Türkiye (k.k.), no. 22789/19, § 58, 30 Mart 2021 ve IS-Institut Stanislas, OGEC Saint-Pie X ve Blanche de Castille ve diğerleri/Fransa, no. 42219/98 ve 54563/00, §§ 69 ve 71, 27 Mayıs 2004).
56. Son olarak Mahkeme, Sözleşme’nin, kamulaştırılan taşınmazın kamu yararına belirli bir süre kullanıldıktan sonra idarenin taşınmazı elden çıkarmaya karar vermesi halinde, taşınmazın geri verilmesini hiçbir şekilde gerektirmediğini hatırlatmaktadır. Devletler böyle bir hak tanımakta serbest olmakla birlikte, ekonomik ve bütçesel hususları göz önünde bulundurarak bu hakka belirli koşullar ekleyebilecekleri gibi, gerektiğinde söz konusu koşulları değiştirme imkânına da sahiptirler. Nitekim, yasama organının yürürlükteki kanunlardan doğan hakları, geriye dönük olsa dahi, yeni hükümler yoluyla medeni hukuk konularında düzenlemesine hiçbir engel bulunmamaktadır (Aielli ve diğerleri/İtalya (k.k.), no. 27166/18 ve 27167/18, § 45, 10 Temmuz 2018). Aynı durum öncelikle (a fortiori) içtihat hukuku açısından da geçerli olmalıdır.
57. Tüm bu unsurlar dikkate alındığında, başvuranın Sözleşme bağlamında meşru bir beklentiye sahip olduğu ve diğer kabul edilebilirlik koşullarının yerine getirildiği varsayılsa dahi, Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği adil dengenin bozulmadığı kanaatine varmaktadır.
58. Sonuç olarak, başvurunun kabul edilemez olduğuna ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 27 Şubat 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan