AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 31710/07
Rahime ÖZKAN / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 4 Aralık 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 18 Temmuz 2007 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY ve OLGULAR
1. Başvuran Rahime Özkan, 1921 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Başvuran, 1 Nisan 2008 tarihinde hayatını kaybetmiştir. İsimleri mevcut kararın ekinde bulunan başvuranın mirasçıları davaya devam etmek istediklerini dile getirmişlerdir. Başvuranın mirasçıları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat S.N. Kejanlı tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Kadastro Mahkemesi Önünde Başvuran Tarafından Açılan Dava
4. 1967 yılında Kadastro Birimi tarafından gerçekleştirilen çalışmaların ardından, Diyarbakır’da bulunan bir taşınmaz (Alipınar Mahallesi - 28 nolu parsel), Hazineye ait olarak Kadastro Komisyonu tarafından tescil edilmiştir.
5. Başvuran, 24 Ekim 1968 tarihinde Diyarbakır Kadastro Mahkemesine (“Kadastro Mahkemesi”) başvurarak, ihtilaf konusu parselin bir kısmıyla ilgili olarak Kadastro Komisyonunun vardığı sonuçların iptaline yönelik dava açmıştır.
6. Kadastro Mahkemesi, 26 Haziran 1997 tarihinde, başvuranın lehine bir karar vermiştir. Bununla birlikte, Kadastro Mahkemesi, ihtilaf konusu taşınmazın tazminat ödenmeksizin Savunma Bakanlığı tarafından kadastro çalışmalarının ardından kamulaştırıldığı kanısına vararak, bu taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiş ve başvuranın ve diğer mülk ortaklarının bir tazminat elde etmek amacıyla yetkili mahkemeye başvurma hakkını saklı tutmuştur.
7. Davalı idarenin temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay, 27 Mart 1998 tarihinde, davanın yeterli bir incelemeye tabi tutulmadığı gerekçesiyle, Kadastro Mahkemesinin kararını bozmuştur.
8. Kadastro Mahkemesi, 12 Mayıs 2000 tarihinde, başvuranın lehine bir karar vermiş ve ihtilaf konusu taşınmazın ilgili ve diğer mülk ortakları adına tescil edilmesine hükmetmiştir.
9. Yargıtay, 21 Eylül 2000 tarihinde, Kadastro Mahkemesinin kararını bozmuş ve söz konusu mahkemenin başvuranın davasını reddetmesi ve ihtilaf konusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermesi gerektiği sonucuna varmıştır.
10. Başvuran, bu kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran, kararın hüküm kısmında kendisinin bir kamulaştırma bedeli elde etmek amacıyla yetkili mahkemeye başvurabileceğinden bahsedilmesini talep etmiştir.
11. Yargıtay, 26 Ocak 2001 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
12. Bozma kararı üzerine karar veren Kadastro Mahkemesi, 27 Nisan 2001 tarihinde, bozma kararına uymuş ve başvuranın talebini reddetmiştir. Kadastro Mahkemesi aynı zamanda, başvuranın kararının hüküm kısmında, tazminat elde etmek amacıyla yetkili mahkemeye başvurabileceğinden bahsedilmesine ilişkin talebinin Yargıtay tarafından daha önce reddedildiği ve Yargıtay’ın kararının davanın esasıyla ilgili olduğu kanaatine vararak, bu talebi reddetmiştir.
13. Yargıtay, 12 Kasım 2001 tarihinde Kadastro Mahkemesinin kararını onamıştır.
14. Başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi, 26 Şubat 2002 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir.
B. Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tazminat Davası
15. Başvuran, 26 Haziran 1997 tarihli Kadastro Mahkemesi kararına atıfta bulunarak, 9 Eylül 1997 tarihinde, ihtilaf konusu taşınmazla ilgili kamulaştırmasız el atmaya ilişkin zararın tazmin edilmesi amacıyla Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) önünde tazminat davası açmıştır.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Mart 2006 tarihinde başvuranın davasını reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın atıfta bulunduğu 26 Haziran 1997 tarihli kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu ve ardından, Kadastro Mahkemesinin 27 Nisan 2001 tarihli kararla başvuranın davasını reddettiğini ve bu kararın 20 Mart 2002 tarihinde kesinleştiğini tespit etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi böylelikle, yalnızca maliklerin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açma ehliyetine sahip oldukları ve başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın maliki olmadığı kanısına vararak, başvuranın talebini reddetmiştir.
17. Bu karar, 12 Ekim 2006 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
18. Başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi, 29 Ocak 2007 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir.
ŞİKÂYETLER
19. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, tazminat ödenmeksizin taşınmazından yoksun bırakıldığını iddia etmektedir. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine dayanarak, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. İlk Görüş
20. Mahkeme, davanın kendisi önünde derdest olduğu sırada, başvuranın 1 Nisan 2008 tarihinde hayatını kaybettiğini kaydetmektedir. İsimleri mevcut kararın ekinde yer alan ilgilinin mirasçıları, 26 Temmuz 2017 tarihinde Yazı İşleri Müdürlüğüne ulaşan bir yazıyla, davaya devam etmek istediklerini ifade etmişlerdir. Söz konusu mirasçıların müteveffa adına davayı sürdürme ehliyetine sahip olduklarına itiraz edilmemekte ve Mahkeme, başka türlü bir karar vermek için herhangi bir gerekçe görmemektedir (bk., diğer kararlar arasından, Malhous/Çek Cumhuriyeti (k.k.) [BD], No. 33071/96, AİHM 2000‑XII). Uygulamaya ilişkin nedenlerle, mevcut kararda bununla birlikte, hâlihazırda Rahime Özkan’ın mirasçılarının bu ehliyete sahip olarak değerlendirilmesi gerekse bile, Rahime Özkan “başvuran” olarak belirtilmeye devam edecektir.
B. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
21. Başvuran, tazminat ödenmeksizin taşınmazından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir.
22. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra, kesinleşmiş yerel kararın başvuranın ihtilaf konusu mülkün maliki olmadığının onaylandığı, 26 Şubat 2002 tarihli Yargıtay kararı olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı ay süre kuralına uyulmadığını iddia etmektedir. Hükümete göre, Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın maliki olup olmadığı hususunun Yargıtay’ın 26 Şubat 2002 tarihli kararıyla kesin olarak incelenmesi nedeniyle, bu hususu değerlendirmemiştir. Bu nedenle, 18 Temmuz 2007 tarihinde yapılan başvuru, süresinden sonra sunulmuştur.
23. Başvuran, başvurunun Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren gereken altı aylık süre içinde yapıldığını ve dolayısıyla, başvurunun süresinden sonra sunulmadığını ileri sürmektedir.
24. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, yalnızca iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından ve kesinleşmiş yerel karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, bir yandan, iç hukuk yollarının tüketilmesine ve diğer yandan, altı aylık süreye ilişkin olarak Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen kuralların birbiriyle yakından ilişkili olduğunu hatırlatmaktadır. Böylelikle, bu hükmün gereklerini yerine getirmeyen bir hukuk yolunun kullanılması, “kesinleşmiş karar” tarihini belirlemek veya altı aylık sürenin başlangıç noktasını hesaplamak amacıyla Mahkeme tarafından dikkate alınamayacaktır (Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, § 75, 5 Temmuz 2016). Aynı şekilde, bir başvuranın, görünüşte mevcut olan bir hukuk yolunu kullanması, ancak ardından bu yolu etkisiz kılan koşulların var olduğunun farkına varması halinde, başvuranın ilk kez bu durumun farkına vardığı ya da varmış olması gerektiği tarihin, altı aylık sürenin başlangıç noktası olarak değerlendirileceği belirtilebilmektedir (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90 ve diğer 8 başvuru, § 157, AİHM 2009).
25. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın maliki olup olmadığı hususunun Kadastro Mahkemesi önünde görülen yargılama sırasında kesin olarak incelendiğini saptamaktadır. Kadastro Mahkemesi, başlangıçta 26 Haziran 1997 tarihli kararla, başvuranın lehine bir karar vermiş olsa bile, bu karar daha sonra Yargıtay tarafından bozulmuştur. Ardından, Kadastro Mahkemesi, 27 Nisan 2001 tarihinde, başvuranın talebini reddetmiş ve başvuranın tazminat elde etmek amacıyla yetkili mahkemeye başvurma hakkını saklı tutmaksızın ihtilaf konusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir. Bu karar, daha sonra Asliye Hukuk Mahkemesinin de tespit ettiği üzere, 20 Mart 2002 tarihinde kesinleşmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın maliki olup olmadığı hususunda yeniden karar verememesi sebebiyle, yalnızca kamulaştırmasız el atma nedeniyle bir tazminat elde edilmesine ilişkin başvuranın talebinin reddedilmesini haklı göstermek için Kadastro Mahkemesinin vardığı sonucu yinelemiştir (yukarıda 16. paragraf).
26. Bu koşullarda, Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açılan tazminat davasının Kadastro Mahkemesinin 27 Nisan 2001 tarihli kararının kesinleştiği 20 Mart 2002 tarihinden itibaren başarısızlığa uğradığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, Asliye Hukuk Mahkemesinin önünde açılan davanın sonunda verilen karar altı aylık sürenin hesaplanması için dikkate alınamaz.
27. Başvurunun 20 Mart 2002 tarihinin ardından altı aydan fazla bir süre sonra Mahkemeye sunulması nedeniyle, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki şikâyeti süresinden sonra sunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşme’nin 6 ve 13. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
28. Başvuran, ulusal mahkemeler önünde yürütülen “yargılamaların sonunda herhangi bir sonuç elde edememesinden” şikâyet etmektedir. Başvuran böylelikle, başka ayrıntılı bilgi vermeksizin, adil bir yargılamadan yararlanamadığını belirtmektedir. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 13. maddesinin gereklerine aykırı olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki şikâyetini ileri sürmek için etkin bir hukuk yoluna sahip olmamasından şikâyetçi olmaktadır.
29. Kadastro Mahkemesi önünde yürütülen yargılamaya ilişkin olarak, Mahkeme, bu davada verilen son yerel kararın Yargıtay’ın 26 Şubat 2002 tarihli kararı olduğunu ve bu kararın 20 Mart 2002 tarihinde kesinleştiğini tekrarlamaktadır. Bu nedenle, başvuranın şikâyetleri Kadastro Mahkemesinde açılan davayla ilgili olması nedeniyle süresinden sonra sunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
30. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın esasen yerel mahkemeler önünde yürütülen davanın sonucundan şikâyet ettiği kanısına varmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, ulusal bir mahkemenin başka bir karardan ziyade bu türden bir kararı vermesini sağlayan fiili ve hukuki unsurları bizzat değerlendiremeyeceğini, aksi takdirde, üçüncü veya dördüncü derece mahkemesi hâkiminin yerine geçebileceğini ve görevinin sınırlarını göz ardı edebileceğini hatırlatmaktadır (bk., diğer birçok karar arasından, Melich ve Beck/Çek Cumhuriyeti, No. 35450/04, § 48, 24 Temmuz 2008). Oysa somut olayda, Mahkemenin, başvuranın bütün iddialarını sunabildiği yargılamanın adil olmadığını düşündürebilecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca, yargılamanın yürütülmesinde herhangi bir keyfilik belirtisi saptamamaktadır.
31. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin tespitlerini dikkate alarak, Sözleşme’nin 13. maddesi açısından davanın incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır; 13. maddenin gereklilikleri gerçekte, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerinden daha az katıdır ve somut olayda bu hükme ilişkin gerekliliklerin içinde yer almaktadır (bk., örnek olarak, Hentrich/Fransa, 22 Eylül 1994, § 65, A serisi No. 296‑A).
32. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 17 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Başvuranın Mirasçılarının Listesi
1. Mesnet Kardaş
2. Muazzez Çiçek
3. Münevver Kaymak
4. Mehmet Ali Özkan
5. Sabri Remzi Özkan
6. Şahide Özkan
7. Filiz Aslan
8. Mehmet Zeyyat Özkan
9. Afitap Özkan
10. Mehmet Yavuz Özkan
11. Mehmet Sıddık Özkan
12. Bünyamin Özkan
13. Adnan Özkan
14. Meral Özkan
Full & Egal Universal Law Academy