AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA VE KAYITTAN DÜŞÜRME KARARI
Başvuru No. 15869/09
Ahmet Tuncay ÖZKAN/Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Kasım 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 24 Şubat 2009 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından 11 Eylül 2019 tarihinde sunulan ve Mahkemeyi başvuruyu kayıttan düşürmeye davet eden deklarasyonu ve başvuran tarafın bu deklarasyona yönelik cevabını dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
Başvuran Ahmet Tuncay Özkan, Türk vatandaşı olup, 1966 doğumludur ve İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat A. Çörtoğlu tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Terör örgütü üyesi olduğundan ve bu örgüt adına faaliyetler yürüttüğünden şüphelenilen başvuran, 23 Eylül 2008 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 27 Eylül 2008 tarihinde, başvuranı dinledikten sonra ilgiliyi Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde görevli nöbetçi hâkim huzuruna çıkarmıştır ve söz konusu hâkim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine 8 Mart 2009 tarihinde sunulan iddianameyle, başvuranı Ergenekon adıyla bilinen suç örgütünün aktif üyesi olmakla suçlamıştır.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Mart 2014 tarihinde başvuranın tahliye edilmesine karar vermiştir.
Taraflar, ceza yargılamasının sonucuna ilişkin herhangi bir belge sunmamışlardır.
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3 ve 4. fıkralarını ileri sürerek, tutukluluk süresinden ve kendi iddiasına göre, tahliye taleplerinin incelenmesi sırasında çekişmeli yargılamanın yapılmamasından şikâyet etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 5. Maddesinin 4. Fıkrası Bağlamındaki Şikâyet Hakkında
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, tutukluluk halinin devamına itiraz etmek için iç hukukta etkin bir başvuru yoluna sahip olmamasından şikâyet etmektedir.
Dostane çözüm amacıyla yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Hükümet, 11 Eylül 2019 tarihli yazıyla, söz konusu başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı deklarasyon metnini Mahkemeye sunmuştur. Hükümet ayrıca, Mahkemeyi, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmiştir.
Deklarasyon metni şu şekildedir:
“ Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, mevcut davada, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 11 Nisan 2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 20. maddesinin, savcının mütalaasının şüphelilere tebliğ edilmemesine ilişkin sistematik sorunları düzelttiğini hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, değişiklikle birlikte, savcının mütalaasının şüpheliye, davalıya veya yasal temsilciye tebliğ edileceğini vurgulamaktadır.
Dolayısıyla, Mahkeme önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran Ahmet Tuncay Özkan’a, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararları ve masraf ve giderler karşılığında 450 avro (dörtyüzelli avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kararın tebliğ tarihini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulması anlamına gelecektir. ”
Başvuran taraf, 7 Ekim 2019 tarihli yazıyla, deklarasyon metninde yer alan şartlardan memnun olmadığını belirtmiştir.
Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, yargılamanın her aşamasında, dava koşullarının bu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde yer alan durumlardan biri ile sonuçlanması durumunda başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebileceğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, davanın kayıttan düşürülmesine şu durumda imkân vermektedir:
“ (...) Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka nedenden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse. ”
Mahkeme ayrıca, başvuran, davanın incelenmesinin sürdürülmesini talep etse bile, davalı Hükümetin tek taraflı deklarasyonuna dayalı olarak 37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi gereğince, bazı koşullarda, başvurunun kayıttan düşürülebileceğini hatırlatmaktadır.
Mahkeme bu amaçla, deklarasyon metnini, özellikle Tahsin Acar kararında (Tahsin Acar/Türkiye (öncelikli sorun) [BD], No. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, WAZA Sp. z o.o./Polonya (k.k.) No. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), No. 28953/03, 18 Eylül 2007) ortaya konulan içtihadında yer alan ilkeler ışığında incelemiştir.
Mahkeme, tutukluluğa itiraz etmek için etkin bir hukuk yolunun bulunmaması bağlamındaki şikâyetlere ilişkin olarak Türkiye hakkında açılan davaların da dâhil olduğu birçok davada kendi uygulamasını ortaya koymuştur (bk., örnek olarak, Cahit Demirel /Türkiye, No. 18623/03, §§ 29-34, 7 Temmuz 2009, ve Altınok/Türkiye, No. 31610/08, §§ 34-61, 29 Kasım 2011).
Mahkeme, Hükümetin deklarasyonunda yer alan imtiyazların niteliğini ve tazminat olarak önerilen meblağı - bu meblağ benzer davalarda ödenen meblağlara uygundur - göz önünde bulundurarak, başvurunun bu kısmının incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin bulunmadığı kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi).
Ayrıca Mahkeme, yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında ve bu yöndeki içtihadının açık ve çok sayıda oluşunu göz önünde bulundurarak, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, bu şikâyetin incelenmesinin sürdürülmesini gerekli kılmadığı kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesi (in fine)).
Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyonundaki taahhütleri yerine getirmemesi halinde Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvurunun yeniden kayıt altına alınabileceğinin altını çizmektedir (Josipović/Sırbistan (k.k.), No. 18369/07, 4 Mart 2008).Sözleşme’nin 5. Maddesinin 3. Fıkrası Bağlamındaki Şikâyet Hakkında
Hükümet, başvuranın tutukluluk süresi bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak, ilgiliyi iç hukuk yollarını tüketmemekle suçlamaktadır. Bu hususta, Hükümet, başvuranın, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını ifade etmektedir.
Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş bildirmemektedir. Başvuran yalnızca, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişikliklerinin ardından, ulusal hukuk sisteminde, Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunun düzenlendiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu yeni başvuru yolunu daha önce Hasan Uzun/Türkiye ((k.k.), No. 10755/13, §§ 25‑27, 30 Nisan 2013) davası kapsamında incelediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu yeni hukuk yolunun temel yönlerini incelemesinin ardından, söz konusu hukuk yolunun, kendisine, ilke olarak, Sözleşme’ye ilişkin şikâyetler hakkında uygun bir telafi sağlayacak bakış açıları sunmadığını belirtme imkânı verecek herhangi bir unsurun bulunmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, bu korumanın sınırlarını denetlemenin, mağdur olduğunu iddia eden kişiye ait olduğu sonucuna varmıştır (ibidem, § 69). Sözleşme’nin 5. maddesi bağlamındaki şikâyetlere ilişkin olarak, Mahkeme, Koçintar/Türkiye ((k.k.), No. 77429/12, §§ 44, 1 Temmuz 2014) davasında, şu sonuca vardığını hatırlatmaktadır: Mahkeme, Anayasa Mahkemesi önündeki başvuru yolunun tutuklu kişinin tahliye edilmesine yol açabileceğini tespit etmesinin ardından, bu hukuk yolunun, tutukluluk süresine ilişkin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyet için uygun bir telafi sağlayacak nitelikte olduğu ve başarı sağlayacak makul bakış açıları sunduğu kanısına varmış ve bu yeni hukuk yolunun kullanılmaması nedeniyle bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Ardından, Mahkeme birçok defa, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında kullanılacak bir hukuk yolu olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır (bk., diğer kararlar arasından, Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 50, 28 Ekim 2014, Iğsız/Türkiye (k.k.), No. 16086/12, §§ 24-28, 3 Mart 2015, Levent Bektaş/Türkiye, No. 70026/10, §§ 42-44, 16 Haziran 2015, Sakkal ve Fares/Türkiye (k.k.), No. 52902/15, §§ 45-64, 7 Haziran 2016, ve Mercan/Türkiye (k.k.), No. 56511/16, §§ 17-30, 8 Kasım 2016).
Mahkeme dolayısıyla, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, söz konusu hukuk yolunun, tutukluluk süresine ilişkin başvuranın şikâyeti için uygun bir telafi sağlayacak nitelikte olmadığını ve başarı sağlayacak makul bakış açıları sunmadığını belirtmesine imkân verecek herhangi bir unsura sahip değildir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmakla yükümlü olduğu, ancak başvuranın bu yolu tüketmediği kanısındadır.
Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmını reddetmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin deklarasyonunda yer alan, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ile ilgili açıklamaları ve verilen taahhütlere riayet edilmesini sağlamak için öngörülen özel koşulları dikkate almaya;
Başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy