AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 2727/21
Hakkı ÖZSOY ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 23 Mayıs 2023 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 18 Aralık 2020 tarihli başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran tarafların listesi, ekte yer almaktadır.
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların murisi (de cujus) Afyonkarahisar’da bulunan, 37.312,50 m2’lik bir alana sahip olan bir tarlanın malikidir. Bu taşınmaz, 955 parsel numarası ile söz konusu muris adına tapu siciline tescil edilmiştir.
4. Söz konusu taşınmaz, 27 Ocak 2006 tarihinde, Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılmıştır.
5. Başvuranlar, 1 Mayıs 2007 tarihinde, bu taşınmazı miras almışlardır.
6. Başvuranlar, 2013 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığından, özellikle taşınmazlarının kentsel gelişim nedeniyle arsa statüsü kazandığını ileri sürerek, mülklerinin kamulaştırılmasını talep etmişlerdir.
7. İdare, 14 Kasım 2013 tarihinde, ilgililere, herhangi bir bütçe kaynağının bulunmaması nedeniyle, taleplerinin reddedildiğini bildirmiştir.
8. Başvuranlar, 10 Ocak 2014 tarihinde, avukatları aracılığıyla, Afyonkarahisar İdare Mahkemesi nezdinde idare hakkında tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar, mülklerini kullanmadıklarını iddia etmişler ve taşınmazlarının kamulaştırılmaksızın, “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılması nedeniyle, mülkiyet haklarının özünün boşaltıldığını ileri sürmüşlerdir.
9. İdare Mahkemesi, 20 Mayıs 2015 tarihinde, başvuranların talebini kısmen kabul etmiştir. İdare Mahkemesi, 14 Kasım 2013 tarihli idari kararı kaldırmış ve ilgililere taşınmazın değerine karşılık gelen bir tazminatın ödenmesine karar vermiştir. İdare Mahkemesi bir yandan, söz konusu taşınmazın “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılmasının başvuranların mülklerini kullanma haklarını kaybetmelerine neden olduğunu, diğer yandan, ilgililerin mülklerinin durumuna ve mülklerinin idare tarafından muhtemelen kamulaştırılabileceği tarihe ilişkin olarak belirsizlik içinde kaldıkları ve son olarak, bu durum nedeniyle belirli bir zarara uğradıkları kanaatine varmıştır.
10. Danıştay, 21 Kasım 2016 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, davanın koşullarında, idarenin yasal olarak başvuranların mülklerini kamulaştırmakla yükümlü olmadığı ve sonuç olarak, ilgililer açısından, söz konusu taşınmazın fiilen kamulaştırılmasından doğan bir zararın söz konusu olduğunun belirtilmesinin mümkün olmadığı kanısına varmıştır. Danıştay, ilgili Kanun’un “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılan bir mülkün başka bir mülkle takas edilmesi imkânını öngördüğünü eklemiştir. Danıştay, son olarak, temyiz edilen kararın herhangi bir usulsüzlük içermediği kanaatine varmıştır.
11. Başvuranlar, 8 Mart 2018 tarihinde, Afyonkarahisar Valiliğinden, Hazineye ait ve takas için uygun olan taşınmazların listesini talep etmişlerdir.
12. Valilik Muhasebe Müdürlüğü, 14 Mart 2018 tarihinde, başvuranlara aşağıda belirtilen taşınmazların takas için uygun olduğu yönünde cevap vermiştir:
Afyonkarahisar Merkezi:
- 3764 no.lu parsel: 98,34 m2
Afyonkarahisar-Başmakçı:
- 1 no.lu parsel - 270 ada : 519,34 m2
- 8 no.lu parsel - 270 ada : 523,91 m2
- 9 no.lu parsel - 270 ada : 516.96 m2
- 10 no.lu parsel - 270 ada : 520,03 m2
- 11 no.lu parsel - 270 ada : 519,57 m2
- 12 no.lu parsel - 270 ada : 519,58 m2
- 13 no.lu parsel - 270 ada : 519,59 m2
13. Başvuranlar, Danıştay nezdinde 21 Kasım 2016 tarihli karara ilişkin karar düzeltme başvurusunda bulunmuşlardır (yukarıda 10. paragraf). Danıştay, 11 Nisan 2018 tarihinde, söz konusu karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
14. Afyonkarahisar İdare Mahkemesi, 17 Temmuz 2018 tarihli kararla, Danıştayın kararına uymuş ve başvuranların taleplerini reddetmiştir.
15. Danıştay, 25 Aralık 2019 tarihinde, bu kararı bütün hükümleriyle onamıştır.
16. Bu karar, herhangi bir karar düzeltme başvurusunun sunulmaması nedeniyle kesinleşmiştir.
17. Başvuranlar tarafından kendisine bireysel başvuru sunulan Anayasa Mahkemesi de 23 Haziran 2020 tarihinde, ilgililerin taleplerini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yargılamanın adilliği hususunu inceleyerek, bir yandan, başvuranların şikâyetlerinin hukukun yorumlanması ve davanın esasına bakan mahkemeler tarafından delil unsurlarının değerlendirilmesi ve yargılamanın sonucuyla ilgili olduğu ve diğer yandan, mahkemelerin keyfi bir değerlendirmede bulunmadıkları veya açık değerlendirme hatası yapmadıkları kanaatine varmıştır. Başvuranların ileri sürdükleri, mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, ilgililerin sahip oldukları hukuk yollarının tamamını kullanmadıkları gerekçesiyle, bu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İLGİLİ ULUSAL HUKUKİ ÇERÇEVE VE UYGULAMASI
18. 21 Temmuz 1983 tarihli 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 5. maddesi, sınıflandırılan tüm taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının özel mülkiyet kapsamına girse bile, "Devlet malı" olarak kabul edilmesini öngörmektedir.
19. Söz konusu Kanun’un 6. maddesine göre, korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları, diğerlerinin yanı sıra, şunlardır:
- Sınıflandırılan tabiat varlıkları ve 19. yüzyılın sonuna kadar yapılmış taşınmazlar;
- 19. yüzyılın sonundan itibaren yapılmış olup, miras önemi taşıması nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından korunması istenen taşınmazlar;
- Sınıflandırılan bir sit alanının[1] içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları[2];
- Ulusun tarihinde önemli olaylara sahne olduğu kabul edilen bina ve alanlar.
20. Bu Kanun’un hükümlerinin uygulanması, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu tarafından sağlanmaktadır.
21. Bu Kanun’un 9. maddesi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’nun kararlarına aykırı olarak, koruma altındaki taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin her türlü değişikliği -inşaat işlemi, fiziki müdahale veya yer değişikliği- yasaklamaktadır. Onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, kazı ve benzeri işler fiziki müdahale olarak kabul edilmektedir.
22. Söz konusu Kanun’un 11. maddesi uyarınca, koruma altındaki varlıkların malikleri, mülkiyet haklarının kullanımının bu Kanun’un hükümlerine aykırı olmaması şartıyla bu haklarını kullanmaya devam edebilmektedirler.
23. Bu Kanun’un 13. maddesi, Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kültür ve tabiat varlıkları kapsamına giren taşınmazların, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan gerçek kişilere satılamayacağını öngörmektedir.
24. Söz konusu Kanun’un 15. maddesinin a) fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“a) Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzel kişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun olarak kamulaştırılır.”
25. Aynı hükmün f) fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Sit alanı” ilan edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, (...) başka Hazine arsa veya arazileri ile (...) değiştirilebilir.”
26. 8 Şubat 1990 tarihli Yönetmelik, 21 Temmuz 1983 tarihli Kanun’un 15. maddesinin f) fıkrasının uygulanma koşullarını belirtmektedir. Bu Yönetmeliğin 5. maddesine göre, ilgili Kanun tarafından öngörülen takas prosedürü kapsamına giren arkeolojik sit alanları, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile iş birliği halinde Maliye Bakanlığı tarafından seçilmektedir. Sit alanı belirlendiğinde ve buna ilişkin kararın ilk yayımlandığı tarihten itibaren, ilgili varlığın maliki, takas talebini Kültür ve Turizm Bakanlığına sunmak için altmış günlük bir süreye sahiptir. Aynı zamanda bu sürenin otuz günü geçmesinden itibaren, ikinci yayımlama öngörülmektedir.
27. 21 Temmuz 1983 tarihli 2863 sayılı Kanun’un 65. maddesi, söz konusu Kanun’un 9. maddesinin hükümlerinin ihlal edilmesi halinde, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını öngörmektedir.
28. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11 Eylül 2013 tarihli kararla, 2683 sayılı Kanun uyarınca verilen, bir mülkün “doğal sit alanı” olarak sınıflandırılması kararı nedeniyle getirilen kısıtlamaların mülkiyet hakkının özünü etkilemediği ve ilgili malikin söz konusu mülkü amacına uygun olarak kullanmasını engellemediği kanısına varmıştır.
29. Danıştayın içtihadına göre (6. Daire, E.2010/391, K.2014/1469, 28 Şubat 2014; 6. Daire, E.2011/2859, K.2012/3159, 4 Haziran 2012 ve 6. Daire, E.2012/1726, K.2013/4818, 11 Eylül 2013), 2863 sayılı Kanun, bir yandan, “kültür ve tabiat varlıkları” ile diğer yandan, “kültürel ve doğal sit alanları” arasında bir ayrım yapmıştır. Yalnızca “kültür ve tabiat varlıkları”, 15. maddenin a) fıkrasında öngörülen kamulaştırmaya tabi tutulmaktadır. “Sit alanı” olarak sınıflandırılan taşınmazlar, -1/1000 ölçekli koruma planı uyarınca kesin inşaat yasağının getirilmesi şartıyla- aynı maddenin f) fıkrasında öngörülen Hazineye ait olan taşınmazlarla takas prosedürü için uygun olmaktadır.
30. İdarenin takas talebini kabul etmeyi reddetmesi halinde, ilgili kişi, ret kararının kaldırılması amacıyla, bu karara karşı idare mahkemeleri nezdinde itiraz edebilmektedir (Danıştay, 6. Daire, 3 Mart 2010, E.2008/5884, K.2010/2065, ve E.2008/5867, K.2010/2066, takas taleplerinin incelenmesinin reddedilmesine ilişkin idari kararların kaldırılması).
ŞİKÂYETLER
31. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6, 7, 17 ve 19. maddelerini ileri sürerek, yetkili makamların, kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin, taşınmazlarının “birinci derece arkeolojik sit alanı” olduğunu belirterek, mülkiyetlerine saygı haklarına yönelik orantısız bir müdahalede bulunduklarını iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
32. Mahkeme, başvuranlar tarafından sunulan şikâyetlerin dile getirilme şekli ve esasını dikkate alarak (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018), bu şikâyetleri yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından inceleyecektir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
33. Mahkeme, öncelikle başvuranların iç hukuk yollarını tüketip tüketmedikleri hususunu incelemesinin gerekli olduğu kanısına varmaktadır.
34. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların, taşınmazlarının “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılmasına ilişkin Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kararının kaldırılmasını ilgili mahkeme nezdinde talep etmediklerini (yukarıda 4. paragraf), 25 Aralık 2019 tarihli karara ilişkin karar düzeltme başvurusunda bulunmadıklarını (yukarıda 16. paragraf) ve kendi taşınmazlarının Hazineye ait olan bir başka taşınmazla takas edilmesini talep etmediklerini ve bu talebin reddedilmesi durumunda, idare mahkemeleri nezdinde bir davanın açılmasına neden olabileceğini gözlemlemektedir.
35. Her şeyden önce, koruma planının iptaline yönelik prosedüre ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranların taşınmazlarının “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılması kararının esasına itiraz etmediklerini, ancak ilgililerin bu bağlamda kendilerine herhangi bir tazminatın ödenmemesini dikkate alarak, taşınmazlarının bu sınıflandırma nedeniyle tabi tutulduğu kısıtlamaların kendileri açısından yol açtığı sonuçlardan şikâyet ettiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu koşullarda, başvuranların Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kararına itiraz etmekle yükümlü olmadıkları kanısına varmaktadır (Scordino/İtalya (no. 2), (k.k.), no. 36815/97, 12 Aralık 2002, Rossitto/İtalya, no. 7977/03, § 19, 26 Mayıs 2009, ve Hakan Arı/Türkiye, no. 13331/07, § 28, 11 Ocak 2011).
36. Mahkeme, muhtemel bir karar düzeltme başvurusuna ilişkin olarak, Türk hukukunda, bu başvurunun itiraz edilen kararı veren mahkemeyi kendisi tarafından yapılan bir hata nedeniyle bu kararı gözden geçirmeye davet etmeyi amaçladığını kaydetmektedir. İlgili mahkeme, yalnızca taraflarca sunulan gözden geçirme başvurusuyla ilgili olarak, yeni unsurlar bulunmaksızın, aynı davaya ilişkin ikinci bir inceleme yapmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Karaduman/Türkiye, no. 16278/90, 3 Mayıs 1993 tarihli Komisyon kararı ve İsmail Çınar/Türkiye (k.k.), no. 28602/95, 13 Kasım 2003).
37. Mahkeme daha önce, Hükümete bildirilen davalarda Hükümet tarafından ileri sürülen benzer itirazları incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (örnek olarak bk. Öz/Türkiye (k.k.), no. 68447/01, 23 Ekim 2007, ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Gök ve diğerleri/Türkiye, no. 71867/01 ve diğer 3 başvuru, §§ 47-48, 27 Temmuz 2006, ve Tarman/Türkiye, no. 63903/10, § 27, 21 Kasım 2017). Mahkeme, mevcut davada farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak nitelikte herhangi bir olgunun bulunmaması nedeniyle, başvuranlardan, iç hukuk yollarının tüketilmesi amacıyla karar düzeltme başvurusunda bulunmalarının istenemeyeceği kanaatine varmaktadır.
38. Son olarak takas prosedürüne ilişkin olarak, Mahkeme, bir başvuranın birçok etkin hukuk yoluna sahip olması halinde, bu hukuk yollarından birini kullanmasının yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Moreira Barbosa/Portekiz (k.k.), no. 65681/01, 29 Nisan 2004). Ulusal hukukun, hukukun farklı alanlarının kapsamına giren birçok paralel hukuk yolunu öngörmesi halinde, bu hukuk yollarından biri aracılığıyla iddia edilen bir Sözleşme ihlalinin düzeltilmesini sağlamaya çalışan başvuran, esasen aynı amacı taşıyan diğer hukuk yollarını kullanmakla yükümlü değildir (Jasinskis/Letonya, no. 45744/08, § 50, 21 Aralık 2010). Mevcut davada, Mahkeme, başvuranlar tarafından açılan tazminat davasının ulusal mahkemeler tarafından davanın esasıyla ilgili olarak incelendiğini ve hiç kimsenin -bir başka mahkemeden daha ziyade Anayasa Mahkemesinin de- bu türden bir hukuk yolunun etkinliğine itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuranlardan iç hukuk tarafından öngörülen takas prosedürünü ayrıca başlatmaları istenemeyecektir.
39. Başvurunun esasına ilişkin olarak Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin üç farklı kural içerdiğini hatırlatmaktadır: İlk fıkranın birinci cümlesinde belirtilen ve genel bir niteliğe sahip olan ilk kural, mülkiyete saygı ilkesini belirtmekte, aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkiyetten yoksun bırakılmayla ilgili olup, bunu bazı koşullara tabi tutmaktadır; ikinci fıkrada kaydedilen üçüncü kural ise, Devletlere, diğerlerinin yanı sıra, mülklerin kullanımını kamu yararına uygun olarak düzenleme yetkisi tanımaktadır. Bununla birlikte, birbiriyle bağlantılı olmayan kurallar söz konusu değildir. İkinci ve üçüncü kurallar, mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin belirli örneklerle ilgilidir; bu nedenle de birinci kural bağlamında yer alan ilke ışığında yorumlanmalıdır (diğerler kararlar arasında bk. Mahkemenin Sporrong ve Lönnroth/İsveç (23 Eylül 1982, § 61, A serisi no.52) kararında yaptığı incelemeye ilişkin ifadelerin kısmen yeniden ele alındığı, James ve diğerleri/Fransa kararı (21 Şubat 1986 § 37, A serisi no. 98), Depalle/Fransa [BD], no. 34044/02, § 77, AİHM 2010, ve Broniowski/Polonya [BD], no. 31443/96, § 134, AİHM 2004‑V).
40. Mahkeme, mevcut davanın koşullarına dönerek, başvuranların taşınmazının Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılmasının ilgililerin mülkiyetlerine saygı haklarına yönelik bir müdahale olarak değerlendirildiği kanısına varmaktadır.
41. Mahkeme bununla birlikte, başvuranların taşınmazlarından yoksun bırakılmadıklarını ve ilgililerin söz konusu taşınmaz üzerindeki ayni haklarına zarar verilmediğini gözlemlemektedir.
42. Mahkeme sonuç olarak, bu müdahalenin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkra anlamında, taşınmazların kullanımına ilişkin düzenleme kapsamına girdiği kanaatine varmaktadır (Perinelli ve diğerleri/İtalya (k.k.), no. 7718/03, 26 Haziran 2007, Longobardi ve diğerleri/İtalya (k.k.), no. 7670/03, 26 Haziran 2007, ve Malfatto ve Mieille/Fransa, no. 40886/06 ve 51946/07, § 60, 6 Ekim 2016)
43. Mahkemenin kısa bir süre önce hatırlattığı üzere (yukarıda 39. paragraf), bu fıkra, söz konusu Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkranın ilk cümlesinde belirtilen ilke ışığında yorumlanmalıdır. Sonuç olarak, mülkiyet hakkının kullanılmasına yönelik her türlü müdahale tedbirinin, yasallık ilkesine uyması, kamu yararına uygun bir amacı izlemesi ve kamu yararının gerekleri ile kişinin temel haklarını koruma gerekliliği arasında “adil bir denge” kurması gerekmektedir. İlgili kişinin özel ve aşırı bir yüke katlanmak zorunda kalması durumunda, bu denge bozulmaktadır.
44. Bu ilkelerin bir açıklamasıyla ilgili olarak, Mahkeme, Hutten‑Czapska/Polonya ([BD], no. 35014/97, §§ 163 ila 168, AİHM 2006‑VIII) kararına atıfta bulunmaktadır.
45. Mevcut davada Mahkeme, öncelikle 21 Temmuz 1983 tarihli 2863 sayılı Kanun’dan doğan müdahalenin yasallığı ya da bölgesel planlamaya ilişkin genel politikanın ve doğal ve kültürel mirasın korunmasının kapsamına giren, bu müdahalenin amacının herhangi bir sorunu ortaya koymadığını gözlemlemektedir.
46. Ardından Mahkeme, toplumun kamu yararının önemli bir yer tuttuğu, çevre koruma ve bölgesel planlama politikalarının, Devlete yalnızca medeni haklar söz konusu olduğunda verilenden daha büyük bir takdir yetkisi verdiğini hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, arkeolojik bir değere sahip bir alanın korunması yönünde başvuranlara getirilen kısıtlamaların amacının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu yararı kapsamına girdiği kanısına varmaktadır. Bu hususta Mahkemenin, dünya çapında arkeolojik mirasın önemli bir kısmını barındıran Türkiye gibi bir ülkede, bu türden bir mirasın korunması gerekliliğinin taşıdığı temel önemi vurgulaması gerekmektedir.
47. Ayrıca Devletin, miras politikalarının uygulanmasında, kamu alanına müdahale etmesi ve hatta bazı koşullarda, taşınmazların kullanımına ilişkin düzenleme kapsamına giren durumlarla ilgili olarak tazminat ödenmemesi ilkesini öngörmesi gerekebilmektedir. Nitekim, bu türden bir tedbirin söz konusu olması halinde, herhangi bir tazminatın ödenmemesi, adil dengeye uyulup uyulmadığını belirlemek için dikkate alınacak faktörlerden biridir; ancak bu durum tek başına, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalini oluşturamayacaktır (yukarıda anılan Depallekararı, § 91).
48. Mahkeme, başvuranların tazminat talebinin ulusal mahkemeler tarafından usulüne uygun olarak incelendiğini, söz konusu mahkemelerin tarafların iddialarını çekişmeli bir şekilde dinlemelerinin ve uygun olan bütün unsurları incelemelerinin ardından, idarenin yasal olarak ilgililerin mülklerini kamulaştırmakla yükümlü olmadığı ve ilgililerin maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın tazminat hakkına yol açmadığı kanaatine vardıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, söz konusu mahkemelerin kararlarının keyfi bir nitelik taşıdığı veya açıkça mantığa aykırı olduğu sonucuna varılmasını sağlayan herhangi bir unsur tespit etmemektedir.
49. Mahkeme daha önce, bu türden davalarda, başvuranlara getirilen benzer kısıtlamaların ilgililerin mülkiyetlerine saygı haklarına yönelik orantısız bir müdahale oluşturacak nitelikte olmadığı kanısına vardığını ve özellikle bu bağlamda, ekonomik zorunluluklara, çevrenin ve doğal ve arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin değerlendirmeler karşısında öncelik verilmesinin gerekmediği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Galtieri/İtalya (k.k.), no. 72864/01, 24 Ocak 2006, yukarıda anılan Perinelli ve diğerleri kararı, yukarıda anılan Longobardi ve diğerleri kararı, Emine Tiryakioğlu/Türkiye (k.k.), no. 24404/02, 13 Mayıs 2008, Hale İneciklioğlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 30314/02, 18 Kasım 2008, ve Sinan Yıldız ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 37959/04, 12 Ocak 2010).
50. Mahkeme, mevcut davada bu görüşten ayrılmak için herhangi bir neden görmemektedir.
51. Nitekim Mahkeme öncelikle, 21 Temmuz 1983 tarihli 2863 sayılı Kanun’un hükümlerine göre, başvuranların mülkiyet haklarını kullanmaya devam edebileceklerini gözlemlemektedir. Başvuranlar, söz konusu Kanun’un hükümlerine saygı göstermeleri ve mülklerine ilişkin olası her türlü değişiklik için veya satış amacıyla idareden izin talep etmeleri şartıyla -ki bunlar, arkeolojik bir değer taşıyan bir alanın korunmasını amaçlayan kısıtlamalardır- taşınmazlarından yararlanma hakkına sahiptirler.
52. Ardından Mahkeme, başvuranların murisi (de cujus) tarafından taşınmazın kazanılması sırasında, tapu sicilinde yer alan “taşınmazın niteliği” kısmında, bu taşınmazın arsa değil, tarla olduğunun belirtildiğini tespit etmektedir (yukarıda 3. paragraf). Halbuki başvuranlar, bu taşınmazın ekilip biçildiğini kanıtlamamışlardır. Kentsel gelişimin ardından, komşu parsellerin inşaat yapılabilir bir hale gelmesi durumu, tek başına, başvuranlar açısından inşaat ruhsatının alınması yönünde meşru bir beklentiyi doğuracak nitelikte değildir, zira belirli bir alanda paylara bölme izninin verilmesi ilgili hakların oluşturulması için uygun olsa da bu durum kendiliğinden ve otomatik olarak, inşa etme hakkını beraberinde getirmemektedir.
53. Dahası, 2863 sayılı Kanun aynı zamanda, “birinci derece arkeolojik sit alanı” olarak sınıflandırılan özel taşınmazların bir başka taşınmazla takas edilebilmesini öngörmektedir. Bu türden bir prosedürün inisiyatifi, yetkili bakanlıklara ait olmasına rağmen, başvuranlar, her zaman bu prosedürden yararlanmayı talep etmek için gereken girişimlerde bulunma imkânına sahiptirler. Burada şüphesiz, ilgili kişilerin yararlandıkları ek bir güvence söz konusudur (yukarıda 24 ila 30. paragraflar).
54. Dahası Mahkeme, güçlü bir arkeolojik potansiyele sahip tarihi şehirlerde bulunan taşınmazların maliklerinin burada söz konusu olan türdeki değişikliklere tabi olduklarını kaydetmektedir. 21 Temmuz 1983 tarihli 2863 sayılı Kanun, bilinen veya tesadüfen ortaya çıkarılan taşınmaz ve taşınır arkeolojik kalıntıların korunması gerektiği yönündeki ilkeyi belirtmektedir: Yetkili makamların bu Kanun uyarınca getirilen tedbirleri almaları nedeniyle, ilgili alanlarda bulunan taşınmazların malikleri, başvuranların mevcut davada şikâyet ettikleri etkiler gibi, bu tedbirlerin muhtemelen yol açtığı zararlı etkilere bir dereceye kadar maruz kalabilmektedirler. Özellikle ilgililerin taşınmazlarının değeri azalabilmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, bu türden bir değer kaybının böylelikle, başka unsurlar bulunmadığında, tazminat hakkına yol açamayacağı (yukarıda anılan Malfatto ve Mieille kararı, § 70), zira Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin bu bağlamda bir mülkün piyasa değerini etkileyebilecek olan Devletin bütün faaliyetlerine karşı bir güvence sunmadığı kanısına varmaktadır.
55. Ayrıca Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında, ihtilaf konusu müdahalenin başvuranlara izlenen meşru amaca nazaran orantısız olduğu ortaya konulacak kadar aşırı bir yük yüklemediği kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetler açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 15 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranların Listesi
(Başvuru No. 2727/21)
No.
Adı SOYADI
Doğum / Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Hakkı ÖZSOY
1963
Türk
Afyonkarahisar
2.
Huriye NURATA
1960
Türk
Afyonkarahisar
3.
Birsen ÖZSOY
1938
Türk
Afyonkarahisar
4.
Necmiye UĞUR
1968
Türk
Afyonkarahisar
[1] Söz konusu Kanun, sit alanlarını, zamanlarının toplumu, ekonomisi veya mimarisine özgü özellikler gösteren şehir ve şehir kalıntıları olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlamaya göre, Türkiye'de, arkeolojik sit alanı, kentsel sit alanı ve doğal sit alanı olmak üzere, üç tür sit alanı bulunmaktadır.
[2] Söz konusu Kanun, bu kategoriyle ilgili olarak şu örnekleri vermektedir: Akropol, nekropol, kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler, kümbet, türbe ve kitabeler, su kemerleri, sarnıç ve kuyular, tarihi saraylar, köşkler, yalılar (deniz kenarında bulunan evler) ve konaklar ([Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan] büyük evler), camiler, sebiller, mezarlıklar, bedestenler, kapalı çarşılar, sinagoglar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar, eski anıt ve duvar kalıntıları, freskler, kabartmalar, mozaikler.