AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜMKARAR
Başvuru no. 31706/07
Tahsin ÖZTÜRK / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić, Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 2 Nisan 2019 Salı tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
19 Temmuz 2007 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR Başvuran Tahsin Öztürk, 1961 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Amasya’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde Amasya Barosuna bağlı Avukat E. Ertakuş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), ise kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir. Davanın Koşulları Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir: Başvuran, yaklaşık 21 yıl İsviçre’de ikamet ettikten sonra 2000 yılında Türkiye’ye dönüş yapmış ve yanında getirdiği yurtdışında kayıtlı arabası 5 Mayıs 2000 tarihinde gümrük deposuna gönderilmiştir. Başvuran aynı tarihte Gümrük Müdürlüğüne başvurarak, somut tarihte yürürlükte olan mevzuat uyarınca arabasının gümrük vergisinden muaf tutulmasını talep etmiştir. 6 Haziran 2001 tarihinde idare, başvuranın gümrük vergisi muafiyeti için gereklilikleri yerine getirmediği gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. İdare bu bağlamda, başvuranın 2000 yılında Türkiye’de altı aydan uzun süre kaldığına kanaat getirmiştir. Başvuran, 22 Haziran 2001 tarihinde, 6 Haziran 2001 tarihli idari işlemin iptali için Ankara İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. 28 Mayıs 2002 tarihinde İdare Mahkemesi, başvuranın yurtdışında kayıtlı arabasına ilişkin olarak gümrük vergisi muafiyeti hakkı olduğuna hükmederek 6 Haziran 2001 tarihli idari işlemin iptaline karar vermiştir. Özellikle, başvuranın 14 Temmuz 2000 tarihli 22 günlük süre boyunca dinlenmesi gerektiğini belirten sağlık raporuna sahip olması sebebiyle, bu sürenin Türkiye’de 2000 yılında geçirdiği 200 günlük süreden düşülmesi gerektiği belirtilmiştir. 26 Haziran 2002 tarihinde başvuranın arabası açık artırmaya çıkarılmış ve üçüncü bir tarafa satılmıştır. Ancak açık artırma sonrası elde edilen para başvurana ödenmemiştir. Danıştay, 24 Şubat 2004 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararını onamıştır. Danıştay, 12 Temmuz 2006 tarihinde idarenin karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bu süreçte başvuran arabasının iade edilerek veya açık artırmadan elde edilen paranın yasal faizi ile birlikte kendisine ödenerek 28 Mayıs 2002 tarihli İdare Mahkemesi kararının icra edilmesi amacıyla 4 Şubat 2003 ile 10 Ocak 2007 tarihleri arasında çeşitli günlerde idareye başvurmuştur. 7 Kasım 2006 ve 16 Mayıs 2007 tarihli yazılarla idare, özellikle ihtilaf konusu kararın arabanın iadesini veya açık artırmadan elde edilen paranın ödenmesini öngörmediğine kanaat getirerek başvuranın taleplerini reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama Tazminat Komisyonuna ilişkin iç hukuk ve uygulama ile ilgili açıklamalar (bkz. aşağıda § 16) Demiroğlu ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013) kararında yer almaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılamalar Usulü Kanununun 12. maddesi uyarınca, idari işlem sebebiyle zarar gören şahıslar, idare mahkemeleri nezdinde “tam yargı davası” açabilir veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilirler. İlk önce iptal davası açıp bu davanın karara bağlanması üzerine, gerekli süre içerisinde tam yargı davası açabilirler.
ŞİKÂYET Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi kapsamında, yetkililerin, arabasını iade etmeyerek veya açık artırmadan elde edilen parayı yasal faiz ile birlikte kendisine ödemeyerek İdare Mahkemesinin kararına uymadığından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla Türkiye’de Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, dolayısıyla, başvuranın Tazminat Komisyonuna herhangi bir başvuru yapmamış olmaları nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca başvuranın idare mahkemeleri nezdinde tam yargı davası açmadığını belirtmiştir. Bu bağlamda Hükümet, başvurana benzer bir durumda yurtdışında kayıtlı arabasının idarece açık artırmada satılmasının ardından şahıs lehine tazminata hükmedilen bir ilk derece mahkemesi kararını onayan 27 Haziran 2008 tarihli Danıştay kararını ibraz etmiştir. Başvuran, yerel mahkeme kararlarının icra edilmemesi sebebiyle Devlete karşı daha fazla dava açmasının kendisinden beklenemeyeceğini ileri sürmüştür. Mahkeme, başvuranın, arabasına ilişkin olarak gümrük muafiyeti talebinin reddedilmesinin ardından, İdare Mahkemesi nezdinde dava açarak bu kararın iptalini talep ettiğini gözlemlemektedir. İdare Mahkemesi kararı daha sonra Danıştay tarafından onanmıştır. Ancak, araba açık artırmada satılmış olması sebebiyle başvurana iade edilmemiş ve ihtilaf konusu karar icra edilmemiştir. Ayrıca, başvuran arabasının değerine karşılık gelen tutarı geri alamamıştır. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi ve Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında somut davada ortaya çıkan esas sorunların ihtilaf konusu kararın icra edilmeyişi ve başvurana, arabası açık artırmada satıldıktan sonra arabasının değerine karşılık gelen bir meblağın ödenmemesi olduğu kanaatindedir. İhtilaf konusu kararın icra edilmeyişi hususunda Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun uygulanmakta olduğunu dikkate alır. Ardından, Mahkeme Demiroğlu ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yetkililerin mahkeme kararlarını icra etmemesine ilişkin şikâyetler bakımından, muhtemel surette (a priori) erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 17) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Demiroğlu ve diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın ihtilaf konusu kararın icra edilmemesine ilişkin şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır. Başvurana arabasının değerine karşılık gelen meblağın ödenmemesine yönelik olarak, Mahkeme, başvuranın İdare Mahkemesi nezdindeki davanın yalnızca yurtdışına kayıtlı arabasına yönelik olarak gümrük muafiyeti hakkı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla açıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu karar, arabasının satışı sebebiyle gördüğü zararın tazmini ve arabanın değerine karşılık gelen meblağın kendisine ödenmemiş olması ile ilgili değildir. Mahkeme ayrıca, idarenin 6 Haziran 2001 tarihli kararı iptal etmesinin ve arabanın açık artırmaya çıkarılmasının ardından, başvuranın 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca yerel mahkemeler nezdinde tazminat davası açmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümetin başvurana benzer bir durumda yurtdışında kayıtlı arabasının açık artırmada satılmasının ardından şahıs lehine tazminata hükmedildiği bir dava örneği sunduğunu kaydetmektedir. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranın 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca idare mahkemeleri nezdinde dava açarak arabasının satışı ve ederine karşılık gelen meblağın kendisine ödenmemiş olması sebebiyle gördüğü zararın tazminini talep etmiş olması gerektiği kanaatindedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının da Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy