AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 6250/10
Osman Ali Feyyaz PAKSÜT / Türkiye
Başkan
JuliaLaffranque,
Hakimler
IşılKarakaş,
NebojšaVučinić,
PaulLemmens,
Jon FridrikKjølbro,
StéphanieMourou-Vikström,
GeorgesRavarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü StanleyNaismith’in katılımıyla 21 Haziran 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 11 Ocak 2010 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Osman Ali Feyyaz Paksüt 1953 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Ş. Mengü tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut olayın koşulları
2. Davanın olayları tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran halen Anayasa Mahkemesi üyesidir. Başvuran aşağıda anlatılan olaylar döneminde bu mahkemenin Başkan Vekili konumundadır.
1. Davanın kapsamı
4. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 14 Mart 2008 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne özellikle laiklik ilkesine aykırı eylemlerin merkezi olmakla suçladığı iktidar partisi AKP’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) kapatılmasını talep ettiği bir başvuruda bulunmuştur.
5. Bu arada 2007 yılında askeri darbeye yol açacak şekilde genel bir korku ve panik atmosferi dolayısıyla güvensizlik ortamı yaratmak amacıyla -kamuoyunda tanınan kişilere yönelik saldırılar, sansasyonel olarak bilinen yerlerde ya da yüksek yargı mensuplarına bombalı saldırılar şeklinde- provokatif eylemler planlayan ve gerçekleştiren Ergenekon adlı suç örgütünün sözde üyelerine karşı bir ceza soruşturması açılmıştır.
6. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemelerinin sırasıyla aldıkları 28 Mart 2008 ve 26 Haziran 2008 tarihli kararlar ile makamlar Ergenekon adlı davada şüpheli sıfatıyla başvuranın eşininin telefonlarını dinlemeye almışlardır. İlgilinin telefon görüşmeleri 28 Mart’tan 27 Ağustos 2008 tarihine kadar kaydedilmiştir.
7. Belirtilmeyen bir tarihte Ağustos 2008’ de Ergenekon dosyasında yetkili olan Cumhuriyet savcıları F. Paksüt’ün ifadesini almışlardır. F. Paksüt bilhassa X gazeteciye Anayasa Mahkemesi’nin bazı üyelerinin şahsı, aileleri ve yaşam tarzları hakkında gerçek dışı bilgiler aktarıp; yazılı ve görsel medyada bu bilgilerin haber yapılması için bu kişi üzerinde baskı kurmakla; yargılama sürecini engellemeye çalışmakla; Anayasa Mahkemesi’nde olan AKP’nin kapatılması talebi ile ilgili olan davada gizlilik dereceli bilgileri kendisi ile birlikte suçlanan kişilere iletmekle; toplumda kargaşa yaratmak için basına gerçek dışı bilgi sızdırmakla; böylece örgütün amaçlarının gerçekleşmesi için Erkenekon örgütüne bilerek yardım ve destek sağlamakla suçlanmaktadır.
8. Bu davaya ilişkin iddianame 8 Mart 2009 tamamlanmıştır. Dosyanın yetkili Cumhuriyet savcıları aralarında generaller, ordu subayları, istihbarat servisleri üyeleri, iş adamları, politikacılar, ve gazetecilerin de olduğu birçok kişiyi, ömür boyu hapis cezası gerektiren demokratik anayasal düzeni yıkma amaçlı bir devlet darbesine kışkırtmakla itham etmişlerdir.
9. Bu soruşturma çerçevesinde gerçekleştirilen telefon dinlemelerinin tapeleri iddianameye eklenmiş ve dolayısıyla kamuya açık hale gelmiştir.
10. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 5 Ağustos 2013 tarihli kararı ile Ergenekon davası sanıklarının büyük bir bölümü hapis cezasına mahkum edilmiştir. F. Paksüt, terörist olarak yukarıda anılan örgüte yardım ve yataklık nedeniyle iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum edilmiştir.
11. Yargıtay 21 Nisan 2016 tarihinde bu kararı bozmuş ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri göndermiştir. Dava bu mahkemede halen devam etmektedir.
2. Başvuruya özgü olaylar
12. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 15 Ekim 2008 tarihli bir yazı ile eşine yönelik gerçekleştirilen dinleme tedbiriyle dolaylı olarak ele geçirilen başvuranın telefon görüşmelerine ait kayıt ve tapeleri Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletmiştir.
13. Aşağıdaki unsurlar söz konusu yazıda belirtilmiştir. Ergenekon örgütü hakkında yürütülen suç soruşturması sırasında başvuranın eşi F. Paksüt’ün yukarıda anılan örgütün sözde üyeleri ile yaptığı telefon görüşmeleri, kendisi hakkında mahkeme kararıyla alınan dinleme tedbirleri çerçevesinde ele geçirilmiştir. Bu görüşmeler özellikle olaylar döneminde Anayasa Mahkemesi’nde olan iktidar partisi AKP’ nin kapatılmasına ilişkin davayı kapsamaktadır. Bu görüşmeler sürerken başvuran da telefonu almıştır ve aynı şüphelilerle o da görüşmüştür.
14. Cumhuriyet savcısı yazısında, konu ile ilgili uygulanan Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 135. maddesinin 6. fıkrası (bir izleme tedbirinin uygulanması için suç listesini belirten hüküm) ve 138. maddesinin 2. fıkrası (yetkili savcının ivedi olarak bilgi almasını öngören ve bir izleme tedbiri yoluyla tesadüfen elde edilen delil durumunu yöneten hüküm) hükümlerine dayanarak başvurana ilişkin bölümündeki dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne iletildiğini belirtmektedir.
15. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte, Anayasa Mahkemesi’nden hakkındaki iddialar üzerine bir soruşturmanın derhal başlatılması talebini dile getirdiği bir basın açıklaması yapmıştır.
16. Başvuran 4 Mayıs 2009 tarihinde Ergenekon dosyasında yetkili savcıları, eylemleri nedeniyle Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na suç duyurusunda[1] bulunmuştur.
17. Başvuran aynı gün söz konusu tapelerin bir kopyasını almak için Anayasa Mahkemesi nezdinde bir talepte bulunmuştur.
18. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 10 Kasım 1983 tarihli 2949 Sayılı Kanunun (2949 sayılı kanun) 55. maddesi ve bu mahkemenin İç Tüzüğü’nün 24. maddesi uyarınca, başvuran hakkında 6 Mayıs 2009 tarihinde gizli bir soruşturma açılmıştır. Anayasa Mahkemesi üyelerden birini, bu konu hakkında ön inceleme yapmak ve inceleme sonunda soruşturmaya ilişkin bir rapor hazırlamak üzere görevlendirmiştir.
19. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 29 Mayıs 2009 tarihli bir yazı ile 15 Ekim 2008 tarihinde herhangi bir iddianamenin bildirilmediği hususu gözetilerek, Ergenekon davası çerçevesinde yürütülen soruşturmanın gizliliği nedeniyle «kişi ve kurumların yıpratılmaması için» belirtilen tarihte niteliği ne olursa olsun dava açılmamasına karar verdiğini başvurana bildirmiştir. Başvuran, kendisi hakkında Ergenekon davası çerçevesinde 8 Mart 2009 tarihli iddianamenin açıklanmasının ardından, 2949 Sayılı Kanunun ve Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü’nün somut olayla ilgili hükümleri gereğince, 15 Ekim 2008 tarihli bir yazı ile tebliğ edilen gizli belgeleri talep etmek için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmasını gerektiren bir hukuki sürecin başlatıldığından haberdar olmuştur.
20. Başvuran 5 Haziran 2009 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na bir dilekçe sunmuş ve dilekçe bu mahkemenin üyelerine de iletilmiştir. Başvuran kendisi hakkında hukuki sürecin başlatılması için ileri sürülen unsurların kanuna aykırı olarak elde edildiğini beyan etmiştir. Başvuran ayrıca ön inceleme işleminin, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca en fazla 45 gün içerisinde tamamlanması gerektiğini vurgulamış ancak durumun böyle olmadığından şikayet etmiştir. Buna ek olarak başvuran, kayıt altına alınan görüşme tapelerinin bir kopyasını almak amacıyla talepte bulunmuştur.
Başvuranın talebi cevapsız kalmıştır.
21. Davanın yetkili raportör hakimi 13 Temmuz 2009 tarihli incelemesinde[2] bilhassa 7154 no.lu, 30 Temmuz 2008 tarihli telefon dinlemelerinin tapesine gönderme yapmıştır. Bu tape başvuran ve eşi arasındaki görüşmeleri içermektedir. Bu belgeye göre F. Paksüt 30 Temmuz 2008 tarihinde saat : 18.02’ de eşinin bürosunu aramış, önce eşinin sekreteri ile daha sonra eşiyle görüşmüştür.
22. Telefon görüşmelerinin tapelerinin diğer birçoğunda başvuran ve eşi « hedef şahıslar » başlığı altında yer almışlardır. Ergenekon davasının diğer şüphelilerinin telefon dinlemeleri ile ilgili tapelerde «[görüşmedeki] diğer bölümler » başlığı altında yer almışlardır. Son olarak bazı tapeler telefonda olan eşi ve arka plandan müdahale eden başvuran arasındaki konuşmaları içermektedir.
23. 16 Temmuz 2009 tarihli kısa bir kararda Anayasa Mahkemesi’nin, bire karşı on oyla disiplin kovuşturması yapılmasına yer olmadığı sonucuna vardığı ifadeler aşağıdaki gibidir:
« (...) Osman Ali Feyyaz Paksüt’ün, 2949 Sayılı Kanunun 42. maddesine aykırı olarak mahkemenin müzakereleri ile ilgili gizli kalması gereken bilgileri gazetecilerle paylaştığı tespit edilmiş olmakla birlikte söz konusu delillerin Ceza Muhakemesi Kanununun 135. ve 138. maddelerine uygun nitelikte görülmemesi nedeniyle soruşturma açılmamasına karar verilmiştir ».
24. Bu karar başvurana 17 Temmuz 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
25. Karar aynı zamanda ekindeki ayrık görüş ile birlikte Anasaya Mahkemesi’nin resmi internet sitesinde yayımlanmıştır. Ayrık görüş bildiren hakim, içeriğini özetlediği başvuran tarafından yapılan beş görüşmeyi listelemiştir. Hakim gizlilik dereceli bilgilerin paylaşıldığı ve AKP’ nin kapatılmasına ilişkin davanın esası hakkında verilecek kararı etkilemeye yönelik delil oluşturduğu sonucuna varmıştır. Hakim şu şekilde ifade etmiştir:
« (...) [16 Temmuz 2009 tarihli bir karar ile], somut delillerin, kurallar dahilinde gerçekleştirilen telefon dinlemeleri yoluyla iyi niyetle ve yasaya aykırı olmayan bir biçimde elde edilmesine rağmen, Anayasa Mahkemesi, yasal boşluk nedeniyle [Osman Ali Feyyaz Paksüt] hakkında soruşturma başlatılamamış olmasına ilişkin üzüntülerini dile getirmişlerdir. (...) Şayet bir Anayasa Mahkemesi üyesi söz konusu olmasaydı, ilgili konunun yetkili Cumhuriyet savcısı Anayasa Mahkemesi’ne dosyayı iletmek zorunda kalmayacak; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 138. madesinin 2. fıkrası uyarınca ayrı bir soruşturma yürütecek ve kendi yaptığı soruşturmanın ardından sonuca hemen ulaşmak için [ilgili kişinin] izlenmesi için bir talepte bulunacaktı ».
Başvuran hakkında yürütülen yargılamanın Anayasa Mahkemesi’ne bırakıldığı görüşüyle karşı oyda bulunan hakim, yüksek mahkemenin ihbar ile görüşmeleri bir tutması gerektiği, sonuç olarak dinleme tedbirlerinin alınmasının ya da başvuran ya da tanık ifadelerinin alınmasının gerekliliğini ve kendi görüşlerine göre delillerin kabul edilebilirliği hakkında karar vermesi ve bahse konu görüşmelerin delil olarak değerlendirmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Hakim, Anayasa Mahkemesi’nin soruşturma açılmamasına karar vererek ilgiliyi adil yargılanma hakkından yoksun bıraktığı görüşüne varmıştır.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
26. Mahkeme aşağıda belirtilen hususlar konusunda Karabeyoğlu / Türkiye (§§ 37-45, 7 Haziran 2016) kararına atıfta bulunmuştur:
– Haberleşme hürriyeti konusunda Anayasa’nın 22. maddesi,
– İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması konusunda olaylar döneminde yürürlükte olan CMK’ nun 135. maddesi,
– İletişime ilişkin verilerin durdurulması ve imhası ile ilgili kararlarının icrası konusunda CMK’ nın 137. maddesi,
– CMK uyarınca izleme tedbirlerinin uygulanması hakkında yönetmelik,
– Başkasının görüşmelerinin yasadışı olarak dinlenmesi ve kayda alınması nedeniyle hapis cezasını öngören Türk Ceza Kanunu hükümleri
27. CMK’ nın 138. maddesi aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir:
Tesadüfen elde edilen deliller
« (1) Arama ve el koyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılan soruşturma ve kovuşturma ile ilgisi olmayan ancak diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandıracak bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum C.Savcılığına derhal bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgilisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir ».
28. Olaylar döneminde yürürlükte olan 2949 Sayılı Kanunun 55. maddesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
« Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri suçlarla şahsi suçları için soruşturma açılması Anayasa Mahkemesinin kararına bağlıdır. Başkan, gereken hallerde işi Anayasa Mahkemesine götürmeden önce bir üyeye ön inceleme de yaptırabilir (...).
Anayasa Mahkemesince, soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde gerekli soruşturmayı yapmak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre gereken kararı vermek ve söz konusu Kanunun sorgu hakimine tanıdığı yetkileri kullanmak üzere üç üye görevlendirilir. Bu kurulun vereceği kararlar kesindir. Ön inceleme yaptırılmasına, kurul üyelerinin seçilmesine, soruşturmanın yapılmasına ve gereken kararların verilmesine dair esaslar Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünde gösterilir.
Ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde hazırlık soruşturması ve ilk soruşturma genel hükümlere tabidir. (...). »
ŞİKAYETLER
29. Sözleşme’nin 8. maddesini ileri süren başvuran kendisi hakkında gerçekleştirilen dolaylı dinlemelerden şikayet etmektedir. Başvuran dinleme kararlarının sadece eşiyle ilgili olduğunu ifade etmekte ve isminin, bazı tapelerde « hedef şahıslar » başlığı altında yer aldığından şikayet etmektedir.
30. Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında aşağıdaki şikayetleri bildirmektedir.
Herşeyden önce, eşinin Ergenekon davasında şüpheli sıfatıyla itham edilmesinin ve böyle bir soruşturmanın açılmasını talep ettiği basın açıklamasının ardından ancak Anayasa Mahkemesi Başkanının kendisiyle ilgili iddialar hakkında bir inceleme talimatı verdiğinden yakınmaktadır. Başvuran, somut olayda uygulanan sürelerin Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun tarafından öngörülen 45 günlük sürelere uymadığını belirtmektedir.
Başvuran akabinde Anayasa Mahkemesi’ni hakkında yapılan suçlamalardan hiçbir zaman bilgilendirilmemekle, ifadesini alınmamakla ve kendisine savunmasını sunma fırsatı vermemekle suçlamaktadır.
Başvuran öte yandan 16 Temmuz 2009 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi tarafından izlenen mantığa itiraz etmektedir. Başvuran bu bağlamda yüksek mahkemenin yasadışı bir şekilde toplanan ihtilaflı delillerin içeriğine gönderme yaptığını ve gizlilik dereceli bilgileri paylaştığının tespit edildiği şeklinde değerlendirme yaptığını ifade etmektedir. Başvuranın kendisine göre bu kararda söz konusu delillerin haklı olarak kabul edilemez olduğu sonucuna varan Anayasa Mahkemesi bu delillerin maddesini belirterek çelişkiye düşmüştür.
Başvuran buna ek olarak ayrık görüş belirten hakimi, adı geçen kararın ekinde bulunan görüşünde müzakerenin içeriğini paylaşmakla suçlamaktadır. Bu müzakerelerin kapalı oturumda yapıldığını belirterek, adı geçen hakimin, müzakereler sırasında deliller ancak kanuna uygun bir şekilde toplandığında bir yaptırımın konusu olabileceğine kamuoyunu ikna etmek amacıyla Anayasa Mahkemesi tarafından kullanılan « üzüntü » ifadesine gönderme yaptığını doğrulamaktadır.
31. Bununla birlikte Sözleşme’nin 6. ve 8. maddelerini aynı anda ileri süren başvuran, Ergenekon soruşturmasında yetkili Cumhuriyet savcılarının CMK’nın 138. maddesinin 2. fıkrasını ihlal ettiklerinden şikayet etmektedir. Başvuran bu hükme göre yetkili Cumhuriyet savcısının tesadüfen elde edilen delillerden derhal bilgilendirmesi gerektiğini belirtmekktedir. Başvuran adı geçen savcıların, kendi söylemlerine göre Anayasa Mahkemesi Başkanlığına söz konusu bilgileri iletmeden önce başvuran hakkında bir dosya oluşturmak için aylarca beklediklerini iddia etmektedir. Kendisine göre uygulanan dinleme tedbiri, içerdiği bilgiler kadarıyla gerekli ve orantılı değildir ve dolayısıyla kanuna aykırıdır.
Başvuran ardından bazı tapelerin aleyhine kullanılmasından şikayet etmektedir. Başvuran raportör hakimin incelemesinde kendisi ve eşi arasında yapılan görüşmelere ilişkin 30 Temmuz 2008 tarihli ve 7154 sayılı telefon tapesine atıfta bulunduğunu ifade etmektedir. Başvuran ayrıca diğer tapelerin üçüncü bir kişi ile telefonda görüşen eşiyle arka planda gerçekleşen kendi görüşmelerini içerdiğini belirtmektedir. Kendisine göre tüm bu kayıtların, bir şüpheli, ya da sanık ve bu kişiye karşı tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler arasında yapılan görüşmelerin kayda alınmasına izin vermeyen CMK’ nın 135. maddesinin 2. fıkrası uyarınca gereğinin derhal yerine getirilmesi gerekmektedir.
Son olarak aynı maddeler çerçevesinde başvuran, hem Ergenekon adlı soruşturmada eşinin şüpheli olarak yer almasından hem de uygun olmayan bir biçimde yazılan Anayasa Mahkemesi kararının basına yansımasından dolayı « medyatik linçe » maruz kaldığından şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
32. Başvuran esas olarak kendisi hakkında gerçekleştirilen dolaylı dinlemelerden şikayet etmekte ve Anayasa Mahkemesi’ni takipsizlik kararının içeriklerine atıfta bulunmakla suçlamaktadır.
33. Sözleşme’nin 6. ve 8. maddelerinin somut olaydaki uygulanabilir ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 6
« Herkes davasının adil bir şekilde medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) bir karar verecek olan (...) mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir »
Madde 8
« 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (...). »
34. Hükümet, başvuranın hiçbir şekilde gizlice dinlenmediği ve Anayasa Mahkemesi tarafından dolaylı olarak ele geçirilen görüşmelerine ilişkin soruşturma açılmadığı gerekçeleriyle başvuranın mağdur olmadığı bağlamında bir itirazda bulunmaktadır. Hükümet ayrıca başvuranın kendisi tarafından söz konusu edilen kişi ve kurumlar hakkında hukuki başvuruda bulunmaması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediği değerlendirmesini yapmıştır.
A. Somut olayda uygulanan genel ilkeler
35. Telefon görüşmelerinin elde edilmesi konusunda genel ilkelerle ilgili olarak Mahkeme, Roman Zakharov / Rusya ([BD], No. 47143/06, §§ 227-235, 4 Aralık 2015 ve yer alan atıflar) kararına atıfta bulunmaktadır.
36. Sözleşme’nin 6. ve 8. maddeleri arasında dinleme konusundaki karşılıklı etkileşim hakkında Mahkeme, incelediği olayların sonuçlarına yaklaşmak için ilke olarak bu hakların her biri için fark gözettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme dolayısıyla Khan / Birleşik Krallık (No. 35394/97, §§ 25-28, AİHM 2000-V), P.G. ve J.H. / Birleşik Krallık (No. 44787/98, §§ 37-38, AİHM 2001-IX), Bykov / Rusya [BD], No. 4378/02, §§ 72-83 ve 89, 10 Mart 2009) ve Dragojević / Hırvatistan (No. 68955/11, §§ 85-102, 15 Ocak 2015) davalarında gizli dinleme yolunun kullanımının, bu tarzda hükümlere başvurmanın iç hukukta temeli olmaması ve özel hayatlarına saygı hakkının ilgili başvuranlar tarafından kullanılmasına yapılan müdahalenin « yasayla öngörülen » bir durum olmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 8. maddesine aykırı olduğunu belirlemiştir. Ancak bu şekilde elde edilen bilgilerin delil olarak kabul edilmesi, bu davaların koşullarından bakıldığında Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile ortaya konulan hakkaniyet şartlarıyla örtüşmemektedir (yukarıda anılan Khan, §§ 34‑40, P.G. ve J.H., §§ 76-81, Bykov, §§ 94-105, Dragojević, §§ 131‑135 kararları).
B. Somut olayda bu ilkelerin uygulanması
37. Başvuran iki şikayetten yakınmaktadır. Başvuran ilk şikayetinde, dolaylı olarak toplanan ve doğruluğu teyit edilmeyen bilgilerin özel hayatına haksız bir müdahale oluşturduğunu değerlendirmektedir. İkinci şikayetinde Anayasa Mahkemesi’ni, dinlemelerin usulüne uygun bir şekilde yapılmadığının yanısıra söz konusu görüşmelerin içeriğine takipsizlik kararında atıfta bulunmakla, sonuç olarak adil yargılanma hakkını ihlal etmekle suçlamaktadır.
1. Başvuran bakımından tesadüfen elde edilen bilgiler hakkında
38. İlk şikayet hakkında Mahkeme, telefonla konuşmalarının dolaylı olarak elde edilmesinin, Sözleşme’nin 8. Maddesi bağlamında bir müdahale oluşturduğunu daha önceden belirttiğini hatırlatmaktadır. Farklı bir sonuç, koruyucu mekanizmanın özünün büyük ölçüde boşaltılmasıyla eşdeğerdir. Dolaylı olarak dinlenen kişilerin, telefon görüşmeleri mahkeme kararıyla dinleme altında olan kişilerle aynı koruma mekanizmalarından yararlanmaları gereklidir (Lambert / Fransa, 24 août 1998, §§ 21, 28 et 38-41 kararı ile karşılaştırınız, Derlenen hüküm ve kararlar 1998‑V).
39. Mahkeme somut olayda muhtemelen, başvuranın dinleme altına alınan F. Paksüt’ün irtibata geçmesiyle dinlemeye alınan telefon görüşmelerinin birinde yani 30 Temmuz 2008 tarihli görüşmede ikinci muhatap olduğu görüşündedir (yukarıdaki 21. paragraf).
40. Gerçekleştirilen diğer dinlemelerle ilgili olarak Mahkeme, ister ilgili F. Paksüt’ün konuşmalarına arka plandan müdahale etsin ister dinleme altındaki bu telefonu alsın, aynı kişilerle eşi kadar kendisinin de konuştuğunu tespit etmektedir (yukarıdaki 13. ve 22. paragraflar).
41. Bu noktadan itibaren ilk şikayetle ilgili olarak Mahkeme, bu görüşmeler çerçevesinde başvuranın dolaylı bir şekilde dinlenmiş bir muhatap olduğu görüşündedir (bkz. yukarıdaki 38. paragraf).
42. Bununla birlikte başvuran, kusurlu olduklarını ya da yetkilerini aştıklarını düşündüğü kişilere karşı hukuki bir başvuru ya da idare aleyhine bir tam yargı davası olsun, kanuna aykırı olarak nitelediği bu dinlemeler hakkında iç hukukta herhangi bir başvuruda bulunmamıştır (bkz. Mahkeme’nin, kanuna aykırı bir şekilde dinlemeye alınan başvuranın ceza hukuku, medeni hukuk ve idare hukukunda bir dizi başvuru yoluna sahip olduğu gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan ettiği Parlamış / Türkiye kararı (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.74288/01, 13 Kasım 2007).
43. Mahkeme ayrıca başvuranın dava konusu olayların basına yansımasına ilişkin şikayetleri konusunda da herhangi bir başvuru yapmadığını dikkate almaktadır.
44. Halbuki Sözleşme tarafından teminat altına alınan hak ve özgürlüklerin yaptırımı ve uygulaması öncelikle ulusal makamlara düşmektedir. Mahkeme’ye şikayet mekanizması, insan haklarının korunmasında ulusal makamlara kıyasla destekleyici bir karaktere sahiptir. Bu destek Sözleşme’nin 13. maddesi ve 35. maddesinin 1. fıkrasında ifade edilmektedir (Cocchiarella / İtalya [BD], No. 64886/01, § 38, AİHM 2006‑V). Dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, bu koruma mekanizmasının işlev olarak vazgeçilmez bir parçasıdır. Devletler, kendi iç hukuk düzenlerine telafi imkanı getirmeden uluslararası bir makama hesap vermek zorunda değildirler. Bir Devlet aleyhinde yapılan şikayetler konusunda Mahkeme’nin kontrol yetkisinden yararlanmak isteyen kişiler, bu noktadan itibaren kendi ülkelerinin hukuk sisteminin sunduğu başvuru yollarının önceden kullanılması yükümlülüğünü taşımaktadırlar Demopoulos ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 et 21819/04, § 69, AİHM 2010.
45. Başvurunun bu bölümü, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir.
2. Anayasa Mahkemesi’nde açılan soruşturma hakkında
46. Davanın sona ermesi ile ilgili ikinci şikayet konusunda Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin bundan sonra açıklanacak gerekçelerle ne Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının bu disiplin soruşturmasına uygulanabilirliği hakkında ne de dolaylı olarak yapılan dinlemelerle elde edilen bilgilerin delil olarak kabul edilip edilmeyeceği hakkında kararını hemen açıklamadığını değerlendirmektedir.
47. Mahkeme, başvurana göndermiş olduğu 29 Mayıs 2009 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, bilhassa başvuranın eşini de kapsayan Ergenekon davası hakkında temel bir soruşturmaya ilişkin herhangi bir iddianame düzenlenmediği gözetilerek, ihtilaflı unsurların Anayasa Mahkemesi’ne ulaşmasından yani 15 Ekim 2008 tarihinden itibaren işlem yapılmamasına karar verdiğini belirtmiştir.
48. Mahkeme, 6 Mayıs 2009 tarihinde başvuran hakkında bir başlatılan incelemenin (yukarıdaki 18. paragraf), ilgili hakkında toplanan delillerin yürürlükte olan mevzuata uygun olarak elde edilmediği gerekçesiyle kovuşturma yapılmamasına karar verdiği 16 Temmuz 2009 tarihinde sonuçlandığını dikkate almaktadır.
49. İncelemede olan mevcut dava bağlamında Mahkeme, bir beraat ya da mahkumiyetin kaldırılması kararının ardından ilgilinin Sözleşme’nin 6. maddesi ile teminat altına alınan hakların bir ihlalinin « mağduru » olarak değerlendirilemeyeceğinin yerleşik içtihatına konu olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. diğer birçokları arasından, Sharomov / Rusya, No. 8927/02, § 36, 15 Ocak 2009, Komyakov / Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 7100/02, 8 Ocak 2009 ve Oleksy / Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 1379/06, 16 Haziran 2009).
50. Bu bağlamda Mahkeme, somut olayda başvuranın, hakkında yürütülen soruşturmadan yana daha fazla bir sonuç bekleyemeceği kanısına varmaktadır. Sonuç olarak herhangi bir eksikliğin (bkz. yukarıdaki 30 ve 31. paragraflarda yer alan başvuranın argümanları) söz konusu soruşturmayı lekeleyebileceğini varsaydığımızda bu eksikliğin giderilmiş ya da adil yargılanmaya engel olmamış gibi değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir (bkz. mutatis mutandis, Bouglame / Belçika (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.16147/08, 2 Mart 2010).
51. Öte yandan Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlali tespit edildiğinde bile, ihtilaflı dinlemeler yoluyla elde edilen bilgilerin soruşturma süresince kullanılması nedeniyle, böyle bir ihlalin doğal olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (yukarıdaki 36. paragraf) ihlaline de götürmediği değerlendirmesi yaptığını hatırlatmaktadır.
52. Somut olayda başvuranın bu hüküm tarafından teminat altına alınan hakların ihlalinin bir mağduru olarak değerlendirilemeyeceği söz konusudur. Sonuç olarak başvurunun bu bölümü, 35. maddenin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmamaktadır ve 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş ve 12 Temmuz 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
StanleyNaismithJuliaLaffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1] Bu şikayetin bir kopyası Mahkeme'deki dosyasında yer almamaktadır; öte yandan taraflar bu şikayetin akıbetini belirtmemişlerdir
[2]2 Bu belge incelemedeki dosyada yer almamaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy