AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 40171/11
Acun PAPAKÇI / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 1 Şubat 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1977 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, İstanbul’da ikâmet eden ve ayrıca İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. Kösedağı tarafından temsil edilen Acun Papakçı’nın (“başvuran”) 14 Mart 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 40171/11 No.lu başvuruyu, başvurunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunulması kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın taşınmazlarına ilişkin uygulanan ihtiyati tedbirlerle ve bu tedbirlerin gecikmeli olarak kaldırıldığı iddiasıyla ilgilidir.
2. Başvuranın annesi B.D., bankacılık kuruluşu olan İmar Bankasının eski bir yöneticisidir. Bu bankanın birkaç milyar zarara uğraması nedeniyle, bankanın lisansı geri alınmış ve bankanın denetimi, Türk finans sisteminin istikrarını sağlamak için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (“TMSF”) devredilmiştir.
3. TMSF, sorumluların tespit edilmesi ve yasaya aykırı olarak zimmete geçirilmiş olduğu kanısına varılan fonların bir kısmının geri alınması için birçok adli dava açmıştır.
4. TMSF, özellikle B.D. hakkında cebri icra prosedürü başlatmıştır. Bu kapsamda, B.D.’nin annesinin hayatını kaybetmesinin ardından, 13 Ocak 2007 tarihinde, tapu siciline, B.D.’nin miras olarak alabileceği taşınmazlara tedbir konulduğuna dair bir şerh konulmuştur.
5. Aynı zamanda, B.D. hakkında açılan sorumluluk davası kapsamında, İstanbul Ticaret Mahkemesi, ilgiliye geri dönebilecek olan miras taşınmazlar hakkında ihtiyati tedbirin tesciline karar vermiştir.
6. Bu süre zarfında, B.D., mirası reddetmeye karar vermiştir. Bu reddetmenin bir sonucu olarak başvuran, anneannesinin mirasçılarından biri olmuş ve müteveffanın veraset ilamının düzenlendiği belgede bu şekilde kaydedilmiştir.
7. İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, 24 Mayıs 2010 tarihinde, terekenin tasfiyesine karar vermiştir. Bu kapsamda, mirasçıların her birine bir pay verilmiş ve son payın satılarak elde edilen gelirin mirasçılar arasında paylaştırılmasına karar verilmiştir.
8. Tedbirin varlığından kısa bir süre önce haberdar olan başvuran, 5 Ekim 2010 tarihinde, annesinin mirastan vazgeçtiğini belirterek, TMSF’den söz konusu şerhin kaldırılmasını talep etmiştir.
9. TMSF, 12 Mayıs 2011 tarihinde, bu talebi kabul etmiştir.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi, 6 Temmuz 2011 tarihinde, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar vermiştir.
11. Başvuran tarafından taşınmazlarıyla ilgili uygulanan tedbirler nedeniyle tazminat almak amacıyla açılan tam yargı davası, hizmet kusurunun ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle, 28 Temmuz 2011 tarihinde reddedilmiştir.
12. Danıştay, 24 Aralık 2018 tarihinde temyiz başvurusunu reddetmiş ve ardından, 15 Mayıs 2019 tarihli kararla, karar düzeltme talebini de reddetmiştir.
13. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyet hakkına dayanarak, bu taşınmazlarla ilgili tedbirlerden şikâyet etmektedir. Başvuran, başlangıçta, yetkili makamlar tarafından söz konusu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesinin reddedilmesinden şikayetçi olmuş ancak Hükümetin görüşlerinin sunulmasının ardından buna gecikmeli olarak karar verilmesinden şikâyet etmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
14. İlke olarak, Sözleşme tarafından düzenlenen başvuru hakkının amacına açıkça aykırı olan veya Mahkeme’nin iyi işlemesini ya da Mahkeme önündeki yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini engelleyen, bir başvuranın her türlü davranışı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında kötüye kullanma olarak nitelendirilebilmektedir (S.A.S./Fransa [BD], no. 43835/11, § 66, AİHM 2014 (özetler), ve Bivolaru/Romanya, no. 28796/04, § 82, 28 Şubat 2017). Bu hükmün mevcut davaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:
“3. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruların aşağıda sayılı hallerde kabul edilemez olduğuna karar verir:
a) Başvurunun (...) kötüye kullanılması niteliğinde olması; (...)”
15. Bu hüküm uyarınca, bir başvurunun özellikle bilerek uydurma olaylara dayandırılması halinde kötüye kullanıldığına karar verilebilmektedir (diğer birçok karar arasında bk. Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, §§ 53‑54, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996‑IV, ve Gogitidze ve diğerleri/Gürcistan, no. 36862/05, § 76, 12 Mayıs 2015). Eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bir bilgi, özellikle bu bilginin davanın özüyle ilgili olması ve başvuranın hangi nedenle ilgili bilgileri sunmadığına dair yeterli bir açıklamada bulunmaması,, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilmektedir (örnek olarak bk. Gross/İsviçre [BD], no. 67810/10, § 28, AİHM 2014 ve burada ileri sürülen davalar ve Vilches Coronado ve diğerleri/İspanya, no. 55517/14, § 26, 13 Mart 2018). Strazburg’ta görülen yargılama sırasında yeni ve önemli gelişmelerin meydana gelmesi ve başvuranın Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesinin 7. fıkrası uyarınca kendisine getirilen açık yükümlülüğe rağmen, Mahkemenin dava hakkında tam bilgi sahibi olarak karar vermesini engelleyerek, bu bilgiyi Mahkemeye açıklamaması halinde, aynı durum geçerli olmaktadır (yukarıda anılan Gross kararı). Bununla birlikte, bu türden durumlarda bile, ilgilinin Mahkeme’yi yanıltma niyetinin yine yeterli bir kesinlikle tespit edilmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Bivolaru kararı, Safaryan/Ermenistan (k.k.), no. 16346/10, § 24, 14 Ocak 2020, ve Gevorgyan ve diğerleri/Ermenistan (k.k.), no. 66535/10, § 33, 14 Ocak 2020).
16. Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 47. maddesinin 7. fıkrasının, başvuranlara başvurularına ilişkin olarak muhtemel bütün bilgileri sunma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanamayacağını hatırlatmaktadır. Başvuranlar, bununla birlikte, Mahkeme’ye tam bilgi sahibi olarak davayı inceleme imkânı vermek amacıyla, Mahkeme için açıkça belirleyici bir önem taşıyan ve ellerinde bulunan temel unsurları sunma yükümlülüğüne sahiptirler (Komatinović/Sırbistan (k.k.), no. 75681/10, 29 Ocak 2013, ve yukarıda anılan Safaryan kararı, § 27).
17. Bazı bilgilerin başvuran tarafından bildirilmemesi nedeniyle, yukarıda belirtilen hususlardan, öncelikle bu bilgilerin davanın özüyle ilgili olup olmadığını araştırma ve şayet bilgiler davanın özüyle ilgiliyse, başvuranın kendi davranışına ilişkin olarak yeterli bir açıklama sunup sunmadığını tespit etme görevinin Mahkeme’ye ait olduğu, aksi takdirde, Mahkeme’nin başvuranın niyetinin kendisini yanıltmak olduğu sonucuna varabileceği anlaşılmaktadır.
18. Birinci hususla ilgili olarak, Mahkeme, ulusal düzeyde meydana gelen yeni gelişmelerden haberdar olmaksızın, Hükümete başvuruyu bildirdiğini kaydetmektedir. Yalnızca Hükümetin görüşlerinden hareketle, Mahkeme, başvuranın şikâyetçi olduğu tedbirlerin kaldırıldığını, tazminat almak için adli bir davanın açıldığını ve idare mahkemelerinin esas hakkında temyiz başvurusunu inceleyerek, ardından bunu reddettiklerini öğrenmiştir.
19. Mahkeme, 2018 yılında, başvurunun Hükümete bildirilmesinden önce, Yazı İşleri Müdürlüğünün, başvurandan, ihtilaf konusu tedbirlere ilişkin gelişmeleri kendisine bildirmesini talep ettiğini ve ilgilinin söz konusu tedbirlerin halen geçerli olduğunu şüphesiz olarak düşündürecek bazı belgeler göndererek cevap verdiğini ve ilgilinin idare mahkemeleri önünde derdest olan bir yargılamanın varlığından hiçbir zaman bahsetmediğini gözlemlemektedir.
20. Mahkeme, bu bilgilerin yine de başvurunun incelenmesi için açıkça belirleyici bir önem taşıdığı kanısına varmaktadır.
21. Nitekim bir başvuranın taşınmazlara ilişkin ihtiyati tedbirin süresinin, tedbirin Sözleşme ile orantılılığını ve dolayısıyla Sözleşme’ye uygunluğunu değerlendirmesini sağlayan temel unsurlardan birini oluşturmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Litvanya, no. 3330/12, § 143, 5 Kasım 2013, Karahasanoğlu/Türkiye, no. 21392/08 ve diğer 2 başvuru, § 151, 16 Mart 2021).
22. Ayrıca, tedbirlerin kaldırılması, idare mahkemelerinin esas hakkında tazminat talebini incelemeleri, ancak Anayasa Mahkemesine görünüşe göre başvurulmaması hususu, öte yandan, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına saygı gösterilmesine ilişkin bir sorunu ortaya çıkarmaktadır.
23. Mahkeme, incelemesinin ikinci noktasına ilişkin olarak (başvuranın davranışının nedenleri), ilgilinin herhangi bir açıklama sunmayı uygun görmediğini gözlemlemektedir.
24. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, tedbirlerin kaldırıldığına dair Mahkeme’yi bilinçli olarak bilgilendirmeyerek ve bu tedbirlerin halen geçerli olduğunu düşündürmeye çalışarak, başvurusunun esasına ilişkin bir konu hakkında Mahkeme’yi açıkça yanıltmak ve Mahkeme’nin davanın koşulları hakkında tam bilgi sahibi olmasını kasıtlı olarak engellemek istediğinin yeterince tespit edildiği kanaatine varmaktadır (bk. Şevcenco ve Timoşin/Moldova Cumhuriyeti (k.k.) no. 35215/06 ve 43414/08, 21 Nisan 2020 ve burada yapılan atıflar).
25. Bu davranış, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir.
26. Sonuç olarak, başvurunun kabul edilemez olduğu belirtilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 3 Mart 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan