AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 38337/12
Nezahat PAŞA BAYRAKTAR ve Fırat AYDINKAYA / Türkiye
16 Mayıs 2017 tarihinde,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 21 Mayıs 2012 tarihinde yapılan başvuruya ve tarafından cevaben sunulan görüşlere ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuranlar Nezahat Paşa Bayraktar ve Fırat Aydınkaya, T.C. vatandaşları olup sırasıyla 1974 ile 1979 doğumludurlar ve sırasıyla İzmir ve İstanbul’da ikâmet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmektedirler.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. KCK Örgütü
3. 2009 yılında, KCK isimli örgütün (Koma Civakên Kurdistan - "Kürt Topluluklar Birliği") üyesi oldukları iddia edilenler hakkında ceza soruşturması yürütülmüştür.
4. Soruşturmadan sorumlu olan Cumhuriyet savcıları, birçok iddianameyle, özellikle terör örgütü üyesi olmakla suçlandıkları siyasiler, iş adamları, avukatlar, üniversite hocaları, öğrenciler ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında yetkili ağır ceza mahkemeleri önünde ceza davası açmışlardır.
5. Cumhuriyet savcılarına göre, KCK örgütü PKK’nın (silahlı yasadışı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi) "kentsel bir kolu" olmaktadır. Savcılara göre, KCK örgütünün hedefi, bağımsız bir Kürt devletinin ve İmralı Cezaevi’nde tutuklu bulanan PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından savunulan "demokratik konfederalizmin" kurulması amacıyla "KCK Sözleşmesi’nde" belirtildiği şekliyle siyasi bir sistem getirmektedir.
2. Başvuranların yakalanmaları ve haklarında başlatılan yargılama
6. 2011 yılında, belirtilmeyen bir tarihte, İstanbul savcılığı KCK örgütü üyesi olmakla suçlanan birçok kişi hakkında - daha çok avukatlar için - ceza soruşturması başlatmıştır.
7. İstanbul Savcılığının talimatı üzerine, 22 Kasım 2011 tarihinde, polis operasyonu farklı on beş şehirde yürütülmüştür. Emniyet güçleri, terör örgütü üyesi olmakla suçlandıkları gerekçesiyle, başvuranların da aralarında bulunduğu, hepsi avukat olan kırk iki kişiyi yakalamış ve gözaltına almıştır. Hükümet tarafından düzenlenen yakalama tutanaklarından, başvuranların sırasıyla 7.00 ile 7.15 saatlerinde yakalandıkları anlaşılmaktadır.
8. Başvuranlar, doğrudan İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülmüşlerdir. Başvuranlar, sorgulanmamışlardır.
9. Başvuranların gözaltına bulundukları sırada, Cumhuriyet savcısı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 91. maddesine dayanarak bu tedbirin dört güne uzatılmasına karar vermiştir.
10. Başvuranlar, 25 Kasım 2011 tarihinde saat 21.00’da, soruşturmadan sorumlu olan iki Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmişlerdir.
11. Söz konusu soruşturma çerçevesinde gözaltında bulunan diğer şüphelilerle birlikte başvuranlar, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlendikten sonra, aynı gece nöbetçi İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde hâkim huzuruna çıkarılmışlardır. Şüphelilerin avukatları, müvekkillerinin ceza soruşturmasına konu olan eylemlerinin, avukat olarak mesleki faaliyetlerle ilgili olduğunu değerlendirerek, sorgularına katılmama kararı almışlardır. Avukatlar, savunma haklarına bir ihlal teşkil eden ceza soruşturmasını eleştirmektedirler.
12. Nöbetçi İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi, 26 Kasım 2011 tarihinde saat 00.15’de, şüphelilerin avukatlarının sorguya katılmama kararı aldıklarını belirterek, İstanbul Barosundan re’sen avukat tayin etme talebinde bulunmuştur. Başvuranların da aralarında bulunduğu kırk üç kişinin sorgusu sabah 03.00’da başlamıştır.
13. Sorgu sırasında, başvuranlar bir örgütün her türlü üyeliğini kabul etmemektedirler.
14. Nöbetçi hâkim, aynı gün saat 10.10’da, başvuranların ülkeyi terk etme yasağıyla birlikte, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarına karar vermiştir.
15. İstanbul savcılığı, dosyada belirtilmeyen bir tarihte, başvuranların salıverilmesi kararına itirazda bulunmuş ve ilgililerin tutuklanması talebinde bulunmuştur.
16. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Aralık 2011 tarihli bir kararla, savcılığın itirazını reddetmiştir.
17. Savcılık, 3 Nisan 2012 tarihli bir iddianameyle, başvuranların terör örgütü üyesi olmaktan mahkûm edilmelerini talep etmiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranları özellikle, Türk topraklarının bir kısmını ayırmayı hedefleyen eylemlerin yürütülmesinden mahkûm edilen müvekkilleri olan Abdullah Öcalan ile terör örgütü arasında haberci olarak kullanılmalarını ve bu amaçla terör örgütü kurmak ve bu örgüte üye olmakla suçlamıştır.
18. Dosyada bulunan belgelere göre, başvuranlar hakkında başlatılan ceza yargılaması İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
19. CMK’ nın 91. maddesinin ilk fıkrasında, gözaltı süresinin, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemeyeceği ve yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre on iki saatten fazla olamayacağı öngörülmektedir.
20. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre, toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, üç gün daha uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir.
21. CMK’ nın 141. maddesinin 1 fıkrasının b) bendinde, yasal süre içinde hâkim önüne çıkarılmayan kişilerin maruz kalınan zararın telafi edilmesi talebinde bulunabilecekleri öngörülmektedir. Bu tazminat talebi, yetkili Ağır Ceza Mahkemesi önüne sunulmalıdır.
ŞİKÂYETLER
22. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarını ileri sürerek, gözaltıların yasal süreyi aşması nedeniyle, yerel mevzuata aykırı olduğunu iddia etmektedirler. Öte yandan başvuranlar, hâkim önüne "hemen" çıkarılmadıklarını savunmaktadırlar.
23. Diğer yandan başvuranlar, yerel mahkemeler önünde tazminat talebinde bulunmak için hiçbir başvuru yoluna sahip olamadıklarından şikâyet etmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyet hakkında
24. Başvuranlar, gözaltıların en üst yasal süreyi aştığını ve hâkim önüne "hemen" çıkarılmadıklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar somut olayda ilgili kısımlarının aşağıda yer aldığı Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)
3. İşbu maddenin 1.c) fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
(...)"
25. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranların CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinde öngörülen tazminat yoluna sahip olduklarını savunmaktadır. Hükümet, Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından verilen iki karar sunmaktadır. Söz konusu kararlardan, başvuruya konu benzer olaylarda şikâyetçilerin, kanuna aykırı olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle tazminat elde ettikleri anlaşılmaktadır. Hükümet, başvuranların yukarıda anılan CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrasının b) bendine dayanarak, üstelik haklarında açılan ceza davasının sonucunu beklemeksizin tazminat davası açabileceklerini ve açmaları gerektiğini belirtmektedir.
26. Başvuranlar, Hükümet tarafından ileri sürülen itiraza karşılık vermemektedir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarının ihlal edildiği konusunda iddialarını sürdürmektedir.
27. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına göre, iç hukuk yolları tüketilmesinden sonra kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Her başvuran, yerel mahkemelere, kural olarak Sözleşmeci Devletlere sağlanması hedeflenen, kendilerine karşı ileri sürülen ihlalleri önleme veya telafi etme imkânı tanımalıdır. Bu kural, - Sözleşme’nin 13. maddesine konu olan - iddia edilen ihlal ile ilgili olarak iç hukuk sisteminde hâlihazırda mevcut etkili bir yol olduğu varsayımına dayanmaktadır (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz)[BD], No. 17153/11 ve diğer 29, § 69, 25 Mart 2014, Parrillo/İtalya [BD], No. 46470/11, § 87, AİHM 2015, ile Karácsony ve diğerleri/Macaristan [BD], No. 42461/13 ve 44357/13, § 76, AİHM 2016 (özetler)).
28. Yine Mahkeme, özgürlükten mahrum kalmanın yasaya uygunluğunu hedefleyen bir başvurunun etkin olması için, özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesini sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır (Gavril Yossifov c. Bulgaristan, No. 74012/01, § 40, 6 Kasım 2008). Bununla birlikte Mahkeme, özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi halinde, farklı hareket edebileceği kanaatine varmaktadır (Cüneyt Polat/Türkiye, No. 32211/07, § 49, 13 Kasım 2014). Bu bağlamda Mahkeme, özgürlükten mahrum kalma durumunda, bir başvuran iç hukuka aykırı olarak tutuklandığını ileri sürdüğünde ve ihtilaf konusu tutukluluk hali sona erdiğinde, iddia edilen ihlalin kabul edilmesini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolunun, şayet etkili olduğu tespit edilmişse, tüketilmesi gereken bir hukuki mekanizma olduğunu daha önce göz önünde bulundurduğunu hatırlatmaktadır (bk. yukarıda anılan Gavril Yossifov, § 41 ve bu kararda belirtilen davalar ve Rahmani ve Dineva/Bulgaristan, no 20116/08, § 66, 10 Mayıs 2012).
29. Somut olayda Mahkeme, yerel hukuki sistemin, başvuranların gözaltı sürelerinin yasallığıyla ilgili olarak, kendilerine Devlete karşı tazminat davası açma imkânı sağladığını gözlemlemektedir (CMK’ nın) 141 § 1 b). Hâlbuki Mahkeme, ilgililerin bu imkândan yararlanmadıklarını ve neden bu tür bir dava açmadıkları konusunda sebeplerini dile getirmediklerini kaydetmektedir.
30. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, başvuranların CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrasının b) bendine dayanarak, talepte bulunmak için yerel mahkemelere başvurmaları gerektiği ancak ilgililerin bu başvuru yolunu kullanmadıkları kanaatine varmaktadır.
31. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve başvuranların Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkralı uyarınca, iç hukuk yollarını kullanmamaları nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyeti reddetmektedir.
B. Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasına ilişkin şikâyet hakkında
32. Öte yandan başvuranlar, maruz kaldıklarını iddia ettikleri Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarının ihlalinin telafi edilmesine imkân sağlayan tazminat yolu bulunmamasından şikâyet etmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, aşağıda yer alan Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasını ileri sürmektedirler.
" Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."
33. Hükümet, başvuranların CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrasının b) bendine dayanarak tazminat davası açmak için ulusal mahkemelere başvurma imkânlarının olduğu konusunda iddiasını yinelemektedir.
34. Başvuranlar, Hükümet’in bu iddiasına karşılık vermemektedirler. 35. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı koşullarda gerçekleşen özgürlükten mahrum kalma durumuna ilişkin tazminat talep edilebildiği takdirde, bu maddenin 5. fıkrasına riayet edilebileceğini hatırlatmaktadır (Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A No. 185‑A). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkının, diğer fıkralardan birinin ihlalinin ulusal bir makam veya Sözleşme’nin kuruluşları tarafından tespit edilmesi gerekmektedir (N.C./İtalya [BD], No. 24952/94, § 49, AİHM 2002‑X ve Balta/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51359/09, 9 Aralık 2014).
36. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar veren Mahkeme (yukarıda 31. paragraf), Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası açısından incelenen şikâyetin Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu şikâyet Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir (Çavuş/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24296/06, §§ 35-37, 31 Mayıs 2016).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
KBu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 8 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy