AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 66569/13
Suzan PASVANOĞLU / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Haziran 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
26 Eylül 2013 tarihinde yapılan başvuruyu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Suzan Pasvanoğlu 1964 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M. Tucuk tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Davanın koşulları, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Üçüncü bir şahıs olan F.G.G., başvuranın doktora tezinde bulunan bazı kısımları için kendisine atıfta bulunmamasının intihal teşkil ettiğini iddia ederek başvuranın doktora diplomasının iptal edilmesi talebiyle Yüksek Öğretim Kurumuna (“YÖK”) başvurmuştur. YÖK, bu konu için atanan komiteler tarafından hazırlanan birbiri ile çelişen iki bilirkişi raporunun olması dolayısıyla söz konusu talebi 26 Şubat 2002 tarihinde reddetmiştir.
4. Ankara İdare Mahkemesi, söz konusu idari kararın iptali için F.G.G. tarafından açılan davayı 31 Aralık 2003 tarihinde reddetmiştir. Başvuran, bu yargılamalara müdahil taraf olarak katılmıştır.
5. Danıştay, yeni bilirkişi raporunun hazırlanması gerektiğini belirterek söz konusu kararı 27 Aralık 2004 tarihinde bozmuştur.
6. Bilirkişilerden oluşan yeni bir komite 1 Haziran 2009 tarihinde söz konusu tezin F.G.G.’nin tezinden iddia edilene göre kopyalanan ilgili kısımlarının başvuranın doktora diplomasını geçersiz kılacak seviyeye ulaşmadığını kaydetmiştir. Davaya taraf olan YÖK, F.G.G. ve başvuran söz konusu rapor hakkındaki görüşlerini sunmuştur.
7. Ankara İdare Mahkemesi 30 Haziran 2009 tarihinde bu raporu dikkate almamaya karar vermiştir. Ankara İdare Mahkemesi, başvuranın F.G.G.’nin tezinden referans göstermeden bazı kısımlarını intihal etmesinin YÖK’ün 26 Şubat 2002 tarihli kararının iptal edilmesi için yeterli olduğunu değerlendirmiştir.
8. Karar bozma kararının ardından, dava Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kuruluna tahsis edilmiş olup Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, YÖK’ün kararının iptal eden söz konusu mahkeme kararını 3 Ekim 2012 tarihli nihai karar ile onamıştır.
9. Ardından başvuran, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin söz konusu hususu başvuranın etkin bir şekilde katılma olanağının olduğu çekişmeli usul ile incelediği ve söz konusu kararların herhangi bir taraflılık ya da uygulanabilir usuli güvencelerin göz ardı edildiğini tespit etmediği gerekçesiyle başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bularak 28 Haziran 2013 tarihinde reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yargılamalar esnasında hazırlanan bilirkişi raporlarını uygun bir şekilde değerlendirilmediğini öne sürerek ulusal idari mahkemelerin delilleri adil olarak incelemediği hususunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, aynı madde kapsamında, yargılamaların uzunluğu hakkında şikâyette bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
11. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesine dayanarak idari mahkeme kararlarının intihal iddialarına ilişkin hazırlanan bilirkişi raporları ile çeliştiğini iddia etmiştir.
12. Mahkeme, davanın YÖK ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun da dâhil olduğu üç yargı makamı önünde incelenmiş olduğunu ve çeşitli neticesiz bilirkişi raporlarının hazırlandığını gözlemlemektedir. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde belirtilen güvenceleri sağlayan mahkemeler önünde argümanlarını sunabilmiş ve mahkemeler makul ve tarafsız olan kararlarında söz konusu argümanlara değinmiştir (özellikle bk. yukarıdaki 7. paragraf) Bu bakımdan, başvuran sadece yargılamaların sonucuna karşı çıkmakta ve ulusal mahkemelerin delili değerlendirmesi ile kanunu yorumlama şeklinden şikâyetçi olmaktadır.
13. Mahkeme, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükler ihlal etmediği sürece, bir ulusal mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen olay ya da hukuki tespitlerine ilişkin hataları değerlendirmenin kendi görevi olmadığını yinelemektedir. Ek olarak, Sözleşme’nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını güvence altına almakta olup öncelikle ulusal hukuk ve ulusal mahkemelerce düzenlenen konulardan biri olan delillerin kabul edilebilirliğine ya da nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin olarak herhangi bir kural öngörmemektedir (García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I).
14. Ayrıca, dava dosyası yargılamaların yürütülmesinde hiçbir eksiklik ortaya koymamakla beraber başvuran ek bir incelemenin yapılmasını gerektiren herhangi bir argümanı öne sürmemiştir. Dolayısıyla, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez beyan edilmesi gerekmektedir.
15. Başvuran, hakkındaki yargılamanın aşırı uzun sürdüğüne ilişkin şikâyette bulunmuştur. Mahkeme, başvuranın bu şikâyetini Anayasa Mahkemesi önünde gündeme getirmediğini gözlemlemektedir. Bu sebeple Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 12 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy