AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 22685/10 ve 40711/10
Abdulaziz İPEK / TÜRKİYE ve Zeki ÇELİK / TÜRKİYE
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 18 Mayıs 2021 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Sırasıyla 30 Mart 2010 ve 17 Mayıs 2010 tarihlerinde yapılan yukarıda anılan başvuruları göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar ile temsilcilerinin listesi ekteki tabloda yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davaların Koşulları3. Davaların konusu olan olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Davaların arka planı4. Başvuranlar, TÜPRAŞ Batman Petrol Rafinerisi (2005 yılında özelleştirilinceye dek bir Kamu İktisadi Teşekkülü olan “TÜPRAŞ Rafinerisi” veya “TÜPRAŞ”) ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından işletilen bir yakıt depo ve ikmal tesisi (bundan böyle “ANT” olarak anılacaktır) yakınlarındaki Batman Toptancılar Sitesi içerisinde yer alan iki ayrı iş yerinin sahibiydiler.
5. 3 Mayıs 2004 tarihinde, Toptancılar Sitesi’nin altında büyük bir patlama meydana gelmiş ve sonucunda 3 kişi ölmüş, çok sayıda kişi de yaralanmıştır. Patlama ve devamında çıkan yangın, bölgede içlerinde, iddia edildiğine göre, başvuranların taşınmazlarının da olduğu birçok taşınmaza zarar vermiştir.
6. Patlama olayına dair daha geniş arka plan bilgileri ile devamında yaşanan idari ve yargı nezdindeki gelişmeler, Kurşun/Türkiye (no. 22677/10, §§ 7-45, 30 Ekim 2018) kararında ortaya konmuştur.
Başvuranlar tarafından açılan ilk davalar(a) Birinci başvuranla ilgili yargılama
7. İlk başvuran, 3 Mayıs 2005 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde hem TÜPRAŞ hem de ANT aleyhine tazminat davası açmıştır. Taşınmazında oluşan değer kaybı ve patlamadan sonra yaşadığı ticari kayıptan dolayı, fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla, toplamda 5.100 TL tazminat talep etmiştir.
8. 8 Haziran 2006 tarihli bir raporda, Batman Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından atanan bilirkişiler başvuranın zararına ilişkin aşağıdaki şekilde zarar tespitinde bulunmuşlardır:
(i) Taşınmazında oluşan değer kaybına ilişkin olarak, tahmini değerinin %50’sine tekabül eden, 70.932 TL;
(ii) Taşınmazda neden olunan yapı zararı nedeniyle 12.436 TL;
(iii) Kira geliri kaybına ilişkin olarak 3.600 TL.
Aynı raporda, bilirkişiler yalnızca taşınmazda meydana gelen görünürdeki yapı zararı tespit edebildiklerini ve patlamanın gözle görünmeyen etkilerinin tespit edilmesi için ek incelemelere gerek duyulduğunu bilhassa belirtmişlerdir.
9. 6 Kasım 2006 tarihinde yukarıda bahsedilen rapora, TÜPRAŞ ve ANT tarafından yapılan itirazın akabinde bilirkişiler ek bir rapor hazırlamışlardır. Diğer hususların yanı sıra yapı zararına ilişkin olarak başvuranın zararının 11.172,84 TL olduğunu belirtmişlerdir.
10. 21 Aralık 2006 tarihinde başvuran, bilirkişilerin değerlendirmeleri ışığında, mahkemeden ilk tazminat talebine ilişkin miktarın 74.288,04 TL’ye arttırılmasını istemiştir.
11. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Ekim 2009 tarihinde başvuranın TÜPRAŞ hakkındaki talebini kısmen kabul etmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın ilk tazminatın arttırılmasına yönelik talebinin zamanaşımına uğradığını değerlendirmiş ve dolayısıyla talebinin bu kısmını reddetmiştir. Dahası, 18 Mayıs 2009 tarihli yeni bir bilirkişi raporuna dayanarak, başvuranın mülkünün değerinin %30 oranında azaldığına karar vermiştir. Ancak, başvuranın ilk tazminat talebine ilişkin miktara bağlı bir değerlendirme yaparak bu başlık altında başvurana 5.100 TL tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
12. Yargıtay 1 Mart 2011 tarihinde söz konusu kararı onamıştır.
(b) İkinci başvuranla ilgili yargılama
13. İkinci başvuran, 3 Mayıs 2005 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi önünde TÜPRAŞ ve ANT hakkında tazminat davası açmıştır. Taşınmazında oluşan değer kaybı ve patlamadan sonra yaşadığı ticari kayıptan dolayı, fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla, toplamda 40.000 TL tazminat talep etmiştir.
14. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Ekim 2009 tarihinde başvuranın TÜPRAŞ hakkındaki talebini kısmen kabul etmiştir. Söz konusu mahkeme, talep ettiği bilirkişi raporuna dayanarak, başvurana taşınmazda yaşanan değer kaybı ve kira geliri kaybına ilişkin olarak toplamda 38.120,46 TL tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
15. İkinci başvuran tarafından başlatılan ilk yargılamalarda yaşanan sonraki gelişmelere ilişkin olarak taraflar herhangi bir bilgi sunmamışlardır.
Başvuranlar tarafından açılan ikinci davalar16. Bu arada, başvuranlar 29 Mart ve 2 Ekim 2007 tarihlerinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi önünde ek davalar başlatıp taşınmazlarında yapı zararı meydana geldiği iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuşlardır. 8 Haziran ve 6 Kasım 2006 tarihli raporlara istinaden (bk. yukarıda §§ 8 ve 9), ilk başvuran 11.172 TL (söz konusu tarihte takriben 5.980 Avro) tazminat talebinde bulunmuştur. İkinci başvuran, taleplerini herhangi bir bilirkişi raporuna veya başka bir değerlendirmeye dayandırmaksızın 7.000 TL (söz konusu tarihte takriben 4.070 TL) tazminat talebinde bulunmuştur.
17. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mayıs 2008 tarihli iki kararıyla, zamanaşımı nedeniyle davaların reddine karar vermiştir. Söz konusu mahkeme, başvuranların taleplerinin Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamına giren bir haksız fiil ile ilgili olduğunu; ilgili hükümde de zarar görenin zararı ve zararın failini öğrenmesinden itibaren bir yıl içerisinde tazminat taleplerini gerçekleştirilmesi gerektiğinin öngörüldüğünü belirtmiştir. Başvuranların hâlihazırda söz konusu patlamaya ilişkin olarak tazminat davası açtıklarını göz önüne alarak söz konusu mahkeme en geç ilk davaların gerçekleştiği tarihte başvuranların gerekli bilgiyi edindiklerini değerlendirmiştir (bk. yukarıda §§ 7 ve 13). Dolayısıyla, ek tazminat davalarının geçerli olan bir yıllık süre sınırı içerisinde açılmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, söz konusu davalarda mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesince öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin uygulanamayacağını belirtmiştir (bk. aşağıda § 21).
18. Yargıtay 28 Nisan ve 7 Mayıs 2009 tarihlerinde ilk derece mahkemesinin kararlarını onamıştır.
19. 8 Ekim ve 19 Kasım 2009 tarihlerinde başvuranların karar düzeltme taleplerini reddetmiştir.
İlgili İç Hukuk20. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 60 § 1 maddesine göre (“mülga Borçlar Kanunu”), maddi zarar nedeniyle açılan tazminat davası, zarar gören tarafın zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren (ıttıla) bir sene ve en geç zarara neden olan eylemin işlenmesinden itibarına on yıl sonra zamanaşımına uğrayacaktır.
21. Bu maddenin ikinci fıkrasında ise eğer tazminat davası, aynı zamanda ceza kanunları mucibince uzamış bir zamanaşımı süresine tabi bir suç teşkil eden fiilden kaynaklanmışsa, tazminat davasına da o zamanaşımı süresinin uygulanacağı belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
Başvuruların kapsamı23. Mahkeme, başvuru evraklarında, başvuranların söz konusu tarihte halen derdest olan ilk davaya ilişkin olarak herhangi bir şikâyette bulunmadıklarını ve yalnızca ikinci davada verilen karara ilişkin olarak şikâyette bulunduklarını gözlemlemektedir.
24. Bu koşullar altında, Mahkeme, başvuranlar tarafından açılan ilk davanın arka planındaki bilgiler itibariyle uygun olmasına rağmen mevcut başvuruların kapsamı dışında kaldığı kanaatindedir.
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetler25. Başvuranlar, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesinin yanlış bir yorumuna ve olayların hatalı bir değerlendirmesine dayanılarak, ek davaların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldıklarından şikâyet etmişlerdir. Ayrıca, ikinci davadaki yerel mahkeme kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve aynı patlama sonucunda taşınmazlarında zarar meydana gelen başka kişiler hakkında verilen kararlarla çeliştiğini iddia etmiştir.
26. Başvuranlar, 12 Ekim 2017 tarihli görüşlerinde, söz konusu davalarda mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesinde öngörülen uzun zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini de şikâyet etmişlerdir.
Ek davanın reddine ilişkin şikâyetler(a) Tarafların Beyanları
27. Başvuranlar, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamında bir tazminat davasının hem failin tespitinden hem de mağdurun gördüğü zararı bilmesinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini savunmuşlardır.
28. Başvuranlar, davacının zarar verenin kimliğini o tarihte kesin olarak bildiklerini gerekli bir şekilde kanıtlayamadıkları için sırf dava açma eyleminin söz konusu zamanaşımı süresini işlemeye başlatamayacağını ileri sürmüşlerdir. Bu doğrultuda, söz konusu 1 yıllık zamanaşımı süresinin zarar verenin kesin olarak tespit edilmesinden itibaren başlamayacağını ve sırf sorumluluğa yönelik şüphelerin bulunmasının zamanaşımı süresinin başlatılması için yeterli olmadığını öne sürmüşlerdir. İlk başvuran ek olarak bir bilirkişi incelemesi gerektiren zararın niteliği ve miktarını ilk davanın başında bilmesi gerektiğinin kendisinden beklenemeyeceğini iddia etmiştir. Bu doğrultuda, ilk davada hazırlanan bilirkişi raporlarında taşınmazında gözle görülen ve görülemeyen yapı zararının olduğunun tespit edildiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, ilk davayı açtığında bu tür bir zararın farkında olmadığını belirtmiştir.
29. Başvuranlar ayrıca, söz konusu zararın “devam eden” nitelikte olması nedeniyle, tazminat taleplerine dair zamanaşımının işlememesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu minvalde, bölgedeki petrol sızıntısının durmadığını gösteren, yani mülklerinin hala zarara uğradığı anlamına gelen, birçok bilirkişi raporunun olduğunu iddia etmişlerdir.
30. Hükümet, iç hukuk uygulamasını yorumlama görevinin ulusal hâkimlere düştüğünü belirtmiştir. Hükümet’e göre, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi ile öngörülen süre sınırı kuralının ilgili yerel mahkemeler tarafından yorumlanmasında herhangi bir keyfilik söz konusu olmadığından başvuranların bu yöndeki şikâyetleri dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğindedir.
31. Hükümet, kazadan sonra haksız fiili işleyen kimsenin kimliğinin ve meydana gelen zararın medya aracılığıyla herkes tarafından öğrenildiğini eklemiştir ve bu sayede bölgedeki diğer bazı mülk sahipleri sunulan süre sınırı içerisinde TÜPRAŞ hakkında dava açabilmiştir. Dahası, Hükümet’e göre, Yargıtayın haksız fiili işleyenin kimliğinin belirlenebilir olmasının dava açmak için yeterli olduğuna dair içtihadı bunu açıklığa kavuşturmuştur.
32. Hükümet ayrıca, başvuranların öngörülen süre sınırı içerisinde ilk davalarını açmış olduklarını kaydetmekle birlikte, ek davalarını söz konusu süre içerisinde açmadıklarını vurgulamıştır. Hükümet, ilk başvuranın gözle görünmeyen zarar iddiasına ilişkin argümanlarına yönelik olarak, bilirkişi raporlarında bu tür bir zarardan bahsedilmediğini belirtmiştir.
33. Hükümet ilaveten sebebi patlama olan zararın devam eden bir zarar niteliğinde olmadığını ileri sürmüştür.
(b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi
34. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerini, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı açısından incelemeyi uygun görmektedir (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 93). Bu anlamda Mahkeme, mahkemeye erişim hakkına ilişkin Zubac/Hırvatistan ([BD], no. 40160/12, §§ 76-79, 5 Nisan 2018) kararındaki içtihat derlemesine atıf yapmaktadır.
35. Mahkeme, mevcut şikâyetlerin mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesince öngörülen sürenin işlemeye başlama noktasının belirlenmesi konusuyla ilgili olduğunu ve bu maddeye göre bütün haksız fiil iddiaları zararın ve bu zarardan sorumlu olanların kimliklerinin mağdur tarafından öğrenildiği andan itibaren bir yıl içerisinde ortaya konulması gerektiğini not etmektedir. Bu bağlamda başvuranlar, ilk davalarını açtıkları tarihte gerekli bilgileri edinmiş olmalarının kendilerinden beklenemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, somut davalarda “devam eden” bir zararın söz konusu olduğunu iddia etmişlerdir.
36. Mahkeme, usule ilişkin kuralların yorumuna yönelik sorunların çözümünün öncelikle, başta mahkemeler olmak üzere, ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatmaktadır (bk. Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1997 VIII). Sonuç olarak, somut davalarda Mahkeme’nin esas olarak görevi, ulusal mahkemelerin ilgili bir yıllık süre sınırını, başvuranların etkili bir şekilde mahkemeye erişimlerinin önünde engel oluşturmaksızın, öngörülebilir ve makul bir şekilde uygulayıp uygulamadığını belirlemektir (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 95).
37. Somut davanın koşullarına dönüldüğünde Mahkeme, ulusal mahkemelerin ikinci davalarda başvuranların yapı zararı iddiasına ilişkin taleplerinin zamanaşımına uğradığını tespit ettiğini gözlemlemektedir. Bu doğrultuda, ulusal mahkemeler, başvuranların en geç ilk davalarını açtıkları tarihte gerekli bilgilere sahip olduklarını değerlendirmiştir (bk. yukarıda § 17).
38. Haksız fiil failinin kim olduğuna dair yeterli bilgiye sahip olmadıklarını iddia eden başvuranların bu argümanlarıyla ilgili olarak Mahkeme, olaydan sorumlu olan TÜPRAŞ’ın başvuranlar tarafından açılan ilk davalardaki iki karşı taraftan biri olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda §§ 7 ve 13). Bu nedenle, başvuranların 3 Mayıs 2005 tarihinde TÜPRAŞ aleyhine tazminat davası açma imkânından faydalanmış oldukları göz önüne alındığında, başvuranların en geç o tarihte sorumlu taraftan haberdar olmuş oldukları sonucuna varan ulusal mahkemelerin bu kanaati, somut davaların koşulları çerçevesinde makul olmayan bir yaklaşım gibi görünmemektedir (bk., karşıt yönde, yukarıda anılan Kurşun, § 101).
39. İlk başvuranın taşınmazının onun bilmediği gözle görülemez bir zarara maruz kaldığına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, 8 Haziran 2006 tarihli ilk bilirkişi raporunda gözle görülemez zarar ihtimali göz ardı edilmese de raporda bilirkişilerin değerlendirmesinin mülkte oluşan gözle görülür zarara dayandığından açıkça bahsedildiğini not etmektedir (bk. yukarıda § 8). Dolayısıyla, başvuran, en geç tazminat için açtığı ilk dava esnasında bu tür gözle görülür bir yapı zararının farkında olmuş veya en azından farkında olması gerekmekteydi. Ancak, başvuran Batman Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açtığı ilk dava esnasında bu başlık altında bir tazminat talebinde bulunmadığı gibi söz konusu zamanda kendisinden bu talepte bulunmasının beklenemeyeceğine dair herhangi bir açıklama da sunmamıştır. Bunun yerine, bilirkişilerin gözle görülür yapı zararına dair ulaştığı sonuçlara dayanarak ilk dava tarihinden neredeyse iki yıl sonra ek bir dava açmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, gözle görülemeyecek zararın olası varlığının ilk başvuranın mülkünde meydana gelen yapı zararının farkında olmadığını nasıl gösterebildiğini görememektedir.
40. İkinci başvurana ilişkin olarak Mahkeme, yapı zararı iddiasıyla ilgili olarak taleplerini niye ilk davada değil de iki yıldan daha fazla bir süre sonra açtığı ikinci davada ilettiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmadığını kaydetmektedir. İkinci davada öne sürülen taleplerin ilk dava sırasında yapılan herhangi bir değerlendirmeye dayandırılmadığı dikkate alındığında bu hususta başvuranlar tarafından bir açıklama sunulması daha da gerekli hâle gelmiştir.
41. Son olarak, zararın “devam eden” niteliği iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, ikinci davanın konusu olan yapı zararının tek başına devam eden bir nitelikte olmadığını not etmektedir. Mahkeme ayrıca başvuranların bu tür bir zararın varlığını gösteremediklerini de not etmektedir. Başvuranlar basit bir şekilde bölgedeki petrol sızıntısının durmadığını iddia etmektedirler. Ancak, Mahkeme’ye göre, başvuranların ek davalardaki taleplerinin doğrudan devam eden petrol sızıntısı iddiasından kaynaklanan zararla değil devamlı bir niteliği olmayan patlamadan kaynaklı olarak mülkünde meydana gelen yapı zararıyla alakalıdır. Bu yüzden, bölgedeki sızıntının durmadığı iddiası mevcut şikâyetlerle alakalı değildir.
42. Yukarıdaki gözlem ve değerlendirmeler ile birlikte iç hukukun yorumlanması ve uygulanmasına dair sınırlı rolünü de göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranların ek davalarının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin, somut olayların koşulları çerçevesinde makul veya öngörülebilir olmadığının söylenemeyeceği kanaatine ulaşmaktadır.
43. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki diğer şikâyetler44. Başvuranlar ayrıca yerel mahkeme kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve aynı patlama sonucunda taşınmazlarında zarar meydana gelen başka kişiler hakkında verilen kararlarla çeliştiğini iddia etmişlerdir. Bu doğrultuda, bölgede taşınmaz sahibi olan diğer kişiler hakkında verilen ilk derece mahkemesince verilen iki karara atıfta bulunmuşlardır.
45. Mahkeme söz konusu ilk derece mahkemesi kararlarının gereğince gerekçelendirildiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda § 17). Yargıtay kararlarının yeterine gerekçelendirilmediği iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, kanun yolu (temyiz vb.) incelemeleri söz konusu olduğunda Sözleşme’nin 6. maddesinin, alt derece mahkemesince sunulan gerekçelere atıfta bulunmak suretiyle kanun yolu başvurusunu reddeden bir mahkemenin kendi kararına da ayrıntılı gerekçeler eklemesini gerekli kılmadığını hatırlatır (bk. Kabasakal ve Atar/Türkiye (k.k.), no. 70084/01 ve 70085/01, 1 Temmuz 2003 ve Feryadi Şahin/Türkiye, no. 33279/05, § 22, 13 Eylül 2011).
46. Söz konusu kararlar ve aynı olaya ilişkin diğer kararlar arasındaki çelişkiyle ilgili olarak Mahkeme, başvuranlar tarafından atıfta bulunulan iki kararın kesinleşmediğini gözlemlemektedir.
47. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
48. Başvuranlar ayrıca, 12 Ekim 2017 tarihli görüşlerinde, açtıkları tazminat davalarında yerel mahkemelerin mülga Borçlar Hukuku’nun 60 § 2 maddesince öngörülen özel süre sınırını uygulamadığını iddia ederek yeni bir şikâyette bulunmuşlardır.
49. Mahkeme bu ek şikâyetin 8 Ekim ve 19 Kasım 2009 tarihinde kesinleşen davalara ilişkin olduğunu not etmiştir. Ek olarak Mahkeme, bu ek şikâyetin başvuranların Mahkeme’ye yaptığı ilk şikâyetlerin detaylı bir hali olmadığını ve yeni bir husus olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Mahkeme’nin bu şikâyeti altı aylık süre dışında ileri sürüldüğü gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddetmesi gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 80).
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetler50. Başvuranlar, 3 Mayıs 2004 tarihli patlama sonucunda mülklerinde meydana gelen zararlar nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğinden; Devlet makamlarının ise bu hakkı korumak için Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemiş olduğundan şikâyet etmişlerdir. Ayrıca tazminat talebiyle açtıkları ek davaların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmiş olmasından şikâyet etmişlerdir. İlaveten, mülklerinin bulunduğu bölgeye getirilen inşaat yasağı nedeniyle taşınmazları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunmaktan alıkonulduklarını ileri sürmüşlerdir.
51. Başvuranlar, ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, olaydan sonra başlatılan ceza yargılamalarının etkili olmadığını ve özellikle Öneryıldız/Türkiye ([BD], no. 48939/99, AİHM 2004‑XII) davasında Mahkeme tarafından ortaya konulan kriterlerle uyumlu olmadığını ileri sürmüştür.
52. Hükümet, diğer argümanlarının yanı sıra, başvuranların bu başlık altındaki şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile kabul edilemez bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuranların söz konusu tazminat davalarını geçerli süre sınırı içerisinde açmamış olduklarını ve yine ilgili Devlet makamları aleyhine idari dava açmamış olduklarını savunmuştur.
53. Mahkeme, başvuranların bu başlık altındaki şikâyetlerinin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 109).
54. Başvuranların mülklerinin zarara uğradığı iddiasıyla giderim elde edemediklerine ilişkin şikâyetleriyle ilgili olduğu ölçüde Mahkeme, başvuranların şikâyetlerini şekillendirme şeklini (bk. yukarıda § 50) ve yukarıdaki 23 ve 24. paragraflarda ortaya konulan değerlendirmeleri göz önüne alarak, bu şikâyetin ikinci davanın konusu olan zararla alakalı olduğunu gözlemlemektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, başvuranların ilgili zamanaşımı süresine uygun davranmayarak, ulusal makamlara söz konusu zarara ilişkin şikâyetlerinin esasını inceleme olanağı sunmamış olduklarını gözlemlemektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında bu konuyla ilgili olarak vardığı sonucu (bk. yukarıda § 43) da dikkate alan Mahkeme, başvuruların bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
55. Başvuranların sadece olayın ardından başlatılan ceza yargılamalarında bulunduğunu iddia ettikleri eksikler dolayısıyla telafi edici önlemlerden yoksun bırakıldıklarına dair şikâyeti yönünden Mahkeme, benzer bir şikâyeti hâlihazırda incelemiş ve açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulmuş olduğunu hatırlatır (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 125). Mahkeme, somut davalarda, farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
56. Mahkeme, başvuranların bu başlık altındaki şikâyetlerinin kalan kısmıyla ilgili olarak, Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, başvuranların bu şikâyetleri Mahkeme nezdinde ileri sürmeden önce ilgili ulusal makamlar veya mahkemeler önünde dile getirmemiş olduklarını not etmektedir. Bu şikâyetlerin de iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bk., benzer bir tespit için, yukarıda anılan Kurşun, § 132).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine ve
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 17 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Başvuru no.
Başvuran
Doğum Yılı
İkamet Adresi
Uyruğu
Temsilcisi
1.
22685/10
Abdulaziz İPEK
1956
Batman
T.C.
A. Çakan,
A.Ş. Deniz
2.
40711/10
Zeki ÇELİK
1947
Batman
T.C.
M.C. İlge,
S. Özel