AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.75404/10
Saime PEKER ve diğerleri / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 22 Kasım 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) (“Mahkeme”), 1 Ekim 2010 tarihinde yapılmış olan yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak, davalı Devlet tarafından ileri sürülen görüşleri dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLAY
1. Başvuran tarafların listesi ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut olayın koşulları
3. Başvuranların yakını Ahmet Peker’in askerlik hizmetine başlaması için yapılan askerlik yoklaması 2007 yılında gerçekleşmiştir.
4. Ahmet Peker askeri eğitimine başlamadan önce 26 Kasım 2007 tarihinde, mutat sağlık taramasından geçirilmiştir.
5. Ahmet Peker, bu tarama sırasında herhangi bir sağlık sorunu olmadığını beyan etmiştir. Doktorlar, Ahmet Peker’in askerlik hizmetini yerine getirmesine mani olacak nitelikte özel bir durum olmadığını belirlemişler ve askerliğe elverişli olduğunu beyan etmişlerdir. Ahmet Peker, bu sağlık raporuna itiraz etmemiş ve askerlik hizmetine başlamıştır.
6. Ahmet Peker 17 Aralık 2007 tarihinde askeri eğitiminin son gününe katılmıştır. O gün herhangi bir sportif faaliyet öngörülmemiştir. Ertesi günkü yemin törenine hazırlık çalışmaları sabaha alınmıştır. Askerler öğleden sonra izin kullanmışlardır.
7. Ahmet Peker, 18 Aralık 2007 tarihinde sabah saat 5:20’ ye doğru yatağında ölü olarak bulunmuştur.
8. Cesedi bulan askerler, hemen üstlerine haber vermişlerdir. Genç adamın ölümü, kışla revirinin sağlık personeli tarafından da teyit edilmiştir.
9. Samsun Cumhuriyet savcısı saat 7:10’a doğru bilgilendirilmiş ve re’sen ceza soruşturması başlatılmıştır. Trabzon Askeri Savcılığı durumdan ayrıca bilgilendirilmiştir.
10. Savcının talimatı ile Samsun Jandarma Kriminal İnceleme’den uzman bir ekip, saat 8.15’e doğru olay yerine gelmiştir. Savcı da saat 9.40 civarı olay yerine gelmiştir.
11. Olay yeri tespit tutanağı hazırlanmıştır. Aynı zamanda olay yeri krokileri çizilmiş ve fotoğraflar çekilmiştir.
12. Soruşturma kapsamında Ahmet Peker’in cansız bedeninin yatakhanede, yatağında bulunduğunu tespit edilmiştir.
13. Soruşturma kapsamında olay yerinde şüpheli unsur saptanmamıştır. Cesedin dış muayenesi savcı huzurunda yapılmıştır. Savcı ceset üzerinde herhangi bir darp ya da işkence izine rastlamamıştır.
14. Trabzon Adli Tıp Kurumunda saat 17.00’ye doğru klasik otopsi yapılmıştır.
15. Adli tabipler Ahmet Peker’in cesedinde herhangi bir işkence izine rastlamamışlardır. Tabipler bununla birlikte boynunun alt kısmında 0,5 x 3 cm mesafede, sol tarafta ekimozlu bölge bulgusu not etmişlerdir.
16. Cesedin organları, kanı ve idrarında yapılan tetkikler, alkol ya da uyuşturucu madde kalıntısı olmadığını göstermiştir.
17. Otopsi raporunun sonucu aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:
« Ahmet Peker’in cesedinde herhangi bir travma bulunmamaktadır. Yapılan toksikoloji tetkikleri sonucunda da toksik bir madde tespit edilmemeiştir.. Akciğerlerde yapılan makroskopik muayene, geniş kanama bulgusunun tespitini sağlamaktadır. Adale büyümesi ve iç organlarda kanama mevcuttur.
Ölen kişi büyük olasılıkla otopsi ile kesinlikle belirlenmesi mümkün olmayan bir hastalıktan muzdariptir. Bu hastalık, ölümüne yol açan solunum yetmezliğine sebep olmuştur.»
18. Birçok kişinin de tanık ifadesine başvurulmuştur.
Ahmet Peker’in arkadaşları, ilgilinin hiç kimseyle sorun yaşamayan içine kapanık birisi olduğunu ifade etmiştir. Arkadaşları olaydan önceki askeri eğitimin yorucu olmadığını beyanlarına eklemişlerdir.
Ahmet Peker’in askeri üstleri, bildikleri kadarıyla genç adamın hiçbir sağlık sorunu olmadığını beyan etmişlerdir. İlgilinin yalnızca 10 Aralık 2007 tarihinde bilek ağrısından şikâyet ettiğini ve bunun için revire geldiğini ifade etmişlerdir. Kendisine ağrıkesici bir ilaç reçete edilmiştir.
19. Ceza soruşturmasının sonunda 23 Mayıs 2008 tarihinde Trabzon Askeri savcısı aşağıdaki gerekçelerle:
- Ani bir ölümün söz konusu olduğu;
- Askeri yetkililere yüklenebilecek herhangi bir unsurun bulunmadığı sonucuna vararak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
20. Askeri savcı bu sonuca ulaşırken, bilhassa olay yeri inceleme raporu, olay yerini gösteren kroki ve fotoğrafları, tanık ifadelerini ve otopsi raporunu esas almıştır.
21. Bu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar Mehmet Peker’e 14 Temmuz 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ancak başvuranlar karara itiraz etmemişlerdir ve dolayısıyla karar kesinleşmiştir.
22. Başvuranlar, 31 Temmuz 2008 tarihinde Milli Savunma Bakanlığına bir tazminat başvurusunda bulunmuşlardır.
23. İdarenin sessiz kalması karşısında başvuranlar, 3 Aralık 2008 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açmışlardır.
24. Başvuranlar, yakınlarının askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybetmiş olduğunu ve bu durumda idarenin, sorumluluğu re’sen üstlenmiş bulunduğunu ileri sürmektedirler.
25. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 13 Ocak 2010 tarihli bir karar ile Ahmet Peker’in solunum yetmezliğine yol açan bir hastalığın ardından uykusunda aniden ölmüş olduğunu ve ölümü ile askerlik hizmeti arasında bir nedensellik bağının bulunmamasını göz önünde bulundurarak, askeri makamların, Ahmet Peker’in ölümünden sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle başvuranların talebini reddetmiştir.
26. İki hâkim ayrık görüş belirtmişlerdir. Hâkimler, yukarıda anılan hastalığın, adli tıp incelemesi sırasında kesinlikle tespit edilemediğine dikkat çekmişlerdir. Kendilerine göre, hastalığın kesin olarak teşhis edilmesi ve askeri eğitimin hastalığı ağırlaştırıp ağırlaştırmadığının tespiti için tıbbi bir bilirkişi marifetiyle karar verilmesi gerekirdi. Söz konusu hâkimler, kendi bakış açılarına göre, Devletin objektif sorumluluğunun her durumda göz önünde tutulması gerektiğini görüşlerine eklemişlerdir. Hâkimler, ölümün askerlik hizmetine yükümlülüğünü yerine getirirken meydana geldiğini ve bu nedenle davacıların tazminat almalarının gerekli olacağını belirtmişlerdir.
27. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunu 7 Nisan 2010 tarihinde reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
28. Askerlik hizmetini yerine getirmek için sağlık yeteneğine ilişkin Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin (24 Kasım 1986 tarihli ve 86/11092 sayılı Yönetmelik) 5. maddesinin, başvuru konusu olayların yaşandığı dönemde yürürlükte olan versiyonu aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
« [Yükümlülerin] ilk sağlık muayeneleri (...) iki tabip tarafından aşağıdaki şekilde yapılır:
1) Ruh ve beden durumları ile iç organları dikkatle gözden geçirilir, nabız sayılır, kan basıncı ölçülür, çıplak olarak belirlenen boy ve kilolar tespit edilir. Soluk alma ve vermedeki göğüs genişlikleri ve muayene sonunda bulunan hastalık ve arızalar kaydedilir.
2) Muayenenin sonucunda tıbbi gözlem altında bulunması gerekenler ve muayene sonucunda karar verilemeyenler hemen en yakın askeri hastaneye sevk edilirler.»
29. Ayrıca bu yönetmeliğe göre, erbaştan ilk sağlık muayenesi sırasında, diğer bilgiler arasında, sağlık durumu ile ilgili soruların bulunduğu bir form doldurması istenmektedir. Bu erbaş bir hastalığı olduğunu belirttiği takdirde, yukarıda belirtilen yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca öngörülen ikinci muayene usulü başlatılabilmektedir.
ŞİKÂYETLER
30. Başvuranlar, başvuru konusu olayların, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesine yol açtığını ileri sürmektedirler.
İlk olarak yakınlarının ölümüne yol açan koşulların, açık bir şekilde aydınlatılmadığını, başka varsayımlar değerlendirilmeden, ani ölüm iddiasının hemen kabul edildiğini ileri sürmektedirler.
Başvuranlar ikinci olarak Ahmet Peker’in, gerçek anlamda bir hastalığın peşi sıra aniden ölmüş olduğu farz edilse bile, ölümün askerlik hizmeti yükümlülüğünü yerine getirdiği sırada meydana gelmiş olmasından, davalı Devletin yaşam hakkının korunmasındaki kusur nedeniyle sorumlu olması gerektiği kanaatine varmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
31. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
32. Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
Hükümet, davanın kabul edilebilirliği hakkında iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmekte ve başvuranların bu bağlamda 23 Mayıs 2008 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmediklerini vurgulamaktadır. Hükümet, başvuranların, bu başvuru yolunun tesir etmeyeceğine kanaat getirmiş olsalar bile, her durumda başvurularını Mahkemeye takipsizlik kararının tebliğinden itibaren yani 14 Temmuz 2008 tarihinde yapmış olmaları gerektiğini; oysa Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında gecikmiş olan başvurularını ancak 1 Ekim 2010 tarihinde yapmış olduklarını beyan etmektedir.
Hükümet davanın esası hakkında, savcı tarafından yürütülen soruşturmayı titiz olarak nitelendirmekte ve soruşturmanın sonucuna göre makamlar tarafından kabul edilen ani ölüm tezini tekrar tartışmaya açmak için hiçbir unsur bulunmadığını değerlendirmektedir. Hükümet, yetkililerin Ahmet Peker’in ölümünden tamamen sorumlu tutulmalarına itiraz etmektedir.
33. Her şeyden önce Ahmet Peker’in ölüm koşullarının şüpheli olduğuna ve yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın davayı aydınlatmadığı konusundaki şikayetle ilgili olarak Mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde açılan davanın başvuranların, yakınlarının kasıtlı olarak ölümüne meydan verildiği iddiasını karşılamaktan uzak olduğunu değerlendirmektedir. Zira Mahkeme, bu davanın sonucunun sorumluların tespitine ve cezalandırılmasına götüremeyecek olması nedeniyle, anılan şikayet bakımından etkin bir başvuru yolu olmadığı kanısındadır. Mahkeme, somut olayda etkin başvuru yolunun, ceza davası olduğunu değerlendirmektedir. Kendisine göre, bu başvuru yolu, ölümün gerçekleştiği koşullar hakkında değişken iddiaları tek başına onaylayacak ya da çürütecek ve aydınlatılacak durumdadır.
34. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların, 14 Temmuz 2008 tarihinde kendilerine tebliğ edilen 23 Mayıs 2008 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmediklerini ve dolayısıyla iç hukuk yolarını tüketmediklerini ne de başvurularını bu kararın tebliğinden itibaren altı ay süre içinde Mahkeme’ye yapmadıklarını kaydetmektedir (yukarıdaki 21. paragraf).
35. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikayetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bkz., aynı anlamda, Erkan / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 41792/10, 26 Ocak 2014).
36. Başvuranların yakının ölümü, askerlik hizmetine yükümlülüğünü yerine getirdiği sırada meydana gelmiş olmasına rağmen, başvuranlara tazminat ödenmemesinin ardından Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüne ilişkin bu kapsamında sunulan şikayetle ilgili olarak Mahkeme, ilk olarak 2. maddenin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, Devlete yalnız kasten ve yasaya aykırı şekilde ölüme sebebiyet verilmesini engelleme zorunluluğu getirmekle kalmayıp, aynı zamanda Devlete kendi yargı yetkisi altında bulunan kişilerin yaşamını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getirdiğini de hatırlatmaktadır (L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑III ve Tanrıbilir/Türkiye, no.21422/93, § 70, 16 Kasım 2000).
37. Bu yükümlülük her şeyden önce, devletlerin, yaşam hakkının tehlikeye atılması konusunda caydırıcı ve etkili şekilde önleyici olması amaçlanan yasal ve idari bir çerçeve oluşturulmasındaki esas görevini kapsamaktadır (Öneryıldız / Türkiye [BD], no. 48939/99, § 89, AİHM 2004‑XII, ve Kılınç ve diğerleri / Türkiye, no. 40145/98, § 41, 7 Haziran 2005).
38. Bir Devlet, kendi bayrağı altındaki vatandaşlarına çağrı yapmaya karar verdiğinde, yasal ve idari çerçeveyi, yaşam (ve/veya fiziksel bütünlük) adına, bilhassa bazı faaliyetler ve askeri görevlerin doğası gereği doğabilecek risk seviyesine uygun bir düzenlemeyi içerecek şekilde pekiştirmesi gerekmektedir (Lütfi Demirci ve diğerleri / Türkiye, no. 28809/05, § 31, 2 Mart 2010).
39. Aslında askerlik hizmetine yükümlülük alanında, askerlerin korunmasının sağlanmasına yönelik düzenleyici tedbirlerin, askeri sağlık kuruluşunun bu bağlamdaki işlem ve ihmallerinin (Álvarez Ramón / İspanya (kabul edilebilirlik kararı), no. 51192/99, 3 Temmuz 2001), bazı durumlarda kendilerine sorumluluk yükleyebilmesi nedeniyle –orduya bağlı sağlık kuruluşları tarafından- uygulanmasını gerektirmektedir.
40. Bu durumda Mahkeme’nin görevi, somut olay koşullarında Devletin askerlik hizmeti yükümlülüğünü yerine getirdiği sırada başvuranların yakınının korunması amacıyla gerekli her türlü tedbiri alıp almadığını tespit etmektir.
41. Mahkeme, somut olayda, Ahmet Peker’in orduda silah altına alınmadan önce bir sağlık taramasından geçirilmiş olduğunu, kendisinin herhangi bir sağlık sorunundan şikâyet etmemiş olduğunu, muayene sonunda doktorların Ahmet Peker’in askerlik yapmaya elverişli olduğunu değerlendirdiklerini dikkate almaktadır. İlgili, bu karara itiraz etmemiştir (yukarıdaki 5. paragraf). Bununla birlikte, başvuranlar da yakınlarının muzdarip olduğu herhangi bir sağlık sorunundan bilgi sahibi olmadıklarını iddia etmemektedirler.
42. Mahkeme, Ahmet Peker’in hasta olduğundan haberinin olmaması nedeniyle, makul olarak kayıt sırasında hastalığını kendisinin beyan etmesinin beklenemeyeceği kanısındadır. Bu nedenle, Mahkeme, çürüğe çıkarıcı bir hastalığın açık belirtilerinin bulunmadığı bu durumda, Devletten, askerlik hizmetini yerine getirmek için sağlık yeteneğine ilişkin Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin 5. maddesiyle öngörülen sağlık muayenesinden (yukarıdaki 28. paragraf) daha derin bir muayene yapılmasını beklemenin aşırı olacağını değerlendirmektedir.
43. Alınan tanık beyanları da Ahmet Peker’in askerlik hizmeti sırasında herhangi bir şikâyette bulunmadığının anlaşılmasına imkân sağlamıştır. Ahmet Peker sadece bileğindeki bir ağrı şikâyetiyle 10 Aralık 2007 tarihinde geldiği birlik revirinde tedaviye alınmıştır.
44. Bu nedenle, tüm veriler, uykusunda ölene kadar, askerin, kendisi ve yetkililer tarafından muhtemelen bilinen sağlık sorunu olmadığını düşündürmektedir. Ahmet Peker doğal olarak askerlik hizmetini yerine getirmekteydi. Askeri yetkililerin askeri eğitim sırasında onu, sağlık durumu ile bağdaşmayan herhangi bir davranışa zorlamış oldukları iddia edilemez.
45. Başka bir deyişle Ahmet Peker’in ani ölümünün, askerlik hizmetinde oluşan ve yetkililerin de bundan sorumlu tutulabildiği koşullarda ağırlaşan bir hastalığın ardından meydana gelmiş olduğunu gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır.
46. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda, yetkili makamları, Ahmet Peker’in ölümünü öngörememiş olmakla ve bu dramatik olayın önlenmesi için daha fazlasını yapmamakla suçlamak, dosya unsurları ve Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından onlara aşırı bir yük bindirmek anlamına gelecektir.
47. Sonuçta başvuranların yakınının ölümü ve idari makamların herhangi bir ihmalkârlığı arasında nedensellik bağının bulunmadığı bu durumda, Mahkeme, davalı Devletin, esası yönünden ele alınan 2. madde bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini düşündürecek herhangi bir unsurun somut olay koşullarında bulunmadığını belirtmektedir.
48. Bu şikâyet Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 15 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK Saime PEKER 02/07/1977 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır. Mecbure KARABAŞ 03/04/1972 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır. Abdullah PEKER 02/07/1982 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır. Gülsün PEKER 05/07/1984 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır. Mehmet PEKER 01/01/1944 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır. Rahime PEKER 03/05/1950 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır. Ramazan PEKER 05/06/1973 doğumlu, Manisa’da ikamet eden ve D. AKGÜN KAVAL tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşıdır.
Full & Egal Universal Law Academy