Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2010-1-10 (Muafiyet)
Karar Sayısı : 10-27/408-154
Karar Tarihi : 31.03.2010
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI 10
Üyeler : Mehmet Akif ERSİN, İsmail Hakkı KARAKELLE,
Doç. Dr. Cevdet İlhan GÜNAY, Murat ÇETİNKAYA,
Reşit GÜRPINAR
B. RAPORTÖRLER: Harun ULU, Şamil PİŞMAF, Tuğçe KOYUNCU
C. BİLDİRİMDE
BULUNAN : Petrol Ofisi A.Ş.
Temsilcisi: Dr. Aydın ÖZTUNALI
Turan Güneş Bul. No:63/1 Yıldız/Ankara 20
D. TARAFLAR : - Petrol Ofisi A.Ş.
Eski Büyükdere Caddesi No:33-37 34398 Maslak-Şişli/İstanbul
- Öz Petrol Otomotiv İnş. Tur. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti.
Solfasol Mah. Esenboğa Yolu No:46 Altındağ/Ankara
E. DOSYA KONUSU: Petrol Ofisi A.Ş. ile Öz Petrol Otomotiv İnş. Tur. Nak. San. ve
Tic. Ltd. Şti. arasındaki dikey anlaşmaya muafiyet tanınması talebi.
F. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 08.01.2010 ve 25.03.2010 tarih ve sırasıyla 30
238 ve 2558 sayılar ile giren bildirimler üzerine, 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun'un 4 ve 5. maddeleri hükümleri uyarınca yapılan inceleme sonucunda
düzenlenen 25.03.2010 tarih ve 2010-1-10/MM-10-HU sayılı Muafiyet Ön İnceleme
Raporu, 26.03.2010 tarih ve REK.0.05.00.00-130/82 sayılı Başkanlık önergesi ile 10-
27 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.
G. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda, taraflar arasında imzalanan dikey
anlaşmaların daha önce üzerinde akaryakıt bayilik faaliyeti yapılmamış arsa/arazi
üzerinde kurulmuş olan yeni istasyona ilişkin olması ve akaryakıt istasyonuna özgü
yatırımların dağıtıcı tarafından üstlenilmiş olması dikkate alınarak, “Bayinin 5. yılın 40
sonunda, Petrol Ofisi A.Ş. tarafından üstlenilen ilişkiye özgü yatırımın varsa kalan
süreye tekabül eden bedelini ödeyerek anlaşmayı sona erdirebilmesi konusunda
tarafların anlaşmaları koşuluyla”, 10 yıla kadar muafiyet tanınabileceği görüşü ifade
edilmiştir.
H. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
H.1. Taraflar
2000 yılında özelleştirilen Petrol Ofisi A.Ş. (PO), EPDK’dan alınan 06.04.2005 tarihli
Dağıtıcı Lisansı ile benzin, motorin, gazyağı, fuel oil, kalorifer yakıtı, biodizel, jet yakıtı
ürünleri, madeni yağlar ve 11.05.2006 tarihli LPG Dağıtıcı Lisansı ile LPG dağıtıcısı
olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Hisselerinin %52,73’ü Doğan Şirketler Grubu’na, 50
%34’ü OMV Aktiengesellschaft (OMV)’a ait olup geriye kalan %13,27’si halka açık bir
10-27/408-154
2
anonim şirkettir. Hali hazırda Doğan Grubu ve OMV ortak kontrolünde bir ortak girişim
niteliğindedir. Dosyadaki bilgilerde yer alan ve EPDK tarafından hazırlanan 2008 yılı
Petrol Piyasası Raporu’nun ilgili bölümüne göre, PO’nun akaryakıt dağıtım pazarındaki
payının %30,4 düzeyinde olup şirkete ait Petrol Ofisi ve Erk markaları altında faaliyet
gösteren toplam istasyonlu bayi sayısı 3040’tır. Öz Petrol Otomotiv İnş. Tur. Nak. San.
ve Tic. Ltd. Şti. (Öz Petrol) ise, Ankara’da mukim bir şirket olup bildirim konusu
istasyonun kurulduğu arazinin malikidir.
H.2. İlgili Pazar
H.2.1. İlgili Ürün Pazarı 60
Taraflar arasındaki “Bayilik Sözleşmesi”nin kapsamı göz önüne alındığında, bildirime
konu işlem çerçevesinde ilgili ürün pazarı, “oto lpg dışında kalan otomotiv yakıtları”
“oto-LPG” ve “madeni yağ” pazarları olarak belirlenmiştir.
H.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
Gerek beyaz akaryakıt ürünleri, gerekse oto-LPG ve madeni yağ dağıtım faaliyetlerinin
yurt çapında gerçekleştirilmesi ve ilgili hizmetler bakımından rekabet şartlarının
farklılaşmasına neden olacak bir unsur bulunmaması nedeniyle coğrafi pazar,
“Türkiye” olarak kabul edilmiştir.
H.3. Yapılan Tespitler ve Hukuki Değerlendirme
H.3.1. Bildirime Konu Bayilik Sözleşmesi ve İntifa hakkının Konusu 70
Dosyadaki bilgilere göre, PO ve Öz Petrol arasında imzalanan bildirime konu dikey
anlaşma; Öz Petrol’ün mülkiyetinde yer alan ve başvuruya konu taşınmazın üzerinde
akaryakıt, oto LPG, madeni yağ satış ve servis istasyonu kurmak amacıyla PO’ya 15
yıl süreyle intifa hakkı tesisine ilişkin 05.12.2008 tarihli “Resmi Senet”, PO’nun,
istasyonun işletmeciliğini Öz Petrol’e vermesine ilişkin 22.09.2008 tarihli “Bayilik
Sözleşmesi” (Ek-4) ve taraflar arasında bayilik sözleşmesi yapılarak PO lehine intifa
hakkı kurulmasına ilişkin 22.9.2008 tarihli “Protokol” (Ek-5) den oluşmaktadır. Söz
konusu protokolde Öz Petrol, maliki olduğu taşınmaz üzerinde PO lehine 15 yıl süreyle
intifa hakkı tesis etmeyi, PO da bunun karşılığında söz konusu gayrimenkul üzerinde
inşa edilmiş veya edilecek satış yerinin işletilmesi hususunda Öz Petrol ile bayilik 80
sözleşmesi akdetmeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Anılan protokol kapsamında, ariyet
olarak PO tarafından sağlanacak ekipmanlar, tesisin inşası, intifa ivazı ile ödeme
koşulları, teminatlar ve benzeri hususlar düzenlenmiş ve söz konusu protokolün,
akdedilecek bayilik sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası olduğu belirtilmiştir. Bu
çerçevede taşınmaz maliki Öz Petrol tarafından yukarıda belirtilen tarihte, 15 yıllık süre
için geçerli olmak üzere, PO lehine intifa hakkı tesis edilmiş ve yine yukarıda belirtilen
tarihte bayi ile PO arasında Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi imzalanmıştır.
Bildirim formunda yer alan bilgilere göre, intifa hakkının tesisi ve intifa ivazının ilk
taksitinin ödenmesinin ardından taraflar, 15 yıllık intifa hakkının rekabet mevzuatı
gereğince sadece ilk 5 yılının grup muafiyetinden yararlandığını fark etmeleri üzerine 90
23.12.2009 tarihinde bayilik sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası olmak üzere ikinci bir
protokol akdetmişlerdir. Söz konusu protokolde, bayilik sözleşmesinin 22.9.2013
tarihine kadar (5 yıl süreyle) geçerli olduğu ancak, 15 yıllık intifa hakkı süresi nedeniyle
bayinin her 5 yıllık dönem için yenileme isteğini yazılı olarak serbest iradesiyle PO’ya
bildirmediği takdirde, 15 yıllık intifa bedeli olarak ödenecek olan toplam (……….) ABD
Doları+KDV tutarındaki bedelin kalan 5 ya da 10 yıla tekabül eden kısmının iadesi ile
yükümlü olduğu hususu düzenlenmiştir. Söz konusu protokolün “Bayinin Sözleşmeyi
Yenilememe Hakkı ve Bu Hakkın Kullanılması” yan başlıklı 3. maddesinde bayilik
ilişkisinin ilk 5 yıllık dönemin sonunda (2013 yılında) sona ermiş olması halinde son 10,
ikinci 5 yıllık dönemin sonunda sona ermiş olması halinde (2018 yılında) son 5 yıla 100
10-27/408-154
3
tekabül eden kısımları protokolde belirlenen şartlarla iade etmek, PO ise bayi
tarafından kendisi lehine tesis edilmiş intifa hakkını ilgili resmi kayıtlardan terkin
ettirmek yükümlülüğü altında olduğu belirtilmiştir. Devam eden maddelerde taraflar,
kalan yıllara ait intifa bedelinin nasıl ödeneceği, taksit ve faiz şartları hususlarında
anlaşmışlardır.
Taraflar 24.7.2009 tarihinde imzalamış oldukları “Zeyilname” ile 22.9.2008 tarihli
protokolde PO tarafından yapılacağı belirtilen inşaat işlerinin bayi tarafından
yapılacağı, buna karşılık PO’nun bayiye akaryakıt istasyonu inşaat işleri adı altında
(……….) ABD Doları+KDV tutarında bir bedel ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
Bildirim formunda PO’nun yapacağı alt ve üst yatırımların bir nevi teminatı olarak tesis 110
edilen intifa hakkına dair anlaşmaların, bayilik sözleşmesinin ve ilgili protokollerin
birlikte değerlendirilerek tamamına muafiyet tanınması talep edilmiştir.
H.3.2. Dikey Anlaşmanın Grup Muafiyeti Tebliği Bakımından Değerlendirilmesi
Bildirime konu Bayilik Sözleşmesinin incelenmesinden, PO ile Öz Petrol arasındaki
ilişkinin 2002/2 sayılı Tebliğ kapsamında bir dikey ilişki olduğu ve söz konusu
sözleşmenin “Satışlar” başlıklı 4. maddesi ile işleticinin faaliyetleri üzerine anılan Tebliğ
anlamında rekabet yasağı getirildiği anlaşılmaktadır.
Danıştay’ın 13.05.2008 tarihli ve E.2006/1604, K.2008/4196 sayılı kararı ve bu karar
üzerine Rekabet Kurulunun konuyla ilgili olarak daha önce almış olduğu kararlar ile
sabit olduğu üzere; bayilik sözleşmeleri ile bu sözleşmelerde yer alan rekabet etmeme 120
yükümlülüğü süresine etki eden intifa, tapuya şerh edilmiş kira veya benzer etkiye
sahip sözleşmelerin tamamı tek bir dikey anlaşma olarak kabul edilmektedir. Bu dikey
anlaşmalar ile bayiye 5 yıldan uzun süreli rekabet yasağı getirilmesi, bayi üzerindeki
rekabet etmeme yükümlülüğü süresinin, 2002/2 sayılı Tebliğ ile düzenlenen 5 yıllık üst
sınırın fiili olarak aşılmasına neden olmakta ve söz konusu dikey ilişkiyi anılan Tebliğ
ile tanınan grup muafiyeti kapsamı dışına çıkarmaktadır.
Bildirim konusu istasyonlu bayilik sözleşmesinin 3. maddesinde, “İşbu sözleşme,
taraflarca imzalandığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere 5(beş) yıl süreli olup,
taraflarca mutabakat sağlandığı takdirde aynı şartlarla 5 (beş) yıl daha uzar.” hükmü
yer almaktadır. Buna karşın, yukarıda yer verilen protokol ve intifa hakkına ilişkin resmi 130
senetle, bahse konu taşınmaz üzerinde PO lehine 15 yıl süre için geçerli olmak üzere
intifa hakkı tesis edilmiştir. Bu çerçevede, bildirim konusu protokol, akaryakıt bayilik
sözleşmesi ve intifa hakkından oluşan dikey ilişkinin, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5.
maddesinde öngörülen beş yıllık süreyi aşar nitelikte rekabet etmeme yükümlülüğü
içerdiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bildirim Formunda; intifa hakkına konu taşınmaz üzerinde kurulan akaryakıt istasyonu
için katlanılan yatırım maliyetinin büyüklüğü dikkate alındığında, tarafların ilişkilerini
daha uzun vadeler için kurmayı ve ayakta tutmayı istedikleri belirtilmiş, bunu yaparken
de taraflar üzerinde baskı oluşturmayacak şekilde intifa ivazının geri ödenmesi
hususunda anlaştıkları ifade edilmiştir. Bu çerçevede 22.09.2008 tarihli protokol ile 5 140
yıldan sonraki döneme ilişkin ve 2002/2 sayılı Tebliğ’e aykırı olarak kararlaştırılan
rekabet etmeme yükümlülüğünün 23.12.2009 tarihli protokol ile ortadan kaldırıldığı ve
sözleşme özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gereken dikey ilişkinin, rekabet
yasağı bakımından anılan Tebliğ ile uyumlu hale getirilerek mevcut haliyle grup
muafiyeti kapsamında olduğu belirtilmiştir.
Süresi beş yıldan uzun olan rekabet etmeme yükümlülüğünün grup muafiyetinden
yararlanması, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5/a maddesinin 2. fıkrasında yer alan istisna
hükmü dışında mümkün değildir. Dikey Anlaşmalara ilişkin Kılavuz’un 34.
paragrafında, beş yıldan sonraki uzatmanın her iki tarafın açık iradesi ile mümkün
10-27/408-154
4
olduğu ve alıcının beş yıllık süre sonunda rekabet etmeme şartına son vermesini 150
engelleyen herhangi bir durumun olmadığı hallerde rekabet etmeme yükümlülüğü grup
muafiyetinden yararlanacağı belirtilse de, başvuru konusu dikey anlaşmanın bu
kapsamda değerlendirilemeyeceği düşünülmektedir. Zira taraflar, bugünden yapmış
oldukları protokol çerçevesinde 2013 ve 2018 yıllarında ortaya koyacakları iradelerini
önceden açıklamış olmaktadırlar. Böylece PO, sadece intifa ivazının kalan miktarının
geri dönüşüne dayalı bir düzenleme ile bayiyi rekabet mevzuatı açısından uzun süre
boyunca kendisine bağlamış olmaktadır. Başka bir deyişle, intifa ivazı haricinde taraflar
arasındaki ilişkiden kaynaklanan yaptırımlar da bayiyi 5. yılın sonunda sözleşmeyi
yenilemeye zorlayabilecektir. Dolayısıyla bayiye, salt intifa ivazının kalan miktarını geri
ödeyerek sözleşmeyi sona erdirme hakkı tanınması, bayinin 5 yıllık süre sonunda 160
rekabet etmeme şartına son vermesini engellemeyen bir durum olarak
değerlendirilemeyecektir. Danıştay’ın Total-Akdağ kararını1 iptal gerekçesinde, Total’in
bayilerle kurmuş olduğu hukuki ilişkinin temelinin işletme sözleşmesi ve kira
sözleşmesi olmak üzere iki anlaşmaya dayandığı belirtildikten sonra şu ifadelere yer
verilmiştir:
“İsletme sözleşmesinin birer yıl süreli yapıldığı ve bu sözleşmenin 1.3.2005 tarihinde
Total tarafından tek taraflı olarak feshedildiği anlaşılmakla birlikte, kira sözleşmesinin
isletme sözleşmesine olan etkisi nedeniyle isletme sözleşmesi de kira sözleşmesiyle
birlikte 2017 yılı itibariyle sona erecek bulunduğundan, taraflar arasında imzalanan
işletme sözleşmesinin süresinin belirsiz hale geldiği yolunda ciddi bulguya 170
ulaşılmaktadır. Bu durumda, 2002/2 sayılı Tebliğ hükümleri uyarınca, belirsiz bir süre
için veya beş yıldan daha uzun bir süre için anlaşma yapılarak beyiye rekabet etmeme
yükümlülüğünün getirilmesi, anlaşmayı Tebliğ dışına çıkarabileceğinden, şikayete konu
olan isletme sözleşmesinin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine uygunluk denetiminin
yapılması gereklidir…”
Dolayısıyla bildirim konusu dikey anlaşmanın, aşağıda yapılacak bireysel muafiyet
değerlendirmesi saklı kalmak üzere, 5 yılı aşan süreler bakımından 2002/2 sayılı
Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlanamadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Diğer taraftan Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 32. paragrafındaki açıklamalarda
gözönüne alınarak, gerek anlaşmaların niteliği, gerekse mevzuattan kaynaklanan 180
yükümlülükler dikkate alındığında, bildirime konu dikey anlaşma bakımından rekabet
yasağına ilişkin hükümlerin, anlaşmanın geri kalanından ayrılabilmesi mümkün
olmadığından, bayilik sözleşmesi, intifa hakkı tesisine ilişkin resmi senet ve ilgili
protokollerden oluşan rekabet yasağına dayalı dikey ilişkinin bir bütün olarak 2002/2
sayılı Tebliğ’in sağladığı grup muafiyetinden yararlanamayacağı sonucu ortaya
çıkmaktadır.
H.3.3. Bireysel Muafiyet Değerlendirmesi
4054 sayılı Kanunun “Muafiyet” başlıklı 5. maddesine göre, Rekabet Kurulu, bu
maddede belirtilen koşulların tamamının varlığı halinde teşebbüsler arası anlaşma,
uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının 4. madde hükümlerinin 190
uygulanmasından muaf tutulmasına karar verebilir: Bu koşullar 5. maddenin birinci
fıkrasında;
a. Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve
iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,
b. Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
c. İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,
d. Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan
fazla sınırlanmaması
1 Rekabet Kurulunun 30.10.2008 tarih ve 08-61/997-389 sayılı kararı.
10-27/408-154
5
şeklinde sayılmıştır. Başvuruya konu dikey anlaşmaların yukarıda yer alan muafiyet
koşullarını taşıyıp taşımadığına ilişkin değerlendirmelere aşağıda yer verilmiştir. 200
H.3.3.1. Malların Üretim ve Dağıtımı ile Hizmetlerin Sunulmasında Yeni Gelişme
ve İyileştirmelerin Ya Da Ekonomik veya Teknik Gelişmenin Sağlanması
Bu koşulun sağlandığının kabulü için üretimin ve dağıtımın iyileştirilmesi, teknik ve
ekonomik gelişmenin artması ve bunun net pozitif etkilerle sonuçlanması, etkinlik
artışının nesnel olarak gösterilebilmesi gerekmektedir.
Bu noktada, mehaz mevzuatın uygulanması konusundaki ATAD içtihadı, taraflara özgü
olan, yani öznel sayılabilecek ekonomik faydaların kabul edilemeyeceğini
gösterdiğinden, Komisyon’un Uygulama Rehberi; ileri sürülen etkinlik artışının niteliği,
anlaşma ile etkinlik artışı arasındaki bağlantı, iddia edilen etkinlik artışının büyüklüğü
ve gerçekleşme olasılığı, bunun nasıl ve ne zaman ortaya çıkacağı ve etkinlik artışına 210
ulaşmanın maliyeti konularında ikna edici açıklamaların bulunması gerektiğini
belirtmektedir.
İnceleme konusu ürünün özelliği ile dağıtım ve perakende satış noktalarındaki
standardizasyon dikkate alındığında, akaryakıt dağıtım anlaşmalarının, yeni ürün veya
üretim tekniklerinin bulunması ve geliştirilmesi bakımından etkin bir zemin teşkil
etmediği görülmektedir. Ancak başvuru konusu anlaşmanın, yeni (sıfırdan) kurulan bir
istasyona ilişkin olması ve yatırım miktarının görece yüksekliği açılarından
değerlendirilmesi mümkündür. Ekonomik ve teknik gelişmelere zemin oluşturma
noktasında zayıf olmakla birlikte, doktrinde akaryakıt dağıtım şirketleri tarafından
yapılan yatırımların, rekabet etmeme yükümlülüğünün süresine etkisiyle ilgili olarak; 220
“…Bu değerlendirmede ise, dağıtım şirketlerinin yaptıkları (çoğu kez batık maliyet
vasfını taşıyan) yatırımların korunması, yatırım yapma güdülerinin muhafaza edilmesi,
arz ve tedarik güvenliği, yatırım ve üretim planlaması gibi faktörler, bireysel muafiyet
verilmesi olasılığını arttırmaktadır. Bilhassa bu yatırımların önemli ölçeğe ulaştığı ve
taşınmaz sahibi işleticinin bu yatırımları yapma imkânının olmadığı (finansman
ihtiyacının açık olduğu) bir durumda, örneğin, sözleşmenin (münhasırlık kaydının)
süresi 5 seneyi aşsa bile, böyle bir dağıtım sözleşmesinin bireysel muafiyet alma
olasılığı (diğer dağıtım sözleşmelerine nazaran) yüksek olacaktır.”2 şeklinde görüşler
bulunmaktadır.
Mehaz mevzuata ilişkin görüşlerde de müşteri özelinde yatırım varsa 101 (3). madde 230
anlamında 5 yılı aşan rekabet etmeme yükümlülüğüne izin verilebileceği
belirtilmektedir. Bu husus Komisyonun son uygulamaları ile de uyumludur; örneğin yeni
enerji santrali inşası için yapılan bir yatırım varsa, 15 yıllık süreyle tek elden satın alma
anlaşmalarına izin verilmektedir3.
Yine kapasite ve bağlantı yatırımı varsa Komisyon, yeni yatırımlarda uzun dönemli
sözleşmeleri desteklemektedir. Distrigas ve E.ON Ruhrgas dosyasında, gaz
santralindeki yeni yatırımlarda süreye ilişkin kısıtlamalara gidilmemiştir4. Konuyla ilgili
özel sektörün bakış açısını yansıtması bakımından, Komisyonun dikey anlaşmalara
ilişkin yeni düzenleme ve kılavuz taslaklarıyla ilgili olarak Alman Sanayi Federasyonu
tarafından gönderilen görüş metni dikkat çekicidir. Söz konusu metinde bu husus şu 240
şekilde vurgulanmıştır: “Avrupa Komisyonu, yüksek yatırım isteyen olaylarda esneklik
sağlamalıdır. Böyle dosyalarda on yıllık süreye izin verilmelidir. Esas itibarıyla
2 Gürzumar, O. B., Sanlı K. C., “Akaryakıt Bayileri ile Akaryakıt Dağıtım Şirketleri Arasında Akdedilen Bayilik ve
İntifa Hakkı Sözleşmelerinin 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesine Aykırı Kabul Edilmesi İhtimalinde Ortaya Çıkacak
Özel Hukuk Sorunları Hakkında” makale.
3 Whish, R., Competition Law, Oxford University 2009 s. 663
4 Adrien de Hauteclocque Legal Uncertainty and Competition Policy in Deregulated Network Industries:
The Case of Longterm Vertical Contracts in the EU Electricity Markets LARSEN WORKING PAPER,
May 2008 s. 8
10-27/408-154
6
yatırımlar, ekonomik kriterlere göre amorti edebiliyorsa mantıklıdır. Kural olarak yüksek
yatırımlar, kısa dönemde telafi edilemez, bu nedenle beş yıldan uzun süren rekabet
etmeme yükümlülükleri ile desteklenmelidir5.
Bildirim konusu bayilik sözleşmesinin eki niteliğindeki 22.09.2008 tarihli protokolün
“Tesisin İnşaı veya Tadilatı” yan başlıklı 4. maddesinde; “Protokol konusu satış
yerinde, Ek-1 ‘de belirtilen ve Gümüş Projesi muvacehesinde giydirme öncesi inşaat
ve/veya tadilat işleri, PO’nun hazırlayacağı projelere ve PO standartlarına göre BAYİ
ADAYI tarafından yapılacaktır. Ek-1’de PO tarafından ifa edileceği belirtilen işlerin 250
masrafları PO tarafından, diğerleri ise BAYİ ADAYI tarafından karşılanacaktır” hükmü
yer almaktadır. Dosya bilgilerdeki Ek-1’de yer alan işlere bakıldığında, istasyon binası
ve çevre düzenlemesi dışında istasyona ilişkin tüm inşaat ve işlerin PO tarafından
yapılacağı görülmektedir. Taraflar arasında 24.7.2009 tarihinde imzalanmış olan
“Zeyilname” ile 22.9.2008 tarihli protokolde PO tarafından yapılacağı belirtilen inşaat
işlerinin bayi tarafından yapılacağı, buna karşılık PO’nun bayiye akaryakıt istasyonu
inşaat işleri adı altında (……….) ABD Doları+KDV tutarında bir bedel ödeyeceği
kararlaştırılmıştır.
Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuzun 131. paragrafında müşteriye özgü yatırımlara;
“İlişkiye özgü yatırımların yüksek olması halinde beş yılı aşan bir rekabet yasağı haklı 260
görülebilir. İlişkiye özgü yatırım örneğin sağlayıcı tarafından ekipmanların kurulması
veya uyarlanması olabilir. Bu ekipmanların sonradan sadece bir alıcı için üretilecek
parçalarda kullanılması gerekmektedir. Genel veya pazara özgü (fazla) kapasite
yatırımları normal olarak müşteriye özgü yatırım değildir. Bununla birlikte bir
sağlayıcının özellikle belirli bir alıcının faaliyetleri ile bağlantılı yeni bir kapasite
yaratması müşteriye özgü yatırım olarak değerlendirilebilir.” şeklinde açıklama
getirilmiştir.
Kılavuz’un yukarıda anılan bölümünde yer verilen açıklamalar dikkate alındığında,
bildirim formunda belirtilen: yer altı tesisi ve tanklarının kurulması, saha betonu,
kanopi, ada saçı vb. kalemlerden oluşan yatırımın, büyük bir kısmının söz konusu 270
dikey ilişkiye özgü ve bayinin satış noktası kurmak için tek başına karşılaması görece
güç olabilecek bir yatırımın söz konusu olduğu değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede anlaşmaya konu yatırımın, pazarda ilk defa faaliyet gösterecek, yani
“sıfırdan” bir istasyon kurulması için yapılmış olması, bayinin bu yatırım aracılığıyla
pazarda faaliyette bulunacak olması ve söz konusu arazinin değerlenerek istihdam ve
katma değer yaratan bir tesis haline gelmiş olması gibi hususlar birlikte
değerlendirildiğinde, söz konusu yatırımın ekonomiye pozitif bir etki sağlayacağı
anlaşılmaktadır.
H.3.3.2. Tüketicinin Bundan Yarar Sağlaması
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında rekabeti sınırlayıcı etkileri olan bir 280
anlaşmanın muafiyet alabilmesi için, tüketicinin ekonomik gelişmeden yarar sağlaması,
ortaya çıkacak faydadan tüketicinin adil bir pay alması bir diğer koşuldur. Tüketiciye
yansıyacak yararlar kapsamında; fiyatlarda sağlanacak düşüş, kalitenin ve ürün
çeşitliliğinin arttırılması, mal veya hizmet arzında devamlılığın sağlanması gibi hususlar
sayılabilir.
Petrol piyasasında satışa sunulan ürünlerin büyük ölçüde homojen nitelikte olmaları,
rafinaj ve dağıtım kademelerinde yeterince rekabetçi bir yapının bulunmaması, pompa
satış fiyatları içerisinde dolaylı vergilerin payının çok yüksek olması gibi nedenlerle,
farklı dağıtıcılarca ülke genelinde uygulanan akaryakıt fiyatlarının birbirine çok yakın
5 Position Paper on draft Commission regulation on the article 81(3) of the Treaty to categories of vertical
agreements and concerted practices and on the draft Commission notice on guidelines on vertical restraints s.11
10-27/408-154
7
düzeylerde seyrettiği dikkate alındığında, dikey anlaşmalar bakımından getirilecek 290
kolaylıklar sonucunda fiyatlarda tüketiciye doğrudan yansıyacak anlamlı bir düşüş
beklentisinin gerçekçi olmayacağı açıktır.
Fiyat konusu son olarak Rekabet Kurulu’nun 24.7.2008 tarih ve 08-47/653-250 sayılı
kararında ayrıntılı olarak ele alınmış olup; kararda akaryakıt dağıtım şirketlerinin
uyguladıkları fiyatlar arasında litre bazında genellikle 1-3 kuruşluk farkların bulunduğu,
genel olarak ise rafineri çıkış fiyatlarını takip ettikleri belirtilmiştir. Bununla birlikte,
istasyonlarda ilan edilen azami satış fiyatından satılan akaryakıt haricinde, yüksek
miktarlı alım yapan alıcılara indirimli olarak akaryakıt satışı gerçekleştirildiği kararda
yer verilen hususlar arasındadır. Bu çerçevede, yüksek miktarda yatırım yapılması ve
yatırımın geri dönüş beklentisi de dikkate alındığında, başvuru konusu anlaşmaya 300
muafiyet tanınmasının, toptan satışlarda indirim oranları üzerinde etkili olabilecektir.
Finansman ihtiyacının dağıtım şirketi tarafından karşılanması, alıcının hizmet kalitesini
daha rahat artırabilmesine imkân tanıyabilecek bir unsur olup tarafların yaptıkları
yatırımın geri dönüşünü güvence altına almaları, belirlilik ve süreklilik sağlayarak
tüketicilere sunulacak hizmetlerin kalitesinin artmasına katkıda bulunacaktır. Ayrıca,
gerek altyapı gerekse üst yapı anlamında bir istasyona yüksek yatırım yapılması,
emniyet, çevre ve güvenlik açısından zaman içerisinde ortaya çıkabilecek zararların
önlenmesinde de katkı sağlayacaktır.
H.3.3.3. İlgili Pazarın Önemli Bir Bölümünde Rekabetin Ortadan Kalkmaması
Muafiyet kararı verilebilmesinde aranan bu olumsuz koşul gereğince, muafiyete konu 310
anlaşma ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmasına neden
olmamalı, başka bir deyişle sağlanan ekonomik gelişme veya fayda ile tüketicinin
bundan yarar sağlaması, rekabetin ortadan kaldırılması ile ulaşılan sonuçlar
olmamalıdır. Bu değerlendirme yapılırken dikkate alınması gereken başlıca hususlar;
pazarda hâlihazırda giriş engellerinin olup olmadığı, hâkim durumda olan bir
teşebbüsün bulunup bulunmadığı, dikey anlaşmalar aracılığıyla giriş engeli yaratılıp
yaratılmadığı, tüketici tercihlerinin ne ölçüde kısıtlandığı ve pazarın yapısı olarak
sıralanabilir.
Esasen akaryakıt dağıtım lisansı alabilmek için pazarda önemli bir hukuki giriş engeli
bulunmamaktadır. Bu nedenle hâlihazırda çok sayıda dağıtım firmasının sektörde 320
faaliyet gösterdiği söylenebilir. Akaryakıt dağıtım piyasasında 1994 yılında 10 adet
şirket faaliyet gösterirken 2009 yılı itibarıyla 53 lisanslı dağıtım şirketi bulunmaktadır.
Akaryakıt ürünlerinin tüketiciyle buluştuğu bayiler bakımından ise 5015 sayılı Kanun’da
belirtilen kilometre tahdidi ve istasyon ruhsatı alabilecek arsa bulma zorluğu, kısmi giriş
engelleri olarak değerlendirilebilir.
Dosyada yer alan EPDK verilerine göre, pazar paylarına göre en büyük 5 dağıtıcı
şirketin, pazarın yaklaşık %84’üne; en büyük 10 dağıtıcı şirketin ise, pazarın yaklaşık
%92’sine sahip olduğu görülmektedir. Teşebbüslerin pazar paylarına bakıldığında,
herhangi bir teşebbüsün hakim durumda olduğunu söylemenin mümkün olmadığı ilgili
ürün pazarında, yaklaşık %26’lık oranla en yüksek pazar payına sahip teşebbüsün 330
Petrol Ofisi A.Ş. olduğu, onu sırasıyla yaklaşık yine %21 ile Shell&Turcas A.Ş., %16
oranla Opet Petrolcülük A.Ş. ve %12 ile BP Petrolleri A.Ş.’nin takip ettiği görülmektedir.
Pazara ilişkin bu genel istatistiksel verilerin ötesinde, ilgili pazarın önemli bir
bölümünde rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığına ilişkin değerlendirmelerde; dikey
anlaşmalardaki rekabet kısıtlamalarının, teşebbüslerin bu kısıtlamaları stratejik bir
şekilde piyasaya girişleri kapatmak için kullanma olasılığı çerçevesinde ele alınması,
yahut teşebbüslerce bu türden bir saikle hareket edilmemiş olsaydı dahi benzer türden
anlaşmaların pazarda yaratacağı kümülatif etkiye bakılması gerekmektedir.
10-27/408-154
8
En geniş tanımı ile piyasa kapama etkisi, alıcının sağlayıcıya ve/veya sağlayıcının
alıcıya erişimini kısıtlayan ticari stratejileri ifade etmektedir. Bir diğer tanımda ise 340
piyasa kapama etkisi, mevcut ya da piyasaya yeni giren rakip teşebbüslerin rekabet
etme şansı bulamadığı piyasa yapısı şeklinde ifade edilmiştir. Dağıtım seviyesinde
ortaya çıkan kapama etkisi, ilgili piyasada bağlı satış noktası sayısının toplam dağıtım
ağına oranı şeklinde ifade edilmektedir6. Bu oranın yükselmesi, bir sağlayıcının, girdi
temininde veya üretimde herhangi bir güçlük yaşamadığı halde dahi, en basit ifadeyle
ürettiği mal ya da hizmetleri son kullanıcılara ulaştıracak alıcı bulamaması nedeniyle
piyasa dışına çıkmasına neden olabilmektedir7. Bir başka deyişle, eğer bir teşebbüs
yeterli sayıda müşterisini rakiplerinden mal almamaya ikna ederse, rakipler etkin bir
şekilde üretim yapmalarını ya da piyasada var olmalarını sağlayacak miktardaki ürünü
satın alacak sayıda (hacimde) müşteri bulamayabilirler8. Bu durumun doğal sonucu, 350
potansiyel rakiplerin piyasaya girişinin engellenmesi ve/veya mevcut rakiplerin görece
yüksek maliyetlere katlanarak varlığını sürdürme ya da piyasadan çekilme kararı ile
karşı karşıya kalmasıdır9. Kuşkusuz bu sonucun ortaya çıkmasında ve yaratacağı
olumsuz etkilerin derecesinde, piyasa kapama etkisine neden olan dikey
anlaşma(lar)nın süresi de son derece önem arz etmektedir.
Bu bakımdan dikey anlaşmaların ekonomiye ve tüketiciye sağlayacağı yararlar ile ilgili
pazardaki rekabetçi yapı üzerinde yaratması muhtemel zararlar arasında makul bir
denge kurmayı hedefleyen 2002/2 sayılı Tebliğ, bu tür anlaşmaların rekabet yasağına
ilişkin hükümlerinin beş yılı aşmamak kaydıyla muafiyetten yararlanabileceğini
düzenlemektedir. 360
Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 116. paragrafında “…Pazar payının %40’ın veya
zaman sınırının beş yılın üzerinde olduğu hallerde bireysel değerlendirmeler için
aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır” ifadesi yer aldıktan sonra devamında
sağlayıcının bağlı pazar payı ve rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi arttıkça
pazarın kapanmasının o oranda artacağı ve ilgili pazarda sağlayıcılar önemli sayıda
alıcıyla bu yönde anlaşmalar yapmış ise, pazarın potansiyel rakiplere kapatılabileceği
açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu nedenle sektörün kendine has özelliklerinden ötürü, bildirime konu anlaşmanın
pazarda yaratması muhtemel etkinin tespitinde, yalnızca anlaşmanın taraflarının
pazardaki konumunun incelenmesi ve değerlendirmenin müstakilin mevcut anlaşma ile 370
sınırlı tutulması yeterli bir yaklaşım olarak değerlendirilmemektedir. Aksine, bu şekilde
yapılacak anlaşmaların pazarda yaratması muhtemel kümülatif etkinin mutlak suretle
dikkate alınması gerekmektedir.
Bireysel muafiyet tanınmasına ilişkin bir Rekabet Kurulu kararı benzer nitelikteki diğer
işlemler bakımından da emsal teşkil edebileceğinden, kümülatif etkinin belirlenmesinde
pazar payına dayalı bir yaklaşım yeterli olmayıp, muafiyet tanınan anlaşmanın niteliği
ve diğer anlaşmalar içerisindeki yerinin iyi tespit edilmesi ve benzer anlaşmalarla
birlikte ele alınması gerekmektedir.
Bu noktada ifade etmek gerekirse, bildirim konusu anlaşmanın en önemli özelliği yeni
bir yatırıma aracılık etmesi, yani sıfırdan bir istasyon kurulmuş olmasıdır. EPDK’nın 380
2008 yılı sektör raporunda yer verilen bilgilere göre; 2006 yılında Türkiye genelinde
11.543 olan istasyonlu bayi sayısı, 2007 yılında 11.845’e, 2008 yılında ise 12.317’ye
6Karakurt, A., “Ekonomik ve Hukuki Açıdan Piyasa Kapama Etkisi”, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, s. 3-4, Ankara,
2005
7 Karamustafaoğlu M. ve Pişmaf, Ş. 15. Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı Bildiriler Kitabı,
pp.164,167, İstanbul,2009
8 Ekdi, B., “Dikey Anlaşmalar Yoluyla Piyasanın Kapatılması”, Rekabet Hukukunda Güncel Gelişmeler
Sempozyumu - II, pp.97-133, Nisan, 2004
9 Karamustafaoğlu M. ve Pişmaf, Ş. age. s 165
10-27/408-154
9
yükselmiştir. İşbu raporun kaleme alındığı tarih itibarıyla lisans sahibi istasyonlu bayi
sayısı ise 12.706’dır. Görüleceği üzere 2007 yılındaki istasyonlu bayi sayısı ile 2008
yılındaki istasyonlu bayi sayısı arasındaki 472 istasyonluk artış hariç tutulduğunda10,
her yıl istasyonlu bayilik ağına 300 civarında yeni istasyonun katıldığı sonucuna
ulaşılabilir. Bu sayı Türkiye’deki toplam bayi sayısının yaklaşık %2’sine tekabül
etmekte olup; teşebbüslerin pazar payları temelinde bir değerlendirmeye girilmeksizin,
yalnızca “ilk kez kurulacak istasyonlar” bakımından ve “istasyona özgü yatırımın
dağıtıcı tarafından üstlenildiği” hallerle sınırlı kalmak kaydıyla 5 yılı aşan süreler 390
bakımından muafiyet tanınması halinde, ortaya çıkacak kümülatif etkinin pazarın
mevcut rakiplere veya yeni girişlere kapanmasına neden olmayacağı
değerlendirilmektedir.
H.3.3.4. Rekabetin (a) ve (b) Bentlerindeki Amaçların Elde Edilmesi İçin Zorunlu
Olandan Fazla Sınırlanmaması
İlgili piyasanın önemli bir kısmında rekabetin önemli ölçüde ortadan kaldırılmasına yol
açmayacak olan bir anlaşmanın, tüketicilerin de faydasına olacak şekilde doğuracağı
gelişme veya iyileşmelerin rekabeti daha az sınırlayıcı bir yol izlenerek elde edilmesi
mümkünse, söz konusu anlaşmaya muafiyet tanınması mümkün değildir. Buna göre,
sınırlama, anlaşmanın ardında yatan temel amaca uygun ve bunun gerçekleştirilmesi 400
için gerekli olmalıdır.
Yukarıda yer verildiği üzere, bildirime konu bayilik sözleşmesi ile bağlantılı intifa
hakkına ilişkin resmi senette süre 15 yıl olarak belirlenmiştir. Bu bakımdan taraflarca,
bayiye 15 yıl süre için rekabet etmeme yükümlülüğü getiren anlaşmaya muafiyet
tanınması talep edilmektedir.
Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 118. paragrafında konuyla ilgili olarak şu
açıklamalar bulunmaktadır:
“Sağlayıcının pazardaki konumu yanında uygulanan rekabet etmeme yükümlülüğünün
kapsamı ve süresi de anılan değerlendirmede çok önem kazanmaktadır. Sağlayıcının
satışlarının tek marka anlaşmasından kaynaklanan kısmı arttıkça, eş deyişle bağlı 410
pazar payı arttıkça, pazarda kapama riski de artacaktır. Benzer şekilde rekabet
etmeme yükümlüğünün süresi arttıkça pazarın kapanması o oranda artacaktır. Hakim
durumda olmayan teşebbüsler tarafından yapılan ve rekabet etmeme yükümlülüğünün
süresi bir yıldan az olan anlaşmaların, genel olarak hissedilir derecede rekabeti bozma
etkisi olmadığı kabul edilir. Hakim durumda olmayan teşebbüslerin bir ila beş yıl
arasındaki rekabet etmeme yükümlülüğü içeren anlaşmalarının muafiyet alabilmeleri
bu anlaşmaların rekabeti azaltıcı ve artırıcı etkilerinin dengelenmesine bağlıdır. Öte
yandan beş yılı aşan bu yöndeki anlaşmalar birçok yatırım türü için ileri sürülen
etkinliklere ulaşmak için gerekli görülmez veya bu etkinlikler pazar kapama etkisini
dengelemeye yeterli değildir.” 420
Dosyada yer alan ve Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren
Sendikası (TABGİS) tarafından yapılan ve Kurumumuza da gönderilen “Akaryakıt
sektöründe geçmişten günümüze yatırımlar” konulu araştırmada da belirtildiği üzere,
dağıtım şirketlerinin en az 3. en çok 6. yılında yatırımlarını amorti edecekleri
10 2007-2008 döneminin hariç tutulmasındaki gerekçe, EPDK tarafından yayımlanan 2008 yılı Petrol Piyasası Sektör
Raporunda da belirtildiği üzere, 2008 yılı içerisinde istasyonlu bayilik sayısında yaşanan artışın muhtemel nedeni
2007 yılı sonundan itibaren mevzuat gereği beyaz ürün satışı yasaklanan istasyonsuz bayilerin, istasyon satın
alarak ve istasyonlu bayilik lisansı edinerek faaliyetlerini sürdürmeye başlamalarıdır. Nitekim aynı dönem içerisinde
istasyonsuz bayi sayısının 514 adetlik düşüşle 3.049’dan 2535’e gerilemiş olması da bu tespiti desteklemektedir.
Dolayısıyla 2008 yılının da esasen, son dört yıldır gözlenen yıllık istasyonlu bayi artış eğiliminin bir istisnası
olmadığı görülmektedir.
10-27/408-154
10
belirtilmekte olup, istasyonun kurulu bulunduğu yere göre başvuruda ifade edilen
sürenin daha da kısalabileceği öngörülmektedir.
Diğer taraftan, yukarıda değinilen, AB Komisyonun doğalgaz çevrim santralleri inşası
gibi boyutu akaryakıt istasyonları ile karşılaştırılamayacak kadar büyük yatırımlarda
bile 15 yıllık süreyi yeterli görüyor olması karşısında, başvuru konusu anlaşma için
talep edilen 15 yıllık sürenin, rekabetin (a) ve (b) bölümlerinde ifade edilen faydaların 430
sağlanması açısından zorunlu olandan fazla sınırlanması anlamına geleceği; bu
nedenle daha kısa bir süre için muafiyet tanınması gerektiği değerlendirilmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, bildirime konu anlaşmada öngörülen yatırımdan
beklenen faydanın ortaya çıkmasına engel olmayacak ve yatırım güdüsünü olumsuz
etkilemeyecek bir sonuca ulaşabilmek bakmından, Öz Petrol’ün 5. yılın sonunda PO
tarafından üstlenilen ilişkiye özgü yatırım bedelini ödeyerek sözleşmeyi feshedebilmesi
konusunda tarafların anlaşmaları halinde, bildirime konu dikey anlaşmalara 10 yıla
kadar muafiyet tanınabileceği kanaatine varılmıştır.
I. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre, Petrol Ofisi A.Ş. ile Öz Petrol 440
Otomotiv İnş. Tur. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında imzlanan protokoller, intifa
haklarına ilişkin resmi senet ve akaryakıt bayilik sözleşmesinden oluşan dikey
anlaşmaya;
- Söz konusu anlaşmanın, daha önce üzerinde akaryakıt bayilik faaliyeti yapılmamış
arsa/arazi üzerinde kurulmuş olan yeni istasyona ilişkin olması ve
- Akaryakıt istasyonuna özgü yatırımların dağıtıcı tarafından üstlenilmiş olması
dikkate alınarak
Bayinin 5. yılın sonunda, Petrol Ofisi A.Ş. tarafından üstlenilen ilişkiye özgü yatırımın
varsa kalan süreye tekabül eden bedelini ödeyerek anlaşmayı sona erdirebilmesi
konusunda tarafların anlaşmaları koşuluyla, 10 yıla kadar muafiyet tanınmasına 450
OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy