AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 71750/11
Ali Hıdır POLAT / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 27 Haziran 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Kasım 2011 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak, Davalı Hükümetin görüşlerini ve başvuranın karşı görüşlerini dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 71750/11) temelinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ali Hıdır POLAT’ın (“başvuran”) 4 Kasım 2011 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisiyle temsil edilmiştir.
3. 3 Ocak 2013 tarihinde başvuranın tutukluluk süresi ile ilişkili şikâyet Hükümete tebliğ edilmiştir.
4. Hükümet başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itirazda bulunmuştur. Mahkeme Hükümetin itirazını göz önünde bulundurmasının ardından söz konusu itirazı reddetmiştir.
OLAYLAR
5. Başvuran Ali Hıdır Polat 1960 doğumlu olup Bursa’da ikamet etmektedir.
A. Davanın Koşulları
6. Taraflarca ibraz edilen olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
7. 8 Eylül 2006 tarihinde başvuran yasadışı bir örgüt olan MLKP’ nin liderlerinden biri olma şüphesiyle yakalanmıştır.
8. 12 Eylül 2006 tarihinde başvuran İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmıştır.
9. 17 Mayıs 2007 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuştur.
10. 26 Ekim 2007 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde ilk duruşma yapılmıştır.
11. 26 Ekim 2007 ve 17 Mayıs 2011 tarihleri arasında mahkeme 12 duruşma gerçekleştirmiş ve başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
12. 17 Mayıs 2011 tarihinde başvuran tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
13. Başvuru yapıldığında ilk derece mahkemesi önünde yargılamalar devam etmekteydi.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
14. İç hukuk ve uygulamasına dair bilgilere A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13 Eylül 2016) kararından erişilebilir.
ŞİKÂYET
15. Başvuran Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca tutukluluk süresinin uzun olmasından şikâyette bulunmuştur. Başvuran tutukluluğunun gereksiz olduğunu ve karar gerekçelerinin basmakalıp olduğunu ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuran Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca tutukluluk süresinin uzun olmasından şikâyette bulunmuştur.
17. Hükümet, kanuna aykırı tutukluluk şikâyetleriyle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141 § 1 maddesinin d) fıkrası kapsamında tazminat talep etme imkânının mevcut olduğunu belirterek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüş ve iddiasını reddetmiştir.
18. Başvuran bu iddiaya itirazda bulunmuştur.
19. Mahkeme Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141 § 1 maddesinin d) fıkrasının uygulanmasında iç hukuk yollarının A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13 Eylül 2016) ve Demir/Türkiye, (k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) davaları kapsamında incelenmiş olduğunu gözlemlemektedir.
20. Yukarda bahsi geçen Demir davasında Mahkeme mahkûmiyeti karara bağlanmış olan başvuranın iç hukuk yollarını tüketmesi gerektiği kararı almıştır. Mahkeme aynı zamanda yukarda bahsi geçen A.Ş. kararında yargılamalar karara bağlanmadan önce başvuranların Haziran 2015 tarihi itibariyle CMK 141 § 1 maddesinin d) fıkrası kapsamında sağlanan iç hukuk yollarını tüketmesi gerektiğine hükmetmiştir.
21. Görülen davada mahkeme başvuranın tutukluluğunun 17 Mayıs 2011 tarihinde salıverilmesiyle sona erdiğini fakat yargılamaların halen devam ettiğine ya da karara bağlanmış olduğuna dair hiçbir bilgi olmadığını belirtmiştir. Ancak Mahkeme her iki durumda da başvuranın CMK 141 § 1 maddesinin d) fıkrası uyarınca tazminat talep etmeye yetkisinin mevcut olduğunu gözlemlemiştir. Ancak başvuran tazminat talebinde bulunmamıştır.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006‑I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulanabilen hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın görülen davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
23. Sonuç olarak, Hükümetin itirazını göz önünde bulunduran Mahkeme başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle Sözleşmenin 35 §§ 4 ve 1 maddeleri uyarınca reddedilmek zorunda olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Daire Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy