AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 8494/07
AbubekirPOLAT / Türkiye
Başkanvekili
NebojšaVučinić,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Paul Lemmens,
ValeriuGriţco,
JonFridrikKjølbro,
StéphanieMourou-Vikström
veBölüm Yazı İşleri MüdürüStanleyNaismith’inkatılımıyla 3 Kasım 2015 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Şubat 2007 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR Başvuran Abubekir Polat 1985 doğumlu Türk vatandaşı olup, Van’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Van Barosuna bağlı Avukat M.Timur tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran 31 Ağustos 2006 tarihinde, Hakkâri Çukurca’da 4. Jandarma Sınır Tabur Komutanlığında zorunlu askerlik görevini ifa ettiğisırada, bir askerle tartışmış ve askeri silahla vurmakla tehdit etmiş; bunun üzerine tabur komutanı ilgiliyi yanına çağırmış ve sonrasında söz konusu kişilerinmevzileri değiştirilmiştir. Aynı gün, başvuranın nöbet tuttuğu sırada, kışlada yasak olmasına rağmen üzerinde cep telefonu bulundurduğu tespit edilmiştir. Bu olayı müteakip, kışla içerisinde bulundurulması kesin olarak yasak olan cep telefonuna el konulmadan önce muvazzaf subay tarafından dövülmüş ve hakarete maruz kalmıştır.
5. Başvuran 1 Eylül 2006 tarihinde sabah saat 06.00 sıralarında birliğinden firar etmiştir.
6. Aynı günün akşamı, saat 21.15 sıralarında, yasadışı silahlı PKK (“Kürdistan İşçi Partisi”) örgütü üyeleri tabura terör saldırısı gerçekleştirmişlerdir. Söz konusu saldırıda bir asteğmen ve bir er hayatını kaybetmiştir. Bir teğmen ve bir astsubay isevücutlarına isabet eden mermiler neticesinde yaralanmışlardır.
7. Başvuran 2 Eylül 2006 tarihinde saat 07.55’te aynı bölgede bulunan başka bir jandarma tugayı tarafından yakalanmış; saat 10.00 sıralarında 4. Tabur Komutanlığına götürülmüştür.
8. Başvuran, kendine kötü muamelede bulunan subaydanşikâyetçi olmak için kışlaya kendiliğinden teslim olduğunu, firardayken, birliğine yapılan terör saldırısından haberdar olduğunu ve taburuna katılması gerektiğinin söylendiğini ifade etmiştir.
1. Başvuranın, gözaltında bulunduğu süreçte yaşanan olaylar; konuyla ilgili olarak düzenlenen tıbbi raporlar ve kötü muamele iddiaları hususunda yürütülen soruşturma
9. Başvuranın, emrinde askerlik görevini ifa ettiği Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı ile ilgili stratejik bilgileri PKK üyelerine ileterek onlarla işbirliği yaptığı yönünde hakkında şüphe duyulmuş; bunun üzerine Çukurca Jandarma Komutanlığında Yüzbaşı N.E.’nin bürosunda sorguya çekilmiştir. Konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta, sorgu saatiyle ilgili herhangi bir bilgi yer almamaktadır.Başvuran, firar ettikten sonra bir köprünün altında uyuduğu sırada teröristlerce yakalandığını ve daha sonra saldırı düzenleyecekleri askeri mevzileribelirlemek amacıyla kendisini zorla olay yerine götürdüklerini belirterek, PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı yönündeüzerine atılı suçlamaları kısmen kabul etmiştir. Başvuran, saldırı sonrasında teröristlerin silahını kendisine geri verdiklerini ve Kürt olması nedeniyle gitmesine izin verdiklerini ifade etmiştir. Kişisel mühimmatları arasındaki on sekiz kovanı, uzun zaman önce bir askeri eğitim sırasında kullanıldığını belirtmiştir.
10. Çukurca Cumhuriyet savcısı tarafından yine 3 Eylül 2006 tarihinde saat 14.00’te, terör saldırısının yaşandığı yerde, yer gösterme işlemi yapılmıştır.Yer gösterme işlemi sırasında kamerayla kayıta alınmış; bununla birlikte başvuran savcı ile 4. Tabur Komutanlığına bağlı bazı subaylar huzurunda olayların seyrini anlatmıştır.
11. Başvuran daha sonra Çukurca İlçesi Merkez Sağlık Ocağına götürülmüştür. Gözaltına alınırken yapılan muayene sonrasında, Doktor G.Ç. tarafından 3 Eylül 2006 tarihinde saat 16.30’da düzenlenen tıbbi raporda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Darp ve yara izi bulunmamaktadır. Hasta, kollarının arkadan bağlandığını ifade etmekte; bununla birlikte omuzlarında ve kollarında ağrı olduğundan yakınmaktadır. Yapılan muayene sonrasında, ilgilinin kollarında ve ellerinde halsizlik olduğu tespit edilmiştir.”
12. Başvuran gözaltından çıkarılırkende, durumuyla ilgili olarak aynı doktor tarafından saat 17.10’da yeni bir tıbbi rapor düzenlenmiştir. İşbu rapor aşağıdaki şekildedir:
“Hastanın muayenesi sonrasında vücudunda darp ve yara izi tespit edilmemiştir. Hasta, ilk raporda belirtilen şikâyetleri tekrar etmiştir. Ellerde ve kollarda halsizlik devam etmektedir.”
13. Gözaltı giriş ve çıkış tutanakları ile kayıtlarda aynı saatler bildirilmiştir.
14. Başvuran, yeniden Çukurca Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmıştır. Başvuranın,re’sen görevlendirilen Avukat F.Timur refakatinde savcı tarafından saat 20.35 sıralarında ifadesi alınmıştır. Başvuran üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş ve firar etmeden bir gün önce yani 31 Ağustos 2006 tarihinde, kesin şekildeyasak olmasına rağmen taburda cep telefonu bulundurması nedeniyle Astsubay A. tarafından; nöbet esnasında uyuması nedeniyle Asteğmen B. tarafından dövüldüğünü ve hakarete uğradığını ileri sürmüştür. Üstlerinin tutumları nedeniyle birliğinden firar ettiğini ifade etmiştir. Başvuran öte yandan, üstleri tarafından kötü muameleye maruz kalacak olma korkusuyla,yer gösterme işlemi sırasında atılı suçları kabul ettiğini eklemiştir.
15. Cumhuriyet savcısı, Sulh Ceza Mahkemesinden başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir. Başvuranın, avukatı F.Timur huzurunda, Çukurca Sulh Ceza Mahkemesinde nöbetçi hâkim tarafından ifadesi alınmıştır. Başvuran, üzerine atılı suçları kabul etmemiş ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Başvuran, yakalandıktan sonra 4. Tabur Komutanlığına götürüldüğünü, burada gözlerinin bağlandığını, ellerinin arkadan bağlandığını, üzerine basıldığını ve testislerinin ezildiğini ifade etmiştir. Öte yandan, askerlik hizmetini yerine getirdiği süre boyunca hakarete uğradığı ve kötü muamele gördüğü gerekçesiyle firar ettiğini belirtmiştir. Hâkim, ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
16. Jandarma Subay M.K. tarafından düzenlenen tutanakta, işlemin geç saatte sona ermesi ve bölgedeki güvenlik sorunları dikkate alınarak, ilgilinin Van Askeri Cezaevine nakledilmesininhatalı olacağı kanaatine varıldığı, bu nedenle Çukurca Jandarma Karakolunda tutulmasına karar verildiği belirtilmiştir.
17. Bunun üzerine başvuran saat 22.30’da aynı doktor tarafından yeniden muayene edilmiştir. İşbu rapor aşağıdaki şekildedir:
“İlgilinin vücudunda darp ve yara izi bulunmamaktadır. Kollarında halsizlik devam etmektedir. Güvenlik odasında tutulmasında bir sakınca bulunmamaktadır.”
18. Başvuran 4 Eylül 2006 tarihinde saat 08.40’ta Çukurca Jandarma Karakolundan çıkarılmış ve cezaevine nakledilmek üzere Merkez Sağlık Ocağında yeniden muayene edilmiştir. Rapor başka bir doktor(Doktor C.M.) tarafından düzenlenmiştir. Söz konusu tıbbi rapor aşağıdaki şekildedir:
“İlgilide, herhangi bir darp ve yara izine rastlanmamıştır. Kollarda, yorgunluğun neden olduğu hafif bir halsizlik dışında başkaca herhangi bir şikâyeti bulunmamaktadır.”
19. Başvuran aynı gün saat 15.30’da Van Askeri Cezaevine götürülmüştür. Van Askeri Cezaevi doktoru N.K. tarafından ilgilinin durumuyla ilgili olarak beşinci bir tıbbi rapor düzenlenmiştir. Muayene saatinin belirtilmediği rapor aşağıdaki şekildedir:
“Hastada herhangi bir patoloji bulunmamaktadır. Hapsedilmesine engel herhangi bir durumu bulunmamakla birlikte, sportif faaliyetlere katılabilir.”
a. Başvuranın vücudundaki sekelleri gizlemekle suçlanan doktor ile ilgili olarak yürütülen soruşturma
20. Başvuranın yeni avukatı M.Timur 6 Eylül 2006 tarihinde, başvuranın 4. Tabur Komutanlığında gözaltında bulunduğu sırada kötü muamele gördüğü iddiasıyla Van savcılığınaşikâyet dilekçesi vermiştir.Söz konusu iddia ile ilgili olarak,dilekçenin farklı bölümlerinde, 1 ve 3 Eylül 2006 olmak üzere iki farklı tarih yer almaktadır. Avukat aynı zamanda, Doktor G.Ç.’yi,müvekkilinin vücudundaki işkence izlerinden tıbbi raporlarda gereğince bahsetmemekle suçlamıştır.
21. Van savcılığı aynı gün, yer yönünden(rationaeloci) yetkisizlik kararı vererek,dosyayı 9 Eylül 2006 tarihinde Doktor G.Ç.’nin ifadesini alan Çukurca Cumhuriyet savcısına göndermiştir.Doktor G.Ç. ifadesinde, 3 Eylül günü, hemşire F.T. ile başvuranın avukatının talebi üzerine ve başvuranın da rızasıylamuayene sırasında hazır bulunduklarını belirtmiş ve hastayı, kıyafetlerini çıkarttırdıktan sonra ayrıntılı olarak muayene ettiğini; ilgilinin vücudunda herhangi bir darp ve yara izine rastlamadığını; başvuranın kötü muamele gördüğünden yakınmadığını; yalnızca ellerinde ve kollarında halsizlik hissettiğini söylediğini beyan etmiştir. 4 Eylül günlü tıbbi raporun başka bir doktor tarafından düzenlendiğini eklemiştir.
22. Çukurca savcılığının talebi üzerine, başvuran yeniden Van Devlet Hastanesi doktoru N.T. tarafından muayene edilmiştir. N.T. tarafından 11 Eylül 2006 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin vücudunda herhangi bir sekel tespit edilmediği bildirilmiştir.
23. Başvuranın aynı gün, Van Cumhuriyet savcısı tarafından istinabe yoluyla ifadesi alınmıştır. Başvuran, gözlerinin bağlandığını; bu nedenle kendisine kötü muamelede bulunan kişileri göremediğini; öte yandan Doktor G.Ç.’nin raporda, vücudundaki işkence izlerinden bahsetmediğini ifade etmiştir.
24. Çukurca Cumhuriyet savcısı tarafından 19 Eylül 2006 tarihinde Hemşire F.T.’nin de ifadesi alınmıştır. F.T. ifadesinde, Doktor G.Ç.’nin olayla ilgili beyanlarını doğrulamıştır.
25. Savcı 3 Ekim 2006 tarihinde, 3, 4 ve 11 Eylül 2006 tarihli tıbbi raporlara, sanığın ifadesine ve Hemşire F.T.’nin tanık ifadesine dayanarak Doktor G.Ç. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
26. Başvuran 17 Kasım 2006 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Van Ağır Ceza Mahkemesi,yapılan itirazı 8 Aralık 2006 tarihinde reddetmiştir.
b. Kötü muamelede bulundukları iddia edilen failler ile ilgili olarak yürütülen soruşturma
27. Çukurca Cumhuriyet savcısı 29 Eylül 2006 tarihinde, şikâyet dilekçesindeki Doktor G.Ç. ile ilgilikısmı, kötü muamelede bulundukları iddia edilen sorumlular ile ilgili olan kısımdan ayırmaya karar vermiştir. Çukurca Cumhuriyet savcısı,konu yönünden (rationemateriae) görevsizlik kararı vererek, bahse konu ikinci kısmı Van Askeri savcısına göndermiştir.
28. Başvuran, söz konusu soruşturmanın akıbetini Mahkeme’ye bildirmemiştir. Yargılamanın daha sonraki aşamalarında, soruşturma ile ilgili olarak bilgi vermeye davet edilen Hükümet, 1 Eylül 2015 tarihli bir yazıyla, söz konusu dosyanın kaybolduğunu ve bulunduğunda Mahkeme’ye bildirileceğini ifade etmiştir.
2. Başvuran hakkında yürütülen ceza soruşturması
29. Başvuran hakkında terör örgütüne yardım ve yataklık nedeniyle yürütülen soruşturma 7 Eylül 2006 tarihinde konu bakımından (rationemateriae)görevsizlik kararıyla Van Askeri Savcılığına iletilmiştir.
30. Başvuranın 6 Kasım 2006 tarihinde Van Askeri savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Başvuran, üzerine atılı suçları kabul etmemiş ve firar etmeden bir gün önce, kendisinin ve O.G. isimli başka bir askerin, Astsubay A. tarafından dövüldüğünü ve jandarmada sorguya çekildiği gün, yarım saat boyunca Filistin askısına maruz kaldığını ifade etmiştir.
31. 23 Ocak 2007 tarihinde, bilhassa askeri sırları ifşa etme, teröristlerle işbirliği yapma ve terör saldırısına aktif olarak katılma nedeniyle başvuran hakkında iddianame düzenlenmiştir. Savcı, başvuranın birliğinden firar etmeden bir gün önce el konulan cep telefonu ile bu cihaza ait sim kart üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Sim kart üzerinde yapılan inceleme neticesinde, yetkililer tarafından aranan bir terörist şüphelisiyle görüşme yapıldığı tespit edilmiştir.
32. Başvuran 25 Aralık 2007 tarihinde, terör örgütüne yardım ve yataklık etme nedeniyle 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Söz konusu karar, Askeri Yargıtay tarafından 2010 yılında bozulmuştur.Yargılamanın daha sonraki aşamaları, yapılan yasal bir düzenlemeyle görevli kılınan Van Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülmüştür.
ŞİKÂYETLER
33. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 4, 6, 7, 13 ve 17. maddelerine dayanarak, öncelikle Çukurca’da askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada askeri üstleri tarafından kendisine kötü muamelede bulunulduğundan ve bu durumdanşikâyet edebileceği bir merciin bulunmamasından yakınmaktadır. Başvuran öte yandan, “yakalandıktan sonra” maruz kaldığı kötü muamelelerden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, terörist saldırısının yaşandığı ve “yeniden işkence görecek olma korkusuyla suçlamaları kabul ettiği”yerde, yer gösterme işlemi için savcı huzuruna çıkarılmadan önce işkence gördüğünü iddia etmektedir. Bununla birlikte, başvuran, iddialarıyla ilgili olarak hızlı ve etkili bir soruşturma yürütülmediğinden yakınmaktadır.
34. Başvuran öte yandan, Sözleşme’nin 14. maddesi ve Ek 12 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanarak, Kürt olmasından ötürü, yukarıda anılan maddelerin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğunu iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
35. Başvuran, Sözleşme’nin birçok maddesini ileri sürerek, kötü muamelelere maruz kaldığı iki ayrı olaya atıfta bulunmaktadır. İlk olarak, 31 Ağustos 2006 tarihinde bir subay tarafından; daha sonra ise kesin olmayan bir tarihte, yakalandıktan sonra kötü muamele gördüğünü iddia etmektedir.
36. Mahkeme söz konusu şikâyetleri Sözleşme’nin 3. maddesi açısından inceleyecektir. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
37. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır. Bununla birlikte, başvuranın vücudundaki lezyonlardan tıbbi raporlarda söz etmediği yönündeki iddialarla ilgili olarak söz konusu doktor hakkında ceza soruşturması yürütüldüğünü ve geniş çaplı araştırmalar sonrasında kovuşturmaya yer olmadığınadair karar verildiğini ifade etmekte; bu durumun, söz konusu raporların gerçeği yansıttığını ispatladığı belirtmektedir. Öte yandan, başvuranın herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadığını iddia etmektedir.
A. Genel İlkeler
1. Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönü
38. Mahkeme, Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90, 28 Eylül 2015) kararında bildirilen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
39. Sözleşme’nin 3. maddesi, demokratik toplumların temel değerlerinden birini düzenlemektedir (bk. bilhassa,Selmouni/Fransa [BD], No. 25803/94, § 95, AİHM 1999‑V,Labita/İtalya [BD], No. 26772/95, § 119, AİHM 2000‑IV, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 87, AİHM 2010, El-Masri/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, § 195, AİHM 2012, Mocanuve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 315, AİHM 2014 (özetler) ve yukarıda anılanBouyid kararı, § 81).
40. Esasen, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezaların yasaklanması insan onuruna saygıya sıkı sıkıya bağlı bir uygarlık değeridir (ibidem, § 81). Bununla birlikte 3. madde hiçbir kısıtlama öngörmemektedir ve bu yönüyle Sözleşme’nin diğer birçok kural koyan düzenlemesinden ayrışmaktadır. Özellikle Sözleşme’nin 15. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ulusun varlığını tehdit eden kamusal tehlike hallerinde bile bu madde hiçbir istisna içermemektedir. Terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile Sözleşme, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezaları, mağdurun davranışı ne olursa olsun, kesin ifadelerle yasaklamaktadır (bk. bilhassa, Chahal/Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, § 79, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑V, Géorgie/Rusya (I) [BD], No. 13255/07, § 192, AİHM 2014 (özetler),Svinarenkove Slyadnev/Rusya [BD], No. 32541/08 ve 43441/08, § 113, AİHM 2014 (özetler).
41. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, iddia edilen olayların tespiti için “her türlü makul şüpheden uzak” olma kıstasından yararlanmaktadır. Bu türden bir delil, yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir(İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 in fine, A serisino 25, yukarıda anılan Labitakararı, §§ 121 ve 152, yukarıda anılan Gäfgen kararı, § 92 ve yukarıda anılanBouyid kararı, § 82).
42. Mahkeme, son husus ile ilgili olarak, gözaltında bulundukları sırada yetkililerin denetime tabi tutulan kişilerin durumunda olduğu gibi, söz konusu olayların tamamının ya da büyük bir kısmının, yalnızca yetkililertarafından bilinebildiği durumlarda, gözaltı süreci boyunca meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü fiili karinelere yol açtığını belirtmiştir. İspat yükü bu durumda, mağdurun iddiaları konusunda şüphe uyandıran olayları açıklığa kavuşturan deliller sunarak yeterli ve inandırıcı açıklamalar sunması gereken Hükümete düşmektedir (bk.Rivas/Fransa, No. 59584/00, § 38, 1 Nisan 2004, TuranCakir/Belçika, No. 44256/06, § 54, 10 Mart 2009, Mete ve diğerleri/Türkiye, No. 294/08, § 112, 4 Ekim 2011, yukarıda anılan Gäfgen kararı, § 92 ve yukarıda anılan El-Masri kararı, § 152). Bu yönde herhangi bir açıklama yapılmaması halinde, Mahkeme, Hükümet aleyhinde olabilecek sonuçlar çıkarma hakkına sahiptir (bk. özellikle,ibidem, § 152). Bu durum, gözaltında tutulan kişilerin hassas bir durumda olmaları ve yetkili makamların, onları koruma yükümlülüğünün bulunmasıylahaklı gösterilmektedir (bk. özellikle, Salman/Türkiye [BD], No. 21986/93, § 99, AİHM 2000‑VII ve yukarıda anılanBouyid kararı, § 83).
43. Mahkeme aynı zamanda, yukarıda anılan El-Masrikararında (§ 155), haklı sebepler bulunmadıkça, incelediği davaya ilişkin koşullar bunu kaçınılmaz kılmadıkça, ilk derece hâkiminin rolünü üstlenemeyeceğini(McKer /Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28883/95, 4 Nisan 2000);bununla birlikte, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında ifade edilen iddialar söz konusu olduğunda (bk. mutatismutandis, Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995, § 32, A serisi no 336 ve GeorgiyBykov/Rusya, No. 24271/03, § 51, 14 Ekim 2010), ulusal düzeyde daha önce bazı yargılamalar ve soruşturmalar yürütülmüş olsa da (Cobzaru/Romanya, No.48254/99, § 65, 26 Temmuz 2007), Mahkeme’nin “çok dikkatli bir inceleme” yapması gerektiğini de belirtmiştir.Başka bir ifadeyle, Mahkeme, böyle bir kontekste, ulusal yargı organlarının vardıkları sonuçları ayrıntılı bir şekilde incelemeye hazırdır.Bunun için Mahkeme iç hukuktaki yargılamanınniteliğini ve karar sürecine zarar verebilecek bütün yetersizlikleri dikkate alabilir (Denissenkove Bogdantchikov/Rusya, No. 3811/02, § 83, 12 Şubat 2009 ve yukarıda anılanBouyid kararı, § 85).
44. Mahkeme, bir kötü muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinin uygulama alanına girdiğinin değerlendirilebilmesi için, davanın tamamıyla ilgili unsurların, özellikle uygulanan muamelenin süresinin, fiziki ve ruhsal etkisinin ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi unsurların etkilediği minimum ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. özellikle, yukarıda anılanİrlanda/Birleşik Krallık 2006‑IX ve yukarıda anılanGäfgen, § 88, El-Masri, § 196 veBouyid, § 86 kararları ile burada yapılan atıflar).
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönü
45. Mahkeme, bilhassa yukarıda anılan El-Masri (§§ 182-185), Mocanu ve diğerleri (§§ 316-326) ve Bouyid (§§ 114-123) kararlarında bildirilen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
46. Söz konusu kararlardan, özellikle kamu görevlilerine yönelik işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ve muamelelereilişkin genel yasağın uygulamada etkili olması için, kamu görevlilerinin ellerinde bulunan bir kişiye kötü muamelede bulundukları iddialarıyla ilgili olarak soruşturma yürütülmesine imkân verecek bir prosedürün var olması gerektiği anlaşılmaktadır(ibidem, § 115).
47. Böylelikle bilhassa, “[kendi] yetki alanları içinde bulunan herkesin, (...) Sözleşme’[de] tanımlanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama” yönünde Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca Devlete düşen genel görev dikkate alındığında, Sözleşme’nin 3. maddesi hükümleri, kişinin özellikle polis memuru ya da diğer benzer devlet görevlileri tarafından 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kaldığına dair inanılır bir iddia ileri sürmesi halinde, etkili bir resmi soruşturma yapılmasını zımnen gerektirmektedir(ibidem, § 116).
48. Esasen, bu tür bir soruşturma yoluyla esas itibariyle, devlet görevlilerinin ya da devlet organlarının dâhil olduğu davalarda, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ve muameleleri yasaklayan kanunların etkin şekilde uygulanmasının sağlanması ve söz konusu görevlilerin kendi sorumlulukları altında meydana gelen kötü muameleler hususunda hesap vermeleri teminatının verilmesi söz konusudur(ibidem, § 117).
49. Genel anlamda, bir soruşturmanın etkili olması için, soruşturmayı yürütmekle yükümlü olan kurumların ya da kişilerin, soruşturmanın hedef aldığı kişilerden bağımsız olması gerekmektedir. Bu sadece hiyerarşik veya kurumsal bir bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda fiili bir bağımsızlığı da gerektirmektedir(bk. aynı zamanda, mutatismutandis, Mustafa Tunç ve FecireTunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, § 177 ve §§ 222-234, 14 Nisan 2015 ve bu kararda yapılan atıflar ve yukarıda anılan Bouyid kararı, § 118).
50. Soruşturmanın yöntemleri nasıl olursa olsun, yetkili makamların re’sen harekete geçmeleri gerekmektedir. Öte yandan, soruşturmanın etkin olabilmesi için, soruşturma, sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmasına imkân vermelidir. Bununla birlikte, soruşturmanın,yetkili makamlara, yalnızca, doğrudan ve yasaya aykırı olarak güç kullanmış olan devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı zamanda, olayın koşullarının tamamını göz önünde bulundurma imkânı sağlayacak şekilde geniş kapsamlı olması gerekmektedir(ibidem, § 119).
51. Her ne kadar burada, varılan sonuçla ilgili değil, bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülük söz konusu ise de, soruşturmanın, davanın koşullarını veya sorumluların kimliklerini tespit etme kapasitesini zayıflatan her türlü eksiklik, soruşturmanın gerekli etkililik kriterini karşılamadığı sonucuna ulaşma riskini doğurmaktadır(ibidem, § 120).
52.Makul bir çabukluk ve özen gerekliliği bu bağlamda zımnen doğmaktadır. Soruşturmanın belirli bir durumda ilerlemesine mani olan engel ya da güçlükler söz konusu olabilse de, kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda yetkili makamların ivedilikle cevap vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve yasa dışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla genel olarak gereklilik arz ettiği kabul edilebilmektedir(ibidem, § 121).
53. Mağdur, soruşturmaya etkin bir şekilde katılabilmelidir(ibidem, § 122).
54. Son olarak, soruşturma derinlemesine yürütülmelidir; bu da, yetkili makamların, meydana gelen olayları tespit etmek için her zaman ciddi çaba göstermeleri ve soruşturmayı sonlandırmak amacıyla gelişigüzel veya dayanaktan yoksun sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelmektedir(ibidem, § 123).
B. Bu ilkelerin somut olaya uygulanması
1. Askerlik hizmeti sırasındaki kötü muameleler ile ilgili şikâyet hakkında
55. Başvuran, 2006 yılının Eylül ayında yaşanan olaylardan önce hiyerarşik üstleri tarafından sürekli olarak kötü muamele gördüğünü iddia etmektedir. Terörden etkilenmiş olan bu bölgedeki çok ciddi disiplin kurallarına uyacak durumda olmadığını; zira profesyonel bir asker olmayıp, zorunlu askerlik hizmetini yerine getiren sıradan bir er olduğunuileri sürmüştür. Başvuran aynı zamanda, dövüldüğünü ve hakarete uğradığını da iddia etmiştir.
56. Hükümet, başvuranın firar etmeden bir gün önce 31 Ağustos 2006 tarihinde yaşanan olaylar ile ilgili olarak herhangi bir şikâyette bulunmadığını ve her halükarda bu olaylar ispatlanmış olsaydı da, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girmesi için gerekli olan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığını belirtmektedir.
57. Mahkeme 31 Ağustos 2006 tarihinde, başvuranın başka bir erle tartıştığını; bu nedenle tabur komutanına çıkarıldığını gözlemlemektedir.
58. Aynı gün,kışlada yasak olmasına rağmen üzerinde cep telefonu bulundurduğu tespit edilmiştir. Başvuran bu nedenle dövüldüğünü ve hakarete uğradığını iddia etmiştir.
59. Mahkeme öncelikle, başvuranın, hiyerarşik üstlerinin hiçbirine, dövüldüğüve hakarete uğradığı konusundaşikâyette bulunmadığını tespit etmektedir. Mahkeme bununla birlikte, bu bağlamda herhangi bir ceza soruşturması yürütülmediğini ve başvuranın, olayların bu kısmı ile ilgili olarak kabul edilebilirliğini incelemeye imkân verecek nitelikte ayrıntılı bilgiler vermediğini gözlemlemektedir.
60. Başvuranın, adli makamlar önünde, soruşturma başlatılmasını sağlayacak şekilde konuyla ilgili olarak yeterli bilgi vermediği anlaşılmaktadır.
61. Bununla birlikte, başvuranın, 31 Ağustos 2006 tarihinde yaşadığı olayları, şikâyette bulunmaktan ziyade birliğinden firar etme nedenlerini açıklamak için anlattığı görülmektedir.
62. Ne olursa olsun, Mahkeme, başvuranın, olayların bu kısmının akıbeti ile ilgili olarak bilgi almaya çalışmadığını, ne askeri makamlar önünde ne de daha sonrasında sivil makamlar önünde konuyla ilgiliresmi bir şikâyette bulunmadığını kaydetmektedir.
63. Mahkeme, gözaltı süresi boyunca, başvuranın, Devlet otoriteleri karşısında zayıf, güçsüz ve kaygı duyguları uyandırabilecekbir durumda olabileceğinin kabul etmeye hazırdır; ancak konuyla ilgili açıklamalar bulunmaması nedeniyle, başvuranın, avukat tarafından temsil edilmiş olması nedeniyle, tutukluluk süresinin sona ermesinden sonraki dönemde de bu durumundevam etmesini kabul edemez.
64. Bu koşullar altında, Mahkeme, kendisine iletilen kötü muamele iddialarının, adlimakamların bilgisine yeterince sunulduğunun kabul edilemeyeceğini;başvuranın, avukatının ve kendisinin,iddialarıyla ilgili olarakyetkili makamlara daha güçlü bir dayanaksunmamış olmaları nedeniyle, derinlemesine bir soruşturma yürütülmesini haklı olarakbekleyemeyeceği kanaatindedir.Bu sebeple, adli makamların, etkin soruşturma yürütme görevlerini ihmal ettikleri yönünde bir suçlamada bulunulamaz. Zira bu yükümlülük, ancak başvuranın iddialarının savunulabilir olması durumunda geçerlidir. Somut olayda durum bu şekilde değildir (bk.mutatismutandis, FıratKoç/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24937/94, 14 Kasım 2000).
65. Mahkeme netice itibariyle,ne iddia edilen olayları incelemesine, ne de başvuranın cep telefonuna el konulduğu sırada uygulanan fiziki ya da sözlü şiddetin Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulanmasıiçin gerekli olanasgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını belirlemeye imkân verecekherhangi bir unsura sahip olmadığını ifade etmektedir.
66. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Yakalama sonrasındaki kötü muameleler ile ilgili şikâyet hakkında
67. Başvuran “yakalandıktan sonra” da kötü muamelelere maruz kaldığından şikâyet etmektedir. “Terör saldırısının yaşandığı yerde yer gösterme işlemi için savcı huzuruna çıkarılmadan önce” üzerine ayakla basıldığını, Filistin askısına maruz kaldığını ve testislerinin ezildiğini iddia etmektedir.
68. Öncelikle Mahkeme, başvuranın gözaltından sorumlu jandarmalar hakkında kötü muamele nedeniyle yürütülen soruşturma dosyasının tebliğ edilmemesinin (yukarıda 28. paragraf) üzüntü verici olduğunu ve benzer durumun, koşullar gerektirdiğinde, Mahkeme’nin, davalı Devlet aleyhinde sonuçlara varabileceğini hatırlatmanın gerekli olduğu kanaatindedir (bk. Khamzatovve diğerleri/Rusya, No. 31682/07, §§ 142, 153 ve 172, 28 Şubat 2012). Bununla beraber Mahkeme, başvuran tarafın da söz konusu dosyanın bir nüshasını kendisine ibraz etmediğini ve aşağıda sıralanan gerekçeler nedeniyle, incelemesine bu dosya olmadan, bilhassa suçlanan doktor hakkındaki soruşturmanın unsurlarını göz önünde bulundurarak devam edebileceğini kaydetmektedir.
69. Mahkeme, ne başvuranın ne de Hükümetin,ilgilinin 2 Eylül 2006 tarihinde saat 10.00 sıralarında 4. Tabur Komutanlığına getirilip (yukarıda 7. paragraf) 3 Eylül 2006 tarihinde bilinmeyen bir saatte Yüzbaşı N.E. tarafından ifadesi alınıncaya kadar (yukarıda 9. paragraf) gözaltında tutulup tutulmadığınıveyahutsadece günü geçirmek için kışlasına gittiği, geceleyin diğer askerlerle koğuşunda kaldığı yönünde herhangi bir açıklamada bulunmadıklarını kaydetmektedir. Başvuran yalnızca, diğer birliğe vardığında, taburuna geri dönmesinin söylendiğini belirtmektedir (yukarıda 8. paragraf).
70. Ancak 3 Eylül 2006 tarihinde, Çukurca Sulh Ceza Mahkemesi önünde verdiği ifadesinde, başvuran yakalandıktan sonra yani 2 Eylül 2006 tarihinde, 4. Tabur Komutanlığına götürüldüğünü veburada kendisine işkence edildiğini iddia etmiştir (yukarıda 15. paragraf). Van Askeri savcısı önündeki6 Kasım 2006 tarihli ifadesinde ise, kötü muameleye jandarmada sorguya çekildiği gün maruz kaldığını (yukarıda 30. paragraf), sorguya 3 Eylül 2006 tarihinde çekildiğini iddia etmiştir (yukarıda 9. paragraf). Bununla birlikte, avukat tarafından temsil edilen başvuran, işkence gördüğüyle ilgili olarak bu sefer resmi bir başvuruda bulunmak amacıylasavcılığa şikâyet dilekçesini sunmuştur; başvuran, başvuru formunun farklı yerlerinde iki farklı tarihten (1 ve 3 Eylül 2006 tarihleri) söz etmiştir (yukarıda 20. paragraf).
71. Başvuranın Mahkeme önündeki başvurusunda, yakalandığı gün ama daha ziyade sorguya çekildiği gün kötü muameleye maruz kaldığından (yukarıda 33, 35 ve 67. paragraflar) bahsetmemesi, 2 Eylül 2006 gününü ve ertesi gün geceye kadar tam olarak hangi koşullar altında geçirdiğini belirtmemesi nedeniyle ve bununla birlikte dosyaya konulan belgelerden 3 ve 4 Eylül 2006 tarihlerindegözaltına alındığının anlaşılmasından ötürü, Mahkeme olayların yalnızca bu son kısmını inceleyecektir.
72. Bununla birlikte Mahkeme 3 Eylül 2006 tarihinde, başvuranın, ilk olarak 16.30 ve 17.10 saatleri arasında; ikinci kez ise 22.30 ve ertesi gün 08.40 saatleri arasında iki defa jandarmada gözaltına alındığını gözlemlemektedir.Belirtilenler dışındaki zamanlarda ise, başvuran ya Yüzbaşı N.E.’nin huzurunda sorguda ya da savcının da aralarında bulunduğu farklı yetkililerle birlikte, terör saldırısının yaşandığı yerde keşifteydi veyahut Cumhuriyet savcısının ve Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi huzurunda ifade veriyordu ya da muayene olmaktaydı (yukarıda 9 ila 18. paragraflar).
73. Ancak başvuran terör saldırısının yaşandığı yerde yer gösterme işlemi için hazır bulunduğu gün (yukarıda 33 ve 35. paragraflar) kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmektedir; dolayısıyla bu durum, 3 ila 4 Eylül 2006 gecesini kapsamamaktadır.
74. Dolayısıyla Mahkeme, ilki, konuyla ilgili tutanakta saati belirtilmemiş olmasına rağmen, başvuranın, Yüzbaşı N.E. tarafından sorguya çekildiği süre (yukarıda 9. paragraf); diğeri ise 16.30 ve 17.10 saatleri arasında gözaltı binasında geçen 40 dakikalık süre (yukarıda 11 ve 12. paragraflar) olmak üzere iki zamanı göz önünde bulundurmaktadır.
75. Bununla birlikte, tıbbi raporlarda belirtildiği üzere, bu binalara giriş ve çıkış saatleri aynıdır. Esasen, gözaltına girerken ve çıkarken iki farklı doktor tarafından düzenlenen dört tıbbi rapor aynı olup, söz konusu raporlarda, ilgilinin kollarında halsizlik haricinde herhangi bir lezyondan bahsedilmemektedir.
76. Söz konusu raporlarda ilgilinin kollarında olduğu bildirilen halsizliğin, ya Yüzbaşı N.E. tarafından sorguya çekildiği sıradamaruz kaldığı“Filistin askısıyla” ya da gözaltında geçen 40 dakikalık süre zarfındaveyahut dosyadan kesin olarak tespit edilemeyen bir esnada yaşanmış olan bir olaylabağlantılı olup olamayacağının tespit edilmesi kalmaktadır.
77. Mahkeme, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği eylemler arasında yer alan “Filistin askısı” yöntemiyle, kişinin kıyafetleriçıkartılarak, elleri vücudunun arkasında birleştirilmiş bir vaziyette kollarından asılarak sarkıtıldığını ve bu durumun geçici olarakfelce neden olduğunu kaydetmektedir (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 64, Derleme1996‑VI).
78. Ancak Mahkeme, başvuranın gününü ifade vermekle ve savcı ve avukatı huzurunda olay yerinde yer gösterme işlemine katılmakla geçirdiğini gözlemlemektedir. Bundan dolayı, bazı güvenlik güçlerinin “gerçekleşmesi belli bir hazırlık ve çalışma gerektiren” bu işlemin uygulanması için yeterli zaman bulmuş olabileceklerini söylemek güçtür (ibidem).
79. Bu işlemin, Yüzbaşı N.E. tarafından sorguya çekildiği esnadayapılmış olduğu varsayılsa da, Mahkeme, başvuranın, iddia edilen olaylar ile ilgili olarak bu türden açıklamalarda da bulunmadığını kaydetmektedir (bk. Şedal/Türkiye(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38802/08, § 26, 13 Mayıs 2014).
80. Ne olursa olsun, Mahkeme, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerin, olayların üzerinden uzun zaman geçse bile gözle görülebilir sekellere neden olabileceği; ancak dört farklı doktor tarafından düzenlenen 3, 4 ve 11 Eylül 2006 tarihli tıbbi raporlarda,ilgilinin vücudunda herhangi bir sekelden bahsedilmediğini kaydetmektedir.
81. Durumu daha fazla somutlaştırmak için, Van Cezaevi doktoru tarafından düzenlenen tıbbi raporda, başvuranın vücudunda herhangi bir lezyon bulunduğundan bahsedilmediğinin ve sportif faaliyetlere katılmaya elverişli olarak değerlendirildiğinin altını çizmek bilhassa önem arz etmektedir (bk. yukarıda 19. paragraf).
82. Öte yandan, düzenlediği raporlarda, başvuranın vücudundaki yaralardan bahsetmediği iddia edilen doktor hakkında yürütülen soruşturma sırasında, hemşire verdiği ifadede, tıbbi muayenelerin, ilgilinin kıyafetleri çıkartılarak ve muayene sırasında bulunmasına rıza gösterdiği avukatı refakatinde yapıldığını doğrulamıştır (bk. yukarıda 21 ve 24. paragraflar).
83. Bununla birlikte, başvuranın ilgili mercilere şikâyetini iletmesindençok kısa bir süre sonra, Cumhuriyet savcısı ek bir tıbbi muayene yapılmasını talep etmiştir. Başvuran 11 Eylül 2006 tarihinde yani işkence gördüğünü iddia ettikten yalnızca sekiz gün sonra muayene edilmiştir. Dördüncü bir doktor tarafından düzenlenen raporda da, başvuranın vücudunda herhangi bir lezyon bulunduğundan bahsedilmemiştir (bk. yukarıda 22. paragraf).
84. Böylelikle, Mahkeme, başvuranın, her türlü makul şüphenin ötesinde gözaltından sorumlu olan görevliler tarafından kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki görüşü destekleyecek nitelikte herhangi bir unsur olmadığı kanaatindedir (bk.mutatismutandis, TuranTalay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45909/99, 10 Haziran 2003). İşbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 26 Kasım 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
StanleyNaismithNebojšaVučinić
Yazı İşleri MüdürüBaşkan Vekili
Full & Egal Universal Law Academy