AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 22278/20
Fikret POLAT / Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski
Hâkimler
Péter Paczolay,
Stéphane Pisani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1986 yılında doğan, İstanbul’da tutuklu bulunan ve İstanbul barosuna kayıtlı E. Topal tarafından temsil edilen Fikret Polat (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 4 Haziran 2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 22278/20) dikkate alarak;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuran aleyhinde başlatılan ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkindir.
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 24 Mayıs 2017 tarihli iddianameyle başvuranı, Türk makamları tarafından 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin arkasında olduğu iddia edilen ve ilgili makamlar tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak adlandırılan örgüte üye olmakla suçlamıştır.
3. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Şubat 2018 tarihinde, başvuranın terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyetine ve 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme kararını, başvuranın Bank Asya’daki (FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir banka) hesaplarını kullanmasına, FETÖ/PDY ile ilişkili olduğu iddia edilen bir şirkette istihdam edilmesine ilişkin Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarına ve başvuranın bu örgüte üye olduğu ve düzenli olarak örgütün toplantılarını koordine ederek bu toplantılara katıldığına ilişkin tanık beyanlarına dayandırmıştır.
4. Başvuran yargılamalar süresince, tanık beyanlarının doğru olmadığını ve istihdam durumuyla birlikte banka hesabı faaliyetlerinin iç hukuk kapsamında ceza gerektiren suç olarak yorumlanamayacağını iddia etmiştir.
5. Yargıtay 11 Kasım 2018 tarihinde, başvuranın yukarıda bahsedilen beyanlarına rağmen ilk derece mahkemesi kararını onamış ve ilgili kararın uygulanabilir kanun ve usule uygun olduğunu tespit etmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi 16 Aralık 2019 tarihinde başvuranın Sözleşme’nin 5 ve 6. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirlik koşulunu karşılamadığı gerekçesiyle, hangi kriterin karşılandığını belirtmeksizin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
7. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 1. maddesine dayanarak, ceza yargılamalarının adil ve tarafsız bir şekilde yürütüldüğü hususunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran savunma haklarından mahrum bırakıldığını ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu şikâyetlerini gerekçelendirmek amacıyla başka detay sunmamıştır. Ayrıca, Sözleşme’nin 3, 5, 7 § 1, 8 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmıştır.
MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİ
8. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki çeşitli şikayetlerini yeterli şekilde gerekçelendirip gerekçelendiremediğini tespit ederken; bir başvuranın 6. Madde kapsamında ileri sürmek istediği şikâyetlerin, Mahkemenin incelemeye davet edileceği meseleyi tanımlaması için gerekli tüm parametreleri içermesi gerektiğini yineler (bk. Grosam / Çek Cumhuriyeti [BD], no. 19750/13, § 89, 1 Haziran 2023). Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulama alanının çok geniş olduğu ve Mahkemenin yapacağı incelemenin, önüne getirilen şikâyetlerle sınırlı tutulmasının zorunlu olduğu vurgulanmalıdır (bk. Ramos Nunes de Carvalho e Sá / Portekiz [BD], no. 55391/13 ve diğer 2 başvuru, § 104, 6 Kasım 2018). 55391/13 ve diğer 2 başvuru, § 104, 6 Mayıs 2018).
9. Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuruda bulunabilmek için, bireyin şikâyet edilen tedbirden doğrudan etkilendiğini gösterebilmesi gerekir; bu, Sözleşme’nin koruma mekanizmasını harekete geçirmek için olmazsa olmazdır (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], no. 47848/08, § 96, AİHM 2014). Benzer şekilde Mahkeme, kararını yalnızca şikâyet edilen olaylara dayandırabilir (bk. Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 120-121 ve 124, 20 Mart 2018). Dolayısıyla, Sözleşme’nin ihlal edildiğinin davadaki olaylardan veya başvuranın beyanlarından “açıkça” anlaşılması da yeterli değildir. Daha ziyade, başvuran, belirli bir eylem veya ihmalin Sözleşme veya Protokollerinde belirtilen hakların ihlaline yol açtığından (bk. aynı yerde, § 110), Mahkemenin belirli bir şikâyetin dile getirilip getirilmediği konusunda ikinci bir değerlendirme yapmasına lüzum bırakmayacak şekilde şikâyette bulunmalıdır (bk., iç hukuk yollarının tüketilmesi bağlamında, Farzaliyev/Azerbaycan, no. 29620/07, § 55, 28 Mayıs 2020 ve yukarıda anılan Grosam, § 90).). Bu durum, tüm başvuruların, diğerlerinin yanı sıra, olayların ve iddia edilen Sözleşme ihlal(ler)inin ve ilgili argümanların kısa ve okunaklı bir açıklamasını içermesi ve bu bilgilerin Mahkemenin başka herhangi bir belgeye başvurmaksızın başvurunun niteliğini ve kapsamını belirleyebilmesi için yeterli olması gerektiğinin öngörüldüğü Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47 § 1 (e)-(f) ve § 2 (a) maddelerinden kaynaklanmaktadır (bk. Fu Quan, s.r.o. / çek Cumhuriyeti [BD], no. 24827/14, §§ 145-146, 1 Haziran 2023).
10. Yani, Mahkemenin kendisini başvuranın yerine koyup; sadece ileri sürülen argüman ve olaylara dayanarak yeni şikâyetler oluşturma yetkisi yoktur (bk. yukarıda anılan Grosam, § 91).
11. Mahkeme ayrıca, başvuranın Sözleşme’nin bir veya daha fazla hükmüne atıfta bulunup bunların ne şekilde ihlal edildiğini açıklamadığı durumlarda, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabileceğini yineler (bk. Baillard / Fransa (k.k.), no. 6032/04, 25 Eylül 2008; ve ayrıca, Bordei ve Diğerleri / Romanya (k.k.) [Komite], no. 15446/15 ve 19 diğer başvuru, 11 Ekim 2018).
12. Somut davada Mahkeme, başvuranın şikâyetinde Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi hükmüne yalnızca atıfta bulunduğunu; kendisi hakkında başlatılan yargılamaların adil olmadığını iddia ettiğini kaydeder. Başvuran adil yargılanma hakkının çeşitli yönlerinin ihlal edildiğini neden iddia ettiğine dair olgusal gerekçeler sunmamıştır. Yalnızca, “adil ve tarafsız bir şekilde yargılanmadığını” ve savunma haklarının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini belirsiz bir şekilde iddia etmiştir.
13. Mahkeme özellikle, başvuranın yargılamaların “adil olmadığı” hakkında oldukça belirsiz bir biçimde şikâyette bulunduğunu ve şikâyetinin özünü açıkça ifade etmediğini gözlemlemektedir. Diğer deyişle, şikâyetlerinin yargılamaların sonucuna veya Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılanmanın esas veya usule ilişkin güvencelerine ilişkin olup olmadığını detaylandıramamıştır.
14. Ayrıca Mahkeme başvuranın gerekçeli karar hakkı ve savunma haklarına uygun olmayan bir şekilde mahkûm edildiğini iddia ederken; mahkûmiyetinin hangi şekilde gerekçeden yoksun olduğunu veya savunma haklarının görmezden gelindiğini açıklamadığını kaydeder.
15. Buna göre, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan usule ilişkin güvencelerin ihlal edildiğinden şikâyetçi olduğu ölçüde; Mahkeme başvuranın, söz konusu hüküm kapsamındaki şikâyetlerinin özünün Mahkeme tarafından tanımlamasını sağlayacak herhangi bir spesifik iddiada bulunmadığını kaydeder. Mahkeme’nin şikâyetin bu yönlerini derinlemesine incelemesi halinde, başvuranın şikâyetleri hakkında tahmin etmesi gerekecektir ve bu Mahkeme’nin üstlenemeyeceği bir görevdir (bk. yukarıda anılan, Grosam). Mahkeme başvuranın söz konusu şikâyetleri yeterli şekilde gerekçelendirmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, başvuranın yargılamanın “adil olmayan” sonuçlarından şikâyetçi olduğunun düşünülebileceği ölçüde, yerel mahkemenin kararlarında ilk bakışta herhangi bir keyfilik veya açık bir mantıksızlık tespit etmediğini de eklemek ister. Dolayısıyla, 6. madde kapsamındaki şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
16. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 5, 7 § 1, 8 ve 14. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında başka şikâyetler de ileri sürmüştür. Mahkeme, başvuranın bu şikâyetlerini Türk Anayasa Mahkemesi önünde, söz konusu mahkemenin süre sınırlamalarına ve usul kurallarına uygun olarak dile getirmediğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, söz konusu şikâyetlerin, mevcut iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir (Madde 35 § 1).
17. Dolayısıyla, başvuru Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Aralık 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan