AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 1796/10
Yusuf POYRAZ / Türkiye
Başkan,
ValeriuGriţco,
Yargıçlar,
StéphanieMourou-Vikström,
Georges Ravarani,
veBölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıHasan Bakırcı’nın katılımıyla, 22 Kasım 2016 tarihindeDaire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 1 Aralık 2009 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (başvuru no. 1796/10) dava, Türk vatandaşı Yusuf Poyraz’ın (“başvuran”) 1 Aralık 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İzmir barosuna kayıtlı A.S. Sürücü tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın tutukluluk süresinin ve aleyhinde açılan cezai yargılamaların uzunluğuna, tutukluluğunun hukuka aykırılığına itirazda bulunmak için yasal yollara başvurma hakkı ve tazminat alma hakkına ilişkin şikâyetleri, 12 Mayıs 2011 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
4. Başvuran, 1972 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir.
5. Taraflarca ibraz edildiği şekliyle, başvuruya konu olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
6. Başvuran, 6 Haziran 2008 tarihinde, kendi iki öz kızına cinsel istismarda bulunmak şüphesiyle yakalanmıştır. Aynı gün İzmir Sulh Ceza Mahkemesi, başvurana isnat edilen suçun mahiyetini ve delil durumunu dikkate alarak, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmiştir.
7. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Haziran 2008 tarihinde, suçun mahiyetini, delil durumunu ve tutuklama tarihini dikkate alarak, başvuranın itirazını reddetmiştir.
8. İzmir Cumhuriyet savcısı, 11 Temmuz 2008 tarihinde, iddianame hazırlamış ve söz konusu iddianamede başvuran, iki çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanmıştır. Söz konusu suç, Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde düzenlenmektedir.
9. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Temmuz 2008 tarihinde, hazırlık duruşmasını gerçekleştirmiş ve mağdurların, adli muayeneye tabi tutulmasına karar verilmiştir.
10. İlk derece mahkemesi, 16 Eylül 2008 ile 13 Ekim 2010 tarihleri arasında, on sekiz duruşma gerçekleştirmiştir. Yargılama işlemleri esnasında, ilk derece mahkemesi, re’sen veya başvuranın talebi üzerine her duruşmanın sonunda başvuranın devam eden tutukluluk halini incelemiştir. Mahkeme, suçun mahiyetini, delillerin durumunu ve hâlâ toplanması gereken deliller olduğunu dikkate alarak, her defasında başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Özellikle, 10 Eylül 2009 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada başvuranın serbest bırakılmasına ilişkin talebi, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Daha sonra 24 Eylül 2009 tarihinde, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyası temelinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
11. İlk derece mahkemesi başvuranın tutukluluk süresini dikkate alarak, 13 Ekim 2010 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
12. Akabinde ilk derece mahkemesi beş duruşma daha gerçekleştirmiş ve 6 Ekim 2011 tarihinde mahkeme başvuranın suçunu sabit bulmuş ve kendisini yirmi yıl on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
ŞİKÂYETLER
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 1. maddesine dayanarak, tutuklanmasına ilişkin kararın yasaya uygun olmamasından ve gerekçesiz olmasından şikâyetçi olmuştur.
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3. maddesi bağlamında, tutukluluğunun aşırı uzun olmasından ve salıverilmesine ilişkin talepleri reddedilirken mahkemelerin aynı ve basmakalıp gerekçeler kullanmasından şikâyetçi olmuştur.
15. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13.maddeleri uyarınca, ulusal hukuk sisteminde kendisinin devam eden tutukluluk haline etkin şekilde itirazda bulunabileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmiştir.
16. Sözleşme’nin 5 § 5. maddesi uyarınca başvuran, Sözleşme’nin 5 §1 ila 4. madde hükümleri kapsamında şikâyetleri bağlamında ulusal mevzuat uyarınca tazminat hakkı elde edemediğini ileri sürmüştür.
17. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi uyarınca, hakkında yürütülen ceza yargılamasının makul süre içerisinde tamamlanmamasından ve davasının bağımsız bir mahkeme nezdinde görülmemesinden şikâyetçi olmuştur.
18. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 7. maddesine dayanarak, tutukluluk halinin uzunluğunun, hakkında mahkûmiyet kararı olmaksızın bir cezaya dönüştüğünü iddia etmiştir.
19. Son olarak başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, kendisine isnat edilen suçun mahiyetinin, kendisinin özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına ihlal teşkil etmesinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3. maddesi kapsamındaki şikâyetler hakkında
20. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3. maddesi kapsamında, tutukluluk halinin uzunluğundan şikâyetçi olmuştur.
21. Mahkeme, başvuranın 6 Haziran 2008 tarihinde yakalandığını ve 13 Ekim 2010 tarihinde serbest bırakıldığını ve bu doğrultuda başvuranın iki yıl, dört ay ve yedi gün boyunca tutuklu kaldığını dikkate alır.
22. Mahkeme, “makul sürede adil yargılanma veya tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma” hakkına istinaden Sözleşme’nin 5 § 3. maddesi ile güvence altına alınan ve önceki kararlarında belirtilen genel ilkeleri hatırlatır (bk. Solmaz / Türkiye, no. 27561/02, § 38-40, 16 Ocak 2007; Cahit Demirel / Türkiye, no. 18623/03, §§ 23-25, 7 Temmuz2009;ve Dereci / Türkiye, no. 77845/01, § 35-36, 24 Mayıs 2005).
23. Mevcut davada Mahkeme; ulusal mahkemelerin, başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmederken, başvuran hakkındaki makul şüpheyi, başvurana isnat edilen suçun ciddi mahiyetini ve delil durumunu dikkate aldığını gözlemler. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın kendi iki öz kızına cinsel yönden istismarda bulunmakla suçlandığını dikkate alır ve başvuranın bu ağır suçu işlemiş olacağı hususundaki makul şüphenin, başvuranın tutukluluğuna gerekçe teşkil edebileceği kanaatindedir.
24. Tutukluluk halinin devamına ilişkin gerekçelere yönelik olarak ulusal mahkemeler, cezanın belirli bir ağırlık düzeyini aşacağı hallerde tutukluluğun gerekli olduğunu öngören kanun ve uygulamaları dikkate almıştır. Karşı karşıya kalınan cezanın ağırlığı, şüphelinin kaçma veya yeniden suç işleme riskinin değerlendirilmesinde ilgili bir unsurdur. Mahkeme, başvuran aleyhindeki suçlamaların ciddiyeti bağlamında, yetkililerin haklı olarak bu tür bir riskin mevcut olduğunu düşünebileceklerini kabul eder. Bu hususa rağmen Mahkeme, defalarca sadece suçlamaların ağırlığı ile uzun tutukluluk sürelerinin haklı gerekçelere dayandırılamayacağını dile getirmiştir (bk. Gamze Uludağ/ Türkiye,no. 21292/07, § 35, 10 Aralık 2013).
25. Ancak mevcut davada başvurana, iki kez çocuğun cinsel yönden istismarı suçlaması isnat edilmiş ve daha sonra anılan suçtan dolayı yirmi yıl on ay hapis cezası verilmiştir. Mahkeme; başvuranın tutukluluğuna ilişkin ortaya konan gerekçelerin, kendisinin iki yıl ve on aylık bir süre boyunca tutuklu kalmasını haklı gerekçeye dayandıracak ölçüde “ilgili” ve “yeterli” olduğu kanaatindedir.
26. Ayrıca ulusal makamların yargılamalara devam edilirken “gerekli özen” gösterip göstermediğinin ortaya konulması gereklidir.Bu bağlamda Mahkeme, soruşturma makamları ve yargılamayı yapan mahkeme açısından eylemsizliğin söz konusu olduğu bir dönemin mevcut olmadığını dikkate alır. Soruşturmayı yapan yetkililer, soruşturmayı bir ayda tamamlamış ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın davasına ilişkin duruşmaları düzenli şekilde ve kısa aralıklarla gerçekleştirmiştir. Ayrıca, ilk derece mahkemesi tutukluluk süresini dikkate alarak başvuranın salıverilmesine karar vermiştir.
27. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme; yetkililerin,başvuranın yargılamasının yürütülmesinde “gerekli özeni” gösterdikleri sonucuna varmıştır.
28. Bu bağlamda, başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. madde hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verilmiştir.
B. Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi kapsamında ileri sürülen şikâyet hakkında
29. Başvuranın, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddelerine dayanarak, tutukluluk haline etkin şekilde itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmamasından şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda, itirazlarının ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın dava dosyası üzerinden ele alınmasından şikâyetçidir.
30. Mahkeme, başvuranın 13. madde kapsamındaki şikâyetinin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine göre lexspecialis (özel kanun) sıfatıyla incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
31. Mahkeme; Türk Hukuk sisteminde uzun tutukluluk meselesinin düzenli aralıklarla (yargılama öncesi aşamada her ay ve yargılama aşamasında esas ilişkin düzenlenen her duruşmada veya daha yakın sıklıkta) re’sen (expropriomotut) ele alındığını dikkate alır. Ayrıca, tutuklu hem yargılama hem de yargılama öncesi aşamada dilediği zaman salıverilme talebinde bulunabilmekte ve belirli bir süre beklemek zorunda kalmaksızın bu talebini yineleyebilmektedir. Buna ilaveten, tutuklunun talebi üzerine veya re’sen tutukluluk kararına itirazda bulunulabilmektedir (bk. Altınok / Türkiye, no. 31610/08, § 53, 29 Kasım 2011, ve Erişen ve Diğerleri / Türkiye, no. 7067/06, § 52, 3 Nisan 2012).Mahkeme, bu tür sistemde, itirazda bulunulan her seferde duruşma yapılması gerekliliğinin ceza yargılamalarını belirli ölçüde sekteye uğratabileceğini kabul etmektedir (Knebl / Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010). Mahkeme, bu hususlar ışığında ve 5 § 4. madde kapsamında, özellikle ivedilik gerekliliği bakımından yargılamaların özel mahiyetini dikkate alarak, istisnai koşullar olmadığı sürece her itiraz açısından duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Altınok kararı, § 54). Bu bağlamda, tutukluluk esnasında bulunulan salıverilme taleplerini inceleyen ulusal mahkemelerin yargı sürecine ilişkin teminatları sağlaması gerektiğini ve böylece yargılamaların çekişmeli olması ve her zaman taraflar – iddia makamı ve tutuklu – arasında silahların eşitliği ilkesinin sağlanması gerektiğini anımsatır.
32. Mahkeme, mevcut davada, başvuran ve temsilcisinin davanın esasına ilişkin yapılan her duruşma esnasında ilgili mahkeme huzurunda hazır bulunduklarını gözlemler. Bu bakımdan başvuran, tutukluluk halinin devamına ilişkin itirazlarını sözlü olarak dile getirebilme olanağına sahipti. Ancak, başvuranın daha sonraki itirazları, duruşma yapılmaksızın dava dosyası üzerinden incelenmiştir. Taraflardan hiçbirinden, yani Cumhuriyet savcısı veya tutuklu olan başvurandan, temyiz merci önünde sözlü beyanda bulunması talep edilmemiştir. Bu bağlamda başvuran, iddia makamı karşısında dezavantajlı bir durumda bırakılmamıştır. Mahkeme ayrıca, ağır ceza mahkemelerinin başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin itirazlarını incelediği her seferde başvuranın mahkeme önüne en son birkaç gün önce çıkarılmış olduğu hususunu da dikkate alır (bk. yukarıda § 10). Mevcut davanın koşullarında, Mahkeme, başvuranın itirazlarının duruşma yapılarak karara bağlanmasının gerekli olmadığı kanaatindedir.
33. Yukarıdaki hususlar ışığında Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. madde hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C. Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi kapsamında ileri sürülen şikâyet
34. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5. maddesi kapsamında, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 4. madde kapsamında ileri sürdüğü şikâyetleri bağlamında kendisine etkili iç hukuk yollarının sağlanmamasından şikâyetçi olmuştur.
35. Mahkeme; Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4. madde hükümlerine aykırı koşullarda gerçekleştirilen özgürlükten mahrum bırakılma yaptırımı bağlamında tazminat hakkının mevcut olduğu durumlarda aynı maddenin 5. paragrafı gerekliliklerinin yerine getirildiğini tekrar dile getirir (Wassink/ Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185‑A). Bu nedenle 5 § 5. madde hükmünde düzenlenen tazminat hakkı, ulusal makam veya Mahkemenin aynı maddenin önceki paragraflarının herhangi birinin ihlal edildiğini tespit edilmiş olmasını gerektirir. Bu doğrultuda, Mahkeme; 5 §§ 1 ila 4. madde hükümlerinin ihlal edildiği ulusal makamlar veya bizzat Mahkeme tarafından doğrudan veya esas bakımından tespit edilmediği sürece başvuranın sadece 5 § 5. maddesine dayanarak ileri sürdüğü talebini dikkate almayacaktır.
36. Başvuranın davasında bu şekilde bir ihlalin söz konusu olmadığı gözlemlenmekte olup; başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5. maddesi kapsamındaki talebi, Sözleşme hükümleri ile konu bakımından bağdaşmaz olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verilmiştir.
D. Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi kapsamında ileri sürülen şikâyet hakkında
37. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, yargılamaların aşırı uzun olmasından şikâyetçi olmuştur.
38. Mahkeme, dava konusu yargılamaların 6 Haziran 2008 tarihinde başladığını ve 6 Ekim 2011 tarihinde sona erdiğini ve bu bağlamda tek aşamalı yargı nezdinde üç yıl dört ay boyunca devam ettiğini gözlemler.
39. Mahkeme, yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın koşullarına, mahkemenin içtihadı tarafından ortaya konulan kriterlere, özellikle davanın karmaşıklığına, başvuran ile yetkili makamların tutumuna ve ilgililer için ihtilaf konusu davanın içeriğine bakılarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasında, Frydlender v. Fransa [BD], no 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII). Bu bağlamda Mahkeme, mevcut davada yargılamaların uzunluğunun Sözleşme kapsamında bir sorun yaratmadığını gözlemler.
40. Yukarıdaki hususlar ışığında Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. madde hükümleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
E. Diğer şikâyetler hakkında
41. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1, 6 § 1 ve 7 ve 8. maddeleri kapsamındaki geriye kalan şikâyetleri bakımından Mahkeme; elinde mevcut olan tüm bilgiler ışığında ve şikâyette bulunulan hususlar kendi yetkisi kapsamında kaldığı ölçüde bu şikâyetlerin, Sözleşme ve Protokollerinde düzenlenen hak ve özgürlükler bakımından bir ihlal teşkil etmediğini tespit etmiştir.
42. Bu bağlamda, başvurunun bu kısmının, 35 §§ 4. madde hükmü uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve yazılı olarak 15Aralık 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı ValeriuGritco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy