AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 21235/11
Ergün POYRAZ / Türkiye
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 17 Şubat 2015 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 31 Ocak 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Ergün Poyraz, Türk vatandaşı olup 1963 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi [Bundan böyle “Mahkeme” olarak anılacaktır.] önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M.H. Buzoğlu tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Ergenekon örgütü
3. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “Ergenekon” isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek yargı organlarının binaları veya kutsal mekanlar gibi hassas yerlere bombalı suikastlar düzenlemek gibi provokasyon eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir.
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı birçok iddianame ile, aralarında general ve diğer subayların, istihbarat servisi görevlilerinin, iş adamlarının, politikacı ve gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda kişi hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde kamu davaları açmıştır. Savcılık söz konusu kişileri bilhassa Ceza Kanunu’nun 312. maddesi gereğince cezası müebbet hapis olan demokratik anayasal düzeni yıkmayı hedefleyen bir darbe planlamakla itham etmiştir.
5. İddianamenin kabul edilmesini takiben, Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruşmasını, Silivri -İstanbul’un şehir merkezine yaklaşık 80 km. mesafede bulunan bir semt- duruşma salonunda yapmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların ve avukatlarının sayısını göz önünde bulundurarak, duruşma salonunun, davanın gereklerine daha uygun olduğu kanaatine varmış ve daha sonraki duruşmaların da bu duruşma salonunda yapılmasına karar vermiştir.
6. İddianamede, Ergenekon adındaki yasadışı örgütün varlığını ortaya koyan ilk izlerin, 2007 yılının Haziran ayında gerçekleştirilen aramada bulunan, İstanbul Ümraniye’deki gizli silah deposunun olduğu (burada 27 adet taarruz el bombası ele geçirildiği) belirtilmektedir. Aynı soruşturma çerçevesinde gerçekleştirilen birçok arama esnasında, örgütün hiyerarşik yapısını ve cebren Hükümeti devirmeyle ilgili planlarını gün ışığına çıkaran birçok delil unsuruna el konulmuştur.
7. Bu dava çerçevesinde sunulan iddianamelerde, savcılık, Ergenekon’un hiyerarşik yapısına göre, askerlerin örgütün baş aktörleri olarak kabul edildiğini ve sivillerin daha ziyade lojistik ve finansal destek sağlamak ve propaganda yapmak ile görevlendirildiğini ifade etmiştir.
8. Ayrıca, Cumhuriyet savcılığına göre, suç teşkil eden bu örgüt, bazıları ortaya çıkarılabilen faaliyetleri ve somut eylem planlarını yönetmek amacıyla kurulmuştur. Bu eylem planlarından dördü, Kafes, İrtica ile Mücadele, Sarıkız ve Ayışığı olup, gerçek anlamıyla askeri darbe öncesi safhada yürütülecek hazırlık niteliğindeki operasyonlarla ilgiliydi ve asıl hedefleri söz konusu müdahaleyi haklı göstermek amacıyla ortam hazırlamaktı. Yakamoz eylem planının konusu askeri darbenin uygulanmasına ilişkindi. Son olarak, Eldiven eylem planı, askeri darbeden sonraki safhada yürütmenin ve siyasi kurumların yeniden yapılandırılmasıyla ilgiliydi.
9. Kafes eylem planı, öncelikle, örgüt üyelerince dini azınlıklara mensup vatandaşlara karşı tehdit telefonları açmak ve grafitiler yapmak, bu insanların çoğunlukla yaşadığı mahallelere patlayıcılar koymak, kamuoyunda tanınan azınlık haklarını savunanlara yönelik saldırılar düzenlemek ve bununla birlikte bu azınlıktan olan iş adamları ve sanatçıları kaçırmak yoluyla şiddet eylemleri uygulanmasını öngörüyordu. Kafes eylem planının ikinci aşamasıysa, iktidardaki parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (Ak Parti) bu şiddet faaliyetlerini azmettirmekle sorumlu göstermek için medya organlarını manipüle etmeyi amaçlıyordu.
10. İrtica ile mücadele eylem planı, özellikle, Ak Parti’nin imajını lekelemek ve kamuoyu nezdindeki desteğini kaybettirmek amacıyla medya organları yoluyla, iktidardaki parti olan Ak Parti hakkında yalan, düzmece haberlerin yayılmasını öngörüyordu.
11. Sarıkız eylem planı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ö.Ö tarafından kaleme alınan günlükte sunulduğu üzere, basını manipüle etmeyi ve öğrenciler ile sendika veya dernek üyeleri arasında Hükümet aleyhine protesto gösterileri düzenlemelerini ve Hükümete karşı genel hoşnutsuzluk olduğuna inandırmak amacıyla yurt genelinde afiş kampanyaları düzenlemeyi öngörüyordu. Bu eylem planı, kuvvet komutanları M.Ş.E., A.Y., Ö.Ö, ve İ.F. tarafından hazırlanmıştır.
12. Ayışığı eylem planı, öncelikle, ülkenin günlük politikasında ordunun her türlü müdahaleye karşı olmakla tanınan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral H.Ö’yü etkisiz hale getirmeyi veya görevinden etmeyi ayrıca, iktidardaki parti olan Ak Parti’nin bazı milletvekillerinin partilerini terk etmelerini sağlamayı da amaçlıyordu. Bu eylem planının diğer hedefi, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbede, dönemin Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in desteğini almak veya onun tarafından gelecek her türlü muhalefeti etkisiz hale getirmekti.
13. Yakamoz eylem planı, özellikle, askeri darbe yapmayı ve hükümetin devrilmesinin ardından yeni bir idari yapının oluşturulmasını öngörmekteydi.
14. Eldiven eylem planı, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbenin başarıya ulaşmasının ardından alınacak özel tedbirleri içeriyordu. Bu plan, medyanın ve siyasi partilerin yeniden yapılandırılmasını, silahlı kuvvetlerin yeniden düzenlenmesini, yeni bir Cumhurbaşkanı seçimini, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı kurumların yeniden düzenlenmesini ve dış politikaya yeni bir yön vermeyi konu alıyordu.
15. Savcılığa göre, ordu komutanı M.Ş.E.’ye ait olan CD’lerde tasvir edilen Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven eylem planları, bu kişi ve bazı üst düzey askerlerden oluşan ekibi tarafından hazırlanmıştı.
16. Savcılığın talebi üzerine, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi – davalar bu mahkemede açılmıştır – sanıkların çoğunun tutuklanmasına ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
17. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihli kararla Ergenekon davasında kararını açıklamıştır. 3 Nisan 2014 tarihinde 16.798 sayfalık gerekçeli kararını yayımlamıştır.
18. Sanıklar 5 Ağustos 2013 tarihli karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Ceza yargılaması halen Yargıtay önünde derdesttir.
2. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Yürütülen Ceza Yargılaması
19. Başvuran 27 Temmuz 2007 tarihinde, yasadışı örgüt Ergenekon’a üye olduğu şüphesiyle yakalanarak gözaltına alınmıştır.
20. Başvuran 30 Temmuz 2007 tarihinde, öncelikle İstanbul Cumhuriyet savcısı huzuruna, ardından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi hâkim, ilgilinin ifadesi alındıktan sonra tutuklanmasına karar vermiştir.
21. Başvuran, polis karakolunun yanı sıra savcı ve nöbetçi hâkim huzurunda, terör örgütü üyesi olduğu yönünde şüphe duyulduğuyla ilgili olarak bilgilendirilmiş ve söz konusu örgütün sözde üyeleriyle olan bağlantıları, yazdığı eserler ile evinde el konulan belge ve materyaller hakkında ayrıntılı olarak sorguya çekilmiştir.
22. Başvuran, farklı tarihlerde, tutukluğuna itiraz etmek ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması amacıyla başvurularda bulunmuştur. Başvuran bilhassa, hiçbir delil unsurunun, terör örgütüne üye olduğuna yönelik suçlamaları destekler nitelikte olmadığını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin farklı daireleri, başvuranın talepleri hakkında kararlarını açıklamış ve ilgiliye atılı suçların niteliği, kuvvetli suç şüphesi, kaçma riski, mevcut delil durumu, delilleri karartma riski ve tutukluluğa alternatif tedbirlerin başvuranın ceza yargılamasına katılımını sağlamak amacıyla yeterli olmayacağı kanaatine varıldığı gerekçeleriyle ilgilinin başvurularını reddetmiştir.
23. İstanbul Cumhuriyet savcısı 10 Temmuz 2008 tarihli iddianameyle, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başvuran hakkında kamu davası açmış ve Ceza Kanununun 135. maddesi, 313. maddesinin 1. fıkrası, 314. maddesinin 2. fıkrası, 326, 327, 334 ve 336. maddeleri ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak başvuranın mahkûmiyetini talep etmiştir. İstanbul Cumhuriyet savcısı, başvuranı bilhassa, Ergenekon örgütünün propagandadan sorumlu üyelerinden biri olmakla, evinde yapılan arama sırasında bulunan yasadışı silah bulundurmakla (iki adet tabanca ve on üç adet mermi) ve Ergenekon örgütünün yetkisi altında, ülkenin bazı oyla seçilmiş şahıslarını (olayların meydana geldiği dönemde görevde olan Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı) toplum nezdinde gözden düşürmek ve darbeyi haklı göstermek için ortam hazırlamak amacıyla, haklarında yanlış bilgiler yer alan kitaplar yazmakla suçlamıştır. Savcı, başvuranı aynı zamanda, bir yazar olarak temin etmesi mümkün olmayan, Devlet’in gizli belge ve bilgilerini elde etmekle ve bunları yasaya aykırı olarak kitaplarında kullanmakla suçlamıştır. Cumhuriyet savcısı ayrıca, başvuranın, üçüncü kişilerle ilgili kişisel verileri yasaya aykırı olarak kaydettiğini ileri sürmüştür.
24. Cumhuriyet savcısı, suçlamalarını, başvuranın ve suç ortaklarının evlerinde yapılan aramalar sırasında el konulan belgeler, silahlar ve mermiler ile telefon dinleme kayıtları ve bazı suç ortaklarının ifadeleri gibi farklı delil unsurlarına dayandırmıştır.
25. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihli kararla, başvuranı, özellikle yasadışı örgüt Ergenekon’a üye olma; kişilerin siyasi, felsefi ve dini görüşleri ile ırki kökenlerine ilişkin kişisel verilerini yasaya aykırı olarak kaydetme ve bulundurma; yetkili makamların ifşa edilmesini yasakladığı ve Devletin güvenliğine bağlı nedenlerden ötürü gizli kalması gereken bilgileri elde etme nedeniyle Ceza Kanununun 135. maddesinin 1. fıkrası, 136. maddesi, 314. maddesinin 2. fıkrası, 327. maddesinin 1. fıkrası, 334. maddesinin 1. fıkrası ve 336. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak yirmi dokuz yıl yedi ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkûmiyet kararında, başvuranın gazetecilik faaliyetlerine atıfta bulunulmamıştır.
26. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11 Mart 2014 tarihinde, ilgilinin tutukluluk süresinin kanunda öngörülen azami süreyi aştığı gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
27. Dosyada yer alan bilgilere göre, başvuran hakkında açılan ceza davası halen Yargıtay önünde derdesttir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
1. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru
28. 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasal değişiklikler sonrasında, Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru Türk hukuk sisteminde uygulamaya konulmuştur.
29. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu düzenleyen 6216 sayılı Kanunun somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün somut olayla ilgili bölümleri Mahkeme’nin Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin tutukluluk süresi ile ilgili içtihadı
30. Anayasa Mahkemesi’nin, özgürlük hakkı ile ilgili davalar çerçevesinde verdiği karar ve hükümler Mahkeme’nin Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, §§ 15-26, 1 Temmuz 2014) kararında yer almaktadır.
3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanun
31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanun 9 Ocak 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş ve 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir (6384 sayılı Kanun ile ilgili daha detaylı bilgi için, bk. Turgut ve diğerleri ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013).
4. Ceza Kanununun hükümleri
32. Ceza Kanununun 135. maddesi şunu öngörmektedir:
“(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”
33. Ceza Kanununun 136. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
34. Ceza Kanununun 313. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı bir isyana tahrik eden kimseye on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. (...)”
35. Ceza Kanununun, yasadışı bir örgüte üye olma suçunu öngören 314. maddesinin 1 ve 2. fıkraları aşağıdaki şekildedir:
“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
36. Ceza Kanununun 326. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir.”
37. Ceza Kanununun 327. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.”
38. Ceza Kanununun 334. maddesinin 1. fıkrası şunu öngörmektedir:
“ Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”
39. Ceza Kanununun 336. maddesinin 1. fıkrası şunu öngörmektedir:
“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye bir yıldan üç yıla kadar[1] hapis cezası verilir.”
5. Ceza Muhakemesi Kanununun (“CMK”) hükümleri
40. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.”
41. Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir. Şüphelinin kaçma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, kaçma veya kaçma riski bulunması ya da şüpheli kişinin delilleri yok etme, gizleme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
42. CMK’nın 101. maddesine göre, tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya re’sen yetkili mahkeme tarafından verilmektedir. Tutuklama ya da tutukluluğun devamı ile ilgili kararlar itiraza tabi olup, bu kararlarda hukuki ve fiili gerekçelerin bulunması gerekmektedir.
6. 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun
43. 6136 sayılı Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrası şunu öngörmektedir:
Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve (...) adlî para cezasına hükmolunur.”
ŞİKÂYETLER
44. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının ne ulusal mevzuata ne de Sözleşme’ye uygun olmadığını; zira suç işlediğine dair hakkında şüphe duymak için inandırıcı nedenler bulunmadan yakalandığını ve tutuklandığını ileri sürmektedir.
45. Başvuran öte yandan, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrası bakımından, yakalanması sonrasında, ne yakalanmasının gerekçeleri ne de kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak bilgilendirilmediğinden şikâyet etmektedir.
46. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, tutukluluk süresinden ve tutukluluğunun devamına karar vermek için yerel mahkemeler tarafından dayanılan gerekçelerin yetersizliğinden şikâyet etmektedir.
47. Ayrıca, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 3. fıkralarını ileri sürerek, yargılamanın süresinden, hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmamasından, aleyhine olan delil unsurlarının tamamına erişme imkânı bulunmamasından, savunmasını hazırlamak için gerekli bilgi, zaman ve kolaylıklara sahip olmamasından, seçtiği bir avukat yardımından yararlanmasının mümkün olmayışından ve aleyhte tanıkları sorgulama ya da sorgulatma imkânı bulunmamasından şikâyet etmektedir.
48. Başvuran, öte yandan, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, siyasi aktörler tarafından, masumiyet karinesi ilkesinin ihlalini teşkil eden bazı açıklamalarda bulunulduğundan yakınmaktadır.
49. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 8. maddesi alanında, dayanaksız olarak nitelendirdiği bazı bilgilerin kendisiyle ilgili iddianamede yer aldığından şikâyet etmektedir. Başvurana göre, kendisi tarafından bu şekilde ileri sürülen durumun özel ve aile hayatını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
50. Bununla beraber, başvuran, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürerek, kitaplarında açıkladığı siyasi görüşleri nedeniyle yakalandığından ve tutukluluğunun devamına karar verildiğinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Suç işlediğine dair başvurandan şüphelenmek için inandırıcı nedenlerin bulunması hakkında
51. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, suç işlediğine dair hakkında şüphe duyulması için inandırıcı neden olmadığını iddia ederek yakalandığından ve tutuklandığından şikâyet etmektedir.
52. Mahkeme, başvuranın, bir yandan yakalanması ve tutuklanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine aykırı olduğunu, öte yandan, özgürlükten yoksun bırakma ile ilgili olarak, ilgilinin suç işlediğine dair hakkında şüphe duymak için inandırıcı nedenlerin gerekliliği hususunda Sözleşme’de yer alan benzer normları belirterek, yine yakalanması ve tutuklanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında “iç hukuk yollarına” uygun olmadığını ileri sürdüğünü kaydetmektedir.
Bu nedenle, Mahkeme, şikâyeti öncelikle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında “inandırıcı nedenlerin bulunması” kavramı açısından inceleyecektir. İşbu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)”
53. Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, bir ceza yargılaması çerçevesinde bir kişinin ancak hakkında suç işlediğine dair inandırıcı nedenlerin bulunması halinde mahkeme önüne çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar verilebileceğini düzenlediğini hatırlatmaktadır (Jėčius/Litvanya, No. 34578/97, § 50, AİHM 2000-IX ve Wloch/Polonya, No. 27785/95, § 108, AİHM 2000-XI). Tutukluluk kararının dayandırılması gereken “inandırıcı olma” kavramı Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi tarafından getirilen korumanın temel unsurunu teşkil etmektedir. İnandırıcı nedenler, söz konusu kişinin atılı suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını gerektirmektedir. Bununla birlikte, inandırıcı olarak kabul edilebilecek durumlar somut olayın koşullarının bir bütün olarak değerlendirilmesine bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi no.182; O’hara/Birleşik Krallık, No. 37555/97, § 34, AİHM 2001-X; Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, 21 Mart 2006, § 24; Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, 19 Eylül 2006, § 37).
54. Mahkeme ardından, Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, soruşturmayı yapan görevlilerin, yakalandığı anda kişiyi suçla itham etmek için yeterli delilleri toplamış olması gerekliliğini öngörmediğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendine göre soruşturmanın konusu, tutukluluk süresince kişinin yakalanmasına dayanak oluşturan somut şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya bu şüpheleri ortadan kaldırarak soruşturmayı tamamlamaktır. Dolayısıyla, şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekmektedir (Murray/Birleşik Krallık [BD], 28 Ekim 1994, § 55, A Serisi no. 300-A, ve yukarıda anılan Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26).
55. Şüphesiz Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrasının c) bendi, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin organize suçlarla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamalıdır (bk. mutatis mutandis, Klass ve diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978, § 58-68, A serisi, no. 28). Mahkemenin görevi, izlenilen meşru amaç da dâhil olmak üzere, 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendinde belirtilen şartların somut olayda yerine getirilip getirilmediğini belirlemekten ibarettir. Bu bağlamda, Mahkeme kural olarak kendilerine sunulan delilleri incelemek ve değerlendirmek için daha iyi bir konumda olan ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyma yetkisine sahip değildir (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 66).
56. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, Ergenekon isimli bir suç örgütünün, Hükümeti şiddet kullanarak devirmek amacıyla faaliyetlerde bulunmakla suçlanan aktif üyelerinden biri olduğu şüphesiyle özgürlüğünden yoksun bırakıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın özellikle, propaganda yapmakla görevli bir üye olduğu, yasaya aykırı silah bulundurduğu, anılan örgütün yetkisi altında, olayların meydana geldiği dönemde görevde olan Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanını toplum nezdinde gözden düşürmek ve darbeyi haklı göstermek için ortam hazırlamak amacıyla haklarında yanlış bilgiler yaydığı yönünde şüphe duyulduğunu gözlemlemektedir. Başvuranın aynı zamanda Devlet’in gizli belge ve bilgilerini elde ettiği ve bunları yasaya aykırı olarak kitaplarında kullandığı ayrıca, başvuranın, üçüncü kişilerle ilgili kişisel verileri yasaya aykırı olarak kaydettiği yönünde de şüphelenildiğini kaydetmektedir. Mahkeme bununla birlikte, telefon dinleme kayıtları, bazı suç ortaklarının ifadeleri ile farklı aramalar sırasında el konulan silahlar, mermiler ve belgeler gibi delil unsurlarının, başvuranın Ceza Kanununca ağır bir şekilde cezalandırılan üzerine atılı suçları işlediğine dair şüphelere dayanılarak yakalanmasından önce savcılık tarafından toplanıldığını ve kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 5 Ağustos 2013 tarihli kararla, Ceza Kanununun 135. maddesinin 1. fıkrası, 136. maddesi, 314. maddesinin 2. fıkrası, 327. maddesinin 1. fıkrası, 334. maddesinin 1. fıkrası, 336. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak başvuranı yirmi dokuz yıl yedi ay hapis cezasına mahkûm ettiğini tespit etmektedir.
57. Şüphelerin bulunduğu aşamada gereken olguları ispat etme seviyesiyle ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrasının gerekleri dikkate alındığında, Mahkeme, ceza dosyasının, başvuranın kovuşturulmasına neden olan suçu işlemiş olabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgiler içerdiği kanaatindedir.
58. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi anlamında, bir suç işlemiş olabileceğine dair hakkında makul şüphe oluşturacak “inandırıcı nedenlere” dayanarak yakalanıp tutuklandığı sonucuna varmak gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 63, Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26 ve Süleyman Erdem kararı, § 37).
59. Başvuranın tutuklanmasının iç hukuk kurallarına uygunluğu konusuyla ilgili olarak (Bozano/Fransa, 18 Aralık 1986, § 54, A Serisi no. 111; Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 24, A Serisi no. 185-A; Baranowski/Polonya, No. 28358/95, § 50, AİHM 2000-III; Öcalan/Türkiye [BD], No. 46221/99, § 83, AİHM 2005-IV; Mooren/Almanya, No. 11364/03, § 72, 13 Aralık 2007) Mahkeme yukarıda belirtilen tespitlerine gönderme yapmaktadır. Mahkeme, ulusal adli makamların başvuranı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesi, 2. fıkrası ve 100. maddesi anlamında, hakkındaki suçlamayla ilgili neden ve emarelerin varlığını da dikkate alarak ve somut delil unsurlarına dayanarak Ceza Kanunu ve 6136 sayılı Kanunla yaptırıma bağlanan suçları işlediği iddiasıyla yakaladıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda başvuranın tutuklanmasının yasaya aykırı olarak nitelendirilmesi konusunda yerel makamlarca ileri sürülen yasal hükümlerin davada uygulanması ve yorumlanmasının keyfi veya mantıksız olduğu sonucunun ortaya çıkmadığı kanısındadır.
60. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Yakalama nedenleri ile ilgili olarak bilgi verilmemesi hakkında
61. Başvuran öte yandan, yakalanma nedenleri ve kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak bilgilendirilmediğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürmektedir. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
“2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.”
62. Mahkeme öncelikle, başvuran yakalanması sırasında ve sonrasında, başvuranın terör örgütü üyesi olduğu yönünde şüphe duyulduğuyla ilgili olarak bilgilendirildiğini ve örgütün bazı sözde üyeleriyle olan bağlantıları, yazdığı eserlerin yanı sıra evinde el konulan belge ve materyaller ile ilgili olarak ayrıntılı bir şekilde, karakolda, savcı ve nöbetçi hâkim huzurunda sorguya çekildiğini tespit etmektedir. Dosyadan, başvuranın tutukluluğunun yasallığına itiraz etmek amacıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu başvurularında bu bilgilere atıfta bulunduğu da anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, şikâyetin geç yapıldığıyla ilgili olarak vardığı -aşağıda yer alan- sonucu göz önünde bulundurarak, başvurana verilen bilgilerin kapsamına dair sorunun incelemesinin gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
63. Esasen, Mahkeme, bir eyleme ilişkin şikâyetle ilgili olarak iç hukuk yollarının bulunmaması halinde, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasıyla öngörülen altı ay süre kuralı, ilke olarak eylemin gerçekleştiği günden itibaren başladığını hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 157, AİHM 2009).
64. Somut olayda, başvuranın bilgi verilmediği iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, ilgilinin göz altısının, tutuklandığı tarih olan 30 Temmuz 2007 tarihinde sona erdiğini ve bundan dolayı altı ay süre kuralının en geç bu tarihten itibaren işlemeye başladığını kaydetmektedir.
65. Bu nedenle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrası bağlamındaki şikâyet gecikmeli olarak sunulmuş olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
C. Tutukluluk süresi hakkında
66. Başvuran tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olduğunu iddia etmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes (...) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.”
67. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin kural olarak Mahkeme’ye başvuru yapıldığı tarihe göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak Mahkeme’nin birçok kez belirttiği gibi; bu kuralın her davanın kendine özgü koşullarıyla gerekçelendirilebilecek istisnaları bulunmaktadır (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (özetler)). Mahkeme, özellikle uzun yargılama süresi konusunda, bazı üye Devletler aleyhine yapılan başvurularda bu genel ilkeden ayrıldığını hatırlatmaktadır (Fakhretdinov ve diğerleri/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, mülkiyet hakkıyla ilgili sorunlar konusunda Türkiye aleyhine açılan bazı davalarda da aynı şekilde hareket etmiştir (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.18888/02, §§ 73-87, 12 Ocak 2006, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.11166/05, 6 Kasım 2012).
68. Mahkeme, somut olayda, başvuranın tutukluluk süresinin 27 Temmuz 2007 tarihinde başladığını ve 5 Ağustos 2013 tarihinde mahkûmiyetiyle sona erdiğini kaydetmektedir.
69. Mahkeme, Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar, No. 77429/12, § 44, 1 Temmuz 2014) kararında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun, başvuranın tutukluluk süresi bağlamındaki şikâyetine uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmadığı ve makul başarı beklentileri sunmadığı kanaatine varmasını sağlayacak herhangi bir unsurun elinde bulunmadığına karar verdiğini hatırlatmaktadır.
70. Mahkeme, somut olayda bu içtihadını değiştirecek herhangi bir neden görmemektedir.
71. İç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvuranın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
D. Ceza yargılamasının süresi hakkında
72. Başvuran, hakkında açılan ceza davasının “makul süre” ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş (...) bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
73. Mahkeme, başvuranın şikâyetine benzer bir şikâyetle ilgili olarak daha önce Turgut ve diğerleri (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme söz konusu kararda, yargılama süresi nedeniyle “makul sürede” yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri süren ve Türkiye’de yargılamanın aşırı uzun süresiyle ilgili şikâyetlerini sunmaya elverişli yargı organı bulunmadığından şikâyet eden başvuranların Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve kendilerine şikâyette bulundukları konu ile ilgili tazmin sağlamaya elverişli makul imkânlar sunan 6384 sayılı 9 Ocak 2013 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır (Turgut ve diğerleri, yukarıda anılan, § 56).
74. Mahkeme, somut olayda başvuranın söz konusu hukuk yolunu tüketmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, mevcut davada farklı sonuçlara ulaştırabilecek herhangi bir olgu veya kanıt tespit etmemektedir. Dolayısıyla, işbu şikâyet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
E. Ceza yargılamasının adil olup olmadığı hakkında
75. Başvuran aynı zamanda hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmamasından, aleyhine olan delil unsurlarının tamamına erişme imkânı bulunmamasından, savunmasını hazırlamak için gerekli bilgi, zaman ve kolaylıklara sahip olmamasından, seçtiği bir avukat yardımından yararlanmasının mümkün olmayışından ve aleyhte tanıkları sorgulama ya da sorgulatma imkânı bulunmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 3. fıkralarını ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin, somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş (...) bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde ve yahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.
(...)
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
(...)”
76. Mahkeme öncelikle, başvuranın yargılandığı ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran hakkında açılan davayla ilgili genel bir inceleme yapabilecek durumda değildir.
77. Dolayısıyla ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen davanın mevcut aşamasında, başvuranın ceza yargılamasının hakkaniyetten yoksun olduğu konusuyla ilgili olarak Mahkeme önünde şikâyette bulunamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılaması sonunda iddia ettiği ihlallerden dolayı mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkeme’ye başvurabilir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının incelenmesi için henüz erkendir (bk. diğer kararlar arasında, Baltacı/Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 495/02, 14 Haziran 2005 ve Doğan, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 28484/10, §§ 95-97, 10 Nisan 2012).
78. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerekmektedir.
F. Masumiyet karinesi ve özel hayat hakkında
79. Başvuran, siyasi aktörler tarafından yapılan bazı açıklamaların masumiyet karinesi ilkesinin ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürmektedir. İşbu madde aşağıdaki gibidir:
“2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
80. Başvuran aynı zamanda, kendisiyle ilgili iddianamede yer alan ve dayanaksız olarak nitelendirdiği bazı bilgilerin, Sözleşme’nin 8. maddesiyle güvence altına alınan özel ve aile hayatını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Bu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(...)”
81. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini desteklendirmediğini ve masumiyet karinesi ilkesinin hangi açıklamalar nedeniyle ihlal edildiğini, hangi bilgilerin özel ve aile hayatını ihlal ettiğini belirtmediğini tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın bu bağlamda herhangi bir kesin açıklamada bulunmadığını ya da bilgi vermediğini kaydetmektedir.
82. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
G. İfade özgürlüğü hakkında
83. Başvuran, eserlerinde açıkladığı siyasi görüşleri nedeniyle yakalandığını ve tutukluluğun devamına karar verildiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
84. Dava konusu olay ve olguların hukuki tavsifini yapmakla yetkili olan Mahkeme (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009) işbu şikâyetin Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
85. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin tespitlerine atıfta bulunarak, başvuranın yasadışı örgüt Ergenekon’a yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yakalandığını ve tutuklandığını hatırlatmaktadır. Esasen, ilgilinin, bu örgütün üyesi olduğu ve halkı Hükümeti devirmeye kışkırttığı, yasaya aykırı olarak silah ve mermiler bulundurduğu, Devlet’in gizli belge ve bilgilerini elde ettiği yönünde şüphe duyulmuştur. Mahkeme, öte yandan, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuran hakkında verdiği mahkûmiyet kararının, başvuranın gazetecilik faaliyetleriyle ilgili olmadığının altını çizmektedir (bk. yukarıda 25. paragraf). Mahkeme ayrıca, ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olduğunu hatırlatmaktadır.
86. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuranın, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil, Ergenekon örgütüyle ilişkileri nedeniyle yakalandığını ve tutuklandığını tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın kesinlikle gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil, Ergenekon örgütüyle olan ilişkisi nedeniyle yargılandığını ve mahkûm edildiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, ilgilinin yakalanması ve hakkında ceza soruşturması açılmasının Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan hakkına bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır (bk. mutatis mutandis, Müslüm Gündüz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59997/00, 9 Kasım 2004).
87. İşbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 19 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Bölüm Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1] Mütercimin notu: TCK 336. Maddesinin 1. Fıkrasında üç yıldan beş yıla kadar … ibaresi yazmaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy