İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 44592/17
R.N./Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Saadet Yüksel,
Jovan Ilievski,
Oddný Mjöll Arnardóttir,
Gediminas Sagatys,
Juha Lavapuro,
Hugh Mercer,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 13 Ocak 2016 talihinde Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan 22 Haziran 2017 tarihli başvuruyu,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Başvuranın kimliğinin açıklanmamasına ilişkin kararı,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
GİRİŞ1. Başvuran, özellikle Özbekistan’daki “Rashad Hareketi” ile olan bağlantısı nedeniyle siyasi ve dini inançları yüzünden zulüm göreceği korkusu iddiasıyla 2014 yılında eşi ve çocuklarıyla birlikte ülkesinden kaçan bir Özbek vatandaşıdır. Dava esas olarak; (i) başvuranın, Özbekistan’da maruz kalacağını iddia ettiği gerçek zulüm tehlikesine rağmen Türkiye’de kurduğu aile yaşamını bir kenara bırakarak Özbekistan’a sınır dışı edilmesinin öngörülmesi, (ii) Anayasa Mahkemesinin, başvuranın tedbir taleplerine yönelik usulüne uygun bir inceleme gerçekleştirmediği iddiası ve (iii) hakkında verilen sınır dışı etme kararına itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolunun bulunmamasıyla ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR Davanın Koşulları2. Başvuran R.N., 1989 doğumlu bir Özbek vatandaşıdır. Mahkeme nezdinde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. Kafadar tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olay ve olgular aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranın uluslararası koruma talebi ve ilk sınır dışı etme kararı5. Başvuran, 10 Mart 2013 tarihinde ailesiyle birlikte Atatürk Havalimanı’ndan yasal yollarla Türkiye’ye giriş yapmıştır.
6. 1 Mart 2014 tarihinde yasadışı yollarla Suriye’ye girmiş ve yaklaşık bir hafta boyunca orada kalmıştır.
7. 7 Mart 2014 tarihinde, yasadışı yollarla Türkiye’ye tekrar giriş yapmaya çalışırken Hatay sınırında yakalanmıştır.
8. Başvuran, 14 Mart 2014 tarihinde Hatay’da uluslararası koruma talebinde bulunmuştur. Başvuran, Özbekistan’da muhalif bir grup olan “Rashad Hareketi”ne üye olması ve dini inancı nedeniyle zulüm gördüğünü iddia etmiştir. Özbek istihbarat ajanları ve kolluk kuvvetleri tarafından iddia edildiği üzere, gösteriler düzenlediği, bunlara katıldığı ve Özbek hükümetine karşıt olarak algılanan faaliyetlerde bulunduğu için kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmiştir.
9. Nisan 2014 tarihinde, başvuranın uluslararası koruma talebi reddedilmiştir. Başvuran bunun üzerine, bu kararı iptal ettirmek için Ankara İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. 28 Mayıs 2015 tarihinde, idare mahkemesi, başvuranın daha önce Türkiye’ye giriş yapmış olduğunu, ülkeye yasadışı olarak tekrar girmeye çalışırken Suriye sınırında yakalandığını ve ancak o zaman uluslararası koruma talebinde bulunduğunu tespit ederek davayı reddetmiştir. İdare mahkemesi ayrıca, başvuranın, kimlik bilgileri bilinmeyen bir Suriyeli arkadaşını ziyaret etmek üzere başka bir Özbek vatandaşıyla birlikte Suriye’ye giriş yaptığını da belirtmiştir. Bu nedenle idare mahkemesi, söz konusu olguların idari makamların başvuranın uluslararası koruma başvurusunu reddetme konusunda takdir yetkilerini kullanmaları için yeterli gerekçe oluşturduğuna karar vermiştir.
10. 26 Eylül 2014 tarihinde İstanbul Valiliği, başvuranın sınır dışı edilmesi yönünde bir karar almıştır. Başvuran, daha sonra bu kararın iptal edilmesi talebiyle İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. 31 Mart 2015 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi, başvuranın davasının reddedildiği nihai bir karar vermiştir. İstanbul İdare Mahkemesi, esas olarak başvurana uygulanan giriş yasaklarına ve Suriye’den Türkiye’ye yasadışı olarak girmeye çalışırken yakalanmış olmasına dayanarak, başvuranın kamu düzeni ve güvenliği için bir tehdit oluşturduğu kanaatine varmıştır.
11. Başvuran, 3 Haziran 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 17 Nisan 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın başvurusu da dahil olmak üzere yetmiş dört bireysel başvuruyu bir arada incelemiş ve Anayasa’nın 17. maddesinin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin yasaklanması) ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararını öncelikle, ilk derece idare mahkemelerinin, başvuranların ilgili hedef ülkelere sınır dışı edilmeleri halinde maruz kalacakları iddia edilen zulüm riskini uygun şekilde değerlendirmediğine ilişkin bulgusuna dayandırmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca, belirli gerekçelerle verilen sınır dışı etme kararlarına karşı yapılan itirazların (aşağıdaki 33-36. paragraflara bakınız) o dönemde yürürlükte olan mevzuat uyarınca kendiliğinden durdurma etkisine sahip olmadığını ve bu durumun başvuranları yakın bir sınır dışı edilme riskine maruz bıraktığını kaydetmiştir. Hal böyleyken, Anayasa Mahkemesi, başvuranların ilk derece mahkemeleri nezdinde yeniden açılan ilgili davaların sonucu belli olana kadar sınır dışı edilmemesine hükmetmiştir.
12. Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen ihlali gidermek amacıyla, başvuran hakkındaki yargılama süreci yeniden başlatılmıştır. 12 Temmuz 2019 tarihinde İstanbul 1. İdare Mahkemesi, başvuranın Özbekistan’da dini inançlarına dayalı zulüm görme korkusuna dair haklı deliller sunmasına rağmen, hakkında verilen sınır dışı etme kararının gönderileceği ülkedeki risklerin değerlendirilmeden alındığına ve ayrıca sınır dışı edileceği ülkenin kararda belirtilmediğine hükmetmiştir. Bu nedenle, 26 Eylül 2014 tarihli sınır dışı etme kararı iptal edilmiştir. İdare mahkemesi bu gerekçelerle, 26 Eylül 2014 tarihli sınır dışı etme kararının iptaline karar vermiştir.
İkinci Sınır Dışı Etme Kararı13. Belirtilmeyen bir tarihte, Özbek yetkili makamlarının talebi üzerine Interpol başvuran hakkında Mavi Bülten çıkarmış ve bunun üzerine Türk makamları başvuran hakkında giriş yasağı (N-99 tahdit kodu) uygulamıştır.
14. Başvuran, 9 Mart 2017 tarihinde, Orta Asya kökenli yabancı uyruklu kişilere yönelik bir polis operasyonunda ikamet ettiği yerden gözaltına alınmıştır. Bu operasyon, İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi kararı uyarınca başlatılan bir ceza soruşturması çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.
15. İstanbul Valiliği, 13 Mart 2017 tarihinde, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54(1)(d) maddesi uyarınca, başvuranın kamu düzeni ve güvenliği açısından tehdit oluşturduğu gerekçesiyle hakkında ikinci bir sınır dışı etme kararı tesis etmiştir. Valilik ayrıca sınır dışı edilmek üzere başvuranın idari gözetim altına alınmasına karar vermiştir.
16. Başvuran, 31 Mart 2017 tarihinde, kendi davasında olduğu gibi idare mahkemelerine yapılan başvuruların olayların meydana geldiği tarihte kendiliğinden durdurma etkisine sahip olmaması nedeniyle sınır dışı edilme işleminin durdurulmasına yönelik geçici tedbir talebiyle doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, Özbekistan’da dini özgürlüklerin ciddi şekilde kısıtlandığını, kendisi gibi dini inançlara sahip kişilerin baskı gördüğünü ve dinlerini yaşayan kişilerin zulüm ve işkenceye maruz kaldıklarını iddia etmiştir. Başvuran iddialarını desteklemek amacıyla İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından hazırlanan bir raporu ve Özbekistan’daki hak ve özgürlüklerin genel durumuna ilişkin bir haber makalesini sunmuştur. Başvuran ayrıca, İstanbul’daki Özbekistan Başkonsolosluğu tarafından düzenlenerek Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne hitaben yazılmış, 10 Ağustos 2016 tarihinde yüzlerce Özbek vatandaşının gözaltına alındığı güvenlik operasyonuna ilişkin bilgi talep edilen bir belgenin tercümesini de sunmuştur. Söz konusu belgede Başkonsolosluk, özellikle gözaltına alınan kişilerin isimlerini, doğum tarihlerini, isnat edilen suçlamaları ve diğer ilgili ayrıntıları talep etmiştir.
17. Anayasa Mahkemesi, 3 Nisan 2017 tarihinde başvuranın davasıyla ilgili olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğünden daha fazla bilgi alınana kadar sınır dışı etme kararının uygulanmasını durdurmuştur. Ayrıca, başvuranın temsilcisinden, başvuranın bireysel durumuna ilişkin iddia edilen riski destekleyen tüm ilgili belgeleri ve bilgileri sunması istenmiştir.
18. Anayasa Mahkemesi, 24 Nisan 2017 tarihinde geçici tedbir kararını kaldırmıştır. Anayasa Mahkemesi, geri gönderme riskinin bulunduğu davaları incelerken yaptığı değerlendirmenin yalnızca dava dosyasının içeriğiyle sınırlı olmadığını aynı zamanda geri gönderilecek ülkedeki koşullara ilişkin ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile hükümetler tarafından hazırlanan ilgili insan hakları raporlarının resen incelenmesini de gerektirdiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bununla birlikte, başvuranların kişisel durumları ve geri gönderilecekleri ülkede karşı karşıya kalacaklarını iddia ettikleri risklerle ilgili belli bilgileri sunmakla hala yükümlü olduklarını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın, kendisinden talep edilmesine rağmen, kişisel durumuyla ilgili zulüm görme korkusuna ilişkin iddiasını destekleyecek yeterli bilgi ve delil sunmadığı sonucuna varmıştır.
19. Başvuran, 27 Nisan 2017 tarihinde, hakkında tesis edilen sınır dışı etme kararının iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır.
20. Başvuran, 25 Mayıs 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine geçici tedbir talebiyle tekrar başvurmuştur.
21. Başvuran, 22 Haziran 2017 tarihinde, temsilcisi aracılığıyla, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca Mahkemeye geçici tedbir talebinde bulunmuştur. Başvuran, Özbekistan’a sınır dışı edilme tehlikesinin durdurulmasını talep etmiştir. Başvuran bu talebini desteklemek amacıyla, “Raşad Hareketi”nin bir üyesi olduğunu, Özbekistan’da bu hareket adına ve dini özgürlükleri savunmak amacıyla protestolara katılması nedeniyle Özbek makamlarının hedefi haline geldiğini ve bu makamlar tarafından gözaltına alınarak işkence gördüğünü iddia etmiştir. Mahkemenin iddiaları somutlaştıracak daha fazla bilgi ve belge sunulması yönündeki talebinin ardından başvuran, kendi isminin ve fotoğrafının bulunduğu iddia edilen arananlar listesinin bir kopyasını sunmuştur. 10 Temmuz 2017 tarihinde nöbetçi hâkim başvuranın talebini reddetmiştir.
22. İstanbul 1. İdare Mahkemesi, 31 Ekim 2017 tarihinde, başvuranın sınır dışı etme kararına karşı yaptığı itirazı reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın kamu düzeni veya güvenliği için bir tehdit oluşturduğuna dair somut delillerin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, ilgili kişi hakkında giriş yasağı getirilmiş olmasının, idari makamların sınır dışı kararı vermesi için yeterli gerekçe teşkil ettiğine hükmetmiştir.
23. Başvuran, 14 Mayıs 2018 tarihinde, sınır dışı edilmeyi beklerken iç hukuk uyarınca gözaltında tutulabileceği azami sürenin sona ermesinin ardından serbest bırakılmıştır.
24. Anayasa Mahkemesi, 12 Haziran 2018 tarihinde Y.T. (no. 2016/22418, 1 Kasım 2016) adı verilen başka bir davada pilot karar usulünü başlatmıştır. Başvuranın davası da daha sonra bu yargılamayla birleştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 30 Mayıs 2019 tarihli kararında, belirli gerekçelerle verilen sınır dışı kararlarına karşı yapılan itirazların kendiliğinden yürütmeyi durdurucu etkisini ortadan kaldıran istisnaları getiren yasal düzenlemenin, etkili başvuru yoluna ilişkin anayasal hakkın ihlaline yol açan sistemik bir sorun oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu tespitin tek başına, önündeki davadaki başvuranlar için yakın zamanda sınır dışı edilme riskini ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını değerlendiren Anayasa Mahkemesi, başvuranların davası da dâhil olmak üzere birleştirilmiş başvuruların incelenmesini bir yıl süreyle ertelemiştir. Bu ertelemenin amacı, ilgili idari makamların mevcut sınır dışı etme kararlarını değiştirmesine veya yeniden incelemesine olanak sağlamaktı.
25. Anayasa Mahkemesi nihayetinde 27 Ocak 2021 tarihinde, başvuranın iddialarını yeterince temellendiremediğine ve savunulabilir bir iddia ortaya koyamadığına kanaat getirerek başvuranın başvurusunu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının sınır dışı edilmesi planlanan ülkedeki koşulları resen değerlendirme yükümlülüğü bulunmakla birlikte, bu durumun başvuranı kendi kişisel durumuna ilişkin ilgili bilgileri sunma yükümlülüğünden muaf kılmadığını yinelemiştir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi daha önce başvuranın geçici tedbir taleplerini değerlendirmiş ve başvuranın kişisel durumunda zulüm korkusu iddiasını kanıtlayamadığını tespit etmiş ve ayrıca başvuran sonrasında yargılamada farklı bir sonuca varılmasına yol açacak yeni bir bilgi veya kanıt sunmamıştır.
Üçüncü Sınır Dışı Etme Kararı26. Başvuran, 2 Ağustos 2018 tarihinde, Irak ve Şam İslam Devleti (“IŞİD” veya “DAEŞ” - aynı zamanda Irak ve Levant İslam Devleti (“ISIL”) olarak da bilinir) ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişilere yönelik düzenlenen güvenlik operasyonunda ikametgahında yakalanarak gözaltına alınmıştır.
27. İstanbul Valiliği, 7 Ağustos 2018 tarihinde, 6458 sayılı Kanun’un 54(1)(d) maddesi uyarınca, yine kamu düzeni ve güvenliği açısından tehdit oluşturduğu gerekçesiyle başvuran hakkında üçüncü kez sınır dışı etme kararı çıkarmıştır. Valilik ayrıca başvuranın sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altında tutulmasına karar vermiştir.
28. Başvuran, 7 Eylül 2018 tarihinde sınır dışı etme kararının iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
29. Kırklareli Sulh Ceza Hâkimliği 24 Ekim 2018 tarihinde, başvuranın idari gözetim altında tutulmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Söz konusu Ceza Hakimliği, ilgili idari makamların kendilerinden talep edilmesine rağmen başvuranın idari gözetim altına alınmasını gerekçelendirmediklerini ve bu konuda herhangi bir belge sunamadıklarını tespit etmiştir. Hakimlik bu nedenle başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
27. 27 Şubat 2019 tarihinde İstanbul 1. İdare Mahkemesi, 7 Ağustos 2018 tarihli sınır dışı etme kararını iptal etmiştir. İdare Mahkemesi, dava dosyasında, 2013 yılından beri ailesiyle birlikte Türkiye’de ikamet eden başvuranının kamu düzeni veya güvenliği açısından bir tehdit oluşturduğu iddiasını destekleyecek herhangi bir delil bulunmadığını tespit etmiştir. Bu tespit, esas olarak herhangi bir sabıka kaydının bulunmaması ve savcılık makamlarının yukarıdaki 26. paragrafta değinilen güvenlik operasyonu ile bağlantılı olarak başvuran hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara dayandırılmıştır.
28. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, başvuran halen serbesttir ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA İç Hukuk ve Uygulama Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (6458 Sayılı Kanun)29. Olayların meydana geldiği dönemde geçerli olan iç hukuki çerçeve ve uygulamaya ilişkin açıklama G.B. ve diğerleri/Türkiye (no. 4633/15, §§ 44-45, 17 Ekim 2019), M.N. ve diğerleri/Türkiye (no. 40462/16, §§ 18-19, 21 Haziran 2022) ve J.A. ve A.A./Türkiye (no. 80206/17, § 21, 6 Şubat 2024) kararlarında yer almaktadır. 6458 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri şu şekildedir:
Sınır dışı etme kararı
Madde 53
“(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.
...
(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.”
Sınır dışı etme kararı alınacaklar
Madde 54
“(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:
...
(b) Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar,
...
(d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar,
...
(k) İlgili uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler.”
676 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname30. 29 Ekim 2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamındaki Kanun Hükmünde Kararname ile 6458 sayılı Kanun’un 53(3) maddesi değiştirilerek; 54(1)(b), (d) veya (k) maddeleri uyarınca haklarında sınır dışı etme kararı verilen yabancı uyruklu kişilerin, yapmış olabilecekleri itirazların incelenmesi sırasında bile sınır dışı edilmesine izin veren bir istisna getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi İçtihadı31. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 30 Mayıs 2019 tarihinde, Y.T. davasında (bk. yukarıdaki 24. paragraf) 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesiyle 6458 sayılı Kanun’a belirli gerekçelere dayalı olarak verilen (yukarıdaki 33. paragrafta ayrıntılarıyla belirtildiği üzere) sınır dışı etme kararlarına karşı yapılan itirazların kendiliğinden durdurucu etkisini ortadan kaldıran bir pilot karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen benzer ve tekrarlayan başvuruların önemli hacmine dikkat çekerek ve bu konudaki yerleşik içtihadını yineleyerek, yukarıda bahsedilen yasal değişiklikten kaynaklanan ve etkili bir hukuk yoluna başvurma anayasal hakkının ihlaline yol açan sistemik bir sorun tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, Devletin kendi yetki alanı içindeki yabancıları geri gönderilecekleri ülkede kötü muameleye maruz kalmaktan koruma yükümlülüğü uyarınca, sınır dışı etme kararına karşı yasal başvuru yolunun ancak geri gönderme işlemindeki risklerin titizlikle değerlendirilmesini içermesi ve bu değerlendirme süresince sınır dışı etme kararının icrasının kendiliğinden durdurulması halinde “etkili” kabul edilebileceğine hükmetmiştir.
32. Anayasa Mahkemesi, ilgili yasal hükümler yürürlükte kaldığı sürece, söz konusu ihlalin idare mahkemelerinde yargılamanın yenilenmesi yoluyla giderilemeyeceğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, söz konusu yapısal sorunu ortadan kaldırmak ve gelecekte benzer başvuruların önüne geçilmesi için, yasama organının uygun çözümü belirleme konusunda takdir yetkisini elinde tutmakla birlikte, bu ihlale yol açan yasal hükümleri gözden geçirip değiştirmesi gerektiğini belirtmiştir.
33. Anayasa Mahkemesi, bu kararın tek başına, önündeki davadaki başvuranlar açısından yakın bir sınır dışı edilme riskini ortadan kaldırmak için yetersiz olduğuna kanaat getirerek, birleştirilen başvuruların incelenmesini bir yıl süreyle ertelemeye karar vermiştir. Bu erteleme, ilgili idari makamların mevcut sınır dışı etme kararlarını değiştirmesine veya yeniden incelemesine imkân tanımak amacıyla öngörülmüştür. Söz konusu kararın bir örneği Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne iletilmiştir.
7196 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun34. Anayasa Mahkemesinin Y.T. davasındaki pilot kararının uygulanması amacıyla 24 Aralık 2019 tarihinde yürürlüğe giren 7196 sayılı Kanun’un 75. maddesi, 6458 sayılı Kanun’un 53(3) maddesi uyarınca verilen sınır dışı etme kararlarına karşı açılan davalarda, kararın dayandığı sebep ne olursa olsun, idare mahkemelerindeki yargılamanın tekrardan kendiliğinden durdurucu etkiye sahip olmasını sağlamıştır.
Özbekistan’daki Duruma İlişkin Bilgiler35. Özbekistan’daki duruma ilişkin ilgili bilgiler A.K. ve diğerleri/Rusya ([Komite], no. 38042/18 ve diğer 2 başvuru, §§ 19-20, 18 Mayıs 2021); I.U. ve Z.K./Rusya ([Komite], no. 12767/20, §§ 8-10, 11 Ekim 2022); ve en yakın tarihli I.M. ve diğerleri/Rusya ([Komite], No: 340/18 ve diğer 4 başvuru, §§ 13-14, 10 Temmuz 2025) kararlarında yer almaktadır.
ŞİKAYETLER36. Başvuran, Özbekistan’a sınır dışı edilme tehdidinden şikâyet etmiştir. Başvuran, dini inançları ve siyasi duruşu nedeniyle maruz kalabileceği kötü muamele veya zulüm riskinin uygun bir şekilde değerlendirmeden sınır dışı edilmesinin, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki haklarının ihlali anlamına geleceğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesi kapsamında şikâyette bulunarak, iç hukukta kendiliğinden yürütmeyi durdurma etkisine sahip bir yolun bulunmamasının, kendisine yukarıda belirtilen şikâyete itiraz etmesini ve yakın zamanda gerçekleşecek sınır dışı edilmeyle ilişkili risklerin etkin bir şekilde yargısal denetimden geçirilmesini sağlayabileceği etkili bir hukuk yolundan mahrum bıraktığını ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, 8. maddeye dayanarak, sınır dışı edilmesinin Türkiye’de kurduğu özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlali anlamına geleceğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME37. Sözleşme’nin ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Madde 8
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
“2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Madde 13
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
Tarafların Beyanları Hükümet38. Hükümet, başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuştur. Bu bağlamda, başvuranın şikayetlerini ilk olarak Anayasa Mahkemesine sunduğunu ve ancak daha sonra idare mahkemelerinde dava açtığını ileri sürmüştür. Buna ek olarak, Anayasa Mahkemesinin geçici tedbir talebiyle ilgili yargılama sırasında açıkça bilgi talebinde bulunmasına rağmen, başvuran Özbekistan’da maruz kalacağı iddia edilen kötü muamele riskine ilişkin iddialarını yeterince kanıtlamamıştır. Hükümet buna ek olarak, başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin olarak, bu özel şikâyetin Anayasa Mahkemesi önünde veya ilk derece idare mahkemelerinde dile getirilmediğini belirtmektedir.
39. Hükümet ayrıca, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Hükümet, ulusal mahkemelerin, geri göndermeme ilkesine uygun olarak, başvuranın Özbekistan’a veya güvenli bir üçüncü ülkeye sınır dışı edilmesi halinde maruz kalacağı kötü muamele korkusuna ilişkin kapsamlı bir inceleme yürüttüğünü ve bu mahkemelerin vardığı sonuçların dikkate alınmaması için hiçbir neden bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Y.T. kararı uyarınca (bk. yukarıdaki 24 ve 33-36. paragraflar), başvuranınki de dahil olmak üzere Anayasa Mahkemesi önünde bekleyen 1.600’den fazla benzer başvurunun incelenmesinin bir yıl süreyle ertelendiğini vurgulamıştır. Hükümet, söz konusu başvuruların daha sonra pilot kararda belirtilen tedbirlerin uygulanması amacıyla ilgili bakanlıklara ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne iletildiğini, buna karşın başvuranın kendisinden talep edilmesine rağmen davasına ilişkin herhangi bir güncelleme veya bilgi sağlamadığını belirterek, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönündeki itirazını yinelemiştir.
40. Hükümet, başvuranın 13. madde kapsamındaki şikayetiyle ilgili olarak, Y.T. kararının ardından 1.000’den fazla bekleyen sınır dışı etme kararının ulusal makamlarca değerlendirildiğini ve önemli bir kısmının Anayasa Mahkemesi tarafından oluşturulan ilkelere uygun olarak ya iptal edildiğini ya da yeniden incelendiğini savunmuştur. Bu bağlamda, Göç İdaresi’nin elektronik veri tabanı güncellenmiş ve Y.T. davasında tespit edilen sistemik sorundan etkilenen yabancı uyruklu kişilerin tespit edilebilmesini sağlamak amacıyla özel bir bilgi sekmesi oluşturulmuştur. Son olarak, Hükümet, yasal düzenlemenin (bk. yukarıdaki 37. paragraf) yapısal sorunu ortadan kaldırdığını ve 6458 sayılı Kanun’un Mahkeme içtihadına uygun hale getirildiğini ileri sürmüştür.
Başvuran41. Hükümetin başvuru yollarının tüketilmemesi iddiasına ilişkin olarak başvuran, 11 Eylül 2018 tarihinde, sınır dışı etme kararının iptali için açtığı davanın İstanbul 1. İdari Mahkemesi tarafından kesin bir kararla reddedildiğini Anayasa Mahkemesine bildirdiğini (yukarıdaki 22. paragrafa bakınız) belirtmiştir. Başvuran, bu argümanları ilk derece idare mahkemesi nezdinde ileri sürmeden önce Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmasının nedenini, olayların meydana geldiği tarihte idare mahkemelerine temyiz başvurusunda bulunmanın, kendisininki gibi davalarda yürütmeyi kendiliğinden durdurma etkisine sahip olmaması olarak açıklamıştır.
42. Başvuran ayrıca, cezaevinde bulunan nüfuzlu bir Kırgız imam olan Raşad Kamolov’u desteklemesi nedeniyle Özbekistan’da işkence veya kötü muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk altında olduğunu ileri sürmüştür. Özbekistan’da dini özgürlüklerin savunucusu ve “Raşad Hareketi”nin bir destekçisi olarak Özbek makamlarının hedefi haline geldiğini, Özbekistan’da isminin ve afişlerinin halka açık yerlerde sergilenmesinin güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit oluşturduğunu iddia etmiştir (bk. yukarıdaki 21. paragraf). Başvuran, Özbekistan’da daha önceki maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerle ilgili olarak, 2006 yılında, Muhammed Rafik Kamolov’un (Rashad Kamolov’un babası) Özbek ve Kırgız istihbarat servislerinin ortak operasyonu sırasında meydana gelen ve protestolara yol açan ölümünden sonra gözaltına alındığını ve işkenceye maruz kaldığını belirtmiştir. Başvuran özellikle kolunda sigara yanıkları olduğunu, coplarla dövüldüğünü ve bacağında kırık olduğunu belirtmiştir. Başvuran, yaralanmalarının kanıtı olarak belirttiği fotoğraflar sunmuştur. Başvuran o dönemde reşit olmadığı gerekçesiyle ilk gözaltısının ardından serbest bırakıldığını da belirtmiştir. Başvuran ayrıca, Özbek yetkili makamlarının kendisini daha sonra istihbarat servislerinden görevlilerin evine haftalık ziyaretleriyle sürekli olarak gözetim altında tuttuklarını iddia etmiştir. Sonuç olarak, ilk olarak Rusya’ya kaçmıştır. Ancak bu ülkede geçirdiği üç yılın ardından, Rus ve Özbek istihbarat servisleri arasındaki yakın işbirliğinden kaynaklanan Özbekistan’a dönmesi yönündeki baskılar, nihayetinde onu Türkiye’ye kaçmaya zorlamıştır.
43. Özbekistan’da kendisine yöneltilen suçlamaların mahiyetine ve hala Özbek makamları tarafından aranıp aranmadığı sorusuna ilişkin olarak başvuran, anayasal düzene karşı suç işlemekle itham edildiğini ve gıyabında hakkında ceza davası açıldığını ileri sürmüştür. Başvuran bu iddiasını desteklemek amacıyla, daha önce geçici tedbir talebiyle ilgili olarak Mahkemeye sunduğu belgeyi (bk. yukarıdaki 21. paragraf) bu kez yeminli tercümesiyle birlikte yeniden sunmuştur. Surxondaryo Güvenlik Müdürlüğü tarafından çıkarıldığı iddia edilen söz konusu belgede, anayasal düzene karşı faaliyetler nedeniyle aranan kişiler listesi yer almakta ve başvuranın adı, soyadı ve doğum tarihi belirtilmektedir. Başvuran ayrıca, akrabalarının kendisine halka açık alanlarda asılı olan ve adını ve fotoğrafını içeren afişleri iletmesinin ardından bu yargılamalardan haberdar olduğunu ifade etmiştir. Bunun yanı sıra, akrabaları kendisine, Özbek yetkililerinin onun Suriye’ye gitmek amacıyla Türkiye üzerinden transit geçiş yaptığı görüşünde olduklarını bildirmiştir. Özbekistan’da IŞİD ile bağlantılı kişilerin karşı karşıya kaldığı iddia edilen risklerle ilgili olarak başvuran, Özbekistan’da sadece İslam inancına bağlı olmanın bile zulme uğramak için yeterli olduğunu ileri sürmüş ancak bu hususta daha fazla ayrıntıya girmemiştir.
44. Son olarak, başvuranın temsilcisi 11 Ağustos 2021 tarihli ek görüşlerinde, YouTube’a yüklenen bir videoda başvuranın haksız yere terörist olarak tanımlandığını ve Özbek makamları tarafından arandığının belirtildiğini ifade etmiştir. Söz konusu videonun kayıt ve yüklenme tarihleri belirtilmemiştir. Videoda şu ifadelerin yer aldığı iddia edilmiştir:
“... Özbekistan’da son dönemde meydana gelen terör saldırılarının çoğu, ... gençlerin yurtdışına gidip teröristlerle tanışması nedeniyle gerçekleşmiştir. ... Buna bağlı olarak, Surxondaryo Eyaleti Terörle Mücadele Müdürlüğü, terörist gruplara ve saldırılara katıldıkları için uluslararası barışı tehdit eden aranan kişilerin listesini yayınlamıştır: ... [diğer isimlerin yanı sıra] ... R.N. [başvuran] (doğum tarihi: XX.XX.XXXX) ...”
Mahkemenin Değerlendirmesi Sözleşme’nin 13. Maddesiyle Bağlantılı Olarak 3. Maddesi Kapsamındaki Şikâyet Şikâyetin Kapsamına İlişkin Ön Değerlendirmeler45. Mahkeme ilk olarak, başvuranın Türkiye’den sınır dışı edilmek istenmesinin, yukarıdaki 5-31. paragraflarda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere birbirini izleyen üç sınır dışı etme kararına dayandığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, birinci ve üçüncü sınır dışı etme kararlarının ulusal mahkemeler tarafından iptal edildiği göz önüne alındığında (yukarıdaki 12 ve 30. paragraflara bakınız), Mahkeme başvuranın şikayetlerine ilişkin incelemesini, kesin ve uygulanabilir bir sınır dışı etme kararına dayanan ikinci sınır dışı etme işlemleriyle sınırlı tutacaktır (bk. yukarıdaki 13-25. paragraflar).
Genel İlkeler46. Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Mahkeme ancak tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra bir davayı ele alabilir; bunun amacı, Sözleşme’ye Taraf Devletlere, kendilerine yöneltilen ihlal iddiaları Mahkemeye sunulmadan önce bu ihlalleri önleme veya düzeltme fırsatı vermektir (bk. Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 142, AİHM 2010). Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının belirli bir esneklikle ve aşırı şekilcilikten uzak bir biçimde uygulanması gerekse de, bu kural normal şartlarda, daha sonra Mahkeme önüne getirilmesi amaçlanan şikayetlerin en azından özü itibariyle yetkili ulusal mahkemeler önünde sunulmuş olmasını gerektirir (ibidem; ayrıca bk. Association Les témoins de Jéhovah/Fransa (k.k.), no. 8916/05, 21 Eylül 2010).
47. Başvuranlar, yalnızca makul başarı olasılığı sunan iç hukuk yollarını tüketmekle yükümlüdür (bk. Scoppola/İtalya (no. 2) [BD], no. 10249/03, § 71, 17 Eylül 2009). Bununla birlikte, başvuranın belirli bir başvuru yolunun başarı şansına ilişkin salt bir şüphe duyması, onu bu yolu deneme yükümlülüğünden muaf kılmaz (bk. Epözdemir/Türkiye (k.k.), no. 57039/00, 31 Ocak 2002).
48. Sınır dışı etme yargılamaları bağlamında Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulanmasına ilişkin ilgili genel ilkeler, Mahkeme tarafından F.G./İsveç ([BD], no. 43611/11, 23 Mart 2016, §§ 110-27), J.K. ve diğerleri/İsveç ([BD], no. 59166/12, §§ 77-105, 23 Ağustos 2016) ve Khasanov ve Rakhmanov/Rusya ([BD], no. 28492/15 ve 49975/15, §§ 93-116, 29 Nisan 2022) kararlarında özetlenmiştir.
49. Sözleşme’nin 13. maddesi, Sözleşme ile güvence altına alınan hakların iç hukukta hangi biçimde korunuyor olursa olsun, bu hakların özünün uygulanmasını sağlamak ve dolayısıyla bu haklara uyulmadığının ileri sürülebilmesi amacıyla ulusal düzeyde bir başvuru yolunun mevcut olmasını güvence altına almaktadır. Sınır dışı etme veya iade ile ilgili davalarda, Sözleşme’nin 3. maddesi ile birlikte ele alınan 13. maddesi kapsamındaki Mahkeme içtihatlarında yerleşik olarak kabul edildiği üzere, bu tür davalarda etkili başvuru yolu kavramı (i) 3. maddeye aykırı muameleye maruz kalma hususunda gerçek bir risk bulunduğuna inanılması için ciddi gerekçelerin mevcut olduğu yönündeki iddianın bağımsız ve titiz bir incelemeye tabi tutulmasını ve (ii) kendiliğinden durdurucu etkiye sahip bir başvuru yolunun bulunmasını gerektirmektedir (bk. De Souza Ribeiro/Fransa [BD], no. 22689/07, § 82, AİHM 2012 ve A.D. ve diğerleri/Türkiye, no. 22681/09, § 95, 22 Temmuz 2014). Aynı durum, sığınma davalarında Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası amaçları doğrultusunda başvuru yollarının etkinliği sorusunu değerlendirirken de geçerlidir (bk. S.H./Malta, no. 37241/21, §§ 52-54, 20 Aralık 2022 ve A.M./Hollanda, no. 29094/09, § 66, 5 Temmuz 2016). Bununla birlikte, Mahkeme, 13. maddenin, bir kişinin Sözleşme kapsamında sahip olabileceği varsayılan her türlü şikâyeti için, şikâyeti ne kadar dayanaktan yoksun olursa olsun, iç hukukta bir çözüm yolu gerektirdiği şeklinde yorumlanamayacağını defalarca belirtmiştir: Şikâyet, Sözleşme bakımından savunabilir olmalıdır (bk. Boyle ve Rice/Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, § 52, Seri A no. 131).
Yukarıda Belirtilen İlkelerin Somut Davaya Uygulanması50. Mahkeme, başka bir Devlete sınır dışı edilmeyle ilgili davalarda, başvuranların bireysel risk unsurları da dâhil olmak üzere kötü muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacaklarına ilişkin kesin ve temellendirilmiş iddiaları ulusal makamların dikkatine sunmaları gerektiğini sürekli olarak belirtmektedir.
51. Somut olayda, başvuranın ulusal makamlar önünde ileri sürdüğü iddialar, Özbekistan’daki insan haklarının genel durumuna ve kendisinin Müslüman inancına mensup olmasına ilişkin genel endişelerle sınırlı kalmıştır. Başvuran, geri gönderilmesi halinde kötü muameleye maruz kalma riskini ortaya koyacak herhangi bir özel olay veya kişisel durumdan bahsetmemiştir. Mahkeme, geri gönderilecek olan ülkedeki genel bir soruna veya istikrarsız ortama dair sadece atıfta bulunmanın sınır dışı edilmeyi engellemek için genellikle yeterli olmadığını her daim vurgulamıştır (bk. Müslim/Türkiye, no. 53566/99, § 70, 26 Nisan 2005 ve Kunshugarov/Türkiye, no. 60811/15 ve 54512/17, § 117, 14 Ocak 2025).
52. Mahkeme, başvuranın daha sonra kendi önünde ileri sürdüğü ve kişisel durumuna ilişkin olduğu iddia edilen hususlardan hiçbirinin (bk. yukarıdaki 45-47. paragraflar) – örneğin Özbekistan’da daha önce kötü muameleye maruz kaldığı iddiası, “Raşad Hareketi” ile bağlantısı olduğu iddiası veya kendisinin terörist olarak tanımlandığı ileri sürülen videonun – ulusal makamların dikkatine sunulmadığını gözlemlemektedir.
53. Mahkeme ayrıca, başvuranın, Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere, ulusal mahkemeler önünde, 3. madde kapsamındaki şikayetinin temel unsurlarını özet olarak dahi dile getiremediğini belirtmektedir. Başvuranın bireysel bir risk altında bulunduğuna işaret edebilecek nitelikte iç hukuk mahkemelerine sunulan tek delil, İstanbul’daki Özbekistan Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen ve bir güvenlik operasyonuna karıştıktan sonra gözaltına alınan Özbek vatandaşları hakkında bilgi talep edilen belgedir (yukarıdaki 16. paragrafa bakınız). Ancak Mahkeme, söz konusu belgede belirtildiği üzere bu güvenlik operasyonunun tarihi olan 10 Ağustos 2016 tarihinin, başvuran hakkında başlatılan ceza soruşturmasından önce olduğunu gözlemlemektedir (14. paragrafa bakınız). Başvuranın, 10 Ağustos 2016 tarihli güvenlik operasyonunun hedefi olduğunu veya bu operasyonla bağlantılı olarak kendisine karşı iade işlemlerinin başlatıldığını ortaya koyan herhangi bir temellendirilmiş argüman sunmamış olması karşısında Mahkeme, söz konusu delilin mevcut davanın özel koşullarıyla ilgili olduğuna ikna olmamıştır.
54. Mahkeme, bir başvuranın şikayetlerini Mahkemeye sunmadan önce davasıyla ilgili tüm hususları ulusal makamların dikkatine sunmakla yükümlü olduğunu yinelemektedir. Bu davada, başvuranın Mahkemeye sunduğu iddialar, iç hukuk sürecinde zaten bilinen ancak ulusal makamlara usulüne uygun olarak bildirilmemiş olaylarla ilgilidir. Ayrıca başvuran, bunu yapmasını engelleyen herhangi bir engelin olduğunu da ortaya koymamıştır (karşılaştırıp kıyaslayınız, A.M.A./Hollanda, no. 23048/19, §§ 70-80, 24 Ekim 2023 ve H.A./Birleşik Krallık, no. 30919/20, §§ 58-66, 5 Aralık 2023). Son olarak, başvuranın, 11 Ağustos 2021 tarihinde sunulan ve Özbekistan makamları tarafından aranan bir terörist olarak tanımlandığı iddia edilen tarihi belli olmayan video görüntülerine ilişkin bağlantı ile ilgili olarak (yukarıdaki 47. paragrafa bakınız), Mahkeme, sağlanan bağlantının erişilebilir olmadığını belirtmektedir. İleri sürülen video kaydının da tarihi belli olmaması nedeniyle Mahkeme, bu delilin yeni ve ilgili bir bilgi teşkil edip etmediğini belirleyebilecek durumda değildir. Sonuç olarak, somut kanıtların olmaması nedeniyle, Mahkeme bu konuda ileri sürülen riske yönelik karar anı itibarıyla (ex nunc) bir inceleme gerçekleştirememektedir (karşılaştırınız. Saadi/İtalya [BD], no. 37201/06, § 133, AİHM 2008; ve yukarıda anılan Khasanov ve Rakhmanov, § 106).
55. Başvuranın, iç hukuk yollarının kendiliğinden durdurucu etkiye sahip olmaması nedeniyle etkisiz olduğu yönündeki iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, somut olayda başvuran hakkında, kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğu gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun’un 54(1)(d) maddesi uyarınca verilmiş bir sınır dışı etme kararı bulunduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 15. paragraf). Mahkeme ayrıca, 6458 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler uyarınca, söz konusu hükme dayanılarak verilen sınır dışı etme kararının iptali istemiyle dava açılmasının, olayların meydana geldiği tarihte kendiliğinden durdurucu etkiye sahip olmadığını, başka bir ifadeyle bu tür bir kararın icrasının, idare mahkemeleri tarafından incelenmesi sonuçlanıncaya kadar kendiliğinden durdurulmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 33. paragraf). Mahkeme, Türk Anayasa Mahkemesinin de, Mahkeme içtihadını takip eden bir pilot karar aracılığıyla, olayların meydana geldiği tarihte idare mahkemeleri nezdindeki yargılamaların kendiliğinden durdurucu etkiye sahip olmamasının etkili başvuru hakkının ihlalini oluşturduğunu tespit ettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 34. paragraf). Mahkeme, olayların meydana geldiği dönemde söz konusu sistemik sorunun mevcut olduğunu kabul etmesine ve sığınma davalarında bir hukuk yolunun tüketilmesi gereken etkili bir başvuru yolu olarak değerlendirilebilmesi için kendiliğinden durdurucu etkiye sahip olması gerektiğini belirtmesine rağmen, görevinin ilgili iç hukuk ve uygulamasını soyut olarak değerlendirmek olmadığını yinelemektedir. Bunun yerine, Mahkemenin incelemesi, daha geniş bağlamı göz önünde bulundurmakla birlikte, önündeki somut davadan kaynaklanan belirli meselelerle sınırlıdır (bk. mutatis mutandis, Peck/Birleşik Krallık, no. 44647/98, § 102, AİHM 2003-I).
56. Mahkeme somut olayda, Anayasa Mahkemesinin başlangıçta başvuranın sınır dışı edilmesi kararının icrasını durduran bir geçici tedbir kararı verdiğini, ancak daha sonra başvuranın kişisel durumuna ilişkin olduğu ileri sürülen riski temellendirmek için gerekli bilgileri sunmaması nedeniyle bu tedbir kararının kaldırıldığını gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 17-18. paragraflar). Daha da önemlisi Mahkeme, 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’den kaynaklanan yapısal eksikliğin, Anayasa Mahkemesi tarafından Y.T. davasındaki pilot karar usulüyle (yukarıdaki 35-36. paragraflara bakınız) etkili bir şekilde giderildiğini kaydetmektedir ve bunun sonucunda, başvuranınki de dahil olmak üzere çok sayıda başvurunun incelenmesi ertelenmiş ve ilgili idari makamların bu davaları Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenen ilkelere uygun olarak yeniden incelemesine olanak sağlanmıştır. Bu noktada Mahkeme, söz konusu davaların etkili bir şekilde yeniden incelenmesini sağlayan ve ulusal makamlar tarafından oluşturulan ve kullanılan özel usul ve mekanizmaları kabul etmektedir (bk. yukarıdaki 43. paragraf). Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın bu usullerden yeterli ölçüde yararlandığını gösteren herhangi bir delil sunmadığını; Anayasa Mahkemesine yalnızca hakkındaki sınır dışı etme kararının yürürlükte olduğunu bildirmesi dışında, bu süre boyunca kişisel durumunu detaylandırmadığını veya iddialarını somutlaştırmadığını tespit etmiştir (bk. yukarıdaki 44. paragraf). Yukarıdaki mülahazalar ışığında ve söz konusu dönemde kendiliğinden durdurucu etkinin bulunmamasına rağmen Mahkeme, yasama organının müdahalesiyle kendiliğinden yürütmeyi durdurucu etki tamamen yeniden tesis edilinceye kadar, geçici olarak şikayetlerine yönelik etkili başvuru yolları sunan ulusal makamlar önünde, başvuranın mevcut davanın özel koşulları altında şikayetlerini yeterli düzeyde dile getirmesi ve ilk beyanlarını detaylandırması gerektiği kanaatindedir (bk. yukarıdaki 37. paragraf).
57. Mahkeme, bu nedenle, başvuranın şikâyetlerini ulusal mahkemeler önünde usulüne uygun şekilde ileri sürmüş sayılamayacağı ve böylelikle söz konusu mahkemelere iddia edilen ihlali öncelikle giderme fırsatı tanımadığı sonucuna varmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Kandarakis/Yunanistan, no. 48345/12 ve diğer 2 başvuru, § 77, 11 Haziran 2020). Bu itibarla Mahkeme, Hükümetin ön itirazını yerinde bularak bu şikayetleri, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddeder.
Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetler58. Başvuran ayrıca, eşi ve çocuklarıyla birlikte Türkiye’de uzun süredir devam eden ve yerleşik bir aile hayatı kurmuş olması karşısında, sınır dışı edilmesinin, Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan özel ve aile hayatına saygı hakkını ihlali anlamına geleceğini ileri sürmüştür.
62. Mahkeme, başvuranın bu şikâyeti Anayasa Mahkemesi önünde açıkça veya esas yönünden dile getirmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı da Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Şubat 2026 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan