AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 46172/10
RADYO VATAN YAYINCILIK A.Ş. / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 6 Şubat 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Temmuz 2010 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLARBaşvuran Radyo Vatan Yayıncılık A.Ş. (“başvuran şirket”) Türk hukukuna göre kurulmuş olan ve merkezi İstanbul’da bulunan bir radyo yayıncılığı şirketidir. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Ahmet Özgül tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran şirket tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuran şirket tarafından yayınların başlatılması ve durdurulması
3. Başvuran şirket 29 Ağustos 1995 tarihinde, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna (“RTÜK”) başvurarak yayın izni talebinde bulunmuştur. Daha sonrasında, RTÜK’ün zımni onayı gereğince yayına başlamıştır.
4. Başvuran şirket 16 Eylül 2002 tarihinde, 2000 yılının Ağustos ayından bu yana ara verdiği düzenli yayınlarına yeniden başlayacağı konusunda RTÜK’e bilgi vermiştir.
5. RTÜK 24 Eylül 2002 tarihinde, başvuran şirketin yayına 8 Eylül 2002 tarihinde fiilen yeniden başladığını kaydederek, başka bir radyonun yayınlarıyla karıştığı gerekçesiyle yayınlarına son vermesini istemiştir.
2. Başvuran şirket tarafından açılan birinci iptal davası
6. RTÜK 3 Temmuz 2006 tarihinde, başvuran şirket tarafından yeni bir yeniden yayına başlama yönünde yapılan talebi reddetmiştir.
7. Ankara İdare Mahkemesi 15 Mayıs 2007 tarihinde, başvuran şirket tarafından RTÜK’ün ret kararına karşı yapılan iptal başvurusunu reddetmiştir. Mahkeme, konuyla ilgili mevzuatın, başvuran şirkete, belli bir süre boyunca yayınlarına ara vermesi sonrasında yeni bir izin almadan yeniden yayına başlama imkânı tanımadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
8. Danıştay 25 Haziran 2008 tarihinde, başvuran şirket tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
9. Danıştay 18 Kasım 2009 tarihinde, başvuran şirket tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunu da reddetmiştir.
3. Başvuran şirket tarafından açılan ikinci iptal davası
10. RTÜK 27 Ekim 2008 tarihinde, yayınlarına ara verdikten sonra yeni bir izin almadan yeniden yayına başlayan radyo ve televizyon kanallarının yayınlarına son vermeleri gerektiği yönünde bir ilke kararı vermiştir.
11. RTÜK 12 Kasım 2008 tarihinde, bu ilke kararına uygun olarak, başvuran şirketten, üç gün içinde yayınlarına son vermesini istemiştir.
12. Ankara İdare Mahkemesi 27 Mayıs 2011 tarihinde, başvuran şirket tarafından RTÜK’ün bu kararına karşı yapılan iptal başvurusunu reddetmiştir.
13. Danıştay 17 Nisan 2012 tarihinde başvuran şirket tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
14. Danıştay 4 Aralık 2012 tarihinde başvuran şirket tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunu da reddetmiştir.
4. Başvuran şirket tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru
15. Başvuran şirket 19 Şubat 2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran şirket, RTÜK’ün yayınlarını durdurmasına yönelik isteminin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği ve idare mahkemelerinin kararlarının adil yargılanma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği iddialarında bulunmuştur. Başvuran şirket aynı zamanda, şirket sahibinin dini inançlarına dayalı bir ayrımcılığa maruz kaldığından da yakınmaktadır.
16. Anayasa Mahkemesi 14 Ekim 2015 tarihli kararla, başvuran şirketin şikâyetlerini yalnızca ifade özgürlüğü hakkı açısından inceledikten sonra, bu hakkın ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Yüksek Mahkeme, başvuran şirketin 1995 yılında yayınlarına başladığı; yeniden yayına başlamadan önce 2000-2002 yılları arasında ara verdiği ve 2002-2009 yılları arasında yayın yapmaya başladığı ve devam ettiği tespitinde bulunarak, başvuran şirketin “izinsiz yayın yapan kanal” değil “yayınlarına ara veren kanal” statüsüne sahip olduğu ve bu iki statünün aynı hukuki sonuçlar doğurmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Yüksek Mahkeme bu nedenle, RTÜK ve mahkemelerin, başvuran şirketin ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik müdahaleyi haklı göstermek için ileri sürdükleri gerekçelerin uygun ve yeterli olmağı kanaatine varmıştır. Yüksek Mahkeme öte yandan, idari makamlar ve mahkemelerce verilen kararlarda, başvuran şirketin yayınlarının durdurulmasını amaçlayan talebin, şirket sahibinin dini inançlarına dayandığını düşündürecek herhangi bir unsur bulunmadığı tespitinde bulunmuştur.
17. Anayasa Mahkemesi ayrıca, başvuran şirketin, yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebini kabul etmiş ve yargılamanın yenilenmesi amacıyla kararını Ankara İdare Mahkemesine göndermiştir.
5. Başvuran şirkete radyo frekansı tahsis edilmesine ilişkin yargılama
18. Ankara İdare Mahkemesi 29 Nisan 2016 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyarak, RTÜK’ün ihtilaf konusu kararını iptal etmiştir.
19. RTÜK 24 Ağustos 2016 tarihinde, İdare Mahkemesinin 29 Nisan 2016 tarihli kararını göz önünde bulundurarak, başvuran şirkete İzmir ve Denizli’de radyo frekansı tahsis etmiştir. Bunun yanı sıra, Ankara ve İstanbul’da radyo frekans spektrumunundaki frekansların tamamının diğer kanallara tahsis edilmiş olduğu gerekçesiyle, bu iki şehirde başvuran şirketin talebini karşılayacak durumda olmadığını belirtmiştir.
20. Başvuran şirket 31 Ekim 2016 tarihinde, RTÜK’ün Ankara ve İstanbul’da radyo frekansı tahsis edilmemesi konusundaki kararının iptali istemiyle başvuruda bulunmuştur.
21. Ankara İdare Mahkemesi 17 Şubat 2017 tarihinde, başvuran şirketin talebi üzerine, RTÜK’ün 24 Ağustos 2016 tarihli kararının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11 Mayıs 2017 tarihinde, RTÜK tarafından İdare Mahkemesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
22. Başvuran şirket 2 Ağustos 2017 tarihinde, RTÜK’ten 63 şehirde radyo frekansı tahsis edilmesi talebinde bulunmuştur.
23. RTÜK belirtilmeyen bir tarihte, İstanbul ve Ankara’da radyo frekansı tahsis edilmesiyle ilgili olarak, davanın halen idare mahkemeleri önünde derdest olduğunu; İzmir ve Denizli ile ilgili olarak ise daha önce geçici izin verildiğini kaydetmiştir. Bu nedenle, başvuran şirketin talebini, bu şehirlerle ilgili olarak yeni bir talepte bulunulamayacağı gerekçesiyle reddetmiştir.
24. RTÜK’ün 24 Ağustos 2016 tarihli kararının iptaline ilişkin yargılama, başvuran şirketin son yazısının Mahkeme’ye gönderildiği 5 Ekim 2017 tarihinde, halen idare mahkemeleri önünde derdestti.
ŞİKÂYETLER
25. Başvuran şirket, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, birinci yargılamanın sonunda başvurusunu reddeden ulusal mahkemelerce verilen kararların hakkaniyetten yoksun olduğundan şikâyet etmektedir.
26. Başvuran şirket, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, makamların, yayınlarının durdurulmasını amaçlayan kararlarının, ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği iddiasında bulunmaktadır.
27. Başvuran şirket, Sözleşme’nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesine dayanarak, şirket sahibinin dini inançlarına dayalı bir ayrımcılığa maruz kaldığından yakınmaktadır. Başvuran şirket, aynı istasyonda bulunan diğer radyo kanalları benzer herhangi bir tedbire konu olmazken, makamların, kendisinden yayınlarını durdurmasını talep etme nedeninin de bu olduğunu iddia etmektedir.
28. Başvuran şirket, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanarak, ulusal makamların, radyo yayını faaliyetlerinde ekonomik yönden kayıplar yaşamasına neden olan kararları nedeniyle, mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahaleden yakınmaktadır.
29. Başvuran şirket, 5 Ekim 2017 tarihli bir yazıyla, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeden, İdare Mahkemesinin 29 Nisan 2016 tarihli kararının ve daha sonrasında verilen yürütmenin durdurulması kararının uygun olarak icra edilmemesinden de yakınmaktadır. Başvuran şirket bu bağlamda, RTÜK’ün kendisine tahsis ettiği radyo frekanslarının başka radyo kanalları tarafından daha önce kullanıldığı iddiasında bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 6 ve 10. maddeleri bağlamındaki şikâyetler hakkında
30. Başvuran şirket, RTÜK’ün, kendisinden yayınlarını durdurması yönünde talepte bulunduğu kararlarından yakınmaktadır. Aynı zamanda, RTÜK’ün ihtilaf konusu kararlarının iptali istemiyle yapmış olduğu başvuruyu reddeden ulusal mahkemelerin kararlarından da yakınmaktadır. Başvuran şirket bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
31. Mahkeme, iddia edilen Sözleşme ihlalini telafi etme görevinin öncelikle ulusal makamlara ait olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, bir başvuranın iddia edilen ihlalden dolayı mağdur olduğunu ileri sürüp süremeyeceği meselesi, Sözleşme bakımından yargılamanın tüm aşamalarında ortaya çıkmaktadır. (Bourdov/Rusya, No. 59498/00, § 30, AİHM 2002-III, Centro Europa 7 S.r.l. et Di Stefano/İtalya [BD], No. 38433/09, § 80, AİHM 2012 ve Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (özetler)).
32. Mahkeme, ulusal makamların, açıkça ya da özünde, Sözleşme’nin ihlal edildiğini kabul etmedikleri, ardından bu ihlali telafi etmedikleri sürece, başvuran lehine olan bir karar ya da tedbirin, ilke olarak, ilgilinin “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını yeniden ifade etmektedir (Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, §§ 69 ve bunu izleyen paragraflar, seri A no 51, Amuur/Fransa, 25 Haziran 1996, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-III, Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, § 44, AİHM 1999-VI, Jensen/Danimarka (kk.), No. 48470/99, AİHM 2001-X ve Murray/Hollanda [BD], No. 10511/10, § 83, AİHM 2016).
33. Bir kişinin, Sözleşme’nin sözde ihlalinden dolayı hala mağdur olduğunu ileri sürüp süremeyeceği sorunu, temel olarak Mahkeme’nin söz konusu kişinin durumuyla ilgili olarak ex post facto (geçmişe dönük) bir inceleme yapmasını gerektirmektedir (yukarıda anılan Centro Europa 7 S.r.l. et Di Stefano kararı, § 82).
34. Somut olayda, Mahkeme, başvuran şirketin, Anayasa Mahkemesi önünde Sözleşme’nin 6 ve 10. maddeleri bağlamındaki şikâyetlerini sunduğunu ve Anayasa Mahkemesi’nin 14 Ekim 2015 tarihinde verdiği kararda, bu şikâyetleri, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkı açısından inceledikten sonra, bu hakkın ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydetmektedir (yukarıda 16. paragraf). Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, başvuran şirket tarafından talep edildiği üzere, Ankara İdare Mahkemesi önünde yargılamanın yenilenmesine karar vermiş ve bunun sonucunda başvuran şirket, RTÜK’ün eski kararlarının iptal edilmesini sağlamıştır (yukarıda 17. paragraf).
35. Mahkeme bunun yanı sıra, başvuran tarafından ileri sürülen ihlalin ulusal makamlarca zımnen kabul edildiğini ve başvuran şirketin talep ettiği telafi şekline yani yargılamanın yenilenmesine karar verildiğini ve bu durumun, başvuran şirkete davayı kazanma imkânı verdiğini kaydetmektedir. Bu koşullarda Mahkeme, başvuran şirketin bundan böyle, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında iddia edilen ihlaller nedeniyle mağdur olduğu iddiasında bulunamayacağı kanaatine varmaktadır.
36. İşbu şikâyetler, Sözleşme hükümleriyle ratione personae (kişi yönünden) bağdaşmaz olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşme’nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesi bağlamındaki şikâyetler hakkında
37. Başvuran şirketin, şirket sahibinin dini inançları sebebiyle ulusal makamların, yayınının durdurulması talebinde bulunmuş olduklarını iddia etmektedir. Başvuran şirket bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesini ileri sürmektedir.
38. Mahkeme, bu şikâyetin başvuran şirket tarafından Anayasa Mahkemesi önünde sunulduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, somut olayda ulusal makamlar ile mahkemeler tarafından verilen kararlar üzerinde bir inceleme yaparak, Anayasa Mahkemesi’nin, idari makamların ve mahkemelerin kararlarında, başvuran şirketin yayınlarının durdurulmasını amaçlayan talebin, başvuran şirketin sahibinin dini inançlarına dayandığını düşündürecek hiçbir unsur bulunmadığı gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddettiği kararında bu bağlamda yer alan değerlendirmelere tamamıyla katılmıştır (yukarıda 16. paragraf). Mahkeme aynı zamanda, başvuran şirketin, iddiasını destelemek için herhangi bir inandırıcı unsur sunmadığını kaydetmektedir.
39. İşbu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
C. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında
40. Başvuran şirket, ulusal makamların, kendisinden yayınlarını durdurmasını talep eden kararları nedeniyle ekonomik kayıplara maruz kaldığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran şirket bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedir.
41. Mahkeme, Sözleşme ile kurulan koruma mekanizmasının ulusal insan haklarını koruma sistemi bakımından ikincil nitelik taşımasının büyük önem arz ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşme gereğince Sözleşmeci devletlerin yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemekle görevlidir. Mahkeme, ne Sözleşmeci devletlerin yerine geçebilir, ne de yerine geçmelidir, zira bu devletler Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere ulusal seviyede riayet edilmesini ve bu hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlamakla yükümlüdürler. İç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, bu koruma mekanizmasının işleyişinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Devletler, iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir kuruluş önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda değildirler. Devlet aleyhine yöneltilen şikâyetler hususunda Mahkeme’nin denetim yetkisinden istifade etmek isteyen kişiler, ülkelerindeki hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarını daha önce kullanmakla yükümlüdürler (bk. diğer birçok karar arasında, Akdivar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65, Özetler 1996‑IV, Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29, §§ 69-70, 25 Mart 2014 ve Gherghina/Romanya [BD] (kk.), No. 42219/07, §§ 83-84, 9 Temmuz 2015).
42. Mahkeme, somut olayda, başvuran şirketin bu şikâyetini, ne Anayasa Mahkemesi ne de diğer ulusal merciler önünde sunmadığını kaydetmektedir.
43. İşbu şikâyet Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
D. Uygun radyo frekanslarının başvuran şirkete tahsis edilmemesi ile ilgili şikâyet hakkında
44. Başvuran şirket, Anayasa Mahkemesi’nin 14 Ekim 2015 tarihli kararına uygun olarak, İdare Mahkemesinin, RTÜK’ün eski kararlarını iptal eden 29 Nisan 2016 tarihli kararından sonra uygun radyo frekansı almadığından yakınmaktadır.
45. Mahkeme ilk olarak, bu şikâyetin, RTÜK’ün, başvuran şirket tarafından yayının durdurulmasını amaçlayan talebiyle ilgili olan ve Anayasa Mahkemesi’nin 14 Ekim 2015 tarihli kararının konusunu teşkil eden, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetten farklılık gösterdiğini tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, işbu şikâyetin yeni bir meseleyle yani Anayasa Mahkemesi’nin ve Ankara İdare Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararlarından sonra başvuran şirkete uygun radyo frekanslarının tahsis edilmemesi ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme aynı zamanda, başvuran şirket tarafından, bu radyo frekanslarının tahsis edilmemesi ile ilgili olarak açılan yargılamaların halen ulusal merciler önünde derdest olduğunu kaydetmektedir (yukarıda 20-24. paragraflar).
46. Bu bağlamda, Mahkeme, ikincillik ilkesi uyarınca, ulusal makamların, iddia edilen Sözleşme ihlallerini telafi etmeye imkân veren tedbirler almak için daha iyi konumda olmaları sebebiyle, davaya ilişkin olayların soruşturulmasının ve davalarda ortaya çıkan sorunların çözüme kavuşturulmasının iç hukukta mümkün olduğunca sağlanmasının, hem Sözleşme mekanizmasının hem de başvuran şirketin menfaati açısından tercih edilebilir olduğu kanaatine varmaktadır (bk. mutatis mutandis, El‑Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, § 141, AİHM 2012). Bu nedenle, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi uygundur. Bu nedenle, başvuran şirket, idari makamlar ve mahkemeler önündeki davalarda varılan sonucun uygun olmadığı kanaatine vardığında, bu hususla ilgili olarak Mahkeme’ye yeni bir başvuruda bulunabilir (Harrison ve diğerleri/Birleşik Krallık (k.k.), No. 44301/13, § 59, 25 Mart 2014).
47. Dolayısıyla, işbu şikâyet vaktinden önce sunulmuş olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 1 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy