Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2006-4-268 (Muafiyet)
Karar Sayısı : 07-29/264-95
Karar Tarihi : 29.3.2007
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Tuncay SONGÖR (İkinci Başkan) 10
Üyeler : Rıfkı ÜNAL, Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI,
M. Sıraç ASLAN, Süreyya ÇAKIN, Mehmet Akif ERSİN
B. RAPORTÖRLER : M.Haluk ARI, Esin ÇERÇİOĞLU
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : BP Petrolleri A.Ş.
Temsilcisi: Av. Bülent PASİN
Sarı Kanarya Sk. No:14, K2 Plaza, 34742 Kozyatağı,
Kadıköy/İstanbul 20
D. TARAFLAR : - BP Petrolleri A.Ş.
Sarı Kanarya Sk. No:14, K2 Plaza, 34742 Kozyatağı,
Kadıköy/İstanbul
- BP Petrolleri A.Ş. Bayileri
E. DOSYA KONUSU: BP Petrolleri A.Ş. (BP) ile Avek Otomotiv İnşaat Turizm
Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. (Avek) arasında imzalanan madeni yağ “Bayilik
Anlaşması” ile diğer bayilerle de imzalanacak aynı hükümleri içeren tip
anlaşmalara muafiyet tanınması talebi. 30
F. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 29.12.2006 tarih ve 9030 sayı ile giren
başvuru üzerine düzenlenen 12.3.2007 tarih, 2004-4-268/MM-07-MHA sayılı
Menfi Tespit/Muafiyet Ön İnceleme Raporu 13.3.2007 tarih, REK.0.08.00.001-
120/82 sayılı Başkanlık önergesi ile 07-29 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek
karara bağlanmıştır.
G. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili Raporda,
- BP’nin bayileri ile akdetmiş olduğu ve Avek ile yapılmış olan bir örneği sunulan
madeni yağ satışına yönelik Bayilik Anlaşması’nın içermiş olduğu rekabet 40
etmeme yükümlülüklerinin 2005/4 sayılı “Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey
Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği” ile öngörülen
muafiyetten yararlanamayacağı,
07-29/264-95
2
- 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinin ikinci
fıkrası çerçevesinde, bildirime konu anlaşmaların içerdikleri cezai şartlar
sebebiyle mevcut haliyle bireysel muafiyet için öngörülen koşulları sağlamadığı,
- Buna karşılık anlaşmaların; alıcıya, anlaşma süresinin sonunda cezai şarta
maruz kalmaksızın, varsa kalan borçlarını ve sağlayıcının fesihten kaynaklanan 50
fiili zararını ödemek suretiyle, anlaşmaya son verme hakkını tanıyacak şekilde
tadil edilmesi halinde talep edilen bireysel muafiyetin tanınabileceği,
görüşüne yer verilmiştir.
H. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
H.1. İlgili Pazar
H.1.1. Ürün Pazarı
Bildirime konu işlem taraflarının faaliyetleri dikkate alınarak, dosya mevcudu 60
bilgiler çerçevesinde, ilgili ürün pazarı “otomotiv madeni yağları pazarı” olarak
tespit edilmiştir.
H.1.2. Coğrafi Pazar
BP tarafından üretilen ya da satılan madeni yağlar, sahip olunan dağıtım
kanalları ve servisler aracılığıyla tüm Türkiye’ye satılmaktadır. İlgili ürünün
satıldığı farklı homojen pazarların varlığına ilişkin tespit bulunmadığından,
bildirime konu işlem açısından ilgili coğrafi pazar, “Türkiye Cumhuriyeti Sınırları”
olarak belirlenmiştir.
70
H.2. Yapılan Tespitler ve Hukuki Değerlendirme
H.2.1. Bildirime Konu Anlaşmalar
Bildirime konu olan Bayilik Anlaşması, BP ve Avek arasında imzalanmıştır.
Anlaşmanın “Satışlar” Başlıklı 2. maddesinin (a) fıkrasında, Bayinin, münhasıran
BP’den veya BP’nin göstereceği yerden satın alacağı ürünleri münhasıran
servislerde kullanmayı, ürünlerin evsafını değiştirmeden satmayı, bulundurmayı
ve teşhir etmeyi ve başka madeni yağları, sentetik yağları, glisleri ve diğer
ürünleri satmamayı, bulundurmamayı ve teşhir etmemeyi kabul ve taahhüt ettiği
hükmü yer almıştır. Aynı maddenin (i) fıkrasında, BP’nin Bayiye sözleşmede 80
belirtilen ürünlerin bedeli kadar satış primi ödeyeceği belirtilmiştir. Bu prim,
Bayinin toplam ürün satın alma taahhüdünden hariç tutulacaktır. BP, Bayinin
taahhütlerini yerine getirmesi halinde, sözleşmede belirtilen tarihlerde ve
miktarlarda olmak üzere Bayiye KDV hariç toplam …….. YTL tutarında satış primi
ödemeyi kabul etmiştir. Satış primi tutarları, Bayi tarafından düzenlenecek fatura
karşılığında ve öncelikle Bayinin cari hesabındaki borcuna mahsup edilmek veya
banka hesabına havale edilmek suretiyle ödenecektir. Anlaşmayla bayiye
münhasıran BP’den veya BP’nin yazılı olarak göstereceği ikmal kaynaklarından
mübayaa etmek kaydıyla alım yükümlülüğü getirilmiş, eksik kalan ton başına
07-29/264-95
3
cezai şart ödenmesi düzenlenmiştir. Anlaşmanın “borç” başlıklı 5. maddesinde 90
ise, ……. YTL’nin yatırım desteği olarak ve münhasıran anlaşma konusu servisin
ticari faaliyetlerinin geliştirilmesinde kullanılmak ve borcun verildiği tarihten
itibaren 5 yılda geri ödenmek üzere verildiği yer almıştır. Anlaşmanın süresi beş
yıldır.
Anlaşmaya ek olarak düzenlenen taahhütnameye göre, bayi, anlaşma süresince
teşvik primi dahil … ton Castrol markalı madeni ve sentetik yağlar ile gres ve
müstahzarları satın alacaktır. Bayi, söz konusu satın alma taahhüdünü yerine
getiremediği takdirde, eksik kalan miktar üzerinden ton başına …. ABD Doları
cezai şartı ödemeyi taahhüt etmiştir.
100
H.2.2. 4054 Sayılı Kanun ve İlgili Mevzuat Çerçevesinde Değerlendirme
Bildirim, BP ile Avek arasında yapılan Bayilik Anlaşması örnek gösterilmek
suretiyle, BP tarafından 2002/2 sayılı “2003/3 sayılı Rekabet Kurulu Tebliği ile
Değişik, Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği”ne uygun olarak
yapılmış olan madeni yağ dağıtım anlaşmalarına bireysel muafiyet tanınması
talebini içermektedir.
2005/4 sayılı Tebliğ’in getirmiş olduğu yedek parça tanımı çerçevesinde madeni
yağlar artık yedek parça olarak kabul edilmektedir ve söz konusu ürünlerin
dağıtımına ilişkin anlaşmaların da grup muafiyetinden yararlanmak için 2005/4
sayılı Tebliğ’e uygun olarak yapılması gerekmektedir. 2005/4 sayılı Tebliğ’in 110
geçici 3. maddesi uyarınca ise halen bir başka Tebliğ’in kapsamına giren dikey
anlaşmaların bir yıllık geçiş süreci içerisinde 2005/4 sayılı Tebliğ’e uygun hale
getirilmesi gerekmektedir.
2002/2 sayılı Tebliğ’e uygun olarak düzenlenmiş olan bildirime konu anlaşmaların
alıcıya getirdikleri rakip teşebbüslerin ürünlerini almamaya yönelik rekabet
etmeme yükümlülükleri, mevcut haliyle 2005/4 sayılı Tebliğ’in öngördüğü
koşulları karşılamamaktadır. Bu nedenle, yatırımların geri dönüşünün sağlanması
için gerekli olduğu iddia olunan söz konusu yükümlülüklere bireysel muafiyet
tanınması talep edilmiştir.
120
H.2.2.1. Madeni Yağ Anlaşmalarının Tabi Olduğu Hukuki Rejime İlişkin
Süreç
Madeni yağların dağıtımı, ilk olarak 1997/3 sayılı “Tekelden Dağıtım
Anlaşmalarına İlişkin Tebliğ” kapsamında yer almıştır. Adı geçen Tebliğ
çerçevesinde herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın rakip malları satmama
yükümlülüğüne muafiyet tanınmıştır.
1997/3 sayılı Tebliğ’in yayımlanmasından bu yana geçen 9 yıllık süreçte madeni
yağ dağıtım anlaşmalarının tabi olduğu hukuki çerçeve önemli değişikliklere
sahne olmuş ve en son alıcıya getirilebilecek rakip malları satmama
yükümlülüğü, alıcının bir önceki yıldaki toplam alımlarının %30’u ile 130
sınırlandırılmıştır. Buna göre sağlayıcı yaptığı yatırım miktarı ne olursa olsun,
07-29/264-95
4
alıcıyı bir önceki yıldaki toplam yağ alımlarının %30’undan fazlasını kendisinden
almaya zorlayamayacaktır.
Alıcılar tarafından yapılan satın alma taahhütlerinin %30 ile sınırlanması sektörde
faaliyet gösteren ve önceki yıllarda tabi olunan hükümler çerçevesinde servislere
nakdi ve ayni yatırımlar yapan yağ üreticilerini, yeni duruma uyum sırasında
yatırımlarının karşılığını alamama veya çok sayıda hukuki ihtilafla karşı karşıya
kalma riskine maruz bırakmıştır. Bu nedenle yağ üreticileri geçmiş yıllarda
yapmış oldukları anlaşmalara muafiyet tanınması talebinde bulunmaktadırlar.
140
H.2.2.2. Bildirime Konu Anlaşmaların Hukuki Niteliği
Bildirime konu anlaşmalar esas olarak rekabet hukuku literatüründe tek marka
anlaşması olarak nitelendirilen dikey anlaşma tipine uymaktadır. Tek marka
anlaşmaları, alıcının tüm ihtiyaçlarını tek bir sağlayıcıdan alma yükümlülüğüne
dayanmaktadır. Bildirime konu anlaşmada alıcı konumundaki yetkili veya özel
servisler, madeni yağ ihtiyaçlarını münhasıran tek bir sağlayıcıdan temin etme,
rakip ürünleri kullanmama yükümlülüğü altına girmektedirler. Buna karşılık
sağlayıcının alıcının rakiplerine ürün temin etme serbestisi kısıtlanmamaktadır.
Tek marka anlaşmalarının olası rekabeti kısıtlayıcı etkileri, özelikle söz konusu
anlaşmaların pazarı rakip teşebbüslerin girişine kapaması veya önemli ölçüde 150
engellemesi halinde ortaya çıkmaktadır. Söz konusu etki tek bir sağlayıcının
anlaşmasından kaynaklanabileceği gibi, aynı nitelikteki paralel anlaşmaların
oluşturduğu toplam etki ile de ortaya çıkabilmektedir. Sağlayıcının pazar payının
%30-40’ın altında olduğu hallerde, tek bir anlaşmanın pazar kapama etkisi
yaratmaz. Benzer anlaşmalar ağı söz konusu olduğunda ise en büyük beş
sağlayıcının pazar payları toplamının %50’nin altında olması halinde, pazar
rakiplerin girişine kapanmayacaktır.
Tek marka anlaşmalarının rekabeti kısıtlayıcı etki doğurmasına zemin hazırlayan
bir başka önemli konu ise, söz konusu anlaşmaların süresi ve fesih için
öngörülen sürelerdir. Genel olarak, kısa süreli olan ve kısa feshi ihbar süresi 160
içeren sözleşmeler rekabeti kısıtlamaz ve pazara girişleri zorlaştırmaz. Ancak
özellikle uzun süreli anlaşmalar ve buna eşlik eden cezai şartların varlığı halinde,
sağlayıcı değiştirme maliyetinin yükselecek ve rekabeti kısıtlayıcı etki
ağırlaşacaktır.
Son olarak belirtilmesi gereken nokta ise, giriş engellerinin başka etkenler
nedeniyle halihazırda yüksek olduğu pazarlarda, tek marka anlaşmalarının
rekabeti kısıtlayıcı etkilerinin daha yoğun olarak hissedileceğidir.
H.2.3. Bireysel Muafiyet Değerlendirmesi
Bildirime konu anlaşmalarda alıcıya getirilen sadece BP’den ürün almaya dair 170
rekabet etmeme yükümlülüğü ile 2005/4 sayılı Tebliğ’in öngördüğü %30’luk sınır
aşılmaktadır. Bu durumda anlaşmanın bir bütün olarak dikkate alınması ve söz
konusu rekabet etmeme yükümlülüğü ile ilgili hükümlerin Kanun’un 5.
maddesinde öngörülen koşulların oluşmasına engel olup olmadığının
değerlendirilmesi gerekmektedir.
07-29/264-95
5
H.2.3.1. Malların Üretim veya Dağıtımı ile Hizmetlerin Sunulmasında Yeni
Gelişme ve İyileşmelerin ya da Ekonomik veya Teknik Gelişmenin
Sağlanması
Hangi hallerin ekonomik yarar sağladığının somut olayın özelliklerine göre
değerlendirilmesi gerekmekle birlikte, genel olarak üretim ve dağıtım 180
maliyetlerinin düşürülmesi, kalitenin artırılması, malın arzında devamlılığın
sağlanması, yeni piyasalara girişin kolaylaştırılması ve yeni ürünlerin ya da
üretim tekniklerinin bulunması gibi hallerin varlığı halinde ekonomik yararın
sağlandığı kabul edilmelidir.
Bildirime konu yağ dağıtım anlaşmaları esas olarak ekonomik veya teknik
gelişme sağlamaya elverişli bulunmamakta olup, bu koşul anlamında üzerinde
durulması gereken husus anılan anlaşmaların malların üretimi veya dağıtımı ile
hizmetlerin sunulmasında iyileşme sağlayıp sağlamadığıdır.
Bildirime konu anlaşmalar ile alıcı konumunda olan yetkili veya özel servislere,
nakdi kredi ve/veya ekipman desteği sağlanmakta, buna karşılık olarak ise 190
alıcının başka bir sağlayıcıdan madeni yağ alımı engellenmektedir. Bilindiği üzere
muhtelif büyüklükte olmakla birlikte yetkili ve özel servisler, esas olarak küçük ve
orta ölçekli işletmelerdir. Özellikle kurulma aşamasında olan servisler
bakımından, hizmetlerin yürütülmesi için gerekli ekipmana sahip olunması önemli
miktarda yatırım yapılmasını gerektirmektedir. Bu yatırımın bir kısmının doğrudan
ekipman yatırımı olarak veya ekipman alımında kullanılmak üzere kredi desteği
şeklinde yağ sağlayıcıları tarafından karşılanması, servisin finansman yükünü
hafifletmektedir. Faal bir servis açısından ise söz konusu destekler, kullanım
ömrü dolmuş olan ekipmanın yenilenmesi veya hizmet kalitesini artırmaya yönelik
yeni yatırımlar yapılması için kullanılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki ekipman 200
desteği şeklinde yapılan yatırımlar genel olarak yağ değişimi için gerekli aletler
şeklinde olmakla birlikte, özellikle pazar payı yüksek olan markaların servisleri
söz konusu olduğunda, yağ değişim ünitesi dışında kullanılmak üzere yapılan
ekipman yatırımını da içermektedir.
Alım yükümlülüğü karşılığında nakdi kredi verilmesi, alıcının finansman
ihtiyacının sermaye piyasalarına alternatif bir yöntem ile karşılanması anlamına
gelmektedir. Bu ise özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için finans
sektöründen kredi alımının, yerine getirilmesi gereken koşullar nedeniyle zor
veya faiz yükü dolayısıyla maliyetli olduğu hallerde önem kazanmaktadır. Bu tür
hallerde küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından ilerde yerine getirecekleri 210
alımlarına tekabül eden primlerin peşin olarak ödenmesi suretiyle finansman
ihtiyacının karşılanması, teşebbüslerin hizmet kalitesini göreceli olarak daha
elverişli koşullarda artırabilmelerine imkan tanımaktadır.
Söz konusu anlaşmaların sağladığı bir diğer fayda ise genel olarak tüm dikey
anlaşmalar bakımından geçerli olduğu üzere, ürün tedariğinde devamlılık
sağlamasıdır. Sağlayıcılar, yapacakları yatırımın karşılığını almanın güvencesini
baştan sağlamayı amaçlamaktadırlar. Böylece sağlayıcılar üretim planlamalarını
bu esasa dayalı olarak daha rasyonel bir temele oturtarak ölçek ekonomilerini
yakalamaktadır. Yetkili servisler ise beş yıla yayılan bir sürede tüketecekleri
07-29/264-95
6
miktar karşılığında elde edecekleri prim veya iskonto gibi avantajları sözleşmenin 220
kurulmasını müteakip peşin olarak temin etmektedirler. Dolayısıyla bu anlaşmalar
her iki taraf için de belirlilik ve devamlılık sağlamak suretiyle etkinliğe ulaşmanın
yolunu açmaktadır.
Sonuç olarak söz konusu anlaşmalar yatırım maliyetlerinin düşmesine, bu suretle
de dağıtım hizmetlerinin ve yetkili ve özel servislerde tüketicilere sunulacak
hizmetlerin kalitesinin artmasına katkıda bulunmaktadır.
H.2.3.2. Tüketicinin Bundan Yarar Sağlaması
4. madde anlamında rekabeti sınırlayıcı etkileri olan bir anlaşmanın muafiyet
alabilmesi için, yukarıda değinilen malların dağıtımı veya hizmetlerin 230
sunulmasından elde edilen iyileşmenin tüketiciye yansıtılması gerekmektedir.
Kanun'da tüketicinin ekonomik gelişmeden yarar sağlaması gerektiği belirtilmekle
birlikte, yararlanmanın ölçüsü ve kapsamı hususunda herhangi bir ifade yer
almamaktadır. Ancak, ortaya çıkan ekonomik fayda ile tüketicinin elde edeceği
menfaat arasında makul bir denge olması gerektiği kabul edilmelidir. Tüketicinin
yarar sağlaması açısından beklenen genellikle fiyatlar seviyesindeki düşüş
olmakla birlikte, satış sonrası etkin hizmetler, ürün çeşitliliğinin artması,
tüketicinin ürüne daha kolay ulaşabilmesi, malın arzında devamlılığın sağlanması
gibi koşullar da tüketicinin elde edeceği menfaat kapsamındadır.
Madeni yağlarda, belirli spesifikasyonları karşılayan ürünler söz konusu olsa da, 240
farklı markalar arasında yüksek oranda ikame mümkün olmaktadır. Dolayısıyla
ürün farklılaştırmasının fazla önem taşımadığı bu pazar bakımından, tüketicinin
yararı özellikle ürünün kolay bulunabilirliği ve fiyatı açısından değerlendirilecektir.
Söz konusu anlaşmalar vasıtasıyla, araçlara bakım-onarım hizmetlerinin verildiği
en önemli noktalar olan servislerde, bir araçta en çok değişime konu olan
ürünlerden olan madeni yağların varlığı sağlanmaktadır. Böylece tüketiciler,
madeni yağın satışının yapıldığı yedek parça satıcıları gibi başka bir noktadan
önceden temin etmek zorunda kalmaksızın, servise gittiğinde ürüne kolayca
ulaşabilmektedirler.
Diğer taraftan yapılan yatırımların, önemli bir kısmı küçük ve orta ölçekli olan 250
servislerin hizmet kalitesinin artmasına bulunduğu katkı da tüketiciler açısından
bir avantaj sağlamaktadır. Bazı durumlarda yatırım maliyetlerinin paylaşılması,
yeni bir teşebbüsün piyasaya girmesine yardımcı olmaktadır. Bu ise bir yandan
tüketicilerin alternatiflerinin artmasına bir yandan da tüketicilerin daha nitelikli
hizmetler alabilmelerine etki etmektedir. Bu bağlamda münhasırlığın olmadığı bir
ortamda tüketici tercihini de artıracak şekilde servislerin birden fazla yağ markası
kullanabilmeleri ihtimalinin mevcut olduğu belirtilmelidir. Ancak özellikle kurulma
aşamasında olan servisler bakımından, tek marka ile çalışma karşılığında elde
edilebilecek finansman ve ekipman desteği, birden fazla marka ile çalışan bir
servise nazaran yüksek olacağı için, ilgili servisin hizmet kalitesi daha yüksek 260
olacak ve dolayısıyla tüketiciler de daha iyi hizmet veren bir noktada bakım-
onarım işlemlerini yaptırabileceklerdir.
07-29/264-95
7
Değerlendirilmesi gereken bir başka husus ise verilen destekler nedeniyle
servislere tedarik edilen ürünlerin fiyatının artıp artmadığı, söz konusu destekler
olmasaydı tüketicilerin daha uygun fiyatla ürünleri alıp alamayacağıdır. Hemen
belirtmek gerekir ki yedek parça satıcıları, süpermarketler, akaryakıt istasyonları,
yıkama-yağlamacılar gibi birden fazla kanaldan tüketiciye ulaşan madeni
yağlarda fiyat bakımında sağlıklı bir karşılaştırma yapma olanağı oldukça
kısıtlıdır. Zira söz konusu kanalların her biri kendine özgü piyasa şartlarında
faaliyet gösterdiği gibi madeni yağların bu kanallara tedariği de farklı kanallardan 270
olabilmektedir. Örneğin söz konusu kanallardan bazılarına madeni yağ
distribütörleri kanalıyla ulaşılırken bazılarına doğrudan sağlayıcılar kanalıyla
ulaşılmaktadır. Bazı satış noktalarına madeni yağ varillerle veya kurulu depolara
dökme olarak teslim edilirken, bazılarında ise 4-5 litrelik ambalajlar halinde
bulundurulmaktadır. Alım miktarlarının farklılığı gibi fiyata doğrudan etki edecek
hususlar da dikkate alındığında, sağlayıcıların kolayca fiyat farklılaştırması
yapabilecekleri ve bu nedenle doğrudan münhasır anlaşmadan kaynaklanan bir
fiyat farklılığının ölçülmesinin oldukça güç olduğu anlaşılmaktadır.
Esasen, ilk bakışta bu yatırımların servislere satılan yağ fiyatını ve dolayısıyla da
tüketiciye yansıyan fiyatı artıracağı öngörüsü makul görülmekle birlikte, söz 280
konusu yatırımları kendisi üstlenen bir servis de aynı şekilde maruz kaldığı
maliyetleri bu kez genel olarak verdiği tüm hizmetlerin fiyatına yansıtabilecektir.
Diğer taraftan, servise verilen finansman destekleri esas olarak belirli bir dönemin
sonunda hak edilecek olan primlerin veya iskontoların peşinen ödenmesi
şeklinde tezahür ettiği için, münhasır alım yükümlülüğü karşılığında verilen
iskontoların artması tüketiciye yansıyan nihai fiyatın da azalmasına imkan
tanımaktadır.
H.2.3.3. İlgili Piyasanın Önemli Bir Bölümünde Rekabetin Ortadan
Kalkmaması
Muafiyet kararı verilmesinde aranan bu ilk olumsuz şarta göre, muafiyete konu 290
anlaşma ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmasına
neden olmamalı, bir başka deyişle sağlanan ekonomik gelişme veya fayda ile
tüketicinin bundan yarar sağlaması rekabetin ortadan kaldırılması sonucunda
elde ediliyor olmamalıdır. İlgili pazarın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan
kalkıp kalkmadığı değerlendirilirken dikkate alınması gereken başlıca hususlar;
pazarda halihazırda giriş engellerinin olup olmadığı, hakim durumda olan bir
teşebbüsün bulunup bulunmadığı, dikey anlaşmalar aracılığıyla giriş engeli
yaratılıp yaratılmadığı, tüketici tercihlerinin ne ölçüde kısıtlandığı ve pazarın
yapısı olarak sıralanabilir.
Dosya mevcudu bilgilere göre, madeni yağ üretimi yapabilmek için pazarda 300
önemli bir giriş engeli bulunmamaktadır. Çok sayıda üretici firma sektörde faaliyet
göstermektedir. Ürünlerin tüketicilere ulaşmasında ise, çeşitli alternatifler mevcut
olmakla birlikte, önemli dağıtım kanallarından olan yetkili servislere giriş
noktasında bazı engellerin varlığı söz konusudur.
İlgili pazarın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığı
belirlenirken dikkate alınacak en önemli hususların başında, incelemeye konu
07-29/264-95
8
anlaşmaya taraf olan teşebbüslerin pazar payı gelmektedir. Bu bağlamda hakim
durumdaki bir teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma yapmış olması halinde
ilgili pazarda rekabetin kısıtlandığı söylenebilecektir. Sektöre ilişkin bilgiler
bölümünde görüldüğü üzere, orta derecede yoğunlaşmış olarak 310
nitelendirebileceğimiz madeni yağ pazarında, BP ve Catrol’ün toplam payı %......
olup, en yüksek pazar payına sahip teşebbüsün payı dahi %30’u aşmamaktadır.
Bu durumda herhangi bir teşebbüsün hakim durumda olduğunu söylemek
mümkün değildir. Zaten, tek marka için pazar payının %30’un altında olması
halinde pazar kapama etkisi ortaya çıkmayacaktır.
Hakim durum söz konusu olmamakla birlikte, inceleme konusu bakımından asıl
üzerinde durulması gereken husus benzer nitelikteki anlaşmalar nedeniyle ilgili
pazardaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığı, bir başka deyişle pazar kapama
etkisinin ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Bilindiği üzere madeni yağ sağlayıcıları hemen
hemen benzer nitelikte anlaşmalar yapmak suretiyle servislerle çalışmaktadırlar. 320
AB’nin dikey sınırlamalar rehberinde ilk beş teşebbüsün pazar payının %50’nin
altında olması halinde anlaşmaların toplam etkisinin rekabetin kısıtlanması
sonucunu doğurmayacağı kabul edilmiştir. Ancak bu oranın aşılması halinde
pazarda görülen rekabeti sınırlayıcı etkinin, paralel anlaşmalar ağından mı yoksa
başka etkenlerden mi kaynaklandığının, benzer nitelikli anlaşmalar ağının
rekabetin kısıtlanmasına ne ölçüde katkıda bulunduğunun değerlendirilmesi
gerekmektedir.
İnceleme konusu pazara baktığımızda ilk beş teşebbüsün pazar payının %70’lere
ulaştığı görülmektedir. Dolayısıyla pazar yoğunlaşmış bir görünüm arz etmekle
birlikte, madeni yağların ne ölçüde münhasır anlaşmalar yoluyla satıldığının ve 330
bu münhasırlığın pazar yapısına etkisinin belirlenmesi gerekmektedir. Aşağıdaki
tabloda, 2006 yılı itibarıyla ilk beş teşebbüsün toplam madeni yağ satışları
içerisinde münhasır anlaşmalar yoluyla satılan madeni yağın miktarı ve bunun
toplam madeni yağ pazarındaki oranı verilmektedir:
Teşebbüs adı Toplam madeni yağ
satışları (ton)
Münhasır anlaşmalar
yoluyla yapılan
satışlar
Bağlı pazar payı
(%)
BP ………. ………. ……….
Mobil ………. ………. ……….
Shell ………. ………. ……….
Total ………. ………. ……….
POAŞ ………. ………. ……….
Toplam ………. ………. ……….
Yukarıda görüldüğü üzere pazarın %15’lik bir bölümüne münhasır anlaşmalar
aracılığıyla madeni yağ tedarik edilmektedir. Burada esas alınan rakamların
07-29/264-95
9
sadece beş teşebbüsü esas alması dolayısıyla sektörün tamamını yansıtmadığı,
pazarda faaliyette olan bazı teşebbüslerin üretim veya ithalat rakamlarının
toplama dahil edilmesi halinde söz konusu oranların daha da düşük çıkacağı
söylenebilir. Bunun dışında kalan, akaryakıt istasyonları, yedek parçacılar, 340
yıkama-yağlama istasyonları, süpermarketler gibi kanallarda ise münhasırlık
olmaksızın madeni yağ satışı yapılabilmektedir. Dolayısıyla bağlı pazar payı
olarak tabir edilen münhasır anlaşmalar yoluyla yapılan satışların pazarda önemli
derecede rekabeti kısıtlayıcı etki doğurmadığı söylenebilir.
Diğer taraftan münhasır anlaşmalar dışında pazarın yapısına etki eden ve
madeni yağ üreticilerinin servislerle anlaşma yapmalarını zorlaştırıcı nitelikteki
başka bazı faktörlerin mevcut olduğuna dikkat çekilmelidir. Bilindiği üzere, bir
madeni yağ üreticisinin yetkili servislerle anlaşma yapması, büyük oranda söz
konusu üreticinin ürünlerinin araç markalarının sağlayıcıları nezdinde kabul
edilebilirliğine bağlı olmaktadır. Esasen, madeni yağlar bakımından tüm dünyada 350
kabul görmüş standartlar mevcuttur ve araç üreticileri ürünlerinin doğru bir
şekilde çalışması için yalnızca bu standartları taşıyan yağların kullanılması
konusunda titizlik göstermektedir. Belirli bir araçta kullanılacak madeni yağın
nitelikleri, genellikle araçların kullanma kılavuzlarına dahi işlenmekte ve yetkili
servislerin söz konusu yağları kullanmaları tavsiye edilmektedir. Ayrıca madeni
yağ firmalarıyla araç üreticileri arasında global boyutta mevcut olan ilişkiler
ülkemiz pazarını da etkilemekte ve belirli yağ üreticileri bazı markalarla birlikte
anılmaktadır. Böylece yetkili servisler de araç üreticisinin işbirliği yaptığı markayı
tercih etme eğilimi göstermektedirler. Bu nedenle, madeni yağ üreticisi sayısının
fazlalığına karşın yetkili servislerin önünde fazla seçenek bulunduğunu söylemek 360
mümkün gözükmemektedir. Nitekim yetkili servislerin hemen hemen tamamının
uluslararası markalar olan BP, Mobil, Shell ve Total ile çalışması da bu durumu
doğrulamaktadır. Dolayısıyla madeni yağ üreticilerinin ürünlerinin yetkili servislere
ve nihai olarak tüketicilere ulaşması sürecinde, taraflar arasında kurulan dağıtım
anlaşmalarının etkisi kadar, ürünlerin niteliklerinden kaynaklanan teknik
gerekliliklerin getirdiği mali külfetler de etkili olmaktadır.
Esasen 2005/4 sayılı Tebliğ de yukarıda değinilen uygulamaya cevaz
vermektedir. Zira 2005/4 sayılı Tebliğ ile orijinal ve eş değer kalitede yedek parça
tanımları getirilmiş ve sağlayıcının bu niteliği taşımayan parçaların kullanılmasını
engellemesine olanak sağlanmıştır. Dolayısıyla, madeni yağ sektöründe faaliyet 370
gösteren yağ üreticilerinden, ancak ürünleri belirli bir kaliteyi yakalayan yani
eşdeğer olarak nitelendirilebilenler yetkili servislere ürün tedarik edebilecektir.
Böylece yukarıda aktarılan araç üreticilerinin standartlarına uygun üretim
yapılması veya uluslararası sertifika kuruluşlarından onay alınması, dağıtım
ağlarına girmek bakımından önemli olduğu kadar Tebliğle sağlanan muafiyetten
yararlanılması bakımından da önem kazanmaktadır.
Diğer taraftan ilgili pazarda rekabetin ne ölçüde sınırlandığının ve pazarın önemli
bir bölümünde rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığının tespit edilmesi için
tüketicilerin alternatif temin imkanlarının ne ölçüde sınırlandığına bakılmalıdır.
Dolayısıyla münhasır kanallar dışında tüketicilerin seçim olanakları olup olmadığı 380
araştırılmalıdır. Münhasır olarak çalışan yetkili ve özel servisler dışında, yedek
07-29/264-95
10
parça satıcıları, yıkama yağlama istasyonları, akaryakıt istasyonları ve
süpermarketler tüketicilerin madeni yağ elde edebilecekleri başlıca noktalardır.
Garanti kapsamında yapılan bakım ve onarım hizmetlerinde tüketicilerin tercihleri
yetkili servislerin ve sağlayıcıların tercihlerine bağlı olmakla birlikte, esasen
garanti sonrası dönemde seçenekler artmakta ve yukarıda aktarılan noktalar
tüketiciler açısından önem kazanmaktadır. Yağ değiştirme işleminin kolay
yapılabilen ve ileri düzeyde teknik bilgi gerektirmeyen bir işlem olması
dolayısıyla, özellikle garanti sonrası dönemde tüketiciler bu noktalardan herhangi
birine başvurabilmektedir. Bu nedenle münhasır anlaşmalar belli bir dönemde 390
tüketici tercihlerini kısıtlamakla birlikte, pazara bütün olarak bakıldığında,
tüketicilerin çeşitli alternatiflerinin olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Shell, Total ve
BP açısından akaryakıt istasyonlarında satılan madeni yağların teşebbüslerin
toplam madeni yağ satışlarının 2006 yılı için sırasıyla %....., %..... ve %.....’si
olduğu gözlenmektedir. Madeni yağların önemli bir kısmının distribütörler
kanalıyla dağıtıldığı dikkate alındığında, akaryakıt istasyonlarında satılan madeni
yağ miktarının tüketici tercihi açısından azımsanamayacak bir oranı temsil ettiği
anlaşılmaktadır. Bu konuda çarpıcı bir örnek olarak Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ)’ın
durumu verilebilir. Yerli üretici olarak yukarıda değinilen dezavantajları taşıyan
POAŞ, servis kanalına girmekte zorlanmakta iken, toplam madeni yağ 400
satışlarının %....’ini akaryakıt istasyonlarında gerçekleştirmekte ve toplam olarak
170.000 tona ulaşan madeni yağ pazarına istasyonlar aracılığı ile ….. ton ürün
tedarik ederek %...... oranında bir pazar payı ile önemli bir oyuncu olarak faaliyet
göstermektedir.
Bu noktada pazarda rekabetin hangi seviyede gerçekleştiğinin de
değerlendirilmesi gerekmektedir. Daha önce belirtildiği üzere, servislerin ürün
seçimi konusundaki serbestileri büyük oranda ürünlerin teknik özelliklerine, araç
sağlayıcılarının tercihlerine ve yağ sağlayıcıları ile araç sağlayıcıları arasındaki
işbirliklerine bağlı olmaktadır. Bununla birlikte, anlaşmanın yapılma aşamasında
servisler, birden fazla sağlayıcı tarafından sunulan kredi, ekipman ve destek 410
seçenekleri arasında seçim yapma şansını elde etmek suretiyle daha güçlü
konuma gelmektedirler. Karşılıklı menfaatlerin dengelenmesi olarak ifade
edilebilecek bu süreçte, yağ sağlayıcıları yapılan yatırım miktarını azaltmak ve
alınan taahhütleri arttırmaya çalışmak yolunu seçerken, servisler de kendilerine
sağlanan avantajları arttırmak ve altına girdikleri taahhütleri azaltmaya
çalışmaktadırlar. Bu nedenle pazarda ileyebilir bir rekabetin var olduğu
anlaşılmaktadır. Ancak bir kez anlaşma yapıldıktan sonra, genellikle servisler
uzun süreli olarak bağlanmaktadır. Zira yapılan anlaşmalarda servislere
anlaşmalardan kaynaklanan taahhütlere denk miktarlara varabilen cezai şartlar
getirilmekte ve bu suretle sağlayıcı değiştirme maliyetleri arttırılmaktadır. 420
Dolayısıyla, bildirime konu anlaşmaların rekabeti kısıtlayıcı etkisi, anlaşmaların
süresi ve cezai şartların varlığı ile ortaya çıkmaktadır. Anlaşmaların beş yıllık
süreler için yapılması ve cezai şartlarla sağlayıcı değiştirme maliyetinin
ağırlaştırılması, gerek pazara girmek isteyen yağ sağlayıcılarının gerekse farklı
bir sağlayıcı ile çalışmak isteyen servislerin serbestisini kısıtlamakta ve pazardaki
işleyebilir rekabeti olumsuz olarak etkilemektedir.
07-29/264-95
11
H.2.3.4. Rekabetin (a) ve (b) Bentlerindeki Amaçların Elde Edilmesi İçin
Zorunlu Olandan Fazla Sınırlanmaması
Kanun’un 5. maddesinde öngörülen bu son koşula aykırılık ya izlenen amacın 430
elde edilmesi için rekabetin gereğinden fazla sınırlanmaması ya da rekabetin
sınırlanmasının gereğinin dahi bulunmaması halinde olabilir. Teşebbüsler prensip
olarak anlaşma ile amaçladıkları ekonomik yararların gerçekleştirilmesinde
rekabeti en az sınırlayıcı yöntemi tercih etmekle yükümlüdürler.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tek marka anlaşmalarının rekabeti kısıtlayıcı
etkileri, anlaşmaya taraf olan sağlayıcıların yüksek pazar payından veya
anlaşmanın süresi ve anlaşmayla birlikte düzenlenen cezai şartlardan
kaynaklanabilir. Burada önemli olan husus anlaşma sürelerinin ve düzenlenen
cezai şartların bayilerin başka bir sağlayıcı ile çalışmasını ne ölçüde zorlaştırdığı
dolayısıyla geçiş maliyeti yaratıp yaratmadığıdır. Geçiş maliyetlerinin yüksek 440
olması diğer faktörlerle birlikte alıcıların başka sağlayıcılarla çalışmasını
engellemekte ve piyasanın kapanma riskini beraberinde getirmektedir. Genel
olarak ölçek ekonomilerine ulaşılması, etkinliğin sağlanması gibi amaçlarla tesis
edilen dikey anlaşmalarda sağlayıcılar tarafından alıcıya belli oranlarda yatırım
yapılması ve bunun karşılığında münhasırlık hükümleri getirilmesi rekabet
otoritelerince kabul edilen uygulamalar olmakla birlikte, yatırımların geri
dönüşünü sağlamaktan öteye geçen cezai şartların varlığı, alıcıyı anlaşmanın
feshi halinde ağır sorumluluklarla karşı karşıya bırakmakta ve anlaşmalardan
beklenen faydaların ötesinde rekabet üzerinde olumsuz etkiler doğurmaktadır.
Yukarıda değinilen husus, AB Komisyonu tarafından kabul edilen Dikey 450
Anlaşmalara İlişkin Rehberde de teyit edilmektedir. Rehberde, belirli sektörlerde
birden fazla markanın satılmasının zor olabileceği, böyle durumlarda piyasayı
kapama sorununun anlaşmaların daha kısa süreler için tesis edilmesiyle
çözümlenebileceği belirtilmiştir. Rehberde ilişkiye özgü olan ve olmayan
yatırımlar arasında ayrım yapılmak suretiyle ilişkiye özgü yatırımların
gerçekleşmesi için öngörülecek rekabet etmeme yükümlülüklerinin genellikle
bireysel muafiyet koşullarını sağlayacağı ifade edilmiştir. Sağlayıcı tarafından
alıcıya, ilişkiye özgü olmayan bir kredi veya ekipman sağlanması halinde, bu
durumun tek başına muafiyet koşullarını sağlamak için yeterli olmayacağı
öngörülmüştür. Bununla birlikte, finansal piyasaların etkin çalışmamasından 460
kaynaklanan sorunlar olduğunda sağlayıcıdan kredi temin edilmesinin daha etkin
olması durumu ise daha farklı değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda dahi
muafiyetten yararlanılabilmesi için alıcının rekabet etmeme yükümlülüğüne son
verme ve herhangi bir zamanda anlaşmadan doğan borçlarını geri ödeme ve
bundan başka bir cezai şart ödememe imkanı bulunması gerektiği kabul
edilmektedir. Bu durum, kredinin eşit veya azalan taksitlerle geri ödenmesi,
zaman içerisinde yükselmemesi ve anlaşmanın sonunda alıcının sağlayıcı
tarafından sağlanan ekipmanı piyasa değeri üzerinden temin edebilmesi
anlamına gelmektedir.
Kurul tarafından kabul edilen Dikey Anlaşmaların Açıklanmasına Dair Kılavuz’da 470
da, sağlayıcının alıcıya kredi temin etmiş olması halinde bu kredinin geri
07-29/264-95
12
ödemesinin alıcının beş yıl sonunda rekabet etmeme yükümlülüğünden
kurtulmasını engelleyecek şekilde düzenlenmemesi gerektiği yer almıştır. Alıcı,
beş yıllık rekabet etmeme şartının süresi dolmasından sonra varsa kalan borçları
geri ödeme imkanına sahip olmalıdır. Benzer şekilde, sağlayıcının alıcıya bazı
ekipmanları sağladığı hallerde, alıcının beş yıllık rekabet etmeme süresinin
sonunda bu ekipmanları piyasa değeri üzerinden devralabilme imkanına sahip
olması gerekmektedir.
Bildirime konu anlaşmalar bu kapsamda değerlendirildiğinde, sözleşmeden
doğan yükümlülükleri ağırlaştıran cezai şartlara yer verildiği anlaşılmıştır. 480
Böylelikle alıcının rakip sağlayıcılara geçmesi ve sağlayıcının sağladığı ürünler
dışındaki ürünleri satın alması engellenmiştir. Bayilik Anlaşması’nın esasını
oluşturan yatırım miktarı …… YTL, …… tonluk bir alım taahhüdü karşılığında
verilecektir. Taahhütlerin yerine getirilememesi ve Anlaşmanın feshi halinde, bayi
eksik kalan ton başına ……. ABD Doları cezai şart ödemeyi taahhüt etmiştir.
BP’nin anlaşmadan doğan haklarını ayrıca talep etme hakları saklı tutulmuştur.
Bu hükümler ışığında, yatırımlardan doğan etkinliğin rekabet sınırlamalarını
dengeleyecek düzeyde olmasına karşın, anlaşmalarda yer alan cezai şartlara
ilişkin hükümlerin rekabeti bu etkinliğin tesisi için gerekli olandan daha fazla
kısıtladığı anlaşılmıştır. 490
Pazarda faaliyet gösteren diğer teşebbüsler tarafından yapılan anlaşmalarda da
benzer hükümlerin bulunduğu gözlenmektedir. Sektörün bütününde gözlenen bu
yapı, gerek servislerin çalıştıkları üreticileri değiştirmelerini, gerekse yeni
üreticilerin piyasaya girişini güçleştiren bir durum arz etmektedir. Sonuç olarak;
bildirime konu anlaşmada düzenlenen cezai şartların ve kısıtlamaların
anlaşmadan beklenen faydaların elde edilmesini güçleştirdiği, aradaki dengeyi
rekabetin kısıtlanması yönünde bozduğu anlaşılmıştır.
H.2.4. Genel Değerlendirme
Madeni yağ pazarı genel olarak rekabetçi bir yapı arz etmektedir. Üretici 500
seviyesinde giriş engellerinin yüksek olmadığı, ithalatın önünde yasal engellerin
bulunmadığı, çok sayıda teşebbüsün faaliyet gösterdiği ve teşebbüslerden
hiçbirinin hakim durumda olmadığı bir pazar olan madeni yağ pazarında, dağıtım
aşamasında da ürünlerin tüketiciye ulaşmasında kanalların çok olması
dolayısıyla tüketiciler farklı alternatifler arasında tercih yapabilme olanağına
sahiptirler.
Madeni yağın dağıtım aşamasında en önemli kanallardan olan servisler
düzeyinde, başlıca dört teşebbüs ile anlaşma yapılması nedeniyle bir yoğunluk
gözlenmesine karşın, burada da işleyebilir bir rekabetin varlığından söz etmek
mümkündür. Zira büyük oranda münhasır anlaşmalar yoluyla ürün tedarik eden 510
servisler, anlaşma yapmadan önce pazarlık gücüne sahip olmaları nedeniyle,
farklı sağlayıcılar tarafından kendilerine sunulan teklifler arasında seçim
yapabilmektedirler. Bu nedenle anlaşma yapılması aşamasında yoğun bir
rekabete tanık olunmakta, ancak bir kez anlaşma yapılınca servis taahhütlerini
yerine getirene kadar, koşullar ne kadar uygun olursa olsun başka bir
sağlayıcıdan ürün tedarik edememektedir. Bu nedenle anlaşmanın
07-29/264-95
13
imzalanmasından önce servislerin birden fazla sağlayıcı arasında seçim
yapabilmeleri ve bu aşamada yaşanan rekabetin yoğunluğu, pazarda işleyebilir
rekabetin varlığını gösteren en önemli etken olarak görülmektedir.
Diğer taraftan, servisler düzeyinde anlaşmaların ilk tesisi aşamasında gözlenen 520
bu rekabet, 2005/4 sayılı Tebliğ uyarınca yedek parça olarak kabul edilen madeni
yağların özelliklerini de yansıtmakta, diğer yedek parçalardan farklı kabul
edilebilecek özelliklerini de ortaya koymaktadır. Zira, diğer parçaların temini
aşamasında servislerin seçim şansları sınırlanmakta, servisler araç
sağlayıcısından veya gösterdiği kaynaklardan parça temin etme yükümlülüğü ile
karşı karşıya kalmaktadır. Diğer parçalar bakımından araç sağlayıcısının
belirleyiciliği, madeni yağlara oranla daha yüksek seviyelerde bulunmakta, parça
sağlayıcılarının pazara girişinde engeller ortaya çıkmaktadır. Mülga 1998/3 sayılı
Tebliğ düzenlemeleri çerçevesinde dahi, servislerin diğer kaynaklardan parça
temininde herhangi bir engel bulunmamakla birlikte, kullanılan yedek parçaların 530
nerdeyse tamamına yakınını araç sağlayıcısından tedarik edilenlerin oluşturduğu
belirlenmiş, dolayısıyla Tebliğ ile gözetilen hedeflere ulaşılamamıştır. 2005/4
sayılı Tebliğ ile getirilen %30 oranındaki alım yükümlülüğü esasen bu düzeyde
pazara girişleri kolaylaştırmayı ve eksikliği hissedilen rekabeti çok markalılıkla
sağlamayı amaçlamaktadır. Madeni yağlar bakımından ise anlaşmaların yapılma
aşamasında yoğun bir rekabet gözlenmekte, servisler, kendilerine sunulan
seçenekler arasında tercih yapmak suretiyle istedikleri sağlayıcı ile çalışma
olanağına kavuşmaktadır. Dolayısıyla, Tebliğin sağlamaya çalıştığı rekabetçi
ortam halihazırda madeni yağ sektörü için mevcuttur.
Madeni yağ sektörünün 2005/4 sayılı Tebliğ’in yürürlüğe girmesinden önceki 540
dönemde 2002/2 sayılı Tebliğ’e tabi olması nedeniyle sektörde anlaşmaların
genel olarak beş yıllık süreler için yapıldığı gözlenmektedir. Sektörde örnekleri
görülen türde rekabet etmeme yükümlülüğü içeren anlaşmalar söz konusu
olduğunda, -genel olarak- süresi beş yıla kadar olan anlaşmaların rekabetçi
etkileri ile rekabeti kısıtlayıcı etkileri arasında bir denge bulunması halinde
rekabeti kısıtlayıcı nitelikte olmayacağı, buna karşın süresi beş yılı aşan rekabet
etmeme yükümlülüklerinin söz konusu anlaşmalar ile güdülen ekonomik etkinliğe
ulaşmayı engelleyebileceği ve pazar kapatma etkisinin daha yüksek olacağı
neticesine varılmıştır.
Bildirime konu anlaşmalar bakımından da, serviste sunulacak hizmetlerin 550
iyileştirilmesi koşuluyla, anlaşma süresi boyunca kazanılacak primlerin peşin
olarak ödenmesi suretiyle servislere önemli bir finansal destek sağlanması ve bu
suretle tüketicilerin daha kaliteli hizmet almalarının sağlanması nedeniyle
rekabetçi etkilerin ortaya çıktığı ve anlaşmaların sürelerinin de beş yılı aşmaması
halinde bu rekabetçi yararların doğduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla rekabetçi
sonuçların korunması açısından, rekabet etmeme yükümlülüğü içeren
anlaşmaların beş yılı aşacak şekilde düzenlenmemesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, yukarıda değinildiği üzere, rekabet etmeme yükümlülüğü içeren
tek marka anlaşmalarının, rekabet üzerindeki olumsuz etkileri, sağlayıcı
değiştirme maliyetlerini yükseltmesi noktasında ortaya çıkar. Ayrıca, bildirime 560
konu anlaşmalar bakımından ve genelde de madeni yağ sektöründeki diğer
07-29/264-95
14
anlaşmalar açısından cezai şartların mevcudiyeti, rekabeti zorunlu olandan fazla
kısıtlar. Bildirime konu anlaşma ve benzer nitelikteki anlaşmalar dolayısıyla
yapılan yatırımların geri dönüşünü sağlamak için belirli bir süre alıcının rakip
ürünleri alımının yasaklanması makul görülebilecektir. Madeni yağ sektörü
özelinde yatırımların geri dönüşünün ortalama olarak üç yıllık bir sürede mümkün
olduğu, sözleşmenin geri kalan iki yıllık süresinde de yağ üreticilerinin kar elde
ettikleri belirtilmektedir. Bu nedenle madeni yağ üreticilerinin yatırımlarının geri
dönüşünü sağlamaları ile rekabet etmeme yükümlülüğünden kaynaklanan
rekabetin zorunlu olandan fazla kısıtlandığı tespiti arasında bir denge kurulması 570
gerektiği kanaatine varılmıştır.
Genel hukuk prensipleri uyarınca tarafların anlaşmaların feshi halinde
anlaşmanın sona ermesinden kaynaklanan zararların karşılanmasını talep
edebilme hakları saklı tutulmakla birlikte, bu durumun ötesine geçecek cezai
şartların varlığı rekabet hukuku açısından olumsuz sonuçlar yaratmaktadır.
Bildirime konu olan BP tarafından yapılan anlaşmalar bakımından bu durum
değerlendirildiğinde, anlaşmayla sağlanan ……. YTL tutarındaki yatırım miktarına
karşılık olarak getirilen alım taahhütlerinin yerine getirilememesi halinde alıcıya
yüklenen eksik kalan ton başına ……. ABD Doları tutarındaki cezai şart, aradaki
dengenin bozulduğunu ve alıcıya gerekli olanın ötesinde bir yükümlülük 580
getirildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, gerek anlaşmalarda yer alan hükümler,
gerekse konuyla ilgili düzenlemeler ve uygulamalar ışığında, anlaşmaların bu
haliyle bireysel muafiyet alınabilmesi için gerekli koşulları sağlamadığı neticesine
varılmıştır.
Yukarıda değinilen tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında, sözleşmenin
süresinin dolmasından sonra alıcıya varsa kalan borçlarını ödemek suretiyle
sözleşmeye son verme olanağının tanınması halinde bu denge sağlanabilecektir.
Ancak bu halde alıcıya, fesih nedeniyle sağlayıcının maruz kaldığı fiili zararın
ötesine geçecek şekilde cezai şart ödeme yükümlülüğü getirilmemesi
gerekmektedir. Her iki koşulun birlikte sağlanması halinde sağlayıcılar tarafından 590
yatırım yapılması modeli üzerine dayanan pazardaki rekabet devam ederken,
getirilen sınırlamaların rekabeti kısıtlayıcı etkisi de sözleşmenin süresi ile
sınırlandırılmış olacak ve bu haliyle söz konusu anlaşmalara bireysel muafiyet
tanınabilecektir.
I. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre,
1. BP Petrolleri A.Ş. ile Avek Otomotiv İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.
arasında imzalanan Madeni Yağ Bayilik Anlaşması ile diğer bayilerle de
imzalanacak aynı hükümleri içeren tip anlaşmaların içermiş olduğu rekabet 600
etmeme yükümlülüklerinin 2005/4 sayılı Tebliğ ile öngörülen muafiyetten
yararlanamayacağına,
2. 4054 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde yapılan
değerlendirme sonucunda; içerdikleri cezai şartlar sebebiyle anlaşmaların mevcut
haliyle bireysel muafiyet için öngörülen koşulları sağlamadığına,
07-29/264-95
15
3. Buna karşılık bildirime konu anlaşmaların; alıcıya, sözleşmenin süresinin
sonunda doğrudan ya da dolaylı cezai şarta maruz kalmaksızın varsa kalan
borçlarını ve sağlayıcının fesihten kaynaklanan fiili zararını ödemek suretiyle
sözleşmeye son verme hakkı tanınacak şekilde tadil edilmesi ve sözleşme
süresinin 5 yılı aşmaması koşuluyla talep edilen bireysel muafiyetin verilmesine, 610
OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy