Rekabet Kurumu Başkanlığından,
(Danıştay'ın İptal Kararı Üzerine Verilen)
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : E2-D1-97/1 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 07-62/740-268
Karar Tarihi : 26.7.2007
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER 10
Başkan : Tuncay SONGÖR (İkinci Başkan)
Üyeler : Prof.Dr. Nurettin KALDIRIMCI, Sıraç ASLAN,
Süreyya ÇAKIN, Mehmet Akif ERSİN
B. RAPORTÖRLER : İsmail Atalay YOLCU, Metin PEKTAŞ
C. ŞİKAYET EDEN : - İzmir Ticaret Odası
Atatürk Cad. No:126 Pasaport 35210 İzmir
D. KARŞI TARAF : - Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş. 20
Ankara Asfaltı Üzeri No:335
35050 Bornova/İzmir
- Batısöke Söke Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Şarlak Mevkii 09200 Söke- Aydın
- Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.
Kemalpaşa Cad. 35070 Işıkkent/İzmir
- Denizli Çimento Sanayi T.A.Ş.
Ankara Asfaltı 40. km. PK:29 20100
Kaklık/Denizli
30
E. DOSYA KONUSU : 13.9.2005 tarih, 05-57/850-230 sayılı Rekabet
Kurulu kararına ilişkin Danıştay 13. Dairesi tarafından verilen yürütmeyi
durdurma ve iptal kararları ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun
Yürütmeyi Durdurma İtiraz Red kararları üzerine ilgili dosyanın yeniden
değerlendirilmesi.
F. İDDİALARIN ÖZETİ : Ege Bölgesinde faaliyette bulunan çimento
fabrikalarının 4054 sayılı Kanun'u ihlal ettikleri iddia edilmektedir.
G. DOSYA EVRELERİ : Kurum kayıtlarına 12.11.1997 tarih ve 867-5 sayı 40
ile intikal eden başvuru üzerine hazırlanan 19.11.1997 tarih ve E2-D1-97/1
sayılı İlk İnceleme Raporu Kurul’un 20.11.1997 tarih ve 40 sayılı toplantısında
görüşülmüş ve 4054 sayılı Kanun’un 40/1. maddesi uyarınca, soruşturma
açılmasına gerek olup olmadığını belirlemek amacıyla, İzmir’de faaliyette
bulunan Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası T.A.Ş. ve Batıçim Batı Anadolu
Çimento Sanayi A.Ş. hakkında önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.
Önaraştırma sonucunda hazırlanan 19.12.1997 tarih ve D1/2/ÇD-97/4 sayılı
Önaraştırma Raporu Kurul’un 25.12.1997 tarih ve 45/4 sayılı toplantısında
görüşülmüş, konunun hem fiyat tespiti hem de pazar paylaşımı yönüyle 50
incelenmesine ve Kanun’un 41. maddesi uyarınca, Batıçim Batı Anadolu
Çimento Sanayi A.Ş.(Batıçim), Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.
(Çimentaş), Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Akçansa) ve Denizli
Çimento Sanayi T.A.Ş. (Denizli Çimento) hakkında soruşturma açılmasına
karar verilmiştir.
Kanun’un 43/2. maddesi uyarınca, 26.12.1997 tarihinde ilgili taraflara
soruşturma açıldığına dair bildirimde bulunularak, yazılı savunmaları
istenilmiştir.
60
Haklarında soruşturma açılan teşebbüslerin ilk yazılı savunmaları,
10.02.1998-23.02.1998 tarihleri arasında Soruşturma Heyeti’ne ulaşmıştır.
Soruşturma kapsamında yapılan yerinde incelemeler sırasında elde edilen
bilgi ve belgeler çerçevesinde Soruşturma Heyeti’nin hazırladığı önerge
doğrultusunda, Rekabet Kurulu’nun 01.04.1998 tarih ve 60/4 sayılı
toplantısında, bölge fabrikalarından olan Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş.
(Batısöke)’nin de soruşturma kapsamına alınmasına karar verilmiş ve bu
karar 15.04.1998 tarihinde teşebbüse bildirilmiştir.
70
Soruşturmaya dahil edilen Batısöke., 02.07.1998 tarihinde ilk yazılı
savunmasını göndermiştir.
21.12.1998 tarih ve SR/98-4 sayılı Soruşturma Raporu, Kanun'un 45/1.
maddesi uyarınca, tüm Kurul Üyeleri ile ilgili taraflara 25.12.1998- 30.12.1998
tarihlerinde tebliğ olunmuş ve aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince söz
konusu taraflardan 30 gün içinde yazılı savunmalarını göndermeleri
istenilmiştir.
Soruşturmaya konu olan teşebbüsler 15.02.1999-01.03.1999 tarihleri 80
arasında ikinci yazılı savunmalarını göndermişlerdir.
Soruşturma Heyeti'nin hazırladığı teşebbüslere ait yazılı savunmalara ilişkin
"Ek Yazılı Görüş", Kanun'un 45/2. maddesi uyarınca, 13.03.1999-17.03.1999
tarihleri arasında tüm Kurul Üyeleri ve ilgili taraflara bildirilmiştir.
Teşebbüsler 12.04.1999-16.04.1999 tarihleri arasında "Ek Yazılı Görüş"'e
karşı hazırladıkları son yazılı savunmalarını göndermişlerdir.
09.06.1999 tarihinde yapılan sözlü savunma toplantısında, taraflar son 90
savunmalarını yapmışlar ve tanıklar dinlenmiştir.
Rekabet Kurulu, 17.06.1999 tarihinde nihai kararını vermiş ve 23.06.1999
tarihinde karar taraflara tefhim edilmiştir.
Anılan Kurul kararı, hakkında soruşturma yürütülen teşebbüsler tarafından
iptal istemli açılan davalar sonucunda, Danıştay 10. Dairesi'nin 15.1.2000
tarih ve 2000/1432 E.-2001/54 K.; 2000/1220 E.-2001/55 K.; 2000/1657 E.-
2001/56 K.; 2000/1392 E.-2001/57 K.; 2000/1393 E.-2001/58 K. sayılı
kararlarıyla, karşı oy yazılarının bulunmaması nedeniyle iptal edilmiştir. 100
Rekabet Kurumu tarafından temyiz edilen kararlar onanmış ve karar düzeltme
talebi reddedilerek iptal kararları kesinleşmiştir.
Temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurulurken bir yandan da şekil
noksanlığını gidermek amacıyla aynı Kurul kararlarının bu defa karşı oy
yazılarıyla birlikte, Rekabet Kurulu Başkanı'nın imzasını taşıyan 2.5.2001 ve
18.4.2002 tarihli yazılar ekinde davacılara tekrar tebliğ edilmesi üzerine, söz
konusu taraflar 2001/2004 E., 2001/2049 E., 2001/2046 E., 2002/3690 E. ve
2002/3686 E. sayılı dosyalar ile Danıştay 10. Dairesi'nde yeniden dava 110
açmışlardır.
Anılan davalara ilişkin olarak Danıştay 10. Dairesi'nin;
- 23.12.2003 tarih ve 2001/2049 E., 2003/5290 K. sayılı (Davacı Çimentaş),
- 23.12.2003 tarih ve 2002/3690 E., 2003/5291 K. sayılı (Davacı Batısöke),
- 23.12.2003 tarih ve 2001/3686 E., 2003/5292 K. sayılı (Davacı Batıçim)
- 14.1.2005 tarih ve 2001/2046 E., 2004/171 K. sayılı (Davacı Denizli
Çimento)
- 26.4.2004 tarih ve 2001/2004 E., 2004/4070 K. sayılı (Davacı Akçansa) 120
kararları ile işlemin iptaline hükmedilmiştir.
Söz konusu iptal kararlarında özetle 17.6.1999 tarih ve 99-30/276-166 sayılı
Rekabet Kurulu kararının karşı oy yazılarıyla birlikte tekrar tebliğ edilmesine
ilişkin işlem, yargı kararı gereğinin yerine getirilmesi amacıyla tesis edilen bir
işlem olarak değerlendirilmiş ve fakat yargı kararının bu şekilde yerine
getirilemeyeceği, yeni bir karar verilmek suretiyle yerine getirilmesi gerektiği
sonucuna varılmıştır.
Bunun üzerine 21.4.2005 tarih ve 05-26/295-M sayılı Kurul toplantısında; 130
mevcut dosya üzerinden yeniden karar verilmesini teminen gerekli hazırlık
çalışmalarının yapılmasına ve konunun Kurul gündemine getirilmesine karar
verilmiştir.
Kurul’un konu ile ilgili olarak almış olduğu kararın gereği olarak dosya
üzerinde yeniden yapılan incelemeler ve değerlendirmeler ışığında
düzenlenen 9.8.2005 tarih ve D1/2/ÇD-97-4 sayılı Bilgi Notu 10.8.2005 tarih
ve REK.0.05.00.00-110/175 sayılı Başkanlık önergesi ile 05-57 sayılı Kurul
toplantısında görüşülmüş ve 1999 yılında görev yapan Kurul’un yapısının da
değişmiş olduğu dikkate alınarak, önaraştırma ve soruşturmaya ait tüm
savunma, ek savunma, sözlü savunma tutanakları, raporlar, Danıştay’ın iptal 140
kararları, tüm dosya münderecatında yer alan bütün bilgi ve belgelerin
incelenmesi sonucunda 13.9.2005 tarih 05-57/850-230 sayı ile karara
bağlanmıştır.
Ancak anılan karar da soruşturma kapsamındaki beş teşebbüsten dördü
(Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş., Batısöke Söke Çimento Sanayi
A.Ş., Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası A.Ş., Denizli Çimento Sanayi Ticaret
A.Ş.) tarafından dava edilmiştir.
Danıştay 13. Dairesi, sekiz üyeli Kurul tarafından alınmış olması nedeniyle 150
hukuka aykırı olduğundan hareketle Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi
A.Ş. ve Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş.’nin açtığı davalarda öncelikle
yürütmeyi durdurma ve ardından iptal, Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası A.Ş.
ve Denizli Çimento Sanayi Ticaret A.Ş.’nin açtığı davalarda ise yürütmeyi
durdurma kararları vermiş durumdadır. Yürütmeyi durdurma kararları
Danıştay İdari Dava Dairelerine, Hukuk Müşavirliğince yapılan itirazların
reddedilmesi ile kesinleşmiştir.
Soruşturma kapsamındaki diğer teşebbüs olan Akçansa Çimento Sanayi
Ticaret A.Ş. ise karar hakkında Danıştay’a herhangi bir başvuruda 160
bulunmamış, bunun yerine Kabahatler Kanun’u kapsamında 12. Sulh Ceza
mahkemesine başvurmuş, ancak başvuru mahkeme tarafından reddedilmiştir.
Akçansa ayrıca Ankara Defterdarlığı Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi’nce
düzenlenen ödeme emrinin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle
Ankara 15. İdare Mahkemesi’ne de başvurmuş, bu başvurusu da
reddedilmiştir. Bu durumda Danıştay’ın Akçansa Çimento Sanayi Ticaret A.Ş.
hakkında herhangi bir kararı bulunmadığından bu teşebbüse yönelik karar
yenileme gereği bulunmamaktadır.
Danıştay’ın lehlerine iptal kararı verdiği Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi 170
A.Ş., Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş. ilgili Danıştay kararlarını; işlemin
zamanaşımı yönüyle yürütmesinin durdurulması gerektiği gerekçesiyle temyiz
etmiştir.
Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş., Batısöke Söke Çimento Sanayi
A.Ş., Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası A.Ş., Denizli Çimento Sanayi Ticaret
A.Ş.’ye ilişkin olarak yeniden karar alınmasını teminen konuya ilişkin
düzenlenen 10.7.2007 tarihli Bilgi Notu, 12.7.2007 tarih, REK.0.05.00.00-
110/134 sayılı Başkanlık önergesi ile Rekabet Kurulu, önaraştırma ve
soruşturmaya ait tüm savunma, ek savunma, sözlü savunma tutanakları, 180
sözlü savunma toplantısının ses kayıtlarının yazılı açılımı, raporlar,
Danıştay’ın iptal kararı, tüm dosya münderecatında yer alan bilgi ve belgeleri
inceleyerek 26.7.2007 tarih 07-62 sayılı toplantısında nihai kararını vermiştir.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: Kararın yenilenmesi ya da zamanaşımına
ilişkin temyiz davalarının sonuçlarının beklenmesi yollarından hangisine
gidilmesi gerektiği hususunda bir değerlendirme yapılması ve bu doğrultuda
işlem tesis edilmesi talep edilmektedir.
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME 190
I.1. İlgili Pazar
I.1.1. İlgili Ürün Pazarı
Şikayet konusu olarak ifade edilen eylemlerin gerçekleştirildiği sektör
açısından çimento ilgili ürün pazarını oluşturmaktadır. Ancak, çimentonun
özellikleri ve cinslerini incelemek ürün pazarının tam olarak belirlenmesi
bakımından zorunlu görülmektedir.
Çimento çeşitleri kullanılan ham maddelerin miktarına ve seçilen üretim
yöntemine bağlı olarak değişmektedir. Değişmeyen tek unsur, tüm çimento 200
çeşitlerinin klinker denilen ara üründen elde edilmesidir. Ülkemizde, çimento
çeşitleri için geliştirilen standartlardan yola çıkarak, çimentoyu aşağıdaki
şekilde sınıflandırabiliriz:
1- Portland Çimentolar (PÇ 32.5, PÇ 42.5, PÇ 52.5)
2- Yüksek Fırın Cüruflu Çimentolar (CÇ 32.5, CÇ 42.5)
3- Beyaz Portland Çimentosu (TS 21)
4- Harç Çimentosu (TS 22)
5- Traslı Çimento (TS 26)
6- Uçucu Küllü Çimento (TS 640) 210
7- Süper Sülfat Çimentosu (TS 809)
8- Erken Dayanımı Yüksek Çimento (TS 3646)
9- Katkılı Çimento (TS 10156
10- Sülfatlara Dayanıklı Çimento (TS 10157)
Ülkemiz çimento sektöründe, sıralanan bu çimento türlerinden daha çok
portland çimento, traslı çimento ve katkılı çimento üretilmektedir. Portland
çimentoları, portland çimentosu klinkerinin bir miktar alçı taşı ile birlikte
öğütülmesi sonucu elde edilmektedir. Sözü edilen 32.5, 42.5, 52.5 rakamları,
28 günlük basınç mukavemetlerinin 32.5 N/mm2, 42.5 N/mm2, 52.5 N/mm2 220
olduğunu ifade etmektedir. Beyaz Portland çimentosu ise, özel nitelikli kil ile
kireçtaşının birlikte pişirilmesi sonucu elde edilen beyaza yakın renkli klinkerin
bir miktar alçıtaşı ile birlikte öğütülmesiyle elde edilmektedir.
Katkılı çimento (KÇ 32.5), kütlece en çok 19 kısım puzolanik madde ile
karşılıklı olarak en çok 81 kısım portland çimento klinkerinin, bir miktar alçıtaşı
ile birlikte öğütülmesi ile ortaya çıkmaktadır. Puzolanik maddeler, kendi
başlarına hidrolik bağlayıcı olmadıkları halde, ince olarak öğütüldüklerinde
rutubetli ortamda ve normal sıcaklıkta kalsiyum hidroksit ile reaksiyona girerek
bağlayıcı özellikte bileşikler oluşturan maddelerdir.
230
Traslı çimento (TÇ 32.5), kütlece 20-40 kısım tras ile karşılıklı olararak 80-60
kısım portland çimentosu klinkerinin bir miktar alçıtaşı ile birlikte öğütülmesi
sonucu elde edilen bir hidrolik bağlayıcıdır.
Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere, klinkerin ve diğer maddelerin (alçıtaşı,
puzolanik maddeler, uçucu kül veya cüruf vb.) katılım oranlarına göre çimento
türleri ortaya çıkmaktadır.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında; çimento fabrikalarının üretim ve
satışlarındaki çimento türleri dikkate alınarak, ilgili ürün pazarı, traslı, katkılı ve 240
portland çimento türlerini içeren çimento pazarı olarak belirlenmiştir.
I.1.2. İlgili Coğrafi Pazar
Çimento ürününün taşıma giderlerinin birim maliyete etkisinin yüksek olması
nedeniyle, çimentonun ekonomik olarak satılabileceği uzaklığı kapsayacak bir
alan coğrafi pazar olarak saptanmalıdır. Bu uzaklık konusunda tam bir fikir 250
birliği bulunmamakla birlikte, çimento sektöründe yaygın kanaat bu mesafenin
200-300 km’yi aşmaması gerektiği yönündedir.
Çimento pazarı genellikle fabrikaların çevresinde merkezileşen, ancak bazı
bölgeler için çakışan pazarlar seti olarak tanımlanmaktadır. Ölçek ekonomileri,
üretim maliyetleri, taşıma maliyetleri ve taşıma maliyetinin satış fiyatına
ilavesine yönelik yöntemler dikkate alındığında, çimentonun satılabileceği
uzaklığın; üretim kapasitesi, kapasite kullanım oranı, üretim maliyetleri,
kullanılan nakliye araçları gibi birçok faktöre bağlı olduğu söylenebilir.
Örneğin, bu incelemede yer alan, Akçansa’nın, Çanakkale’den İzmir’e 260
çimento getirerek satması normal koşullarda ekonomik görülmemektedir.
Ancak, söz konusu fabrikanın Çanakkale ve Aliağa’da limanlarının bulunması
ve maliyetin karayoluna oranla düşük olduğu deniz yoluyla taşımacılık
yapılması, çimentonun 200-300 km.’lik ekonomik taşınma uzaklığına bir
istisna oluşturabilmektedir.
Ancak, gerek Akçansa’nın İzmir piyasasındaki payının, iddia yönüyle ihmal
edilebilir düzeyde olması ve gerekse bu payın büyük oranda hazır beton
piyasasına yönelik olması nedeniyle, Akçansa’nın Marmara Bölgesi’ndeki
satış alanı, coğrafi pazar sınırları içine alınmamıştır. 270
Öte yandan İzmir Ticaret Odası tarafından yapılan başvuruya paralel biçimde;
söz konusu ilde faaliyet gösteren Batıçim ve Çimentaş çimento fabrikalarının
satışlarının büyük bir kısmını İzmir merkez ilçelerinde yapıyor olmaları da
dikkate alınarak, bu fabrikaların şikayete konu olan fiyat paralelliği eylemini de
esas itibarıyla bu bölgede gerçekleştirebilecekleri düşüncesiyle, önaraştırma
ve soruşturma safhasındaki ayrıntılı incelemeler sonuçlanana kadar, coğrafi
pazarın sınırları İzmir merkez ilçeleri olarak belirlenmiştir.
Önaraştırma ve soruşturma safhasında yapılan yerinde incelemeler 280
sonucunda elde edilen bilgi ve belgeler ışığında ise, ülkemizde çimento
sektörünün esas itibarıyla Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği ilkeleri
doğrultusunda bölgesel bazda örgütlendiği ve söz konusu üst kuruma
mevzuatla verilen bazı yasal görevlerin yerine getirilmesi de dahil olmak
üzere, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında
değerlendirilecek birçok faaliyetin ve bunlar dışında kalan ticari etkinliklerin
bölgesel bazda gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılarak, ilgili coğrafi pazar
sınırları, tüm bölgeyi kapsayacak şekilde aşama aşama genişletilmiştir.
I.2. Tespitler 290
I.2.1. Pazar Paylaşımı
Bölge’de faaliyet gösteren fabrikaların satış rakamlarına ve pazar paylarına
bakıldığında, Ege Bölgesi çimento pazarının, oligopol bir yapıya sahip olduğu
görülmektedir. Bölge fabrikalarından Batıçim ve Çimentaş’ın talebin yaklaşık
% 65’ini, soruşturma kapsamındaki diğer fabrikaların ise birlikte yaklaşık %
35’ini karşıladığı, çok küçük miktarlarda da olsa, bölge dışındaki fabrikaların
da bölge içerisine satış yaptıkları bilinmektedir.
Mevcut oligopol yapı çerçevesinde bölgedeki arz-talep durumuna 300
bakıldığında, fabrikalar tarafından bildirilen rakamlara göre toplam üretimin
5.130.000 ton, toplam tüketimin ise 4.445.000 ton olduğu ve yaklaşık 600.000
tonluk bir arz fazlasının oluştuğu görülmektedir. Bölge dışı fabrikaların
bölgeye yaptığı satışlar da gözönüne alındığında, arz fazlasının daha da
arttığı ortadadır.
Hemen belirtmek gerekirse, arz fazlası olan bir piyasada zorunlu olarak
sağlıklı rekabet şartları ortaya çıkmayacağı gibi, rekabeti sınırlayıcı kartel
oluşumlarını teşvik edici ve kolaylaştırıcı koşullar oluşabilmektedir.
310
Bu koşullar çerçevesinde; çimento sektöründe bölgede girişilen pazar
paylaşımı eylemlerinin tam anlamıyla açıklığa kavuşturulabilmesi açısından,
paylaşımın gerçekleştirildiği düzeye göre bir ayrıma gitmek gerekmektedir.
I.2.1.1. Bölgesel Düzeyde Satış Tonajlarının Tespiti
Sektördeki oligopolistik yapı çerçevesinde, çimentonun nakliye maliyetinin
yüksekliği ve fabrikaların bulundukları yerlerin ülke düzeyindeki dağılımından
dolayı, pazar doğal olarak bölgeler halinde parçalanmıştır. Soruşturmanın
yapıldığı Ege Bölgesi çimento pazarı da bu bölünmenin sonucunda ortaya 320
çıkan bir gruplanmaya sahne olmakta ve fabrikalar “bölge fabrikaları ve bölge
dışı fabrikalar “ olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.
Her ne kadar pazar nakliye maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı doğal bir
bölünmeye uğruyorsa da, sınırları çizmenin mümkün olmadığı ve bölgeler
arasında arz-talep dengesi ya da dengesizliğine bağlı olarak önemli miktarda
satışların yapılabildiği belirlenmiştir.
Bu çerçevede bölge çapında yapıldığı belirtilen söz konusu anlaşmalarda,
esas itibariyle bölge fabrikalarının üretim ve satış tonajları ile bölgeye 330
dışarıdan girecek çimento miktarının belirlendiği tespit edilmiştir.
Soruşturma kapsamında Batıçim’de yapılan yerinde incelemede elde edilen
ve 1997 yılı satış tonajlarının tespit edilmesi suretiyle Ege Bölgesi çimento
pazarının paylaşıldığı anlaşmaya temel teşkil eden, 1996 yılında gerçekleşen
satış tonajları da gözönüne alınmak suretiyle düzenlenmiş olan tabloda;
“ EGE+ AKDENİZ, AFYON+KONYA, BALIKESİR, ESKİŞEHİR
EGE BÖLGESİ
340
1997 YILI 1997 YILI 1997 YILI
Klinker Üretim Hesaba Alınan Hesaba Alınan
Kapasitesi Klinker Üretimi Klinkerle Yapılacak
Çimento
Fabrikalar
Batıçim 1.400 1.400 1.750
Çimentaş 1.500 1.500 1.875
Denizli 825 740 925
Söke 780 255 320
Akçansa 450 300 375 350
TOPLAM 4.955 4.195 5.245
1996 Yılı Toplam 1997 Yılı Bölgesel Klinker
İç Satış Tahmini Bölge içi Satış Fazlalık/Eksiklik
Toplamı + % 5
Fabrikalar
Batıçim 1.290 1.350 + 320
Çimentaş 1.305 1.450 + 340
Denizli 962 925 - 360
Söke 551 575 - 205
Akçansa 300 330 + 36
TOPLAM 4.408 4.630 + 491
Bölgeye Giren Toplam 525
Balıkesir (Ege) (Soma, Akhisar, Edremit Körfezi) 90
Göltaş (Ege) (Denizli, Fethiye Uşak, Kütahya, Afyon) 200
Afyon (Ege) (Kütahya, Uşak) 150 370
Eskişehir(Ege) (Kütahya) 85
Bölgeden Çıkan Toplam - 245
Batıçim
Çimentaş (Akdeniz) (Antalya) 45
Denizli (Akdeniz) (Antalya) 200
Bölgede Tüketilen 4.688 ”
380
ifadeleri bulunmaktadır.
Batıçim’de yapılan incelemede elde edilen 1997 yılı satışlarının tespit edildiği
toplantıya ve bu toplantı sonucunda varılan anlaşmaya ilişkin tutanakta,
yukarıdaki tabloya paralel bir biçimde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“1997 Yılı Üretim ve Satış Projeksiyonu Bölgelerarası Toplantı Programı
11.12.1996 Ege ve Akdeniz Bölgeleri
1-Bölge Fabrikaları 1997 yılında aşağıdaki şekilde satış yapacaklardır. 390
Fabrikası Pazar Payı
Batıçim 29.5 (33.4)* 1350
Çimentaş 31.0 (35.7) 1450
Denizli 20.0 (17.7) 925
Söke 12.5 (6) 575
Çanakkale 7 (7.1) 330
------------------- -----------------
TOPLAM 100 4630
400
2-Bölge dışı fabrikalar bölge içinde en fazla aşağıdaki miktarları satacaklardır.
Fiyat bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.
Balıkesir (Soma, Akhisar, Edremit) 90.000 ton
Göltaş (Fethiye, Denizli, Uşak, Kütahya) 200.000 ton
Afyon (Kütahya, Uşak) 150.000 ton
Eskişehir (Kütahya ) 85.000 ton."
(*Anlaşma metni üzerinde parantez içerisinde yazılmış olan rakamlar,
anlaşma ile tespit edilmiş olan rakamların daha ileriki bir tarihte yapılan yeni 410
bir anlaşmada revize edilmiş halidir.)
Aynı şekilde Bergama için elle yazılmış halde 100 bin tonluk bir satış tesbiti
de metinde yer almaktadır.
Toplantı tutanağının başlığında “Üretim ve Satış” ifadesi yer almasına
rağmen, “Bölge fabrikaları 1997 yılında aşağıdaki şekilde satış yapacaklardır”
ifadesine bakıldığında, söz konusu bilgilerin iç satışlara ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Nitekim bir önceki tablo incelendiğinde, fabrikaların klinker ve
çimento üretimlerinin, anlaşmada tespit edilen 1997 yılı satış miktarlarının 420
aynısı olmadığı görülecektir. İki belge birlikte değerlendirildiğinde, 1996 yılına
göre %5’lik bir pazar artışının gerçekleşeceğinin tahmin edildiği, 1997 yılı
satış miktarları üzerinde mutabakat sağlandığı ancak, üretime müdahale
edilmediği görülmektedir.
Söz konusu belgede, “Ege ve Akdeniz Bölgeleri” denilmesine rağmen,
anlaşma Ege Bölgesi için yapılmıştır. İleride açıklanacağı üzere Ege ve
Akdeniz bölgelerinin birbirine yakınlığı ve fabrikaların bulundukları yerlerden
kaynaklanan özel arz-talep dengeleri nedeniyle birarada düşünülmek
suretiyle, her ikisi için ayrı ayrı anlaşma yapılmakla birlikte ayrıca karşılıklı 430
anlaşmalara da konu oldukları belirlenmiştir. Nitekim Akdeniz Bölgesi için
yapılan anlaşmaya bakıldığında, Ege fabrikalarından Çimentaş, Afyon ve
Denizli Çimento fabrikalarının bölge dışı fabrika statüsünde oldukları
görülecektir.
Anlaşma metni, fabrikaların bölge içinde satacakları miktarların tespit edilmesi
yönüyle “arzın kontrolü” görünümü vermektedir. Ancak, bölge dışına yapılacak
satışlar ve ihracat göz önüne alındığında, yalnızca bölge düzeyindeki satışlar
hususunda mutabakata varılmasının ve üretim üzerine herhangi bir kısıtlama
getirilmemesinin, klasik anlamda “fiyatları yükseltici bir arz kontrolü”nü değil, 440
bölge içinde yapılan yüksek fiyatlı satışların yüzdesel olarak paylaşımını
içerdiği sonucuna ulaşılmaktadır. Sektörde, Türkiye Çimento Müstahsilleri
Birliği faaliyetleri ile fabrikalar tarafından bizzat gerçekleştirilen pazar
araştırmaları yoluyla bölgesel talep hakkında elde edilen doğruluk payı yüksek
bilgiler, en karlı satışların oransal olarak paylaşılmasına imkan tanımaktadır.
Yukarıda Batıçim’de elde edildiği belirtilen ve pazar paylaşımı ile ilgili
hükümlerin açıklandığı anlaşma metni üzerinde yer alan ifadeler, Akçansa’da
elde edilen belgede de aynı şekilde yer almaktadır. Ancak yukarıdaki belge
üzerine elle yazıldığı belirtilen revize pazar paylarına ve Bergama ile ilgili satış 450
rakamına yer verilmemiştir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 13.12.1994 tarih ve 22140
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu anlaşma
ise, toplantı tutanağından anlaşıldığı üzere, 11.12.1996 tarihinde yapılmıştır.
Dolayısıyla Yasanın yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşen bir ihlalle karşı
karşıya bulunulmaktadır.
Yasanın yürürlüğü ile uygulaması arasında bir ayrım yapılacak olursa,
Yasanın “tam ve etkin” bir uygulamasının, Rekabet Kurumu teşkilatının 460
oluşumuyla birlikte başlayacağı aşikardır. Bu durum tarafların savunmalarında
da zaman zaman hatırlatılmış ve uygulamanın taraflarca yeteri kadar
bilinmediği ifade edilmiştir. Kurum teşkilatının oluşumuyla birlikte başlayan
“tam ve etkin” uygulamadan, ihlallerin araştırılmasında ve yeni ihlallerin
önlenmesinde Yasanın belirlediği yöntemin ve cezai yaptırımların eksiksiz
olarak uygulanması anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; Kurum teşkilatının oluşumunun tamamlanmak üzere olduğu bir
dönemde gerçekleştirilen bu ihlal, 1997 yılına ait pazar faaliyetlerinin, tüm yıl
için bir bütün olarak anlaşma yoluyla önceden tespit edilmesi yönüyle, teşkilat 470
oluşumunun tamamlandığı ve Yasanın uygulanmaya başlandığı döneme de
sarkmaktadır. Bu haliyle, yasanın yürürlükte olduğu bir dönemde var olan bir
ihlalin, uygulamanın başladığı 04.11.1997 tarihinde de devam etmesi söz
konusudur.
Ayrıca, pazar paylaşımı eylemlerinin adeta sektörün belirleyici özelliği haline
geldiği ve süreklilik kazandığı, soruşturmanın ilerleyen safhalarında Sabancı
Holding bürolarında yapılan incelemede elde edilen belgelerden de görüleceği
üzere, sektöre yönelik inceleme başlatılmış olmasına rağmen 1998 yılı pazar
payları üzerinde de mutabakat sağlandığı ve satış tonajlarının anlaşma 480
yoluyla belirlendiği, pazarın 1998 yılı için de paylaşıldığı anlaşılmıştır. Söz
konusu belgede satışlar aşağıdaki şekilde gösterilmiştir;
“1998 EGE PAZARI
1998 Yılı Ege İç Pazar Kapasite Genel Pazar
Payı (%)
Klinker Çimento
1998 Ege İç
Pazar Payı
(%)
Batıçim 1400 28,3 1400 1750 29,45
Çimentaş 1500 30,3 1500 1875 31,16
Denizli 825 16,6 768 960 19,09
Söke 780 15,7 567 709 12,74
Akçansa 450 9,1 350 438 7,56
TOPLAM 4955 100,0 4585 5731 100,0
1998’de Beklenen satış miktarına göre 1998 Fazla
Klinker
Zorunlu
İhraç PÇ İç Satış Katkılı ilave
İhracat
Veya PÇ
ilave ihracat
Batıçim 1481 269 213
Çimentaş 1567 308 243
Denizli 57 60 960 0 0
Söke 213 224 641 68 54
Akçansa 380 57 45
TOPLAM 270 284 5028 704 555
Ardından;
“1998 %6.7 satış artışına göre toplam ihracat: 284.000+555.000=839.000 ton
PÇ’dir.
1. Çimentaş’a Öztüre de dahil edilmiştir. 490
2. Artan kapasiteler her sene için % 25 esasına göre pazara verilmektedir.
3. İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte tespit edilecek esaslar ile
ihraç edilecektir.
4. Çimento üretim kapasiteleri 1/0.8 hesabına göre yapılmıştır.”
ifadelerine yer verilmiştir.
Belgede de açıkça ifade edildiği üzere, 1998 yılı için pazar paylarının
hesaplanmasında Çimentaş’ın 1997’de devraldığı Öztüre’ye ait pazar payı
Çimentaş’ın pazar payına katılmıştır. 500
Yine ifade edildiği üzere, 1997 yılına göre üretim kapasitelerinde meydana
gelen artışlar, pazara %25 oranında yansıtılmaktadır. Bir başka ifadeyle,
fabrikalar üretim kapasitelerinde yaptıkları artışın ancak %25’i için pazardan
pay alabilmektedirler. Bu durum, kapasite artışının %75’inin iç pazara
yansıtılmaması konusunda açık bir mutabakatı ifade etmektedir.
Tablodaki rakamlar incelendiğinde ilk sütunda yer alan kapasitelerin ikinci
sütunda yüzdesel oranlara çevrildiği ve ilk başta fabrikaların yalnızca üretim
kapasiteleri gözönüne alınarak pazar paylarının hesaplandığı görülmektedir. 510
“1998 Yılı Ege İç Pazar” ana başlıklı üçüncü ve dördüncü sütunlarda ise, 1997
yılına göre artan kapasitelerin % 25’i pazar paylarına yansıtılmak suretiyle,
sırasıyla klinker ve çimento bazında mutabık kalınan pazar payları
görülmektedir. Ancak burada yer alan pazar payları klinker ve çimento
bazında miktar olarak hesaplanmış, hemen ardından gelen beşinci sütunda
ise pazar payları yüzdesel olarak ifade edilmiştir.
Çimento sektörüne yönelik olarak Ege Bölgesi’nde yapılan soruşturmada,
yukarıda bahsi geçen ve bütün bir yılın satışlarının belirlendiği pazar 520
paylaşımı anlaşmaları yanında, yıl içerisinde değişik dönemlerde başka
anlaşmaların yapıldığı da tespit edilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, yukarıda
açıklanan, fabrikaların bölge düzeyindeki pazar paylarının belirlenmesi ve
korunmasına yönelik çerçeve anlaşmanın ardından yapılan ve pazar
paylarının korunması yanında, fabrikaların maksimum karı elde etmelerini
temine yönelik, coğrafi pazar paylaşımı ve fiyat tespiti anlaşmalarıdır.
Ancak bu hususlara geçmeden önce, yukarıda 1997 ve 1998 yılları satış
tonajlarının revize edildiği anlaşmalara ilişkin olarak rastlanılan toplantı
notlarına da kısaca değinmek gerekmektedir. 530
Batısöke Ticaret Müdürü’ne ait ajandanın 16 Ocak 1997 tarihli sayfasında;
“1 Ocak 96 Revize Ratio 15.01.1997
Çim 1289000 35.7 (31) 35 26.9
Batı 1286000 33.4 29.5) 34 28.6
Akçansa 300000 7.1 (7) 9.6 (10) 8.4
Denizli 969000 17.7 (20.0) 22 18.5
Söke 530000 6 (12.5) 18 15.1 540
4404000”
ifadeleri ve rakamları yer almaktadır.
İkinci sütunda yer alan ve 35.7 ile başlayan rakamlar serisinin, yukarıda satış
tonajlarının tespiti ile ilgili olarak yapılmış olduğu belirtilen ve Batıçim’de
bulunan anlaşma metni üzerine elle yazılmış olan rakamların aynıları olduğu
görülmüştür. Bu rakamların sağındaki sütunda yer alan ve parantez içinde
yazılı olan rakamlar ise yukarıdaki anlaşmada asıl olarak tespit edilen
rakamlardır. 550
Bloknot üzerindeki notlardan, 11.12.1996 tarihinde yapılan ve 1997 yılı
satışlarının belirlendiği anlaşmada tespit edilen oranların, daha sonra yapılan
yeni bir anlaşmada revize edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu yeni
anlaşmanın hangi tarihte yapıldığı konusunda kesin bilgi olmamakla birlikte,
yukarıda bahsedilen notların ajandada yer aldığı sayfanın tarihi de gözönüne
alınarak, 11.12.1996 tarihinden 35-36 gün sonra yani 15-16.01.1997
tarihlerinde yapıldığı düşünülmüş, soruşturma raporunun tebliğinden sonra bir
çok konuda olduğu gibi bu konuda da taraflarca herhangi bir savunma
getirilmemiştir. Nitekim Rapor’da da belirtildiği gibi, Batısöke satış şefine ait 560
ajandanın 15.01.1997 tarihli sayfasında da, anlaşmanın bu tarihte yapıldığı
sonucunu destekleyen ve aynı anlaşmada tartışılan diğer hususlara ilişkin
aşağıdaki notlar yer almaktadır;
“Sonuç:
- Batı Anadolu’yla görüşüp kapı çıkış fiyatlarının ayarlanması
- Önemli olan teslim fiyatlarıdır.
- Çimentaş fiyatlarını 5000 TL yukarıya çekecektir.
- Hem ağlarsınız hem düşük fiyatla mal satıyorsunuz diyerek serzenişte
bulundu.” 570
Anlaşmada tespit edilen oranlarda birtakım revizyonlara gidilmesi ise, satış
tonajlarının tespiti yoluyla yeni bir “pazar paylaşımı” olarak
değerlendirilmelidir. 11.12.1996 tarihinden sonra yapıldığı kesin olmakla
birlikte, Batıçim İdari Genel Müdür Yardımcısı’na ait takvimliğin sırasıyla 15-
16.01.1997 tarihli sayfalarında yer alan; “Çimentaş ile toplantı” ve “Çimentaş
09:30” ifadeleri de, söz konusu anlaşmanın bu tarihlerde ve Çimentaş
Fabrikası’nda yapıldığına dayanak niteliğindedir.
Söz konusu pazar paylaşımı mutabakatı, pazarın coğrafi durumu ve fiyatlara 580
ilişkin birçok hükümler içeren Çimentaş Genel Müdürü’ne ait notlardan
11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmada; “Pazar paylaşımına
uyulacak” şeklinde tekrar yer almıştır.
Batısöke Ticaret Müdürü’nün “Çimentaş” antetli bloknotunda 25.08.1997
tarihi konularak;
“ Pazar paylaşımı mutabakatına uyulmadı. Ortada hiçbir mutabakat kalmadı.
1. Pazar paylaşmasını bozanlar niçin bozdu ? Teklifleri nedir ?
2. Antalya, Denizli, Göltaş çelişkisi konusunda çözüm önerileri ? 590
Rekabet Kurulu ile ilgili toplantı 5 Eylül’de Ankara’da, yazı Necip Bey’e
fakslanacak.
1. Göltaş-Denizli’ye ve Batı’ya girmeyecek.
2. Denizli Antalya batısından çekilecek.
TÇ. 8.000.000
KÇ. 3.000.000
PÇ. 9.600.000 Zam Yok.”
600
hususlarına yer verilmiş, toplantıda tartışılan diğer konularla birlikte pazar
paylaşımı da açık bir şekilde ifade edilmiştir. Söz konusu toplantının da
Çimentaş’ta yapıldığını, Batıçim Genel Müdür Sekreteri’ne ait ajandanın
25.08.1997 tarihli sayfasında yer alan;
“11:00 Çimentaş”
ve Batıçim İdari Genel Müdür Yardımcısı’na ait 1997 yılı takvimliğinin
25.08.1997 tarihli sayfasında yer alan;
610
“Fiyat topl. Toplantı Saat:11’de Çimentaş’da”
ifadeleri açıkça göstermektedir. Yine bu ifadelerden anlaşılacağı üzere,
toplantı yalnızca pazar payları konusunda yapılmamış, toplantıda fiyat, zam
vs. konular da tartışılmıştır.
26.09.1996 tarihinde Batıçim’de yapılan bir toplantıda alınan kararlar arasında
da 1997 yılına ilişkin pazar paylaşımı mutabakatının, “Pazar paylaşımına
uyulacak” şeklinde tekrar edildiği görülmektedir.
620
1997 yılı satışlarının tespit edildiği ve Aralık 1996’da yapılan anlaşmanın ileriki
tarihlerde yeni toplantıların konusu olmasına benzer şekilde, 1998 yılı pazar
payları, fiyat ve satış bölgeleri gibi konular birçok toplantıda tekrar ele
alınarak, gözden geçirilmiştir.
Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı’nın 1998 yılı ajandasında yer alan
ve 08.01.1998 tarihinde yapılan bir toplantıya ait olduğu anlaşılan aşağıdaki
ifadeler, ilerleyen bölümlerde üzerinde durulacak birçok konu yanında, 1998
yılı pazar payları üzerindeki tartışmaları açıkça göstermektedir:
“8.1.1998 – “… Otel Balçova Saat 10.’da (……) Bey’i gör. Fazla konuşma. 630
Onları dinle. (……) Bey hakem. (…….) Beyden bilgileri al. Bayi meselesi (…)
hiçbir fabrika mal vermeyecek. Denizli’ye girmeme, beton santralı
kurmama.karşı mevzu edilirse teşvikleri alınmış. Hiçbir taviz vermeden (……)
Bey’in kararlarına okey diyeceğiz. Ancak aleyhimize birşey varsa görüşmemiz
lazım deyip açık kapı bırak.
1- Bayinizin bize iadesi. Bu tarihten itibaren hiçbir karşı ……..
2- Denizli’nin Söke’den 1 iki puanda olsa fazla mal satma. Klinker, Beyaz
çim.
3- Beton santralı kurulmaması.” 640
Notlarda “(…….) Bey” olarak söz edilen kişinin, Akçansa Genel Müdürü
olduğu anlaşılmaktadır. Akçansa Bölge’deki payının küçük olmasına karşın,
Türkiye’nin en büyük çimento üreticisi olmasına ve komşu bölge olan
Marmara Bölgesi’ndeki büyük pazar payına bağlı olarak sektörde kazandığı
önemli gücü sayesinde, soruşturma konusu ihlallerde adeta organizatör ve
sorunların çözümünde hakem konumundadır. Ayrıca çimento satışlarından
elde edilen pazar payları üzerinde önemli bir etkisi bulunan beton
santrallerinin pazarlıklara konu olduğu görülmektedir. Denizli çimentosunun,
kendi yöresindeki en güçlü pazarlayıcısı olan ve daha sonra Batısöke 650
bayiliğine geçen bir firmanın da toplantı konularından biri olduğu ortadadır.
Batısöke Ticaret Müdürü’ne ait ajandanın 8 Ocak 1998 tarihli sayfasında yer
alan;
“ Denizli - girilen bölgeler
fiyat farkları
fi amaç ne ?”
ifadeleri de bu tarihteki toplantının konuları hakkında bazı fikirleri ortaya
koymaktadır. Ancak söz konusu ifadeler, fabrikaların pazar paylarına ilişkin 660
ayrıntılı bilgiler sunmamaktadır. Bu mahiyetteki bilgileri ise, aynı toplantıyla
ilgili olarak Denizli Çimento Pazarlama Müdürü’nün 1998 yılı ajandasında yer
alan aşağıdaki ifadelerde bulmak mümkündür:
08.01.1998 - “Çimentaş 1450 30.21
Batı 1350 28.13
Söke 750 15.63
Denizli 900 18.75 (Ado dahil)
Çanakkale 350 7.29”
670
Görüldüğü üzere, 1998 yılı satışlarının tespit edildiği anlaşmada belirlenen
oranlar, 08.01.1998 tarihinde gözden geçirilmiş ve küçük farklılıklarla yeniden
tespit edilmiştir. Ancak 1998 yılı pazar payları üzerindeki görüşmeler bununla
da kalmamıştır. Yine Denizli Çimento Pazarlama Müdürü’nün 1998 yılı
ajandasında yer alan;
23.01.1998 – “Çimentaş 30.21
Batı 28.13
Söke 16.15
Denizli 18.23 680
Akçansa 7.29”
ifadeleri, bölge fabrikalarının pazar paylarının 23.01.1998 tarihinde küçük bir
değişiklikle yeniden belirlendiğini ortaya koymaktadır. Dikkat edilirse ilk üç
fabrikanın pazar payları aynı kalmış, Denizli Çimento ise 08.01.1998 tarihli
toplantıya ait notlarda “Ado dahil” diye ifade edilen küçük bir pazar payından
Batısöke lehine vazgeçmiştir. Bu noktada, soruşturma çerçevesinde
düzenlenmiş bir tutanakta ifade edilen piyasa hareketlerinden söz etmek
gerekmektedir. Söz konusu tutanakta; Denizli piyasasında Batısöke’nin de
satış yapmaya başlamasına bağlı olarak 23.01.1998 tarihinde 345.000 TL/ 690
Trb. düzeyine kadar gerileyen çimento fiyatlarının, bu tarihte yapılan bir
anlaşma ile yeniden 517.500 TL/ Trb. düzeyine yükseltildiği ve Batısöke’nin
Denizli piyasasından çekildiği ifade edilmektedir. Bu tarihten sonra Denizli’de
Söke çimentosu satanlara Batısöke Fabrikası tarafından mal verilmemiştir.
Ancak Batı Grubu ile aralarında, beton santrali, bayi meselesi gibi birçok
sorunlar bulunan Denizli Çimento’nun Denizli piyasasındaki hakim durumunu
yeniden elde etmesi için, bölgesel pazar payı üzerinde Batısöke lehine küçük
bir taviz vermesi gerektiği açıktır. Kısaca pazar payları, her iki tarafın da
menfaatlerine uygun bir şekilde yeniden düzenlenmiş, yeni pazar payları
Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı’nın 1998 yılı ajandasının 26.01.1998 700
tarihli sayfasında da aşağıdaki şekilde tekrar yer almıştır;
26.1.1998 – “30,21 Ç 1450
28,13 B 1350
16,15 S 775
18,23 D 875
7,29 A 350”
Denizli Çimento Satış Şefi’ne ait ajandanın bir sayfasında yine söz konusu
oranlar; 710
“Çimentaş (30.21)
Batıçim (28.13)
Denizli (18.23)
Söke (16.15)
Akçansa ( 7.29) Onar günlük dönemlerde bildirilecek.”
şeklinde yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle, yalnız pazar payları yeniden tespit
edilmekle kalmamış, öngörülen hedeflere ulaşmak doğrultusunda fabrikaların
10’ar günlük satış sonuçlarını karşılıklı olarak bildirmeleri esası getirilmiştir. 720
Onar günlük dönemlerde satış sonuçlarının karşılıklı olarak bildirilmesi, söz
konusu anlaşmanın uygulamaya geçirilebilmesi açısından önemli bir unsur
olarak görünmektedir ve Batısöke Ticaret Müdürü tarafından Batıçim İdari
Genel Müdür Yardımcısı’na gönderilen 23.01.1998 tarihli bir faksın
kapağındaki ifadelerde:
“01.Şubat.98
Çimentaş
- Dökme zamı yok.
- PÇ : (11.300) 730
Haftada bir rakam alışverişi olacak.”
şeklinde tekrar yer almakta, Batısöke Ticaret Müdürü’nün 1998 yılı
ajandasının 12 Şubat 1998 tarihli sayfasında yer verilen;
“ 5/2/98 5151
5-10/2/98 5047
1.5/1/98 4906 Batıçim
5-10 5234
10-31 5067 740
1/10/1/98 5064
10.20/1/98 5003 Göltaş
20.30/1/98 5121 ”
ifadeleri de, bu usulün fiilen uygulandığını göstermektedir.
Yukarıda yer verilen anlaşmalar dışında, Çimentaş Genel Müdürü’ne ait
bloknotta geçen ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmeyen bir toplantıya
ait notlarda pazar paylaşımına ve bu paylarının takibine yönelik olarak
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır; 750
“A.P. Anlaşma bazı üzerinde samimi mutabakat. Pazar payını bozan
alternatifini söylesin.
M.Y. Fiyat oluşmadı.
N.T. Piyasanın doldurulması.
A.P. İhracat taahhüdü.
Hakan Bölgelerde düştü. Antalya. Biz bozmadık.
Yaşar B. Fiyatı tutalım miktarı ayarlarız.
V.Ö. Mutabakat satılacak miktar. Fiyat arkadan gelir. 760
Hatta istersen bedava sat dedik.”
Burada geçen kısaltmaları açacak olursak;
“A.P. Ahmet Vasfi Pekin (Çimentaş Genel Müdürü)
M.Y. Mehmet Yavuz (Denizli Çimento Genel Müdürü)
N.T. Necip Terzibaşıoğlu (Batıçim Genel Müdürü)
V.Ö. Vecdi Özçelik (Akçansa Genel Müdürü)
Y Bey Yaşar (Bey) Çıtakoğlu (Batısöke Eski Genel Müdürü)”
770
olmak üzere, genel müdürler düzeyinde bir toplantı olduğu anlaşılmaktadır.
Toplantıda sunulan önerilerde, Ahmet Vasfi Pekin ve Vecdi Özçelik tarafından
pazar payları üzerinde durulmakta ve “Pazar payının fiyattan daha önemli
olduğu, eğer bu payı ihlal eden olursa alternatifini mutlaka söylemesi
gerektiği” belirtilmektedir.
Uzun yıllardır TÇMB bünyesinde gerçekleştirilen bilgi toplama ve dağıtma
faaliyetlerinin sağladığı istatistiksel altyapının, fabrikaların giriştiği bu tür
bölgesel bazlı eylemlerde anlaşmanın sonuçlarını takip edebilmek açısından 780
kolaylaştırıcı bir unsur olduğu düşünülmektedir.
TÇMB’nin bu paylaşım sistemi içerisindeki rolü ise, soruşturma çerçevesinde
Akçansa’da yapılan yerinde incelemede elde edilen bir toplantı davetiyesi ile,
TÇMB’ye ait bir bilgi isteme yazısında bulunan aşağıdaki ifadeler birlikte ele
alınarak değerlendirilmiştir:
Bahsedilen belgelerin ilkinde;
“ TÜRKİYE ÇİMENTO MÜSTAHSİLLERİ BİRLİĞİ
17-20/ Ekim/1996 tarihleri arasında Princess Balçova Otel’de yapılacak 1996- 790
2000 yıllarında Türkiye Çimento Üretim Tüketim Projeksiyonu toplantı
programı ilişikte takdim edilmiştir….
Ayduk Çelenk
Başkan”
ifadelerine yer verilmektedir.
Söz konusu toplantının, 1996 ve 2000 yılları arasında çimento sektörünün
üretim ve tüketim projeksiyonunun çok genel olarak yapılmasını ve aşağıda
açıklanacak yıllık bazda yapılan toplantıların gerçekleşmesi konusunda 800
muhtemelen prensip anlaşmalarına varılmasını sağlayan bir zemin olabileceği
düşünülmekteydi. Ancak aşağıda yer alan belgeler incelendiğinde
projeksiyonların çok daha özel amaçlarla yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
TÇMB’ye gönderilen bir yazıyla Birlik bünyesinde yapılan projeksiyonlar ve bu
toplantılarda tutulan tutanaklar istenilmiş, cevabi yazılarında ise toplantı yer ve
tarihleri liste halinde gönderilmiş, ancak tutanak tutma uygulamasının
olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu cevabi yazı incelendiğinde, 1994 yılından
sonra, 1997 yılı üretim-tüketim projeksiyonları sonuçları hakkında bilgi arz
edildiği ifade edilen 24.12.1996 tarihli bir toplantı göze çarpmaktadır. Kısaca 810
belirtmek gerekirse, projeksiyon adı altında gerçekleştirilen bölgesel
toplantılar TÇMB bünyesinde değil, doğrudan doğruya fabrikalar arasında
yapılmış, 24.12.1996 tarihinde ise, bu toplantıların sonuçları hakkında bilgi
sunulmuştur.
TÇMB bünyesinde yapılan yerinde incelemede elde edilen, Ege Bölgesi
fabrikaları adına Birlik İdare Meclisi üyesi Eşref Baltalı’ya gönderildiği
anlaşılan ikinci belgede geçen aşağıdaki ifadeler, 1996 ve 1997 yıllarında
TÇMB bünyesinde gerçekleştirilemeyerek fabrikaların sorunlarının bölgesel
örgütlenmelerle çözümlendiği toplantılarda tespit edilen hususları ayrıntılarıyla 820
ortaya koymaktadır.
Söz konusu belgede;
"17-20 Ekim tarihleri arasında İzmir’de yapılan “1996-2000 yılları çimento
üretim-tüketim projeksiyonu” toplantısında bölgesel toplantıların yapılması, bu
toplantıların Birlik İdare Meclisi Üyelerince tertiplenmesi kararlaştırılmış ve bu
toplantılarda tespit edilecek sonuçların konsolide edilmek üzere Çimento
Müstahsilleri Birliği’ne gönderilmesi hususunda karar alınmış idi.
830
Ege Bölgesi toplantısının 10.11.1996 tarihinden ileri bir tarihte olmamak üzere
sizin uygun gördüğünüz bir tarihte tertiplenmesi ve bu toplantıda aşağıdaki
hususların tespit edilerek Birliğe gönderilmesini rica eder, çalışmalarınızda
başarılar dilerim.
Bölgenin;
- - 1997 yılı klinker üretim kapasitesi,
- 1997 yılı programlanan klinker üretimi,
- 1997 yılı çimento üretim kapasitesi,
- 1997 yılı çimento satış programı, 840
- Şirketlerin çimento satışlarının yapıldığı vilayetler ve yüzdeleri,
- Bölge üreticilerinin pazar payları,
- 1997 yılı üretim-tüketim dengesi,
- Üretim fazlalığı veya üretim noksanlığının ne şekilde
çözümlenebileceği,
- 1997 yılı sonu çimento ve klinker stoku,
hususlarının tespiti, ayrıca varsa sizce de önemli olabilecek diğer verilerin de
tespiti uygun olacaktır.” ifadelerine yer verilmektedir.
850
Yukarıda yer alan iki belge birlikte incelendiğinde, TÇMB tarafından bölgesel
bazda toplantıların ve projeksiyonların yapılmasının kararlaştırıldığı
görülmektedir. Nitekim TÇMB’nin projeksiyonlar hakkında Rekabet Kurumu’na
göndermiş olduğu yazısında da belirtildiği gibi, 1996-2000 yılları çimento
üretim-tüketim projeksiyonu toplantısında resmi bir projeksiyon
oluşturulamamıştır. Sonuçta bu toplantıda tespit edilemeyen hususların,
bölgesel bazda yapılan toplantılarda tespit edilmesi ve “konsolide edilmek
üzere” birliğe bildirilmesi kararlaştırılmıştır.
Pazar paylaşımı konusunda doğrudan mutabakatın sağlandığı ve yıllık olarak 860
yapılan söz konusu anlaşmaların, sektörde fabrikaların bölgesel olarak
gruplanmaları neticesinde ortaya çıkan bölge fabrikaları ve bölge dışında
kalan yakın fabrikaların katılımıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Nitekim
TÇMB tarafından, bu hususların bölgesel bazlı toplantılarda tespit edildikten
sonra konsolide edilmek üzere kendisine gönderilmesini istediği
görülmektedir. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgeler, bölge
fabrikaları ve yakın fabrikalar arasında yıllık olarak yapılan bu anlaşmaların
1993 yılına kadar geriye gittiğini göstermektedir.
Söz konusu toplantıda fabrikalar bölge genelinde yıllık olarak yapacakları 870
satışları tespit etmekle kalmayıp, ilgili yazıda ifade edildiği şekliyle “şirketlerin
çimento satışlarının yapıldığı vilayetler ve yüzdeleri” de belirlenmektedir. Yine
bu tespiti destekler mahiyette olmak üzere Denizli Çimento’da yapılan bir
yerinde incelemede elde edilen “DENİZLİ ÇİMENTO SATIŞ BÖLGESİ
SINIRLARI VE BU BÖLGEDE DİĞER FABRİKALARIN DURUMU” adlı satış
bölgesi haritası, belirlenen sınırlar içinde ve dışında Denizli Çimento’nun satış
yaptığı tüm merkezlerde fabrikaların pazar paylarının ne olacağını tek tek
göstermektedir. Bu noktada pazar paylaşımı eylemlerinin, kar oranı yüksek
olan iç satışların paylaşımı ile kalmayıp, bölge düzeyinde bir coğrafi
paylaşıma kadar vardığı anlaşılmaktadır. 880
I.2.1.2. Coğrafi Pazar Paylaşımı
Soruşturma kapsamında incelemeye konu olan Ege Bölgesi, kendi içerisinde
talebin yoğunluğuna ve çimento fabrikalarının yakınlığına göre değişik
özellikler gösteren alt bölgelere ayrılabilir. Bu bağlamda İzmir, Denizli ve
Söke/Aydın, çimento fabrikası bulunan merkezleri oluştururken (Afyon’da Set
Grubu’na ait bir çimento fabrikası bulunmaktadır. Ancak, Afyon ili, Türkiye
Bölgeler Haritası’na göre Ege Bölgesi’nde bulunmasına rağmen, Ege Bölgesi
için yapılan anlaşmalarda bölge dışı fabrika olarak gösterilmektedir.), kuzeyde 890
“Körfez Bölgesi” denilen Edremit Körfezi etrafında sıralanan Edremit,
Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinin oluşturduğu bölge, İzmir’in hemen güneyinde
yer alan Kuşadası, Selçuk ve Söke civarı, Nazilli ve Aydın, Bodrum, Marmaris
ve Fethiye ilçelerinin oluşturduğu Güney Ege’deki bölge ve Denizli merkez ile
İzmir merkezi ve yakın çevresi de yoğun talep bölgelerini teşkil etmektedir.
Çimento fiyatı ile ürünün satılacağı coğrafya arasında sıkı bir ilişki mevcuttur.
İlk bakışta olması beklenen, çimentonun da akaryakıtta olduğu gibi tek bir
çıkış fiyatının bulunması ve bunun üzerine nakliye giderlerinin eklenerek son
kullanıcı fiyatının belirlenmesidir. Böyle bir fiyatlandırma sisteminde, üretim 900
merkezinden uzaklaştıkça ürünün fiyatı, artan nakliye masrafından dolayı
artacaktır. Ancak, çimento sektörü için bu basit kurguya bir de diğer
üreticilerin satış merkezine olan uzaklığı faktörünü dahil etmek gerekir. Eğer
maliyetleri dikkate alınmadan, bölgedeki her üreticinin aynı denilebilecek bant
teslimi fiyatları uyguladıkları düşünülürse, her üretici kendi yakın çevresinde
doğal bir satış bölgesine sahip olacak, diğer bir üreticiye daha yakın olan
yerlere satış yapmakta çok zorlanacaktır.
Üretimin bu doğal satış bölgesindeki talep kadar veya daha az olması
durumlarında bu sistem sağlıklı bir biçimde çalışır, ancak bölgede bir arz 910
fazlası varsa, bazı yeni çözümler aramak gerekmektedir.
Ege Bölgesi genelinde 1997 yılında bölge fabrikaları 5.130.000 ton üretim
gerçekleştirmiş, buna karşılık tüketim 4.445.000 ton olmuştur. Aynı yıl
içerisinde bölgeden ihraç edilen miktar ise 250.000 tonu bulmuştur.
Bölge düzeyinde satış tonajlarının tespiti ve aynı düzeydeki arz fazlası da göz
önüne alınmak suretiyle, coğrafi pazar paylaşımına ilişkin olarak tespit edilen
hususlar aşağıda sunulmuştur.
920
I.2.1.2.1. Üretim Merkezi ve Civarının Korunması
Üretim merkezleri civarındaki doğal satış bölgelerinde (hem Ege Bölgesi hem
de Türkiye çapında) arz fazlalarının oluşması, üreticilerin diğer fabrikalara ve
hatta literatürde çimentonun doğal satış hinterlandı olarak gösterilen 200-250
kilometrelik mesafenin de ötesine satış yapmalarını gerekli kılmaktadır.
Genel anlamda üretim tesisinden uzaklaştıkça fiyatın nakliye maliyeti kadar 930
azalması sistemine dayalı fiyatlandırma uygulamaları, çimento fabrikalarının
en karlı satışlarını yakın çevrede yapmalarına yol açmaktadır. Nispeten
yüksek fiyatlı bu pazarların yakın çevredeki üreticilerin birikmiş stoklarından
veya daha genel anlamıyla arz fazlasından korunması, ancak karşılıklı olarak
fabrikaların birbirlerinin yakın çevresinde satış yapmaması yönündeki
anlaşmalarla sağlanmaktadır.
Soruşturma kapsamındaki fabrikalar açısından bakıldığında, Denizli merkez
ve çevresinde tek fabrika, İzmir’de iki fabrika, İzmir Aliağa’da bir terminal ve
Aydın Söke çevresinde bir entegre tesis bulunduğu ve İzmir merkez ve 940
çevresinin Batıçim ve Çimentaş için ortak bir yoğun talep merkezi olduğu,
diğer yoğun talep bölgelerinin civar fabrikalar tarafından münhasıran
paylaşıldığı görülmektedir.
Soruşturma kapsamında olan bölge fabrikaları arasında, salt “münhasır satış
bölgelerinin korunması hususunda” düzenlenmiş bir anlaşma metnine
rastlanmamıştır. Ancak, pazar paylaşımı, fiyat tespiti vs. hususlarında
yapılmış anlaşmalarda yer alan konu ile ilgili hükümlerden, fabrikaların satış
bölgelerini ihlal etmelerinin ardından gerçekleşen ikili yazışmalardan, konu ile
ilgili olarak çimento bayileri ile yapılan görüşmelere ilişkin tutanaklardan, bu 950
yönde bir centilmenlik anlaşması olduğu anlaşılmıştır.
Soruşturma safhasında elde edilen belgelerde “centilmenlik anlaşması” olarak
nitelendirilen ve içeriği yukarıda sayılan hususlarla birlikte ele alındığı zaman
ortaya çıkan mutabakata bağlı olarak, her fabrikanın üretim merkezi ve civarı
diğer fabrikaların yapacağı satışlara karşı korunmaktadır. Bölgede fabrikalar
arasında yaşanan en önemli anlaşmazlıklar, talebin daraldığı dönemlerde
centilmenlik anlaşmasının geçici olarak ihlal edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Bölge düzeyinde satış tonajları tespit edildikten sonra coğrafi pazar paylaşımı 960
yönünde yapılacak bir anlaşmanın ilk bakışta daha önemsiz bir ihlal olduğu
düşünülebilir. Ancak, fiyatlandırma sistemine bakıldığında, coğrafi pazar
paylaşımının, fabrikaların üretim merkezi ve civarına uyguladıkları yüksek
fiyatların altında yatan asıl faktör olduğu görülmektedir.
Fabrikaların, 1996 ve 1997 yılları satış yeri bazında yaptıkları satışları
incelendiğinde, yakın bölgelerine yaptıkları satışların, toplam yurtiçi satışlar
içinde ortalama % 40’lık bir pay aldığı görülmektedir. Toplam satışlar içinde
önemli bir yer teşkil eden ve her fabrikanın en yüksek fiyattan yaptığı bu
satışlar, diğer fabrikalarla paylaşılmak istenmemektedir. 970
Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi fabrikaların üretimleri, merkez ve yakın
çevredeki talebin üzerinde olduğundan, coğrafi pazar paylaşımı fabrika
merkez ve çevresinin korunmasıyla kalmamaktadır. Her fabrika diğerinin
merkez ve yakın çevresine, fiyatı biraz düşürmek ve rekabete girmek suretiyle
satış yapabilecekken, anlaşma gereği bu yola gitmemekte, tespit edilen ortak
bölgelerde (tampon bölgeler) satış yapmakta ve merkezdeki fiyatın
korunmasını sağlamaktadır. Örnek verilecek olursa, Bodrum birçok fabrikanın
satış yaptığı yoğun talep bölgelerinden birisidir. Dolayısıyla orada oluşan
fiyatlar korunmuş bölgelerdeki fiyatlardan daha düşük seviyelerde 980
bulunmaktadır. Denizli’den Bodrum ve İzmir yaklaşık aynı mesafededir. Bu
durumda Denizli Çimento İzmir’e mal göndererek Bodrum satışlarından daha
karlı satışlar gerçekleştirebilir. Bunun tersi de doğrudur. Yani tüm teşebbüsler
açısından, kartelin kısa dönemli olarak delinmesi çok karlı görünmektedir.
Ancak teşebbüslerin misilleme anlayışı içerisinde hareket ederek piyasada
rekabeti canlandırmaları, uzun dönemde çimento fiyatlarının düşmesine yol
açacak ve tüm teşebbüslerin zararına olacaktır. Hatta arz fazlası, bu sonucun
ortaya çıkması için uzun dönemi beklemeyi dahi gerektirmeyecektir. Bu
durumda teşebbüsler açısından en yararlı uygulama anlaşmaların
sürdürülmesi olacaktır. Ancak iç talep açısından bakıldığında arz fazlası olan 990
bir sektörde pazarın teşebbüsler arasında coğrafi olarak çok katı bir biçimde
bölünmesi teorik olarak bile mümkün olmadığından, uygulama biraz
yumuşatılarak, en azından fabrikaların yakın çevresindeki yoğun talep
bölgelerinin münhasırlaştırılmasıyla birlikte, artan üretimin tampon bölgelerde,
rekabete açık bölgelerde ve gerekirse dış pazarda, teşebbüsler açısından en
karlı olacak şekilde değerlendirildiği görülmektedir. Uygulamayı mümkün kılan
da, satış merkezleri itibarıyla uygulanan farklı fiyatlar ve satış ağı üzerindeki
katı denetim mekanizmasıdır.
Fabrikalarda yapılan yerinde incelemelerde elde edilen bazı belgelerde, bir 1000
fabrikanın diğerinin merkez ve çevresine yaptığı satışlarının “kaçak” olarak
nitelendirildiği görülmüştür. Benzer şekilde düşük fiyat uygulanan yerlerde
satılmak üzere alınmış olan ve fabrika merkezi ve yakın çevresindeki yüksek
fiyattan yararlanmak suretiyle buralarda satışa sunulan çimento da “kaçak”
olarak nitelenmektedir. Bunun önlenmesi için de bayi ve kamyon takipleri vs.
yollarına gidilmektedir.
Fabrikaların farklı fiyat uygulamasına ilişkin olarak yaptıkları savunmalarda,
her fabrikanın bir merkeze uygulayacağı fiyatını, diğer fabrikaların ve
kendisinin oraya olan uzaklığını göz önüne almak suretiyle tespit ettiği ve 1010
diğerine daha yakın olan yere yapacağı satışlarını arttırmak için “nakliyeyi
sübvanse ettiği” belirtilmiştir. Hatta nakliyenin sübvanse edilmesi suretiyle
diğerine daha yakın olan bölgelere satış yapma olanağının sağlandığı ve
sistemin daha rekabetçi bir yapı gösterdiği ileri sürülmüştür.
Ancak, buradaki asıl sorun, çimentonun uzak yerlere ucuza satılması değil,
fabrika merkezi ve yakın çevresine, anlaşmayla sağlanan korumanın sonucu
olarak pahalıya satılmasıdır.
Ayrıca söz konusu fiyatlandırma mekanizması yalnızca “diğer fabrikaya yakın 1020
bölgelerde satış olanağı yaratmaya yönelik nakliye sübvansesi” değildir.
Görünürde bir fabrikanın bir merkez için uygulayacağı fiyat, o merkeze diğer
fabrikaların uzaklığına bağlıdır. Soruşturma kapsamındaki bazı fabrikalar,
bölgeler arası bu fiyat farklılaştırmasını nakliye sübvansesi olarak
adlandırmakta ve satış yeri üretim merkezinden uzaklaştıkça, bu yer için bant
teslimi satış fiyatının azaldığını söylemektedir. Ancak, yapılan fatura
incelemelerinde bu durumun tersi örneklere rastlanılmıştır. Bayi kar
marjlarının % 2-5 gibi çok düşük oranlarda olduğu ve birim nakliye fiyatının da
rekabetçi bir ortamda oluştuğu göz önüne alındığında (Fabrikalar uygulanacak
nakliye masrafları konusunda kendilerinin tavsiye niteliğinde dedikleri 1030
uygulanmasını istedikleri listeler yayımlamaktadırlar, ancak alıcının nakliye
organizasyonunu üstlenmesi konusunda özellikle torba çimentoda bir baskı
mevcut değildir. Dökme çimento nakliyesi ise genelde fabrikalar tarafından
üstlenilmektedir, dolayısıyla bu fiyatlar üzerinde de fabrikaların kontrolü vardır.
Ancak satışa sunulan mal da kendi ürettikleri ve satmaya çalıştıkları mal
olduğu için, nakliyede piyasa şartlarının çok üzerinde fiyatlar empoze
edilmemektedir.), son kullanıcının “hangi merkezde olursa olsun” bir torba
çimento için aynı fiyatı ödemesi beklenir. Uygulamada ise uzak merkezlerin
daha ucuza çimento tükettikleri görülmektedir.
1040
Bu durumda; ortak bölgeler olan ve birden çok fabrikanın satış yaptığı
yerlerde yaşanan kısmi rekabetin, fabrikaları bazen nakliye oranında bazen
ise daha yüksek oranlarda fiyat sübvansesi yoluna ittiği, anlaşma gereği
korunan ve tek bir fabrikanın hakim olduğu yerlerde ise en yüksek fiyatın
uygulandığı ve bu şartlarda yapılan satışların, toplam satışlar içinde önemli bir
pay teşkil ettiği (yaklaşık % 40) sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki; ortak bölgelerde yaşanan rekabetin de sağlıklı bir rekabet olduğunu
söylemek mümkün değildir. Bölgesel tonajların ve fabrikaların münhasır satış
bölgelerinin tespitinden sonra, ortak satışa açık gibi görünen bölgeler üzerinde 1050
de “her fabrikanın satış miktarı ya da yüzdesinin tespit edilmesi, arttırılması ya
da azaltılması veya bir fabrikanın o pazardan çıkarılması” şeklinde
uygulamalar olduğu tespit edilmiştir.
İzmir merkezi ve yakın çevresi için özel bir durum söz konusudur. Bu yoğun
talep bölgesinde bilindiği gibi Batıçim ve Çimentaş çimento fabrikaları birlikte
yer almaktadır. Dolayısıyla bu bölgenin korunmasından her ikisi birlikte
yararlanmaktadır.
Bilindiği üzere, bu bölgede iki fabrikanın dışında Akçansa’nın da satışları 1060
bulunmaktadır. Ancak bu fabrikanın terminal yatırımında bulunduğu 1989
yılında yapılan satış planları incelediğinde, her yıl artan ve 1994 yılı itibarıyla
500.000 tona varan bir satış tonajının planlandığı görülmüştür. Fabrikanın
1996 ve 1997 yılları itibarıyla terminalden yaptığı çimento sevkiyatının yıllık
300.000 ton civarında olduğu ve 1998 yılında da 350.000 tonluk bir satış
seviyesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır (anlaşma gereği). Yukarıda bölgesel
düzeyde pazar paylaşımı açıklanırken, Akçansa’nın da bu paylaşım içerisinde
yer aldığı belirtilmişti. Bölgesel bazdaki bu paylaşım yanında ayrıca İzmir
merkezi ve yakın çevresi içinde yapacağı satış tonajının da anlaşmayla
kısıtlandığı kanaatine ulaşılmıştır. 1070
Denizli Çimento Pazarlama Müdürü’ne ait “Bölgeye dışardan etkiler” başlıklı
belgede yer alan;
“Şu anda Antalya’da bulunan Çimsa liman tesislerinde üretilen çimentolar,
Fethiye’ye kadar gelmektedir. Dolayısıyla Göltaş ve Çimsa eğer Fethiye’de
mal satıyorsa onların bölgeyi etkiledikleri miktarı bilmemiz gerekir. Akdeniz
Bölgesi olan fabrikaların Ege’ye gelen malları ile, Ege fabrikalarının
Antalya’da ve Akdenizde sattıkları malın dengelenmesi gerekmektedir. Bölge
istatistiklerinde, Göltaş Akdeniz fabrikası görünmekle beraber Alanya’dan ileri 1080
geçmemesi dolayısıyla, Mersin, Adana, İskenderun fabrikalarıyla birlikte
mütalaa edilmesi Göltaş’ın üretiminin tamamını satabilmesi için zemin
hazırlamaktadır. Eğer bu şartlar altında Göltaş’a verilen satış yüzdesini
gerçekleştirecekse bunun tamamını kendi bölgesinde satması imkansızdır. Ya
diğer bölgelere girerek pazarı bozacak bundan önce yaptığı gibi ya da
anlaşmalar doğrultusunda malını satamadığını söyleyip diğer fabrikaların
kendisine pazar açmasını isteyecektir. Bunu talep edeceği yegane fabrika
Denizli ve Afyon’dur.”
ifadeleri, bölgesel bazda satış tonajlarının tespiti yanında her fabrika için satış 1090
bölgelerinin belirlendiğini göstermektedir. Söz konusu belgede daha çok
Göltaş, Çimsa ve Denizli fabrikalarının pazar sınırları üzerinde durulmaktadır.
Ancak ifadelerden de anlaşılacağı üzere o dönem için Göltaş’ın pazarını
genişletme eğilimi ile karşı karşıya bulunulmaktadır ve bu sorunun, Ege
pazarına yansımasından korku duyulmaktadır. Pazar paylaşımı sisteminin
ortaya çıkarılması açısından, Denizli Çimento ile birlikte soruşturma
kapsamında olmayan iki fabrikanın da yer aldığı paylaşıma ilişkin bu tespitler,
tüm bölge fabrikalarının içinde bulunduğu pazar paylaşımını destekleyici
unsurlar olarak ele alınmalıdır. Nitekim bölgelerin ihlalinden kaynaklanan
herhangi bir sorun olmadıkça, bu konuda yeni anlaşmalara gidilmemekte, iki 1100
veya daha fazla fabrika arasında sorun çıkınca da, bu sorun hep birlikte
çözümlenmektedir. Çünkü, fabrikaların deyimiyle “herhangi bir fabrikanın
pazarında meydana gelen bir kirlenme, tüm bölgeyi etkileyecektir.”
Bunun en güzel örneklerini 11.07.1997 ve 26.09.1997 tarihli bölge fabrikaları
anlaşmaları oluşturmaktadır.
Çimentaş Genel Müdürü’ne ait, 11.07.1997 tarihli toplantıda alınan kararların
özetlendiği notlarda;
1110
“11.07 (Çimentocular)
1- Pazar paylaşımına uyulacak
2- TÇ 32.5 50, KÇ 52, PÇ 58
3- Ürün bazında fiyatlara uymak
4- Zamdan itibaren Afyon, Çimentaş Antalya’ya gitmeyecek
5- Denizli Antalya’da gerileyecek
6. Isparta Denizli iline göndermeyecek
7. Denizli Isparta iline göndermeyecek
8. Dışlanan bayilere mutabakat olmadan mal verilmeyecek 1120
9. Prensipleri uygulamayan bayiler dışlanacak
TÇ 7200
KÇ 7500
PÇ 8700
Vade Dökme 10+40
Torbalı 10+10
den itibaren”
ifadelerine yer verilmektedir. 11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan 1130
anlaşmaya ait bu tutanakta geçen 1,4,5,6 ve 7. maddeler coğrafi pazar
paylaşımına ilişkin ifadeleri içermektedir.
Birinci maddedeki “pazar paylaşımı” ifadesi, tüm bölge fabrikalarının katıldığı
ve yukarıda açıklanan, satış bölgelerine uyulması konusundaki genel
mutabakatı ifade etmektedir.
Sırasıyla 6. ve 7. maddelerde ifade edilen Isparta ve Denizli arası pazar
paylaşımı hususunda da birlikte karar alındığı görülmektedir.
1140
Nitekim Denizli ve Isparta arasındaki sınır müteakip defalar ihlal edilmiş ve bu
konudaki anlaşma taraflara, müteakip toplantılarda tekrar hatırlatılmıştır.
Çimentaş’ın ve Afyon’un zamdan sonra Antalya’ya gitmemesi ve Denizli’nin
Antalya’da gerilemesi konularında varılan anlaşmalar da esas itibarıyla coğrafi
pazar paylaşımı niteliğindedir. Ancak daha çok yukarıda kısaca değinilen
“ortak satış bölgelerindeki rekabetin de sağlıklı olmadığı” gerçeğinin ve bu
bölgelerin de pazar paylaşımına konu olduğunun bir göstergesidir.
Yine benzer nitelikte ve 26.09.1997 tarihinde yapılmış “26.09.1997 BATIÇİM 1150
TOPLANTI KARARLARI” başlıklı ikinci bir anlaşmada aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır;
1- Pazar paylaşımına uyulacak.
2. TÇ 50, KÇ 52, PÇ 42.5 58.00 USD fiyatları hedef olacak ve 10 Ekim
tarihinde yapılacak toplantıda bu fiyatlara ulaşılmaya çalışılacaktır.
3. Ürün bazında fiyatlara uyulacak.
4. Zamdan itibaren Isparta, Denizli ve ilçelerine girmeyecek.
5. Zamdan itibaren Denizli, Isparta ve ilçelerine girmeyecek.
6. Fabrikaların dışladığı bayilere mutabakat olmadan mal verilmeyecek. 1160
7. Prensipleri uygulamayı engelleyen bayiler dışlanacak.
8. TÇ 32.5 7.200.000.- TL/TON
KÇ 32.5 7.500.000.-TL/TON
PÇ 42.5 8.700.000.-TL/TON
VADE 10+60 Gün-Dökme
VADE 10+40 Gün- Torba
9. 01.10.1997 Çarşamba’dan itibaren bu fiyatlar tatbik edilecek.
Not: Torbalı ve dökme vadeden dolayı aynı fiyat olacak.”
Bu anlaşmanın ilk maddesindeki pazar paylaşımı ifadesi de aynı şekilde 1170
fabrikaların satış bölgelerine riayet etmeleri hususundaki genel mutabakatı
ifade etmektedir.
Anlaşmanın 4 ve 5. maddelerinde düzenlenen Denizli ve Isparta arasındaki
pazar bölüşümüne ilişkin mutabakat da yine satış sınırlarının ihlal
edilmesinden kaynaklanan bir anlaşmazlığın, bölge fabrikaları ve bölge dışı
yakın fabrikalar arasında yapılan toplantıda çözümlenmesinden ibarettir.
Fabrikalar arasında satış bölgesi sınırlarının ihlal edilmesinden doğan
anlaşmazlıklar daha ziyade talebin daraldığı dönemlerde meydana 1180
gelmektedir ya da herhangi bir fabrikanın belli bir pazarda kendisine verilen
pazar payını gerçekleştirememesi veya rakip fabrikanın satışlarının tespit
edilen sınırı aşması durumunda söz konusu olmaktadır. Soruşturma
safhasında bölge ihlaline ilişkin olarak elde edilen belgelerden de anlaşılacağı
üzere, iklimsel koşullara bağlı olarak inşaat sezonunun kısa olduğu ve talep
daralmalarının daha yoğun yaşandığı yerler Ege Bölgesi’nin doğusundadır.
Dolayısıyla satış bölgelerinin sınırları daha çok buralardan başlamak üzere
ihlal edilmekte ve herhangi bir önlem alınmaması durumunda domino etkisiyle
tüm bölgeyi etkileyebilmektedir. Bu durumu önlemek için bölgesel bazda
sadece ilgili fabrikaların katıldığı toplantılar düzenlenmektedir. 1190
Çimento piyasasında faaliyet gösteren bayilerle yapılan görüşmelerde, ürün
fiyatlarındaki aşırı artışların, fabrikaların bazı anlaşmazlıklar nedeniyle
birbirlerinin satış bölgelerine girmeleri sonucu kısmen rekabet yaşandığı
dönemlerin ardından, satış bölgesi sınırları üzerinde yeni bir mutabakat
sağlanmasına ve o bölgedeki fiyat tekelinin satış tekeliyle birlikte bir tek
fabrikaya bırakılmasına bağlı olduğu belirtilmiştir.
Nitekim, soruşturma heyetince Denizli merkezinde faaliyet gösteren 21
çimento satıcısıyla görüşülerek hazırlanan tutanakta; çimento fiyatlarının çok 1200
kısa aralıklarla önemli oranlarda değiştiği, fiyatlardaki bu aşırı dalgalanmanın
çimento kullanıcılarına açıklamakta zorlanıldığı, çünkü bu dalgalanmanın tek
nedeninin, fabrikalar arasındaki anlaşmalar olduğu ifade edilmiş, buradaki
anlaşmadan kast edilenin, hem çimento satılabilecek pazarların paylaşımı ve
birbirlerinin pazarına girmeme konusunda, hem de yukarıdaki anlaşmanın
sonucu olarak fiyatların ortaklaşa tespiti hususunda olduğu belirtilmiştir.
Aynı tutanakta yine bu yöndeki anlaşmaların uygulanmasını sağlamak üzere,
Denizli çimento fabrikası tarafından, çimento fabrikalarına bayilik sözleşmesi
ile bağlı olmayan satıcıların dahi, Denizli dışındaki çevre fabrikalardan 1210
çimento alımının önlendiği, dışarıdan çimento getiren firmalara çimento
vermeme ve bayisi konumundakilerin bayiliğini iptal etme tehdit ve
yaptırımlarının uygulandığı, plakaları tespit edilen araçlara ne kendileri ne de
diğer fabrikalar tarafından mal temin edilmemesine kadar giden müeyyidelerin
uygulandığı ifade edilmiştir.
Yukarıda anlatılan anlaşmanın en yeni benzerinin 23.01.1998 tarihinde
yapıldığı; 30.09.1997’de yapılan anlaşmadan sonra yükseliş trendine geçen
ve bu trendini 12. ayın ortalarına kadar sürdürerek 517.500 TL/Torba
düzeyine yükselen traslı çimento fiyatının bu ay içinde Denizli’de başlayan 1220
yeni bir rekabet sonucu 345.000 TL/Torba düzeyine gerilediği ve 23.01.1998
tarihinde uygulanmaya konulan anlaşma gereğince, dışarıdan mal girişinin
önlendiği ve traslı çimento fiyatının ani bir zamla 517.500 TL/Torba düzeyine
yükseltildiği vurgulanmıştır.
Söz konusu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, çimento satıcıları tarafından
30.09.1997 ve 23.01.1998 tarihlerinde yapılmış olduğu belirtilen iki ayrı
anlaşmadan söz edilmektedir. Her ikisinde de fiyat tespiti hususunun yanısıra,
fabrikaların birbirilerinin satış bölgelerini ihlal etmemeleri hususundaki
mutabakata da işaret edilmektedir. 1230
23.01.1998’de yapılmış olduğu ifade edilen anlaşma, Rekabet Kurumu’nun
teşkilatının oluşumunun tamamlandığı ve hatta çimento sektörüne yönelik
incelemenin yaklaşık iki aydır sürmekte olduğu bir döneme rastlamaktadır. Bu
da göstermektedir ki, sektöre yönelik olarak başlatılan inceleme dahi
sektördeki rekabet ihlallerini önlemeye yetmemiş ve Kanun’un uygulanmaya
başlamasından önce varolan ihlaller aynen sürdürülmüştür.
23.01.1998’de yapılan anlaşmaya kanıt teşkil eden, Denizli merkezde faaliyet
gösteren bir şirket tarafından Batısöke’ye çekilmiş bir faksta aynen şu ifadeler 1240
yer almaktadır:
“ BATISÖKE TİCARET MÜDÜRLÜĞÜ
SÖKE
13.03.1998 tarih itibariyle firmanıza 2.759.655.000 TL.’lik borcumuz
sıfırlanmıştır.
Genel Müdür Yrd. (…………….) tarafından taahhüt edilen prim konusunun
açıklığa kavuşturulmasını; firmamızın ihtiyacı olan çimentonun 1250
fabrikalarınızdan hangi şartlarda alınabileceğinin firmamıza bildirilmesini,
çimento vermeme söz konusu ise bayilik taahhütnamesine karşılık verilen
teminat mektubunun iadesini arz ederiz.”
Faksta yer alan ifadeler önce 16.03.1998, sonra 01.04.1998 tarihlerinde iki
kez fabrikaya bildirilmiş ve ardından çimento satıcısına ait teminat mektubu
fabrika tarafından iade edilmiştir.
Konu ile ilgili olarak, anılan Şirket yetkilisi ile yapılan görüşmede tutulan
19.05.1998 tarihli tutanakta, söz konusu kişi; 1260
“Daha önceleri çeşitli anlaşmazlıklar sonucu Denizli ve Söke Çimento
arasında meydana gelen rekabet dönemlerinde, Söke Çimento
Fabrikası’ndan çimento alımı yapmak üzere teminat mektubu verdiklerini ve
bir süre çimento alımı yaptıklarını, ancak 23.01.1998’de fabrikalar arasında
yapılan anlaşmadan sonra Söke’nin Denizli pazarından çekildiğini ve bu
tarihten sonra Söke Fabrikası’nın kendilerine mal vermediğini, aynı dönemde
Söke çimentosu sattığı için Denizli Fabrikası’ndan da mal alamadıklarını,
dolayısıyla 16 Mart 1998’de Söke Fabrikası’na; tekrar çimento istemiyle faks
çektiklerini ve eğer mal verilmeyecekse teminat mektuplarının iadesini talep 1270
ettiklerini, kendilerine faksla yanıt gelmediğini ve teminat mektuplarının iade
edilmesi suretiyle mal taleplerinin reddedildiğini”
ifade etmiştir.
Yukarıdaki tutanakta yer alan ifadeler dikkatle incelendiğinde, sonuç olarak
her fabrikanın kendi satış bölgesinde satış yapmasını temine yönelik sürecin
ayrıntılı olarak anlatıldığı görülmektedir. Tutanakta yer alan “ne Söke
Fabrikasının ve ne de Denizli Fabrikası’nın kendilerine mal vermemesi”
yönündeki uygulamanın, esasen 11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan 1280
anlaşmanın 8 ve 9., 26.09.1997 tarihli anlaşmanın 5 ve 6. maddelerinde
belirlenen “prensipleri uygulamayı reddeden bayilere mal vermeme”
ilkesinin bir sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar her bir fabrika,
bulunduğu il ve ilçelerinde hakim durumda bulunuyor ve “mal vermeme”
suretiyle bu konumunu kötüye kullanıyormuş gibi görünüyorsa da, bu durum
esasen bir anlaşmayla tesis edilmiş yapay bir olgu olup, söz konusu eylemleri
gerçekleştirilebilmesi de fabrikaların karşılıklı anlaşmaları yoluyla mümkün
olmaktadır. Bayilere mal vermeme konusunda yapılan diğer tespitler
incelendiğinde de, bazı bayilere mal verilmemesinin veya bayilerin farklı
fabrikayla çalışmalarının engellenmesinin, temelde coğrafi pazar paylaşımının 1290
bir sonucu olduğu görülmüştür.
Örneğin, Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı’nın 1998 yılı ajandasında;
8.1.1998 – “Prenses Otel Balçova Saat 10.’da Vecdi Bey’i gör. Fazla
konuşma. Onları dinle. Vecdi Bey hakem. İbrahim Beyden bilgileri al. Bayi
meselesi (…) hiçbir fabrika mal vermeyecek. Denizli’ye girmeme, beton
santralı kurmama karşı mevzu edilirse teşvikleri alınmış. Hiçbir taviz
vermeden Vecdi Bey’in kararlarına okey diyeceğiz. Ancak aleyhimize birşey
varsa görüşmemiz lazım deyip açık kapı bırak. 1300
Bayinizin bize iadesi. Bu tarihten itibaren hiçbir karşı ……..
Denizli’nin Söke’den 1 iki puanda olsa fazla mal satma. Klinker, Beyaz çim.
Beton santralı kurulmaması.”,
ifadeleri anlaşma metnindeki hükümlerin uygulanmasını göstermektedir.
Aynı şekilde münhasır satış bölgelerinin korunması uygulamasına yönelik
olarak Çimentaş Genel Müdürü’ne ait bir bloknotta, yapılan bir anlaşmaya
ilişkin notlar ve aşağıdaki ifadeler yer almaktadır;
1310
“Isparta Denizliye gelmesin, Fethiye Acıpayam hariç.
Denizli Antalya’ya gidişini azaltsın.
(………….) Isparta bölgesine Çimento satmayacak.”
Yine münhasır pazarların korunması konusundaki anlaşmaya uyulmasını temin
etmek amacıyla fabrikaların yürüttüğü istihbarat çalışmalarını gösteren Denizli
Çimento Satış Şefi’ne 1994, 1995, 1996 yılı ajandalarında, araçların
plakalarını da takip ederek çimentonun satış yerlerinin tespit edildiğine dair
notlar bulunmakta olup, bir fabrikanın münhasır satış bölgesinin dışında olan
başka bir bölgeye satış yapmasının veya bayilik tahsisinin de ancak 1320
“patronların konuşturulması” yoluyla sağlanabildiği bu belgelerden
anlaşılmaktadır.
14.05.1998 tarihli bir diğer bayiye ait bilgi tutanağında ise; yine çimento
piyasasında fabrikaların yoğunlukla uyguladıkları “bölge fiyatı” tabir edilen,
bölgeler arası farklı fiyat uygulamasının esasen rasyonel ve takibi mümkün bir
uygulama olmadığı fabrikaların dönemsel menfaatlerine uygun bir biçimde
kimi zaman kamyon takiplerine girişilip ağır yaptırımlar uygulandığı, kimi
zaman da bilinçli olarak kaçaklara göz yumulduğu belirtilmiş, bu uygulamayı
meşrulaştırmak üzere son bir aylık (tahmini) bir dönemde “bölge bayiliği” 1330
uygulamasına geçildiği, böyle bir uygulamanın, bölge dışından gelen talepleri
karşılamamaya bir dayanak yapılmaya çalışıldığı, halbuki bölge bayilerine
fiyat vs. hususlarında yapılan ayrımcılığın bu talepleri rasyonel kıldığı ifade
edilmiştir.
Tüm bu oluşumların altında yukarıda yer verilen anlaşmalar yoluyla yaratılan
bölgesel hakimiyetlerin yattığı, suni olarak yaratılan ve o merkezdeki çimento
fabrikasının hakim duruma gelmesini sağlayan anlaşmaların uygulanması
sonucunda, merkez ve yakın çevresinde oluşan yüksek fiyatların diğer
bölgelerdeki fiyatların oluşumuna baz teşkil ettiği, bu sayede ortaya çıkan 1340
fiyatlandırma mekanizması ve bunun sağladığı yüksek kar marjlarının
sürdürülebilmesinin ise ancak bu şekilde mümkün olduğu görülmektedir. Üst
yöneticilerin katıldığı anlaşmalarla verilen kararların uygulanmasının, daha alt
düzeydeki yöneticilerin rutin işlerini oluşturduğu, sistemin sağlıklı işleyebilmesi
ise yukarıdaki notlardan da anlaşılacağı üzere sıkı kontrolleri ve ağır
yaptırımları gerektirmektedir.
Batıçim Genel Müdür İdari Yardımcısı’na gönderilen bir faksta;
“ Denizli Çimento Fabrika’sının fiyat politikasının etkileri ve nedenleri; 1350
...
1- Denizli Çimento’nun düşük fiyatlarla diğer fabrikaların bölgelerine girme
eğilimi göstermesi, (…………..)’a verilen bayilik hakkında Batısöke’ye karşı
ters kamuoyu oluşturarak haklı konuma geçmeye çalışmak.
2- Aralık ayında kaybettiği tonajı düşük fiyat uygulamasını devam ettirerek
Ocak ayında açığını kapatmaya çalışması.
3- Bölgemize düşük fiyatlar uygulayarak bayilerimizin bize karşı tepki
duymasına neden olmak ve dolayısı ile kendisine gelebilecek bayilik
taleplerini de değerlendirmek.
Bu fiyatların aynı şekilde devam etmesi halinde Batısöke’ye bağlı bayilerin 1360
mukavemet güçlerinin azalacağı gibi hedeflenen ~ 65.000 ton/aylık satışın
gerçekleşmesi zorlaşacaktır.
Ayrıca satış fiyatlarının Denizli ile rekabet eder hale getirilmesi halinde fiyatlar
daha da gerileme eğilimine girecektir.”
denilmekte ve Nazilli, Aydın, Kuşadası-Davutlar-G.Çamlı, Bodrum, Muğla-
Marmaris, Dalaman-Ortaca, Söke, Didim-Akbük, Denizli, Kaş-Kalkan ve
Antalya için satış yapan fabrikaların çimento cinslerine göre satış fiyatları ve
miktarlarını gösteren bilgiler bulunmaktadır. 1370
Görüldüğü gibi faksta geçen “bölgemiz” ya da “diğer fabrikaların
bölgeleri” ifadeleri, fabrika merkezleri ve yakın çevresindeki yoğun talep
bölgelerini ifade etmektedir.
I.2.1.2.2. Münhasır Satış Bölgeleri Dışındaki Durum
Üretim merkezi ve civarının korunması bölümünde de belirtildiği üzere, bölge
fiyatı uygulaması ilk bakışta merkez ve çevresi dışında kalan yerlerde sağlıklı
bir rekabet olduğu izlenimi vermektedir. Ancak, üretim ve satış tonajlarının 1380
tespitine yönelik anlaşmalar, üretim merkezi ve civarının korunmasına ilişkin
hükümler içeren anlaşma metinleri ve soruşturma kapsamında elde edilen
diğer belgelerde geçen ifadeler incelendiğinde, buralarda da rekabete aykırı
hususların yer aldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda tam metni yer alan “1997 Yılı Üretim ve Satış Projeksiyonu
Bölgelerarası Toplantı Programı” başlıklı anlaşmanın bölge dışından
yapılacak satışları düzenleyen 2. maddesinde; Soma, Akhisar, Edremit,
Fethiye, Denizli, Uşak ve Kütahya il ve ilçelerine bölge dışından yapılacak
satışların birlikte tespit edildiği görülmektedir. 1390
Esasen pazar coğrafi olarak paylaşılırken, yerleşim birimi bazında satış
tonajlarının da tespit edilmesi yönüyle, iki ihlali birlikte içeren bu eylemin,
coğrafi pazar paylaşımı yönünün daha ağır bastığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Çünkü bölge çapında satış tonajlarının tespit edilmesi, makro düzeyde
fabrikaların pazar paylarının tespit edilmesi açısından daha önemli iken,
dışarıdan yapılacak satışların yalnızca tonaj olarak tespit edilmeyip aynı
zamanda nereye satılacağının da belirlenmesi yoluyla bölge dışı fabrikaların
faaliyet alanlarının kısıtlanması, fiyat tespiti ve satış şartlarının oluşturulması
konularında bölge fabrikalarının hakimiyetinin korunmasına hizmet etmektedir. 1400
Dolayısıyla çimento sektöründeki mevcut durum çerçevesinde herhangi bir
merkezde birden fazla fabrikanın bir arada satış yapıyor olmasına bakarak,
orada rekabet şartlarının tam olarak var olduğu sonucuna varmak yanıltıcıdır.
Bölgesel bazda birlikteliklerin oluşturulduğu sektöre Ege Bölgesi açısından
bakıldığında, bölge fabrikaları olarak nitelenen ve soruşturmaya uğrayan
fabrikaların, bir taraftan bölge dışından gelecek çimentonun miktarını
belirlemek suretiyle pazara girişi sınırladıkları, diğer taraftan çimentonun bölge
içinde satılacağı yerleri tespit etmek yoluyla pazarı coğrafi olarak paylaştıkları
görülmektedir.
1410
Yukarıda belirtildiği gibi bölge içinden ve dışından birkaç fabrikanın birarada
satış yaptığı ve rekabet şartlarının oluştuğu görünümü veren tüketim
merkezlerinden biri de Antalya’dır.
1997 yılı satış tonajlarının belirlendiği ifade edilen anlaşmaya temel teşkil
ettiği anlaşılan tablodaki;
“Bölgeden Çıkan Toplam - 245
1420
Batıçim
Çimentaş (Akdeniz) (Antalya) 45
Denizli (Akdeniz) (Antalya) 200”
ifadeleri, üç fabrikanın Antalya’ya yapacağı satışların belirlendiğini
göstermektedir.
Akçansa’da yapılan incelemede elde edilen ve Akdeniz Bölgesi düzeyinde
satış tonajlarının tespit edildiği anlaşma metninde, yukarıdaki tabloya paralel
şekilde öncelikle bölge fabrikalarının satış miktarları gösterilmekte, ardından; 1430
“Bölge dışı fabrikalar, bölge içinde en fazla aşağıdaki miktarları satacaklardır.
Fiyat bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.
Denizli (Antalya) 200.000 ton
Afyon (Antalya) 100.000 ton
Konya (Antalya) 150.000 ton
Çimentaş (Antalya) 45.000 ton
--------------------------
TOPLAM 495.000 ton” 1440
ifadelerine yer verilmek suretiyle, Antalya’ya yapılacak satışlar önceden tespit
edilmektedir.
Çimentaş Genel Müdürü’ne ait bloknotta yer alan ifadelerden 11.07.1997
tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmada da benzer şekilde;
“...Zamdan itibaren Afyon, Çimentaş Antalya’ya gitmeyecek
Denizli Antalya’da gerileyecek...”
1450
ifadeleri yer almaktadır.
Dolayısıyla, Antalya satışları konusunda Afyon, Çimentaş ve Batıçim
açısından coğrafi pazar paylaşımı niteliğinde, Denizli için ise satış yüzdesinin
düşürülmesi şeklinde anlaşmaya varıldığı anlaşılmaktadır.
Çimentaş Genel Müdürü’ne ait bloknotlarda;
“ 1- Açığı kapamak için
Batı 4000 1460
Söke 2000
Denizli 3200 ile sınırlayacak
2-Isparta; Afyon, Denizli, Muğla illerine girmeyecek.
3-Ege fabrikaları Antalya’ya girmeyecek (Çimentaş’tan muhalefet)
4-Denizli Antalya’ya gidişini azaltacak.”
ifadeleri yer almaktadır. Afyon ve Denizli illerinde fabrikalar olduğu ve
dolayısıyla buraların büyük oranda münhasır satış bölgeleri içinde kaldığı göz
önüne alınırsa, anlaşmanın diğer maddeleriyle Muğla ve yine Antalya satışları
konusunda anlaşmaya varıldığı görülmektedir. 1470
Aynı şahsa ait 11.02.1997 tarihli bloknotta;
“- Edremit’in terkedilmesi,
- Batı ihracat taahhüdüne uyacak, Dışarıdan klinker almayacak,
- Öztüre bize dahil”,
ifadelerine rastlanmakta ve ihracatla ilgili hükümlerin yanısıra Edremit ve
Öztüre ile ilgili pazar paylaşımı da açıkça görülmektedir.
1480
I.2.2. Fiyat Tespiti
Çimentaş ve Batıçim Fabrikaları için 01.01.1996’dan 15.10.1997 tarihine
kadar fiyat karşılaştırması yapılmış ve iki firmanın da fiyat artışlarını büyük
oranda aynı tarihlerde yaptığı ve artış tarihi olarak aralarında 1-2 gün fark olan
zamanlarda da bazı özel sebepler dolayısıyla (örn.;tatile denk gelmesi)
gerçekte artışların aynı günlerde uygulandığı tespit edilmiştir.
Ancak, soruşturma safhasında elde edilen yeni deliller ve fiyatlar konusunda
derinlemesine yapılan incelemeler çerçevesinde, fiyat tespiti hususunda da 1490
bölge düzeyinde uyumlu eylemden çok anlaşma yoluna gidildiği sonucuna
varılmıştır.
Batıçim’de elde edilen 11.12.1996 tarihli, 1997 yılı satış miktarlarının tespit
edildiği anlaşmanın, bölge dışı fabrikaların satışlarını düzenleyen 2.
maddesinde;
“Fiyat bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.” ifadesi yer almaktadır.
İfade bu haliyle, dışarıdan yapılacak olan satışlarda, bölge içindeki fabrikaların 1500
tespit edeceği fiyata diğer fabrikaların uyacağını göstermekte ve bölge dışı
fabrikalar açısından getirilmiş bir yaptırım olarak görünmektedir. Ancak bölge
dışı fabrikaların, bölge fabrikalarının tespit edeceği fiyata uymalarının hükme
bağlanmış olması aynı zamanda, bölge fabrikaları olarak nitelenen beş
fabrikanın birlikte fiyat tespit ettiğini göstermektedir.
Birlikte fiyat tespiti konusunda anlaşmaya konulmuş olan bu ifade, bölge
fabrikalarının fiyat politikası konusundaki birlikteliklerini gösteren ve aynı
zamanda fiyat tespiti konusunda çeşitli tarihlerde yapılacak toplantılara temel
oluşturan bir hükümdür. 1510
Yukarıda bazı hükümleri irdelenen ve Çimentaş Genel Müdürü’nün
notlarından 11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmada yer alan
maddeler tekrar incelendiğinde;
“11.07 (Çimentocular)
1. Pazar paylaşımına uyulacak
2. TÇ 32.5 50, KÇ 52, PÇ 58
3.Ürün bazında fiyatlara uymak …
. 1520
. TÇ 7200
KÇ 7500
PÇ 8700
Vade Dökme 10+40
Torbalı 10+10
den itibaren”
ifadelerine rastlanılmakta, 2. ve 3. maddelerle birlikte ürün bazında fiyatlarla
vadelere ilişkin notların doğrudan fiyat ve satış şartlarının tespitine yönelik
olduğu görülmektedir. 1530
Batısöke’de elde edilen 26.09.1997 tarihli anlaşma metninin ilgili
maddelerinde;
“…2. TÇ 50, KÇ 52, PÇ 42.5 58 USD fiyatları hedef olacak ve 10 Ekim
tarihinde yapılacak toplantıda bu fiyatlara ulaşılmaya çalışılacaktır...”
“... 3. Ürün bazında fiyatlara uyulacak.
“... 8. TÇ 32.5 7.200.000.-TL/TON
KÇ 32.5 7.500.000.-TL/TON
PÇ 42.5 8.700.000.TL/TON” 1540
“.. 9. 01.10.1997 Çarşamba’dan itibaren bu fiyatlar tatbik edilecek.”
“... Not: Torbalı ve dökme fiyatları vadeden dolayı aynı olacak.”
ifadeleri yer almaktadır.
Yukarıda maddeleri sıralanan 26.09.1997 tarihli anlaşmanın 2. maddesinde
hedef fiyatlar belirtilmiş ve 10 Ekim 1997 tarihi itibarıyla bu fiyatlara ulaşılmaya
çalışılacağı ifade edilmiş olup, ayrıca hedef fiyatlara ulaşmak üzere 10 Ekim
1997 tarihinde, fiyat tespiti hususunda ayrı bir toplantının yapılması
kararlaştırılmıştır. 1550
Nitekim Batısöke Ticaret Müdürü’ne ait ajandanın 26.09.1997 tarihli
sayfasında yer alan;
“10/10/1997 Denizli Pamukkale toplantı
Söke Batı+Çim
TÇ = 7500 7200
K = 7800 7500”
1560
ifadelerinden, söz konusu toplantının belirtilen tarihte Pamukkale’de yapıldığı
anlaşılmakta ve 26.09.1997 tarihli anlaşma metninde yer alan fiyatları teyit
eder nitelikte fiyat tespitleri içermektedir. Buna göre Batıçim ve Çimentaş’ın
fiyatları traslı ve katkılı çimento için aynı ve sırasıyla 7.200.000 TL/Ton,
7.500.000 TL/Ton, Batısöke’nin fiyatları ise sırasıyla 7.500.000 TL/Ton ve
7.800.000 TL/Ton olarak belirlenmiş ve 1 Ekim tarihinden itibaren bu fiyatların
tatbik edilmesi kararlaştırılmıştır.
Batıçim Genel Müdür Yardımcısı’na ait masa üstü takvimin 10 Ekim 1997
tarihli sayfasında da; 1570
“Toplantı, Denizli Pamukkale toplantı” ifadelerine yer verilerek, toplantı yer ve
tarihi teyit edilmektedir.
Aynı anlaşmanın 8. maddesinde ise, 9. maddede ifade edilen 01.10.1997
Çarşamba’dan itibaren uygulanacak olan fiyatlar, TÇ 32.5, KÇ 32.5 ve PÇ
42.5 çimento standartları için ayrı ayrı olmak üzere tespit edilmiştir.
Ancak yukarıda ifade edildiği gibi, söz konusu fiyatların, 10 Ekim 1997
tarihinde yapılan toplantıda hedef fiyatlara ulaşmak doğrultusunda revize 1580
edildiği anlaşılmaktadır.
Anlaşmanın “Not:” başlıklı son cümlesinden ise torba ve dökme çimentonun
vadeden dolayı aynı fiyattan satılması yönünde bir mutabakata varıldığı
anlaşılmaktadır.
Kısaca bu belgeye dayanarak birlikte fiyat tespiti hususunda :
1- 8. maddede 01.10.1997’den itibaren uygulanacak olan fiyatların tespit
edilmesi, 1590
2- İleriki tarihlerde uygulanmak üzere hedef fiyatların tespit edilmesi ,
3- Hedef fiyatlara ulaşmak üzere 10 Ekim 1997 tarihinde bir toplantı
yapılmasının kararlaştırılması,
4- Dökme ve torba çimentonun satış fiyatlarının eşitlenmesi suretiyle satış
koşullarının birlikte tespiti yoluyla 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği ortaya
çıkmaktadır.
Dökme ve torba çimento fiyatlarının eşitlenmesi konusunda, durumun
uygulamada torba çimentonun vadesinin dökme çimentonun vadesinden
yaklaşık bir ay daha uzun hale gelmesi nedeniyle, fiyatların birbirine çok 1600
yaklaşması gözönüne alınarak yapıldığı, teşebbüslerin ilk yazılı
savunmalarında belirtilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere aynı tarihte,
maliyetlerindeki farkın yaklaşık %18’ler civarında olduğu torba ve dökme
çimentonun peşin fiyatları da eşit hale getirilmiştir. Asıl önemli olan ise,
piyasa şartlarından kaynaklandığı ifade edilen bu durumun, satış şartlarından
birisi olan fiyat konusundaki bir anlaşma yoluyla uygulamaya konulmuş
olmasıdır.
Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı’nın 1997 yılı ajandasında yer alan;
1610
“4.1.1997 – Diğer fabrikalarla dökme konusunda görüşülsün. Gerekirse
dökmelerin hepsiyle bir toplantı yapılabilir.”
ifadeleri de, dökme çimentonun ayrı pazarlıklara tabi olduğunu
göstermektedir.
03.12.1996 tarihli Genel Müdür’e gönderilmiş, Gn. Müd. Yrd. imzalı dahili
muhaberatta;
“Bildiğiniz gibi 11.11.1996 gününden itibaren satış yaptığımız üç bölgede
(İstanbul-Çanakkale-İzmir) fiyatlar diğer fabrikalarla mutabık kalınan fiyatlar 1620
seviyesine yükseltilmiştir. Ancak her üç bölgedeki fabrikalar çeşitli sebeplerle
fiyatlarını geri çektiklerinden, bölgelere göre büyük fiyat farkları doğmuştur.
Dolayısıyla satış miktarlarımızda ciddi gerilemeler devam etmektedir. Bu konu
ile ilgili bölge satış müdürlerinin ve pazarlama müdürlüğünün yazıları ektedir.”
ifadelerine yer verilmek suretiyle fiyatların anlaşmalarla tespit edildiği açıkça
belirtilmektedir.
Denizli Çimento Pazarlama Şefi’ne ait 1996 yılı ajandasında, “İzmir toplantısı
sonucu” belirlenen fiyatlar ile İstanbul’da ve muhtemelen çok geniş çapta 1630
yapılan bir toplantıda, ilgili fabrikaların (Batısöke, Denizli, Afyon ve Göltaş)
satış yaptığı bölgelerde uygulayacakları fiyatların belirlenmesi, üretim
merkezinden satış yerine olan nakliye masraflarının çıkarılarak bir fabrika
çıkış fiyatı bulunması (satış yerinde tüm fiyatların aynı olması) şeklinde notlar
yer almaktadır.
Batısöke Çimento Fabrikası Ticaret Müdürü’nün 1997 yılı ajandasının
16.01.1997 tarihli sayfasında;
“…50 TÇ 32.5 = 5300000 1640
52 KÇ 32.5 = 5500000
56 PÇ 42.5 = 6000000
56 (İzmir bölgesi için) her ay dolar kuruna göre ayarlanacak…” ifadeleri
yer almaktadır.
- Batıçim Genel Müdür İdari Yardımcısı’na gönderilen faksta yer alan;
“ Denizli Çimento Fabrika’sının fiyat politikasının etkileri ve nedenleri;
5- Denizli Çimento’nun düşük fiyatlarla diğer fabrikaların bölgelerine girme
eğilimi göstermesi, …’a verilen bayilik hakkında Batısöke’ye karşı ters 1650
kamuoyu oluşturarak haklı konuma geçmeye çalışmak.
6- Aralık ayında kaybettiği tonajı düşük fiyat uygulamasını devam ettirerek
Ocak ayında açığını kapatmaya çalışması.
7- Bölgemize düşük fiyatlar uygulayarak bayilerimizin bize karşı tepki
duymasına neden olmak ve dolayısı ile kendisine gelebilecek bayilik
taleplerini de değerlendirmek.
Bu fiyatların aynı şekilde devam etmesi halinde Batısöke’ye bağlı bayilerin
mukavemet güçlerinin azalacağı gibi hedeflenen ~ 65.000 ton/aylık satışın
gerçekleşmesi zorlaşacaktır. 1660
Ayrıca satış fiyatlarının Denizli ile rekabet eder hale getirilmesi halinde fiyatlar
daha da gerileme eğilimine girecektir.”
ifadeleri,
- Denizli Çimento Pazarlama Müdürü’ne ait ajandanın 12 Nisan 1997 tarihli
sayfasında yer alan;
“Afyon Çimento Tic.Md. … … aradı. Önümüzdeki günlerde hepsi ile birlikte bir
toplantı neticesinde fiyat belirlemesi yapılacak.” 1670
ifadeleri,
- Akçansa İzmir Temsilciliği Müdürü tarafından bazı bayiler hakkında bilgi
verici nitelikli olarak Genel Müdürlüğe gönderilen yazıda yer verilen;
“…(Bayi):
Şu anda çok yavaş çalıştıklarını ifade etmektedirler. Nedeninin fiatlar
eşitlendikten sonra İzmir fabrikalarının vade yolu ile bizden daha iyi şartlar
oluşturmaları ve satıcıların vade nedeni ile İzmir fabrikalarını tercih etmelerinin
olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü müşteriye göre 10+1 vadelerini 10+10 olarak 1680
ve hatta 20-25 gün vade uygulamaktadırlar. Batıçim peşin satışlara 1 hafta
vade uygulamaktadır. Bunu Batıçim satış müdürü de doğrulamakta ve 10+1
vadelerinin olmadığını peşin veya 10+10 vade ile çalıştıklarını kendisi
müteakip defalarda TOPLANTILARDA belirtmiştir.
Dolayısı ile … firması peşin satışlar ile yalnızca parakende müşteriye satış
yapabildiğini fakat toptan satışa giremediğini belirtmiştir. Bizde de vadeler
eşitlenir ise az bir primle dahi aylık 2000 ton rakamını yakalayabileceklerini
belirtmişlerdir.” ifadeleri,
1690
- Akçansa, Denizli, Batıçim ve Çimentaş fabrikalarına ilişkin fiyatlarla ilgili
araştırmanın yer aldığı 25.12.1997 tarihli belgede fiyat karşılaştırmaları
yapıldıktan sonra yer verilen;
“Güney bölgelerinden başlayan fiyat istikrarsızlığı tüm bölgeleri etkilemektedir.
Fabrikaların güneye uyguladıkları düşük fiyatlar tüm bölgelere kaçak olmakta
ve fiyatların tespitini zorlaştırmaktadır. Rahatsızlık Batıçim ve Denizli
Çimento’dan kaynaklanmaktadır.”
ifadeleri,
1700
- Batısöke Pazarlama Şefi’nin 1996 yılı ajandasının;
- 22.02.1996 tarihli sayfasında yer alan;
“Genelde Denizli Çimento Fb.’sının zamdan sonra bayisine vermeye devam
ettiği eski fiyatlar piyasada fiyat birliği oluşmasına engel olmaktadır.”
ifadeleri,
- 23.02.1996 tarihli sayfasında yer alan,
“Kanaatimce piyasada bir fiyat birliği oluşturulmak isteniyorsa.bayilere bir 1710
takım müeyyideler uygulanması gerekmektedir:
1.Fiyatların yükseleceği dönemler bayilere hissettirilmemelidir...
3.Zamdan sonra kesinlikle eski listeden işlem yapılmamalıdır...
5.Fabrikalar tavşana kaç tazıya tut prensibinden uzaklaşmalıdır.
6.Yüksek fiyattan çimento satmak yerine düşük fiyatla mal satmak zorunda
kalınmamalıdır.”
ifadeleri,
- 01.03.1996 tarihli sayfasındaki; “Bodrum’daki düşük fiyat en çok bizi
etkilemektedir. Oran olarak en fazla Bodrum’a giren çimento Batısöke’dir. 1720
Denizli’nin düşük fiyatta olsa oraya girip pay almaya çalışmasını önleyecek
tedbirler almalıyız.” ifadeleri,
fiyatlar konusundaki pazarlıkları açıkça göstermektedir.
- Ayrıca, Batıçim Genel Müdürü sekreterine ait 1997 yılı ajandasının;
7 Ocak sayfasında yer alan; “1600 Çimentaş’ta toplantı” ,
21 Mart sayfasında sayfasında yer alan; “1400 Çimentaş’a”,
25 Ağustos sayfasında yer alan; “1100 Çimentaş”
ifadeleri, 1730
- Batıçim Genel Müdür yardımcısı’na ait 1996 yılı masa üstü takvimin
25.11.1996 tarihli sayfasında yer alan; ÇİMENTAŞ ile toplantı” ifadeleri ve
yine aynı şahsa ait masa üstü takvimin 25.08.1997 tarihli sayfasında, yukarıda
bu tarihte Çimentaş’ta yapıldığı belirtilerek pazar paylaşımına ilişkin yönleri
incelenen anlaşmanın konusuna ilişkin notlarda yer alan; “Fiyat topl. Toplantı
Saat: 11’de Çimentaş’da” ifadeleri,
bölge fabrikaları arasında fiyat tespitine ilişkin olarak yapılan ve yukarıda yer
verilen diğer anlaşmalarla birlikte, Batıçim ve Çimentaş arasında da fiyatlar 1740
konusunda uyumlu eylemden de öte doğrudan görüşme ve anlaşmalar
olduğunu göstermektedir.
Pazar paylaşımı anlaşmalarının soruşturma başlatıldıktan sonra devam
etmesine benzer şekilde, soruşturma açılmış olması fiyat tespiti hususundaki
ihlallerin devam etmesini de engellememiştir.
Yukarıda coğrafi pazar paylaşımı ile ilgili kısımda belirtildiği üzere Denizli
merkezde faaliyet gösteren 21 çimento satıcısının imzasını taşıyan tutanakta
ifade edildiği gibi, 23.01.1998 tarihinde fiyatlar tekrar anlaşmayla tespit 1750
edilmiştir.
Batısöke Ticaret Müdürü tarafından Batıçim Genel Müdür Yardımcısı’na
gönderilen 23.01.1998 tarihli bir faks kapağına el yazısı ile düşülen ve daha
önce bahsedilen aşağıdaki ifadeler de fiyatların nasıl tespit edildiğini açıkça
göstermektedir:
“01.Şubat.98
Çimentaş
- Dökme zamı yok. 1760
- PÇ : (11.300)
- Haftada bir rakam alışverişi olacak.”,
Yine Batısöke Ticaret Müdürü’ne ait 1998 yılı ajandasında, genelde çeşitli
satış yerleri için bölge fabrikalarının fiyat tespitlerine ilişkin olarak yer alan
aşağıdaki notlardan, 08.01.1998 tarihinde İzmir Balçova Otel’de yapılan
toplantıda da fiyat konularının görüşüldüğü anlaşılmaktadır;
“ Denizli - girilen bölgeler
fiyat farkları 1770
fi amaç ne ?”,
Denizli Çimento Genel Müdürü’ne ait 1998 yılı ajandasının sırasıyla
- 10.02.1998 tarihli sayfasında yer alan;
“1.İzmir fiyatları yükselecek...” ifadesiyle,
- 12.02.1998 tarihli sayfasında yer alan;
“-Batıçim Denizli’ye beton santralları için ısrar ediyor.
-İbrahim Bey Göltaş görüşmesi
-Fiyat durumları” ifadeleri de 1780
fiyatlar üzerindeki görüşme ve anlaşmaların sürdürüldüğünü göstermektedir.
Birlikte yapılan fiyat tespitleri bir süre sonra yapılan indirimler sonucu
bozulmakta (anlaşmazlık veya mevsimsel durumlar sonucu) ve bu indirimlere
bazı durumlarda diğer fabrikalarca karşılık verilmekte, özellikle kış
dönemlerinde iç bölgelerdeki fabrikaların artan stokları, liste fiyatlarından bir
hayli düşük fiyatlarla kıyı bölgelerine gönderilebilmekte ve bu durum kıyı
bölgelerindeki fabrikaların karşılık vermesiyle şiddetlenebilmektedir. Sonuçta
her üreticinin çıkarı için yeni bir anlaşma yapma gerekliliği ortaya çıkmaktadır. 1790
Ne var ki yeni toplantılar neticesinde tesis edilen mutabakat da, genelde arz
fazlasına, özel olarak ise bir fabrikanın karşılaştığı aşırı stok sorununa bağlı
olarak çok kısa sürebilmektedir.
Diğer bir ifadeyle, arz fazlasının yarattığı fiyat düşürücü yöndeki baskı,
fabrikalar arası anlaşmalar yoluyla minimum düzeyde tutulmaktadır. İleride
değinileceği üzere, kapasite fazlalarının bir kısmını zorunlu olarak ihracata
tabi tutmak yoluyla oluşturulan ihracat karteli de arz fazlasının tamamen
ortadan kalkmasına yeterli olmadığı için, fiyatlar arz fazlası ve anlaşma eğilimi
arasında sürekli bir gel-git izlemektedir. Çimento fiyatları ile ilgili en önemli 1800
sorunlardan birisi, yayımlanan fiyatlardaki yüksek artış oranlarının yanında,
yapılan indirimler sonucu piyasada oluşan istikrarsızlıktır.
Bölge çapında yeniden satıcılarla yapılan görüşmelerde; genellikle ay
başlarında üreticilerin anlaşmaya vararak fiyatları birlikte yükselttiği ancak
daha sonra fiyatlarda indirimlerin yapıldığı ve özellikle ay sonlarına doğru,
belirlenen tonajlara ulaşmak için bir takım fiyat ayarlamalarında bulunulduğu
belirtilmektedir. Ayrıca, üreticilerin bazı durumlarda fiyatları arttırmadan önce
bayilere haber verdiği, imkanı olan bayilerin gelecek fiyat artışlarından bir
ölçüde de olsa korunabilmek amacıyla yüklü miktarlarda çimento aldığı ancak 1810
üreticilerin fiyatları belirtildiği tarihte arttırmayarak yeniden satıcıları zor
durumda bıraktıkları ifade edilmiştir. Bu durumun belli dönemlerde üreticilerin
stoklarının eritilmesi amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır.
Çimento fiyatlarının yıllık bazda liste fiyatları dikkate alınarak tespit edilen
artışları, aynı dönemlerde gerçekleşen TEFE’ye göre fazla yüksek
görünmemektedir. Hatta 1996 yılında, soruşturma kapsamındaki bazı
firmaların yaptığı artışlar TEFE’nin de altında kalmıştır (1996 TEFE=%90.84,
Denizli Çimento’nun katkılı çimentoda yaptığı artış % 78,). Ancak, yıl içindeki
belli dönemler halinde bir inceleme yapıldığında, özellikle bölge üreticilerinin 1820
yaptıkları toplantılar ertesi, fiyatların çok yüksek oranlarda arttırıldığı
görülmektedir. Dönemler halinde bakıldığında genelde toplantılar ertesi
yapılan yüksek oranlı fiyat artışları ile maliyetlerdeki artışların bir ilgisinin
olmadığı görülecektir. Bir toplantının yapılması genelde, bir anlaşmazlık
dönemiyle süregelen fiyat indirimlerinin sona erdirilmesi ve önceden tespit
edilmiş olan satış tonajlarının yakalanması amacına yöneliktir. Belli
dönemlerde bazı üreticilerin fiyat düşürmelerine geçici olarak göz yumulması
da, bu üreticilerin kaybettiği satış tonajını yakalamasına hizmet etmektedir.
Sistemin muhtemelen, çimento fiyatlarının devlet tarafından tespit edilmesine 1830
son verilmesinden itibaren süregeldiği anlaşılmaktadır. Nitekim 4054 sayılı
Kanun’un yürürlükte olmadığı bir dönemde 09.03.1993 tarihli bölge fabrikaları
toplantısında alınan kararları özetleyen bir belgede yer alan;
“09.07.1993’te Çimento Müstahsilleri İşverenleri Sendikası Başkanlığı’nda
bölge fabrikalarının katılımıyla yapılan toplantı neticesinde 10.07.1993
tarihinden itibaren fiyatların 650.000 TL/TON + KDV seviyesine getirileceği
kararlaştırılmıştır...”
ifadeleri, sistemin, Devlet’in sektörden elini çekmesine kadar gerilere gittiğini 1840
göstermektedir.
I.2.3. Zorunlu İhracat
Soruşturmaya konu olan fabrikaların da savunmalarında belirttikleri gibi,
çimento, nakliye masraflarının yüksekliği nedeniyle, satış yerinin fabrikaya
olan uzaklığı arttıkça karlılığı önemli ölçüde düşen bir üründür. Sektörde ihraç
edilen çimentonun “zorunlu ihracat” olarak nitelenmesinin altında da, iç
fiyatlarla ihraç fiyatları arasındaki uçurum yatmaktadır. İhracatta uygulanan
FOB fiyat iç piyasa fiyatına oranla oldukça düşük kalmaktadır. Genel olarak 1850
yaklaşık 30 USD’ye ihracatı yapılan bir ton çimento, iç pazarda 50-55 USD
civarında satılmaktadır.
Ancak bütün bu fiyat dezavantajına rağmen, iç pazarda pazar paylaşımı ve
fiyat tespiti suretiyle kurulan dengenin işlemesi ve korunabilmesi için, üretimin
bir miktarının ihraç edilmek zorunda olduğu açıktır. Arz fazlası sorunu bir
anlamda böylece çözümlenmiş olmaktadır. Ancak yine de ihraç fiyatlarının, iç
piyasada anlaşma yoluyla oluşturulan suni fiyatların altında kaldığı gerçeği
değişmemektedir. Nitekim, bugün için çimento piyasasında arz fazlası
olmasına rağmen, sektörde girişilen büyük çaplı kapasite artırımlarına 1860
bakıldığında ve önemli çimento ihracatçılarının projeksiyonları incelendiğinde,
ihracatın düşürülmeye ve iç piyasadaki satışlardan daha fazla pay almaya
çalışıldığı görülecektir. Fabrikalar ileride ihracatın iç satışlara oranla daha az
kar getireceğini tahmin etmektedirler. Çünkü yapılan projeksiyonlarda
Türkiye’de kişi başına çimento tüketiminin bugünkü miktarın iki katına kadar
artacağı öngörülmektedir.
Batıçim’de rastlanan “1997 Yılı Üretim ve Satış Projeksiyonu” başlıklı belgede,
zorunlu ihracatla ilgili herhangi bir ifadeye rastlanılmamış, bu anlaşmaya
temel teşkil eden tablodan ise, yalnızca bölgesel klinker fazlalıklarının tespit 1870
edildiği görülmüştür. 1998 yılı için mutabık kalınan satış tonajlarının ve
zorunlu ihracat miktarlarının yer aldığı ve Akçansa’da elde edilen belgede yer
alan ifadelerden zorunlu ihracat miktarlarını belirleme usulünü anlamak
mümkündür.
Söz konusu belgede pazar payları ve klinker fazlalıklarıyla birlikte zorunlu
ihracat miktarları aşağıdaki şekilde gösterilmiş;
“1998 EGE PAZARI
1998 Yılı Ege İç Pazar Kapasite Genel Pazar
Payı (%)
Klinker Çimento
1998 Ege İç
Pazar Payı
(%)
Batıçim 1400 28,3 1400 1750 29,45
Çimentaş 1500 30,3 1500 1875 31,16
Denizli 825 16,6 768 960 19,09
Söke 780 15,7 567 709 12,74
Akçansa 450 9,1 350 438 7,56
TOPLAM 4955 100,0 4585 5731 100,0
1998’de Beklenen satış miktarına göre
1998 Fazla
Klinker
Zorunlu
İhraç PÇ İç Satış Katkılı ilave
İhracat
Veya PÇ
ilave ihracat
Batıçim 1481 269 213
Çimentaş 1567 308 243
Denizli 57 60 960 0 0
Söke 213 224 641 68 54
Akçansa 380 57 45
TOPLAM 270 284 5028 704 555
1880
ardından;
“1998 %6.7 satış artışına göre toplam ihracat: 284.000+555.000=839.000 ton
PÇ dir.
1.Çimentaş’a Öztüre de dahil edilmiştir.
2.Artan kapasiteler her sene için % 25 esasına göre pazara verilmektedir.
3.İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte tespit edilecek esaslar ile ihraç
edilecektir.
4.Çimento üretim kapasiteleri 1/0.8 hesabına göre yapılmıştır.”
ifadelerine yer verilmiştir. 1890
Yukarıda yer alan rakamlar incelendiğinde, fabrikaların bazılarının
kapasitelerinin tümü, bazılarının ise bir kısmı oranında pazardan pay aldıkları
görülmektedir. Bu farklılık, belgenin kendisinde de ifade edildiği gibi; bir önceki
yılda gerçekleştirilen kapasite artırımının yalnızca % 25’i için pazardan yeni
pay alınması konusunda fabrikalar arasındaki mutabakattan
kaynaklanmaktadır.
Eğer bir fabrika bir önceki yıla göre kapasite artırımına gitmemişse,
kapasitesinin tümü için pazardan pay alabilmektedir. Ancak kapasite 1900
artırımına gidilmişse, bu artırımın % 75’i pazardan pay alamamaktadır. Buna
rağmen fabrikaların mutabakatı klinker fazlalığının üretilmemesi hususunda
değil, eğer üretilecekse zorunlu olarak ihraç edilmesi yönündedir. 1998 yılı için
Batısöke ve Denizli Çimento Fabrikaları için sırasıyla 213000 ton ve 57000
ton olmak üzere klinker fazlalığı olduğu görülmekte ve bu miktarların zorunlu
olarak ihracata tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Ancak rakamlar incelendiğinde
görülecektir ki; Batısöke ve Denizli Çimento Fabrikaları için öngörülmüş olan
yukarıda yer verilen klinker fazlalığı rakamlarına karşın sırasıyla 224 000 ve
60 000 ton zorunlu klinker ihracatı yapılması istenilmektedir. Buradaki
farklılığın sebebi ise projeksiyonlarda tüm çimento pazarı için öngörülen 1910
büyüme hedeflerinde yatmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi sektörün yakın
gelecekteki projeksiyonları, Türkiye’de çimento pazarındaki ticaret hacminin
reel olarak bugünkü seviyenin iki katına kadar artacağı yönündedir. Yıllık
bazda ise, ortalama %5’lik bir büyüme öngörülmektedir. Yıllık %5’lik
büyümenin sektördeki tüm göstergeleri %5 artıracağı gözönüne alınarak,
zorunlu ihracat rakamları da fiili klinker fazlalığının %5 üzerinde
öngörülmüştür. Bu durum, fabrikaların, klinker fazlalığının piyasada yaratacağı
olumsuz etkilere karşı hassas olmalarından kaynaklanmaktadır.
Öte yandan; iç pazarda kendisine verilen pay ve üretim kapasitesi 1920
karşılaştırıldığı zaman zorunlu ihracata tabi tutulacak klinker fazlalığı
bulunmayan fabrikaların dahi, bir miktar ihracat yapmaları öngörülmüş,
tabloda bu rakamlar ilave ihracat olarak gösterilmiştir. Bu da anlaşmalarda
baz alınan projeksiyonların gerçeğe yakın olmasını ve pazar paylaşımı
konusundaki mutabakatın uygulanabilirliğini temine yönelik bir yaklaşımın
ürünüdür.
Son iki sütunda görüleceği üzere ilave ihracat rakamları hem katkılı hem de
portland çimento için ayrı ayrı belirtilmiştir. Rakamlar arasındaki farklılıklar ise,
portland ve katkılı çimentoda kullanılan klinker oranlarından 1930
kaynaklanmaktadır. Portland çimentoda katkılı çimentoya oranla daha az katkı
maddesi, daha çok klinker kullanılmaktadır. Zorunlu ihracat mutabakatı klinker
bazında yapıldığı için, aynı miktardaki klinkeri ifade etmek üzere farklı
miktarlarda katkılı ve portland çimento miktarlarından söz edilmektedir.
Örneğin, Batısöke Fabrikası’nın aynı miktar klinker kullanarak üreteceği
68.000 ton katkılı ya da 54.000 ton portland çimento ihracatından herhangi
birisini gerçekleştirerek, ilave zorunlu ihracat taahhüdüne uymuş olacağı
görülmektedir.
Aynı belgede yer aldığı şekliyle; “İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte 1940
tespit edilecek esaslar dahilinde ihraç edilecektir.” ifadesi ise, herşeye rağmen
iç tüketim tahminlerinde olumsuzluklar ortaya çıkması durumunda
karşılaşılacak ihracat zorunluluğunun birlikte tespit edilecek esaslar dahilinde
yerine getirilmesini öngörmektedir.
İhracat konusundaki bu tür uygulamaların, sektörde uzun süredir varolan arz
fazlasına bağlı olarak çok eskilere gittiğini, hatta bazılarının TÇMB’nin
organizasyonu ile gerçekleştirildiği de belirtilmelidir. TÇMB Başkanlığını ve
aynı zamanda Sabancı Çimento Grubu Genel Koordinatörlüğünü yürüten
şahsa ait bürolarda yapılan incelemelerde ulaşılan “1997 YILI TEŞVİKLİ 1950
KLİNKER-ÇİMENTO İHRACATI” başlıklı belgeden, Birlik bünyesinde
sürdürülen teşvikli ihracat uygulamasının 1997 yılına kadar devam ettirildiği
anlaşılmaktadır.
TÇMB bünyesindeki bu uygulamanın altında yatan saik de yine bazı
fabrikaların ihracata zorlanmasındaki ile aynıdır. Yukarıda belirtildiği gibi
ihracatta uygulanan fiyat, iç pazardaki satış fiyatının çok altındadır. Zaten
düşük olan FOB fiyatının üzerine bir de bazı fabrikaların limanlara veya
gümrüklere olan uzaklığı dolayısıyla ortaya çıkan ek nakliye masrafı binince,
ihracat, bu fabrikalar için maliyetine hatta zararına satışlara 1960
dönüşebilmektedir. Bu nedenle, fabrikaların ihracat taahhüdünü yerine
getirmeyip, iç pazarda sağlanan mutabakatı bozarak fiyatları düşürme olasılığı
artmaktadır. Dolayısıyla bu tür fabrikaların deniz yoluyla yapacakları ihracatta
limana, karayoluyla yapılan taşımada ise gümrüklere olan uzaklığına göre
teşvik uygulamasına gidilmektedir.
21.06.1958 tarih ve 9938 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1164 sayılı
Kararname’ye dayanarak kurulan Çimento Fonu, 1966 yılına kadar bölgesel
arz talep dengesizliklerini gidermek üzere buralara nakledilen çimentonun
taşıma giderlerinin; 1969 yılından sonra ise iç tüketimi aşan üretim fazlasının 1970
ihracatının sübvanse edilmesi amacıyla kullanılmıştır. Fondan yapılan
ödemelerin;
1- Bölgesel arz-talep dengesizliğinin nakliye sübvansiyonu yoluyla
giderilmesi,
2- İç üretim fazlasının ihracatında belli mesafeleri üzerindeki uzaklıklar için
nakliye sübvansiyonuna gidilmesi,
3- Dökme çimento kullanımının yaygınlaşmasını sağlamaya yönelik
yatırımların sübvansesi,
4- Hazır betona yönelik yatırımların sübvansesi
ve bazı çevre koruma önlemlerinin desteklenmesi doğrultusunda yapıldığı 1980
bilinmektedir.
Ancak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 22.06.1995 tarih ve 1222 sayı
ile TÇMB’ye gönderilen yazıyla Fon primlerinin 15.07.1995 tarihinden itibaren
sıfır’a indirilmesinin Bakanlık makamının 21.06.1995 tarih ve 1210 sayılı
“olur”u ile uygun görüldüğü belirtilmiştir. TÇMB bünyesinde fonun gelir ve
giderleri üzerinde yapılan yerinde inceleme sonuçları da göstermektedir ki,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın ilgili olurundan sonra fon hesabı için yeni prim
alınmamış, ancak daha önceden yapılan ödemelerin geri dönüşü nedeniyle
fon hesabı sıfırlanmamıştır. 1990
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın fonun sıfırlanması kararının alındığı tarihlerde
fonun ağırlıklı olarak ihracat sübvansiyonuna yönelmiş olduğu dikkate
alındığında, fon primlerinin sıfırlanmasının ardından bu sübvansiyon
işlemlerine de son verilmesi gerekirdi. Ancak fonun giderleri üzerinde yapılan
incelemeler ve zorunlu ihracat konusunda elde edilen belgeler, miktarı 1995
yılındaki son yasal uygulamaya oranla azalmış olmakla birlikte 1996 ve 1997 2000
yıllarında da bu uygulamanın devam ettirildiğini göstermektedir.
ÇİMENTO İÇ DESTEK FONU KULLANIM PRENSİPLERİ başlıklı belgenin
sırasıyla 3.1 ve 3.2’nci paragrafında yer alan;
“3.1. Sektör içindeki arz/talep sıkıntılarının hafifletilmesi amacıyla, belirli
bölgelerdeki klinker fazlalıklarının, bölge dışındaki öğütme tesisleri veya
çimento fabrikalarına nakliyesinde de yine aynı prensipler doğrultusunda (100
km’nin üstü mesafe) iç nakliye sübvansiyonu uygulanabilir. Sübvansiyon
gerçek nakliye bedelleri esas alınarak Yönetim Kurulunun belirleyeceği 2010
prensipler dahilinde ödenir.
3.2. Bölge içi ve Bölgelerarası klinker/çimento üretim-satış dengelerinin
muhafazası halinde, bazı üretici kuruluşların ihracat veya iç nakliye
sübvansiyonu imkanlarının olmaması ve yüksek klinker kapasitesi ve stoku
altında çalışma mecburiyeti durumunda, ilgili kuruluşunda kabul etmesi
halinde gönüllü olarak klinker üretimi durdurması veya yavaşlatması
durumunda, üretilmeyen klinker kapasitesi ile ilgili olarak telafide bulunabilir.
Bu amaçla fon kaynaklarından üretilmeyen klinker sabit maliyet payı ile makul
kar mahrumiyeti karşılığı destek yapılabilir. Şu kadar ki, söz konusu fazla 2020
kapasite PAZAR PAYLAŞIMINDA esas alınan kapasitenin kullanılmayan
kısmıdır. Yeni kapasitenin uygulamaya konulması esası, bu hesapta da
geçerlidir.”
ifadeleri, fon uygulamasının esas itibariyle pazar paylaşımı neticesinde
uygulamaya geçirilebilecek bir teşvik aracından ibaret olduğunu
göstermektedir. Bu anlamda bölgesel bazdaki anlaşmalarda tespit edilen
pazar payı ve zorunlu ihracat miktarlarının TÇMB bünyesinde konsolide
edilmesinin mantığı anlaşılabilmektedir. İşlerlikte olduğu dönemde Fon’un
kullanımını TÇMB yürütmekteydi. Ancak 4054 sayılı Kanun kabul edildikten 2030
sonra bu uygulama bir ihlal konumuna düşmesine ve bu durum teşebbüslerce
de bilinerek, primlerin sıfırlanması sonrasında uygulamanın kaldırılması
kararlaştırılmış olmasına rağmen, 1996 ve 97 yıllarında bazı fabrikalara teşvik
uygulamasına devam edilmiştir.
Ancak zorunlu ihracat konusundaki anlaşmalarla fon uygulamasını birbirine
karıştırmamak gerekir. TÇMB bünyesinde yürütülen ve yalnızca belli
mesafelerin üzerindeki nakliye masrafının sübvansesine yönelik olan fon
uygulamasının yasal olarak ortadan kaldırılması ve uygulamanın toplam
ihracatın çok küçük bir kısmını kapsaması karşısında, bu konuda da bölgesel 2040
bazda uygulamalara gereksinim duyulduğu, soruşturma kapsamındaki
teşebbüslerin de Ege Bölgesi çapında paralel bir uygulama içerisinde
oldukları sonucuna varılmıştır.
I.3. Tarafların Yazılı Savunmaları ve Bu Savunmalara İlişkin
Değerlendirmeler
I.3.1. Akçansa Çimento San. ve Tic. A.Ş.
2050
Anılan Şirket'in yazılı savunmalarında; önaraştırma raporunun iki bulguya
dayanan ve pazar paylaşımı olarak nitelendirilen bir uyumlu eylem
iddiasından ibaret olduğu, buna karşılık soruşturma raporunda tamamen yeni
iddiaların ortaya atıldığı ve uyumlu eylem iddiasının anlaşmaya dönüştüğü
dolayısıyla, usul açısından iki savunma haklarını yeniden kullanmaları
gerektiği, esas açısından, projeksiyonların bir kısmının T.Ç.M.B.’ye ait olduğu,
bir kısmının ise Akçansa’nın kendi iç çalışmasını içerdiği, fabrikalarının
bölgedeki firmalar açısından küçük bir teşebbüs ve fiyat takipçisi konumunda
bulunduğu dolayısıyla Akçansa’nın bölgedeki gücü konusunda çelişkiye
düşüldüğü, bölge satışlarını sınırlamayıp tam tersine iddia edilen rakamları 2060
aştığı ve İzmir bölgesinde artan miktarlarda satış gerçekleştirdikleri, ihracat
karteline istinaden gösterilen belgelerin kendi iç bünyelerinde hazırladıkları
belgeler olduğu, herhangi bir fiyat anlaşmasına taraf olmadıkları ileri
sürülmüştür.
I.3.2. Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş.
Söz konusu Şirket'in yazılı savunmalarında; uyumlu eylem kavramı Topluluk
Rekabet Hukuku’ndan örneklerle açıklanarak, şirketlerinin eylemlerinin
uyumlu eylem unsurlarını taşımadığı ifade edilmiş, şirketler arasındaki 2070
görüşme ve yazışmaların çimento piyasasının homojen, şeffaf bir oligopol
piyasası olmasından kaynaklandığı, rakip firmalarla iletişimde olmanın ve bilgi
alışverişinde bulunmanın bir uyumlu eylem göstergesi yapılamayacağı,
işletmelerin benzer davranışlarda bulunmasının paralel davranış olarak kabul
edilse bile, uyumlu eylem olarak nitelendirilemeyeceği, şirketleri ile Çimentaş
ve diğer çimento üreticisi şirketler arasında herhangi bir anlaşma, karar ve
uyumlu eylemin olmadığı, menfi tesbit/muafiyet istemleri konusunda karar
verilmeden ceza talep edilmesinin Kanun’a aykırı olduğu ve Kanun’un yeni
uygulanmaya başlandığı “geçiş döneminin” de dikkate alınması gerektiği ileri
sürülmüştür. 2080
I.3.3. Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş.
Anılan Şirket’in yazılı savunmalarında genel itibariyle Batıçim’in savunmasına
benzer savunma ve iddialar da bulunulmuş, çimento piyasasında işletmeler
arası iletişim ve birbirlerinin fiyat ve satış politikalarını izlemenin kaçınılmaz bir
hareket tarzı olduğu, bunu sağlamak amacıyla telefon görüşmeleri ve
toplantılar yapılmasının, diğer işletmelerin fiyat ve satış politikalarına dair
takvimler, ajandalar üzerine gelişigüzel notlar alınmasının piyasada rekabeti
engelleme amacıyla yapılmadığı ve uyumlu eylem olarak 2090
nitelendirilemeyeceği ileri sürülmüştür.
I.3.4. Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.
Anılan Şirket'in yazılı savunmalarında; Soruşturma Heyeti’nin Çimentaş’ın
diğer teşebbüsler ile bir anlaşmasının bulunmadığını tesbit ettiği, dolayısıyla
uyumlu eylemde bulunmadığını da ispatlayarak sorumluluktan kurtulması 2100
gerektiği, bu kapsamda Çimentaş’ın kendi politikasını saptayamaması üzerine
hiçbir bulgunun tesbit edilemediği, teşebbüsler arasındaki çeşitli iletişim
notları, yetkililerin kişisel görüşleri vb. dökümanların şirketlerinin uyumlu
eylemde bulunduğunun bir ispat vasıtası olmadığı, aynı doğrultudaki fiyat
hareketlerine ilişkin davranışların uyumlu eylem olduğuna dair delil teşkil
etmeyeceği, ihracat karteli oluşturulmasının ve iç piyasa fiyatlarının
maksimize edilmesinin ekonomik ve rasyonel yanının olmadığı hususlarına
Topluluk Rekabet Hukuku’ndan örnekler verilerek itirazlarda bulunulmuş,
ayrıca bölgesel çimento fiyatlarındaki farklılıklar, arz fazlası, maliyetler ve aşırı
karlılık oranları, rakipler ile koordinasyon yaratacak görüşme ve bilgi alışverişi 2110
konularında da itiraz ve iddialar ileri sürülmüştür.
I.3.5. Denizli Çimento Sanayi A.Ş.
Söz konusu Şirket'in yazılı savunmalarında; delil olarak gösterilen belgelerin
hukuken yeterli delil vasfında olmadığı, haklarındaki iddianın sırf Ege Bölgesi
bazında soruşturma yapılmasından kaynaklandığı izlenimine sahip oldukları,
Denizli Çimento’nun Ege Bölgesi’nde satış yapmadığı hiçbir pazarın
bulunmadığı, ajandalarda yer alan ifadelerin haklarındaki iddiaları ispattan
uzak olduğu hususları yer almaktadır 2120
Yukarıda özet olarak yer verilen savunmalarda çoğunlukla benzer itiraz ve
iddialarda bulunulması nedeniyle öncelikle ortak bir değerlendirme yapılmış,
her bir savunmada yer alan farklı hususlar ise ayrıca değerlendirilerek
aşağıda sunulmuştur.
Soruşturma safhasında yapılan yerinde incelemelere kadar, Rekabet
Kurulu’nun soruşturma açılması yönündeki kararında yer verilen iki temel
ihlalin (fiyat tespiti ve pazar paylaşımı), teşebbüsler arası anlaşmalarla
gerçekleştirildiğini ispata yeterli somut delillere ulaşılamamış, dolayısıyla 2130
Kanun’un 4. maddesinde yer alan uyumlu eylem iddiasında bulunulmakla
yetinilmiştir.
Ancak soruşturma safhasında elde edilen yeni bilgi ve belgeler çerçevesinde
hazırlanan ve taraflara savunmalarını yapmak üzere gönderilen raporda,
önaraştırma döneminde fiyat tespiti konusunda, İzmir merkez ilçeleri ve yakın
çevresinde, yalnızca Batıçim ve Çimentaş arasında uyumlu eylem yoluyla
gerçekleştirilen bir birlikteliğin bulunduğu tesbiti yer alırken, soruşturma
döneminde, aslında soruşturma kapsamındaki tüm teşebbüslerce bölge
çapında girişilen ve uyumlu eylem değil anlaşma yoluyla gerçekleştirilen daha 2140
kapsamlı bir ihlalin olduğu belirtilmiştir.
Söz konusu uyumlu eylem, tüm fabrikaların katıldığı fiyat anlaşmalarının bir
parçası, bu anlaşmaların Batıçim ve Çimentaş açısından İzmir merkezi ve
yakın çevresinde etkili bir sonuç doğurmasını sağlamaya yönelik eylemlerdir.
Dolayısıyla, fiyatların tespiti konusunda anlaşmaların varlığı ortaya
konulduktan sonra, uyumlu eylem iddiasının üzerinde ayrıca durmanın
gerekliliği ortadan kalkmıştır. İlk bildirimde fiyat tespiti konusunda bu haliyle
yer alan iddia; 2150
-İlgili coğrafi pazar (İzmir merkezi-Ege Bölgesi),
-Taraflar (2 teşebbüs-5 teşebbüs),
-Eylemin niteliği (Uyumlu eylem-Anlaşma)
şeklinde değişikliğe uğramıştır.
Fiyat konusunda tek bir anlaşma değil, birbirini izleyen anlaşmalardan oluşan
bir dizi söz konusudur. Bu anlaşmalar serisinin oluşmasındaki en önemli
etken, piyasadaki arz fazlasının etkisiyle belli dönemlerde teşebbüsler
arasında çıkan fiyat savaşları nedeniyle, yapılan anlaşmaların uzun süre 2160
uygulanamaması ve ortaya çıkan rekabetten zarar gören teşebbüslerin yeni
anlaşmalara girişmeleridir.
Ancak, yeni anlaşmalara ihtiyaç duyulması, anlaşmaların hiçbir
uygulanabilirliğinin olmadığı anlamına gelmemektedir. Fabrikaların, daha karlı
olacağını düşündükleri dönemlerde geçici olarak anlaşmaya
uymayabilecekleri ortadadır. Bu ihtimal karşısında fiyat anlaşmalarının kısa
süre de olsa muntazam bir şekilde uygulanabilmesinin, fabrikaların sürekli bir
iletişim ve koordinasyon içinde olmalarını gerekli kıldığı görülmektedir. Hiç
değilse diğer fabrikaların bu fiyatlara uyup uymadığının tespiti için sürekli bir 2170
iletişim gerekmektedir. Bu iletişim ve koordinasyon ise delilleriyle tesbit
edilmiştir.
Önaraştırma döneminde fiyat ve maliyetler üzerinde yapılan araştırma
sonunda, Akçansa hakkında bu eylemin içinde olduğunu gösterebilecek
yeterlilikte bilgiler elde edilememiş ancak, soruşturma safhasında,
Akçansa’nın da fiyat anlaşmalarının içinde olduğu tespit edilmiştir.
Akçansa’nın Bölge’de yaptığı satışlar her iki raporda da normal koşullarda
ekonomik görülmemekte ve ilk raporun Kurul tarafından da benimsenen bu 2180
yöndeki düşüncesi Soruşturma Raporu’nda devam etmektedir. Zira Akçansa
yaklaşık aynı pazar payıyla, bölgede yine fiyat takipçisi olmak durumundadır.
Ancak bu durum Akçansa’nın fiyat anlaşmalarına katılmadığı sonucunu
doğurmamaktadır. Bölgedeki güçlü aktörler dahi fiyat anlaşmalarına ancak
belli bir süre uyabilmekte, piyasanın fiyat açısından karışmasının ardından
yeni anlaşmalar tesis edilmektedir. “Fiyat tespiti” konusunda yeni bir
anlaşmanın tesis edilmesi sürecinde ise Akçansa’nın diğer teşebbüslerden
daha pasif olacağı söylenebilir. Çünkü, pazar payı hissedilir derecede düşük
bir teşebbüs olarak bundan en az yarar sağlayacak olan Akçansa’dır. Bu
durum, yalnızca fiyat tespiti yönüyle Akçansa açısından hafifletici bir sebep 2190
olarak görülebilirse de, diğer hususlar açısından ağırlaştırıcı sebep
sayılabilecek unsurlar da bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, anılan teşebbüs
için bahsedilen hafifletici nedenin yanında daha önce yer verilen delil ve
tespitlerden görüleceği üzere ağırlaştırıcı hususlarda bulunmaktadır.
Önaraştırma raporunda bölge çapında bir pazar paylaşımı olabileceği görüşü
belirtildikten ve Rekabet Kurulu’nun anılan kararıyla bu görüş bir uyumlu
eylem iddiasına dönüştükten sonra, soruşturma safhasında elde edilen yeni
bilgi ve belgeler çerçevesinde pazar paylaşımının da anlaşmalarla
gerçekleştirildiği, ayrıntıları ile ortaya konulmuştur. Bu çerçevede; 2200
-Satış tonajlarının tespiti suretiyle pazar paylaşımı,
-Coğrafi pazar paylaşımı,
hususlarına yönelik anlaşmalar ayrı ayrı ele alınmış ve bu yöndeki uyumlu
eylem iddiası da sonuç itibarıyla anlaşma iddiasına dönüşmüştür.
Ayrıca klinker fazlalığı olarak nitelenen ürünün, anlaşmayla belirlenen esaslar
dahilinde ihrac edilmesi suretiyle bir ihracat karteli oluşturulduğu belirtilerek,
önaraştırma raporundaki tespitlere bir ekleme yapılmıştır. Dolayısıyla,
soruşturma raporunda, önceki raporda yer alan tespitlerle bağlantılı, ama
niteliği itibariyle değişikliğe uğramış yeni tespitler ortaya çıkmıştır. 2210
Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, esas itibarıyla yeni bir
iddia ortaya atılmamasına rağmen, soruşturma sonucunda ortaya çıkan
hususların uyumlu eylem değil, anlaşmalarla gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Önaraştırma döneminde yer verilmeyen “ihracat karteli” iddiasının esas
açısından önemli bir yenilik olmadığının özellikle belirtilmesi gerekmektedir.
Çünkü söz konusu iddia, önaraştırma döneminde ortaya konulan “fiyat tespiti
ve pazar paylaşımı” eylemleri ile birlikte Ege Bölgesi çapındaki ihlallerin bir
parçası konumundadır. 2220
Çimentaş’a ait savunmada; “diğer teşebbüsler ile herhangi bir anlaşmasının
bulunmadığını tespit ettiği görülmektedir” ifadelerine yer verilmiş ve
soruşturma raporunda zaten anlaşma iddiası olmadığı noktasından hareketle,
uyumlu eylemde bulunulmadığını da ispatlayarak sorumluluktan kurtulma
amacıyla ayrıntılı açıklamalara girişilmiştir. Bunun sonucu olarak ise Akçansa
haricindeki savunmalar genelde, önaraştırma raporunda yer alan uyumlu
eylemi göstermeye yönelik olguları çürütmeye yönelmiştir.
Raporun sonuç bölümü oldukça açıktır; teşebbüslere yöneltilen iddiaların her 2230
birinde “anlaşma” sözcüğü ısrarla kullanılırken, “uyumlu eylem” sözcüğünü
kullanmaktan özenle kaçınıldığı görülmektedir. Buna rağmen, yine Çimentaş’a
ait savunmada, raporun sonuç bölümünde yer alan iddialar sayılırken;
“Çimentaş’ın İzmir merkez ilçelerinde uyumlu eylem halinde paralel fiyat
uygulaması”ndan bahsedilmektedir. Ancak savunmaların aksine, uyumlu
eylem halinde paralel fiyat uygulaması değil, tüm bölge düzeyinde ve tüm
fabrikaların katıldığı fiyat tespiti anlaşmaları bulunmaktadır.
2240
Fiyat tespitinde olduğu gibi pazar paylaşımı konusunda da Çimentaş’a ait
savunmada rapordaki tespitler sayılırken, “Akçansa, Batıçim, Denizli ve
Batısöke ile uyumlu eylem halinde pazar paylaşımı” iddiasının varolduğu
belirtilmektedir. Ancak, Raporun ilgili bölümü incelendiğinde, uyumlu eylem
kavramının hiç kullanılmadığı, ayrıca, pazar paylaşımının ayrıntılarıyla
açıklandığı bölümde dahi uyumlu eylem kavramına hiç yer verilmediği
görülecektir.
Soruşturma raporunda açıkça anlaşma marifetiyle pazar paylaşıldığı iddia
edilirken, yapılan savunmalarda bunu uyumlu eylem şekline dönüştürme
çabası, anlaşmaların 4054 sayılı Kanun’a aykırı olmadığının izah 2250
edilebilmesinin zorluğundan kaynaklanmaktadır. Ancak raporda gerek
“ihlallerin belli bir sistematik içerisinde sınıflanarak izah edildiği ilgili
bölümlerde uyumlu eylem kavramını kullanmaktan kaçınılmış olması”,
gerekse “bu bölümlerin sonuç kısmına yansıması olan paragraflarda anlaşma
iddiasının özenle vurgulanması” dikkate alındığında, teşebbüslerin bu
davranışlarının, “gerçek iddiaya yanıt vermekten kaçınmak” şeklinde
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Batısöke ve Batıçim’e ait savunmalar, baştan sona uyumlu eylemle ilgili
açıklamalarla doludur. Ancak savunmalarda; “Soruşturma Raporu’nda iddia 2260
edidiği gibi Ege Bölgesi’nde 1997 ve 1998 yıllarında yapılacak satışlar
konusunda Şirketimiz ile diğer çimento şirketleri arasında hiçbir anlaşma
mevcut olmadığı gibi …” ifadelerine yer verilmek suretiyle, anlaşma iddiaları
kısaca geçiştirilmekte, yani reddedilmektedir. Bundan sonra yapılan
açıklamalar ise, uyumlu eylemin de olmadığının ispatlanmasına yöneliktir.
Çimentaş ve Denizli Çimento’ya ait savunmalarda, raporda “herhangi bir
anlaşma metnine rastlanmadığının ifade edildiği” belirtilmektedir; yani bizzat
raporun kendisinin, teşebbüsler arasında herhangi bir anlaşma olmadığını
kabul ettiği şeklinde, gerçekle bağdaşmayan bir sonuç ortaya konulmaktadır. 2270
Raporun 194’üncü sayfasında yer alan bu ifade, aynen şu şekildedir;
“Soruşturma kapsamında olan bölge fabrikaları arasında, ayrıca satış
bölgelerinin korunması hususunda, biraraya gelerek imzalanmış bir anlaşma
metnine rastlanmamıştır. Ancak pazar paylaşımı, fiyat tespiti vs. hususlarında
yapılmış anlaşmalarda yer alan konu ile ilgili hükümlerden, fabrikaların satış
bölgelerini ihlal etmelerinin ardından gerçekleşen ikili yazışmalardan, konu ile
ilgili olarak çimento bayileri ile yapılan görüşmelere ilişkin tutanaklardan, bu
yönde bir centilmenlik anlaşmasının varlığını göstermek mümkündür.”
2280
Burada açıkça belirtilen, yalnızca “münhasır satış bölgelerinin korunması” na
yönelik ayrı bir anlaşma metnine rastlanılmadığı hususudur. Ancak başka
anlaşmalarda bu konu ile ilgili olarak yer alan hükümlerden ve devamında
sayılan bazı belgelerden, bu yönde bir anlaşmanın varlığı ispatlanmaktadır.
Esas itibarıyla, ihlal sayılan eylemler raporda belli bir sistematik içerisinde
sunulmuş ve iddialar sınıflandırılmıştır. Özellikle pazar paylaşımına ilişkin
eylemler, satış tonajlarının tespiti suretiyle pazar paylaşımına gidilmesi ve
coğrafi pazar paylaşımı olarak incelenmiştir. Coğrafi pazar paylaşımı ise,
fabrikaların bulundukları merkez ve yakın çevresinin münhasır bir satış 2290
bölgesi olarak korunması ve münhasır satış bölgeleri dışında gerçekleştirilen
coğrafi pazar paylaşımı eylemleri olarak değerlendirilmiştir. Münhasır satış
bölgeleri dışındaki durum hakkında anlaşma metinlerinde açık hükümler
bulunmaktadır (Çimentaş’ın Antalya’ya yapacağı satışların belirlenmesi gibi).
Ancak, anlaşma olarak nitelenen belgelerde, soruşturma kapsamındaki 5
teşebbüsü karşılıklı olarak bağlayıcı ya da en azından kapsam dahilindeki
teşebbüslerden ikisi arasında, münhasır bölgelerin ihlal edilmemesi yönünde
bir mutabakatı içeren açık bir hükme rastlanmamıştır. Yukarıda belirtildiği gibi,
bu yönde bir hükme rastlanılmamış olması, münhasır bölgelerin korunması
yönünde bir anlaşmanın varlığının başka yollardan ispat edilemeyeceği 2300
anlamına gelmemektedir. Nitekim soruşturma kapsamındaki teşebbüslerden
Denizli Çimento ile bu kapsamda olmayan Göltaş arasında birbirlerinin
bölgelerine girmeme konusunda açık bir mutabakat vardır. Daha da önemlisi,
bu kararların soruşturma kapsamındaki tüm fabrikaların katıldığı toplantılarda
alınmış olmasıdır. Anlaşmalarda yer alan bu ve buna benzer hükümler, en
azından taraflarından birisinin soruşturma kapsamında olması dolayısıyla
münhasır satış bölgelerinin korunması konusu ile ilgili olarak
değerlendirilmiştir. Ancak anlaşmanın ispatlanmasında yalnızca “ilgili
hükümler”e dayanılmamış, fabrikaların satış bölgelerini ihlal etmelerinin
ardından gerçekleşen ikili yazışmalara ve konu ile ilgili olarak çimento bayileri 2310
ile yapılan görüşmelere ilişkin tutanaklara da ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Bu
hususlar gözönüne alındığında Çimentaş ve Denizli Çimento tarafından ileri
sürülen “bizzat raporda, anlaşma olmadığının kabul edildiği” görüşü
geçerliliğini yitirmektedir.
Aynı konuyla ilgili olarak Akçansa’ya ait savunmada ileri sürülen hususlardan
biri olan, önaraştırma sonunda ortaya çıkan iddiaların türü ve niteliğinde
meydana gelen değişikliğe bağlı olarak, Akçansa’nın ilk savunmasını yaptığı,
Kanun’un 44. maddesi gereğince yeni iddialar için ikinci bir savunma hakkının
olduğu, hatta Kanun’un sistematiği içerisinde her iddia için en az iki savunma 2320
hakkının verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne, hem savunma hakkı
konusunda Kanun’da yer verilen hükümler, hem de iddiaların türü ve niteliği
açısından katılmak mümkün değildir.
4054 sayılı Kanun’un savunma hakkına ilişkin hükümleri 43, 44 ve 45.
maddelerle sınırlı değildir. 46 ve 47. maddelerde de sözlü savunma hakkı
düzenlenmektedir. Savunma hakkının ihlal edilmemesi ilkesi çerçevesinde,
önaraştırma ile başlayan inceleme sürecinde meydana gelebilecek
gelişmelere bağlı olarak incelemenin değişik safhalarında, taraflara müteakip
defalar savunma hakkı tanınmaktadır. 2330
Bu haklardan ilki, önaraştırma sonunda verilen savunma hakkıdır. Ardından
soruşturma safhasının sonunda hazırlanan rapor taraflara sunulmakta ve
ikinci kez savunma yapmaları istenilmektedir. Soruşturma raporunda yer alan
hususlara karşı yapılan savunmalar raportörlerce değerlendirildikten sonra,
söz konusu değerlendirme hakkında da görüşlerini bildirmeleri için taraflara
üçüncü bir fırsat tanınmaktadır. Adına savunma hakkı denilmemiş olmakla
birlikte, soruşturma safhasının sonunda taraflarca yapılan savunmalar
hakkında raportörlerce verilen ek görüşe karşı 1 ay içerisinde verilen cevap
da, özü itibariyle savunma hakkı çerçevesinde mütalaa edilmelidir. Yasa 2340
bununla da yetinmeyip, taraflara bir de sözlü savunma hakkı öngörmüştür.
Diğer bir ifadeyle, önaraştırma ile başlayıp nihai kararla sonuçlanan inceleme
sürecinde, tarafların isterlerse değerlendirebilecekleri, şekli anlamda, dört
savunma ya da cevap hakları vardır.
Ayrıca, Kanun’un 44. maddesinde yer alan, “Kurul’un soruşturma safhasında,
bu Kanun’u ihlal ettiği iddia edilen kişi veya kişiler, kararı etkileyebilecek her
türlü bilgi ve delili her zaman Kurula sunabilirler” hükmü özü itibarıyla,
soruşturma safhasının sonuna kadar, taraflara sınırsız bir savunma hakkı
tanınmaktadır. Bu yolla taraflar kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve belgeyi, 2350
soruşturma safhasının sonuna kadar istedikleri zaman sunabilmektedirler.
4054 sayılı Kanun’un bu konudaki yaklaşımını, savunma hakkıyla ilgili olarak
diğer maddelerde yer verilen hükümler çerçevesinde değerlendirmek
gerekmektedir. Ayrıntılı düzenlemeler bir yana, taraflar açısından savunma
hakkı yönüyle en önemli güvence, 44. maddedenin: “Kurul, tarafları
bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği konuları kararlarına dayanak
yapamaz.” hükmüyle getirilmiştir.
Tarafların savunma haklarının gerektiği gibi uygulanabilmesine yönelik olarak 2360
getirilen bu kadar geniş olanaklar karşısında, ayrıca her yeni iddia için 43.
maddeye geri dönülmesi, Kanun’da savunma hakları ile ilgili olarak var olduğu
iddia edilen genel bir ilkenin uygulanmasını değil, hiçbir inceleme
yapılmamışçasına yeni bir sürecin başlatılması anlamına gelecektir ki; bu
durumda 4054 sayılı Kanun açıkça uygulanamaz hale gelecek ve Yasada
öngörülen yaptırımların bir anlamı kalmayacaktır.
Yürürlükteki kanunlarımızın hemen hemen hiç birisinde rastlanılmayacak bir
şekilde, 4054 sayılı Kanun, tarafların savunma haklarının ihlal edilmemesi
anlayışı doğrultusunda, başlatılan bir inceleme içinde yer alan maddi anlamda 2370
birbirinden ayrılabilir her sürecin sonunda taraflara savunma hakkı tanımış,
dolayısıyla süreç içerisindeki gelişmelerden tarafların bilgilendirilmesi esasını
getirmiştir. Bununla da yetinmeyerek, tarafların bilgilendirilmediği ve savunma
hakkı verilmediği konuların kararlara dayanak teşkil edemeyeceğini belirtmek
suretiyle, taraflara, nihai kararın yargısal denetiminde etkili olabilecek çok
önemli bir fırsat daha tanımıştır. Ayrıca Kanun’un 45. maddesinde, makul
sebeplerin bulunması halinde öngörülen sürelerin bir katına kadar
uzatılabileceği belirtilmektedir.
Savunma hakkının bu kadar titizlikle düzenlenmesi ve gerektiğinde verilen 2380
sürelerin uzatılabilmesi, soruşturmanın ilerleyen safhalarında ortaya
çıkabilecek ve Kurul kararını etkileyebilecek yeni olgular ve bunlara dayalı
yeni iddialar hakkında da tarafların bilgilenmesi ve savunma yapmalarının
sağlanmasına yöneliktir. Nitekim soruşturmanın ilerleyen safhalarında yeni
maddi olguların ve bunlara bağlı yeni iddiaların ortaya çıkması karşısında, 44.
maddenin, “Kurul tarafları bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği
konuları kararlarına dayanak yapamaz” hükmünün uygulamaya geçirilmesi,
ancak bu safhalarda da taraflara savunma yapma şansının tanınmasına bağlı
olacaktır.
2390
Bu noktada kaç kez savunma istenildiği değil, taraflara gerçek anlamda
savunma hakkının tanınıp tanınmadığı ve gerçek anlamda savunma hakkı
tanımaktan ne anlaşılması gerektiği önem kazanmaktadır. Bu çerçevede
Kanun’un 43. maddesinde ilk yazılı savunma ile ilgili olarak yer verilen,
“iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilginin gönderilmesi” ilkesinin, hem
tarafların savunma haklarının korunmasını hem de Kanun’un uygulanamaz
hale gelmesinin önlenmesini sağlayacak şekilde, diğer yazılı savunmalarda da
uygulanması doğrultusunda taraflar lehine genişletilerek yorumlanması
gerekmektedir. Bu ilkenin diğer yazılı savunma haklarında da uygulanması
gerektiği konusunda zaten bir şüphe yoktur. Dolayısıyla, bir kere bile olsa 2400
herhangi bir iddia hakkında “yeterli bilgi gönderilerek” savunma istenmesi
durumunda, tarafların savunma hakkının kısıtlandığından söz etmek mümkün
değildir.
Soruşturma safhasının sonunda ortaya çıkan iddialar, yukarıda sayılan
yönleriyle nitelik değiştirmiş olmalarına karşın, tamamen yeni iddialar
değildirler. Yeni iddiaların, önaraştırma safhasındaki hususların, soruşturma
safhasındaki daha derin incelemelerle ulaşılan sonuçlardan ibaret olduğu
ortadadır. Nitekim, soruşturma açılmasına ilişkin Kurul kararında iki temel
konuya yer verildiği görülmektedir; fiyat tespiti ve pazar paylaşımı. Soruşturma 2410
safhasında Batısöke’nin de bu eylemler içinde olduğu ve soruşturma
kapsamına dahil edilmesi gerektiği tespit edilmekle birlikte, soruşturma
sonunda hazırlanan raporda yer alan iddialar özünde değişmemiştir. Söz
konusu eylemlerin taraflarına yenileri eklenmiştir, ancak özünde pazar
paylaşımı ve fiyat tespiti iddiaları, soruşturma kapsamında elde edilen yeni
belge ve bilgiler çerçevesinde daha geniş bir biçimde tekrarlanmıştır.
Soruşturma raporundaki tek yenilik, ihracat karteli iddiasına değinilmesidir.
Ancak raporun hem ilgili bölümü, hem de sonuç bölümü dikkatle
incelendiğinde, söz konusu iddianın da fiyatlar konusundaki ihlallerle bağlantılı
olduğu ve “iç pazardaki karlılığı korumaya yönelik bir ihracat kartelinden” söz 2420
edildiği, hatta arz fazlasına bağlı olarak, “tespit edilen yıllık satış tonajlarına
ulaşmanın da ancak söz konusu ihracat karteli sayesinde mümkün
olacağı”nın belirtildiği görülecektir. Dolayısıyla raporlarda yer alan hususların
birbirinden bağımsız, tamamen yeni iddialar olduğunu ileri sürmek mümkün
değildir.
Savunmada, soruşturmayı esastan etkileyen, “uygulanacak Kanun hükmünün
değiştiği” hususu yer almaktadır. Kanun’un 4. maddesinde yer alan genel
hükmün ardından sayma yoluyla belirtilen eylemler, tamamen örnek
niteliğinde ve birbiri ile bağlantılı hususlar olup, somut olaylarda birkaçı 2430
birarada karşılaşılabilir niteliktedir. Sonuçta hangi bentlerin uygulanacağı
incelemenin derinliği ve ortaya çıkarılan maddi bulgularla ilgilidir. Nitekim
coğrafi pazar paylaşımı sonunda, “fabrikaların hakim durumda oldukları
bölgelerin ortaya çıktığı” tespit edilmekle birlikte, bu hakimiyetin suni olarak
yaratıldığı ve asıl olarak coğrafi pazar paylaşımının bir sonucu olduğu
düşüncesiyle, 6. maddeyle ilgili herhangi bir iddia ileri sürülmemiştir. Başka
somut olaylarda, soruşturmanın ilerleyen safhalarında her iki maddenin birden
uygulanması gerektiği kanaatine de ulaşılabilir. Ancak soruşturmanın ilerleyen
safhalarında, ihlal niteliğindeki eylemlere Kanun’un bir veya birkaç maddesinin
ya da bazı bentlerinin birlikte uygulanması gerekliliğinin ortaya çıkması, 2440
yukarıda savunma hakkının korunmasına ilişkin olarak 4054 sayılı Kanun’da
yer aldığı belirtilen genel ilkeler çerçevesinde, taraflara usulüne uygun tebligat
yapılarak savunmalarının alınması halinde, soruşturmanın hukuki niteliğini
sakatlayıcı bir etkiye sahip değildir. Kaldı ki; iddiaların türü ve niteliğiyle ilgili
olarak yapılan açıklamalar çerçevesinde, esas itibarıyla yeni iddialar ortaya
atılmadığından, Kanun’un 4. maddesinde yer alan “maddi hukuk kuralı”
niteliğindeki bentlerin uygulanmasında da herhangi bir değişiklik olmamıştır.
Teşebbüslerin bazıları anlaşma iddialarını reddetmelerine, bazıları ise uyumlu
eyleme yönelik açıklamalar getirmelerine rağmen, tüm savunmalarda zaman
zaman belgelerin niteliği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. 2450
Bazı savunmalarda, 11.12.1996 tarihli anlaşma metninin TÇMB’ye ait bir
belge olduğu ileri sürülmektedir. Söz konusu belgenin hem Akçansa’da, hem
de Batıçim’de bulunduğu raporda müteakip defalar belirtilmiştir. Sorun,
belgenin kime ait olduğu ya da nerede yapılan yerinde inceleme ile elde
edildiğinden çok, içerik itibarıyla ne ifade ettiğidir. Bazı belgelerin T.Ç.M.B.’nin
hazırladığı ve tamamen koordinasyona yönelik olduğu iddiaları konusunda,
1996 yılında fabrikaların yaptığı tahmini satışların altalta yazılması suretiyle
hazırlandığı ve hiçbir işe yaramadığı iddia edilen belgedeki;
2460
“Bölge fabrikaları 1997 yılında aşağıdaki şekilde satış yapacaklardır. Bölge
dışı fabrikalar bölge içine en fazla aşağıdaki miktarları satacaklardır. Fiyat
bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.”
ifadelerinin tamamen geleceğe, diğer bir ifadeyle 1997 yılında gerçekleşecek
satışlara ve uygulanacak fiyatlara ilişkin olduğu açıktır. Belgede yer alan söz
konusu ifadeler karşısında, yapılan işin yalnızca bir önceki yıla ait satışların
konsolidasyonundan ibaret olmadığı görülmektedir. Önemli olan bu belgenin
aynı tarihte, soruşturma kapsamındaki fabrikaların katılımıyla düzenlenen bir
toplantıda ele alınması ve şekillendirilmesidir. İçeriği ve hazırlandıktan sonra 2470
toplantıya konu olması yönüyle, “pazar paylaşımı” ve “fiyat tespiti”
konularındaki mutabakatın açık bir belgesidir.
Yine aynı belge ile ilgili olarak ileri sürülen başka bir husus, belirtilen
rakamlarla gerçekleşen rakamlar arasında bir tutarsızlık olduğu yönündedir.
Bu durum söz konusu belgenin niteliğiyle değil, tamamen bu anlaşmanın ne
kadar uygulandığı ya da tarafların bu taahhütlerine ne kadar uyduğu ile
ilgilidir. Yılsonunda bu rakamlardan fiili sapmalar olması ortada böyle bir
mutabakat olmadığı anlamına gelmemektedir. Kaldı ki, bu mutabakatın yıl
boyunca herhangi bir fiili etki yaratmadığı da düşünülemez. Nitekim, 2480
anlaşmanın uygulanması konusunda sorun çıktığında, yani kartel anlaşması
delinince, taraflar ileriki tarihlerde tekrar bir araya gelip pazar paylaşımı
konusunda müteakip toplantılar düzenlemişlerdir. Bu durumda, taraflardan hiç
birinin savunmalarda söz konusu toplantıya katılmadığı yönünde bir itiraz
getirmediği de göz önüne alındığında, 4054 sayılı Kanun kapsamında
anlaşmanın varlığı konusunda herhangi bir şüphe olmadığı gibi, ileriki
tarihlerde yapılan toplantılarla birlikte düşünüldüğünde, yılsonu gerçekleşen
rakamlarda bazı sapmalar olsa da, fabrikaların uygulamada tamamen kartel
anlayışı çerçevesinde faaliyet gösterdikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca,
hem pazar paylaşımı hem fiyat konusundaki anlaşmaların muntazam bir 2490
biçimde uygulanamaması, tarafların rekabet etme yönündeki iradeleri ve
gayretlerine değil, tamamen sektördeki arz fazlasının belli dönemlerde kartelin
delinmesi yönündeki baskısının artması ve yeni bir anlaşma yaparak
uygulamaya yeniden yön verme ihtiyacının ortaya çıkmasına bağlı
bulunmaktadır.
1998 yılında yapılacak satışların da anlaşmayla tespit edildiği iddiasına karşı
bazı savunmalarda, “böyle bir anlaşmadan haberleri olmadığı şeklinde”
cevaplar yer almış, ayrıca dayanak olarak gösterilen belgelere bazı itirazlar
gelmiştir. İhracat karteli iddiasına dayanak teşkil eden bu belgelerin, yapılan 2500
bütçe çalışmalarında kullanılan şirket içi belgeler olduğu dolayısıyla, belgede
geçen “birlikte tespit edilecektir” şeklindeki ifadelerin, şirket içi birimler
arasındaki birlikteliği ifade ettiği belirtilmektedir. İddialar bu doğrultuda ele
alındığında, Akçansa’nın yapacağı ihracatın, şirket içi birimlerce birlikte tespit
edilecek esaslar dahilinde gerçekleştirilmesinde 4054 sayılı Kanun açısından
bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak Çimentaş, Batıçim, Denizli ve
Batısöke’nin üretim kapasiteleri, 1998 yılı satışları ve zorunlu ihracat
miktarlarının, şirketin iç çalışması olduğu ifade edilen söz konusu belgede ne
amaçla bulunduğunu bu yolla açıklamak mümkün gözükmemektedir.
2510
Bu noktada, bahsedilen belgenin niteliğini de göstermesi bakımından,
Sabancı Holding bürolarında yapılan incelemede elde edilen ve söz konusu
belge ile aynı tarihte ve aynı dosyada bulunan, içeriği itibariyle aynı özelliklere
sahip, ancak Marmara Bölgesi fabrikaları hakkında bilgiler içeren;
“Marmara Çimento’nun Ambarlı’da yapması beklenen 225.000 tonluk satışı
için herkes pazar payı oranında klinker verecektir.
Artan kapasiteler her sene % 25 esasına göre pazara verilmektedir.
İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte tespit edilecek esaslar ile ihraç
edilecektir.” 2520
ifadeleri, “birlikte” kelimesinden ne anlaşılması gerektiğini açıkça ortaya
koymaktadır.
İhracat karteli ve pazar paylaşımı iddialarına dayanak teşkil eden söz konusu
belge ile diğer bazı belgeler hakkında getirilen ikinci itiraz ise, bunların
yalnızca bir teşebbüste bulunduğu, dolayısıyla diğer teşebbüsleri bağlayıcı
olmadığı şeklindedir.
Belgeye kaç yerde rastlanıldığından daha önemlisi, belgenin içerdiği bilgilerin, 2530
ihlalin türünü ve niteliğini kanıtlamaya yeterli olmasıdır. İhlalin türü ve niteliği
belirlendikten sonra, tarafların bu anlaşmaya ne ölçüde katıldıkları ve ortada
bir irade uyuşması olup olmadığı konusu üzerinde durulmuş, bu belgelere en
azından iki teşebbüste birden rastlandığı hususu da gözönüne alınarak, 1998
yılı satış tonajları üzerinde ileriki tarihlerde herhangi bir görüşme yapılıp
yapılmadığı incelenmiş; hem Denizli Çimento hem de Batısöke yetkililerinin
ajandalarında yer alan notlardan, 8 Ocak tarihinde bir Otel’de tekrar toplantı
yapıldığı anlaşılmıştır. Toplantıda; “… meselesi, Denizli’nin Söke’den bir iki
puan da olsa fazla mal satması vs …” hususlarının açıkça tartışıldığı
görülmektedir. Savunmalardaki mantıkla hareket edilecek olursa, toplantının 2540
belirtilen tarihte yapıldığı ve yukarıda yer verilen hususların tartışıldığı açık
olmakla birlikte, tespit edilen pazar paylarının yalnızca Denizli Çimento
yetkililerinin ajandalarında bulunması, pazar paylaşımından yalnızca Denizli
Çimento’nun sorumlu tutulması sonucunu ortaya çıkaracaktır. Rapor
incelendiğinde, 8 Ocak 1998’den sonra da toplantıların yapıldığı görülecektir.
Yukarıda değinildiği gibi, pazar paylaşımı niteliği itibarıyla tek başına
gerçekleştirilebilir bir eylem değildir. Kapsam dahilindeki tüm teşebbüslerde
bu yönde göstergelere rastlanabileceği gibi, kollektif bir eylem olması yönüyle,
başka teşebbüslerin de içinde olduğu bu tür bir anlaşma, soruşturma
kapsamındaki teşebüslerden herhangi birinde bulunan belgelerle de 2550
kanıtlanabilir. Hatta teşebbüslerin tümünde yerinde inceleme yapmaya bile
bazen ihtiyaç duyulmayabilir.
Bu durumda, en azından Denizli Çimento’nun, bu belgelerin 4054 sayılı
Kanun karşısında herhangi bir ihlal içermediğini ispat etmesi gerekir ki, tam
tersine bu tür anlaşma metinlerinden hiç bahsetmeme yolunun tercih edildiği
görülmektedir. Bundan da öte, yapılan savunmalarda, anlaşmaların çoğuna
değinilmediği söylenebilir. Uyumlu eylem hususunda ayrıntılı açıklamalara
gidilmesi de bu yaklaşımın bir sonucudur. Bunun nedeni ise söz konusu
belgelerde yer alan ifadelerin ve bunlara karşılık gelen eylemlerin, 4054 sayılı 2560
Kanun’a açıkça aykırılık teşkil etmesidir. Nitekim raporun ilgili bölümlerinde
söz konusu eylemlerin açık ihlaller olduğu müteakip defalar belirtilmiştir.
I.3.6. Batıçim ve Batısöke'nin Muafiyet/Menfi Tespit Başvuruları ve
Değerlendirmeleri
Serbest rekabet düşüncesine dayalı piyasa ekonomilerinde, piyasayı
düzenleyici yasaların mevcudiyeti sistemin varlığını sağlıklı bir şekilde
sürdürebilmesi açısından zorunludur. Rekabet Hukuku kuralları da bu
ihtiyaçtan kaynaklanan nedenlerle liberal ekonomilerde yerini almaktadır. 2570
Ülkemizde özellikle 1980'li yılların hemen başında serbest pazar
ekonomisine geçişte önemli adımlar atılmasına rağmen, rekabet
yasalarının gündeme gelmesi için uzun bir süre beklemek gerekmiştir.
Nihayet, 13 Aralık 1994 tarihinde 4054 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş, ancak
bu yasayı uygulayacak Kurul'un teşekkülü Mart 1997'yi bulmuştur.
Rekabet Kurumu'nun resmen çalışır hale gelmesi ise ancak Kasım 1997'de
gerçekleşmiştir.
13 Aralık 1994 tarihinde 4054 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesine rağmen, 2580
yasada öngörülen yaptırımları etkin bir şekilde uygulayarak sağlıklı bir
rekabet ortamının yaratılması, kanunu uygulayacak yetkili mercinin
oluşturulamaması yüzünden gecikmiştir.
Rekabet Kurulu'nun oluşumu 5 Mart 1997'de tamamlanmıştır. Ardından
Kurul tarafından 5.11.1997'de çıkarılan bir Tebliğ ile Yasanın geçici 2.
maddesinin gereği yerine getirilmiş ve Kurul'un çalışmaya başladığı
duyurulmuştur.
Yasa'nın yürürlüğe girmesi ile Kurumun çalışmaya başlaması arasında uzun 2590
bir süre geçmiş olması, bu süre içinde meydana gelebilecek ihlaller
konusunda nasıl davranılması gerektiği konusunu gündeme
getirmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, bu sorunun çözümü yine
Yasa'da yer almaktadır. Yasa'nın geçici ikinci maddesi gereği Kurul'un
çıkardığı bir Tebliğ'le (12 Ağustos 1997 tarihinde 23078 nolu Resmi
Gazete'de yayımlanan 1997/2 nolu "Anlaşmaların Uyumlu Eylemler ve
Teşebüs Birliği Kararlarının Kanun'un 10 uncu Maddesine Göre Bildiriminin
Usul ve Esasları Hakkında Rekabet Kurulu Tebliği) Kurumun
oluşumunun tamamlanarak, çalışmaya başladığının ilan edildiği tarihte
varolan "anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararlarının, bu tarihten 2600
itibaren 6 ay içinde Kuruma bildirilmesi öngörülmüş ve 04.11.1997 tarihinde
çıkarılan "Rekabet Kurumu Teşkilatının Oluşturulduğuna İlişkin Tebliğ'in bir
gün sonra yürürlüğe girmesiyle, 6 aylık bildirim süresinin başlangıcı,
05.11.1997 olarak belirlenmiştir.
Bir başka deyişle 05.11.1997 tarihinden önce gerçekleştirilmiş ve bu tarih
itibarıyla uygulanmakta olan "anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği
kararlarının", yasadan muaf tutulması değil, 6 aylık süre içerisinde Kuruma
bildirilmesi ve incelemeye alınması öngörülmektedir.
2610
Bu bağlamda, soruşturma kapsamındaki teşebbüslerden Batıçim ve
Batısöke tarafından Tebliğ'de öngörülen altı aylık sürenin bitmesine bir
gün kala, yani 4 Mayıs 1998 tarihinde, "Rekabet Kurumu Başkanlığı
Muafiyet/Menfi Tespit Bildirim Formu" doldurularak Kurumumuza intikal
ettirilmiştir .
Bir muafiyet/menfi tespit başvurusunda esas olarak, bu başvurunun hangi
anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar için yapıldığı ve hangi koşuları taşıdığı
için muafiyet/menfi tespit verilmesinin uygun olacağı hususları açık ve net
olarak belirtilmelidir. Aksi bir durum Kanun'un ilgili maddelerinde yer alan 2620
muafiyet ve menfi tespit kavramlarının arkasındaki düşünceye ters düşer.
Bu bilgiler ışığında soruşturma kapsamındaki bu iki teşebbüsün yaptığı
başvuruların incelenmesi neticesinde iki başvuruda da esas itibarıyla ortak
olan ve bir önceki paragrafta bahsolunan hususların açık ve anlaşılır bir
şekilde yer almadığı tespit edilmiştir.
Batıçim'e ait Bildirim Formu'nun Başvuru/Bildirime konu olan ve bu forma
eklenen anlaşma, karar veya uyumlu eylemin niteliğini, kapsamını ve
amaçlarının açıklanmasının beklendiği 2.1. maddesinde; "Rekabet 2630
Kurulu Önaraştırma raporunda belirtilen şirketler Batıçim A.Ş. ile Çimentaş
arasında herhangi bir anlaşma, karar veya eylem mevcut değildir...",
2.2.'de ise; "Rekabet Kurulu'nun Şirketimiz aleyhine yürütmekte olduğu
soruşturma kapsamında hazırlamış olduğu önaraştırma raporunda
belirtilen şirketler arasında herhangi bir anlaşma, karar ya da uyumlu eylem
bulunmadığından... " denilerek söz konusu başvurunun ne için yapıldığı
hususu belirtilmemiş, en baştan başvurunun geçerli bir başvuru olması
konusunda soru işaretleri oluşmasına yol açmıştır. Eğer başvuruya konu
olacak rekabeti sınırlayıcı herhangi bir anlaşma, karar ya da uyumlu eylem
yoksa, muafiyet/menfi tespit başvurusu yapmanın da bir anlamı yoktur. Bu 2640
haliyle Batıçim'in yapmış olduğu muafiyet/menfi tespit başvurusunun geçerli
bir başvuru olarak kabul edilerek bir değerlendirme yapılmasının mümkün
olmadığı anlaşılmıştır.
Benzer şekilde Batısöke'nin Formu'nda da 2.1. bölümde; ''...Anılan
yazıda Rekabet Kurumu Şirketimizin Ege Bölgesi'nde faaliyet gösteren
diğer fabrikalarla birlikte pazar paylaşımına gittiğini ve aynı fabrikalarla
çimento fiyatı tespitinde bulunduğunu ve gerek Ege Bölgesi'ndeki çimento
fabrikalarının gerekse diğer bölgelerden bu bölgeye satış yapacak çimento
fabrikalarının satış miktarlarını belirlediği ayrıca diğer çimento fabrikalarına 2650
gönderilen aylık üretim, satış ve stok rakamları ile söz konusu pazar
paylaşımına uyulup uyulmadığının takibinin yapıldığını ve bu eylemlerin
RKHK m. 4/a, b ve c bentleri hükümlerine aykırı lık oluşturduğunu
belirtmiştir. Başvuru konusu eylemler Rekabet Kurumu'nun ilgili yazısında
belirtilen bu eylemlerdir." ifadelerine yer verilerek, Batısöke'nin Ege
Bölgesi'nde faaliyet gösteren diğer şirketlerle yaptığı pazar paylaşımı ve fiyat
tespiti anlaşmaları için başvuru yapıldığı belirtilmekte ve bir anlamda Şirket
aleyhine, soruşturma açılmasına dayanak teşkil eden iddiaların
doğruluğu kabul edilmekte, öte yandan ise Başvuru Formu'nun, başvuruya
konu olan anlaşma, karar veya eylemin son şeklinin bir kopyasının 2660
eklenmesinin istendiği 7.1. maddesinde; "Kurum raporunda belirtilen
şirketler arasında herhangi bir anlaşma, karar veya eylem
bulunmadığından..." ifadelerine yer verilerek benzer bir çelişki yaratılmaktadır.
Bu haliyle kendi içerisinde tutarsız ifadeler içeren başvurunun ne için
yapıldığı hususu açıklıktan uzaktır. Dolayısıyla, konusu tam olarak
anlaşılamayan bu başvurunun da muafiyet/menfi tespit
değerlendirmesinin yapılmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
Söz konusu başvurular konusunda, 4054 sayılı Kanun'da açıklık
getirilmemesinden kaynaklanan ayrı bir sorun ise, hakkında önaraştırma 2670
veya soruşturma başlatılan konularda taraflardan birinin yasal süresi
içinde yapacağı muafiyet/menfi tespit başvurusunun nasıl
değerlendirileceği hususudur.
Rekabet Kurulu, Kuruma bu yönde başvurular gelmesi üzerine 02.07.1998
tarih ve 72 sayılı toplantısında, daha önceden inceleme önaraştırma veya
soruşturması devam eden konularda yapılacak muafiyet ve menfi tespit
taleplerinin, yürüyen mevcut dosyalan ile birleştirilerek değerlendirilmesine
karar vermiştir. Bu doğrultuda söz konusu başvuruların da mevcut
soruşturma kapsamına alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Ancak yukarıda 2680
yer verilen çelişkilerden dolayı başvuruların hangi konuda ve hangi
amaçla yapıldığı tam olarak anlaşılamadığından, soruşturma
kapsamında bu başvuruların değerlendirilmesinin mümkün olmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
Esasen yukarıda belirtilen hususlar, herhangi bir teşebbüs veya teşebbüs
birliği hakkında bir önaraştırma veya soruşturma kararı alındıktan ve bu karar
taraflara bildirildikten sonra kararın konusuna ilişkin olarak bir muafiyet
veya menfi tespit başvurusunda bulunulması halinde bu başvurunun,
önaraştırma veya soruşturma kapsamına dahil edilerek, yapılan incelemenin 2690
sonuçlandırılmasını takiben değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği
yönündeki görüş, Batısöke'ye bildirilmişti. Söz konusu başvurunun çelişkili
ve anlaşılmaz içeriği dolayısıyla soruşturma kapsamında
değerlendirilebilecek geçerli bir menfi tespit/muafiyet başvurusu olmadığının
düşünüldüğü de aynı yazıda ifade edilmişti.
Sonuç olarak, Batıçim ve Batısöke tarafından yapılan başvuruların, bu
haliyle Rekabet Kurulu'nun yukarıda yer verilen kararı doğrultusunda
soruşturma kapsamında değerlendiri lmesi mümkün olan geçerli
başvurular olmadıkları kanaatine varılmıştır . 2700
I.4. Sözlü Savunma Toplantısı
Akçansa, Batıçim, Batısöke, Çimentaş ve Denizli Çimento’nun talebi üzerine,
Rekabet Kurulu; 15.04.1999 tarihinde sözlü savunma toplantısı yapılmasına
karar vermiş ve sözlü savunma toplantısında taraflar aşağıda izah edildiği gibi
savunmalarını Kurul’a sunmuşlardır.
İzmir Ticaret Odası (İZTO) temsilcisi, 4054 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten
sonra İZTO’nun, meslek komitelerinin yapmış olduğu çalışmalar neticesinde 2710
İzmir’deki çimento piyasalarında firmalarca aynı fiyatların uygulandığı ve
rekabet ortamının zedelendiği şeklinde oluşturulan görüşlerini Rekabet
Kurumu’nun o dönemde teşekkül ettirilmemiş olması nedeniyle Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü’ne ve
1997 yılında Kurumun faaliyete geçmesinden sonra tekrar gündeme gelen
şikayetleri Rekabet Kurumu’na ilettiğini, ancak konuyla ilgili önaraştırma ve
arkasından da soruşturma açıldıktan sonra İZTO’ya bu hususta başka bir
şikayet ulaşmadığını belirtmiştir.
Akçansa temsilcisi, Akçansa’nın soruşturma konusu bölgede çok küçük bir 2720
pazar payına sahip olduğunu ifade ederek, şirketin yapısı hakkında konuyla
ilgili bilgi sunmuştur. Verilen delillerin hemen tamamının ya Akçansa’nın iç
yazışmaları ya da tek taraflı irade beyanlarından oluştuğunu ve herhangi bir
anlaşmanın varlığının ispatı için yeterli olmadığını belirtmiş ve karar verilirken
Akçansa’nın konumunun ve bölgedeki varlığıyla rekabeti artırdığı hususunun
dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir.
Batıçim ve Batısöke adına konuşan temsilci tarafından, ilk olarak çimento
sektörü ve ilgili teşebbüsler hakkında genel açıklamalar yapıldıktan sonra
müvekkil şirketlerin çimento piyasasındaki hiçbir teşebbüs ile rekabetin 2730
engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması amacını taşıyan herhangi bir
anlaşma yapmadığı gibi piyasadaki davranışlarının da uyumlu eylem
niteliğinde olmadığı belirtilmiş ve muafiyet/menfi tespit başvurularıyla ilgili
konuya değinildikten sonra ülkemizin Rekabet Hukuku açısından geçiş
dönemi içerisinde olduğu ifade edilerek müvekkil teşebbüsler hakkında
herhangi bir cezai müeyyide uygulanmaması talep edilmiştir.
Çimentaş temsilcileri ise, mevcut olayın analizinde pazar yapısının ve
Çimentaş’ın bu pazardaki konumunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini 2740
belirterek, anlaşma iddialarını reddetmişler ve İzmir piyasasındaki özel durum
hakkında açıklamalarda bulunmuşlardır.
Denizli Çimento temsilcisi, çimento üreticileri tarafından zaman zaman
yapıldığı ifade edilen toplantı ve görüşmelerin anlaşma iddialarına dayanak
edilmesinin mümkün olmadığını ve Denizli Çimento’nun pazar içinde
yönlendirici veya diğer teşebbüsleri etkileyici bir konumda bulunmadığını
belirtmiştir.
Yukarıda yer verilen beyanlar incelendiğinde, taraflar, “Sözlü Savunma 2750
Toplantısı”nda yazılı savunmalarında ileri sürdükleri hususlardan farklı ve
sonucu etkileyebilecek herhangi bir husus ortaya koyamamışlardır.
I.5. Hukuki Değerlendirme
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi, amacı veya etkisi rekabeti engelleme,
sınırlama veya bozma olan teşebbüsler arası anlaşmalara, uyumlu eylemlere
ve işletme birliklerinin kararlarına karşı genel bir yasaklama getirmektedir. Bu
hüküm, bütün işletmeler arası anlaşma, karar ve uyumlu eylemlere geniş bir
şekilde uygulanmakta olup temel amacı, her bir işletmenin kendi ticari 2760
politikalarını ve piyasadaki faaliyetlerini tek başına, diğerlerinden bağımsız
olarak belirlemesidir.
Rekabet Hukuku açısından fiyat tespitine ve pazar paylaşımına yönelik bu tür
anlaşmalar en ciddi rekabete aykırılık halleri arasında değerlendirilmiş ve çok
açık bir biçimde yasaklanmıştır.
Bir anlaşmada, rekabeti sınırlama amacı açıksa, anlaşmanın kendisi veya en
azından rekabeti bozucu hükümleri, açık bir rekabet ihlali oluşturur. Bu
durumda anlaşmanın rekabet üzerindeki etkilerinin incelenmesine gerek 2770
yoktur. Rekabeti bozucu nitelikte olan anlaşmalar, tarafların kendi bağımsız
rekabetçi faaliyetlerini ortak çıkarlar adına gözden çıkardıkları bir yapısal
çerçeve yaratır. Bu sebepten dolayı, sadece rekabete aykırı bir anlaşmaya
taraf olmak, anlaşma etkilerini gerçekleştirmemiş olsa dahi yasaktır.
Öte yandan, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde “Bu Kanunun
amacı rekabetin korunması olduğuna göre, rekabeti engelleyici, kısıtlayıcı
veya bozucu teşebbüsler arası anlaşma ve uygulamaların yasaklanması
gerekir. Maddenin amacı bakımından anlaşma, hukuki şekil şartlarına uymasa
bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma 2780
anlamında kullanılmıştır. Anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının önemi
yoktur. Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tespit edilemese bile
teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir
koordinasyon veya pratik işbirliği sağlayan, doğrudan veya dolaylı ilişkiler de,
eğer aynı sonucu doğuruyorsa, yasaklanmıştır. Böylece teşebbüslerin Kanuna
karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları meşru göstermeleri
engellenmek istenmiştir.” denilerek, anlaşma kavramının, sözleşmelerden çok
daha geniş bir irade birlikteliği niteliğinde olduğu açıklanmıştır. Sözleşme
olmasa bile rekabet ortamını bozan her türlü ilişkinin uygulamaya sokulması
da anlaşma niteliğindedir. Ayrıca, rekabeti kısıtlayıcı, sınırlayıcı, ya da ortadan 2790
kaldırıcı etkileri nedeniyle, "centilmenlik anlaşmaları" ve "sözlü anlaşmalar" da
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. ATAD,
bu tür uygulamaları anlaşma olarak kabul etmektedir.
Yukarıda yer verilen değerlendirmeler ışığında;
- Akçansa, Batıçim, Çimentaş, Denizli Çimento ve Batısöke’nin Ege Bölgesi
düzeyinde 1997 yılında yapacakları satışları anlaşma yoluyla önceden tespit
etmek suretiyle açıkça pazar paylaşımına gittikleri,
2800
- Sektöre yönelik olarak 1997 yılında Ege Bölgesi düzeyinde inceleme
başlatılmış olmasına rağmen, 1998 yılında da yapılacak satışların anlaşma
yoluyla söz konusu teşebbüslerce tespit edilerek, yine Ege Bölgesi düzeyinde
pazar paylaşımına gidildiği,
- 1998 yılına ilişkin mutabakatı gösteren belgelerden ayrıntılarıyla görüleceği
üzere, söz konusu pazar paylaşımı anlaşmalarının yalnızca iç pazardaki
satışların tespitine yönelik hususları içermediği, soruşturma kapsamındaki
teşebbüsler tarafından, iç pazardaki karlılığı korumaya yönelik bir ihracat
karteli oluşturulduğu ve yukarıda, pazar paylaşımının ayrıntılarıyla açıklandığı 2810
bölümde değinilen şartlar çerçevesinde “klinker fazlalığı” olarak nitelenen
ürünün, yapılan anlaşmalar yoluyla zorunlu olarak ihracata tabi tutulduğu,
- Yine iç pazardaki karlılığı korumaya ve daha da artırmaya yönelik olarak,
fabrikaların bulunduğu merkezlerin ve yakın çevresinin oluşturduğu yoğun
talep bölgelerinin, o bölgede bulunan fabrika ya da fabrikalara terkedilmesi
suretiyle, bu bölgede fiyat ve diğer satış koşullarının rekabetçi bir yapıdan çok
uzak, adeta tekelci bir ortamda belirlenmesini temine yönelik bir coğrafi pazar
paylaşımına gidildiği, coğrafi pazar paylaşımının, yukarıda söz edilen yoğun
talep bölgelerinin yöre fabrikası ya da fabrikalarına terkedilmesi ile sınırlı 2820
olmadığı ve bu bölgeler dışında kalan yerlerde de hangi fabrikanın ne kadar
satış yapacağının veya söz konusu yerleşim biriminde yapılacak satışlardan
alacağı payın, soruşturma kapsamındaki teşebbüsler arasında yapılan
anlaşmalar yoluyla belirlendiği,
- “İzmir merkez ilçelerinde paralel fiyat uygulaması yoluyla uyumlu eyleme
girişilerek 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ihlal edildiği”
şeklinde ortaya konan iddianın ardından, fiyatların oluşumu ile ilgili olarak
yapılan ayrıntılı çalışmalar neticesinde, fiyat tespitinin, bölge fabrikaları tabir
edilen soruşturma kapsamındaki teşebbüsler tarafından, aralarında yapılan 2830
anlaşmalar yoluyla bölge düzeyinde gerçekleştirildiği yani birlikte fiyat tespiti
hususunda yalnız İzmir merkez ilçelerinde değil, anlaşmalar yoluyla ve tüm
bölge düzeyinde bir ihlalin gerçekleştirildiği,
- 4054 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi ile aynı Kanun’un 4. maddesi
kapsamında olan ve 05.11.1997 tarihinde yürürlükte bulunan anlaşmalar için
altı aylık bir geçiş dönemi tanındığı ancak bu süre içerisinde de taraflardan
herhangi birisinin geçerli muafiyet başvurusunda bulunmadığı,
- Yukarıda zikredilen eylemlerin, 4054 sayılı Kanun’un “Rekabeti Sınırlayıcı 2840
Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar” başlıklı 4. maddesinin;
“Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti
engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran
yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu
eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve
yasaktır.” şeklindeki genel hükmünü ve özellikle de;
“Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar
gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi,” 2850
hükmünü içeren (a) bendi,
“Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının
veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,” hükmünü içeren (b) bendini ve
“Mal veya hizmetlerin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa
dışında belirlenmesi,” hükmünü içeren (c) bendini açıkça ihlal eder nitelikli
olduğu,
kanaatine ulaşılmıştır. 2860
J. SONUÇ
Önaraştırma ve soruşturmaya ait tüm savunma, ek savunma, sözlü savunma
tutanakları, sözlü savunma toplantısının ses kayıtlarının yazılı açılımı,
raporlar, Danıştay’ın kararları, tüm dosya münderecatında yer alan bilgi ve
belgelerin incelenmesi sonucunda;
1) Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş., Batısöke Söke Çimento Sanayi
ve Ticaret A.Ş., Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş. ve Denizli 2870
Çimento Sanayi T.A.Ş.’nin, Akçansa Sanayi Ticaret A.Ş. ile birlikte eylemleri
ile 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerine,
2) Bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ikinci fıkrası gereğince
1996 yılı ciroları esas alınarak (Akçansa hakkında verilen Kurul Kararı
kesinleştiğinden bunun dışında kalan) teşebbüslerin her biri için ayrı ayrı ve
takdiren cirolarının %3’ü oranında olmak üzere;
a) Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş.’nin 278.234,52 YTL
b) Batısöke Söke Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 72.196,47 YTL 2880
c) Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.’nin 200.949,95 YTL
d) Denizli Çimento Sanayi T.A.Ş.’nin 71.159 YTL
idari para cezası ile cezalandırılmalarına,
3) 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca, yukarıda birinci bent hükmünde
belirtilen ihlal eylemlerine son verilmesi ve ihlalden önceki rekabet ortamının
sağlanması gereğinin, (Akçansa hakkında verilen Kurul Kararı
kesinleştiğinden bunun dışında kalan) teşebbüslere bildirilmesine 2890
OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy