Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2007-2-210 (Muafiyet)
Karar Sayısı : 08-03/35- 11
Karar Tarihi : 8.1.2008
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI 10
Üyeler : Süreyya ÇAKIN, Mehmet Akif ERSİN,
Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı KARAKELLE
B. RAPORTÖRLER : Ali DEMİRÖZ, Ferhat TOPKAYA, Hakan BİLİR,
Evrim Özgül KAZAK
C. BİLDİRİMDE
BULUNAN : Anten İşletme ve Teknik Hizmetler Anonim Şirketi
Temsilcisi Fevzi TOKSOY
Maya Akar Center, 100/10 34394, Esentepe, İstanbul 20
D. TARAFLAR : T1, T2 veya T3 lisansı almak suretiyle televizyon
işletmeciliği pazarında kamu veya özel olarak
faaliyet gösteren 20 tüzel kişilik
E. DOSYA KONUSU : T1, T2 veya T3 lisansı almak suretiyle televizyon
işletmeciliği pazarında kamu veya özel olarak faaliyet gösteren 20 tüzel kişilik
tarafından kurulan Anten İşletme ve Teknik Hizmetler A.Ş. (Anten A.Ş.) unvanlı
ortak girişim işlemine izin verilmesi talebi.
30
F. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 23.7.2007 tarih ve 4928 sayı ile giren ve
Kurumun 7.8.2007 tarih ve 2803 sayı ile Anten A.Ş.’den, 11.9.2007 tarih ve 3240 sayı
ile Türkiye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK), 11.9.2007 tarih ve 3241 sayı
ile Telekomünikasyon Kurumu’ndan (TK) ve 1.10.2007 tarih ve 3581 sayı ile
Ulaştırma Bakanlığı’ndan talep ettiği bilgi ve belgelere karşılık Anten A.Ş. tarafından
gönderilen 11.9.2007 tarih ve 6032 sayılı, RTÜK tarafından gönderilen 2.10.2007 tarih
ve 6511 sayılı, Ulaştırma Bakanlığı’ndan gönderilen 1.11.2007 tarih ve 7148 sayılı,
Telekomünikasyon Kurumu’ndan gönderilen 15.11.2007 tarih ve 7595 sayılı yazılar ile
eksiklikleri tamamlanan inceleme üzerine, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun’un 4, 5 ve 7. maddeleri çerçevesinde düzenlenen 17.12.2007 tarih, 2007-2-40
210/Öİ-07-AD sayılı Muafiyet Öninceleme Raporu, 18.12.2007 tarih ve
REK.0.06.00.00-120/357 sayılı Başkanlık önergesi ile Kurul gündemine alınarak,
Rekabet Kurulu’nun, 27.12.2007 ve 3.1.2008 tarihli toplantılarında dosya konusunun
Kurul gündeminde incelenmesinin devamına oybirliği ile karar verildikten sonra,
8.1.2008 tarih ve 08-03 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.
G. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda;
A- Bildirim konusu işlemin (Anten A.Ş. Ortak Girişim Anlaşması/Ana Sözleşmesi)
4054 sayılı Kanun’un 7. maddesi ve bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan 1997/1 sayılı
“Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında 50
08–03/35–11
2
Tebliğ”in 2. maddesinde birleşme veya devralma sayılan hallerden birisi olarak
değerlendirilemeyeceği, bu nedenle başvuru konusu işlemin 4054 sayılı Kanun’un
7. maddesi kapsamında bir birleşme/devralma değil; 4. maddesi kapsamında
rekabeti sınırlayıcı bir işbirliği anlaşması olduğu,
B- Bildirim konusu işlemin 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde yapılan
değerlendirilmesinde ise;
1. Anten A.Ş.’nin Ana Sözleşmesi’nin “Amaç ve Konu” başlıklı 3.
maddesinin A fıkrasının (a) bendinde yer alan ve kısaca “anten taşıyıcı
yapılarının kurulum ve işletilmesi” anlamına gelebilecek faaliyetine;
Mevcut Ana Sözleşme’nin “Hisse miktarına ve oranına bakılmaksızın 60
hissedarlar iş bu şirketin hizmetlerinden eşit şartlarda yararlanır,
hissedarlara eşit hizmet tarifesi uygulanır. Şirket hissedarı
olmayanlara da farklı ama eşit tarife uygulanır” şeklindeki 7.5.
maddesinin “Hisse miktarına ve oranına bakılmaksızın hissedarlar ve
üçüncü kişiler işbu şirketin hizmetlerinden (Anten A.Ş.’nin sahibi
olacağı fiziki altyapının, fiyat başta olmak kaydıyla, makul ve
ayrımcılık içermeyecek koşullarda üçüncü tarafların erişimine
sunulması da dahil olmak üzere) eşit şartlarda yararlanır” şeklinde
tadil edilmesi koşuluyla
Kanun’un 5. maddesi uyarınca süresiz olarak muafiyet tanınabileceği, 70
2. Anten A.Ş.’nin Ana Sözleşmesi’nin “Amaç ve Konu” başlıklı 3.
maddesinin A fıkrasının (b-e) bentleri arasında yer alan ve başta “karasal
sayısal platform işletmeciliği” olmak üzere sayısal yayıncılık iletim
hizmetini yapabilmek amacıyla anten taşıyıcı yapılarının kurulum ve
işletimi dışında kalan tüm hizmetlerini ifade eden faaliyetlerine Kanun’un
5. maddesi uyarınca muafiyet tanınmasının mümkün olmadığı, bu
çerçevede;
- Anten A.Ş. Ana Sözleşmesi’nin “Amaç ve Konu” başlıklı 3.
maddesinin A fıkrasının (b-e) bentleri ile varsa yukarıda yer
verilen faaliyetleri yapmayı öngören veya bu anlama gelebilecek 80
tüm ifadelerin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 60 gün
içerisinde Ana Sözleşme’den çıkartılması,
- Söz konusu hükümlerin yukarıda öngörülen süre zarfında Ana
Sözleşme’den çıkarılmaması veyahut çıkarılsa dahi, öngörülen
veya devam eden süreçlerde izin verilmeyen faaliyet alanlarına
ilişkin birtakım uygulamalarda bulunulması halinde de, 4054
sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlali nedeniyle Anten A.Ş.
ortakları hakkında soruşturma açılacağının Anten A.Ş.’ye
bildirilmesi gerektiği
ifade edilmiştir. 90
08–03/35–11
3
H. YAPILAN İNCELEME VE TESPİTLER1
H.1. Karasal Sayısal Yayın İletimi
H.1.1 Televizyon Yayın İletimi
Televizyon yayıncılığını en genel anlamda, bir iletişim yöntemi olarak, çeşitli
organizasyonlar tarafından çeşitli şekillerde yaratılan mesajların, izleyicilere görsel
olarak sunulmasını sağlayan bir hizmet olarak tanımlamak mümkündür. Televizyon
yayıncılığı; tedarik (içerik), üretim ve iletim olarak adlandırılabilecek üç temel
aşamadan oluşan bir değer zincirine sahiptir. Söz konusu aşamalar hakkındaki bilgiler
kısaca aşağıdaki gibidir: 100
1. Tedarik: Değer zincirinin ilk aşaması olan tedarik, TV kanallarının
programlarını oluşturabilmek için gereken içeriğin, iç ve dış kaynaklardan temin
edilmesi anlamına gelmektedir. Ağırlıklı olarak haber ajansları, prodüksiyon
şirketleri, film şirketleri ve spor karşılaşmaları yayın haklarına sahip kuruluşlar dış
kaynakları oluşturmaktadır.
2. Üretim: Üretim aşaması, içerik ve hizmetin paketlendiği, bir başka deyişle
kanalların satın aldıkları programlar ile kendi kaynakları ile yaptıkları programları
kullanarak yayın akışı oluşturma aşamasını ifade etmektedir. 110
3. İletim: Televizyon yayıncılığı değer zincirinin iletim aşamasını ise, dışarıdan
temin edilen ya da kanalların kendileri tarafından üretilen programlardan
oluşturulan yayın akışının izleyiciye ulaştırılması oluşturmaktadır. Televizyon
yayıncıları görüntüleri izleyicilere karasal verici, kablo ve uydu olmak üzere genel
olarak üç iletim tekniği aracılığı ile ulaştırmaktadır. Ancak, TV kanalları genellikle
ulaşılan izleyici sayısını artırabilmek için, tek bir iletim aracı yerine, örneğin hem
uydu hem de kablo üzerinden yayın yaparak, birden fazla iletim aracını
kullanmayı tercih etmektedirler.
120
Görüldüğü üzere, yayın iletimi televizyon yayıncılığı değer zincirinin en son aşamasını
oluşturmakta; içeriğin hazırlanması ile içerik üzerindeki hak ve kontrol unsurlarının
tamamı iletim hizmetinin dışında değerlendirilmektedir. Bu anlamda iletim hizmeti,
bunların dışında kalan; içeriğin izleyiciye iletimini sağlayan ağ (network) ile bu ağla
ilişkili hizmet ve altyapı unsurlarını içermektedir. Dolayısıyla iletim faaliyeti yayıncılıktan
ayrı olarak, hazırlanan içeriğin (açık kanal yayınları, paralı kanal yayınları, interaktif
hizmetler vb.) izleyiciye ulaştırılması (iletimi) için gerekli tüm altyapı/hizmetleri
kapsayan ayrı bir faaliyet alanını ifade etmektedir.
H.1.2. Sayısal Yayın İletimi 130
Bilindiği gibi elektronik sistemler “analog” ve “sayısal” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Analog sistemlerde elektrik sinyalleri sürekli olarak değişip ve belli sınırlar içinde her
değeri alabilirlerken, sayısal (digital) sistemlerde elektriksel sinyallerin yerine bunlara
karşı düşen rakamlar iletilmektedir.
1 Karar’ın yazımında, Dosya’da mevcut çeşitli bilimsel yayınlar ile internet sayfalarından yararlanılmıştır (Erkan Can
(2006); “Vericilerden Sayısal TV (DVB-T) Yayınları (Deneme ve Düzenli Yayınlara Geçiş Stratejileri)”, Sayısal
Yayıncılık Paneli, RTÜK, 8 Mayıs 2006, Ankara., Kaya Paçacı (2006); “Karasal Sayısal TV Yayıncılığı (DVB-T),
Genişbant Pazarına Etkisi ve Düzenleme Perspektifi” Telekomünikasyon Kurumu Uzmanlık Tezleri, Ankara, Prof.
Dr. Avni Morgül; “Dijital Televizyon Yayınlarının (DVB) Bugünkü Durumu”, Elektrik/Elektronik Mühendisliği Bölümü,
Boğaziçi Üniversitesi).
08–03/35–11
4
Analog yayınlarda ses ve görüntü analog olarak modüle edilip hava, kablo gibi iletim
hattından izleyicilere sunulmaktadır. Bu iletim sırasında modüle edilmiş işaretler iletim
ortamının şartlarına bağlı olarak zayıflama, bozulma ve yansımalara uğrayarak alıcıya
ulaşmaktadır. Çoğu zaman, alıcıya ulaşan bu işaretler alıcılarda net görüntü elde
edilmesine imkan vermemektedir. Örneğin analog yayınların karasal iletiminde; bahse 140
konu olumsuz etkiyi yok etmek için yüksek güçte sistemler kullanılmaktadır. Bu
anlamda analog TV yayınları için tahsis edilmiş frekans bandının verimli
kullanılamamasının temel sebebi, analog modülasyon tekniği ve buna bağlı olarak
ortaya çıkan ortak kanal ve ortak yer enterferanslarıdır2.
Analog yayın sisteminden farklı bir şekilde, sayısal yayınlarda ses ve görüntü MPEG
(Moving Picture Experts Group) standardına uygun olarak sıkıştırıldıktan sonra
COFDM (Coded Orthonogal Frequency Division Multiplexing) kiplemesi ile
gönderilmektedir. Dolayısı ile sayısal yayında, içerik öncelikle sayısala dönüştürülüp
sıkıştırıldıktan sonra sayısal tekniklere uygun modülasyon yöntemleri ile modüle 150
edilerek iletim hattına gönderilmektedir. Örneğin karasal sayısal yayınlar; hem sayısal
tekniklerin hata düzeltme hem de modülasyon tekniğinin özelliğinden, daha düşük
güçteki vericilerle iletim hattına verilmekte ve alıcılarda, tersine bir süreçle, daha net
görüntü elde etme imkanı sağlamaktadır3.
Görüldüğü üzere yayıncılık faaliyeti hem analog hem de sayısal olarak yapılabilmekte,
ancak yayınlar kalite ve fonksiyonları bakımından farklılaşmaktadır. Farklı metodlar
kullanılarak oluşturulan sayısal ve analog yayınlar, iletim aşamasında da; iletim için
gereken güç, kullanılan teçhizat, frekans ve yayın taşıma kapasiteleri bakımından
farklılık göstermektedir. Analog ve sayısal yayıncılığın yukarıda yer verilen özellikleri 160
göz önüne alındığında, söz konusu iki metodun önemli ölçüde farklılaştığı, bu sebeple,
yapılacak incelemelerde, çok genel olarak “analog” ve “sayısal” yayıncılığın ayrı
faaliyet alanları olduğu ve bu durumun temel bir ayrım olarak kabul edilebileceği
anlaşılmaktadır.
Analog yayınlarda olduğu gibi, sayısal yayınların iletimi,
1) karasal vericiler yoluyla (karasal iletim)
2) kablodan (kablodan iletim)
3) uydudan (uydudan iletim)
170
olmak üzere temel olarak üç şekilde yapılabilmektedir4. Karasal sayısal iletim;
yayınların karadan vericiler ve yansıtıcılar vasıtasıyla gönderilen sinyallerle alıcılara
ulaştırılmasını, kablodan sayısal iletim; yayınların kablo, cam iletken ve benzeri bir
fiziki ortam üzerinden abonelere ulaştırılmasını, uydudan sayısal iletim ise yayınların
uzayda sinyal iletebilen herhangi bir araç vasıtasıyla iletilmesini ifade etmektedir5.
2 Yüksek güçlerdeki vericilerle yapılan analog yayınlarda, analog TV alıcılarının komşu kanal seçiciliğinin çok zayıf
olması nedeniyle frekans spektrumu verimli olarak kullanılamamaktadır. Oysa sayısal TV alıcılarında kullanılan
teknik sayesinde, analog TV alıcılarındaki zayıf komşu kanal seçiciliği problemi giderilmiştir. Böylece, frekansı
optimum kullanma yeteneği kazandıran sayısal teknoloji sayesinde, VHF ve UHF kanallarında analog ve sayısal
yayınların birlikte kullanılması mümkün olmuştur.
3 Karasal sayısal yayıncılıkta belirli bir alanı kapsamak için gereken verici gücü analog yayında gereken verici
gücünün çok altındadır. Bu durum vericilerin ortama verdiği elektromanyetik dalgaların azalmasını sağlamaktadır.
Dolayısıyla karasal sayısal yayıncılık, insan sağlığını tehdit eden elektromanyetizmanın azaltılmasına imkan
vermektedir.
4 TV yayıncılığının internet ortamından iletiminin henüz çok yaygın olmaması karşısında, bu yöntemin
değerlendirilmesine Karar’da yer verilmemiştir.
5 Analog yayınlarda olduğu gibi sayısal yayınlarda da ülkeler tarafından farklı standartlar geliştirilmekte ve
kullanılmaktadır. Kablo ve uydu ortamlarından gerçekleştirilen sayısal yayın için tüm dünyada hemen hemen aynı
sistemler kullanılmaktadır. Bunlar; uydudan sayısal görüntü yayıncılığı için “DVB-S (Digital Video Broadcasting-
08–03/35–11
5
Bu iletim yöntemlerinden, sayısal yayınların karasal vericiler yoluyla iletimi (DVB-T)6,
kablodan veya uydudan iletime göre birtakım önemli farklılıklar göstermektedir. Bu
önemli farklılıklara yer verilmesi öncesinde, söz konusu iletim tekniklerinin yayıncı ve
izleyiciye olan maliyet, iletim tekniğinin kapsama alanı, kapasitesi ve yayınların niteliği 180
bakımından yapılan karşılaştırılması aşağıdaki gibidir:
1- Maliyet: Bilindiği gibi, farklı iletim teknikleriyle iletilen yayınlara ulaşabilmek için
izleyiciler nezdinde farklı tür alıcılara ihtiyaç duyulmaktadır. Karasal yayına
ulaşabilmek için antene ihtiyaç duyulurken, uydudan yayına ulaşabilmek için
çanak anten ve uydu alıcısı, kablodan yayına ulaşabilmek için ise kablo TV
aboneliği gereksinimi bulunmaktadır. Uydu ve kablodan yayına ulaşmak izleyici
için bahsi geçen ek maliyetlere sebep olurken, karasal yayında çok daha az
maliyetlerle7 karşılaşılmaktadır.
190
Yayıncılar açısından katlanılan maliyetlere bakıldığında ise, karasal yayının, yurt
çapında kurulması zorunlu vericiler nedeniyle daha büyük bir altyapı yatırımı
gerektirdiği, uydudan yayının, yayıncı için daha az maliyetli olduğu görülmektedir.
Uydu üzerinden yayında uydu kirası dışında önemli bir yayın maliyeti
bulunmaması, daha düşük sabit maliyetlerle yayının iletimine olanak vermektedir.
İletim tekniklerinin yayıncılar açısından maliyetinin değerlendirilmesinde önem
kazanan bir diğer husus ise, iletim tekniklerinde yaşanacak olası aksaklıklardır.
İletimde yaşanacak herhangi bir sorun, yayıncıların izlenme oranlarını ve
dolayısıyla reklam gelirlerini doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple yayıncı için bir 200
iletim tekniğinin maliyeti, iletimin teknik aksaklıklar sebebiyle kesilmesini de
içermektedir. Karasal vericilerde yaşanan arızaların etkileri yalnızca sorunun
yaşandığı vericiler ve dolayısı ile ilgili bölge ile sınırlı kalmaktadır. Bu durumda
yayıncı diğer bölgelerde yayınlarına devam edebilmekte, dolayısıyla izlenme
oranlarında ve reklam gelirlerindeki düşüş daha az olmaktadır. Oysa uyduda
yaşanan sorunlar uydunun yayın ilettiği tüm bölgede hissedilecek uzun süreli
kesintilere sebep olabilmektedir.
2- Kapsama Alanı: Ülkemizde karasal iletim yoluyla ulaştırılan yayının, kablolu
veya uydudan iletilen yayınlara göre daha yaygın olarak tercih edildiği 210
görülmektedir. Türkiye’de izleyicilerin %60’ının karasal vericiler üzerinden iletilen
yayınları izlediği, bu oranın uydu için %32, kablo için ise %8 olduğu yönünde bazı
çalışmalar bulunmaktadır. Mevcut durumda yaygın kullanılmamakla beraber
uydudan yayın, ülkenin birçok yerini, üstelik tek bir uydu ile kapsayabilme
Satellite)” ve kablodan sayısal görüntü yayıncılığı için “DVB-C(Digital Video Broadcasting-Cable)” standartlarıdır.
Karasal sayısal televizyon yayıncılığında ise dünyada üç temel standart bulunmaktadır. Bunlar “DVB-T (Digital
Video Broadcasting-Terrestrial)”, “ATSC (Advanced Television System Committee)” ve “ISDB-T (Integrated
Services Digital Broadcasting- Terrestrial)” standartlarıdır. DVB-T; Avrupa’da geliştirilen ve tüm Avrupa ülkeleri ile
Avustralya, Singapur, Hindistan gibi diğer ülkelerin kabul ettiği sistemdir. ATSC; ABD tarafından geliştirilen ve ABD,
Kanada, Arjantin, Tayvan, Güney Kore gibi diğer ülkelerde kabul edilen sistemdir. ISDB-T; Japonya tarafından
geliştirilmiş olan bir sistemdir. Ülkemizde Avrupa’da olduğu gibi, karasal vericilerden sayısal görüntü yayıncılığı için
DVB-T uygulaması benimsenmiş ve denemelere bu sistem ile başlanmıştır.
6 Metnin devamında DVB-T terimi, karasal vericiler vasıtası ile iletilen sayısal yayınlara karşılık gelmek üzere
kullanılacaktır.
7 Sayısal yayınların izlenebilmesi sayısal TV alıcıları ile mümkün olmaktadır. Sayısal yayıncılığa geçişte, mevcut
tüm analog TV alıcılarını kısa bir sürede değiştirmek mümkün olmadığından, bu cihazları değiştirmek yerine sayısal
yayın işaretlerini alarak analog hale getiren ve normal TV alıcısına ileten “set üstü cihazı” (set-top-box)
geliştirilmiştir. Bu sebeple izleyici açısından karasal sayısal yayına ulaşmanın maliyeti ilk aşamada set üstü cihaz
maliyeti olacaktır.
08–03/35–11
6
yeteneğine sahiptir. Karasal iletimin kapsama alanı ise verici noktaları ve sayısı
ile orantılıdır. Karasal vericilerin kurulumunda özellikle dağlık alanlarda zorluklar
yaşanabilmekteyken, uydu vasıtasıyla daha kolay ve daha geniş bir kapsama
alanı sağlanabilmektedir. Diğer taraftan, ülkemizde kablo TV altyapısı yalnızca 21
ilde bulunmaktadır. TK tarafından gönderilen bilgilerde yer aldığı üzere,
halihazırda kablo TV hizmeti sağlanan abone sayısı ise 1,2 milyon civarındadır. 220
3- Kapasite: Etkileşimli (interaktif) hizmetlerin iletiminde en yüksek kapasiteye
kablodan iletim tekniğinin sahip olduğu görülmektedir. Kablodan iletim ileri
düzeyde ve çok çeşitli hizmetlerin sunulmasına elverişliyken, (geri dönüş kanalına
sahip olmaması sebebiyle) uydu ve karasal iletim ile daha kısıtlı etkileşimli
hizmetler sunulabilmektedir. Bununla birlikte, uydu ve kablo sistemleri daha fazla
televizyon kanalının yayınlarının iletimine imkan tanımaktayken, karasal iletim
tekniği ile frekansın imkan tanıdığı ölçüde televizyon kanalı yayını
iletilebilmektedir.
230
4- Yayınların Niteliği: 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun’un 3. maddesinde “Ulusal yayın, bütün ülkeye yapılan radyo,
televizyon ve veri yayını” şeklinde tanımlanmıştır. Bilindiği gibi, uydudan
yayınlarda; çanak antenlerle konumlandırılan farklı uydularla birçok ülkenin yerel,
şifreli ve şifresiz içeriklerine ulaşılabilmektedir. Karasal iletimde ise izleyici ülke
sınırları içine yerleştirilen karasal (yerel) vericiler vasıtasıyla sadece ulusal
yayınlara ulaşabilmektedir. Bu anlamda uydudan yapılan yayınlar uluslararası,
karasal vericiler üzerinden yapılan yayınlar ulusal niteliği haizdir.
Aynı Kanun’un 18. maddesinde “izin tarihinden itibaren en geç ikinci yıl sonunda 240
Türkiye alanının %70'ine yayınlarını ulaştırmak” Radyo ve Televizyon Üst Kurulun
ulusal yayın izni verdiği kuruluşların yükümlülükleri arasında sayılmıştır. Bu
çerçevede, 3984 sayılı Kanun anlamında bir ulusal yayıncı için yayınlarının
karasal vericiler ile iletimi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.
Yukarıda yer verilen farklılıklara ek olarak, sayısal yayınların karasal vericiler yoluyla
iletiminde diğer iletim tekniklerinde mevcut olmayan birtakım ayırt edici (önemli)
özelliklerin bulunduğu görülmektedir. Bu farklılıklar kısaca aşağıdaki gibidir:
1- Kablo ve uydudan iletimden farklı olarak, sayısal yayının karasal iletimi 250
multimedya8 hizmetlerinin küçük el alıcıları (cep telefonu, cep TV, avuç içi
alıcıları) ile mobil olarak sunulmasına imkan vermektedir. Bilindiği gibi
günümüzde yayıncılık, telekomünikasyon ve bilgi teknolojilerinde yaşanan
yakınsama sonucu gelişen multimedya servislerinin ev dışında da mobil olarak
alınabilmesine yönelik talep giderek artmaktadır. Bu talebi karşılamak amacıyla
DVB-T temelli “DVB-H (Digital Video Broadcasting-Handheld)” standardı
geliştirilmiştir. DVB-H, sayısal yayıncılık içeriğinin el terminallerine iletimini
sağlayan bir tekniktir. DVB-H standardı sayesinde sayısal yayınlar araçlarda,
trenlerde ve metrolarda avuçiçi alıcılarla hareket halinde de izlenebilecektir. Diğer
taraftan uydudan ve kablodan yapılan sayısal yayınlara sadece sabit ortamlarda 260
(evlerde, işyerlerinde) ulaşılabilmektedir.
8 Multimedya, resim, metin, video veya ses gibi verilerin birden fazlasının aynı cihaz üzerinden izleyicilere
sunumunu sağlayan hizmetleri ifade etmektedir.
08–03/35–11
7
2- Sayısal yayınların karasal iletimi ülke çapında tek frekans ağı SFN (Single
Frequency Network) kurularak, frekans spektrumunun etkin bir şekilde
kullanılmasına izin vermektedir. Bu çerçevede SFN, daha fazla sayıda yayın
imkanı, ardışık verici istasyonları ile aynı programların tek frekanstan
yayınlanması ve kullanılan vericilerin birbirlerini bozucu değil de yapıcı etkide
bulunmasını9 sağlamaktadır. Bu sebeple bir kez ayarlandıktan sonra izleyici
karasal sayısal televizyon yayınlarına her yerde aynı kanaldan ulaşabilecektir.
Diğer bir ifade ile karasal sayısal televizyon yayınları, yayının ulaştığı farklı 270
noktalarda aynı frekanstan verilebilecek, izleyici yayınlara hareket halinde veya
sabit her ortamda aynı frekanstan ulaşabilecek, dolayısıyla her ortamda alıcısının
ayarını değiştirmek zorunda kalmayacaktır.
3- Sayısal yayınların vericilerden iletiminin, kablo veya uydu vasıtasıyla iletime
göre bir diğer farklılığı yayınların evde izlenmesi bakımından görülmektedir. DVB-
T evin her yerinde (tüm odalarda) izlenme olanağı verirken, uydudan veya
kablodan sağlanan yayınların sadece bağlantının kurulduğu televizyonda
dolayısıyla sadece alıcının bulunduğu odada izlenebildiği görülmektedir.
280
Yukarıda yer verilen her üç iletim tekniği arasındaki farklılık ve özellikle son olarak
sayılan üç temel nokta altında verilen karasal sayısal iletimin diğerlerine olan
üstünlüğü/farklılığı, bu iletim tekniğinin ayrı olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Tüm bunlara ek olarak, yayın iletiminin mevcut durumunun analogdan sayısal
yayıncılığa geçişte, başlı başına bir değer ifade edeceği düşünülmektedir. Şöyle ki,
analog yayınlara son verilmesi, ülkenin tümünde/genelinde sayısal yayınlara
erişilebilmesi ile mümkün olacaktır. Bu itibarla sayısal yayıncılığa en süratli geçiş
imkanını halihazırda en yaygın olarak kullanılan iletim tekniği sağlayacaktır. Sayısal
yayıncılığa mevcut durumda yaygın olmayan bir teknik ile geçmek, hem yayıncılara 290
hem de izleyicilere maddi ve teknik anlamda getireceği külfetler sebebiyle, geçiş
sürecini zorlaştırabilecektir. Dolayısıyla sayısal yayıncılığa geçişte mevcut durumda
yaygın olarak kullanılan karasal iletim tekniğinin diğer tekniklere göre ayrıcalıklı bir
yere sahip olduğu görülmektedir.
H.1.3. Karasal Sayısal Yayın İletim Hizmeti Değer Zinciri (Aşamaları) ve Olası
İlgili/Etkilenen Pazarların Analizi
Bir önceki bölümde, sayısal yayınlarda dahil olmak üzere, karasal vericiler üzerinden
yapılan yayınların, kablodan ve uydudan yapılan yayınlardan önemli ölçüde farklılaştığı 300
tespitlerine yer verilmiştir.
Karasal sayısal iletim hizmetini kısaca, yayıncılar veya üçüncü taraflarca üretilen
(teslim edilen) yayıncılık veya yayıncılık dışı her türlü sayısal içeriğin karasal vericiler
vasıtası ile izleyiciye ulaştırılması faaliyeti olarak tanımlamak mümkündür. Söz konusu
faaliyetin yerine getirilebilmesi için ise fiziki bir altyapının mevcudiyetine/bazı
hizmetlerin yerine getirilmesi ile kıt bir kaynak olan frekansa ihtiyaç duyulmaktadır.
Karasal sayısal televizyon tekniği, tek bir analog yayının taşınması için gereken
frekans bandı genişliğinden, sıkıştırma tekniği kullanılarak çok sayıda program, 310
9 Sayısal yayıcılıktaki taşıyıcılar, analog yayıncılıktan farklı olarak, birbirleri üzerine bozucu etki yaratmaktan ziyade
birbirlerine olumlu etki yaparak yayının daha güçlü alınmasını sağlamaktadır. Bu şekilde SFN yayın şekliyle tek
frekansla geniş bir sahaya düşük güçlü vericiler ile temiz ve kuvvetli yayın yapılmasına imkan sağlanmaktadır.
08–03/35–11
8
etkileşimli hizmet ve telekomünikasyon hizmetinin iletilmesine izin veren yeni bir iletim
metodudur. Karasal sayısal yayıncılığın, karasal analog yayıncılığa göre başlıca
avantajlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
- Daha üstün görüntü kalitesi,
- Programla birlikte veya programdan bağımsız veri iletiminin sağlanması,
- İnteraktif (etkileşimli ) TV yayıncılığına imkan tanınması,
- Aynı kanaldan (frekans aralığından) çok sayıda yayın iletilebilmesi.
Karasal yayıncılığın en önemli özelliklerinin başında, bu iletim tekniği ile yayının ancak 320
kıt bir kaynak olan frekans kullanılarak yapılabilmesi gelmektedir. Bilindiği gibi karasal
analog sistemde her bir kanaldan tek bir yayın yapılabilmesine karşılık, karasal sayısal
sisteminde kullanılan sıkıştırma oranına ve teknolojisine bağlı olarak, her bir kanaldan
4-6 arası yayın yapılabilmektedir10. Ayrıca, sayısal teknoloji sayesinde frekansın
yayıncılığa ek olarak internet, mobil hizmetler gibi yayın dışı hizmetler için de
kullanılması mümkün olmaktadır. Bu anlamda özellikle kullanılan tekniklerin farklı
olması, frekansın daha ekonomik kullanımı ve frekansların yayıncılık dışı hizmetlerin
sunumu için de uygun olması nedenleriyle, metnin devamında daha detaylı yer
verileceği üzere, sayısal yayıncılıkta bugünkü analog yayıncılık yapısından farklı bir
pazar yapısı ortaya çıkmaktadır. 330
H.1.3.1 Karasal Sayısal Yayın İletimi Değer Zinciri (Aşamaları)
Karasal sayısal yayın iletiminin aşamalarını aşağıdaki Tablo’da yer aldığı şekilde
sınıflandırmak mümkündür:
Tablo 1: Karasal Sayısal İletim Aşamaları
Altyapı Hizmet
Yayın iletimi
Çoklama işlemi
Verici hizmeti
Anten hizmeti
Anten taşıyıcı yapıları (direk, kule, bina, enerji
nakil hattı, güvenlik vb.)
Kıt bir kaynak olan frekans kullanılarak, üretilen
içeriğin paketlenerek (sıkıştırılarak) tüketicilere
ulaştırılması hizmeti
Karasal sayısal yayıncılıkta, çoklanan her türlü sayısal içerik (yayın ve yayın dışı)
emisyon noktalarında yer alan anten taşıyıcı yapılarına iletilerek buralarda yer alan 340
vericiler vasıtasıyla anten sistemleri tarafından alıcılara sunulmaktadır. Tüm bu
aşamaların yerine getirilebilmesi için ise öncelikle kıt bir kaynak olan frekansın tahsisi
(kullanımı) zorunluluk arz etmektedir.
Karasal sayısal yayın iletiminde, yukarıda yer verilen aşamalarının her birinin ayrı ayrı
piyasalaşması (ticarileşmesi) mümkün olduğu gibi, altyapı hizmetinin tamamının dikey
hiyeraşik bir biçimde yerine getirilmesi de mümkündür. Bir diğer alternatif seçenek ise
kendisine frekans tahsis edilen işletmecilerin, içeriği altyapı operatörlerinden hizmet
alımı şeklinde yerine getirerek, izleyiciye ulaştırabilmesidir. Ülke örneklerinde frekans
tahsisinin genellikle, birden fazla yayının sıkıştırılması (çoklanması) faaliyetini yerine 350
getiren çoklayıcı/platform işletmecilerine yapıldığı görülmektedir.
10 Halihazırda DVB-T yayınları için benimsenmiş olan MPEG-2 sıkıştırma algoritmasının geliştirilmesiyle (MPEG-4
ve H.264 algoritmalarının standartlaştırılması çalışmaları gündemdedir) kanal sayısının (ve yayın kalitesinin)
artırılması mümkün olacaktır.
08–03/35–11
9
İçerik üretim ve sunumu hizmetleri ile karasal sayısal yayıncılık iletim hizmetine ilişkin
değer zincirinde yer alan aşamaları kısaca aşağıdaki şekilde tanımlamak mümkündür:
1. İçerik (Program Sağlayıcıları) Üretim ve Sunumu: Sayısal yayıncılıkta, içerik
üretim ve sunumu, stüdyo çıkışına kadar yayıncı sorumluluğunda olan bölümü ifade
etmektedir. Bu anlamda içeriğin hazırlanması hizmeti “içerik üretimi” yönüyle, TV
kanallarına program üreten ve yayın haklarına sahip kuruluş faaliyetlerini, “içerik ve
hizmetin paketlenmesi”; yayıncıların kendi üretimleri veya başka kuruluşlara 360
ürettirdikleri programların düzenlenerek yayın akışına uygun olarak yayına hazır hale
gelmesi işlemini kapsamaktadır.
2. Yayın İletimi11: Yayın iletimi içeriğin, karasal kablolar veya uydu gibi iletim araçları
ile stüdyodan alınıp çoklayıcıya kadar götürülmesi ve/veya çoklanmış içeriğin,
çoklayıcıdan alınarak vericiye kadar teslimi işlemlerini ifade etmektedir. Yayın iletim
hizmeti; stüdyonun bulunduğu yerden yapılabileceği gibi, herhangi başka bir yerde de
yapılabileceğinden, verici hizmetinden önce de yayın iletim hizmeti söz konusu
olabilmektedir.
370
Yayın iletimi (sabit program kaynakları veya bu kaynaklar ile vericiler arası program
bağlantıları ya da verici istasyonları arasındaki program bağlantıları) için; karasal
telekomünikasyon hizmetleri ağı, mikrodalga linkleri, uydu sistemleri, fiber hatlar veya
yeni nesil telsiz erişim sistemleri kullanılmaktadır.
3. Çoklama İşlemi: Daha önce de ifade edildiği üzere, karasal sayısal yayıncılığın en
belirleyici özelliği, analog yayıncılıkta bir kanal için kullanılan frekans bandından, 4-6
arasında yayının sıkıştırılmış (birleştirilmiş/paketlenmiş) olarak yayınlanabilmesidir. Bu
anlamda sayısal yayıncılıkta, yayın kuruluşları birden fazla TV yayınını aynı “yayın
paketi” içinde göndermektedirler. Bu durumda sadece birtakım ses ve görüntü işaretleri 380
değil, birden fazla stüdyodan gelen işaretlerin birleştirilmesi gerekmektedir. Söz
konusu sıkıştırma/çoklama işlemi multiplexer (çoğullayıcı, platform işletmecisi)
tarafından yapılmaktadır.
Dolayısı ile çoklama işlemi, yukarıda belirtildiği üzere, çok sayıda programın ve/veya
etkileşimli program hizmetinin tek bir sinyal haline gelecek şekilde birleştirilmesi
(paketlenmesi) yöntemini ifade etmektedir. Çoklama işlemi, sayısal yayıncılığı analog
yayından ayıran en temel özellik olmasının yanı sıra, aynı zamanda sayısal
11 3 Şubat 1999 tarih ve 23600 Sayılı Resmi Gazete yayınlanan “Radyo ve Televizyon Kuruluşları Kanal veya
Frekans Tahsisi Şartları ve Bunlara İlişkin İhale Usulleri ile Yayın Lisansı ve İzin Yönetmeliği” nin “Yayın Şebekesi
İçinde ve Stüdyo-Verici Arası Program Bağlantıları” başlıklı maddesi aşağıdaki gibidir:
“ Madde 28-a) Sabit program kaynakları arası veya bu kaynaklar ile vericiler arası program bağlantıları, ya da
bir şebeke oluşturmak üzere radyo veya televizyon verici istasyonları arasındaki karasal program bağlantıları için
öncelikle ülke çapında telekomünikasyon hizmeti vermeye yetkili kuruluşun (örneğin PTT'nin) olanaklarının
kullanılması esastır. Bu kuruluşun istenen program bağlantısını sağlayamaması durumunda lisans sahibi, ITU
tarafından bu hizmetler için ayrılmış bulunan frekans bantları içinde, gerekli teknik koşullara ve kurallara uymak
şartıyla kendi karasal link teçhizatını kurup işletebilir. Yayıncı bu amaçla kullanacağı teknik donanımla ilgili her türlü
bilgiyi Üst Kurula vermek ve izin almak zorundadır.
b) Yayın şebekesi içinde verici yerine kanal aktarıcısı (transposer) kullanılarak program bağlantısının sağlandığı
durumlarda (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaz.
c) Yayıncı, sadece yayın amacıyla kullanılmak üzere, ENG, SNG veya naklen yayın araçları gibi hareketli
program kaynakları ile sabit en yakın yayın veya röle istasyonu arasında veya uydu aracılığı ile bağlantı
kurulabilmesi amacıyla ve öngörülen amaçlar için kullanılması kaydıyla uç linkleri kurup işletebilir Yayıncı bu amaçla
kullanacağı teknik donanımla ilgili her türlü bilgiyi Üst Kurula vermek ve izin almak zorundadır.
d) Program iletimi ve dağıtımı için uydu kullanan yayıncılar uydu işleri için yetkili kuruluştan ayrıca izin almak
zorundadırlar.”
08–03/35–11
10
yayıncılığın gerçekleştirilmesini teminen teknik bir zorunluluk olarak da ortaya
çıkmaktadır. 390
4. Anten Taşıyıcı Yapıları: Sayısal yayıncılıkta, birden fazla stüdyo ve/veya
yayıncıdan gelen işaretlerin öncelikle birleştirilmesi (paketlenmesi) ve sonrasında
çoklanan içeriğin, her bir yayıncının yayınının iletilebilmesini teminen vericiler ve anten
sistemleri yoluyla alıcılara ulaştırılması gerekmektedir.
Anten taşıyıcı yapıları; çoklanan yayınların emisyon noktalarında12 yer alan vericiler
vasıtasıyla antenler kullanılarak alıcılara (hane halkı) ulaştırılması işleminin
gerçekleştirildiği fiziki yapıya (kule, direk, bina vb.) verilen genel bir tanımlamayı ifade
etmektedir. Söz konusu fiziki yapı içerisinde, yayınların iletimi için gerekli olan verici 400
sistemleri ile anten tesisat ve ilgili aksesuarlar konuşlandırılmakta, bu anlamda söz
konusu yapının işletilmesi kavramı ise yukarıda yer verilen hizmetlerin temini için
gerekli olan fiziki tüm şartların (bina, enerji, güvenlik gibi) sunumunu kapsamaktadır.
5. Verici Hizmeti: Anten taşıyıcı yapılarında (belirlenen emisyon noktalarında) yer alan
ve yükseltici/modülatör görevi gören vericiler, çoklayıcıda birleştirilerek (paketlenerek)
tek bir sinyal haline getirilen düşük güçlerdeki sinyallerin, hanelerde yer alan cihazlar
tarafından alınabilmesini teminen yükseltilmesi/kuvvetlendirilmesi işlevini
görmektedir13.
410
Her bir çoklayıcıdan gelen tek bir sinyalin aynı vericide toplanması gerekliliği
yüzünden, iletim sürecinde çoklayıcı sayısı kadar vericiye de ihtiyaç duyulmaktadır.
Vericiler için ayrı ayrı anten sistemleri kullanılabileceği gibi, tüm vericilerden çıkan
sinyallerin birleştirici (combiner) vasıtasıyla tek bir sinyale dönüştürülmesi sonrasında
tek bir anten kullanılması da mümkündür.
6. Anten Hizmeti: Çift yönlü bir dönüştürücü fonksiyonuna sahip olan antenler,
elektromanyetik dalgaları bir sistemden alıp çevreye veren ya da çevresindeki
elektromanyetik dalgalardan aldığı işaretle bir sistemi besleyen cihazlara verilen genel
addır. Bu anlamda karasal sayısal yayıncılık sisteminde antenler, vericilerden gelen 420
sinyallerin, hava yoluyla alıcılara ulaştırılması işlevini görmektedir.
H.1.2.3.2. Sayısal Yayın İletim Faaliyeti Bakımından Olası İlgili/Etkilenen
Pazarların Analizi
Daha önce de ifade edildiği üzere, sayısal yayın iletim hizmeti aşamalarının (iletim,
çoklama, verici, anten, anten taşıyıcı yapıları) tamamı, dikey bütünleşik bir yapı
içerisinde tek bir firma tarafından verilebileceği/sağlanabileceği gibi her bir faaliyet
konusu ayrı teşebbüsler eliyle de yürütülebilir. Bununla birlikte, bir teşebbüsün
yukarıda yer verilen faaliyet alanlarından bazılarını dikey hiyerarşik bir yapıda 430
kendisinin yerine getirdiği, diğer konularda başka teşebbüslerden hizmet satın aldığı
(kendilerine frekans tahsis edilen çoklayıcı/platform işletmecilerinin altyapı hizmetini
üçüncü taraflardan temin etmesi örneğinde olduğu gibi) durumlar da mevcuttur. Bu
12 Emisyon noktalarının ortak olması, anten taşıyıcı yapıları için belirlenen ortak alanları ifade etmektedir.
Halihazırda analog yayıncılık bakımından geçerli olmayan bu uygulamanın, sayısal yayıncılık ile birlikte hayata
geçirilmesi planlanmaktadır.
13 15.5.2002 tarih ve 4756 sayılı Yasa ile değişik 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun’un Tanımlar Başlıklı 3. maddesinde “Radyo ve televizyon vericisi”, “Radyo, televizyon ve veri
yayınlarının doğrudan alınmasına imkân veren yer veya uzaydaki hareketli veya sabit her türlü verici, aktarıcı,
yansıtıcı ve güçlendirici cihaz ve sistemleri” olarak tanımlanmıştır.
08–03/35–11
11
anlamda, olası ilgili/ etkilenen pazar(lar)ın tanımlanması, söz konusu faaliyetlerin
yerine getiriliş biçimleri ve genellikle ülkelerin yayıncılık ve telekomünikasyon
sektörlerindeki mevcut düzenlemelerine göre şekillenmektedir.
Örneğin ülkemizde, analog yayıncılık bakımından içerik üretimi hem bağımsız
yapımcılar hem de yayıncılar, iletim işlemleri yayıncılar veya telekomünikasyon
işletmecileri, verici hizmetleri ise yayıncılar tarafından yerine getirilmektedir. Bu 440
aşamalardan verici hizmetleri analog yayıncılıkta özellikle yayıncılar tarafından kendi
yayınlarını gerçekleştirebilmek amacıyla ticari bir amaç güdülmeksizin yerine
getirilmekle birlikte, zaman zaman yayıncıların birbirlerine bu hizmeti de sundukları
görülmektedir.
Sayısal yayıncılık iletim faaliyeti aşamalarından; yayın iletimi, çoklayıcı işlemi, anten
taşıyıcı yapıları, verici ile anten hizmetlerinin her birinin ayrı ilgili ürün pazarı
tanımlamalarına konu olup olmayacağı ise, hangi alanların piyasalaşacağına bağlı
olarak özellikle düzenlemelere ve bu anlamda karasal sayısal yayıncılık bakımından
tercih edilecek modele göre değişebilecektir. Ancak söz konusu faaliyet alanlarının 450
tamamının liberal bir sistem içerisinde ve rekabete açık bir yapıda olmasının önünde
teknik engeller bulunmamaktadır. Bununla birlikte, örneğin çevresel etmenler ya da
insan sağlığı gibi bazı unsurların varlığı dikkate alınarak, düzenlemeler ile bazı
alanlarda rekabetin sınırlandırılması da mümkündür.
Ancak Karar’ın ilerleyen bölümlerinde daha detaylı değinileceği üzere, bu yapı
içerisindeki en önemli/değerli unsurun (katma değer yaratılacak alanın), karasal
sayısal yayının gerçekleştirilmesinde kullanılacak olan ve aynı zamanda kıt bir kaynak
niteliği taşıyan (ve dolayısı ile sınırlı sayıda oyuncuya sunulabilecek) frekansın, tahsis
ve kullanımı olduğundan bahsetmek yanlış olmayacaktır. 460
Bilindiği gibi halihazırda frekans kullanım hakkına sadece yayıncı sıfatını haiz
işletmeciler sahip olmakla birlikte, söz konusu işletmecilere dahi frekans tahsisi bugüne
kadar yapılamamıştır. Frekans bandının sınırlı olması, karasal ulusal yayın
yapabilmeyi bir ayrıcalık haline getirmektedir. Dolayısıyla bu alanda önemli bir giriş
engelinin varlığından bahsetmek mümkündür.
Frekansın kıt bir kaynak olması, frekans tahsisinin kimlere ve nasıl yapılacağını en
önemli konu başlığı haline getirmektedir. Sayısal yayın tekniği, televizyon yayınlarında
kullanılmakta olan frekans bandının, televizyon yayınlarının dışında, yayınlarla birlikte 470
veya yayından bağımsız olarak internet, interaktif hizmetler ve veri hizmetleri gibi
bilgilerin/hizmetlerin sunulmasına imkan vermektedir. Bununla birlikte, sayısal yayına
geçildikten sonra yayıncılık için kullanılan frekans bantları, 3. nesil ve daha ötesi GSM
sistemleri de dahil olmak üzere mobil uygulamalar için de kullanılabilecektir. Yayın dışı
bu hizmetler içerik sağlayıcılardan alınan yayınlarla beraber bir platformda çoklanarak,
çeşitli iletim ortamlarından karasal vericilere, bunlar üzerinden de kullanıcılara
iletilebilecektir. Kullanılan frekansın yayıncılık dışı çok sayıda diğer hizmetler için de
kullanılabilecek olması, frekans tahsisinin önemini karasal sayısal yayıncılıkta bir kat
daha artırmaktadır. Bir başka deyişle frekans tahsisi ve kullanımının, sayısal
yayıncılıkta, analog yayıncılığa oranla daha önemli bir değer ifade edeceğini söylemek 480
yanlış olmayacaktır.
Dolayısıyla karasal sayısal yayıncılık ve bu yayınların iletim faaliyeti bakımından
yapılacak düzenlemeler ve bu alanlarda belirlenecek (tercih edilecek) piyasa modeli
08–03/35–11
12
bakımından en önemli/öncelikli konu; frekansın (rekabetçi bir şekilde) tahsisi ile
frekans tahsisinin (en ideal biçimi ile platform işletmecisine yapılması örneğinde olduğu
gibi) kimlere yapılacağıdır. Yapılacak düzenlemeler ile ortaya konulacak (şekillenecek)
bu alanlardaki piyasa yapılanmasının rekabetçi bir görünüm arz etmesi, sayısal
yayıncılık faaliyetinden beklenilen faydaların elde edilmesi için gereklilik arz etmektedir.
490
Dolayısı ile karasal sayısal iletim hizmeti faaliyeti ile ilgili temel alanlardaki
(çoklama/platform işletmeciliği) gibi ilgili ürün pazar tanımları yapılacak düzenlemeler
ve tercih edilecek modele göre şekillenebilecek iken, bu faaliyetlerden etkilenen
pazarlar ise yine duruma göre farklılık arz edebilecektir. Bu anlamda aşağıdaki
Tablo’da mevcut pazar tanımlarına/faaliyet alanlarında, halihazırda bu alanlardaki
düzenlemelerin mevcut olmayışı ve fiili olarak faaliyetlerin başlamamış olması
karşında, yalnızca konuya örnek vermek bakımından yer verilmiştir.
Tablo 2: Olası İlgili/Etkilenen Pazarlar
İlgili Pazarlar Etkilenen Pazarlar
Altyapı İle İlgili
Faaliyetler
Hizmet İle İlgili
Faaliyetler
Yayıncılık ile ilgili Faaliyetler Yayıncılık Dışı
Faaliyetler
Altyapı
İşletmeciliği
Platform
İşletmeciliği
1 Karasal Sayısal Televizyon
Yayıncılığı
Mobil Uygulamalar
1 Yayın İletim
İşlemi
2 Ödemeli Televizyon Hizmetleri İnteraktif Hizmetler
2 Çoklama İşlemi 3 …. İnternet Hizmetleri
3 Anten Taşıyıcı
Yapı Hizmeti
4 …. ….
4 Verici Hizmeti 5 …. ….
5 Anten Hizmeti 6 …. ….
500
Görüldüğü üzere, karasal sayısal yayıncılık ve bu yayıncılığın gerçekleştirilmesini
teminen yapılması gerekli olan iletim hizmeti, kıt bir kaynak olan frekansın kullanılması
ile yapılabilecek olan çok sayıda hizmet/altyapı/faaliyetini de etkilemektedir.
Karasal sayısal yayın iletim hizmetinin, halihazırda herhangi bir teşebbüs tarafından
yerine getirilmemesi, bu anlamda bir piyasalaşmanın mevcut olmaması ve esasen
pazarın yapısını şekillendirecek düzenlemelerin de henüz yapılmamış olması karşında,
Karar’da, net bir ilgili ürün pazarı tanımlaması yapılması yerine, Anten A.Ş.’nin Ana
Sözleşmesinde yer verilen faaliyetleri yerine getirmesinin olası piyasalara etkileri
bakımından bir değerlendirmenin yapılması uygun görülmüştür. 510
H.1.4. Analog Yayıncılıktan Sayısal Yayıncılığa Geçiş
Bilindiği gibi ülkemizde karasal vericiler üzerinden yapılan (ulusal, bölgesel veya yerel)
yayınlar, günümüze değin analog yayın tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ancak
gelişen teknoloji ile birlikte yayınların sayısal olarak yapılabilmesi imkanı ortaya çıkmış
(ki halihazırda bu durum uydu altyapısı üzerinden gerçekleştirilen yayınlar bakımından
geçerlidir) ve bu anlamda kıt bir kaynak olan frekansın daha etkin ve ekonomik bir
şekilde kullanılabilmesinin önü açılmıştır.
520
Bu anlamda halihazırda sayısal yayınların karasal vericiler üzerinden iletiminin ortaya
çıkaracağı piyasa yapılanması ve bu durumun diğer pazarlara olan etkilerinin
görülebilmesi bakımından konu öncelikle;
08–03/35–11
13
- Halihazırda karasal vericiler üzerinden yapılan analog yayıncılık dönemi:
“Analog Dönem”
- Analog yayıncılığın tamamen sona erdirilmesi sonrasında ortaya çıkacak olan
sayısal yayıncılık dönemi: “Sayısal Dönem”
- Tamamen sayısal yayıncılık dönemine geçilecek sürece kadar olan dönemi
ifade eden ve hem analog yayınların hem de sayısal yayıncılığın birlikte 530
yürütüleceği geçiş dönemi: “Paralel Yayıncılık Dönemi”
olarak üç ayrı başlık altında incelenecektir.
H.1.4.1. Analog Dönem
Halihazırda karasal vericiler üzerinden (analog) yayın yapmak isteyen bir işletmecinin,
bu yayını gerçekleştirebilmek için uygun bir frekans bandına ihtiyacı bulunmaktadır.
3984 sayılı RTÜK Kanunu’nun “Kanal ve Frekans Bandı Tahsisi Yetkisi” başlıklı 16.
maddesine göre; 540
“2813 sayılı Telsiz Kanununun diğer hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kamu ve
tüm özel radyo ve televizyon kuruluşlarına kanal ve frekans bandı tahsisi ile
yayın izni ve lisansı vermek ve bu tahsis ve izni iptal etmek yetkisi, münhasıran
Üst Kurula aittir.”
Bir başka deyişle hiçbir yayıncının, RTÜK’ten yayın lisansı ve dolayısıyla hangi
frekanslardan yayın yapabileceğini gösteren izni almaksızın (karasal) televizyon
yayıncılığı yapabilmesi mümkün değildir. Bu konuda düzenleyici bir otoritenin varlığına
gerek duyulmasının en önemli nedeni ise hiç kuşkusuz, yayın için gerekli olan 550
frekansın kıt bir kaynak olması başka bir deyişle pazarın yapısı gereği piyasaya
girişlerin sınırlı olmasıdır. Bu anlamda kamu otoritesi tarafından yetkilendirilmeyen
herhangi bir teşebbüsün piyasaya girebilmesi olanaklı değildir.
Kıt ve bu anlamda çok değerli bir kaynak olan frekansın, çok sayıda istekli arasından
yalnızca sınırlı sayıdaki kişiye nasıl tahsis edileceği de yine RTÜK Kanunu ile yasa
koyucu tarafından belirlenmiştir. 3984 sayılı Kanunun, 4756 sayılı Kanun ile değişik,
“Telekomünikasyon Kurumunun yükümlülüğü” başlıklı 24. maddesinde aynen;
“Türkiye’de ulusal, bölgesel ve yerel çapta TV kanal ve radyo frekans planları ile 560
radyo ve televizyon yayınlarına esas olan frekans bantları ile ilgili çalışmalar
yapma yetkisi, 2813 sayılı Telsiz Kanunu uyarınca Telekomünikasyon
Kurumuna aittir.
Telekomünikasyon Kurumu, 2813 sayılı Telsiz Kanununa uygun olarak Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu, Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü ve diğer ilgili kurum ve
kuruluşlar ile işbirliği yaparak hazırlayacağı ulusal, bölgesel ve yerel çaptaki
planları Haberleşme Yüksek Kurulu’nun onayına sunar.
570
Haberleşme Yüksek Kurulu, hazırlanan planı aynen onaylayabileceği gibi lüzum
gördüğü değişikliklerin yapılmasını talep edebilir. Kalan televizyon kanal ve
radyo frekansları, belli bir plan dahilinde özel kuruluşlara kullandırılmak
üzere Üst Kurulca ihaleye çıkarılır. Televizyon kanal ve radyo
frekanslarının ne kadarının hangi takvime göre ihaleye çıkarılacağına
08–03/35–11
14
ilişkin plan Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından saptanarak bu
çerçevede ihaleye çıkarılmak üzere Üst Kurula bildirilir.
Telekomünikasyon Kurumu, Üst Kurulun bildireceği ve bu Kanun hükümlerine
uygun olarak TV kanal ve radyo frekansı tahsis edilip, kablosuz radyo ve 580
televizyon yayın izni ve lisansı verilen kuruluşlara TV kanal ve radyo frekans
tahsislerini uygular, ulusal ve uluslararası alanda tescil ettirir...”
ifadeleri yer almaktadır. Ancak, söz konusu Kanun maddesinin varlığına rağmen
günümüze değin hiçbir yayıncıya frekans tahsisi yapıl(a)mamıştır. Halihazırda yayın
yapan kuruluşlar 3984 sayılı Kanun’un Geçici 6. maddesine göre faaliyetlerini
sürdürmektedirler. Söz konusu madde metninde aynen;
“Üst Kurul, kendi oluşumu ile yayın izni ve lisansı vermeye başlayacağı tarihe
kadar geçecek süre zarfındaki radyo ve televizyon yayınları rejimini ayrıca ve 590
öncelikle düzenler.
Bu süre zarfında kullanılmakta olan kanal ve frekanslar, kullananlar için her
hangi bir suretle müktesep hak teşkil etmezler…”
ifadeleri yer almaktadır. Görüldüğü üzere hali hazırdaki durum, yaşanan fiili durumun
hukuki bir temele oturtulabilmesini temin etmeye dayalı geçici bir dönemi ifade
etmektedir. Bir başka deyişle, Geçici 6. madde ile, analog yayıncılıkta yaşanan kaotik
dönemin kontrol altına alınabilmesini teminen, ihale yapılarak frekansların yayıncılara
tahsis edileceği zamana kadar geçecek sürecin düzenlenmesi amaçlanmıştır. Bu 600
durumun hiçbir şekilde halihazırdaki yayıncılar bakımından bir müktesep hak teşkil
etmeyeceği de Kanun’da açıkça zikredilmiştir14. Ancak frekansların tahsis edilmesi için
yapılması gereken ihalenin bir türlü gerçekleştiril(e)memesi, geçmişte fiili olarak yayın
hayatına başlamış yayıncılar bakımından büyük bir avantaj teşkil etmektedir. Şöyle ki,
halihazırda televizyon yayıncılığı faaliyetinde bulunmak isteyen bir teşebbüsün, gerekli
izinleri alamaması sonucu, söz konusu yayın iznine sahip kuruluşları devralması ya da
onlar ile ortaklık yapması dışında bir seçeneği bulunmamaktadır. Bu yapı, fiili olarak
14 3984 sayılı Kanun’un 12. maddesine göre RTÜK’ün gelirlerinden bir tanesini “ özel radyo ve televizyon
kuruluşlarından alınacak TV kanal ve radyo frekansı yıllık tahsis bedelleri” oluşturmaktadır. RTÜK’ün herhangi bir
kuruluşa frekans tahsisi yapmaksızın halihazırda geçici yayın izni belgesi sahibi kuruluşlardan “yıllık frekans bedeli”
alabilmesini düzenlemek amacıyla gerçekleştirmiş olduğu “Radyo ve Televizyon Kuruluşlarına Kanal veya Frekans
Tahsisi Şartları ve Bunlara İlişkin İhale Usulleri ile Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair
Yönetmeliğin” iptali istemi ile Danıştay 13. Dairesi’nde açılan 2006/1393 esas numaralı Dava’da Yüksek
Mahkeme’ce yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. Mahkeme söz konusu kararın gerekçesinde aynen;
“…Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca, Yasanın yürürlüğe girdiği 24.04.1994 tarihinden
sonra usulüne uygun bir sıralama ihalesi yapılarak kanal ve frekans tahsisi yapılmasının mümkün olması,
geçici maddelerdeki düzenlemelerin ise yasanın yürürlük tarihinden önce fiilen radyo ve televizyonculuğa
başlamış olanların hukuki durumlarını düzenlemesi karşısında, bu tarihten sonra başvuranlara sıralama
ihalesi yapılmaksızın kanal ve frekans tahsisi yapılmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.
3984 sayılı Yasa’nın 12. maddesinin a) fıkrasında “özel radyo ve televizyon kuruluşlarından alınacak TV
kanal ve radyo frekansı yıllık tahsis bedelleri Üst Kurul’un gelirleri” arasında sayılıp, 13. madde de 12.
maddenin birinci fıkrasının a) bendine göre ödenecek TV kanal ve radyo frekansı yıllık kira bedelinin her
yılın Ocak ayının en geç 20’sinde ilgili yayın kuruluşları tarafından ödeneceğinin hükme bağlanması
karşısında, Yasanın geçici 6. maddesi kapsamında yayın yapan kuruluşlardan yıllık kira bedeli alma imkanı
olmasına rağmen dava konusu yönetmelik hükümleri ile yıllık geçici kullanıma ilişkin düzenlemeler
getirildiği belirlenmekte olup, bu hükümlerin de sıralama ihalesi yapılmaksızın 3984 sayılı Yasanın yürürlük
tarihinden sonra kanal ve frekans tahsisine imkan tanıyan nitelikte olmaları nedeniyle söz konusu
yönetmelikte hukuka uyarlık bulunmamaktadır”
ifadelerine yer vermiştir.
08–03/35–11
15
yayın yapsın veya yapmasın frekans kullanım hakkını, rekabetçi bir ihale sonucu elde
etmeyen mevcut izin sahiplerine büyük bir avantaj sağlamaktadır.
610
Hatırlanacağı üzere analog yayın tekniği her bir kanaldan (frekans/verici) ancak bir
yayıncının faaliyet gösterebileceği bir yapı arz etmektedir. Bu anlamda halihazırda
RTÜK Kanunu’nun Geçici 6. maddesi çerçevesinde yayın yapabilen yayıncılara, RTÜK
tarafından kanalların kullanım izinleri geçici ancak müktesep bir hak olmamak
koşuluyla verilmiştir.
Bu anlamda RTÜK’ten geçici yayın izni almış kuruluşlar, yine RTÜK tarafından
belirlenen kanallardan yayınlarını gerçekleştirmektedir. Örneğin bir yerleşim yerinde
49. kanaldan yayın yapma izni alan kuruluş, söz konusu kanalın karşılığı olan
(genellikle) 7-8 Mhz’lik frekans aralığından yayını gerçekleştirebilmektedir. (Sayısal 620
yayıncılıkta ise mevcut şartlarda aynı frekans aralığından 6 yayın yapabilmesi
olanaklıdır.)
Dolayısı ile mevcut durumda frekansların (frekans bloğunun) kullanım izni, geçici
olarak yayıncılara tanınmış durumdadır. Yayıncılar da ürettikleri veya satın aldıkları
programları, kendilerine ayrılmış frekans bandından, genellikle kendilerine ait vericiler
vasıtası ile alıcılara ulaştırmaktadır. Bu anlamda mevcut durumda, yayının
üretiminden, nihai tüketici olan hanelere iletimine kadar olan aşamalar yayıncının
sorumluluğunda bulunmaktadır. Söz konusu aşamalar olan; içerik üretimi, yayın iletimi,
verici ve anten hizmetleri ise ya genellikle yayıncının kendisi tarafından ya da (iletim 630
hizmetinin telekomünikasyon işletmecilerden temin edilmesinde olduğu gibi) üçüncü
taraflardan hizmet alımı şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bu anlamda analog
yayıncılığın piyasa yapılanması bakımından en belirleyici konu, kıt kaynak olan
frekansın kullanımının yayıncıya ait olmasıdır. Diğer faaliyet konuları (aşamaları) ise
bu durumun etrafında şekillenmektedir. Bu anlamda analog yayıncılıkta; yayıncılar
içeriğin nihai tüketiciye sunumunda rekabet ederlerken; altyapının tesis edilmesi/temin
edilmesi; kapsama alanı, yayınların kalitesi gibi konular bakımından önemli bir unsur
olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka deyişle yayıncılar, en fazla sayıda tüketiciye
ulaşabilmek ve ulaşılan tüketiciye en iyi kalitede hizmet sunabilmek için en doğru
altyapı modelini (hizmet alımı veya altyapının inşası gibi) hayata geçirmeye 640
çalışmaktadırlar.
H.1.4.2. Sayısal Dönem
Karasal vericiler üzerinden yapılacak yayınların tamamının sayısal olması halinde
ortaya çıkacak piyasa yapılanması, daha önce de değinildiği üzere, analog yayıncılıkta
var olan piyasa yapılanmasından farklı olacaktır. Bunun temel nedeni, analog
yayıncılıkta bir kanaldan ancak tek bir yayının yapılabilmesi olanaklı iken sayısal
yayıncılıkta aynı kanaldan seçilen tekniğe bağlı olarak, 4-6 arasında yayının
yapılabilmesinin mümkün olmasıdır. 650
Bu durumda analog yayıncılıkta bir yayıncının sorumluluğuna (kullanımına) verilen
kanalın (frekans bloğunun), sayısal yayıncıkta 4-6 arasında yayıncının sorumluluğuna
verilmesi gibi bir durumla karşılaşılmaktadır. Bu anlamda sayısal yayıncılıkta, yukarıda
yer verilen karmaşanın yaşanmaması bir başka deyişle bir kanalın sorumluluğunun
fiilen bir yayıncıya tahsis edilememesi karşısında, kanalların (frekans bloğunun)
tahsisi, yayıncı yerine, genellikle (olması gereken şekliyle) yayıncıların ürettikleri
yayınları paketleyen (birleştiren) çoklayıcı işletmecilerine yapılmaktadır.
08–03/35–11
16
Söz konusu çoklayıcı işletmeleri ise genellikle “Multiplexer/Çoklayıcı İşletmecileri” veya 660
“Karasal Sayısal Platform İşletmecileri” olarak adlandırılmaktadır. Bu anlamda sayısal
yayıncılıkta, kıt bir kaynak olan frekansın tahsisi, genellikle analog yayıncılıktan farklı
olarak, çoklayıcı işletmeciliği faaliyetini de yerine getirecek olan karasal sayısal
platform işletmecilerine (KSPİ) yapılmaktadır.
Bu tarz bir yapıda, düzenleyici otoriteden izin alan yayıncılar, yayınlarının
yapılabilmesini teminen platform/çoklayıcı işletmecilerinden hizmet alımı yoluna
gideceklerdir. Çoklayıcı işletmecileri de, düzenleyici otoritenin belirlediği sınırlar
dahilinde (frekansın ne kadarlık bölümünde en az kaç yayıncıya hizmet verileceği,
ödemeli kanallar, internet, ses, veri hizmetleri için frekansın ne kadarlık bölümünün 670
kullanılabileceği gibi) diğer platform işletmecileri ile rekabet halinde, yayıncılara ve
nihai tüketicilere ayrı ayrı hizmet sunacaklardır.
Bu durumda birden fazla stüdyodan (yayıncıdan) gelen yayınlar, çoklama işlemi
sonrası (bir paket haline getirilmekte) tek bir sinyal halinde aynı verici üzerinden anten
sistemleri yolu ile alıcılara ulaşabilecektir. Bu sistemde yayınların çoklanması (bir
araya getirilmesi) ile birleştirme sonucu ortaya çıkan tek sinyalin aynı vericiye gitmesi
teknik bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda yayının gerçekleştirilmesi
için gerekli olan önemli aşamalar, ayrı birer faaliyet alanı olarak karşımıza çıkarken,
analog yayıncılıktan farklı yetkilendirme alanlarına gereksinim duyulmaktadır. 680
Yukarıda sayısal dönem için anlatılan piyasa yapılanmasının esasen bir model/tercih
değil, sayısal yayıncılığın teknik özelliğinin bir sonucu olduğu RTÜK ve TK tarafından
Kurumumuza gönderilen Görüşler ile konu ile ilgili hazırlanmış olan Taslak
düzenlemelerden de açıkça anlaşılmaktadır.
RTÜK tarafından gönderilen Görüş’te aynen;
“Sayısal yayıncılığa geçiş süreciyle beraber ortak anten sistemlerinin kurulması
ve işletilmesi ile sayısal yayıncılıkta analog yayıncılıkta olmayan bir işlem 690
halkası olan, çoğullayıcı (multiplexer) işletmeciliğinin gündeme gelmesi ayrıca
bir yetkilendirme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
…..
Karasal sayısal yayıncılık hizmetinde bulunacak kuruluşlara Üst Kurulca
yetkilendirme hususu karasal sayısal yayıncılık teknolojisine uygun olarak
yayıncı kuruluşlara yapılacaktır. Yayıncı kuruluşlar sayısal yayın teknolojisi
gereği yayın hizmetini platform işletmeciliği kapsamında yapmak
zorundadırlar. Kullanılacak frekans yayıncı kuruluşa tahsisli olup fiilen
multipleks işletmecisi aracılığı ile kullanılacaktır”
700
TK tarafından gönderilen Görüş’te, “…karasal sayısal yayıncılık hizmeti ifadesinin
Telekomünikasyon Kurumunca Karasal Sayısal Platform Hizmeti (KSPH) olarak ifade
edildiği ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, ülkemizde KSPH sunacak olan
sermaye şirketlerinin Telekomünikasyon Kurumu tarafından yetkilendirilmesinin
planlandığı” belirtildikten sonra aynen;
“KSPH işletmecisi, karasal sayısal platform şebekesini kurup işletebilecek ve
içerik sağlayıcılarından aldığı yayınları ve interaktif hizmetleri bir platformda
08–03/35–11
17
çoklayarak, çeşitli iletim ortamlarından karasal verici tesislerine ve tesisler
üzerinden de kullanıcılara iletebilecektir. 710
.. Taslak KSPH yetkilendirmesinde söz konusu hizmeti sunacak olan
işletmecilerin, karasal sayısal platform şebekesine ait her türlü altyapıyı kurma
ve işletme hakkına sahip olacakları ancak karasal verici tesisleri kurma ve
işletme izni hususunda RTÜK mevzuatına da tabi olacakları şeklinde
düzenlenmiştir.
Karasal sayısal platform hizmetini yürütmek isteyen sermaye şirketlerinin,
RTÜK’den gerekli kıt kaynağı (yayın frekansını) almalarını müteakip
Telekomünikasyon Kurumu tarafından verilecek 2. Tip Telekomünikasyon 720
Ruhsatı ile yetkilendirilmeleri planlanmaktadır ”
ifadelerine yer verilmiştir.
TK tarafından gönderilen ve Kurum kayıtlarına 11.8.2006 tarih ve 5622 sayı ile giren
“Telekomünikasyon Hizmet Ve Altyapılarına İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliğinin
Karasal Sayısal Platform Hizmeti İşletmeciliğine Dair Taslak Eki”’nde de benzer
ifadelere yer verildiği görülmektedir. Söz konusu Taslak’ta;
“Karasal Sayısal Platform Hizmeti; karasal sayısal platform şebekesi/altyapısı 730
işletimini ve bu şebeke üzerinden yayıncılık için tahsis edilen kanallar içinde
kalmak kaydıyla her türlü ses, veri, görüntü ve şifreli/şifresiz radyo TV
sinyallerinin tek/çift yönlü biçimde iletilerek kullanıcılara sunulmasını kapsayan
telekomünikasyon hizmeti,
Karasal Sayısal Platform Şebekesi; temel olarak farklı ortamlardan alınan
analog/sayısal radyo/TV yayınları dahil olmak üzere imkan dahilindeki her türlü
ses, veri, görüntü, internet erişimi ve sayısal diğer ek hizmetlerin çoklanarak
karasal verici tesisleri yoluyla tek/çift yönlü biçimde kullanıcılara sunulmasına
imkan sağlayan telekomünikasyon şebekesi” 740
olarak tanımlanmıştır.
Söz konusu Taslak’ta,
“KSPHİ’nin Hakları”na ilişkin olarak;
- “KSPHİ, bu hizmete yönelik yetkilendirme kapsamında karasal sayısal platform
şebekesi üzerinden kullanıcılara içerik sağlayıcılarının içeriklerini iletme ve
imkan dahilindeki her türlü ses, veri, görüntü ve sayısal diğer ek hizmetleri 750
sunma hakkına sahiptir. KSPHİ, hizmet bölgesinde bu yönetmeliğin “EK-A6
Kablolu ve Kablosuz İnternet Servis Sağlayıcılığı Hizmeti” Yönetmelik Eki
kapsamında internet erişim hizmeti sunabilir
- KSPHİ, bu hizmete yönelik yetkilendirme kapsamında olmak üzere hizmet
bölgesinde karasal sayısal platform şebekesine ait her türlü altyapıyı kurma ve
işletme hakkında sahiptir. Ancak, KSPHİ, karasal verici tesisleri kurma ve
işletme iznini ayrıca RTÜK’ten alır”.
08–03/35–11
18
“KSPHİ’nin Yükümlülükleri”ne ilişkin olarak ise; 760
- “Karasal sayısal platform hizmeti yürütmek isteyen başvuru sahibi, tahsis
edilen frekanslar da dahil olmak üzere RTÜK’ten almış olduğu izinleri 2 ay
içinde Kuruma ibraz etmekle yükümlüdür.
- KSPHİ, ileteceği içerik sinyalinin verici tesislerine iletimi sırasında verici tesisi
işletmecisi ile gerekli anlaşmaları yapmakla yükümlüdür.”
ifadeleri yer almaktadır.
Bu anlamda, her ne kadar henüz açık ve yürürlüğe girmiş düzenlemeler bulunmasa 770
dahi, yukarıda yer verilen teknik zorunluluklar (özellikler) gereği, sayısal yayıncılık
iletim hizmetine yönelik olarak gerçekleştirilen piyasa yapılanması ve bu hizmetin bir
parçası olan karasal sayısal platform hizmeti konusundaki değerlendirmelerin, esasen
Kurumumuza gönderilen metinler ile de teyit edildiği (aksi bir durumun olabilmesinin
çok da mümkün/rasyonel olmadığı) anlaşılmaktadır. Bu anlamda hem yukarıda yer
verilen teknik açıklamalar hem de Görüşler ve Taslak Düzenleme Metni’nde yer alan
ifadeler sonrasında, piyasanın yapısı ile ilgili ortaya çıkan sonuçları aşağıdaki gibi
özetlemek mümkündür:
- Sayısal yayıncılıkta frekans tahsisi genellikle yayıncılar yerine platform 780
işletmecilerine yapılmaktadır.
- Platform işletmecilerinin en önemli (yapmaları gereken) faaliyet konusu ise
içerik sağlayıcılardan temin edilen yayın ve yayın dışı sayısal içeriğin
çoklanması (paketlenmesi) sonrası yayınlanmalarını sağlamaktır.
- Platform işletmecisi, sayısal yayıncılığın gerçekleştirilmesini teminen ihtiyaç
duyulan diğer altyapı hizmetlerini kendisi yerine getirebileceği gibi bunları
hizmet alımı şeklinde de gördürebilir. Bu anlamda sayısal yayıncılık iletim
hizmeti aşamaları ayrı ayrı yerine getirilebileceği gibi, bir veya birden fazla 790
teşebbüs tarafından dikey hiyerarşik bir şekilde de yerine getirilebilir. Dolayısıyla
iletim hizmeti aşamalarında birden fazla oyuncunun yer almasının önünde bir
engel bulunmamaktadır.
Bu anlamda, ilgili piyasa yapılanmasının hem piyasanın kendine özgü koşullarından
hem de tercih edilecek düzenlemelerden etkileneceği hatta bunlar tarafından
şekillendirileceği çok açıktır.
Ülkeler, sayısal yayıncılıkta, yukarıda yer alan alternatifleri kendi yapılarına göre
uygularken, teknik olarak ağırlık ve önem analog yayıncılıkta bulunmayan çoklayıcı 800
işletmeciliğinde toplanmaktadır. Ülke uygulamalarında genellikle yukarıda yer verilen
aşamalar için; yayıncı, çoklayıcı (platform) işletmecisi ve altyapı işletmecisi şeklinde üç
çeşit lisanslama ve/veya yetkilendirme uygulanmaktadır.
H.1.4.3. Paralel Yayın Dönemi
Daha önce de ifade edildiği üzere, analog yayının geçerli olduğu dönem bakımından
iletim faaliyetinin tüm aşamaları genellikle yayıncılar eliyle yürütülmekte iken, sayısal
yayının geçerli olacağı dönem için çoklama işlemi gibi analog yayıncılıkta bulunmayan
bazı teknik zorunluluklar (farklılıklar) nedeniyle farklı bir piyasa yapısı ortaya 810
08–03/35–11
19
çıkmaktadır. Bu durum ise hem piyasa yapılanmasını farklılaştırmakta hem de söz
konusu yapılanmaya uygun düzenlemelerin ortaya konulmasını gereklilik haline
getirmektedir.
Bilindiği gibi, analog yayından sayısal yayına dönüşüm (paralel yayın dönemi), belirli
bir geçiş periyodunu zorunlu kılmaktadır. Bu anlamda, söz konusu dönemde, kıt
kaynak olan frekansın, hem analog yayıncılık hem de sayısal yayıncılık için kullanımı
söz konusudur. Bir başka deyişle, paralel yayın dönemi için üzerinde durulması
gereken en önemli konu, piyasa yapılanması ve bu yapılanmadan etkilenecek tüm
pazarlar bakımından, kıt bir kaynak olan frekansın hangi yöntemle ve hangi/toplam kaç 820
işletmecinin kullanımına tahsis edileceğidir. Çünkü bu geçiş döneminde yapılacak
uygulamalar, ister istemez tamamen sayısal yayıncılığa geçildiği andaki piyasa yapısı
üzerinde de kalıcı etkiler bırakacaktır. Hatırlanacağı üzere, analog yayıncılıkta, her bir
yayıncıya bir kanal (8 Mhz) tahsisi yapılırken, sayısal yayıncılıkta söz konusu kanaldan
4-6 yayınının yapılabilmesi mümkündür. Bu durumda, paralel yayın döneminde,
frekansların; frekans tahsisi ve düzenlemelerin yapılmamış olması nedeniyle, sayısal
yayıncılıkta olması gereken şekliyle çoklayıcı işletmecileri yerine, kısmi olarak mevcut
yayıncılara kullandırılacağı anlaşılmaktadır.
Bir başka deyişle, paralel yayın döneminde frekansların tahsisinin, sayısal yayıncılıkta 830
görülen temel yaklaşım ve analog yayıncılıktan farklı olacak şekilde kısmi olarak
yayıncılara yapılması söz konusudur. Bu durumun üç muhtemel sonucu aşağıdaki gibi
özetlenebilir:
- Paralel dönemde de sayısal yayıncılık için frekansların kullanım hakkı; RTÜK
Kanunu’nda yer alan tahsis (rekabetçi bir yöntem olan ihale) sistemi yerine,
analog yayın yapan mevcut yayıncılara bırakılacaktır.
- Paralel dönemde de sayısal yayıncılık için frekansların kullanım hakkı mevcut
yayıncılara bırakılırken, frekansların kullanımı fiilen çoklayıcı işletmecileri
tarafından yerine getirilecektir15.
- Dolayısı ile sayısal yayıncılığın gerçekleştirilebilmesini teminen gerekli olan 840
hizmet/altyapı faaliyetleri de de facto (fiili olarak) mevcut analog yayıncılar
tarafından gerçekleştirilecektir.
Görüldüğü üzere, halihazırda mevcut yayıncılar dışındaki işletmecilere yeni frekans
kullanım izni verilmediği ve sayısal yayıncılık için de frekans tahsis işlemleri için
ihaleye çıkılmadığı göz önüne alındığında, paralel yayın döneminin de, hem piyasadaki
rekabet hem de yaşanan kaotik dönem anlamında, analog yayıncılık döneminden çok
farklı ol(a)mayacağını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Bir başka deyişle, paralel
yayıncılık (geçiş) dönemi de, mevcut yayıncıların faaliyet göstereceği bir piyasa yapısı
görünümü arz edecektir.
850
Bu anlamda, analog yayıncılığın mevcut yapısı, yeni bir alana geçiş için
düzenlemelerin mevcut olmaması nedeniyle, sayısal yayıncılık iletim (altyapı/hizmet)
alanını şekillendirecekken, bu fiili durumun etkileri kaçınılmaz bir biçimde sayısal
yayıncılığı da etkileyerek giderek büyüyen bir sarmal şekline dönüşecektir.
15 RTÜK tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda aynen; “Karasal sayısal yayıncılık hizmetinde bulunacak
kuruluşlara Üst Kurulca yetkilendirme hususu karasal sayısal yayıncılık teknolojisine uygun olarak yayıncı
kuruluşlara yapılacaktır. Yayıncı kuruluşlar sayısal yayın teknolojisi gereği yayın hizmetini platform işletmeciliği
kapsamında yapmak zorundadırlar. Kullanılacak frekans yayıncı kuruluşa tahsisli olup, fiilen multipleks
işletmecisi aracılığı ile kullanılacaktır.” ifadeleri yer almaktadır.
08–03/35–11
20
Daha önce de ifade edildiği üzere, yukarıda yer verilen sakıncaların kaynağı esasen,
ne geçici de olsa bir dönem devam edecek olan analog ve sayısal yayınların birlikte
yapılacağı paralel yayın dönemi için benimsenen yöntemin yaratacağı olumsuzlukları
giderici ne de sayısal yayıncılığın gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan faaliyetlerin
yetkilendirilmesine yönelik herhangi bir düzenleyici işlemin yapılmamış olmasıdır. 860
3.4. Mevcut Mevzuatın Sayısal Yayıncılık İletimi Açısından Değerlendirilmesi
Bu bölümde, karasal sayısal yayınların iletimi bakımından ülkemizdeki düzenlemelerin
durumuna değinilecektir.
TK tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda aynen;
“406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 1 inci maddesine göre;
“Telekomünikasyon: Her türlü işaret, sembol, ses ve görüntünün ve
elektrik sinyallerine dönüştürülebilen her türlü verinin kablo, telsiz, optik, 870
elektrik, manyetik, elektro manyetik, elektro kimyasal, elektro mekanik ve
diğer iletim sistemleri vasıtasıyla iletilmesi, gönderilmesi ve alınmasını”,
“Telekomünikasyon altyapısı: Telekomünikasyonun, üzerinden veya
aracılığı ile gerçekleştirilmesini sağlayan anahtarlama ekipmanları,
donanım ve yazılımlar, terminaller ve hatlar da dahil olmak üzere her türlü
şebeke birimlerini” ve “Telekomünikasyon hizmeti: Telekomünikasyon
tanımına giren faaliyetlerin bir kısmının veya tümünün hizmet olarak
sunulmasını”
ifade etmektedir. Dolayısıyla sayısal yayıncılığın yanında sunulan diğer interaktif
hizmetlerin “telekomünikasyon hizmeti” ve bunların üzerinden sunulduğu 880
altyapının da “telekomünikasyon altyapısı” tanımına girdiği aşikardır. Bununla
birlikte, kural olarak hiç kimse Kurum ile bir görev, imtiyaz sözleşmesi yapmış
veya Kurumdan bir telekomünikasyon ruhsatı veya genel izin almış olmadıkça,
telekomünikasyon hizmeti yürütememekte ve/veya altyapısı kurup,
işletememektedir.”
ifadelerine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, sayısal yayıncılığa ilişkin faaliyetlerde
düzenleyici otorite olarak RTÜK’ün yanında TK da önemli bir rol üstlenmektedir.
Bilindiği gibi analog yayıncılıkta içerik hazırlama, yayın iletimi ve verici hizmetleri
şeklindeki yayıncılık faaliyetleri aynı yayın kuruluşunun faaliyeti olarak, 3984 sayılı 890
Kanun gereğince ağırlıklı olarak RTÜK sorumluluğunda yürütülmektedir. Sayısal
yayıncılıkta ise faaliyet aşamalarına platform/çoklayıcı gibi çeşitli hizmet/altyapı alanları
eklenmiştir. Yeni eklenen bu alanlar bakımından yapılan tespit ve değerlendirmeler
aşağıdaki gibidir:
1- Platform/Çoklayıcı İşletmeciliği: Sayısal yayıncılıkta, yayınlanacak içeriğin sayısal
kodlama ile çoklanması ve yayın demeti halinde vericiden yayına hazır hale getirilmesi
için çoklayıcılık hizmeti bir zorunluluk arz ettiği için, bu alana ilişkin olarak düzenleme
ihtiyacı da bulunmaktadır16.
900
16 Uydu platform ve kablo ortamından yapılacak analog/sayısal yayınlar için; 2813 ve 406 sayılı kanunlar esas
alınarak yapılan yetkilendirmelerde, işletmecilerin Telekomünikasyon Hizmet ve Altyapılarına İlişkin Yetkilendirme
Yönetmeliği’ne göre 2. Tip Telekomünikasyon Ruhsatı alma yükümlülüğü bulunmaktadır.
08–03/35–11
21
Hatırlanacağı üzere Kurumumuza RTÜK tarafından gönderilen Görüş’te aynen;
“Sayısal yayıncılığa geçiş süreciyle beraber ortak anten sistemlerinin kurulması
ve işletilmesi ile sayısal yayıncılıkta analog yayıncılıkta olmayan bir işlem
halkası olan, çoğullayıcı (multiplexer) işletmeciliğinin gündeme gelmesi ayrıca
bir yetkilendirme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.”
TK tarafından gönderilen Görüş’te de aynen,
910
“…karasal sayısal yayıncılık hizmeti ifadesinin Telekomünikasyon Kurumunca
Karasal Sayısal Platform Hizmeti (KSPH) olarak ifade edildiği ve ilgili mevzuat
hükümleri çerçevesinde, ülkemizde KSPH sunacak olan sermaye şirketlerinin
Telekomünikasyon Kurumu tarafından yetkilendirilmesinin planlandığı,
KSPH işletmecisi, karasal sayısal platform şebekesini kurup işletebilecek ve
içerik sağlayıcılarından aldığı yayınları ve interaktif hizmetleri bir platformda
çoklayarak, çeşitli iletim ortamlarından karasal verici tesislerine ve tesisler
üzerinden de kullanıcılara iletebilecektir.
920
.. Taslak KSPH yetkilendirmesinde söz konusu hizmeti sunacak olan
işletmecilerin, karasal sayısal platform şebekesine ait her türlü altyapıyı kurma
ve işletme hakkına sahip olacakları ancak karasal verici tesisleri kurma ve
işletme izni hususunda RTÜK mevzuatına da tabi olacakları şeklinde
düzenlenmiştir.
Karasal sayısal platform hizmetini yürütmek isteyen sermaye şirketlerinin,
RTÜK’den gerekli kıt kaynağı (yayın frekansını) almalarını müteakip
Telekomünikasyon Kurumu tarafından verilecek 2. Tip Telekomünikasyon
Ruhsatı ile yetkilendirilmeleri planlanmaktadır ” 930
ifadelerine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere sayısal yayıncılığın gerçekleştirilebilmesini
teminen en önemli yetkilendirme alanı olan platform/çoklayıcı işletmeciliği konusunda
henüz bir düzenleme bulunmamaktadır.
2- Anten Taşıyıcı Yapıları: Sayısal yayıncılıkta, anten taşıyıcı yapılarının belirlenen
emisyon noktalarında toplanabilmesi ve vericiler/antenlerinde aynı anten taşıyıcı
yapıları (ortak anten tesisi işletmeciliği) üzerinden yapılabilmesi/ortak kullanılabilmesi
için düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.
940
3984 sayılı yasanın Ek-1 maddesinde aynen;
“Bu Kanuna göre yayın izni verilen özel radyo ve televizyon kuruluşlarının,
kendilerine tahsis edilen TV kanal ve radyo frekansından yapacakları
yayınlarını, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun veya bu amaçla özel yayın
kuruluşlarıyla ortak kuracağı şirketin görev ve sorumluluğunda işletilen verici
tesislerinden yapmaları asıldır. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu, verici
tesislerinin kurulması, işletilmesi, yenilenmesi ve bu tesislerde değişiklik
yapılması sırasında özel yayın kuruluşlarının ihtiyaçlarını da göz önünde tutar.
Kurulmasına izin verilen tesislerin bu Kanunda ve izin belgesinde öngörülen
amaçlar için kullanılıp kullanılmadığı Üst Kurul tarafından denetlenir. 950
08–03/35–11
22
Özel radyo ve televizyon yayın kuruluşlarının Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumunun verici tesislerinden yararlanma usul ve esasları ile yıllık kira
bedelleri Türkiye-Televizyon Kurumu tarafından belirlenerek Üst Kurulun
onayıyla yürürlüğe konulur.”
ifadeleri yer almasına rağmen, RTÜK tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda;
“3984 sayılı RTÜK Kanunu’nun Ek-1. maddesi işletilmemektedir. Ancak
Haberleşme Yüksek Kurulunun 24.03.2006 tarih ve26/1 sayılı toplantısında
alınan 2 No’lu kararda “…TRT’nin özel yayın kuruluşlarıyla birlikte verici işletim
şirketi kurması, bu şirketin yapısı, hissedarların temsil ve ortaklık oranları
yönetim yapısının belirlenmesi” yönünde karar alınmıştır. Ayrıca 3 No’lu kararda 960
özetle karasal analog-sayısal paralel yayın aşamasına TRT ve özel yayıncı
kuruluşların müşterek kuracakları verici işletim şirketi vasıtasıyla geçilmesi
hususu üzerinde durulmuştur.
3984 sayılı Yasanın 24. maddesinin 3.paragrafında “…televizyon kanal ve radyo
frekanslarının ne kadarının hangi takvime göre ihaleye çıkılacağına ilişkin plan
Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından saptanarak bu çerçevede ihaleye
çıkarılmak üzere Üst Kurula bildirilir” hükmü çerçevesinde ilgili Yasanın Ek-1.
maddesinin işletilmesi hususu Haberleşme Yüksek Kurulunun kararı ile
belirlenmiştir”
ifadelerine yer verilmiştir. 970
TK tarafından Kurumuza gönderilen Görüş’te ise;
“Kurumumuz tarafından hazırlanan ve henüz taslak aşamasında olan “Anten ve
Ortak Anten Sistem ve Tesislerinin Kurulmasına ve Kullanımına İlişkin Usul ve
Esaslar Hakkında Yönetmelik” e göre her bir emisyon noktasında bir tane anten
kulesi ve her bir anten kulesinde birden fazla verici kurulabilecektir. Söz konusu
vericilerin ortak kullanımını gerektiren teknik ya da hukuki
kısıtlamalar/gerekçeler söz konunu olmayacaktır. Aynı kulede olmak kaydı ile
teknik imkanlar el verdiği sürece ister aynı verici üzerinden ister ayrı ayrı
vericiler üzerinden yayın gerçekleştirilebilecektir.” 980
ifadeleri yer almaktadır. Ancak, Telekomünikasyon Kurumu’nun kamuoyu görüşüne de
açmış olduğu “Anten ve Ortak Anten Sistem ve Tesislerinin Kurulmasına ve
Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik Taslağı” henüz yürürlüğe
girmemiştir.
I. DEĞERLENDİRME
I.1. Anten A.Ş. ve Anten A.Ş.’nin Faaliyet Alanları
Bildirim Formu’nda, “Anten A.Ş.’nin temel kuruluş amacı, ulusal (T1), bölgesel (T2) 990
veya yerel (T3) yayın lisansı veya geçici yayın izni almış olan yayın kuruluşlarına kendi
verici veya yayın teçhizatlarını kurabilecekleri direk veya kule gibi anten yapıları
sunmak ve tüm ülkeyi kapsayacak bir karasal sayısal yayın şebekesi kurmaktır.” olarak
ifade edilmektedir. Bu kapsamda, Ana Sözleşme’de teşebbüsün yerine getireceği
faaliyet alanları ile ilgili olarak;
“a- Ulusal, bölgesel, yerel yayın lisansı veya geçici izin almış bulunan televizyon
kuruluşlarına kendi verici ve yayın teçhizatlarını kurabilecekleri direk veya kule
gibi anten taşıyıcı yapıları kurmak, bu anten yapıları ve vericilerin işletilmesi için
08–03/35–11
23
gerekli olan her türlü altyapı hizmetini (elektrik, su gibi) tedarik etmek veya 1000
tedarikine aracı olmak,
b- Söz konusu anten yapıları ve vericilerde yayın iletimi ve nakline yarayan
yayın teçhizatını satın alma, kiralama veya sair yöntemlerle temin ederek
televizyon kuruluşlarına kiralamak ve vericilerin işletmeciliğini yapmak,
c- İlgili mercilerden gerekli izin ve lisansları almak şartıyla anten yapıları ve
vericilerinin bakım, onarım ve sair teknik hizmetlerini ifa etmek,
d- İlgili mevzuat çerçevesinde sahip olduğu anten taşıma yapıları ve teçhizatı 1010
vasıtasıyla alt yapı hizmet ve işletmeciliği yapmak,
e- RTÜK’ten yayın lisansı veya geçici yayın izni almış olan yayıncıların sahip
oldukları lisans veya izin kapsamında yayın yapmalarını sağlayacak hizmetleri
sunmak.”
ifadelerine yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen ifadelere bakıldığında, Anten A.Ş.’nin,
Karar’ın sayısal yayıncılığın değer zinciri bölümünde anlatılan, iletim, verici, anten ve
anten taşıyıcı yapı işletmeciliği alanlarında faaliyet göstermek istediği anlaşılmaktadır.
1020
Ancak yine Bildirim Formu ve Ana Sözleşme’de yukarıda yer verilenler dışında yer
alan “altyapı hizmet ve işletmeciliği yapmak” ve “bütün Türkiye’yi kapsayacak karasal
sayısal yayın şebekesi kurmak” şeklindeki ifadelerden, Anten A.Ş.’nin yukarıda yer
verilenler dışında özellikle çoklayıcılık/platform hizmetini de yapmayı amaçladığı
düşünülmektedir.
Konu ile ilgili olarak Anten A.Ş. tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda yer alan;
“Anten AŞ’nin Ana sözleşmesinde yer alan “alt yapı hizmet ve işletmeciliği
yapmak” ve “bütün Türkiye’yi kapsayacak karasal sayısal yayın şebekesi 1030
kurmak” ifadeleri ile sadece ortakları ile sınırlı kalmaksızın, yukarıda da
belirtildiği üzere RTÜK’ten yayın lisansı almış bütün yayıncılara Türkiye’nin her
köşesinde, içerik sağlama dışında kalan her türlü teknik desteği ve olanakları
sağlamak, bu amaçla tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde karasal sayısal
yayıncılık zincirinde yer alan “çoklayıcı”, “iletim” “verici” ve “anten” hizmetleri
konusunda faaliyet göstermesi amaçlanmaktadır.
Anten A.Ş.’nin Türkiye coğrafyasının en az 70% sini kapsayacak şekilde DVB-T
yayını yapmak amacıyla, ayrılacak frekans sayısına bağlı olmak kaydıyla, önce
4 multiplex üzerinden 28 TV yayını, devamında da ihtiyaca göre UHF 1040
şebekesinde ayrılacak frekanslara bağlı olmak üzere 300 e kadar TV yayını
yapmak amacıyla gerekli verici şebekesini gerekli yatırımı yaparak kurmak,
işletmek ve bakımını yapmak amacı ile kurulması amaçlanmıştır. Anten A.Ş. bu
servise ek olarak DVBT yayınının ilave servisleri olan DVB-H (Cep telefonlarına
veya cep TV-avuçiçi- alıcılarına yönelik TV yayını) cihazlara da mobil yayın
iletilmesi amacıyla iletim servisi verecek bir şebekeyi işletiyor olacaktır.
Ayrıca, DVBT yayınlarının kullanıcıya bir paket olarak erişme zorunluluğu,
bugün şehrin değişik noktalarına dağılmış her bir yayıncının verici kulelerinin tek
bir noktada toplanması sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle Anten A.Ş.’nin bir 1050
08–03/35–11
24
hedefi de, özellikle büyük şehirlerde, aynı zamanda şehrin sembolü olacak tek
ve özellikli anten kulelerini kurmak ve işletmek olacaktır. Bu kulelerde çeşitli
kullanım alanları, gezi terasları, TV yayıncılarına servis vermek üzere TV
stüdyoları ve TV yapım alanları vb yer alabilecektir.
ifadeleri ile konu netliğe kavuşmuştur. Bir başka deyişle Anten A.Ş., içerik (yayıncılık)
hizmeti haricinde; iletim, çoklayıcılık, verici, anten sistemi ve anten taşıyıcı yapı
hizmeti faaliyetlerinin tümünü gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir oluşuma işaret
etmektedir17-18.
1060
Aşağıda yer verilen Tablo’dan görüldüğü üzere, Anten A.Ş., hemen hemen bütün
ulusal televizyon yayıncıların birlikte oluşturduğu bir yapı görünümü arz etmektedir.
Teşebbüsün ortaklık yapısı aşağıdaki gibidir:
Tablo 3: Anten A.Ş. Ortaklık Yapısı
Hissedar Yayın Adı Hisse Grubu Hisse Adedi
Reklam
Gelirlerine Göre
2006 Yılı Pazar
Payları (%)19
Merkez ATV Prodüksiyon A.Ş. ATV A 10 (….)
AKS Televizyon Reklamcılık ve Filmcilik
Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Show TV A 10 (….)
DTV Haber ve Görsel Yayıncılık A.Ş. Kanal D A 10 (….)
Işıl Televizyon Yayıncılık A.Ş. Star TV A 10 (….)
Eko TV Televizyon Yayıncılık A.Ş.
CNN TURK A 10 (….)
NTV Radyo ve Televizyon Programcılığı A.Ş. NTV A 10 (….)
Yeni Dünya İletişim A.Ş. Kanal 7 A 10 (….)
Huzur Radyo TV A.Ş. Fox A 10 (….)
Teleon Reklamcılık ve Filmcilik Sanayi Tic.
A.Ş.
Kral TV A 10 (….)
Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş. Samanyolu TV
A 10 (….)
Merkez Televizyon A.Ş. Kanal 1 A 10 (….)
MNG TV Yayıncılık A.Ş. TV 8 A 10 (….)
Enformasyon Reklamcılık ve Filmcilik Sanayi
ve Tic. A.Ş.
CNBC-e A 10 (….)
Cinebeş Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş. Cine5 A 10
17 Bildirim Formu’nda, analog ve sayısal yayıncılığın paralel yürütüleceği döneme ilişkin olarak yer alan;
“Ancak ülkemiz bakımından TV yayınları günümüz itibariyle analog yayın üzerinden gerçekleştirilmekte
olup Anten A.Ş.’nin kurup işleteceği anten taşıyıcı yapıları ve verici istasyonları, şirketin kuruluş
aşamasında analog yayınlar için hizmet verecektir.”
ifadelerinden, Anten A.Ş.’nin halihazırdaki analog yayıncılara da, paralel yayın döneminin sona ermesine kadar,
geçici bir süreliğine hizmet vereceği anlaşılmaktadır. Ancak Anten A.Ş.’nin esas kuruluş amacının bu olmaması ve
söz konusu hizmetinde ancak analog yayıncılık sona erene kadar sürecek olması karşısında, Karar’da bu faaliyet
alanına ilişkin bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
18 Her ne kadar Anten A.Ş.’nin içerik ile ilgili bir faaliyeti olmadığı görülse dahi, Anten A.Ş.’nin ortakları arasında
yayın yapan ulusal yayıncıların tamamının bulunduğu düşünüldüğünde (Anten A.Ş. ortağı olmayan diğer ulusal
yayın kanalları şunlardır: Flash TV, HBB, Kanal 6, Meltem TV, BRT TV, Yeni TV, TV 5, Türkeli TV, Işık TV, Tempo
TV), içeriğin çok büyük bir bölümünün de söz konusu yapının ortakları tarafından sağlanacağını ifade etmek yanlış
olmayacaktır.
19 Reklam gelirleri ulusal televizyon yayıncılığı pazarına ilişkin olup, rakamlar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na
gönderilen 10.8.2007 tarih ve 2834 sayılı Rekabet Kurumu 2. Daire Görüşü’nden alınmıştır.
08–03/35–11
25
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu TRT 1 B 10
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu TRT 2 B 10
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu TRT 3 B 10
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu TRT 4 B 10
(….)
Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş. Kanal Türk C 3
KTV Yayıncılık ve Reklam Sanayi Ticaret A.Ş
(İç Anadolu)
Kanal A C 3
Sakarya Kent Radyo ve Televizyon San. Ve
Tic. A.Ş. (Marmara)
Showroom
TV
C 3
Polo Televizyon Radyo Yayın Yapım ve
Tanıtım A.Ş.
Kanal A C 1
Ciner Televizyon Prodüksiyon A.Ş.
İzmir TV
C
1
TOPLAM
99
I.2. Bildirimin 4054 sayılı Kanun’un 7. Maddesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi
Anten A.Ş.’nin kuruluş ve işleyişi tarafların üzerinde anlaştığı Ana Sözleşme
vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Kurumumuza ayrıca Ana Sözleşme dışında ortaklar 1070
arasında (yazılı) başka bir anlaşma bulunmadığı bildirilmiştir. Bildirimin konusunun,
Anten A.Ş.’nin kuruluşuna 4054 sayılı Kanun’un 7. maddesi ve 1997/1 sayılı Tebliğ
çerçevesinde izin verilmesi talebi olması nedeniyle, öncelikle söz konusu işlemin bir
birleşme/devralma işlemi olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere,
Rekabet Kurulu’nun 4054 sayılı Kanun’un 7. maddesine dayanarak çıkardığı 1997/1
sayılı Tebliğ’in 2. maddesinin (c) bendinde;
“Amaçlarını gerçekleştirmek üzere işgücü ve malvarlığına sahip olacak şekilde
bağımsız bir iktisadi varlık olarak ortaya çıkan ve taraflar arasındaki veya
taraflarla ortak girişim arasındaki rekabeti sınırlayıcı amacı veya etkisi olmayan 1080
ortak girişimler (joint-venture).”
birleşme veya devralma sayılan hallerden biri olarak sayılmıştır. Yukarıdaki tanımda
belirtilen unsurları taşıyan ortak girişim işlemleri bir birleşme veya devralma
(yoğunlaşma) niteliği taşırken, söz konusu unsurları taşımayan ortak girişim işlemleri
ise teşebbüsler arası anlaşma olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, tanımdaki
unsurları taşımayan ortak girişim işlemleri 4054 sayılı Kanun’un 7. maddesi yerine 4.
ve 5. maddesi çerçevesinde inceleme konusu yapılabilmektedir.
Dosya konusu bildirimde taraflar Anten A.Ş.’nin 1997/1 sayılı Tebliğ’deki ortak girişim 1090
tanımının unsurlarını taşıdığını iddia ederek işleme izin verilmesini talep etmektedir.
Bir ortak girişim işleminin 1997/1 sayılı Tebliğ kapsamında birleşme veya devralma
işlemi sayılabilmesi için;
- Ortak kontrol altında bir teşebbüsün bulunması (ortak kontrol),
- Ortak girişimin 'bağımsız bir iktisadi varlık' olarak ortaya çıkması,
-İşlemin taraflar arasındaki veya taraflarla ortak girişim arasındaki rekabeti
sınırlayıcı amacı veya etkisi olmaması
1100
08–03/35–11
26
unsurlarının tümünün varlığı birlikte aranmaktadır.
Anten A.Ş.’nin kurulmasına yönelik işlemin yukarıda belirtilen unsurları taşıyıp
taşımadığı, tarafların bu unsurlara ilişkin görüşlerine de yer verilerek aşağıda sırasıyla
değerlendirilmektedir.
1- Ortak kontrol altında bir teşebbüsün bulunması (ortak kontrol)
Bir ortak girişim işleminin birleşme veya devralma sayılan hallerden birini
oluşturabilmesi için öncelikle en az iki tarafça ortak kontrol edilen bir teşebbüsün 1110
kurulması gereklidir. Bu çerçevede, Anten A.Ş. taraflarının Şirket’in kontrolünü
paylaşıp paylaşmadıkları değerlendirilmelidir.
Taraflar, bildirimde, “Anten A.Ş. Ana Sözleşmesi’nde hissedarların sahip olabileceği en
yüksek hisse miktarına ilişkin üst sınırlar, Şirket’in karar organlarının oluşumu ve karar
alma süreçlerine ilişkin maddeleri incelendiğinde Anten A.Ş. üzerinde belirli bir şirket
veya hissedarlar grubunun müstakil kontrolünün engellendiği ve tüm hissedarların
ortak kontrolünün tesis edildiği”ni belirtmektedir.
Bu bakımdan Anten A.Ş.’ye bakıldığında, Anten A.Ş.’nin, henüz yeni kurulmuş ve tam 1120
olarak faaliyete geçmeyen bir teşebbüs niteliğini taşıdığı görülmektedir. Şirket
Türkiye’de ulusal, bölgesel ya da yerel düzeyde faaliyette bulunan 20 tüzel kişi
(televizyon yayıncısı) tarafından 13.4.2007 tarihinde kurulmuştur20.
Şirket Ana Sözleşmesi’ne göre Anten A.Ş.’nin sermayesi 19.100.000 YTL’dir. Her biri
100.000 YTL nominal değerde olan 191 adet hisseye ayrılmış olan söz konusu
hisselerin, 140 adedi (yaklaşık %73) A Grubu, 40 adedi (yaklaşık %21) B Grubu ve
kalan 11 adedi (yaklaşık %6) de C Grubu hisseler olarak sınıflandırılmıştır. A Grubu
hisselere (TRT hariç) ulusal yayıncı kuruluşlar, B Grubu hisselere TRT, C grubu
hisselere ise diğer yayıncılar (bölgesel ya da yerel) sahip olabilecektir. Bahse konu 1130
hissedarlık özelliğini kaybeden tüzel kişiler hisselerini devretmek zorundadır.
Şirket Genel Kurulu’nda toplantı nisabı olarak sermayenin %51’ini elinde bulunduran
hisse sahiplerinin hazır bulunması yeterli bulunmuş ve hazır bulunanların salt
çoğunluğu ile de karar alınabileceği öngörülmüştür. Özel olarak ise, Şirket sermaye
artışları ve ana sözleşme hükümlerinin değiştirilmesine ilişkin kararlar ile Şirketin feshi
ve tasfiyesine ilişkin kararların toplam sermayenin %70’ini temsil eden ortakların ve
TRT temsilcisinin olumlu oy kullanması şartına bağlandığı görülmektedir. Ayrıca, Ana
Sözleşme uyarınca A grubu hissedarların her birinin şirkette doğrudan veya dolaylı
olarak sahip olabileceği hisse miktarının şirket toplam sermayesinin %25’i ile 1140
sınırlandığı göz önüne alındığında, hisselerin yaklaşık %21’ine sahip olan TRT ve
halihazırda DTV, Işıl ve Eko TV vasıtasıyla Anten A.Ş. hisselerinin yaklaşık %15’75’ine
sahip olan Doğan Grubu dahil olmak üzere, herhangi bir teşebbüsün Genel Kurul’da
tek başına karar alabilme gücüne sahip olmadığı anlaşılmaktadır.
Şirket Yönetim Kurulu ise, Ana Sözleşme’ye göre A Grubu hissedarlar arasından
seçimin yapıldığı yılın bir önceki takvim yılında tüm gün ve tüm izleyicilerde yıllık
ortalama izlenme oranı en yüksek ilk dört kanalın sahibi hissedarlarının her birine
temsilen 1 üye olmak üzere toplam 4 üye, TRT’nin belirleyeceği 2 üye, diğer
20 Anten A.Ş.’nin tarafı olan bazı tüzel kişiler aynı ekonomik bütünlüğün bir parçası olduğu durumlarda 4054 sayılı
Kanun çerçevesinde işlemin taraflarının sayısı 20’den az olacaktır.
08–03/35–11
27
hissedarların belirleyeceği adaylar arasından seçilecek 3 üye ve Ulaştırma 1150
Bakanlığı’nın belirleyeceği 1 üye olmak üzere toplam 10 kişiden oluşacaktır. Yönetim
Kurulu’nda toplantı ve karar yeter sayısı bakımından özel bir düzenleme
getirilmemektedir.
Anten A.Ş.’nin hisse yapısı, Genel Kurul ve Yönetim Kurulu’nda toplantı ve karar yeter
sayıları incelendiğinde, sermaye artışları ile ana sözleşme hükümlerinin
değiştirilmesinde B Grubu hissedarın (TRT) olumlu oyunun şart koşulduğu görülmekle
birlikte, genel olarak Şirket’in günlük işlerinde A Grubu hissedarların etkisinin olacağı
anlaşılmaktadır. Ancak A Grubu hissedarlar arasında herhangi bir teşebbüsün Şirket’i
tek başına kontrol edemeyeceği, dolayısıyla Anten A.Ş.’nin işlem taraflarınca ortak 1160
kontrol edileceği anlaşılmaktadır.
2. Ortak Girişimin Bağımsız Bir İktisadi Varlık Olarak Ortaya Çıkması
Bir ortak girişimin birleşme veya devralma işlemi olarak değerlendirilebilmesi için
mevcudiyeti gereken unsurlardan ikincisi, ortak girişimin bağımsız bir iktisadi varlık
olarak ortaya çıkması, bir başka ifadeyle tam işlevsel olma hüviyetine sahip olmasıdır.
Söz konusu bağımsızlık, ortak girişimin, taraflarından stratejik kararların alınması
bakımından tamamen ayrı hareket etmesini değil, operasyonel anlamda taraflardan
bağımsız faaliyette bulunabilmesini ifade etmektedir. Bu çerçevede, ortak girişim bir 1170
pazarda o pazardaki teşebbüslerin normalde yürüttüğü faaliyetleri, kendisini oluşturan
taraflardan bağımsız yürütebiliyor olmalıdır.
Taraflar bildirimde özetle, bu konudaki Avrupa Birliği (AB) mevzuatı hükümlerine de
atıfta bulunarak;
- Anten A.Ş.’nin sınırsız süreli olarak kurulduğunu,
- Sadece taraflara değil dijital yayıncılığın verdiği imkanlarla yayınları çeşitli el
cihazlarına aktaracak olan bir şebeke olarak da hizmet sunacağını,
- Tarafların Anten A.Ş.’ye sermaye dışında herhangi bir altyapı 1180
devretmeyeceklerini,
- Anten A.Ş.’nin dijital yayıncılığa uygun yeni bir altyapı oluşturacağını,
- Şirket’in 20 milyon YTL’lik sermayesinin başlangıç yatırımları için yeterli
olacağını ve ayrıca Şirket’in gerekli ekipman yatırımını leasing yoluyla almayı
planladığını,
- Söz konusu yatırımlar için fizibilite çalışmalarının yapıldığını ve gerekli
yöneticilerin istihdamı için Yönetim Kurulu kararlarının bulunduğunu
belirterek, ortak girişimin bağımsız bir iktisadi varlık olarak ortaya çıkacağını iddia
etmektedir. 1190
Bu çerçevede, Anten A.Ş.’nin bağımsız bir iktisadi varlık olarak ortaya çıkıp çıkmadığı,
Anten A.Ş.’nin yapısı, kurucu taraflarla ilişkisi ve göstereceği faaliyet alanları dikkate
alınarak değerlendirilmiştir. Söz konusu değerlendirme yapılırken, AB Komisyonu
tarafından yayınlanan ve Komisyon’un tam işlevsel ortak girişimler de dahil olmak
üzere birleşmelerle ilgili yetki alanını belirleyen konular hakkında açıklamalara yer
verdiği Duyuru’da belirtilen unsurlar dikkate alınmıştır. Bu noktada, ortak girişimlerin
tam işlevsel olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından ilgili Komisyon
Duyurusu’nun tam işlevsellik bakımından özellikle ilk yıllarda ortak girişimin taraflara
08–03/35–11
28
bağımlı olması hoş görülmekle birlikte, her bir işlemin kendi şartları, özellikle ortak 1200
girişimin faaliyet gösterdiği pazar(ların) özellikleri içerisinde değerlendirileceği
belirtilmelidir.
Duyuruya göre, tam işlevsel ortak girişimin unsurlarından birisi bir pazarda bağımsız
hareket edebilmek için yeterli kaynaklara sahip olunmasıdır. Yeterli kaynaktan kasıt,
ortak girişimin günlük işlemlerini yürütmek üzere atanmış bir yönetiminin olması ve
sermaye, personel ve malvarlığı gibi kaynaklara erişebilmesidir. Özellikle personel
bakımından başlangıç döneminde, ortak girişimin taraflardan ya da üçüncü kişilerden
personel temininde bulunabileceği ancak taraflarla üçüncü kişilere ortak girişimin
sunacağı hizmetler bakımından ticari olarak eşit davranılması halinde taraflardan 1210
personel temininin tam işlevselliği etkilemeyeceği belirtilmektedir.
Anten A.Ş.’nin yukarıda belirtildiği üzere belirlenmiş 20 Milyon YTL’lik bir sermayesi
bulunmaktadır. Ayrıca gönderilen Yönetim Kurulu kararlarından Şirket’e bir merkez
binası kiralanması, profesyonel yöneticiler atanması ve ekipmanlar için ihale
çalışmalarının yapılması amacıyla kararlar alındığı görülmektedir. Bunlara ek olarak,
Şirket’in 38 kişiden oluşan bir organizasyon haline gelmesinin öngörüldüğü taslak
organizasyon şemasından anlaşılmaktadır.
Anten A.Ş.’nin faaliyet alanı olarak belirlenen analog yayıncılar için verici ve anten 1220
hizmetlerinin mevcut durumda her bir yayıncının kendi bünyesinde gerçekleştiriliyor
olması, sayısal yayıncılık açısından ise söz konusu hizmetin halihazırda ortaya
çıkmamış olması nedeniyle içerik hariç öngörülen diğer tüm aşamaların henüz
herhangi bir teşebbüs tarafından sağlanmıyor olması nedeniyle, Anten A.Ş.’nin tam
işlevsellik bakımından karşılaştırılabileceği bir teşebbüs bulunmamaktadır.
Tam işlevsel ortak girişimin ikinci unsuru ortak girişimin, taraflarının spesifik bir işlevinin
ötesinde faaliyet gösterip göstermediğidir. Buna göre, ortak girişimin pazara yönelik
olmadan tarafların faaliyet alanlarına ilişkin spesifik bir faaliyeti (Ar-Ge, dağıtım gibi)
yürütmek üzere kurulması ve sadece taraflara yönelik faaliyette bulunması bağımsız 1230
bir iktisadi varlık olarak ortaya çıkmasını engellemektedir.
Bu açıdan bakıldığında, Anten A.Ş. hemen hemen bütün ulusal televizyon kanalı sahibi
şirketler ile bazı bölgesel ve yerel televizyon şirketleri tarafından kurulan bir ortak
girişim konumundadır. Bu çerçevede, analog yayınlar için anten ve verici hizmetleri
bakımından Anten A.Ş. mevcut durumda her bir teşebbüsün kendi bünyesinde verdiği
hizmeti yayıncılara sağlayacaktır. Anten A.Ş., anten ve verici hizmetleri bakımından,
tarafların spesifik bir işlevi ile ilgili faaliyette bulunacaktır ve faaliyetleri büyük oranda
taraflara yönelik olacaktır. Ayrıca, 2012 yılında analog yayınların sona ereceği
öngörüldüğünden, bu kadar kısa bir süre için söz konusu faaliyetler bakımından 1240
Şirket’in taraflarından bağımsız bir iktisadi varlık olarak ortaya çıkması ayrıca mümkün
görünmemektedir21.
Anten A.Ş.’nin, daha önce belirtildiği gibi, içerik hizmetleri hariç sayısal yayıncılığın
daha önce belirtilen, iletim, çoklayıcılık, verici, anten taşıyıcı yapılar ve anten hizmetleri
olmak üzere değer zincirindeki hizmetlerin neredeyse tümünü sağlaması
21 Karar’ın ilerleyen bölümlerinde detaylı bir şekilde ele alınacağı üzere, Anten A.Ş.’nin faaliyeti olarak ifade
edebileceğimiz “karasal sayısal iletim hizmeti”, sayısal yayın hizmetinden tamamen farklı bir alanı ifade etmektedir.
Ancak Anten A.Ş. hissedarlık yapısı dikkate alındığında, Anten A.Ş.’nin konumu spesifik bir faaliyeti yerine
getirmekten daha çok, hissedarlara hizmet olarak şekillenmektedir.
08–03/35–11
29
öngörülmektedir. Gelecek bölümde detaylı olarak ele alınacağı üzere, mevcut analog
yayıncıların sayısal yayıncılıkta da önemli aktörler olabilecek olmaları, Anten A.Ş.’nin
büyük oranda hissedarlarına hizmet veren bir konumda olacağını göstermektedir.
1250
İkinci unsura ilişkin değerlendirmelere paralel olarak ortak girişimlerin tam işlevsel olup
olmadığının üçüncü unsuru, ortak girişim ile tarafların önemli miktarlarda alım-satım
ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır. Yukarıda değinildiği üzere, Anten A.Ş. büyük oranda
hissedarlarına hizmet veren, onların yayınlarını çoklayan ve dağıtan bir konumda
olacaktır. Zira, Bildirim Formu’nda yer verilen bilgilerden de görüleceği üzere
halihazırda değişik platformlardan yayını yapılan Türkçe televizyon kanallarının ve
dolayısıyla içeriğin neredeyse tamamı Anten A.Ş. taraflarınca sağlanacaktır. Ayrıca,
söz konusu hizmetlerin, işlem tarafı olan yayıncılar dışındaki teşebbüslere de (yeni
yayın lisansı alabilecek teşebbüsler) verileceği belirtilmiş olmakla birlikte, mevcut
durumdaki hemen hemen bütün ulusal yayıncıların Anten A.Ş.’nin tarafı olduğu 1260
düşünüldüğünde, söz konusu teşebbüslere verilen hizmetlerin Anten A.Ş.’nin
faaliyetlerinin çok küçük bir kısmını oluşturacağı görülmekte olup, bu durumun uzun
vadede değişeceği yönünde bir gösterge bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Anten A.Ş.’nin
taraflara hizmet sağlamadan uzun vadede piyasada bağımsız olarak var olamayacağı
düşünülmektedir. Dolayısıyla, Anten A.Ş.’nin hizmetlerini büyük oranda hissedarları
için üreten ve bir anlamda hissedarlarının yayınlarını çoklayan ve dağıtan bir platform
haline gelecek olmasından dolayı, söz konusu Şirketin tam işlevsel bir ortak girişim
olma niteliğinin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır.
Bunlara ek olarak, ortak girişimin pazardaki faaliyetlerinin kalıcı olup olmayacağı 1270
bakımından Anten A.Ş.’nin sınırlı bir süre ile kurulmadığı belirtilmelidir. Ancak bu
bölümde ele alınan ortak girişimin bağımsız bir iktisadi varlık olabilmesi için gerekli
kaynaklara sahip olması bakımından yapılan değerlendirmeyle ilişkili olarak, Anten
A.Ş.’nin henüz söz konusu faaliyetler için gerekli izin ya da yetkilendirmeler almadığı
da ayrıca vurgulanmalıdır. Daha önce de belirtildiği üzere bu konudaki düzenlemeler
bakımından var olan belirsizlik nedeniyle, söz konusu yetki ve izinlerin olmaması ya da
mevcut yayıncılara verilen lisans ya da izinlerin fiilen Anten A.Ş. aracılığıyla
kullanılması, Anten A.Ş.’nin taraflarına bağımlığını ve piyasada kalıcı faaliyetler
yürütebilmesinin söz konusu olmadığını göstermektedir. RTÜK tarafından gönderilen
yazıdaki ifadeler bu durumu doğrular niteliktedir: 1280
“Sayısal yayıncılığa geçiş süreciyle beraber ortak anten sistemlerinin kurulması
ve iletilmesi ile sayısal yayıncılıkla analog yayıncılıkta olmayan bir işlem halkası
olan, çoğullayıcı (multiplexer) işletmeciliğinin gündeme gelmesi ayrıca bir
yetkilendirme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
Frekans tahsisi 3984 sayılı Yasa kapsamında faaliyet göstermek için
yükümlülüklerini yerine getiren ve Üst Kurulca yetkilendirilen radyo ve televizyon
kuruluşlarına yapılmaktadır.
1290
…Karasal sayısal yayıncılık hizmetinde bulunacak kuruluşlara Üst Kurulca
yetkilendirme hususu karasal sayısal yayıncılık teknolojisine uygun olarak
yayıncı kuruluşlara yapılacaktır. Yayıncı kuruluşlar sayısal yayın teknolojisi
gereği yayın hizmetini platform işletmeciliği kapsamında yapmak zorundadırlar.
Kullanılacak frekans yayıncı kuruluşa tahsisli olup fiilen multipleks işletmecisi
aracılığı ile kullanılacaktır.”
08–03/35–11
30
Bütün bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde, bazı unsurların varlığı mevcut olsa
da, özellikle hizmetlerini büyük ölçüde taraflarına sağlayacak olması ve (frekans, izin,
vs. gibi) taraflarca sağlanan kaynaklar olmadan kalıcı olarak faaliyet gösteremeyeceği 1300
göz önüne alındığında, Anten A.Ş.’nin bağımsız bir iktisadi varlık olarak
değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
3. İşlemin taraflar arasındaki veya taraflarla ortak girişim arasındaki rekabeti
sınırlayıcı amacı veya etkisi olmaması
Yukarıda yer verildiği üzere, Anten A.Ş.’nin, özellikle uzun vadede hizmetlerinin büyük
kısmını taraflara sunacak olması nedeniyle bağımsız bir iktisadi varlık olarak ortaya
çıkması bir başka deyişle tam işlevsel bir ortak girişim niteliği sakatlanmaktadır.
Bununla birlikte, bir ortak girişim tam işlevsel olsa bile, bir birleşme veya devralma 1310
olarak değerlendirilebilmesi için söz konusu işlemin taraflar arasındaki veya taraflarla
ortak girişim arasındaki rekabeti sınırlayıcı amacı veya etkisinin olmaması
gerekmektedir.
Anten A.Ş.’nin esas kuruluş amacının analog yayıncılığa yönelik olmaması ve söz
konusu yayınların yakın bir gelecekte sona erecek olması nedenleriyle, bu faaliyet
alanına ilişkin bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Karar’ın ilerleyen bölümlerinde daha detaylı ele alınacağı üzere, karasal sayısal
yayınların iletimi bakımından, işlemin, taraflar arasındaki rekabeti sınırlayıcı amaç ve 1320
etkiye sahip olduğu düşünülmektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, esasen karasal
sayısal yayın mevcut karasal yayın iletim sisteminin değişmesi ve frekansların daha
verimli kullanılması sonucunu ortaya çıkaracaktır. İçerik hizmetlerinin sağlanması
bakımından birbiriyle rekabet eden Anten A.Ş. tarafları, Anten A.Ş.’nin faaliyet
göstereceği iletim hizmeti bakımından da (özellikle çoklayıcı ve verici hizmetlerinin
sağlanması gibi) esasen rekabet edebilecek bir konuma sahiptirler. Bir başka ifadeyle,
işlem taraflarının bir kısmı, karasal sayısal iletim hizmeti dahilindeki altyapı/hizmetler
bakımından potansiyel rakip konumundadır. Daha önceki bölümlerde detaylarıyla
anlatıldığı üzere, söz konusu hizmetlerden özellikle platform işletmeciliğinin tek bir
teşebbüs tarafından yapılmasını gerektirecek bir teknik zorunluluk bulunmadığı gibi 1330
düzenleyiciler de genellikle bu alanın değişik platformların rekabeti içerisinde
yürütülmesini öngörmektedir. Anten A.Ş. vasıtasıyla yayıncıların sayısal yayıncılığın
belli aşamaları için ortak bir şirket kurmaları özellikle frekansların kullanımıyla ilgili
olarak çoklayıcı hizmetlerinde ortaya çıkması beklenen rekabetin ortadan kaldırılması
anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle, Anten A.Ş.’nin mevcudiyeti ile birlikte
ülkemizde karasal sayısal yayıncılığın tek bir platform/altyapı üzerinden iletilmesi ve bu
alanda rekabetin ortadan kaldırılması durumuyla karşılaşılacaktır. Söz konusu
platformun oluşturulmasına aynı zamanda Evrensel Hizmet Fonu22 vasıtasıyla kamu
kaynağı aktarılmasının planlanıyor olması da olası platform işletmecilerinin ortaya
çıkmasının önünde ciddi bir engel oluşturacaktır. Bu durum ayrıca, frekans tahsisi 1340
aşamasında yapılacak ihalede de rekabetin ortadan kaldırılmasına yol açabilecektir.
22 2006/10318 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile; 5369 sayılı Kanunda yer alan “evrensel hizmet” kapsamına sayısal
yayıncılığın karasal sayısal vericiler üzerinden ülkemizdeki yerleşim alanlarının tamamını kapsayacak şekilde
sunulmasına yönelik hizmetler de dahil edilmiştir. Anılan Kanunda “Evrensel hizmet: Coğrafi konumlarından
bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve
herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, temel internet erişimi de
dahil elektronik haberleşme hizmetlerini” ve “İşletmeci: Kurum ile yapılan görev ve imtiyaz sözleşmeleri ile ruhsat
ve genel izin uyarınca elektronik haberleşme hizmetlerini yürüten ve/veya elektronik haberleşme alt yapısını
işleten bir sermaye şirketini” ifade etmektedir.
08–03/35–11
31
Bunun yanında, yasal düzenlemelerdeki belirsizlikler nedeniyle ve Ana Sözleşme’de
ortak girişim ile tarafların rekabet etmeyeceklerine ilişkin hüküm getirilmediğinden
yakın bir gelecekte taraflardan birinin ya da birkaçının ortak girişimin faaliyet alanında
faaliyet gösterip göstermeyeceği dolayısıyla ortak girişim ile taraflar arasında rekabetin
sınırlanmasının ortaya çıkıp çıkmayacağı hakkında değerlendirme de
yapılamamaktadır. Taraflardan birinin tek başına ya da diğerleriyle birlikte, ortak
girişimin faaliyet göstereceği alanlardan biri ya da birkaçında faaliyette bulunması da
önemli rekabet sorunları ortaya çıkarabilecektir. 1350
Bu bölümde yapılan değerlendirmeler ışığında, Anten A.Ş.’nin bağımsız bir iktisadi
varlık olarak ortaya çıkmayacağı, mevcut koşullar altında Şirket bağımsız bir iktisadi
varlık olarak kabul edilse dahi, işlemin taraflar arasında rekabeti sınırlayıcı amacı ve
etkisi olması dolayısıyla, işlemin her hal ve karda 1997/1 sayılı Tebliğ’in 2. maddesi
anlamında birleşme veya devralma sayılan bir hal oluşturmayacağı ve yapılan
bildirimin Kanun’un 7. maddesi çerçevesinde değerlendirilemeyeceği sonucuna
ulaşılmaktadır.
Tarafların, bildirim formunda işleme birleşme veya devralma olarak izin verilmediği 1360
takdirde bildirimin bir menfi tespit başvurusu ya da muafiyet bildirimi olarak
değerlendirilmesini talep ettikleri görülmektedir. Bu çerçevede, işleme yönelik 4054
sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddelerine göre yapılan değerlendirmeler aşağıda yer
almaktadır.
I.3. Ortak Girişim Anlaşmasının 4054 sayılı Kanun’un 4. Maddesi Açısından
Değerlendirilmesi
Bilindiği gibi 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine göre rekabeti kısıtlama, engelleme ya
da bozma amacı ya da etkisi olan anlaşmalar hukuka aykırı ve yasaktır. Daha önce de 1370
dile getirildiği üzere, Anten A.Ş. (ve dolayısı ile ortak girişim anlaşması) özellikle
sayısal yayıncılık faaliyetinin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı ve hizmetleri
sunmak amacıyla meydana getirilmiştir. Bir başka deyişle, anlaşma ile teşkil edilen
ortak girişim; sayısal yayıncılık çerçevesinde ortaya çıkacak hizmet/altyapı faaliyetleri
olan çoklayıcılık, iletim, verici, anten ve anten taşıyıcı yapıları işletmeciliğinin (dolayısı
ile Karasal Sayısal Platform İşletmeciliği) tamamını yapmak üzere kurulmuştur. Bu
durumun dört mevcut sonucundan bahsetmek olanaklıdır:
- Anten A.Ş.’nin sayısal yayıncılık iletim faaliyetlerinin tamamını yapabilecek
olması, ayrı ayrı rekabetçi piyasa yapılanmasının mümkün olduğu alanlarda fiili 1380
bir tekelin doğmasına neden olacaktır23. Bilindiği gibi Anten A.Ş. hemen hemen
bütün ulusal yayıncıları içerisinde barındıran bir oluşumdur. Bu anlamda bu
oluşum dışında yer alan bir teşebbüsün, geriye kalan talebin yetersizliği
karşısında, bu alanlara yatırım yapması ve söz konusu alanlarda bir
piyasalaşmanın ortaya çıkması olanaklı görülmemektedir. Dolayısı ile Anten
A.Ş. gibi bir yapının mevcudiyeti, bu alanlarda rekabetçi piyasa yapılanmasının
önündeki en büyük engel olacaktır24.
23 Bu durumun olumsuz etkisi yalnızca sayısal yayıncılık iletim hizmeti ile sınırlı olmayacağı gibi örneğin bu frekans
(şebeke) üzerinden verilecek olan internet benzeri yayın dışı diğer hizmetlerinde tek bir teşebbüs eliyle sunumu
şeklinde de ortaya çıkacaktır.
24 Tablo 3’de yer aldığı üzere, Anten A.Ş. ortaklarının ulusal televizyon yayıncılığı piyasasındaki pazar payları
toplamı yaklaşık %99’dur.
08–03/35–11
32
- Bilindiği gibi Anten A.Ş.’nin ortakları özellikle ulusal yayıncı sıfatına haiz
teşebbüslerdir. Bir başka deyişle, söz konusu ortaklık, sayısal yayıncılık iletim 1390
hizmetini (tüm aşamaları ile birlikte) verebilecek potansiyel rakiplerin25 bir araya
gelmesi ile oluşturulmuştur. Anten A.Ş. gibi bir yapının mevcut olmadığı bir
durumda, sözü edilen teşebbüslerin (veya ikili, üçlü ortaklıkların) veya yeni
yayıncıların (işletmecilerin) bu alana girip yatırım yapmaları en muhtemel
senaryo olarak görülmektedir. Bu anlamda özellikle altyapı hizmeti satın alacak
yayıncıların ve platform işletmecilerinin doğrudan hizmet sunacağı tüketicilerin
tercih haklarının kısıtlanması ile rekabetçi bir piyasa yapılanmasından elde
edilebilecek tüm faydaların engellenmesi söz konusu olacaktır.
- Sayısal yayıncılık iletim hizmetinin, tek fakat yayıncılardan bağımsız üçüncü 1400
taraflarca yerine getirilmesi ile bu tek teşebbüsün Anten A.Ş. olması arasında
dahi, bu oluşumun piyasadaki rekabete etkisi bakımından önemli farklılıklar
ortaya çıkabilecektir. Anten A.Ş. her ne kadar önemli büyüklükteki yayıncıların
tamamını bünyesinde barındırsa da, daha küçük ya da halihazırda ortak
olmayan veya potansiyel yayıncılarında Anten A.Ş.’den hizmet satın alması
muhtemel görünmektedir. Bu durumda Anten A.Ş.’nin, ortaklarının yayıncılık
alanındaki rakiplerine girdi temin etmesi gündeme gelmektedir. Bu durum birçok
kötüye kullanmayı gündeme getirebileceği gibi, rekabetin bulunmadığı bu
alanların maliyetli bir süreç olsa da ayrıca bu açılardan da düzenlenmesi
gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. 1410
- Bilindiği gibi frekansın kıt kaynak olması nedeniyle yayıncılık alanına girişler için
teknolojik bir engelin varlığı mevcuttur. Bir başka deyişle, yayıncılık sınırlı
sayıda oyuncunun faaliyet gösterebileceği bir pazar yapısı arz etmektedir. Her
ne kadar sayısal yayıncılık alanında faaliyet gösterecek işletmeci sayısı analog
yayıncılıktan fazla olsa dahi, bu durum, platform işletmeciliği de göz önüne
alındığında, pazara girişler için rekabet edileceği (Kanun’da yer aldığı şekliyle
tahsislerin ihale ile yapılacağı) gerçeğini değiştirmemektedir. Bu anlamda,
paralel yayın döneminde, mevcut yayıncıların ve dolayısı ile Anten A.Ş.’nin
sahip olacağı avantajların, frekansın tahsisi için yapılacak ihalede 1420
gerçekleşmesi beklenen rekabetçi süreçleri de iki noktada olumsuz yönde
etkileyebileceği düşünülmektedir. Bunlardan ilki potansiyel rakiplerin birlikteliği
karşısında ihaledeki rekabetçi sürecin bu durumdan olumsuz etkilenmesidir.
Diğer bir olası sonuç ise, paralel yayıncılık döneminde fiili olarak hem iletim hem
de yayıncılık alanında faaliyet gösterecek olan mevcut yayıncıların, piyasaya ilk
girmenin avantajını, ihalede kendi lehlerine kullanma riskidir. Bu durum,
yayıncılık ve yayınların iletimi alanında, kaynakların etkin dağılımı bakımından
olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilecektir.
Görüldüğü üzere, Anten A.Ş. ortak girişim anlaşması, ortak girişimin faaliyet 1430
alanlarında faaliyet gösterebilecek potansiyel rakiplerin bir araya gelerek, bu
alanlardaki rekabetin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaktadır. Anlaşmanın
25 Anten A.Ş. ortaklarının potansiyel rakip konumlarına ilişkin olarak aşağıdaki örneklere bakılması faydalı olacaktır:
- Analog yayıncılık bakımından söz konusu hizmetler genellikle yayıncıların kendileri tarafından yerine
getirilmektedir.
- Anten A.Ş. ortaklığı altında bu faaliyet alanlarına talip olunması (bu faaliyetlerin yerine getirilmesi), ortaklığı
meydana getiren teşebbüslerden birden fazlasının da, bu oluşum dışında söz konusu faaliyet alanlarına
talip olabileceğini (bu faaliyetleri yerine getirilebileceğini) göstermektedir. Örneğin Anten A.Ş. ortaklarından
TRT’nin bu konulardaki çalışmaları bilinmektedir.
- Halihazırda Digitürk örneğinde Çukurova Grubu, D-Smart örneğinde Doğan Grubu’nun yayıncılık
faaliyetleri dışında platform işletmeciliği yaptıkları bilinmektedir.
08–03/35–11
33
hayata geçmesi, söz konusu faaliyetlerin alıcısı durumundaki yayıncılar ile tüketicilerin
rekabetin getirdiği avantajlardan mahrum kalmasına neden olacaktır. (Ayrıca, söz
konusu frekansların rekabetçi bir piyasada fiyatlandırılmasının engellenmesi nedeniyle
kamu zararının da ortaya çıkabileceği görülmektedir.) Bu çerçevede anlaşmanın
amaç/etki bakımından Kanun’un 4. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
I.4. Ortak Girişim Anlaşmasının 4054 sayılı Kanun’un 5. Maddesi Açısından
Değerlendirilmesi 1440
Bilindiği gibi, üst pazarlarda rekabet halinde olan teşebbüslerin altyapı maliyetinin
yüksek olması gibi nedenler ile zaman zaman alt pazarlarda altyapı/tesis paylaşımı
konusunda bazı işbirliği anlaşmaları yaptıkları görülmektedir. Ekonomik açıdan fayda
sağlayabilecek söz konusu anlaşmalara rekabet kurallarını ihlal etmedikleri sürece
menfi tespit ya da rekabet kurallarını ihlal etmemekle birlikte bazı koşulların
mevcudiyeti halinde muafiyet verilebilmesi mümkündür.
Rakiplerin bir araya gelmesini sağlayan söz konusu anlaşmalar birçok düzeyde
gerçekleştirilebileceği gibi (hem faaliyetler hem de anlaşmanın tarafları bakımından), 1450
anlaşma hükümlerinin işbirliği/anti-rekabetçi hükümlerinin dereceleri de
farklılaşabilmektedir. Bu anlamda anlaşmanın anti-rekabetçi etkisinin derecesi;
anlaşmanın, tarafların üst pazara ilişkin faaliyetlerindeki bağımsızlıklarına etkisi,
paylaşıma/ortaklığa konu altyapı unsurlarının ve söz konusu unsurların yer aldığı
pazardaki rekabetçi yapının niteliği ile söz konusu unsurların ayrıştırılabilir olup
olmaması gibi konuların değerlendirilmesi ile ölçülebilecektir.
Bilindiği gibi 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinde, belirli bir mal veya hizmet
piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama
amacını taşıyan veya bu etkiyi doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası 1460
anlaşmaların, uyumlu eylemlerin ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin
hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtildikten sonra, Kanun’un 5. maddesinde;
a) Malların üretim ve dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve
iyileşmelerin ya da ekonomik ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,
b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
c) İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,
d) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan
fazla sınırlanmaması
1470
şartlarının tamamının varlığı halinde teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve
teşebbüs birlikleri kararlarının 4. madde hükümlerinin uygulanmasından muaf
tutulmasına karar verilebileceği öngörülmüştür.
4054 sayılı Kanun uyarınca, 5. maddede sayılan şartların tamamının varlığı halinde
rekabeti kısıtlayıcı uygulamalara 4. madde yasağından muafiyet tanınabilmekte, bu
şartlardan herhangi birinin ortadan kalkması halinde ise muafiyet kararları Kanun’un
13. maddesi uyarınca her zaman geri alınabilmektedir.
Bu çerçevede dosya konusu ortak girişim anlaşmasının Kanun’un 5. maddesi 1480
açısından yapılan değerlendirmesi; Anten A.Ş. faaliyetlerinin anten taşıyıcı yapısı
hizmeti ile anten taşıyıcı yapısı dışında kalan diğer hizmetler (temel altyapı unsurları
08–03/35–11
34
olan; iletim, çoklayıcı, verici ve anten hizmetleri) şeklinde iki ana başlık altında
yapılacaktır.
4.4.1. Anten Taşıyıcı Yapıları Bakımından Yapılan Değerlendirme
Anten taşıyıcı yapıları; “radyo ve televizyon dahil, birden fazla telsiz yayınının
belirlenmiş aynı emisyon noktasından yayın yapmasını teminen bir veya birden fazla
yayıncı, işletmeci ve/veya kullanıcı tarafından kurulacak olan kule, direk ve benzeri 1490
sistem ve tesisi ifade etmektedir26”.
Bilindiği gibi analog yayıncılıktaki yaygın uygulamada, içerik, iletim, verici ve anten
aşamalarının tamamının genellikle yayıncılar tarafından yerine getirildiği görülmektedir.
Bu anlamda yayıncılar genellikle birbirlerinden bağımsız (ayrı) olarak bu hizmetlerin
tamamını kendi faaliyetleri için yerine getirirlerken, kule ve direklerin kurulum ve
işletimini de genellikle kendileri yapmaktadırlar. Daha önce ifade edildiği üzere, analog
yayınlarda her bir vericiden tek bir yayın iletilebilirken, karasal sayısal yayınlarda her
vericiden 4-6 yayın iletilebilmesi mümkün olmaktadır. Analog yayınlarda tek bir yayının
iletimi için gerekli vericinin yerleştirildiği anten taşıyıcı yapısı, sayısal yayıncılıkta 1500
içerisinde yer alan tek bir verici vasıtasıyla dahi 4-6 kanala hizmet verir hale gelecektir.
Dolayısıyla karasal sayısal yayıncılığın, analog yayınlara göre verici ve vericilerin
yerleştirildiği anten tesislerinin sayısında (bir vericiden dört yayının iletildiği
varsayıldığında) azalma sağlayacağı görülmektedir. Bununla birlikte, sayısal
yayıncılıkta, frekansı kullanacak platform işletmecilerinin aynı anten taşıyıcı yapısını
birlikte/ortak kullanmaları yönünde teknik bir zorunluluk bulunmamaktadır27.
Bu anlamda ortak emisyon noktalarına dahi birden fazla anten taşıyıcı yapısının
kurulması olanaklıdır28. Bununla birlikte, daha önce de değinildiği üzere, sayısal
yayıncılıkta birden fazla vericinin, hatta kapasitesine bağlı olmakla birlikte o emisyon 1510
noktasındaki tüm vericilerin aynı anten taşıyıcı yapısı üzerinden yayın yapabilmesi
mümkündür.
Dolayısıyla anten taşıyıcı yapıları, sayısal yayıncılıkta, ortak emisyon noktalarında yer
alması düşünülen ve içerisinde özellikle verici sistemleri ile anten sistemlerinin
konuşlandırılacağı fiziki yapıların (direk, kule, bina vb.) kurulumu ve işletilmesi
anlamına gelmektedir29. Verici ve anten hizmet ve işletmeciliği, binanın (anten taşıyıcı
yapısının) kurulum ve işletilmesinden farklı bir faaliyet alanı olduğu için, fiziki yapının
içerisinde yer alacak olan verici ve anten gibi cihazların tesis sahibi tarafından
kurulumu ve işletimi zorunluluğu bulunmadığı için, anten ve verici hizmetlerini 1520
vermek/sağlamak isteyen üçüncü kişilerin bina sahibinden fiziki erişim hizmeti satın
alması da söz konusu olabilmektedir.
Tüm bu sistemlerin tek bir işletmeci tarafından yerine getirilmesinin birtakım avantajları
olduğundan bahsetmek mümkün olsa dahi, bir başka deyişle, her hal ve karda söz
konusu fiziki yapı, birden fazla (platform işletmecisi, yayıncı ya da altyapı operatörü)
26 Söz konusu tanım, TK’nın, kamuoyu görüşüne de sunulan, “Anten ve Ortak Anten Sistem ve Tesislerinin
Kurulmasına ve Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” Taslağında, “Ortak anten sistem ve tesisi”
terimine karşılık gelmek üzere kullanılmıştır.
27 Analog yayıncılıkta anten taşıyıcı yapılarının kullanıcısı olan yayıncıların karşılığı olarak sayısal yayıncılıkta
yayıncıları değil platform işletmecilerini dikkate almak gerekmektedir.
28 Tarafımıza gönderilen Bildirim Formu’nda yer alan “Anten A.Ş. kuruluşunda yer almayan TV yayıncısı teşebbüsler
dilerlerse kendi verici istasyon yapılarını kurarak faaliyet gösterebilecekleri gibi kurucu ortak olan teşebbüsler kendi
vericilerini kurarak kendi yayınlarını yapabilecektir.” ifadesi de bu argümanı destekler niteliktedir.
29 Çoklayıcı (multiplexer) cihazlarının da bu yapı içerisinde konuşlandırılması mümkündür.
08–03/35–11
35
tarafından ortak olarak kullanılsa/kurulsa dahi, bu durum yapıların içinde/üzerinde
konuşlandırılacak verici ve antenlerinde ortaklaşa kullanımı veyahut verici veya anten
hizmetinin de tesis sahibi tarafından verilmesini gerekli kılan bir zorunluluk arz
etmemektedir. Bu konu esasen düzenlemeler veya düzenlemeler mevcut değil ise 1530
piyasa davranışları ile birlikte şekillenebilecek bir konu olmakla birlikte, temel faaliyet
alanlarında rekabetçi bir yapılanmanın tesis edildiği (frekansın rekabetçi yöntemlerle
platform işletmecilerine tahsisi ve bu anlamda çoklama/platform işletmeciliğinde
rekabetin tesis edildiği) durumlarda böyle bir yapılanma mazur görülebilecek iken
(böyle bir yapılanmanın olumsuz etkileri ortadan kaldırılabilecek iken), temel faaliyet
alanlarında rekabetin bulunmadığı durumlarda bu tarz bir yapının anti-rekabetçi
etkilerinin ortaya çıkması kaçınılmaz olabilmektedir.
Sayısal yayıncılıkta, anten taşıyıcı yapıları platform işletmecileri/yayıncılar tarafından
kurulup işletilebileceği gibi yayıncılık alanında faaliyet göstermeyen üçüncü taraflarca 1540
da işletilebilir. Bununla birlikte, daha önce de ifade edildiği üzere, verici sayısında ve
dolayısıyla anten tesisleri sayısında doğal olarak bir azalma sağlayan sayısal yayıncılık
için tüm vericilerin ortak bir tesiste konuşlandırılması için teknik bir zorunluluk
bulunmamaktadır. Bir başka deyişle aynı emisyon noktasında birden fazla anten
taşıyıcı yapısı kurulması ve işletilmesi mümkündür.
Anten A.Ş. Ana Sözleşmesinin “Amaç ve Konu” başlıklı 3. maddesinin A fıkrasının (a)
bendinde aynen;
“a- Ulusal, bölgesel, yerel yayın lisansı veya geçici izin almış bulunan televizyon 1550
kuruluşlarına kendi verici ve yayın teçhizatlarını kurabilecekleri direk veya kule
gibi anten taşıyıcı yapıları kurmak, bu anten yapıları ve vericilerin işletilmesi için
gerekli olan her türlü altyapı hizmetini (elektrik, su gibi) tedarik etmek veya
tedarikine aracı olmak”
ifadelerine yer verilmektedir. Bu sebeple Anten A.Ş.’nin faaliyet alanlarından bir
tanesinin yukarıda bahsedilen şekliyle “anten taşıyıcı yapılarının kurulması ve
işletilmesi” olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Anten A.Ş.’nin faaliyet alanlarından bir tanesi olarak anten taşıyıcı yapılarının kurulumu 1560
ve işletilmesinin benimsenmesi, esasen Karar’ın “Ortak Girişim Anlaşmasının 4054
Sayılı Kanun’un 4. Maddesi Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı bölümünde yer
verildiği üzere, Kanun’un 4. maddesini ihlal edici bir niteliği haizdir. Bunları kısaca
tekraren; potansiyel rakiplerin bir araya gelmesi, bu alanların piyasalaşmasını
önleyecek şekilde fiili bir tekel yaratılması ve bunun sonucunda işletmeciler
bakımından talebin yetersiz hale getirilmesi ve oluşturulacak yapının Anten A.Ş.
ortaklarının yayıncılık alanındaki rakiplerine bu alanı etkileyecek şekilde girdi temin
edileceği bir ortamın yaratılması olarak özetlemek mümkündür.
Bu noktada Anten A.Ş.’nin anten taşıyıcı yapılarının kurulması ve işletilmesi faaliyetinin 1570
(anten taşıyıcı yapılarının ortak kurulum ve işletimi), Kanun’un 5. maddesi açısından
muafiyet değerlendirmesine tabi tutulması gerekmektedir.
08–03/35–11
36
a)Malların üretim ve dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve
iyileşmelerin ya da ekonomik ya da ekonomik veya teknik gelişmenin
sağlanması
Anten taşıyıcı yapılarının ortak kullanımının hayata geçmesi, anten tesislerine yönelik
olarak yapılan yatırım başta olmak üzere, işletme, bakım-onarım ve güvenlik
harcamalarında tasarruf sağlanmasını sağlayacaktır. Anten taşıyıcı yapılarının ortak
kullanılması sayesinde anten tesislerinin sayısı ve bu tesislere yönelik olarak yapılan 1580
tüm harcamalarda sağlanacak azalma dolayısıyla, kaynakların daha etkin kullanılması
mümkün hale gelecektir.
Tüm vericilerin anten taşıyıcı yapılarının ortak kullanımı nedeniyle bir yapıda
toplanması, ayrıca yayıncıların kapsama yükümlülüğü bakımından da bir takım
faydalar sağlayabilecektir. Anten A.Ş. tarafından tüm Türkiye alanını kapsayacak
şekilde oluşturulacak anten taşıyıcı yapıları, mevcut Anten A.Ş. ortağı yayıncılar ve
Anten A.Ş.’den hizmet alacak diğer yayıncıların yurt çapındaki izleyicilerin
çoğunluğuna (tamamına) çok daha kolaylıkla ulaşabilmesine imkan verebilecektir. Bu
durum kapsama alanını arttırmak için yayıncıların, vericilerin yerleştirilmesi bakımından 1590
yer aramak/sağlamak veya ikinci bir yapı oluşturulması külfetini ortadan kaldıracaktır.
b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması
Analog yayıncılıkta, her yayıncının kendisine ait bir verici istasyonu ve kulesi kurması
yerleşim birimlerindeki hakim tepelerin anten tesisleri ile dolmasına sebep olmuştur.
Çok sayıda anten direğinin yaşama alanlarında rastgele ve düzensiz yerlere kurulması
kentlerin dokusuna zarar vermekte, şehir planlamasını bozmakta ve görüntü kirliliği
yaratmaktadır. Bu nedenle söz konusu direk ve vericilerin bir plan dahilinde belirlen
emisyon noktalarında Anten A.Ş. benzeri tek bir ortak tesiste toplanması, sürdürülebilir 1600
kentleşme bakımından olumlu görülmektedir30.
Bilindiği gibi halihazırda yayın yapmakta olan yayıncılar, anten taşıyıcı yapılarının
içerisinde yer alan vericilerini doğrudan nüfusa hitap edecek ve işletme bakımı daha
kolay olacak şekilde yerleşim birimlerine yakın noktalara yerleştirmişlerdir. Yayınların
daha çok izleyiciye ulaşmasını teminen genellikle yüksek ve hakim tepelerinin tercih
edildiği görülmekle beraber, anten taşıyıcı yapılarının yerleşim yerlerinin birçok yerinde
konuşlandırıldığı görülmektedir. Bu durum yayıncıların vericilerinin yerleşim birimlerine
göre farklı noktalarda ve farklı yönlerde kalmasına dolayısıyla izleyicilerin tek alıcı
anten ile tek yönden bütün kanalları birlikte izleyememesine yol açmıştır. Diğer bir 1610
ifade ile farklı konumlardaki vericiler, izleyiciler bakımından anten yönlendirme
sorunlarının doğmasına sebep olmuştur. Tüm yayıncıların vericilerinin ortak tesis
vasıtasıyla bir noktada toplanması, analog yayıncılık bakımından yukarıda yer verilen
problemin yayıncılar ve tüketiciler/izleyiciler yararına olacak şekilde ortadan
kalkmasına neden olacaktır. Bir başka deyişle, mevcut durumda alıcılarının yönleri
sebebiyle kimi yayınları alabilirken kimi yayınları alamayan tüketiciler, anten tesisinin
ortak kullanımı sayesinde tek yönden tüm yayınlara ulaşabilme imkanına kavuşacaktır.
30 Telekomünikasyon Kurumu tarafından gönderilen yazıda aynen;“ Anten A.Ş. tarafından birleşme ve devralma
bildirim formunda yer alan bilgiler dahilinde yapılan başvuru, verilmesi planlanan hizmetin kapsamı ve özellikle söz
konusu hizmetin sunumunun çok sayıda verici istasyonun yarattığı görüntü kirliliğinin engellenmesi gibi bir sonucu
ortaya çıkarabileceği hususu başta olmak üzere, sağlanması muhtemel maliyet düşüklüğü ve verimlilik gibi etkenler
dikkate alındığında olumlu değerlendirilmektedir.” ifadeleri yer almaktadır.
08–03/35–11
37
Bunlara ek olarak, büyük yerleşim yerlerindeki anten taşıyıcı yapılarının diğerlerine
göre işletmecisine ve tüketicilere sağladığı ek imkanlar bulunmaktadır. Bir başka 1620
deyişle, büyük yerleşim yerlerindeki anten tesislerinin TV stüdyoları, seyir terası,
çalışma ofisleri, fuar alanı, restoran gibi alanlarda da hizmet verebilecek çok amaçlı
anıtsal tesisler olarak işletilebilmesi de mümkündür.
Yukarıda yer verilenler dışında, tekrarın önlenmesi bakımından bu bölümde yer
verilmemekle birlikte, (a) bendinde sıralanan faydaların dolaylı olarak tüketicilerin
faydasına olacağından bahsetmek yanlış olmayacaktır.
c) İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması
1630
Bilindiği gibi telekomünikasyon sektörüne ilişkin olarak yapılan düzenlemelerde,
prensip olarak altyapıların ortak kullanımının desteklendiği görülmektedir. Avrupa
Komisyonu’nun “2002/21/EC sayılı Elektronik İletişim Alt Yapıları ve Hizmetlerine
İlişkin Genel Düzenleyici Çerçeve Direktifi”nde31;
“tesis paylaşımı; şehir planlaması, kamu sağlığı veya çevresel açılardan faydalı
olabilir ve gönüllü anlaşmalar temelinde ulusal düzenleyici otoriteler tarafından
teşvik edilmelidir”
ifadelerinin yer aldığı görülmektedir. Ülkemizde de benzer şekilde, telekomünikasyon 1640
alanında tesis ve altyapı paylaşımının, düzenleyici otoriteler tarafından desteklendiği
görülmektedir. TK tarafından yayınlanan “Erişim ve Arabağlantı Yönetmeliği”nde etkin
piyasa gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın tüm işletmeciler için ortak yerleşim
ve tesis paylaşımı ile ilgili olarak bazı yükümlülüklerin getirilebileceğine ilişkin birtakım
düzenlemeler yapılmıştır32.
2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun 7. maddesinin (k) bendinde,
“Radyo ve televizyon dahil her türlü yayınların belirlenmiş emisyon
noktalarından yapılabilmesini teminen, ortak anten sistem ve tesisleri kurulması 1650
ile ilgili usul ve esasları tespit etmek.”
31 European Parliament and Council Directive 2002/21/EC of 7 March 2002 on a Common Regulatory Framework
for Electronic Communications Networks and Services (Framework Directive) r.23
32 “Ortak yerleşim
MADDE 13 – (1) Kurum, işletmecilere kendi tesislerinde, diğer işletmecilerin ekipmanları için maliyet esaslı
bir bedel karşılığında fiziksel ortak yerleşim sağlama yükümlülüğü getirebilir. İşletmecilerin, herhangi bir yerde
fiziksel ortak yerleşimin zaruri olmadığını kanıtlamaları hâlinde, Kurum, bu yerlerde söz konusu işletmecileri fiziksel
ortak yerleşim yükümlülüğünden muaf tutabilir. Kurum, fiziksel ortak yerleşim yükümlülüğünden muaf tutulan
işletmecilere, maliyet esaslı bir bedel karşılığında fiziksel ortak yerleşime eşdeğer ekonomik, teknik ve operasyonel
koşullarla farklı bir yöntem kullanarak ortak yerleşim sağlama yükümlülüğü getirebilir.
(2) Kurum, ortak yerleşim tarifelerinin maliyet esaslı belirlenmediğini tespit etmesi hâlinde, maliyetleri,
uluslararası uygulamaları ve/veya rayiç bedelleri uygun olduğu ölçüde dikkate alarak ortak yerleşim tarifelerine üst
sınır koyabilir.
(3) Fiziksel ortak yerleşimden faydalanan işletmeciler veya temsilcileri, kendi malzemelerine ve
ekipmanlarına müdahale etmek üzere söz konusu hizmeti sağlayan işletmecilerin tesislerine girebilir.
Tesis paylaşımı
MADDE 14 – (1) Bir işletmecinin tesislerini kamuya veya üçüncü şahıslara ait bir arazinin üzerine veya
altına yerleştirebildiği veya bu tür arazileri kullanabildiği veya kamulaştırma müessesesinden yararlanabildiği
hâllerde Kurum, çevrenin korunması, kamu sağlığı ve güvenliği, şehir ve bölge planlaması ve kaynakların verimli
kullanılması gereklerini ve 7 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen durumları da gözeterek, ilgili işletmeciye söz
konusu tesisleri ve/veya araziyi makul bir bedel karşılığında diğer işletmecilerle paylaşma yükümlülüğü getirebilir.
(2) Kurum, tesis ve/veya arazi paylaşımı maliyetlerinin taraflar arasında bölüştürülmesinde uygulanacak
hüküm ve koşulları içeren düzenlemeler yapabilir.”
08–03/35–11
38
TK’nın Görevleri arasında sayılmıştır. Bu madde uyarınca hazırlanan ve TK tarafından
kamuoyu görüşüne de açılan “Anten ve Ortak Anten Sistem ve Tesislerinin
Kurulmasına ve Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik Taslağı”nın
4. maddesinde;
“Ortak anten sistem ve tesisi; radyo ve televizyon dahil birden fazla telsiz
yayınının Kurum tarafından onaylanmış veya belirlenmiş aynı emisyon
noktasından yayın yapmasını teminen bir veya birden fazla yayıncı, işletmeci 1660
ve/veya kullanıcı tarafından kurulacak kule, direk ve benzeri sistem ve tesis”
olarak tanımlanmış, 5. maddede ise;
“Hücresel olmayan sistemlere ait yayınlar, Kurum tarafından hazırlanmış olan ve
HYK tarafından onaylanmış Radyo ve Televizyon Frekans Planları’nda belirtilen
veya kullanıcılar tarafından etüt ve inceleme yapılarak Kurum’un onayına
sunulmuş ve onaylanmış emisyon noktalarından yapılır”
ifadelerine yer verilmiştir. 1670
3984 sayılı Kanunun 24. maddesi gereğince frekans bantları ile ilgili çalışma yapma
yetkisine sahip TK tarafından 2002 yılında hazırlanan taslak DVB-T frekans planına
göre ise, yurt çapında 818 ortak emisyon noktası belirlenmiştir.
TK tarafından Kurumumuza gönderilen Görüş’te konu ile ilgili olarak aynen;
“ Kurumumuz tarafından hazırlanan ve henüz taslak aşamasında olan “Anten ve
Ortak Anten Sistem ve Tesislerinin Kurulmasına ve Kullanımına İlişkin Usul ve
Esaslar Hakkında Yönetmelik” e göre her bir emisyon noktasında bir tane 1680
anten kulesi ve her bir anten kulesinde birden fazla verici kurulabilecektir. Söz
konusu vericilerin ortak kullanımını gerektiren teknik ya da hukuki
kısıtlamalar/gerekçeler söz konunu olmayacaktır. Aynı kulede olmak kaydı ile
teknik imkanlar el verdiği sürece ister aynı verici üzerinden ister ayrı ayrı
vericiler üzerinden yayın gerçekleştirilebilecektir.
Kurumumuz tarafından hazırlanan Taslak “Karasal Sayısal Yayın Planı”na göre
VHF/UHF bandının tamamında olmak üzere asgari 11 network oluşturulması
hedeflenmiştir. Bu kapsama alanı içinde verici bulunan her emisyon
noktasından 11 ve daha fazla sayıdaki frekans kanalından yayın yapılacağı 1690
anlamına gelmektedir. Teknik olarak bu kadar vericinin bir anten kulesinde
toplanması mümkündür. Hatta bu sayının üzerindeki TV vericisi
konulması, beraberinde radyo ve telekomünikasyon sistemine ilişkin
vericilerin de aynı kuleye konulması mümkündür. Teknik veya kule
üzerinde kullanılacak alanın yetersizliği vb. nedenlerle aynı noktada ikinci
bir kule konulması mümkün olacaktır”
ifadelerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen tespitlerin sonuçlarını aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür: 1700
1- AB ve ülke uygulamalarına bakıldığında, telekomünikasyon sektörü içerisinde
yer alan işletmecilerin fiziki altyapıları (temel faaliyet alanındaki rekabetin
ortadan kaldırılmadığı hatta rekabete olumlu etkileri olduğu sürece) ortaklaşa
08–03/35–11
39
kullanabilecekleri yönünde genel bir kabul ve bu doğrultuda yapılmış
düzenlemeler mevcut olduğu görülmektedir.
2- TK tarafından yapılan erişim ve arabağlantı düzenlemelerinde yer alan
ifadelerden, benzer kabul ve düzenlemelerin ülkemiz için de geçerli olduğu
görülmektedir.
1710
3- Anten taşıyıcı yapılarını doğrudan ilgilendiren düzenlemelerde ortaya çıkan en
önemli sonuç, söz konusu yapıların şehirlerin rastgele yerlerine değil,
belirlenmiş ortak emisyon noktalarına konuşlandırılma zorunluluğudur.
4- TK tarafından gönderilen Görüş’te, anten taşıyıcı yapılarının yalnızca
belirlenmiş emisyon noktalarından değil aynı zamanda söz konusu noktada yer
alacak tek bir yapıdan yapılması politikası ön plana çıkmaktadır. Bir başka
deyişle, yayınlar ve yayın dışı hizmetlerin tümü için gerekli vericilerin tek bir
ortak anten tesisinde konuşlandırılması ve aynı emisyon noktasına ikinci bir
kulenin ancak ilk kulede yaşanacak yer veya diğer sorunlar nedeniyle 1720
yerleştirilmesinin planlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, esasen bu alanlarda
yapılması planlanan düzenlemelerde, karasal sayısal yayınların belirlenmiş
emisyon noktalarına yerleştirilecek tek bir anten kulesinden gerçekleştirilmesi
öngörülmektedir.
Benzer bir anlayışının, halihazırda işletilememekle birlikte; 3984 sayılı yasanın Ek-1
maddesinde yer alan;
“Bu Kanuna göre yayın izni verilen özel radyo ve televizyon kuruluşlarının,
kendilerine tahsis edilen TV kanal ve radyo frekansından yapacakları 1730
yayınlarını, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun veya bu amaçla özel yayın
kuruluşlarıyla ortak kuracağı şirketin görev ve sorumluluğunda işletilen verici
tesislerinden yapmaları asıldır. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu, verici
tesislerinin kurulması, işletilmesi, yenilenmesi ve bu tesislerde değişiklik
yapılması sırasında özel yayın kuruluşlarının ihtiyaçlarını da göz önünde tutar.”
ifadelerinde de tekrarlandığı görülmektedir. Hatta yukarıda yer verilen maddeden,
TRT’nin her hal ve karda bu konuda bir yükümlülüğü olduğu da anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere, anten taşıcıyı yapılarının tek elde toplanması sonucunu 1740
doğurabilecek olan Anten A.Ş.’nin bu alandaki faaliyetinin rekabet açısından
değerlendirilmesinin, yukarıda yer verilen düzenlemelerden bağımsız bir biçimde
yapılması olanaklı görülmemektedir.
Daha önce de dile getirildiği üzere, aynı emisyon noktasına birden fazla anten taşıyıcı
yapısı kurulması olanaklı olmakla birlikte, yapılması planlanan düzenlemelerde her
emisyon noktasında tek bir yapının mevcudiyeti öngörülmektedir. Bu anlamda tüm
ülkedeki anten taşıyıcı yapıları tek bir teşebbüs tarafından işletilebileceği gibi (örneğin
TRT ya da Anten A.Ş.), her bir tesis farklı teşebbüsler tarafından da kontrol
edilebilecektir. 1750
Ancak, farklı emisyon noktalarında yer alan anten tesislerinin, yayınların hanelere
ulaştırılması bakımından birbirlerine ikame olamayacakları göz önüne alındığında, her
tesisin farklı teşebbüsler tarafından işletilmesinin anten taşıyıcı yapıları işletmeciliği
08–03/35–11
40
faaliyeti ile ilgili rekabet üzerinde herhangi bir etki yaratmayacağı görülmektedir. Şöyle
ki, her bir emisyon noktasında yer alan anten tesisinin yayınların iletimini
gerçekleştirdiği bölgeler farklı olacağı için, her bir emisyon noktasında bir anten
tesisinin kurulması durumunda söz konusu tesisin ilgili bölgede yayınların iletilmesi
bakımından tek olacağı ve bu sebeple farklı emisyon noktalarındaki farklı anten
tesislerinin hizmet verilen alan bakımından birbirlerinin ikamesi olamayacağı 1760
görülmektedir. Bu anlamda farklı emisyon noktalarındaki anten taşıyıcı yapı
işletmecilerinin rakip konumda olmayacakları görülmektedir. Dolayısıyla, yukarıda yer
verilen tespit ve açıklamalar ışığında, ülke çapında kurulacak anten tesislerinin Anten
A.Ş. ortaklık yapısı altında işletilmesinin, ilgili piyasada rekabeti engellemeyeceği
sonucuna ulaşılmıştır.
d) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan
fazla sınırlanmaması
Bir önceki bölümde anten taşıyıcı yapılarının Anten A.Ş. tarafından kurulup, 1770
işletilmesinin ilgili piyasa bakımından rekabeti engelleyici bir durum yaratmayacağı
ifadelerine yer verilmiştir. Bu bölümde ise söz konusu yapının, Anten A.Ş. ortaklarının
faaliyet göstereceği/gösterdiği diğer alanlardaki rekabete olan etkileri
değerlendirilecektir.
Anten A.Ş. tarafından bu faaliyetin gerçekleştirilmesi, ortakların (müşterilerin) esas
faaliyet alanı olan yayıncılık ile ilgili herhangi bir ortaklık/ düzenleme/şart/bilgi
gerektirmemektedir33. Anten A.Ş.’nin ortaklarının halihazırda televizyon yayıncılığı
pazarında rakip konumlarına rağmen söz konusu teşebbüslerin anten taşıyıcı yapısı
faaliyeti bakımından bir araya gelmelerinin, rakipler arasında rekabete duyarlı bilgilerin 1780
değişimine de yol açmayacağı düşünülmektedir.
Ayrıca, Anten A.Ş. ortağı olmayıp, platform işletmeciliği faaliyetinde bulunmak isteyen
işletmeciler bakımından erişim hizmetinin temin edilebileceği kurulu tesislerin
mevcudiyetini, piyasaya girişi hızlandırabilecek bir gelişme olarak da görmek
mümkündür34.
Diğer yandan Anten A.Ş. Ana Sözleşmesi’nin 7.5 maddesinde aynen;
“Hisse miktarına ve oranına bakılmaksızın hissedarlar işbu şirketin 1790
hizmetlerinden eşit şartlarda yararlanır, hissedarlara eşit hizmet tarifesi
uygulanır. Şirket hissedarı olmayanlara da farklı ama eşit tarife uygulanır.”
ifadeleri yer almaktadır. Anten A.Ş tarafından Kurumumuza gönderilen Bildirim
Formu’nda ise;
“..Anten A.Ş. Ana Sözleşmesi incelendiği ise, Anten A.Ş. hizmetlerinden kurucu
ortaklar ve kurucu olmayan TV ve Radyo işletmecisi teşebbüslerin tamamının
33 Anten A.Ş. tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda aynen, “..Anten A.Ş.’nin sunacağı hizmetler kurucu
ortakların esas faaliyet alanlarının bir bölümünü değil, zorunlu bir altyapı unsurudur. Dolayısıyla kurucu ortaklar
arasında faaliyet alanlarına ilişkin hassas bilgilerin değişimi gibi bir risk bulunmamaktadır…Anten A.Ş. örneğin
kurucu ortakların reklam verenlerle olan ilişkilerini bir merkezden yürütmek üzere kurulmuş bir ortak girişim değil,
zorunlu bir teknik altyapının kurulması ve işletilmesi için kurulmuş olduğu için, kurucu ortakların esas faaliyetlerini
yürüttükleri TV yayıncılığı pazarındaki rekabetçi davranışlarını koordine etme imkanı bulunmamaktadır..” ifadelerine
yer verilmektedir.
34 Anten A.Ş. tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda; Anten A.Ş.’nin teknik altyapı ve kapasite itibariyle
halihazırdaki gelecekte lisans alacak tüm yayıncılara hizmet vermesinin mümkün olacağı bildirilmiştir.
08–03/35–11
41
tarafsız ve eşit koşullarda faydalanacağı anlaşılmaktadır. (Ana Sözleşmenin 7.5
Maddesinin değiştirilmesine ilişkin olarak Yönetim Kurulu Kararı alınmış olup 1800
anılan Karar Metni Bildirim Formu’na ek olarak sunulmuştur. Söz konusu
Yönetim Kurulu Kararı’nın imzalı orijinal nüshası elimize ulaşır ulaşmaz Rekabet
Kurumu’na gönderilecektir.)”
ifadelerine yer verilmiştir. Bahse konu Yönetim Kurulu Kararı’nda ise, Ana
Sözleşme’nin 7.5 maddesi ile ilgili olarak,
“Madde 7.5: Hisse miktarına ve oranına bakılmaksızın hissedarlar ve üçüncü
kişiler işbu şirketin hizmetlerinden eşit şartlarda yararlanır”
1810
şeklindeki tadil metninin, bütün ortak ve üyelere sirkülere edilerek görüş ve öneri
geliştirilmesine karar verilmiştir. Ancak Kurumumuza henüz değişiklik metninin son
haline ilişkin bir bilgi/belge gönderilmemiştir. Bu anlamda Anten A.Ş.’nin anten taşıyıcı
yapısı bakımından muafiyet alabilmesi için, Anten A.Ş. Ana Sözleşmesinin fiyatlara
ilişkin bölümünün Sözleşme’den çıkartılarak, yukarıda yer verilen tadilatın fiyatlara
ilişkin eşitliği de kapsayacak şekilde; “Anten A.Ş.’nin sahibi olacağı fiziki altyapının
makul ve ayrımcılık içermeyecek koşullarda üçüncü tarafların erişimine sunulacağı”
ifadeleri ile teşebbüsün Ana Sözleşmesi’ne derc edilmesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen değişikliklerin yapılması kaydıyla, Anten A.Ş.’nin, anten taşıyıcı 1820
yapı (bina, direk, kule vb) kurulumu ve işletilmesi konularındaki faaliyetleri bakımından
Kanun’un 5. maddesine göre süresiz muafiyet alabilmesinde bir sakınca olmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
I.4.2. Anten Taşıyıcı Yapıları Dışında Kalan Faaliyetler Bakımından Yapılan
Değerlendirme
Bu bölümde, Anten A.Ş.’nin anten taşıyıcı yapı işletmeciliği dışında kalan diğer faaliyet
alanlarının 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi açısından değerlendirilmesine yer
verilecektir. Karar’ın daha önceki bölümlerinde ifade edildiği üzere, Anten A.Ş., sayısal 1830
yayıncılık iletim hizmeti içerisinde yer alan aşamalardan; iletim, çoklayıcılık, verici,
anten ve anten taşıyıcı yapı hizmeti faaliyetlerinin tamamını gerçekleştirmek üzere
kurulmuş bir oluşum niteliğini haiz olup, esasen sayısal yayıncılık için çok kilit bir rol
üstlenecek platform işletmeciliği hizmetini de sunmayı amaçlamaktadır. Bu durum hem
Anten A.Ş. Ana Sözleşmesi’nde hem de Anten A.Ş. tarafından Kurumumuza
gönderilen metinlerde yer alan ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin Anten A.Ş.
tarafından Kurumumuza gönderilen yazıda aynen;
““Anten AŞ’nin Ana sözleşmesinde yer alan “alt yapı hizmet ve işletmeciliği
yapmak” ve “bütün Türkiye’yi kapsayacak karasal sayısal yayın şebekesi 1840
kurmak” ifadeleri ile sadece ortakları ile sınırlı kalmaksızın, yukarıda da
belirtildiği üzere RTÜK’ten yayın lisansı almış bütün yayıncılara Türkiye’nin her
köşesinde, içerik sağlama dışında kalan her türlü teknik desteği ve olanakları
sağlamak, bu amaçla tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde karasal sayısal
yayıncılık zincirinde yer alan “çoklayıcı”, “iletim” “verici” ve “anten” hizmetleri
konusunda faaliyet göstermesi amaçlanmaktadır.
Anten A.Ş.’nin Türkiye coğrafyasının en az 70% sini kapsayacak şekilde DVB-T
yayını yapmak amacıyla, ayrılacak frekans sayısına bağlı olmak kaydıyla, önce
08–03/35–11
42
4 multiplex üzerinden 28 TV yayını, devamında da ihtiyaca göre UHF 1850
şebekesinde ayrılacak frekanslara bağlı olmak üzere 300 e kadar TV yayını
yapmak amacıyla gerekli verici şebekesini gerekli yatırımı yaparak kurmak,
işletmek ve bakımını yapmak amacı ile kurulması amaçlanmıştır. Anten A.Ş. bu
servise ek olarak DVBT yayınının ilave servisleri olan DVB-H (Cep telefonlarına
veya cep TV-avuçiçi- alıcılarına yönelik TV yayını) cihazlara da mobil yayın
iletilmesi amacıyla iletim servisi verecek bir şebekeyi işletiyor olacaktır.”
ifadelerine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Anten A.Ş.’nin yapılandırılması, sayısal
yayıncılık iletim hizmeti ile ilgili tüm altyapı/hizmetlerin tamamını yerine getirecek
şekilde tasarlanmıştır. Bir başka deyişle, oluşturulan yapı ile kıt kaynak olan ve 1860
yalnızca yayıncılık değil, internet, mobil hizmetler de dahil olmak üzere birçok
telekomünikasyon hizmetinin yerine getirilebilmesine de olanak sağlayacak olan
frekansın tamamının kullanımına da neden olacak fiili bir durumun hayata geçirilmesi
planlanmaktadır.
Bu anlamda dosya konusu ortak girişim anlaşmasının, Kanun 5. maddesine göre
muafiyet alabilmesi için, anlaşma ile tüketici yararı ve ekonomik/teknik olarak ortaya
çıkacak faydaların mevcudiyetinin gerekliliği yanında mutlaka;
- İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması, 1870
- Rekabetin, yukarıda yer verilen faydaların elde edilmesi için zorunlu olandan
fazla sınırlanmaması
koşulları birlikte sağlanmalıdır.
Daha önce de ifade edildiği üzere, dosya konusu ortak girişim anlaşması, anlaşmanın
taraflarının doğrudan hem sayısal yayıncılık iletim hizmeti ile kıt kaynak olan frekansın
kullanılabileceği yayıncılık ve yayıncılık dışında internet hizmeti gibi diğer alanlardaki
konumlarını hem de henüz düzenleme yapılmamış olan bazı alanlardaki piyasa
yapılanmasını etkilemektedir. Bir başka deyişle işlem; yayıncılık alanında rekabet 1880
halinde olan tarafların bir araya gelerek bu pazar için bir işbirliği yapmaları anlamını
taşımaktan ziyade, sayısal yayıncılık iletim hizmeti/platform işletmeciliği gibi alanlardaki
altyapı/hizmetlere yönelik temel faaliyet alanlarında işbirliğini (rekabetin kısıtlanması)
gündeme getirmektedir.
Bilindiği gibi potansiyel rakipler arasında yapılan bir anlaşmanın pazardaki rekabete
olan olumsuz etkileri özellikle;
- Anlaşmanın pazar yapısı üzerindeki etkilerine/pazarın yapısının ortaya çıkardığı
sonuçlara, 1890
- Anlaşma taraflarının pazar güçlerine
göre belirlenmektedir. Esasen yukarıda yer verilen iki faktörü birbirinden bağımsız
olarak düşünmek oldukça zor olsa da, pazar güçleri düşük teşebbüsleri bir araya
getiren işbirliği anlaşmalarının zaman zaman rekabeti arttırdığı veya (ar-ge anlaşmaları
gibi) rakiplerin temel faaliyet alanlarındaki rekabeti etkilemeyen işbirliği anlaşmalarının
rekabet üzerinde koşullara bağlı olarak olumsuz etki yaratmadığı bilinmektedir.
Bilindiği gibi telekomünikasyon piyasalarının gelişimi temel olarak dört faktöre bağlıdır.
Bunları kısaca, 1900
08–03/35–11
43
a. Hizmetler arası rekabet,
b. Altyapılar arası rekabet,
c. Altyapıların geliştirilmesi,
d. Teknolojik gelişme
olarak sıralamak mümkündür. Bu faktörlerin her biri tek tek önem arz etmekle birlikte,
esasen tüm bunların ilişkili olduğu tek bir genel ilkenin varlığından bahsedilmesi
mümkündür: Altyapılarda ve/veya hizmetlerde yaratılan bir tekel veya rekabetin
sınırlanması “hizmet çeşitliliği, kalite, ucuzluk ve yeniliklerin” ortaya çıkmasını tek 1910
başına engelleyici niteliktedir. Bu nedenle sektörde hem “kamu eliyle ortaya konacak
müdahalelerin belirlenmesinde” hem de “teşebbüs davranışlarının
değerlendirilmesinde” bu dört faktöre de eş derecede önem verilmesi gerekmektedir.
Zaman zaman, hem kamu otoriteleri hem de teşebbüslerin, altyapılar arası rekabete
nazaran daha hızlı ve kolay bir biçimde elde edilebilecek olan “hizmet rekabetinin” bir
an önce tesis edilmesi konusunda çok daha istekli oldukları durumlar ile
karşılaşılmaktadır. Ancak altyapılar üzerinden sunulacak hizmetlerde ulaşılmak istenen
rekabetin de, çoğu zaman altyapı rekabetinin sağlanmaması nedeniyle çoğunlukla elde
edilemediği de ayrıca bilinmektedir. 1920
Bu anlamda altyapı rekabetinin sağlanamadığı (ve altyapı sahibi teşebbüslerin aynı
zamanda üst piyasalarda faaliyet gösterdiği) durumlarda ortaya çıkacak başlıca üç
temel sorun bulunmaktadır.
- Altyapı sahibi teşebbüsün (Anten A.Ş. ortaklarının Anten A.Ş. vasıtası ile)
altyapıya konu unsurun yer aldığı pazarda sahip olduğu konum ve bu konumun
söz konusu piyasa olan etkisi: Altyapı sahibi teşebbüsün, tüm altyapıya sahip
olması bir başka deyişle fiili tekel niteliğini haiz olması hiç kuşkusuz bu alandaki
rekabetten beklenen faydaların elde edilememesine neden olmaktadır. 1930
- Altyapı sahibi teşebbüsün (Anten A.Ş. ortaklarının Anten A.Ş. vasıtası ile), üst
pazarlarda rakipleri karşısında elde ettiği avantajlar: Altyapı sahibinin rakipleri
üzerinde sahip olduğu bu etki yalnızca dar anlamda fiyatlara ilişkin olumsuz
sonuçlar doğurmamakta, bunun yanı sıra, altyapı sahibine rakiplerin sunacakları
hizmetlerin türünü, çeşitliliğini, standartlarını ve hatta kalitesini belirleyebilme
olanağı tanımaktadır. Altyapılarda rekabetin sınırlanması, bu altyapıları girdi
olarak kullanan tüm birimler üzerinde ciddi etkiler doğurmaktadır. Bu anlamda
altyapı rekabetinin tesis edilemediği durumlarda, hizmetlerde rekabetin elde
edilebilmesi de oldukça güçleşmektedir. 1940
- Bu durumun aynı zamanda altyapı sahibi operatör üzerinde yarattığı
olumsuzluklar: Altyapı işletmecisinin üzerinde rekabetçi bir baskının
bulunmayışı, bu işletmeciyi şebekesini genişletme, yenileme gibi faaliyetlerden
de alıkoyarak, işletmecinin etkin çalışma güdüsünü kısıtlamaktadır.
Platform işletmeciliği de dahil olmak üzere, sayısal yayıncılığın iletimi alanında
yaşanacak rekabet için altyapı/hizmet kalitesi ile iletim kapasitesinin en önemli faktörler
olduğu dikkate alındığında, bu alanda oluşması beklenen rekabetin esasen altyapı
rekabeti olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlamda, altyapılardaki rekabetin 1950
sınırlandırılması ancak altyapılar arası rekabetin pratik ya da teknik/teknolojik/piyasa
08–03/35–11
44
özgü nedenler ile mümkün olmadığı durumlar için mazur görülebilecektir. Yukarıda
değinildiği üzere, bu noktada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, altyapılar
arasında sınırlanan rekabetin söz konusu altyapı kullanılarak ortaya konan hizmet
rekabetine de olan etkileridir. Bir başka deyişle esasen altyapılar arasında rekabetin
tesis edilmediği durumlarda hizmetler arasında veya üst pazarlarda rekabetin
sağlanması da oldukça zordur.
Dosya konusu ortak girişim anlaşması ise; alt pazarlarda dahil olmak üzere, hem
sayısal yayıncılık iletim pazarındaki altyapı rekabeti ile söz konusu altyapılar 1960
kullanılarak sunulacak hizmetlerdeki rekabetin hem de yayıncılık dışında etkilenen
diğer pazarlarda görülebilecek rekabetin azaltılması/sınırlandırılması riskini/etkisini
taşımaktadır.
Anlaşmanın niteliği itibari ile sonuçlarının piyasaya olan etkileri dışında, anlaşma
taraflarının halihazırda analog yayıncılık alanındaki pazar güçleri dikkate alındığında,
esasen anlaşmanın ortak girişimin faaliyet göstereceği tüm alanlardaki rekabeti çok
ciddi bir biçimde etkileyeceğini (hatta ortadan kaldıracağını) söylemek yanlış
olmayacaktır.
1970
Yukarıda, herhangi bir pazarın temel faaliyet alanında gerçekleştirilebilecek rekabet
sınırlamalarının, hem altyapı faaliyeti hem de altyapılar üzerinde verilecek hizmetler
bakımından etkilerine teorik olarak yer verilmiştir. Bu noktada, söz konusu etkilerin,
halihazırdaki inceleme konusu bakımından da sonuçlarının ortaya konulması gereklilik
arz etmektedir. Esasen Karar’ın “Ortak Girişim Anlaşmasının 4054 Sayılı Kanun’un 4.
Maddesi Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı bölümünde yer verilen anlaşmanın 4.
maddeye aykırı yönlerinin tamamının bu bölüm için de geçerli olduğunu söylemek
gerekir. Bir başka deyişle, bu bölümde, söz konusu bölümde ortaya konan Kanun’a
aykırılıkların, Kanun’un 5. maddesinde yer alan muafiyet koşullarını taşıyıp taşımadığı
incelenecektir. Söz konusu aykırılıkları hatırlanması, değerlendirmeler bakımından 1980
faydalı olacaktır:
1. Bilindiği gibi rakipler arasındaki ortak yerleşim/tesis paylaşımı gibi altyapının
birlikte kullanımına konu işbirliği anlaşmalarına, rekabet hukuku açısından
olumlu yaklaşılabilmesi için belirli koşulların sağlanması gerekmektedir.
Herhangi bir piyasadaki işbirliği anlaşmalarının değerlendirilmesinde dikkate
alınan konu başlıklarını özetle;
- Anlaşma taraflarının pazar güçleri,
- Anlaşma konusunun bizatihi kendisinin bir piyasayı ilgilendirip 1990
ilgilendirmediği ve eğer anlaşma konusu piyasalaşabilecek/piyasalaşmış
bir faaliyet konusu ise, anlaşmanın bizzat bu pazara olan etkileri,
- Anlaşmanın, diğer (özellikle anlaşma taraflarının rakip
oldukları/olacakları) piyasalara olan etkisinin değerlendirilmesi
olarak sıralamak mümkündür.
Anten A.Ş., ulusal televizyon yayıncılığı alanında faaliyet gösteren bütün
teşebbüslerin bir araya gelmesi ile oluşturulmuştur. Ulusal televizyon
yayınlarının ise karasal vericiler vasıtası ile izleyicilere ulaştırabilmesi için hem 2000
gerekli altyapıya hem de kıt bir kaynak olan frekansa ihtiyaç bulunmaktadır. Bu
anlamda Anten A.Ş. ortaklarının her biri ayrı ayrı televizyon yayıncılığı alanında
08–03/35–11
45
faaliyet gösterirken, Anten A.Ş. yayıncılık harici hizmetler dışında, özellikle
kendi ortaklarının yapacağı sayısal televizyon yayınlarının izleyiciye
ulaştırılmasını da sağlamak üzere gerekli olan altyapıyı/hizmetleri sunmak üzere
oluşturulmuştur. Ancak bilindiği gibi, sayısal yayıncılıkta frekansın kullanımı ve
dolayısıyla bu anlamda verilecek altyapı hizmetinin niteliği analog yayıncılığa
göre farklılaşmaktadır. Bir başka deyişle, televizyon yayıncısı niteliğini haiz
rakiplerin bir araya gelerek meydana getirmiş olduğu işbirliği anlaşmasının
bizatihi kendisi temel bir faaliyetin (piyasanın) konusunu teşkil etmekte olup, söz 2010
konusu anlaşmanın yayıncılık alanı üzerindeki etkileri öncesinde kendi
piyasasına olan etkileri bakımından değerlendirilmesi zorunluluk arz etmektedir.
Bunun dışında bu alandaki yapılanmanın, anlaşmanın konu edindiği faaliyetler
dışında kalan yayıncılık ve yayın dışı alanlara etkisi ise ayrıca ele alınmalıdır.
Dolayısıyla dosya konusu işbirliği anlaşmasının, öncelikle anlaşmanın esas
konusunu teşkil eden sayısal yayıncılık iletim hizmeti (özellikle bu hizmetin
frekans ile ilişkisi ve platform işletmeciliği dikkate alındığında) alanındaki
rekabete olan etkisi bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir başka
deyişle söz konusu işbirliği, öncelikle yayıncılık alanına olan etkileri bakımından 2020
değil sayısal yayıncılık iletim/platform işletmeciliğine olan etkileri bakımından
değerlendirmelidir.
Daha önce de belirtildiği üzere, Anten A.Ş., ulusal televizyon yayıncılığı
piyasasında faaliyet gösteren hemen hemen bütün (rakip) teşebbüslerin bir
araya gelmesi ile oluşturulmuştur. Bu anlamda söz konusu teşebbüsleri;
- Hem karasal sayısal iletim hizmeti içerisinde yer alacak platform/altyapı
işletmecilerinin sunacakları hizmetlerin en büyük alıcısı
- Hem de karasal sayısal iletim hizmeti içerisinde yer alacak temel faaliyet 2030
alanlarına yönelik (platform/çoklama işletmeciliği) en büyük potansiyel
hizmet sağlayıcı
olarak tanımlamak mümkündür. Bu durumun olası sonuçlarını ise aşağıdaki gibi
özetlemek mümkündür:
- Anten A.Ş. tarafları, mevcut durumda, karasal sayısal iletim hizmetini
sağlayacak işletmecilerin en büyük alıcısı konumundadır. Bu durumda
potansiyel rakiplerin Anten A.Ş. tüzel kişiliği altındaki birlikteliği ayrıca
bizatihi kendisinin rekabetçi bir piyasa yapılanma göstermesi gereken 2040
karasal sayısal iletim hizmeti/platform işletmeciliği alanlarında yatırım
yapmak isteyen olası diğer teşebbüslerin yetersiz bir talep ile karşı
karşıya gelmesine neden olacaktır. Bir başka deyişle, Anten A.Ş. tarafları
arasında yer almayan bir işletmecinin Anten A.Ş. tarafları haricinde geriye
kalan talebin yetersizliği karşısında, bu alanlara yatırım yapması ve söz
konusu alanlarda bir piyasalaşmanın ortaya çıkması olanaklı
görülmemektedir. (Hatta bazı teşebbüslerin kendi yayıncılık faaliyeti için
bu hizmetleri vermek adına piyasaya girmesi dahi, piyasada rekabetin
yaşanması sonucunu doğurmayacaktır.) Dolayısı ile Anten A.Ş. gibi bir
yapının mevcudiyeti, bu alanlarda rekabetçi bir piyasa yapılanmasının 2050
önündeki en büyük engel olacaktır. Bir başka deyişle Anten A.Ş.’nin
sayısal yayıncılık iletim faaliyetlerinin tamamını yapabilecek olması, ayrı
08–03/35–11
46
ayrı rekabetçi piyasa yapılanmasının mümkün olduğu alanlarda fiili bir
tekelin doğması riskini gündeme getirmektedir35.
- Anten A.Ş. oluşumu dışında bir teşebbüsün piyasaya girmesi, Anten
A.Ş. tarafları haricinde geriye kalan talebin bu piyasaya girmek için yeterli
olmaması nedeniyle çok mümkün gözükmezken, bizzat Anten A.Ş.
oluşumunun kendisi de birden fazla işletmecinin bu piyasaya girmesi
önünde engel teşkil etmektedir. Bilindiği gibi Anten A.Ş.’nin ortakları 2060
özellikle ulusal yayıncı sıfatına sahip teşebbüslerdir. Bir başka deyişle,
söz konusu ortaklık, kendi ortaklarına da hizmet verecek şekilde sayısal
yayıncılık iletim hizmetini (tüm aşamaları ile birlikte) verebilecek
potansiyel rakiplerin bir araya gelmesi ile oluşturulmuştur. Anten A.Ş. gibi
bir yapının mevcut olmadığı bir durumda, sözü edilen teşebbüslerin (veya
ikili, üçlü ortaklıkların) veya yeni yayıncıların bu alana girip yatırım
yapmaları en muhtemel senaryo olarak görülmektedir. Bu anlamda
özellikle altyapı hizmeti satın alacak yayıncıların ve platform
işletmecilerinin ayrıca hizmet sunacağı diğer alıcıların (örneğin
tüketicilerin) tercih haklarının kısıtlanması ile rekabetçi bir piyasa 2070
yapılanmasından elde edilebilecek tüm faydaların engellenmesi söz
konusu olacaktır.
Dolayısı ile Anten A.Ş. tüzel kişiliği altında tesis edilen anlaşma, yukarıda yer
verildiği şekilde rakiplerin bir araya gelip, rekabet ettikleri alanlarda etkinlik
sağlayabilecek bir işbirliği anlaşması olmaktan ziyade, bizzat kendisi rekabetçi
bir piyasa olması gereken bir alanda rekabetin ortadan kaldırılmasına neden
olmaktadır. Bu durumun rekabetin zorunlu olandan daha fazla sınırlanması
anlamına geldiği ise açıktır.
2080
2. Bilindiği gibi frekansın kıt kaynak olması nedeniyle yayıncılık alanına girişler için
teknolojik bir engel bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yayıncılık sınırlı sayıda
oyuncunun faaliyet gösterebileceği bir pazar yapısı arz etmektedir. Her ne kadar
sayısal yayıncılık alanında faaliyet gösterecek işletmeci sayısı analog
yayıncılıktan fazla olsa dahi, bu durum, platform işletmeciliği de göz önüne
alındığında, pazara girişler çerçevesinde rekabet edileceği (3984 sayılı
Kanun’da yer aldığı şekliyle tahsislerin ihale ile yapılacağı) gerçeğini
değiştirmemektedir. Bu anlamda, paralel yayın döneminde, mevcut yayıncıların
ve dolayısı ile Anten A.Ş.’nin sahip olacağı avantajların, frekansın tahsisi için
yapılacak ihalede gerçekleşmesi beklenen rekabetçi süreçleri de iki noktada 2090
olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülmektedir. Bunlardan ilki potansiyel
rakiplerin birlikteliği karşısında ihaledeki rekabetçi sürecin bu durumdan
olumsuz etkilenmesidir. Diğer bir olası sonuç ise, paralel yayıncılık döneminde
fiili olarak hem iletim hem de yayıncılık alanında faaliyet gösterecek olan mevcut
yayıncıların, piyasaya ilk girmenin avantajını, ihalede kendi lehlerine kullanma
35 Sayısal yayıncılık iletim hizmetinin, tek bir teşebbüs fakat yayıncılardan bağımsız üçüncü tarafflarca yerine
getirilmesi ile bu tek teşebbüsün Anten A.Ş. olması arasında dahi, bu oluşumun piyasadaki rekabete etkisi
bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Anten A.Ş. her ne kadar önemli büyüklükteki yayıncıların tamamını
bünyesinde barındırsa da, daha küçük ya da halihazırda ortak olmayan veya potansiyel yayıncılarında Anten
A.Ş.’den hizmet satın alması muhtemel görünmektedir. Bu durumda Anten A.Ş.’nin, ortaklarının yayıncılık
alanındaki rakiplerine girdi temin etmesi gündeme gelmektedir. Bu durum birçok kötüye kullanmayı gündeme
getirebileceği gibi, rekabetin bulunmadığı bu alanların maliyetli bir süreç olsa da ayrıca bu açılardan da
düzenlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.
08–03/35–11
47
riskidir. Bu durum, yayıncılık ve yayın iletimi alanında, kaynakların etkin dağılımı
bakımından olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilecektir.
Bu anlamda Anten A.Ş. oluşumunun rekabete olan olumsuz etkileri yalnızca fiili
olarak faaliyet gösterilecek/ya da etkilenen pazarlar ile sınırlı kalmayacak, pazar 2100
için rekabet sürecini ifade eden frekansların yapılacak ihale ile işletmecilere
tahsisi aşamasını dolayısıyla ihaleden beklenen faydaların elde edilmesini de
olumsuz yönde etkileyebilecektir.
3. Yukarıda ihale aşaması için ifade edilen olumsuzlukların, esasen frekansların
tahsisi için ihale sürecinin yaşanmaması durumunda da bir başka deyişle fiili bir
durum yaratılması halinde de ortaya çıkabileceğinden bahsetmek yanlış
olmayacaktır. Bu durum, kıt bir kaynak olan frekansın kullanımının rekabetçi bir
şekilde teşebbüslere tahsisi yerine mevcut durumun devamını sağlama
anlamına gelecek şekilde yapılması, sayısal yayıncılık dahil birçok piyasada 2110
rekabetten beklenen faydaların önüne geçilmesi sonucunu ortaya
çıkarabilecektir. Frekansların kullanımında mevcut yayıncıların halihazırda sahip
oldukları avantajlar, frekansın kullanımının yine rekabetçi bir tahsis yerine,
mevcut yayıncıların uhdesine bırakılacak olması nedeniyle paralel dönemde de
sayısal yayıncılık için aynen geçerliliğini koruyacaktır. Bir başka deyişle,
piyasaya giriş engeli hem sayısal yayıncılık hem de çoklayıcı işletmeciliği
faaliyetleri bakımından geçerli olacak ve analog yayıncılık da yaşanan fiili
durumun sayısal yayıncılığa aynen aktarılması, paralel yayın döneminde
frekansların kullanımını fiilen yerine getirecek olan platform/çoklayıcı
işletmecileri (Anten A.Ş.= mevcut ulusal yayıncılar) lehine benzeri bir durumun, 2120
tamamen sayısal yayıncılık dönemine geçildiğinde de yaşanma riskini
artıracaktır.
4. Karar’ın daha önceki bölümlerinde detaylı olarak açıklandığı üzere, ülkemizde
sayısal yayıncılığa geçiş, izleyiciler, yayıncılar ve en genel anlamda tüm toplum
bakımından birtakım iyileşme ve yenilikleri beraberinde getirecektir36. Bununla
birlikte sayısal yayıncılığın ülkemizde yaratacağı en önemli ekonomik fayda
frekans kullanımında yaratacağı etkinlik olacaktır. Bilindiği gibi sayısal teknoloji
frekansı analog teknolojiye oranla 4-6 kat daha etkin kullanabilmektedir. Söz
konusu etkinlik frekansın kalan bölümlerinin kullanımında yeni fırsatlar 2130
yaratmaktadır. Etkin kullanımı dolayısıyla kıt bir kaynak olan frekanslar hem
yeni ve/veya daha gelişmiş yayıncılık hizmetlerinde (yüksek tanımlamalı TV vb.)
hem de yayıncılık dışı hizmetlerin (internet, mobil uygulamalar vb.) sunumunda
kullanılabilecektir.
Frekansın etkin kullanımı dolayısıyla ortaya çıkacak bu yeni hizmet alanlarının
gelişimi, söz konusu hizmetlerin sunulacağı yapı ile doğrudan ilişkilidir. Hane
halkları, yayıncılar ve genel olarak tüm toplumun sayısal dönüşümden
maksimum faydayı sağlaması sayısal yayınların iletimi aşamalarındaki
hizmetlerin fiyat, kalite ve çeşitliliği anlamında yaşanacak yenilik ve ilerlemeler 2140
ile elde edilebilecektir. Bu anlamda sayısal yayıncılığın başarısının geliştirilmesi
ve arttırılması sayısal yayıncılılık iletim hizmeti alanındaki etkin rekabetin
36 Örneğin, DVB-T; daha iyi görüntü ve ses kalitesi, mobil alış, etkileşimli TV gibi yeniliklerin yanında, yayınlarla
birlikte (alt yazı vb.) ve yayınlardan bağımsız veri iletimine olanak sağlama özelliği sayesinde yaşlı ve özürlü
insanların hayatında birtakım kolaylıklar sağlayabilecektir.
08–03/35–11
48
sağlanması ile mümkün olabilecektir37. Ancak, daha önce de ifade edildiği üzere
Anten A.Ş. ortaklarının toplam pazar payı bakımından televizyon yayıncılığı
pazarının hemen hemen tamamını temsil ettiği dikkate alındığında, alternatif
işletmecilerin, Anten A.Ş. ortakları dışında yeterli bir taleple karşılaşması
mümkün görünmemektedir. Bu durum pazara giriş bakımından fiili bir engel
yaratılmasına neden olmaktadır.
Yukarıda yer verilen tespitler/etkiler/sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde dosya konusu 2150
anlaşmanın, Kanun’un 5. maddesinde yer verilen;
- İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,
- Rekabetin umulan faydaların elde edilmesi için zorunlu olandan fazla
sınırlanmaması
koşullarını karşılamadığı çok açık bir biçimde görülmektedir. Buna ek olarak, Anten
A.Ş.’nin anten taşıyıcı yapı hizmeti dışında kalan faaliyetleri bakımından, bu oluşumu
taraflar açısından zorunlu kılan ya da yukarıda yer verilen olumsuzlukları bertaraf
edebilecek pratik (fiili) ya da teknik/teknolojik/piyasaya özgü nedenlerin mevcudiyeti de 2160
söz konusu değildir. Dolayısı ile Anten A.Ş.’nin yukarıda yer yerilen faaliyetleri yerine
getirmesine ilişkin olarak Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde Kanun’un 4. maddesinin
uygulamasından muaf tutulması olanaklı görülmemektedir.
Bu anlamda Anten A.Ş. Ortak Girişim Anlaşması/Ana Sözleşmesi’nin;
Anten A.Ş.’nin mevcut ortaklık yapısı ve
Halihazırda karasal sayısal yayıncılığın yapılabilmesi için gerekli olan altyapı
işletmeciliğine ilişkin temel faaliyet alanlarında (multipleks/platform işletmeciliği)
düzenlemelerin mevcut olmaması 2170
koşulları göz önüne alınarak yapılan değerlendirmesinde;
Anten A.Ş.’nin,
(gerekli düzenlemeler olmaksızın ve
kıt bir kaynak olan frekansın, analog yayıncılığa benzer şekilde, tahsis
edilmeksizin)
Ana Sözleşmesinde yer alan ve kısaca “iletim”, “çoklama/platform”, “verici” ve “anten” 2180
işletmeciliği gibi alanların tümünde faaliyet göstermesinin, fiilen sayısal yayıncılığa
geçiş anlamına geleceği ve bu durumun da (hem yayıncılık hem de internet erişim
hizmetleri ve mobil uygulamalar gibi yayıncılık dışındaki alanlarda rekabetin getireceği
faydalar ve fırsatların elde edilebilmesi için gereklilik arz eden) karasal sayısal platform
işletmeciliği de dahil olmak üzere sayısal yayıncılık altyapı hizmetlerinde fiili bir tekelin
yaratılması riskini taşıdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Yapılan değerlendirmeler, halihazırda sayısal yayıncılığın iletim alanına ilişkin gerekli
düzenlemelerin mevcut olmadığı bir durumda, Anten A.Ş. tüzel kişiliğinin oluşumu ile
birlikte fiilen sayısal yayıncılığa geçişin sağlanması noktasında düğümlenmektedir. Bir 2190
37 Communication From the Commission To The Council, The European Parliament, The European European
Economic and Social Committee and The Committee of The Regions On Accelerating The Transition From
Analogue To Digital Broadcasting, COM(2005), 204final, p.8
08–03/35–11
49
başka deyişle Anten A.Ş. oluşumu altında yerine getirilecek faaliyetler, hangi alanlarda
rekabetin yaşanacağını ortaya koyacak olan gerekli düzenlemelerin yokluğunda,
otomatik olarak o alanların rekabete kapatılması ve fiilen sayısal yayıncılığın
başlaması anlamına gelmektedir. Bu durum ise, söz konusu etkinin ortadan
kaldırılabilmesini teminen, Anten A.Ş. Ana Sözleşmesi’nin anten taşıyıcı yapıları
dışındaki, fiilen sayısal yayıncılığın başlatılmasına olanak sağlayacak tüm
faaliyetlerinin, bu faaliyetlerin tamamının bir katma değer yaratıp yaratmadığından
bağımsız olarak, engellenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Frekans tahsisinin rekabetçi yöntemler ile platform/çoklayıcı işletmecilerine yapıldığı ve 2200
böylece platform/çoklayıcı işletmeciliğinde (alanında/piyasasında) rekabetin tesis
edildiği (fiilen yaşandığı) durumlarda, Anten A.Ş.’nin (veya benzer başka bir oluşumun)
kalan altyapı faaliyetleri bakımından yapılacak değerlendirmesinin daha farklı bir bakış
açısı ile ele alınması kaçınılmaz olacaktır. Bu çerçevede, Anten A.Ş. oluşumunun
faaliyete geçmesiyle birlikte ortaya çıkacak olan olumsuz tabloyu ortadan
kaldırabilecek ve Anten A.Ş. oluşumuna muafiyet tanınmasına yol açabilecek gelişme
(koşul) ise; rekabetçi yöntemlerle frekansların platform/çoklayıcı işletmecilerine tahsisi,
rekabetçi yapılanmayı tesise yönelik gerekli düzenlemelerin ilgili düzenleyici kuruluşlar
tarafından yapılması ve fiilen platform/çoklayıcı işletmeciliği alanında rekabetçi bir
piyasa yapısının ortaya çıkması bir başka deyişle TRT38 hariç birden fazla bağımsız 2210
iktisadi varlığın yukarıda yer verilen alanda/piyasada faaliyet göstermesidir. Ancak,
frekans tahsisinin (ihalenin) rekabetçi olması ve/veya düzenlemelerin de rekabetçi bir
yapıyı öngördüğü hallerde dahi, Anten A.Ş.’nin mevcudiyeti nedeniyle piyasada
rekabetin fiilen oluşmaması/yaşanmaması (ihaleye yalnızca Anten A.Ş.’nin katılması
ya da frekansları yasal olarak veyahut fiilen yalnızca Anten A.Ş.’nin kullanması gibi)
durumu da muafiyetin başlaması/geçerli olabilmesi için gerekli olan koşulun
oluşmadığı/yerine getirilmediği anlamına gelecektir. Bu anlamda, rekabetçi bir ihalenin
ve gerekli düzenlemelerin yapılması koşulu, bu ihale ve düzenlemelerin ilgili pazarlarda
fiilen rekabetçi yapıların oluşması sonucunu da içermektedir. Bu çerçevede, söz
konusu koşulun yerine getirilmesi kaydıyla, Anten A.Ş. oluşumuna Kanun’un 5. 2220
maddesi çerçevesinde 5 yıl süre ile bireysel muafiyet tanınmasında bir sakınca
olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
I. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre;
Anten A.Ş.’nin Ana Sözleşmesi’nin “Amaç ve Konu” başlıklı 3. maddesinde yer alan,
“İlgili mevzuat çerçevesinde sahip olduğu anten taşıma yapıları ve teçhizatı
vasıtası ile alt yapı ve hizmet işletmeciliği yapmak”, 2230
“RTÜK tarafından yayın lisansı veya geçici yayın izni verilen yayıncılara
lisanslarında belirtilen nitelikte ve belirlenen bölgede yayın yapmasını sağlayacak
hizmet vermek”
“Şirketin hedefi bütün Türkiye’yi kapsayacak bir sayısal karasal yayın şebekesi
kurmaktır.”
gibi ifadeler ile Anten A.Ş. tarafından gönderilen yazıda yer alan,
38 3984 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre “ulusal kanal ve frekans bandı planlamasındaki kanal ve frekans
bantlarının dörtte biri Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna tahsis edilir”.
08–03/35–11
50
2240
“RTÜK’ten yayın lisansı almış bütün yayıncılara Türkiye’nin her köşesinde, içerik
sağlama dışında kalan her türlü teknik desteği ve olanakları sağlamak, bu amaçla
tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde karasal sayısal yayıncılık zincirinde yer alan
çoklayıcı, iletim, verici ve anten hizmetleri konusunda faaliyet göstermesi
amaçlanmaktadır.”
ifadelerinin (Anten A.Ş. Ortak Girişim Anlaşması/Ana Sözleşmesi’nin);
Anten A.Ş.’nin mevcut ortaklık yapısı ve
Halihazırda karasal sayısal yayıncılığın yapılabilmesi için gerekli olan altyapı 2250
işletmeciliğine ilişkin temel faaliyet alanlarında (multipleks/platform işletmeciliği)
düzenlemelerin mevcut olmaması
koşulları göz önüne alınarak yapılan değerlendirmesinde;
Anten A.Ş.’nin,
(gerekli düzenlemeler olmaksızın ve
kıt bir kaynak olan frekansın, analog yayıncılığa benzer şekilde, tahsis
edilmeksizin) 2260
Ana Sözleşmesinde yer alan ve kısaca “iletim”, “çoklama/platform”, “verici” ve “anten”
işletmeciliği gibi alanların tümünde faaliyet göstermesinin, fiilen sayısal yayıncılığa
geçiş anlamına geleceği ve bu durumun da (hem yayıncılık hem de internet erişim
hizmetleri ve mobil uygulamalar gibi yayıncılık dışındaki alanlarda rekabetin getireceği
faydalar ve fırsatların elde edilebilmesi için gereklilik arz eden) karasal sayısal platform
işletmeciliği de dahil olmak üzere sayısal yayıncılık altyapı hizmetlerinde fiili bir tekelin
yaratılması riskini taşıdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu çerçevede;
A- Bildirim konusu işlemin (Anten A.Ş. Ortak Girişim Anlaşması/Ana Sözleşmesi) 4054 2270
sayılı Kanun’un 7. maddesi ve bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan 1997/1 sayılı “Rekabet
Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ”in 2.
maddesinde sayılan birleşme veya devralma sayılan hallerden birisi olarak
değerlendirilemeyeceğine, bu nedenle başvuru konusu işlemin 4054 sayılı Kanun’un 7.
maddesi kapsamında bir birleşme/devralma işlemi olmadığına; 4. maddesi
kapsamında rekabeti sınırlayıcı bir işbirliği anlaşması olduğuna,
B- Bildirim konusu işlemin 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde
değerlendirilmesi neticesinde;
2280
1- Anten A.Ş.’nin kısaca “anten taşıyıcı yapılarının kurulum ve işletilmesi” anlamına
gelebilecek faaliyetine;
Mevcut Ana Sözleşme’nin “Hisse miktarına ve oranına bakılmaksızın
hissedarlar iş bu şirketin hizmetlerinden eşit şartlarda yararlanır, hissedarlara
eşit hizmet tarifesi uygulanır. Şirket hissedarı olmayanlara da farklı ama eşit
tarife uygulanır” şeklindeki 7.5. maddesinin “Hisse miktarına ve oranına
bakılmaksızın hissedarlar ve üçüncü kişiler işbu şirketin hizmetlerinden (Anten
A.Ş.’nin sahibi olacağı fiziki altyapının, fiyat başta olmak kaydıyla, makul ve
08–03/35–11
51
ayrımcılık içermeyecek koşullarda üçüncü tarafların erişimine sunulması da 2290
dahil olmak üzere) eşit şartlarda yararlanır” şeklinde tadil edilmesi koşuluyla
Kanun’un 5. maddesi uyarınca süresiz olarak muafiyet tanınmasına,
2- Anten A.Ş.’nin sayısal yayıncılık iletim hizmetini yapabilmek amacıyla anten
taşıyıcı yapılarının kurulum ve işletimi dışında kalan hizmetleri ifade eden
faaliyetlerine ise karasal sayısal yayıncılığın yapılabilmesi için gerekli olan
altyapı işletmeciliğine ilişkin temel faaliyet alanlarında (multipleks/platform
işletmeciliği de dahil olmak üzere) rekabetçi yapıyı tesise yönelik gerekli
düzenlemelerin ilgili düzenleyici kuruluşlar (RTÜK, Telekomünikasyon Kurumu 2300
vb.) tarafından yapılması kaydıyla Kanun’un 5. maddesi uyarınca 5 yıl süre için
bireysel muafiyet tanınmasına,
OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy