Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2008-4-100
Karar Sayısı : 08-35/463-163
Karar Tarihi : 27.5.2008
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Tuncay SONGÖR, M. Sıraç ASLAN, 10
Süreyya ÇAKIN, Mehmet Akif ERSİN,
Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı KARAKELLE
B. RAPORTÖRLER : M. Haluk ARI, Bekir KOCABAŞ, Hale SAĞLAM
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : Gizlilik talebi bulunmaktadır.
D. HAKKINDA İLK İNCELEME
YAPILAN : - Ansell Healthcare Europe N.V.
Riverside Business Park, Spey House Boulevard
International 55-B1070 Brüksel BELÇİKA 20
- İstanbul Ticaret Hırdavat Sanayi Ltd. Şti.
Tersane Cd. No:33 Karaköy/İstanbul
- Vision Danışmanlık Medikal İthalat İhracat Turizm Sanayi
Ltd. Şti.
Cevat Dündar Cd. Kavacıklı İş Merkezi 15 Blk. K:1 No:7
Ostim/Ankara
E. DOSYA KONUSU: Ansell Healthcare Europe N.V (Ansell), İstanbul Ticaret
Hırdavat Sanayi Ltd. Şti. (İstanbul Ticaret) ve Vision Danışmanlık Medikal
İthalat İhracat Turizm Sanayi Ltd. Şti. (Vision)’nin rekabete aykırı eylemleri ile 30
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettikleri iddiası.
F. İDDİALARIN ÖZETİ: Şikayet dilekçesinde, iş güvenliği malzemelerinin
pazarlanması alanında faaliyet gösteren şikayetçinin; 2007 yılına kadar herhangi bir
münhasırlık ilişkisi olmaksızın yurtdışı menşeli bir şirket olan Ansell‘in iş güvenliği
alanındaki ürünlerinin Türkiye pazarında dağıtımını yaptığı, bu dönem içerisinde
Ansell’in iş güvenliği alanındaki ürünlerinin Türkiye’de dağıtımını yapan başka
şirketlerin de bulunduğu; ancak 2007 yılında itibaren şikayete konu teşebbüsün,
ürünlerinin Türkiye pazarında dağıtımı konusunda farklı bir yapılanmaya giderek
Ansell ürünlerinin neredeyse tamamında kendileri gibi bir dağıtıcı olan İstanbul
Ticaret’i; “87 grubu” olarak adlandırılan belirli bir ürün grubunda ise “Nam” isimli bir 40
08-35/463-163
2
şirketi Türkiye pazarında münhasır dağıtıcı olarak atadığı belirtilmekte ve şu
hususlar şikayet edilmektedir:
- Şikayetçinin, rakip konumundaki İstanbul Ticaret’in alt bayisi konumuna
indirgenmesi ve bu şirketten alım yapmak durumunda bırakılması,
- Ansell’in Türkiye’de herhangi bir şubesi ya da irtibat bürosu bulunmamakla birlikte
Vision’un ortağı Yves Lonneville’in, Ansell’in Türkiye temsilcisi gibi hareket etmesi
ve Vision firması tarafından Ansell’e fatura kesilmesi; ayrıca Türkiye’de şubesi veya
temsilciliği bulunmayan Ansell’in yasalara aykırı bir şekilde Türkiye’de faaliyet
göstermesi ve kendi adına eleman istihdam etmesi,
- İstanbul Ticaret’in ana dağıtıcı olarak atanmasını takiben, şikayetçinin acil 50
siparişlerinin “stoklarda ilgili ürünün bulunmadığı” gerekçesiyle geri çevrilmesi; diğer
siparişlerde ise satışın yapılacağı nihai müşterilerin bilgilerinin Ansell’in Türkiye
temsilcisi olarak hareket eden Vision firması yetkililerine bildirilmesi şartıyla mal
teslimatının yapılması; ayrıca Vision firması yetkilileri tarafından şikayetçinin
müşterilerine ilişkin bilgilerin İstanbul Ticaret’e aktarılarak İstanbul Ticaret’in ve bu
şirketin bazı alt bayilerinin söz konusu müşterilere daha uygun fiyatlarla satış
yapmasına imkan tanınması ve böylece şikayetçi firmanın rekabet gücünün
kırılması,
- Ansell firması ile bu firmanın Türkiye temsilcisi Yves Lonneville’in sık sık
gönderdikleri elektronik posta mesajlarıyla şikayetçiye başka marka ürünleri 60
satmaktan vazgeçmesi yönünde baskı uygulaması; İstanbul Ticaret de başka marka
ürünler sattığı halde bu duruma göz yumulması,
- Paralel ithalatın engellenmesi.
G. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 25.4.2008 tarih, 2489 sayı ile giren
başvuru üzerine düzenlenen 21.5.2008 tarih, 2008-4-100/İİ-08-MHA sayılı İlk
İnceleme Raporu, 22.5.2008 tarih, REK.0.08.00.00-110/131 sayılı Başkanlık
Önergesi ile 08-35 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara bağlanmıştır.
H. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili Raporda, şikayet konusu iddialara yönelik olarak
4054 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir işlem yapılmasına gerek bulunmadığı
görüşüne yer verilmiştir. 70
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. İlgili Pazar
I.1.1. İlgili Ürün Pazarı
Şikayete konu ürünler genel olarak iş güvenliği malzemeleridir. İş güvenliği alanında
kullanılan malzemeler; “baret”, “gaz maskesi”, “toz maskesi”, “güvenlik gözlükleri”,
“kulak tıkacı”, “kulaklık” ve “iş eldivenleri” gibi çok sayıda ürün grubundan
oluşmaktadır. Bu ürün gruplarından her biri farklı amaçlar ve çalışma ortamı için
tasarlandığından birbirinin ikamesi değildir. Bu çerçevede ilgili ürün pazarları; her bir
ürün grubu ayrı pazar olmak üzere; “iş güveliği malzemeleri pazarları” olarak 80
belirlenmiştir.
08-35/463-163
3
I.1.2. İlgili Coğrafi Pazar
Ansell’in ilgili ürünlere ilişkin yerleşik dağıtım ağlarının tüm Türkiye’ye hizmet
verecek şekilde tasarlanmış olması nedeniyle, ilgili coğrafi pazar “Türkiye
Cumhuriyeti sınırları” olarak tespit edilmiştir.
I.2. Sektör Hakkında Bilgi
Şikayete konu uygulamanın gerçekleştiği pazar olan iş güvenliği malzemeleri pazarı, 90
baştan ayağa kadar, çalışılan işe göre, iş kazalarından oluşabilecek hasarları en
aza indirmek ve çalışanları meslek hastalıklarından korumak amacıyla üretilmiş
ürünlerden oluşmaktadır. Bunlar; kafa koruma amacıyla üretilen baretler, göz
koruma için sanayi tipi gözlükler, yoğun gürültülü ortamlarda çalışanlar için işitme
kaybının engellenmesi amacıyla üretilen kulaklıklar, solunum koruma için gaz ve toz
maskeleri ile el ve ayak koruma için kullanılan özel ürünler olarak özetlenebilir.
Ülkemizde, işçi sağlığı ve iş güvenliği ürünleri pazarı büyüyen bir pazar olmakla
birlikte, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki bilinç ve bu alandaki yasal
yaptırımların yetersiz olması gibi nedenlerden mevcut büyüklüğü potansiyelinin çok
altındadır. Ancak, son yıllarda ekonomide gözlenen hızlı büyümenin yanı sıra, AB 100
adaylık süreciyle birlikte gelişmesi beklenen işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki
toplumsal bilincin ve yasal yaptırımların artmasına paralel olarak, pazarın
büyüyeceği tahmin edilmektedir.
İş güvenliği konusunda yeterli yasal yaptırımların olmaması ve ürünlerin
kullanılmasının gerekliliğine ilişkin bilincin oluşmaması, söz konusu ürünlere olan
talebin az olmasına yol açmıştır. Dolayısıyla, talebe ilişkin arz da az olacağından
sektöre ilişkin yerli üretim sınırlı kalmıştır. Bu nedenle yurtiçindeki sağlayıcı firmalar
büyük çoğunlukla yurt dışında üretilen markaların ithalatçıları konumundadır. İlgili
ürünlerin müşterileri ise; çoğunluğu belirli düzeyde alım gücüne sahip büyük sanayi
kuruluşları olmak üzere, fabrikalar, atölyeler ve az sayıda da olsa bireysel 110
kullanıcılardır. Bu müşteriler ürünleri, yurt içindeki sağlayıcı firmalardan, bu
sağlayıcıların bayilerinden veya doğrudan yurtdışından ithal ederek temin
etmektedirler. İthalatın önünde ciddi yasal engeller olmadığı için toplu alım yapan
teşebbüsler bu malzemeleri bayiler aracılığıyla almaktansa doğrudan ithal etmeyi de
tercih edebilmektedirler.
İlgili ürün pazarında çok sayıda marka ve bu markaların çok sayıda dağıtıcısı
bulunmaktadır. İş güvenliği malzemelerinin çeşitli alanlarında yüze yakın dağıtıcı ve
bunların mal temin ettiği çok sayıda marka bulunmaktadır . Buna sektörde toplu alım
yapan kurumsal firmaların veya kamu kuruluşlarının alım gücü de eklendiğinde
markaların sağlayıcılarının ve/veya dağıtıcılarının önemli bir pazar gücüne 120
ulaşmalarının güç olduğu anlaşılmaktadır.
08-35/463-163
4
I.3. Değerlendirme
Şikayet konusu uygulamalardan ilki, Ansell’in iş güvenliği malzemelerinin Türkiye
pazarındaki dağıtımını 2007 yılından itibaren İstanbul Ticaret ve Nam firmaları
aracılığıyla gerçekleştirmeye başlayarak, daha önce Ansell firmasının dağıtıcılığını
yapan şikayetçiyi İstanbul Ticaret’in alt bayisi durumuna getirmesidir.
Ansell, Türkiye’de yerleşik bir firma olmayıp Türkiye’de yerleşik dağıtıcılar 130
aracılığıyla faaliyette bulunmaktadır. Ansell’in önceki dağıtım ağı tek satıcılık
ilişkisine dayanmadığından; ürünlerinin satışını sadece bir bayi aracılığıyla değil
şikayetçinin de aralarında bulunduğu birden fazla dağıtıcı kanalıyla
gerçekleştirmiştir. 2007 yılından itibaren ise, Ansell’in Türkiye pazarındaki yeniden
yapılanma çalışmaları kapsamında, “87 grubu” haricindeki bütün iş güvenliği
malzemelerinde İstanbul Ticaret tek yetkili satıcı olarak atanmış; “87 grubu”nda ise
Nam firması tek dağıtıcı olarak yetkilendirilmiştir. Bu yapılanma neticesinde, Ansell
firmasından doğrudan mal alan şikayetçinin doğrudan ithalatı durmuş ve anılan
firma bu malları rakibi konumunda bulunan ve “87 grubu” haricindeki bütün
ürünlerinin tek satıcısı konumuna gelen İstanbul Ticaret’ten almak zorunda kalmıştır. 140
Buna göre şikayet edilen; Ansell’in iş güvenliği malzemelerinin Türkiye pazarında
dağıtımı konusunda İstanbul Ticaret ve Nam ile “tek alıcıya sağlama yükümlülüğü”
içeren dikey anlaşmalar akdederek münhasır dağıtım sistemine geçmesidir.
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi’nde “belirli bir mal veya hizmet piyasasında
doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını
taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası
anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri“
yasaklanmıştır. 2003/3 ve 2007/2 sayılı tebliğler ile değişik 2002/2 sayılı “Dikey
Anlaşmalara ilişkin Grup Muafiyeti Tebliği”nde ise, teşebbüsler arasındaki “dikey
anlaşmalar”ın 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi hükümlerinin uygulanmasından grup 150
olarak muaf tutulmasının koşulları belirlenmiştir. 2002/2 sayılı Tebliğ’in 2. maddesi
uyarınca; “tek alıcıya sağlama yükümlülüğü” içeren dikey anlaşmalar, Tebliğ’de
belirtilen diğer koşulları sağlamaları ve alıcının dikey anlaşma konusu mallara ilişkin
pazardaki pazar payının %40’ı aşmaması kaydıyla 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesindeki yasaklamadan grup olarak muaf tutulmaktadır. Buna göre, İstanbul
Ticaret’in ve Nam’ın ilgili pazarlardaki pazar payları %40’ı aşmadığı sürece Ansell’in
İstanbul Ticaret ve Nam ile yaptığı “tek satıcıya sağlama” yükümlülüğü içeren dikey
anlaşmalar, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi’nin uygulanmasından grup olarak
muaf tutulabilecektir. İstanbul Ticaret’in veya Nam’ın ilgili pazarlardaki paylarının
%40’ı aşması halinde ise, yapılan dikey anlaşma grup muafiyeti kapsamından 160
çıkacak ve anlaşma bireysel muafiyet şartlarını da taşımıyor ise 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilebilecektir.
Ansell’in ilgili ürünlerin ülkemizdeki dağıtımı konusunda münhasır sisteme geçmesi
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde incelenirken; ilgili pazarlarda gerek
sağlayıcı düzeyinde gerekse dağıtıcı düzeyinde çok sayıda teşebbüsün
08-35/463-163
5
bulunduğunun (100’e yakın dağıtıcı), ayrıca pazardaki toplam talebin önemli bir
kısmının ilgili ürünlerin nihai tüketicileri konumundaki büyük sanayi kuruluşlarının
ihtiyaçlarından meydana geldiğinin, bu kuruluşların ise yaygın bir şekilde
ihtiyaçlarını doğrudan yurt dışındaki sağlayıcılardan temin edebildiklerinin dikkate
alınması gerekmektedir. Bu tür bir pazar yapısı, ilgili pazarlardaki teşebbüslerin 170
yüksek düzeylerde bir pazar payı ve pazar gücü elde etmelerini önlemektedir.
Nitekim, “iş güvenliği malzemeleri” alanında pazar lideri konumunda bulunan
(…………………...) A.Ş. (….)’nin 4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal
ettiği iddiasına ilişkin olarak yürütülen önaraştırmada, (…)’nin “baret”, “gaz maskesi”,
“toz maskesi” ve “güvenlik gözlükleri”nde 2004-2005 ve 2006 yıllarındaki pazar
paylarının; toz maskesinde 2006 yılında gerçekleşen %(…)’lük pazar payı dışında,
en fazla %(…) olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede, ilgili pazarlarda
alıcı konumundaki İstanbul Ticaret ya da Nam’ın ilgili pazarlardaki pazar paylarının
%40’ın üzerinde gerçekleşmesinin mümkün olmadığı; dolayısıyla, şikayet
dilekçesinde yer alan “Ansell’in münhasır sisteme geçmek suretiyle 4054 sayılı 180
Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği” iddiasına ilişkin olarak herhangi bir işlem
yapılmasına gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Şikayet dilekçesinde yer verilen bir diğer husus şikayet konusunun paralel ithalatın
engellenmesi şeklinde değerlendirilmesi gerektiğine yöneliktir. Paralel ithalat, hak
sahibi tarafından veya onun yetkilendirdiği bir kişi tarafından ihraç ülkesinde pazara
sunulan malların üçüncü kişiler tarafından ve hak sahibinin izni olmaksızın başka bir
ülkeye ihraç edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Yurtdışında yerleşik ana satıcılar
belirli bir ülkede tek bir firma ile dağıtım anlaşması yaparak sadece onun satış ağı
üzerinden mal satmak üzere anlaşma yapabilirler. Böylece söz konusu ülkede ana
satıcının markasına yönelik bir piyasa liderliği öngörülerek fiyatların belirli bir seviye 190
üzerinde seyretmesi amaçlanmaktadır. Fakat yurt dışındaki ana satıcının başka
ülkelerdeki satış fiyatlarının rekabet ya da farklı sebepler yüzünden daha düşük
olduğu durumlarda aynı ürün/ürünlerin bu ülkelerden daha ucuza ithal edilerek
satılması söz konusu olabilecektir. Ortaya çıkan bu durum paralel ithalat olarak
tanımlanmaktadır. Bu çerçevede, şikayet edenin doğrudan Ansell’den mal almak
istemesinin bir paralel ithalat girişimi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Dolayısıyla şikayetçinin paralel ithalat yapmasının engellendiği iddiasının geçerli
olmadığı anlaşılmıştır.
Şikayet dilekçesinde Ansell’in münhasır sisteme geçmesiyle bağlantılı olarak ileri
sürülen bir diğer iddia ise, münhasır sisteme geçilmesi ile birlikte Ansell tarafından 200
şikayetçiye mal satışının durdurularak bu firmanın İstanbul Ticaret’ten mal almaya
zorlanması ve Ansell’in şikayetçi aleyhine, İstanbul Ticaret lehine ayrımcı
uygulamalarda bulunmasıdır. Genel olarak münhasır dağıtım anlaşmalarının;
sağlayıcının, ürünlerinin dağıtımında belirli bir bölge ya da müşteri grubu için tek bir
dağıtıcı ataması şeklinde tanımlanması mümkündür. Buna göre münhasır dağıtım
anlaşmalarının doğal sonucu, sağlayıcının ürünlerini tek satıcı kanalıyla pazara
sunması, pazarda ilgili ürünlerin yeniden satışını yapmak isteyen diğer teşebbüslerin
ise münhasır olarak atanan tek satıcıdan mal temin etmek durumunda kalmasıdır.
Diğer bir ifadeyle, münhasır bir sistemde, sağlayıcı tarafından münhasır olarak
atanan teşebbüs ile diğer teşebbüsler arasında bir ayrımın yapılması işlemin niteliği 210
gereğidir. Nitekim, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi’nin (e) bendinde “eşit hak,
08-35/463-163
6
yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması”
olarak tanımlanabilecek “ayrımcılık” yasaklanmakla birlikte “münhasır bayilik” bu
yasaklamanın kapsamı dışında tutulmuştur. Dolayısıyla, kurulan münhasır sistemin
bir sonucu olarak Ansell’in İstanbul Ticaret lehine ayrımcı uygulamalarda
bulunmasının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında ihlal olarak
nitelendirilmesinin mümkün olmadığı düşünülmektedir.
Sağlayıcı konumundaki teşebbüslerin alıcılarına mal vermemesinin ve ayrımcı
uygulamada bulunmasının, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında da
değerlendirilmesi mümkündür. Bilindiği üzere, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi 220
kapsamında bir ihlalden bahsedebilmek için, şikayete konu eylemi gerçekleştiren
teşebbüsün hakim durumda bulunması ve şikayete konu uygulamanın da “kötüye
kullanma” niteliğini taşıyan bir eylem olması gerekmektedir. Buna göre, Ansell’in
İstanbul Ticaret ve şikayet eden arasında farklı uygulamalarda bulunmasının 6.
madde kapsamında “ayrımcı” bir uygulama olarak değerlendirilebilmesi için,
Ansell’in ilgili pazar(lar)da hakim durumda bulunması ve farklı uygulamalar ile, “eşit
durumdaki alıcılara eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürmüş”
olması gerekmektedir. Şikayet konusu olayda ise, münhasır dağıtım sistemini
benimsemiş bir teşebbüs karşısında, münhasır dağıtıcı ile diğer yeniden satıcıların
eşit durumda bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Dolayısıyla, Ansell’in 230
İstanbul Ticaret ve şikayetçi arasında farklı uygulamalarda bulunması bir “kötüye
kullanma” olarak değerlendirilemez.
Ansell’in şikayetçiye mal vermeyi kesmesi ise, anılan teşebbüsün dağıtım ağının
yeniden yapılandırmasının bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Ansell, münhasır
sisteme geçmesinin doğal bir sonucu olarak atadığı tek dağıtıcı haricindeki
teşebbüslere doğrudan mal vermeyi durdurmakta, bunun yerine ürün talep eden
teşebbüsleri ilgili ürün gruplarında belirlediği dağıtıcılarına yönlendirmektedir. Bu
durum kötüye kullanma hallerinden doğrudan ya da dolaylı olarak mal vermemek ile
örtüşmemektedir. Zira, Ansell münhasır dağıtıcıları haricindeki tüm teşebbüslere
doğrudan mal temin etmeyi durdurmuş, ancak dağıtıcıları aracılığıyla mal satışına 240
devam etmiştir. Bu durumda Ansell’in malına erişmek halen mümkündür ve mutlak
anlamda mal vermenin reddedilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla, Ansell’in
münhasır sisteme geçmesiyle birlikte şikayetçiye mal vermeyi durdurmasının bir
“kötüye kullanma” olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Diğer taraftan, Ansell’in ilgili pazardaki “ayrımcılık”, “mal vermekten kaçınma” gibi
şikayet konusu eylemlerinin mevcut olduğu kabul edilse bile, bu eylemlerin 4054
sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında “hakim durumun kötüye kullanılması”
olarak değerlendirilebilmesi için, Ansell’in ilgili pazar(lar)da hakim durumda
bulunması gerekmektedir. Şikayet dilekçesinde Ansell’in ilgili pazarda hakim
durumda bulunduğu ileri sürülmektedir. Dilekçede hakim durumun unsurları dikkate 250
alınmaksızın Ansell’in hakim durumda bulunduğunun iddia edilmesi, şikayetçi
tarafından marka bazında bir ilgili ürün pazarının tespit edildiğine işaret etmektedir.
Ne var ki şikayet konusu dosya bakımından markaya özgü dar bir pazar tanımının
yapılması mümkün değildir. Zira, Ansell’in üretip satışa sunduğu ürünler ile rakip
markaların ürünleri arasında ikame mümkündür. Şu halde, Ansell’in ilgili pazarlarda
hakim durumda bulunup bulunmadığı değerlendirilirken “hakim durum” tanımını ve
08-35/463-163
7
ilgili pazarların özelliklerini dikkate alan geniş kapsamlı bir yaklaşımın benimsenmesi
gerekmektedir.
4054 sayılı Kanun’un 3. maddesinde “hakim durum”; “belirli bir piyasadaki bir veya
daha fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, 260
arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücü”
olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda, herhangi bir teşebbüsün hakim durumda
bulunması, söz konusu teşebbüsün pazar gücünü belirleyen unsurlara bağlıdır. Bu
unsurlar genel olarak; ilgili teşebbüsün pazar payı, talebin yapısı (müşteri
bağımlılığı, talebin fiyat esnekliği), pazardaki giriş-çıkış engelleri (pazardaki
potansiyel rekabet) ve alıcıların alım gücüdür. Kanun’un 6. maddesi kapsamında
“hakim durum” tespitinin yapılabilmesi için, bütün bu faktörlerin birlikte
değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, yukarıda sunulan faktörlerden
birinin ya da birkaçının teşebbüsün pazar gücüne işaret etmesi, hakim durum tespiti
için tek başına yeterli değildir. Örneğin, herhangi bir teşebbüs, pazarda yüksek bir 270
pazar payına sahip olsa bile, pazarda giriş-çıkış engelleri bulunmuyorsa, bu
teşebbüsün rakiplerinden (ya da potansiyel rakiplerinden) bağımsız bir şekilde
fiyatları yükseltmesi beklenemez. Zira, fiyatlar yükselir yükselmez potansiyel rakipler
pazara giriş yapabilecek ve söz konusu teşebbüs üzerinde rekabetçi bir baskı
oluşturacaktır.
Bu bağlamda; Ansell’in ilgili pazarlarda hakim durumda bulunup bulunmadığı
incelenirken; ilgili pazarlarda çok sayıda sağlayıcının bulunması, yurtdışındaki
sağlayıcılar açısından Türkiye pazarına girişte ciddi bir engelin bulunmaması,
pazardaki alıcıların büyük oranda alım gücüne sahip teşebbüslerden oluşması,
alıcıların ihtiyaçlarını doğrudan yurtdışından temin etmelerinin kolay olması ve 280
halihazırda ilgili ürünlerin yaygın bir şekilde bizzat alıcılar tarafından doğrudan yurt
dışından temin ediliyor olması gibi ilgili pazarlara özgü niteliklerin de dikkate
alınması gerekmektedir. İlgili pazarlara özgü bu nitelikler; esasında ilgili pazarlarda -
önemli pazar paylarına sahip olsa bile- Ansell’in “müşterilerinden ve rakiplerinden
bağımsız hareket etmesinin mümkün olmadığına”; dolayısıyla Ansell’in ilgili
pazarlarda hakim durumda bulunamayacağına işaret etmektedir. Nitekim, “iş
güvenliği malzemeleri” alanında ülkemizde pazar lideri konumunda bulunan (….)’nin
4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiği iddiasına ilişkin olarak yürütülen
önaraştırma sonucunda alınan 4.7.2007 tarih ve 07-56/669-232 sayılı Karar’da;
anılan teşebbüsün pazar payı, alıcıların alternatif temin kaynakları (ithalat 290
imkanları), pazara giriş engelleri, potansiyel rekabetin varlığı, alıcıların gücü ve
markanın bilinirliği gibi hususlar dikkate alınarak (….)’nin ilgili ürün pazarlarında
hakim durumda bulunmadığına karar verilmiştir. Bu çerçevede, Ansell’in eylemleri
“kötüye kullanma” olarak nitelendirilen eylemlerle örtüşse bile, anılan teşebbüse
yönelik hakim durum tespiti yapılamayacağı için söz konusu eylemlerin Kanun’un 6.
maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, dilekçede yer alan, şikayetçinin müşteri bilgilerini, fiyat tekliflerini ve
satış politikalarını kapsayan ticari sırlarının İstanbul Ticaret tarafından öğrenilerek
söz konusu firmanın müşterilerini çalmak için kullanılması iddiası ile Ansell’in
Türkiye’de herhangi bir şubesi ya da irtibat bürosu bulunmamakla birlikte Vision’un 300
ortağı Yves Lonneville’in Ansell’in Türkiye temsilcisi gibi hareket etmesi ve Vision
08-35/463-163
8
Firması tarafından Ansell’e fatura kesilmesi; ayrıca Türkiye’de şubesi veya
temsilciliği bulunmayan Ansell’in yasalara aykırı bir şekilde Türkiye’de faaliyet
göstermesi ve kendi adına eleman istihdam etmesi iddiaları ise 4054 sayılı Kanun
kapsamında değildir.
J. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve dosya kapsamına göre; dosya konusu iddialara yönelik
olarak, 4054 sayılı Kanun çerçevesinde herhangi bir işlem yapılmasına gerek
olmadığına ve şikayetin reddine OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy