Rekabet Kurumu Başkanlığından,
(Danıştay’ın İptal Kararı üzerine verilen)
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2005-1-170 (Önaraştırma)
Karar Sayısı : 08-61/996-388
Karar Tarihi : 30.10.2008
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER 10
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Tuncay SONGÖR, Süreyya ÇAKIN, Mehmet Akif ERSİN,
Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı KARAKELLE
B. RAPORTÖRLER : Şahin YAVUZ, M. Haluk ARI, Hilal YILMAZ, Nazlı AKSOY
C. ŞİKAYET EDEN : Veysi MUNGAN
Ethem Efendi Cd. Çamlı Köşk Sk. 12/10 Erenköy Kadıköy/İstanbul
D. ŞİKAYET EDİLEN: Roche Müstahzarları A.Ş. 20
Büyükdere Cd. No: 181 80640 İstanbul
E. DOSYA KONUSU: Roche Müstahzarları A.Ş. (Roche) hakkında intikal eden
muhtelif şikayet yazılarının değerlendirilmesi sonucu verilen 4.5.2006 tarih ve 06-
32/396-M sayılı Kurul kararının Danıştay 13. Dairesi’nin 31.3.2008 tarih ve 2006/3795
E., 2008/3413 K. sayılı kararıyla iptali üzerine; biyotek(noloji) ürünlerinde Roche’un,
Beşer Ecza Deposu dışındaki depoların SSK ihalelerine katılmasına engel olarak
hakim durumunu kötüye kullandığı, Roche’un pazar paylaşımı içine girdiği ve fiyat
belirlediği, depolar arasında ayrımcılık yaptığı, ihalelerde ulusal rekabet mevzuatına
aykırı davrandığı iddialarının yeniden değerlendirilmesi. 30
F. İDDİALARIN ÖZETİ: Şikayet başvurularında, biyotek(noloji) ürünlerinde (özellikle
Neupogen, Neorecormon, Roferon-A, Kytril ve Setron isimli ilaçlarda) Roche’un Beşer
Ecza Deposu dışındaki depoların SSK ihalelerine katılmasına engel olduğu, böylece
hakim durumunu kötüye kullandığı, Roche’un pazar paylaşımı içine girdiği ve fiyat
belirlediği, depolar arasında ayrımcılık yaptığı, ihalelerde ulusal rekabet mevzuatına aykırı
davrandığı iddia edilmektedir.
G. DOSYA EVRELERİ: 4.5.2006 tarihli ve 06-32/396-M sayılı Kurul Kararı’nın Danıştay
13. Dairesi tarafından iptali üzerine hazırlanan 12.9.2008 tarih ve 2005-1-170/Öİ-08-MÇ 40
sayılı Bilgi Notu’nu içeren 15.9.2008 tarih ve REK.0.05.00.00-110/161 sayılı Başkanlık
önergesi, Kurul’un 08-54 sayılı toplantısında görüşülerek dosyanın yeniden incelenmesi
sonucunda Rekabet Kurulu’nun 18.9.2008 tarihli ve 08-54/851-M sayılı Kararı ile
önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir. Başkanlık Makamı’nın 22.9.2008 tarihli ve 171
sayılı Olur’u uyarınca yapılan önaraştırma sonucunda düzenlenen 23.10.2008 tarih ve
2005-1-170/ ÖA-08-ŞYA sayılı Önaraştırma Raporu, 27.10.2008 tarih ve REK.0.05.00.00-
08-61/996-388
2
110/184 sayılı Başkanlık önergesi ile 08-61 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara
bağlanmıştır.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili Rapor’da, şikayet konusu ile ilgili olarak herhangi 50
bir işlem yapılmasına gerek olmadığı görüşüne yer verilmiştir.
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
Şikayet dilekçelerindeki iddialardan Kytril ve Setron adlı ürünlere ilişkin olanlar, ayrı bir
soruşturmanın konusu yapılmış ve Kurul tarafından karara bağlanmıştır. Bu nedenle bu
ürünlere ilişkin iddiaların değerlendirilmesi yapılmayacaktır.
Diğer ürünlere ilişkin olan iddialar ise, Roche’un sadece Beşer Ecza Deposu ile çalıştığı,
diğer depoların SSK ihalelerine katılmasına engel olduğu, depolar arasında ayrımcılık 60
yaptığı ve hakim durumu kötüye kullandığı yönündedir.
I.1. 4054 Sayılı Kanun’un 6. Maddesi Açısından Yapılan Değerlendirme
Fiyat ayrımcılığı, fahiş fiyat ve mal vermeme iddialarının Kanunun 6. maddesi anlamında
kötüye kullanma olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle pazar tanımının yapılması ve
Roche’un hakim durumda olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zira bu iddiaların
4054 sayılı Kanun anlamında ihlal olarak addedilebilmesi, ancak Roche’un hakim
durumda kabul edilmesi halinde mümkün olacaktır.
70
I.1.1. İlgili Pazar
İlaç sektöründe sağlayıcı firmaların satışlarının iki şekilde gerçekleştiği bilinmektedir.
Bunlar ilaç firmalarının:
1. Ecza depolarına ve ecza depolarının da eczanelere yaptıkları satışlar (serbest
piyasa satışları),
2. SSK, devlet ve üniversite hastanelerinin açmış oldukları ihalelerde teklif vermek ve
mal satmak üzere ecza depolarına yaptıkları satışlar (ihale satışları).
Pazar tanımı yapılırken öncelikle bu iki grup ticari ilişkide gerçekleşen satışların aynı
pazarda yer alıp almadıklarına yönelik bir değerlendirme yapılması gereklidir. Böylece 80
Roche’un pazar payı, pazardaki rakiplerinin durumu, alıcıların gücü ve rekabetin derecesi
tespit edilebilecektir.
Bir dosyada pazar tanımı yapılırken dosyanın durumuna göre iki yöntem izlenebilir.
Bunlardan birincisi; pazar tanımının ayrıntılı ve detaylı bir şekilde yapılarak pazarın
sınırlarının tam olarak belirlenmesi; ikinci yöntem ise, pazarın gerçek sınırlarının net bir
şekilde belirlenmesi yerine muhtemel pazar tanımları arasından en dar olan pazarın ele
alınmasıdır. Pazarın ikinci yöntem kullanılarak en dar şekilde tanımlanması durumunda
şayet bir hakim durum sonucuna ulaşılamıyorsa, pazarın birinci yönteme göre
değerlendirilme gerekliği kalmayacak; zira daha geniş şekilde tanımlanan durumunda da 90
mantıksal olarak bir hakim durum varlığı ortaya çıkmayacaktır.
08-61/996-388
3
Bu çerçevede, incelenen konu ile ilgili olarak, pazarın sınırlarının tespit edilmesi için
ayrıntılı bir değerlendirme yapılmaksızın, Roche’un hakim durumda olup olmadığının
tespit edilebilmesi için pazar en dar şekilde ele alınacaktır. Yani ihaleler ve serbest piyasa
satışları ayrı birer pazar olarak kabul edilecektir. Hatta bir adım daha ileriye gidilerek
değerlendirmelerin bazı bölümlerinde, pazar daha da daraltılarak SSK ihaleleri diğer
ihalelerden ayrı bir pazar olarak değerlendirilecek ve Roche’un böyle bir pazarda hakim
bir teşebbüs gibi davranma kabiliyetinin olup olamadığı irdelenecektir.
100
Bahsedilen bu hususların yanı sıra incelemeye konu ilaç olan NeoRecormon’un herhangi
bir ikamesinin olup olmadığı da pazar tanımında hesaba katılması gereken bir konudur.
Bunun için Teftiş Kurulu Raporu ve eklerindeki, Rekabet Kurumu dosyaları ve eklerindeki
tüm bilgi ve belgeler ile yapılmış olan ihalelere ilişkin bilgiler incelenmiştir. Tüm bilgi ve
belgelere göre önemli sayıdaki ihalede NeoRecormon yerine Eprex, Eprex yerine
NeoRecormon alınmasında sakınca görülmediği tespit edilmiştir. Eprex ve NeoRecormon
“eritropoietin” etken maddesini ihtiva eden, kanser ve diyaliz hastalarının tedavisinde
kullanılan ilaçlardır. Bu nedenle rekabet hukuku uygulaması açısından NeoRecormon ile
Eprex’in birbirlerine ikame ürünler olduğu kabul edilebilecektir. Rekabet Kurumu
raporlarında da ilaç sektöründe pazar tanımının ATC-3 sınıflandırmasına göre yapıldığı, 110
böyle bir sınıflandırmada bu iki ilacın birbirine rakip ürünler oldukları belirtilmiştir. Ayrıca
böyle bir sınır çizilmesinin AB uygulamasına da uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Bu doğrultuda pazarın “eritropoietin” etken maddeli ilaçlar (NeoRecormon ve Eprex) için
açılan ihaleler (veya daha dar olarak SSK ihaleleri) şeklinde tanımlanması uygun
olacaktır. Bu çerçevede bir sonraki bölümde Roche açısından yapılacak olan hakim
durum değerlendirmesi (SSK tarafından açılan) ihaleler göz önüne alınarak yapılacaktır.
Bu bağlamda, şayet en dar şekilde ele alınan böyle bir pazarda dahi Roche’un hakim
durumda olduğu sonucuna ulaşılamaz ise, Roche tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen
fiyat ayrımcılığı ve diğer kötüye kullanma halleri 4054 sayılı Kanun çerçevesinde bir hakim 120
durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyecektir. Böyle bir durumda da söz
konusu eylemlere 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde müdahale imkanı
kalmayacaktır.
I.1.2. Hakim Durumun Varlığı
Bir hakim durum değerlendirmesinde dikkate alınması gerekli ilk ölçütlerden birisi
teşebbüsün ilgili pazardaki pazar payıdır. Bu çerçevede, 2003 yılında gerçekleşmiş olan
ihale satışlarına bakıldığında Roche’un NeoRecormon ile pazar payı aşağıdaki şekildedir1:
130
Toplam Satışlar SSK İhale İlaçlar
Miktar % Miktar %
İhale/Toplam Satışlar
NeoRecormon (Roche) …. …. …. …. ….
Eprex (Gürel) …. …. …. …. ….
Toplam …. 100 …. 100 ….
1 Tablodaki veriler, Teftiş Kurulu Raporu’nda yer alan bilgilerden derlenmiştir. Miktar rakamları 2003 yılındaki kutu
bazındaki toplam satışları göstermektedir.
08-61/996-388
4
IMS’in 2002 ve 2003 yılı verilerine göre toplam (ihale + serbest piyasa satışları) pazar payı
ise Roche’un NeoRecormon’da %...., Gürel’in Eprex’te %....’dir. Bu noktada aşağıdaki
hususları da dikkate almak yerinde olacaktır:
İhalelere ilişkin geçmiş dönem verileri, gelecekteki ihaleler için bir hakim durum tespitinin
diğer pazarlardakine benzer şekilde yapılmasını engellemektedir. Şöyle ki, alım-satımı
serbest piyasada alıcı ve satıcılar arasında gerçekleşen normal bir ürün pazarında hakim
durumun kötüye kullanılması iddiası değerlendirilirken (örneğin fiyat ayrımcılığı veya yıkıcı
fiyat uygulaması) hakim durumda olduğu iddia edilen teşebbüsün pazar gücünün tespit 140
edilmesinde pazar payı önemli bir gösterge olabilmesine rağmen, ihalelerde durum
farklılık arz etmektedir. Zira, açılan her yeni ihale esasında yeni bir rekabet ortamı ve yeni
bir ürün ve fiyat savaşı demektir. Bu çerçevede en az iki teşebbüsün rakip olduğu bir ürün
pazarında geçmişteki ihalelerin çoğunun birisi tarafından kazanılmış olması, bu
teşebbüsün hakim durumda olduğu ve her yeni ihalede rakipsiz olacağı anlamına
gelmemektedir. Böyle bir durumda rakip üreticinin kapasite bakımından bir kısıtı olup
olmadığı önemli bir husustur. Rakip teşebbüs ihale(ler)de talep edilen miktarı karşılamakta
yetersiz kalacak ise, bu takdirde söz konusu ürünün gerçek bir rakip olduğu tartışmalı hale
gelecektir. Açılan ihalede her bir firmanın ihale şartlarını taşıyor olması ve talebi
karşılayabilecek kapasitede olması rekabetçi bir ortam yaratılabilmesi için yeterli bir 150
koşuldur.
Bu açıklamalar çerçevesinde;
- NeoRecormon ve Eprex’in birbirine rakip ürünler olduğu,
- Açılmış veya açılacak bir ihalede bu ürünlerin ihalelere rakip olarak katılmasının
mümkün olduğu,
- Roche veya Gürel firmalarından herhangi birinin geçmiş SSK ihalelerinin çoğunluğunu
kazanmış olmasının, aynı firmanın bundan sonraki ihaleleri de kazanacağı anlamına
gelmediği 160
anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, NeoRecormon veya Eprex’in ihalelerdeki pazar payına
bakılarak, Roche’un ya da Gürel’in doğrudan doğruya hakim durumda addedilmesi
gerçekçi bir bakış açısı değildir.
Bu değerlendirmeler neticesinde, bir ihale piyasasında geçmişteki ihaleler
değerlendirilerek elde edilen (yüksek) pazar payları hakim durum tespiti için yeterli ve yol
gösterici bir ölçüt olmadığı gibi, gerek serbest piyasa gerekse SSK ihalelerindeki geçmiş
dönem pazar paylarının da Roche’un hakim durumda kabul edilmesine imkan vermediği,
2003 yılında SSK ihalelerinde Eprex’in payının NeoRecormon’dan zaten fazla olduğu 170
görülmektedir. Böyle olmasa dahi açılan ihalelerde normal şartlarda Eprex’in (Gürel),
NeoRecormon (Roche) karşısında gerek fiyat ve gerekse kapasite açısından etkin bir
rakip olduğu, bu nedenlerle SSK’nın 2003 yılında açmış olduğu NeoRecormon ve Eprex
(eritropoietin) ihalelerinde Roche’un hakim durumda olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yukarıdaki değerlendirmeler aynen Neopogen’e yönelik iddialar için de geçerlidir. Yine
IMS’nin 2002 ve 2003 yılı verilerine göre, toplamda Roche’un Neopogen + Proleukin için
pazar payı %...., Med İlaç’ın Copaxone için pazar payı %....’dir.
08-61/996-388
5
İhalelerdeki rekabet incelemeleri ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir diğer husus da bu
işlemlerde gerçekleştirilen rekabet ihlalleri ile ilgilidir. Literatür ve AB uygulamaları 180
incelendiğinde, ihalelere yönelik incelemelerin hemen hepsinin ihaleye katılan teşebbüsler
arasında yapılan rekabeti bozucu anlaşmalara yönelik olduğu görülecektir. Bununla
birlikte, farazi olarak bir ihalede hakim durumun kötüye kullanılmasının en bariz şekilde
aşırı veya yıkıcı fiyat uygulaması şeklinde yani birisi müşteriye diğeri de rakibe karşı olan
iki eylem şeklinde gerçekleşebileceği öngörülebilir. Bu konular ise kötüye kullanma başlığı
altında incelenecektir.
I.1.3. Kötüye Kullanma Halinin Varlığı
Gerek Teftiş Kurulu Raporu’nda ve Başsavcılık tarafından hazırlanan İddianame’de, 190
gerekse şikayet başvurularında 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında hakim
durumun kötüye kullanılması olarak tanımlanabilecek bazı iddialara yer verilmiştir. Hakim
durumda bulunmayan bir teşebbüsün eylemleri ya da uygulamalarının Kanun’un 6.
maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmeye gerek yoktur. Buna rağmen
yukarıda konu edilen hakim durumun varlığı değerlendirmesinden bağımsız olarak ortaya
atılan iddiaların kötüye kullanma hali olup olmadığı tartışılacaktır. Söz konusu iddialar;
Roche tarafından NeoRecormon ve Neupogen adlı ilaçların bazı devlet ve
üniversite hastanelerine göre SSK hastanelerine dezavantajlı (ve hatta fahiş)
koşullarla satıldığı,
Roche’un biyoteknoloji ürünlerinde yalnızca Beşer Ecza Deposu’yla çalıştığı, 200
ihalelerde rakip ürünler için teklif veren depoları mal vermeyerek cezalandırdığı,
risklilik durumlarıyla oransız miktarlarda teminat isteyerek ve ilaç alımlarında indirim
yapmayarak Beşer dışındaki depoların faaliyetlerini güçleştirdiği,
Roche’un, NeoRecormon adlı ilacın eşdeğeri sayılan Expex’in satışlarını çeşitli
toplantılar ve basını kullanarak engellediği, böylece kartel oluşturarak halkın sağlığı
için gerekli elzem maddelerin nedretine ve dağılımına engel olduğu,
şeklinde özetlenebilecektir.
I.1.3.1. Fiyat Ayrımcılığı ve Aşırı Fiyat
210
4054 sayılı Kanun’un 6/2-b maddesinde öngörüldüğü haliyle “eşit durumdaki alıcılara aynı
ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürülerek doğrudan veya dolaylı
olarak ayrımcılık yapılması” kötüye kullanma sayılan hallerdendir2. İktisat yazınında
tartışılan fiyat ayrımcılığının pek çok çeşidi (indirimler, bağlamalar, seçici fiyat ıskontoları,
dikey olarak örgütlenen teşebbüslerin ayrımcı girdi fiyatları vb.) vardır. Her birinin rekabet
üzerindeki amacı ve etkisi önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Rekabet hukuku analizlerinde
bu tür davranışları anti-rekabetçi yönleri üzerinden net olarak sınıflandırmak kolay değildir.
Diğer yandan iktisatçılar arasında fiyat ayrımcılığının refah üzerindeki etkilerinin belirsiz
olduğu konusunda genel bir uzlaşı bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, fiyat ayrımcılığının
kimi durumda toplam çıktı miktarını artırarak toplumsal refahı düşürmeyip aksine artırdığı 220
2 Burada kastedilen ikincil seviyedeki zarardır (secondary line injury). Bu noktada fiyat ayrımcılığına yönelik olarak hakim
durumdaki teşebbüsün müşterilerine farklı fiyatlar uygulayarak rakiplerine zarar verdiği birincil seviyedeki zarar (primary
line injury) ile yine hakim durumdaki teşebbüsün bir veya birkaç müşterisine diğerlerinin aleyhine olacak şekilde yaptığı
fiyat ayrımcılığının neden olduğu ikincil seviyedeki zarar arasında ayrım yapılabilecektir.
08-61/996-388
6
ortaya konulmaktadır. Ayrıca sağlayıcının fiyat ayrımcılığı yapmasının her durumda
yasaklanması alt pazardaki alıcıların rekabetçi davranışlarının koordinasyonuna da yol
açabilecektir3. Bu itibarla bu türden bir uygulama için a priori refahı artırdığı ya da azalttığı
peşinen söylenemeyecektir. Diğer yandan refah standardının ne olarak alınacağının
(tüketici veya toplam refah) belirsizliği, durumu daha da zorlaştırmaktadır. 4054 sayılı
Kanun da bu konuda bir belirliliğe işaret etmemektedir.
4054 sayılı Kanun açısından mehaz mevzuattan farklı olarak, eşit durumdakilere farklı
muamele yapılması kötüye kullanma için yeterli sayılmıştır4. Ancak, farklı muamele
sonucunda ilgili piyasada rekabetin bozulmasının ya da kısıtlanmasının aranması, özelde 230
ilgili hükmün ve genelde Kanun’un amacına uygun olacaktır. Yani yalnızca eşit
durumdakilere farklı fiyattan satılarak fiyatın farklılaştırılması ihlal için yeter şart
olmamalıdır. Bu durumda ayrımcılık yapmak suretiyle rekabetin hangi durumlarda ya da
koşullarda bozulacağı sorusu akla gelmektedir.
Öncelikle belirtilmesi gereken konu, hakim ya da tekel konumda bulunan dikey olarak
bütünleşmemiş bir sağlayıcı alt pazardaki rekabeti bozma veya bir alıcıyı diğerine göre
avantajlı konuma sokma güdüsüne sahip olmayacaktır. Diğer bir ifadeyle alt pazardaki
etkin rekabet işin doğası gereği sağlayıcının da lehinedir. Çünkü ancak bu durumda
ürünleri etkin olarak dağıtılacak ya da pazarlanacak ve sonuçta azami satış miktarına 240
ulaşılacaktır. Yapılan ayrımcılık sonucunda bir veya birkaç oyuncunun pazar dışına
itilmesi ya da bazı oyuncuların suni olarak pazar gücü elde etmesi, bu pazarda artık daha
düşük yoğunlukta bir rekabet olacağı anlamına gelecektir5. Bunun yanında, pazar
yapısının konsolide olma riski sağlayıcının alıcılar karşısındaki pazarlık gücünü de
düşürecektir. Bu durum aslında Avrupa Birliği Komisyonunun ikincil seviye fiyat
ayrımcılığına müdahale etmedeki isteksizliğini de açıklamaktadır6.
Diğer yandan zorunlu bir unsuru kontrol eden dikey olarak bütünleşmiş teşebbüslerin
faaliyet gösterdiği pazarlar, ikincil seviye fiyat ayrımcılığına eğilimli pazarlardır. Yani bu tür
pazarlarda dikey bütünleşmiş teşebbüsler alt pazarlarda faaliyet gösteren bağlantılı 250
şirketine daha düşük fiyat uygulama ve böylece rakiplerini piyasa dışına iterek veya
piyasaya girmelerini önleyerek bu pazardaki rekabeti “yumuşatma” ve karlarını artırma
güdüsüne sahip bulunmaktadır (klasik zorunlu unsur doktrini davaları). Ancak bu
durumlarda da ayrımcılık güdüsünün kaçınılmaz olarak önemli anti-rekabetçi etkilere yol
açacağı, bu nedenle rekabet hukuku tarafından per se yasaklanması gerektiği ileri
sürülemeyecek, etkilerin olay bazında incelenmesi gerekecektir.
3 Bkz. Geradin, D. ve N. Petit (2005), Price Discrimination under EC Competition Law: The Need for a case by case
Approachs, The Global Competition Law Centre Working Papers Series, 07/05.
4 Avrupa Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması’ndaki muadil hükümde (m.82/c) “rekabette dezavantajlı duruma
düşürülmesi” şartı da aranmaktadır.
5 Diğer yandan kimi durumda gıda ağırlıklı perakende pazarında olduğu gibi bazı pazarlarda alıcının pazar gücüne bağlı
olarak ortaya fiyat ayrımcılığı (hipermarket ya da süpermarketler lehine bakkallar aleyhine) çıkmaktadır. Ancak bu durum
sağlayıcının değil alıcının sahip olduğu pazar gücünden kaynaklanmaktadır; dolayısıyla irdelenmesi gereken adres
sağlayıcı değil alıcı (süpermarket) olmalıdır.
6 Komisyon ve Birlik mahkemelerinde görülen bu türden fiyat ayrımcılığının konu olduğu davaların büyük çoğunluğu,
gerçek anlamda fiyat ayrımcılığı sayılmayabilecek ulusal temele dayalı ayrımcılığa ya da yerel pazarı uluslararası
ve/veya yerel olmayan pazarlar karşısında avantajlı konuma sokma çabalarına ilişkindir. Bu konuda örneğin bkz. ECJ,
17 May 1994, Corsica Ferries Italia Srl v Corpo dei Piloti del Porto di Genova, C-18/93, ECR [1994] I-1783;
Commission Decision 95/364 of 28 June 1995 OJ, L 216 of 12 September 1995; Commission Decision 1999/199 of 10
February 1999, Portuguese Airports, OJ L 69 of 16 March 1999; Commission Decision, 98/153 of 11 June 1998, Alpha
Flight Services/Aéroports de Paris, OJ L 230 of 18 August 1998.
08-61/996-388
7
Fiyat ayrımcılığının birincil seviyede rekabetçi zarar doğurması ve 6. madde kapsamında
yasaklanabilmesi için ise, yalnızca fiyatın eşitler arasında farklılaştığının gösterilmesi
yetmeyecektir. Bunun yanında asgari düzeyde dava konusu eylemin rakiplerin pazar
dışına itilmesine yol açıcı dışlayıcı etkiye sahip olduğunun da ayrıca gösterilmesi 260
gerekecektir.
Dosya konusu olayda, ne alıcı konumundaki hastaneler Roche’un rakibidir, ne de bu
hastaneler (devlet, üniversite, SSK) kendi aralarında rakiptir. Bu çerçevede uygulanan
farklı fiyatlar yoluyla rekabetin hangi piyasada nasıl kısıtlandığı ya da bozulduğu sorusu
cevapsız kalmaktadır. Diğer bir ifadeyle, inceleme konusu olaylarda birincil veya ikincil
seviyede oluşmuş bir fiyat ayrımcılığından söz etme imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla
fiyat ayrımcılığı yoluyla kötüye kullanma iddiası mesnetsiz kalmaktadır.
Bu konuyla bağlantılı olarak ileri sürülen diğer bir iddia, SSK hastaneleri için uygulanan 270
fiyatın aşırı (fahiş) olduğudur. Her şeyden önce fahiş fiyatın rekabet hukuku kapsamında
ihlal (kötüye kullanma) olup olmadığının doktrinde oldukça tartışmalı olduğu belirtilmelidir.
Doktrinde, piyasa ekonomisinde pazara hakim teşebbüslerin de, her teşebbüs gibi karını
artırmaya çalışmasının doğal sayılması ve bu nedenle fiyata herhangi bir şekilde
müdahalenin rekabet hukuku çerçevesinde gerçekleşmemesi gerektiği, ayrıca bir pazarda
söz konusu olan yüksek karların, sektöre diğer teşebbüsleri de çekeceği ve rakipler
açısından da pazarı cazip hale getireceği düşüncesiyle rekabeti artıracağını savunanlar
olduğu gibi, aşırı fiyat uygulamasının da tıpkı anlaşmalar yoluyla fiyat tespitinde olduğu
üzere Kanun kapsamında ele alınması ve dolayısıyla hakim durumun kötüye kullanılması 280
olarak görülmesi gerektiğini savunanlar da vardır. ABD ve AB yaklaşımları arasında da bu
anlamda farklılık bulunmaktadır. ABD uygulamasının aksine AB uygulamasında, pazar
gücüne dayanan sömürü uygulaması (aşırı fiyatlama gibi) ihlal olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte gündeme gelen davaların tamamına yakını doğrudan sömürüye değil,
dışlayıcı davranışlara ilişkindir. Rekabet Kurulu ise Belko kararında7 sömürüye dayalı aşırı
fiyatın Kanun’un 6. maddesi kapsamında kötüye kullanma olduğunu kabul etmiştir.
Dosya konusu olayda ise, ilgili piyasa fiyat düzenlemesine tabidir ve uygulanacak azami
fiyatlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla aşırı fiyatın ihlal olup
olmadığı tartışmasından bağımsız olarak, ihlal iddiasına konu ilaç fiyatlarını belirlemede 290
teşebbüsler tam serbestiye sahip değildir. Teftiş Kurulu Raporu’nda ve Savcılık
İddianamesi’nde yer alan, Bakanlığa bildirilen fiyatların gerçeği yansıtmadığı ve bildirilen
fiktif yüksek maliyetlerle yüksek fiyatlar (fahiş) alınabildiği iddiasının bir an için gerçeği
yansıttığı kabul edilse dahi, böyle bir sorunun çözüm adresi rekabet kuralları değil, sektör
spesifik kurallar (Sağlık Bakanlığı düzenlemeleri) olmalıdır. Nitekim rekabet kuralları bu
nevi durumlarda “pahalı” çözüm aracı olmalarının yanında, gerçekçi ve uzun soluklu
çözümler de çoğunlukla sunamamaktadır8. Dolayısıyla fahiş fiyat iddiası da bu temelde
dikkate alınmaması gereken bir konudur.
7 01-17/150-39 sayılı, 6.4.2001 tarihli Rekabet Kurulu kararı.
8 Diğer yandan bazı devlet/üniversite hastaneleri için yapılan ihaleler (ki toplam satışlar içindeki payı ihmal edilebilir
düzeydedir) dışındaki tüm satışlarda (SSK ile birlikte eczaneler üzerinden piyasaya yapılan satışlar) herhangi bir indirim
yapılmadığından fahiş fiyat iddiasının bazı SSK ihaleleri için sınırlı tutulmayıp çok daha geniş kapsamda incelenmesi
gerekecektir.
08-61/996-388
8
Diğer yandan Teftiş Kurulu Raporu’nda yapılan analizlere bakıldığında, etken madde 300
belirtilerek çıkılan ve Roche’un indirim yapmadan kazandığı SSK ihalelerine Gürel
(Eprex)’in katılıp katılmadığı, dolayısıyla ihalede fiyatın nasıl oluştuğu, Gürel’in ihaleye
katılmamasının olası sebeplerine ilişkin herhangi bir bilgi ve değerlendirme yapılmamıştır.
Oysa örnek verilen NeoRecormon’un indirimsiz kazandığı ihalelerde, Eprex’in ihaleye
katılması durumunda, Eprex’in ithalatçı fiyatı daha düşük olduğundan, indirim yapmasa
dahi Eprex’in ihaleyi kazanması, dolayısıyla ihalede kendiliğinden bir indirimin yapılmış
olması ve NeoRecormon’un ihaleyi kazanamaması beklenir. Bu nedenle, raporda açıkça
belirtilmemekle birlikte, bahsi geçen ihalelere Gürel’in (Eprex) katılmadığı,
NeoRecormon’un ihaleye katılan tek ilaç olduğu sonucuna ulaşmak mümkündür. Bu
durumda ihaleyi düzenleyen, ihalede tek teklif veren teşebbüsün indirim yapmasını 310
gerektirecek rekabet ortamını oluşturmadığından, teşebbüsü indirim yapmaması
nedeniyle suçlamak doğru olmayacaktır. Zira ihalede rekabeti yaratma yükümlülüğü
ihaleyi düzenleyene ait olup, ihale sisteminin mantığı gereği ihaleyi düzenleyen, toplu
alım/satım gücünü kullanarak eksiltme/artırma yaptırabilme imkanına sahipken, istediği
artırma/eksiltme gerçekleşmediğinde ise ihaleyi iptal edebilmektedir.
I.1.3.2. Mal Vermeyi Reddetme
Dosyaya ilişkin ikinci grup iddia ise, SSK ihalelerine yönelik biyoteknoloji ürünlerde
Roche’un tek bir depo ile çalışması, Beşer dışındaki diğer depolara mal vermemesi ya da 320
Beşer lehine ayrımcılık yapması özünde şekillenmektedir. Dikey anlaşmalara ilişkin
2002/2 sayılı Rekabet Kurulu Tebliği (o dönem itibarıyla) münhasır nitelikte yapılan tüm
dikey anlaşmaları (taraf teşebbüslerin hakim durumda bulunup bulunmamasından
bağımsız olarak) 4. madde yasaklamasından, şartları taşıdığı ölçüde muaf tutmaktadır.
Diğer bir ifadeyle hakim durumdaki teşebbüslerin bu türden yapacakları anlaşmalar da
ilgili Tebliğ’in sağladığı korumadan yararlanmakta, sırf bu nedenle kötüye kullanma hali
sayılmamaktadır. Öte yandan yukarıda ikincil seviye fiyat ayrımcılığı bağlamında ortaya
konulan ve hakim durumda bulunan teşebbüslerin mallarının dağıtımını yapacak
teşebbüsler arası etkin rekabetten fayda sağlayacağı, başka bir deyişle bunlar arasındaki
rekabeti anti-rekabetçi güdülerle sınırlamayacağı veya engellemeyeceği görüşü burada da 330
geçerlidir. Dolayısıyla bu iddiaların da kötüye kullanma hali sayılmaları ve yasaklanmaları
mümkün değildir.
Teftiş Kurulu Raporu’nda, tek depoyla çalışılmasının depolar arası rekabeti
engellediğinden bahsedilirken sadece marka içi rekabetten bahsedilmekte, markalar arası
rekabet göz ardı edilmektedir. Oysa eşdeğeri bulunan NeoRecormon’un, Eprex ile
rekabetinin çok daha önemli olduğu, depoların ihale öncesi sağlayıcı firmadan ihalede
teklif verebileceği miktar ve fiyatı sağlayıcıdan öğrendiği dikkate alındığında daha iyi
anlaşılacaktır. Bu nedenle, çok sayıda depo ile çalışılması her zaman rekabetin
yaşanacağı anlamına gelmemektedir. Markalar arası rekabet için marka içi rekabetin 340
kısıtlandığı grup muafiyeti tebliğleri ile sağlanmak istenen de budur. Nitekim Roche ve
Beşer arasında yapılan dağıtım anlaşmasının, koşulları gerçekleştirmesi şartıyla ilgili
Tebliğ’in sağladığı grup muafiyetinden yararlanacağına karar verilmiştir. Bu durumda,
Roche ve Beşer arasındaki dağıtım anlaşması bir rekabet incelemesine konu edilemez.
08-61/996-388
9
I.1.3.3. Rakibin Dışlanması
İleri sürülen son iddia, Kanun’un 6. maddesi kapsamında klasik kötüye kullanma 350
vakalarından sayılabilecek rakibin dışlanmasına (piyasa dışına itilmesine) ilişkindir. Bu
çerçevede rakip ürün Eprex’i üreten Gürel İlaç’ın, Roche tarafından piyasa dışına itildiği
ileri sürülmektedir. Ancak dışlayıcı eylemin nasıl gerçekleştirildiği (araçları) noktasında,
çeşitli toplantıların yapılması ve basının bu yönde kullanılması gibi ekonomik olmayan
yöntemlerden hareket edilmektedir. Bunun yanında ve daha önemlisi kötüye kullanma
(dışlama) eyleminin doğrudan hedefi ve oluşacak zarardan birinci derecede etkilenecek
olan Gürel İlaç’ın bu anlamda ne görüş ve iddialarına yer verilmiş; ne de şu ana kadar
iddia yönünde herhangi bir zararın oluştuğu veya oluşabileceği tahlil edilmiştir. Gürel
İlaç’ın bu durumdan şikâyetçi olup olmadığı bile belli değildir. Kaldı ki bu iddia, daha sonra
dile getirilen Roche’un tek bir depo (Beşer) ile çalışması ve SSK ihalelerinde devletin 360
öngörmüş olduğu fiyatın altına inmeme konusunda prensip kararı alması iddiası ile birlikte
düşünüldüğünde kendiliğinden çürümektedir. Şöyle ki; Roche’un fiyatlarını azami seviyede
tutması rakibi dışlamaktan ziyade pazara girmeyi teşvik edecektir. Dolayısıyla bir dışlama
eyleminden söz edilemeyecektir. İkinci olarak, tek bir depo ile çalışılması, diğer dağıtım
kanallarının rakip tarafından kullanılabilmesine olanak sağlayacağından (piyasaya giriş
engellinin bu anlamda olmaması durumu) rakibin faaliyetinin zorlaştırılmasından
bahsetme imkânı da bulunmamaktadır. Buna karşılık, Teftiş Kurulu Raporu’nda Roche’un
ihalelerde ürünleri azami fiyattan satmasının (ya da satabilmesinin) bu örnekte Gürel İlaç
ile aralarında var olan anti-rekabetçi bir ilişkiden (kartel) kaynaklanıp kaynaklanmadığı ise
sorgulanmamıştır. 370
I.2. 4054 Sayılı Kanun’un 4. Maddesi Açısından Yapılan Değerlendirme
Teftiş Kurulu Raporu’nda eleştirilen konulardan bir diğeri Roche ile bazı ecza depoları
arasında akdedilen sözleşmelerin Kurul’ca Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti
sınırlayıcı bulunmasına rağmen, gerekli görülen birtakım değişikliklerin yapılmasını
öngören karar ile yetinildiği, başvuru tarihinden önce söz konusu sözleşmelerin uygulanıp
uygulanmadığı hususunda herhangi bir araştırma ve değerlendirmenin yapılmadığı
noktasındadır.
380
Rekabet Kurulu, 8.7.2004 tarih ve 04-46/593-144 sayılı Kararı’nda Roche’un altı ilaç
deposuyla SSK hastanelerine ilaç temini konusunda akdetmiş olduğu sözleşmelerin
değiştirilmesi koşuluyla grup muafiyetinden yararlanabileceğine karar vermiş, 19.11.2004
tarih ve 04-72/1042-257 sayılı Kararı’nda ise Roche ile Beşer arasında akdedilen
sözleşmenin de bu kapsamda değerlendirilebileceğine hükmetmiştir.
Teftiş Kurulu Raporu’nda yer verilen ve “Fiyat Ayrımcılığı ve Fahiş Fiyat” başlığı altında
yer verildiği üzere, etken madde belirtilerek çıkılan ve indirim yapmadan kazandığı SSK
ihalelerine tek giren şirket olduğu anlaşılan Beşer’in, SSK ihalelerinde indirim
yapmamasının, Roche ve Beşer arasındaki ortak stratejiden kaynaklandığı iddiası, 390
Gürel’in ihaleye katılması durumunda ihalede indirim yapmak durumunda kalınacağından,
söz konusu stratejinin işlevsiz hale geleceğinden ve dolayısıyla sonuç
doğurmayacağından geçersiz bir iddiadır.
08-61/996-388
10
NeoRecormon’un ihalede tek teklif verilen ilaç olmasının tesadüfen mi, yoksa suni olarak
mı gerçekleştiğinin sorgulanması ile daha doğru sonuçlara ulaşılabilecektir.
NeoRecormon’un ihalede tek teklif veren ilaç olmasının suni olarak gerçekleştirilmesi
durumunda akla gelebilecek iki olasılık bulunmaktadır: Bunlardan ilki, Roche ve Gürel
arasında ihaleye girmeme konusunda anlaşma yapılmış olması olasılığıdır. Böyle bir
anlaşmanın altında yatan sebep ise, pazar paylaşımı (miktar veya ihale paylaşımı) olabilir. 400
Rakipler arası anlaşma yoluyla pazar paylaşımının yapılması rekabet ihlali olup, 4054
sayılı Kanun kapsamında incelenebilecek bir konudur. Ancak ne Rekabet Kurumu’nda
düzenlenen raporlarda, ne de Teftiş Kurulu Raporu’nda böyle bir iddiada bulunulmadığı
gibi, Roche ve Gürel arasında böyle bir ilişkinin varlığına gösterecek herhangi bir delil de
bulunmamaktadır.
Roche ve Beşer’in SSK ihalelerinde indirim yapmama stratejisinin hayata geçirilebilmesi
için akla gelen bir diğer olasılık ise, ihaleyi düzenleyenin de Roche ve Beşer arasında var
olduğu iddia edilen ortak stratejiye katılması, yani ihaleye tek girenin Beşer-Roche
(NeoRecormon) olmasının sağlanmasıdır. Zira, Gürel (Eprex)’in ihaleye katılması 410
durumunda oluşacak rekabetçi baskı, indirim yapma gereğini doğuracaktır. Böyle bir
durumda, Gürel (Eprex)’in ihaleye katılmasının yahut ihaleyi kazanmasının engellenmesi
sağlanarak Roche-Beşer’in indirim yapmadan ihaleyi kazanması mümkün olabilecektir.
İhaleyi düzenleyenden kaynaklanabilecek böyle bir durumun ise, 4054 sayılı Kanun
kapsamında olmadığı açıktır.
Sonuç olarak, Teftiş Kurulu Raporu’nda iddia edilen Roche ve Beşer’in SSK ihalelerinde
indirim yapmama konusunda ortak strateji belirlemeleri, rakibin yahut ihaleyi düzenleyenin
bu stratejiye katılmaması durumunda, piyasa dinamikleri gereği bu sonucun
gerçekleşmesi için tek başına yeterli olmayacaktır. Ancak raporda, SSK’ya indirim 420
yapılmamasının Beşer ve Roche Firmasının SSK sağlık tesislerine NeoRecormon satışları
için belirledikleri ve uyguladıkları ortak stratejiden kaynaklandığı iddiasından sonra,
ihaleye girecek depo ile Roche’un ihale teklif fiyatının önceden belirlendiğini gösterdiği
iddia edilen bir e-postaya yer verilerek, bu e-postanın ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin
Başsavcılığın iddianamesini teyit eder mahiyette olduğu, Veysi Mungan’ın ifadelerinde de
bu iddiaların yer aldığı belirtilmiştir. Sonuç olarak da, “Bu nedenle, Rekabet Kurulu’nun
20.09.2004 tarihli İlk İnceleme Kararı’ndaki ‘...ortaya çıkan fiyat farklılıklarının alımı
gerçekleştiren birimlerin yarattığı farklı rekabet koşulları ile bunların farklı pazarlık güçleri
ve etkinliklerinden kaynaklandığı, dolayısıyla bu hastanelerin 4054 sayılı Kanun’un 6(b)
maddesi anlamında eşit alıcılar sayılamayacağına’ şeklindeki kararının anılan Kurul’ca 430
yeniden değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.” denilmektedir. Oysa
ihalenin bir alım yöntemi olduğu, farklı ihalelerde aynı ürün ve aynı taraflar olsa bile farklı
fiyatlar oluşabileceği en baştan kabul edilmelidir. Çünkü bir ihalede teklif edilen fiyatı
belirleyen unsurlar arasında, teşebbüsün o ürüne yönelik maliyeti, geleceğe dönük
üretimle ilgili planları, rakip ürünlerin ihaleye katılıp katılmadığı, ihalede talep edilen ürün
miktarı, ürünün teslim süresi, ihaleci kurumun ödemeyi yapma şekli, ödemenin vadesi gibi
bir dizi husus bulunmaktadır. Bu nedenle, herhangi iki ihalede aynı miktardaki aynı ürün
için aynı fiyatın oluşması her zaman mümkün değildir. Dolayısıyla raporda yer alan söz
konusu iddiaya katılmak mümkün görünmemektedir.
440
08-61/996-388
11
Sonuç itibarıyla, şikayet dilekçelerinde yer verilen iddialar, Kurul’un konuya ilişkin daha
önce vermiş olduğu kararlardaki iddiaların tekrarlanmasından ibaret olup, bu kararların
yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte ciddi bir delil ve belge içermemektedir.
Dilekçelerden birinin ekinde sunulan Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu da, daha önce
Kurul’un bilgisine sunulmuş ve değerlendirilmiş olan bir rapordur. Raporda, Kurul’un 2004
tarihli kararları ile ilgili değerlendirmelere yer verildiği görülmektedir. Rekabet ihlalleri,
4054 sayılı Kanun’un 4, 6 ve 7. maddelerinde düzenlenmiştir. 4. madde açısından
yapılacak bir incelemede taraflar arasında rekabeti kısıtlayıcı nitelikte bir anlaşmanın
varlığı aranmaktadır. 6. madde açısından yapılacak bir incelemede ise; öncelikle pazar 450
tanımının yapılması, ilgili pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerin belirlenmesi, iddiaların
yöneltildiği teşebbüsün hakim durumda olup olmadığının tespit edilmesi ve hakim durum
tespiti yapılması halinde söz konusu teşebbüsün eylemlerinin kötüye kullanma olup
olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Teftiş Kurulu Raporu’nda ise, değerlendirmeler yapılırken ve rapor ekinde yer alan bilgi ve
belgeler incelenirken, Roche ve Beşer’in, davranışları ve fiyat politikaları ile SSK’yı ve
dolayısıyla devleti zarara uğratıp uğratmadığına yönelik bir saikle hareket edildiği
görülmektedir. Oysa, rekabet hukuku uygulamasında, gerek amaç gerekse kullanılan
araçlar bakımından böyle bir saikle hareket edilmemekte, buna karşılık yapılan 460
incelemelerde pazarın işleyiş dinamikleri dikkate alınarak pazarın yapısı, oyuncuları ve
kuralları bir bütün olarak anti-rekabetçi etkiler bağlamında değerlendirilmektedir.
Dolayısıyla, Teftiş Kurulu Raporu’nun konuya yaklaşımı ve değerlendirmelerinin rekabet
hukuku bakış açısından farklı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Roche’un eylem ve
davranışlarının 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi anlamında hakim durumun kötüye
kullanılması niteliğinde olduğunun iddia edildiği Teftiş Kurulu Raporu’nda, Roche’un hakim
durumda olup olmadığına ilişkin bir değerlendirmenin yapılmamış olması bu durumu
açıklayan çarpıcı bir örnektir.
Gerek şikayet dilekçelerinde, gerekse Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu’nda yer alan iddia 470
ve deliller ile bunlara ilişkin değerlendirmeler, Roche’un eylemlerinin 4054 sayılı Kanun
açısından ihlal sayılmasını gerektirecek nitelikte değildir. Benzer şekilde, Roche firmasının
iç denetim raporları, mahkeme ve polis ifade tutanakları ile basın ve yayın organlarında
yer alan çeşitli haber ve yorumlar ve diğer belgeler, Rekabet Kurulu kararlarının yeniden
ele alınmasını gerektirecek yeni bir delili ortaya koymamaktadır.
J. SONUÇ
Roche Müstahzarları A.Ş. hakkında intikal eden muhtelif şikayet yazılarının
değerlendirilmesi sonucu verilen 4.5.2006 tarih ve 06-32/396-M sayılı Kurul kararının
Danıştay 13. Dairesi’nin 31.3.2008 tarih ve 2006/3795 E., 2008/3413 K. sayılı kararıyla 480
iptali üzerine; biyoteknoloji ürünlerinde Roche Müstahzarları A.Ş.’nin, Beşer Ecza Deposu
dışındaki depoların SSK ihalelerine katılmasına engel olduğu, böylece hakim durumunu
kötüye kullandığı, Roche Müstahzarları A.Ş.’nin pazar paylaşımı içine girdiği ve fiyat
belirlediği, depolar arasında ayrımcılık yaptığı, ihalelerde ulusal rekabet mevzuatına aykırı
davrandığı iddialarının yer aldığı şikayet dilekçelerinin ve eklerinin incelenmesi
sonucunda;
08-61/996-388
12
1- Roche Müstahzarları A.Ş. hakkında ileri sürülen iddiaların tamamının önceki Kurul
kararlarında sonuçlandırılmış iddialarla aynı olduğuna, dilekçelerde ve eklerinde yer
alan Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu, Roche firmasının iç denetim raporları,
mahkeme ve polis ifade tutanakları ile basın ve yayın organlarında yer alan çeşitli 490
haber ve yorumlarda ve diğer belgelerde, Rekabet Kurulu kararlarının yeniden ele
alınmasını gerektirecek yeni bir delilin bulunmadığına,
2- Roche Müstahzarları A.Ş.’nin şikayete konu eylem ve davranışlarının 4054 sayılı
Kanun’un 4. ve 6. maddeleri kapsamında ihlal teşkil etmediğine,
3- Şikayetlerin reddine
OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.
08-61/996-388
13
(30.10.2008 tarih, 08-61/996-388 sayılı Kurul Kararı’na)
KARŞI OY GEREKÇESİ
Rekabet Kurulu’nun 04.05.2006 tarih ve 06-32/396-M sayılı kararı, Danıştay
13. Dairesinin 31.03.2008 tarih ve 2006/3795E, 2008/3413K sayılı ilamıyla;
“Ancak Neorecormon, Neupogen, Roferon-A adlı ilaçlarla ilgili olarak şikayete konu
iddialara bakıldığında; ilaç ihaleleriyle ilgili olarak yürütülen emniyet soruşturmasındaki
mahkeme ve polis ifadeleri, Roche firmasının iç denetim raporu ve davacının Başbakanlı’ğa
yaptığı şikayet sonucunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 29.11.2005 tarih ve 18/2005-3
sayılı konu ile ilgili hazırlamış olduğu rapor bulunmaktadır. Tüm bunların yeni durumlar
teşkil etmesi karşısında, Rekabet Kurulu’nun 20.09.2004 tarih ve 04-60/866-2005 sayılı ve
19.11.2004 tarih ve 04-72/1042-257 sayılı kararlarında bu hususların değerlendirilmediği
anlaşılmaktadır” gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Rekabet Kurumu 1.Daire Başkanlığı’nın 12.09.2008 tarih ve 2005-1-170/BN-
08-MÇ sayılı dosya konusuna ait olan Bilgi Notu’na göre; Danıştay 13. Dairesi’nin
2006/3795 E., 2008/3413 K. sayılı 31.03.2008 tarihli kararının temyiz edildiği
belirtildiğinden, temyiz neticesinin beklenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi
gerektiği görüşü ile karara katılmıyorum.
Tuncay SONGÖR
İkinci Başkan
Full & Egal Universal Law Academy