Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2008-4-125 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 09-46/1154-290
Karar Tarihi : 13.10.2009
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof.Dr. Nurettin KALDIRIMCI (Başkan V.)
Üyeler : Mehmet Akif ERSİN, Doç.Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı
KARAKELLE, Doç.Dr. Cevdet İlhan GÜNAY, Murat
ÇETİNKAYA, Reşit GÜRPINAR
B. RAPORTÖRLER : Esin AYGÜN, Sinan BOZKUŞ, Fatma ÇELİK
C. ŞİKÂYET EDEN : NTSR Fuar ve Gösteri Hizmetleri Ltd. Şti.
Ekinciler Cd. Ertürk Sk. No:5 Kat: 3, 34810
Kavacık/İstanbul
D. HAKKINDA SORUŞTURMA
YAPILAN : CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.
CNR EXPO/Yeşilköy 34149 İstanbul
Temsilcisi: Av. Dr. İ. Yılmaz ASLAN, Av. Orhan ÜNAL
Barbaros Bul., Tan Apt., 60/5, Balmumcu/İSTANBUL
E. DOSYA KONUSU : CNR Uluslararası Fuarcılık A.Ş. (CNR)’nin yatçılık ve su
sporları fuarının düzenlenmesine uygun fuar alanı işletmeciliği ilgili pazarında,
fuar alanı işletmeciliğindeki hâkim durumunu, NTSR Uluslararası Fuar ve
Gösteri Hizmetleri Ltd. Şti. (NTSR)’ye yönelik faaliyetleri dolayısıyla, fuar
organizasyonu pazarında kötüye kullandığı iddiası.
F. İDDİALARIN ÖZETİ : Şikâyet dilekçesinde, CNR’nin 19.9.2007 tarih 07-74/896-
333 sayılı Rekabet Kurulu kararına rağmen NTSR’nin fuar alanı kiralamaya yönelik
girişimlerine cevap vermediği ve Rekabet Kurulu tarafından kendisine yüklenen
yükümlülüklere uymadığı iddia edilerek gereğinin yapılması talep edilmiştir.
G. DOSYA EVRELERİ : Rekabet Kurumu kayıtlarına 21.4.2008 tarih ve 2521 sayı;
28.4.2008 tarih ve 2643 sayı ile intikal eden şikâyet dilekçeleri Rekabet Kurulu’nun
12.6.2008 tarihli toplantısında görüşülerek, 08-39/518-M sayılı karar ile iddialar
hakkında önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.
Karar gereği yürütülen önaraştırma sonucunda Kurum raportörlerince düzenlenen
7.8.2008 tarih ve 2008-4-125/ÖA-08-M.H. sayılı Önaraştırma Raporu, Rekabet
Kurulu’nun 14.8.2008 tarihli toplantısında görüşülmüş ve 08-50/737-M sayılı Kurul
kararı alınarak, 4054 sayılı Kanun hükümlerinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesi
amacıyla CNR hakkında 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma
başlatılmıştır.
09-46/1154-290
2
Rekabet Kurulunun almış olduğu Soruşturma Kararı sonucunda, hakkında
soruşturma başlatılan teşebbüse soruşturma açıldığına dair bildirim 4054 sayılı
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 43/2. maddesi uyarınca 21.8.2008
tarihinde yapılmış ve söz konusu bildirime cevaben gönderilen ilk yazılı savunma ve
ekleri 22.9.2008 tarih ve 6321 sayı ile süresi içinde Rekabet Kurumu kayıtlarına
intikal etmiştir.
Rekabet Kurulu, 11.2.2009 tarih ve 09-06/108-M sayılı kararıyla, 4054 sayılı
Kanun’un 43/1. maddesinde yer alan “gerekli görüldüğü hallerde bir defaya mahsus
olmak üzere Kurul tarafından 6 aya kadar ek süre verilebilir.” hükmü uyarınca,
14.8.2008 tarih ve 08-50/737-M sayılı Kurul kararı ile açılan soruşturmanın süresini,
soruşturma süresinin bitiminden itibaren 2 ay uzatmıştır.
Soruşturma Heyeti'nce tamamlanan 14.4.2009 tarih ve S.R./09-02 sayılı Soruşturma
Raporu, Kanun'un 45/1. maddesi uyarınca tüm Kurul Üyeleri ile hakkında soruşturma
yürütülen teşebbüsün vekiline tebliğ edilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince
hakkında soruşturma yürütülen teşebbüsten 30 gün içinde ikinci yazılı savunmanın
gönderilmesi istenmiştir.
CNR, Kurum kayıtlarına 30.4.2009 tarih ve 3071 sayı ile intikal eden başvurusu ile
ikinci yazılı savunmasına ilişkin 30 günlük ek süre talebinde bulunmuş, söz konusu
talep Kurul tarafından değerlendirilmiş ve 6.5.2009 tarih, 09-21/454-M sayılı Kurul
kararı ile kabul edilmiştir.
CNR’nin ikinci yazılı savunması 12.6.2009 tarih 4191 sayı ile süresi içinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir. Söz konusu yazılı savunma üzerine Soruşturma Heyeti
tarafından hazırlanan Ek Yazılı Görüş, Kanun’un 45/2. maddesi uyarınca hakkında
soruşturma yürütülen teşebbüse 4.8.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Hakkında
soruşturma yürütülen teşebbüsün üçüncü yazılı savunması, 3.9.2009 tarih ve 6368
sayı ile süresi içinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
Tarafların talepleri üzerine Kurul, 9.9.2009 tarih ve 09-41/1042-M sayılı kararıyla,
13.10.2009 günü sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar vermiştir. Kurul kararı
10.9.2009 tarihinde hakkında soruşturma yürütülen teşebbüse tebliğ edilmiştir.
13.10.2009 tarihinde yapılan sözlü savunmanın ardından Kurul, 13.10.2009 tarihinde
09-46/1154-290 sayı ile nihai kararını vermiştir.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili Soruşturma Raporu ve Ek Yazılı Görüşte;
1. CNR’ın yatçılık ve su sporlarına yönelik fuar alanı işletmeciliği pazarında
hâkim durumda olduğu,
2. Buna karşın CNR’ın, NTSR’ye fuar alanı kiralamaması eyleminin hâkim
durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği,
3. CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.’nin önaraştırma safhasında
verdiği beyanların yanlış ve yanıltıcı olduğu anlaşıldığından, Kanun’un 16.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca 2008 yılı mali yılsonunda
oluşan gayri safi gelirinin binde biri oranında cezalandırılması gerektiği
09-46/1154-290
3
sonucuna ulaşıldığı ifade edilmektedir.
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. REKABET KURULU’NUN 19.9.2007 TARİH ve 07-74/896-33 SAYILI NİHAİ
KARARI SONRASINDA GELİŞEN SÜREÇ
CNR’nin, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında rekabeti ihlal ettiği iddiası
üzerine yürütülen soruşturma 19.9.2007 tarih ve 07-74/896-333 sayılı nihai karar ile
sonuçlandırılmıştır. Hâkim durumda bulunan CNR’nin bu hâkimiyetini kötüye
kullandığına dair yeterli delil elde edilemediğinden şikâyetin reddine karar verilmiştir.
Karar’da rekabet ihlali tespit edilmemişse de, hâkim durumdaki CNR için bu karardan
sonraki davranışlarında dikkate alması için bir görüş yazısı yazılması
kararlaştırılmıştır. Buna göre, ilgili pazarda hâkim durumda olduğu anlaşılan CNR’nin
bu faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan ya da dolaylı olarak
engel olunmasını ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını
amaçlayan eylemlerden kaçınması ve bu faaliyet alanındaki alıcılara aynı ve eşit hak,
yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak
ayrımcılık yapmaması yönünde görüş yazısı gönderilmesine karar verilmiştir. İlgili
yazı CNR’ye 27.11.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Rekabet Kurulu’nun yukarıda yer verilen soruşturma nihai kararını almasının
ardından NTSR ve CNR arasında, NTSR’ye 2008-2009 fuar dönemi için kira
sözleşmesi teklifi yapılması konusunda değişik zamanlarda noter ihtarnameleri
aracılığıyla yazışmalar olmuş, bunlar gerek NTSR’nin şikâyetlerinin ekinde gerekse
de CNR’ye gönderilen 3.4.2008 tarih ve 1146 sayılı Bilgi İsteme Yazısına cevaben
Kurumumuza 12.5.2008 tarih 2927 sayı ile gönderilmiştir.
NTSR, Rekabet Kurulu’nun nihai kararını almasından kısa süre sonra Beşiktaş 1.
Noterliği’nden 5.10.2007 tarih 77075 yevmiye numaralı ihtarname ile Uluslararası
İstanbul Boat Show fuarını düzenlemek üzere CNR’den kira sözleşmesi teklifini
istemiştir. İhtarnamede NTSR vekili, CNR’nin Rekabet Kurulu’nun 19.9.2007 tarih
07-74/896–333 sayılı kararının 20.9.2007 tarihinde taraflara tefhim edildiğini
belirtmekte ve ihtarname tarihinden itibaren 7 gün içinde sözleşme teklifinde
bulunulmasını istemektedir.
CNR’nin bu ihtarnameye cevap verdiği, Beyoğlu 22. Noterliği kanalıyla gönderilen
23.10.2007 tarih ve 25393 yevmiye numaralı ihtarnamede ise CNR’nin Rekabet
Kurulu’nun gerekçeli kararı henüz oluşturulmadığı için talebe olumlu yanıt veremediği
fakat gerekçeli kararın yazılmasının ardından gereğinin yapılacağı bildirilmiştir.
NTSR tarafından gerekçeli kararın tebliğ edilmesi beklenmiş ve 7.12.2007 tarihinde
taraflara gerekçeli kararın tebliğini takiben NTSR, CNR’ye ikinci defa ihtarname
göndermiştir. 11.12.2007 tarihinde 96840 yevmiye numarası ile Beşiktaş 1.
Noterliği’nden gönderilen ihtarnamede NTSR CNR’den fuar alanı tahsis edilmesini
istemiştir. İhtarnamede yer alan ifadelere göre NTSR, CNR ile “1993 yılından beri
süre gelen ticari ilişkisi kapsamında 28. Uluslar arası İstanbul Boat Show Fuarı’na ait
2008 Aralık (Christmas tatili öncesindeki tarihler ve Kurban Bayramı 8-11 Aralık
dışındaki tarihler) ve 2009 Şubat ayının sonuna kadar olan dönemde 1, 2 ve 4 nolu
09-46/1154-290
4
salonlar için kira sözleşme teklifi göndermesini” istemektedir. İhtarname’de CNR’nin
hâkim durumda olduğunun Rekabet Kurulu kararı ile tespit edildiği hatırlatılmış,
taraflara gerekçeli kararın tebliğ edildiği belirtilmiş ve Rekabet Kurulu kararı
kapsamında kira sözleşmesi teklifi gönderilmemesi halinde doğabilecek zararlar
konusunda CNR uyarılmıştır.
CNR, NTSR’nin 11.12.2007 tarihli ihtarnamesine, 28.12.2007 tarihinde İstanbul 8.
Noterliği’nden gönderdiği 20975 sayılı ihtarname ile cevap vermiştir. Burada “2008
Aralık ayı ile 2009 Şubat ayı sonuna kadar kiralamak istediğiniz 1, 2 ve 4 numaralı
salonlar dolu olduğundan kiralama ile ilgili fiyat teklifi vermemizin mümkün olmadığı,
başka tarihler bildirdiğiniz takdirde fiyat teklifi verilebileceği cevaben bildirilir.”
denmiştir.
NTSR, CNR’nin son ihtarnamesinden bahsetmeden Kurum kayıtlarına 11.1.2008
tarih ve 247 sayı ile giren dilekçesinde, CNR’nin Rekabet Kurulu kararına rağmen
NTSR’nin fuar alanı kiralamaya yönelik girişimlerine cevap vermediğini ve bu şekilde
Kurul kararını ihlal ettiğini öne sürerek inceleme yapılmasını istemiştir. Bunun üzerine
Rekabet Kurulu’nun 14.2.2008 tarih 08-15/155-M sayılı kararında, CNR’ye alan
kiralama taleplerini ayrımcılık yapmaksızın karşılaması gerektiği yönünde bir defa
daha görüş yazısı gönderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve CNR’ye ikinci defa
uyarı yazısı gönderilmiştir.
CNR anılan ikinci görüş yazısını 22.2.2008 tarihinde, 14.2.2008 tarih ve 08-15/155-M
sayılı gerekçeli Kurul kararını ise 21.3.2008 tarihinde tebellüğ etmiş ve ardından
taraflar arasında bir defa daha ihtarname trafiği yaşanmıştır.
NTSR, Beykoz 1. Noterliği’nden 24.3.2008 tarihinde 11833 yevmiye numarası ile
gönderdiği ihtarnamede Kurul kararlarını hatırlatarak CNR’den bir kez daha kira teklifi
göndermesini istemiştir. CNR bu ihtarnameye Beyoğlu 22. Noterliği aracılığıyla
gönderdiği 2.4.2008 tarih ve 08708 sayılı ihtarname ile cevap vermiştir. Cevapta “…
ihtarnamede gerçekleştirilmek istenen Uluslararası İstanbul Boat Show için fuar
süresi, fuara hazırlık ve fuarın boşaltılmasını kapsayan zaman aralığı belli değildir, bu
hususların belli olmaması nedeniyle de kiralama ile ilgili fiyat teklifi vermemiz
mümkün değildir. İşbu nedenlerle fuar süresinin, fuara hazırlık ve fuarın
boşaltılmasını kapsayan zaman aralığının yazı ile bildirilmesi halinde kiralanmak
istenen 1, 2 ve 4 nolu salonlar için kiralama ile ilgili fiyat teklifi verilebileceği ve kira
sözleşme teklifinin gönderileceği cevaben bildirilir.” denmiştir.
NTSR’nin fuar süresi ile ilgili ayrıntılı bilgiler verdiği ihtarnamesi ise 11.4.2008
tarihinde, 14916 yevmiye numarası ile Beykoz 1. Noterliği’nden gönderilmiştir.
Burada 9–24 Şubat ve 16 Şubat–3 Mart olmak üzere iki tarih aralığından birinde fuar
düzenlenmek istendiği belirtilerek CNR’nin bu talebi karşılamaması halinde
Kurumumuza şikâyette bulunulacağı ifade edilmiştir.
Son olarak CNR’nin 21.4.2008 tarih ve 10357 sayılı ihtarnamesi ile NTSR’nin belirttiği
tarihlerde 1,2 ve 4. salonların başka şirketlere kiralandığından dolu olduğu, NTSR’nin
başka tarih aralıkları bildirmesi halinde talebinin değerlendirileceği ifade edilmiştir.
Bu ihtarnameler üzerine NTSR, Önaraştırma açılması ile sonuçlanan Kurum
kayıtlarına 21.4.2008 tarih ve 2521 sayı; 28.4.2008 tarih ve 2643 sayı ile giren
09-46/1154-290
5
şikâyet dilekçelerini kaleme alarak CNR hakkında soruşturma açılmasını talep
etmiştir.
Taraflar arasında yukarıda özetlenen yazışmaların yapıldığı süreçte Rekabet
Kurumu’nun ikinci uyarı yazısı 21.2.2008 tarihinde CNR’ye tebliğ edilmiştir. CNR
vekili tarafından bu karara karşı savunma mahiyetinde kaleme alınan ve Kurum
kayıtlarına 14.3.2008 tarihinde, 1608 sayı ile giren yazıda, NTSR’nin taleplerine
ihtarname ile cevap verdikleri, fuar düzenlemek isteyen teşebbüslere olanakları
doğrultusunda yer tahsis ettikleri, NTSR’nin kötü niyetle hareket ettiği ifade edilmiştir.
Bunun üzerine CNR’nin iddialarının doğruluğunu araştırmak amacıyla CNR’ye
3.4.2008 tarihinde bir Bilgi İsteme Yazısı gönderilmiştir. CNR’den NTSR’ye 2008
Aralık ve 2009 Şubat ayının sonuna kadar olan dönemde dolu olduğu bildirilen 1, 2
ve 4 no’lu salonların hangi fuarlara tahsis edildiği ve bu fuarlar için düzenlenen kira
sözleşmelerinin birer örneği ile NTSR’nin 11.12.2007 tarihli ihtarnamesine cevaben
gönderilen 20975 yevmiye numaralı ve 28.12.2007 tarihli ihtarnamenin örneği
istenmiştir. CNR’nin istenen belgeleri gönderdiği yazısı ve ekleri Kurumumuza
12.5.2008 tarih ve 2927 sayı ile intikal etmiştir. Ayrıca CNR vekili bazı ek belgeleri
de 21.5.2008 tarih ve 3161 sayı ile Kurum kayıtlarına giren faks mesajı ile yollamıştır.
Bu süreçte NTSR, CNR’nin salonlarında alan kiralayamaması üzerine 12-28 Şubat
2007 tarihinde İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM)’nin 9, 10 ve 11. salonlarında
düzenlediği fuarın ardından 3-17 Aralık 2007 tarihinde bu mekânda ikinci defa fuar
düzenlemiştir. NTSR yetkilisinin ifadesine göre İDTM’de ikinci defa düzenlenen
fuarda tekne ekipmanı sergileyecek katılımcılar salonların darlığı nedeniyle fuara
katılmaya ikna edilememiş, bu nedenle sadece ………. adet katılımcının teknelerini
sergilediği daha küçük çaplı bir fuar düzenlenebilmiştir. Bunun üzerine NTSR, İDTM
salonlarında bu fuarı başarılı bir şekilde devam ettirmesine fiziki imkân bulunmadığı
gerekçesiyle, İDTM ile 2009 yılı için sözleşme yapmamış, bunun yerine Pendik
Marina’da fuar düzenleme projesini geliştirmiştir. Buna göre NTSR, henüz inşa
halinde olan Pendik Marina’da 22-27 Ekim 2008 tarihleri arasında fuar
düzenleyeceğini internet sitesi aracılığı ile ilan etmiştir. Ancak NTSR, bu duyurusuna
rağmen ana fuar takvimine girebilmek için bir başvuruda bulunmamış ve bahsedilen
fuarı gerçekleştirememiştir.
CNR ise NTSR ile aralarında yaşanan anlaşmazlığın üzerinden geçen sürede
Avrasya Boat Show fuarını üçüncü defa 13-22 Şubat 2009 tarihleri arasında CNR
tarafından işletilen salonların tamamında gerçekleştirmiştir.
I.2. TARAFLARA İLİŞKİN BİLGİLER
I.2.1. Şikayetçi: NTSR Uluslararası Fuar ve Gösteri Hizmetleri Ltd. Şti.
NTSR 1999 yılında kurulmasına rağmen, şirketin temelleri 1980 yılında Nuri
TIĞLIOĞLU tarafından atılmıştır. NTSR 1999 yılında Avrupa’nın ve dünyanın sayılı
fuarcılık kuruluşlarından biri olan RAI Group - Hollanda ile ortaklık kurmuştur.
NTSR’nin ortaklık yapısı ve yönetim kuruluna ilişkin bilgiye aşağıda yer verilmektedir:
09-46/1154-290
6
Tablo-1: NTSR Ortaklık Yapısı
……….Ticari Sır……….
Şirketin düzenlediği organizasyonlar arasında; sera ve tarım ekipmanları, aydınlatma,
kart teknolojileri, denizcilik, yatçılık ve su sporları fuarları bulunmaktadır. Ancak,
şirketin marka bilinirliği en yüksek fuarı, 28 yıldır aralıksız sürdürdüğü ve ilk kez 1980
yılında Nuri TIĞLIOĞLU tarafından düzenlenen Uluslararası İstanbul Boat Show
Fuarıdır.
NTSR Uluslararası Fuar ve Kongre Organizasyonları tarafından düzenlenen yurtiçi
fuarlar şunlardır:
- Boat Show Uluslararası Yatçılık ve Su Sporları Fuarı,
- Growtech Uluslararası Sera, Tarım Ekipmanları ve Çiçek Fuarı,
- Intertraffic Uluslararası Trafik, Ulaşım Altyapısı, Bakım İşletme Projelendirme
İhtisas Fuarı,
- Interlight Uluslararası Aydınlatma, Tesisat ve Bina Otomasyonu Fuarı,
- Cardist Kart Teknolojileri Fuarı,
- Exposhipping Uluslararası Denizcilik Fuarı.
NTSR ayrıca, bazı uluslararası fuarlara Türk firmaların katılımını da organize
etmektedir.
I.2.2. Hakkında Soruşturma Yürütülen: CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret
A.Ş. (CNR)
Atatürk Hava Limanı Karşısı, Yeşilköy, İstanbul adresinde mukim CNR, 1985 yılında
fuar organizatörlüğü yapmak üzere kurulan CNR Holding bünyesinde yer alan 9
şirketten biri olarak fuarcılık alanında hizmet veren bir teşebbüstür.
CNR, mülkiyeti İDTM’ye ait olan fuar alanlarını 1993 tarihinden beri işletmektedir.
CNR İDTM’den kiraladığı fuar alanında ağırlıklı olarak kendisi fuar düzenlemekte,
ayrıca bu alanı fuar organizatörlerine de kiraya vermek suretiyle işletmektedir.
……….Ticari Sır……….
CNR grubu hem fuar alanı işletmekte, hem fuar düzenlemekte hem de bu fuarlara
güvenlik, stant kurma, ikram vs. hizmetleri sunmaktadır. Bu nedenle CNR ile aynı
grupta olan şirketler hakkında bilgi verilmesi faydalı görülmektedir.
CNR’nin ortaklık yapısına ilişkin bilgiye aşağıda yer verilmektedir.
Tablo-2: CNR Uluslararası Fuarcılık A.Ş Ortaklık Yapısı
……….Ticari Sır……….
I.3. İLGİLİ PAZAR
I.3.1. İlgili Mevzuat
Ülkemizde fuarlar Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından yayınlanan ve
yurt içinde fuar düzenlenmesine dair usul ve esasları düzenleyen mevzuata uygun
olarak düzenlenmektedir. Yurt dışında fuar organizasyonu konusundaki
09-46/1154-290
7
düzenlemeler ise Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesindeki Fuar Daire Başkanlığı’nca
yürütülmektedir.
TOBB’un 158 sayılı kararı uyarınca 11.10.2005 tarihinde yürürlüğe giren "Yurt İçinde
Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar" (Usul ve Esaslar) başlıklı
düzenlemesinde TOBB Yönetim Kurulunun 27.2.2007 tarih ve 242 sayılı Kararına
istinaden bazı değişiklikler yapılarak düzenlemenin en güncel hali 30.3.2007 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Yapılan son değişiklikle tüketici fuarlarının tanımı bu
düzenlemeden çıkarılmış ve fuar türleri genel fuarlar ile ihtisas fuarları olmak üzere
iki gruba ayrılmıştır. Tanımların yer aldığı 5. madde metnine göre:
“a) Genel fuar; belirli bir sektörü veya ürün grubunu esas almadan, çeşitli mal ve
hizmetlerin birlikte sergilendiği ve bunların ticari tanıtımının yapıldığı, içinde sosyal ve
kültürel etkinliklerin de bulunabileceği, en az elli katılımcının yer aldığı, süresi on beş
günü geçmeyen etkinliklerdir.
b) İhtisas fuarı; belirli bir ürün veya hizmet grubu ya da sektörle doğrudan ilgili ve
sektöre yönelik mal ve hizmet üreten katılımcıların, teknolojik ve uygulamalı bilgi
alışverişinin arttırılması ve ticari işbirliğine yönelik bilgi değişimi ortamının yaratılması
ile ihtiyaç duyulan ürün siparişlerinin verilmesini amaçlayan, en az yirmi katılımcının
yer aldığı, süresi on günü geçmeyen etkinliklerdir.”
Usul ve Esaslar’ın 6. maddesine göre uluslararası fuarın niteliği ise şu şekilde
belirlenmektedir: “Bir fuarın uluslararası nitelikte olması ve ’uluslararası’ unvanının
kullanılabilmesi için, fuarın aynı düzenleyici tarafından, aynı isim ve konuda son yedi
yıl içerisinde en az üç defa düzenlenmiş olması; ayrıca doğrudan veya dolaylı
(temsilcileri kanalıyla) yabancı katılımcı sayısının tüm katılımcı toplamı içerisinde en
az yüzde on beşe ulaşması veya yabancı katılımcıya tahsis edilen net metrekare
stand alanı büyüklüğünün toplamın en az yüzde onuna ulaşmış olması veya yabancı
ziyaretçi sayısının toplam ziyaretçi sayısı içerisinde en az yüzde iki buçuğu bulması
gerekmektedir.”
Fuar düzenleyebilmek için TOBB tarafından verilen fuar düzenleme yetki belgesine
sahip olmak gerekmektedir. Yetki belgesi başvurusu yapan ve anonim veya limited
şirket şeklinde kurulmuş olan firmalarda aranacak şartlar mevzuatın 8. maddesinde;
“a) Ana sözleşmelerinde münhasıran fuarcılık faaliyetinin ve bu faaliyetin
tanıtımı amacıyla her türlü yayıncılık, reklamcılık ve organizasyon işleriyle, fuar
konusuyla ilgili olması kaydıyla kongre, seminer, sempozyum ve benzeri
faaliyetlerde bulunacaklarının belirtildiği, bu faaliyetler dışında kalan iş konuları
ana sözleşmelerinde yer almayan,
b) En az iki yüz elli bin Yeni Türk Lirası (YTL) ödenmiş sermayeye sahip
bulunan ve bu sermayeyi özvarlığı içinde koruyan,”
olarak sayılmıştır.
Fuar düzenlemek isteyen firmaların, fuarın düzenleneceği yıldan bir önceki yılın
ağustos ayının ilk gününe kadar, yetki belgesi fotokopisi ve mevzuatta belirtilmiş
belgelerle fuarı düzenleyecekleri yerdeki TOBB’a bağlı oda veya borsaya fuar
09-46/1154-290
8
düzenlemek ve fuar takviminde yer almak için başvuru yapmaları gerekmektedir. 1
Ağustos tarihinden sonra yapılan başvurular ana fuar takvimine eklenmez. Ana fuar
takvimi, ilgili yıldan bir önceki yılın Eylül ayının 15. gününde Türkiye Ticaret Sicili
Gazetesinde ve TOBB’un internet sitesinde yayımlanır.
Ana fuar takvimine girememiş firmaların yapacağı fuar takvimine ekleme başvurusu,
ilgili yılın ana fuar takviminin yayımlanmasından (15 Eylül tarihinden) sonra, fuarın
başlangıç tarihinden en geç iki ay öncesine kadar fuarın düzenleneceği yerdeki oda
veya borsaya yapılır. Fuarın başlangıç tarihine iki aydan daha az süre kala fuar
takvimine ekleme başvurusu yapılamaz.
Ana fuar takviminde yer almış bir fuarın başlangıç tarihinden bir ay öncesine ya da
bitiş tarihinin bir ay sonrasına gelecek şekilde, aynı il sınırları içerisinde aynı ya da
benzer isim veya konuda fuar takvimine ekleme başvurusu yapılamaz. Bu şekildeki
başvurular TOBB tarafından reddedilir.
I.3.2. Fuarcılık Sektörü Hakkında Bilgi
Ticaret fuarları, üreticileri, dağıtıcıları ve ithalatçıları bir araya getirmesiyle hem ilgili
sektör hem de o sektörün müşterileri için yararlı olmaktadır. Üreticilerin ürünlerini
etkin bir şekilde pazarlayabilmeleri için bir fırsat olan ticari fuarlar, bu anlamda
özellikle reklâm ve tanıtım olanakları sınırlı olan küçük ve orta ölçekli firmalar için
büyük öneme sahiptir. Müşteriler için de aynı anda birçok ürünü görebilme ve bilgi
edinme açısından iyi bir fırsattır. Özellikle ihtisas fuarlarına ekonominin aynası gözü
ile bakılmaktadır. Hatta başarılı fuarlar, ülkelerinin ihracattaki başarılarının da en
büyük nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Avrupa’da fuarlar ve sergiler, iş
dünyası için çok önemli olan bir hizmet sektörü olarak görülmektedir.
Bir hizmet sektörü olan fuar organizasyonunda fuar alanı işletmeciliği, fuar
organizatörlüğü ve katılımcı firmalar olmak üzere başlıca üç taraf söz konusudur.
Katılımcı firmalar ile onların müşterilerini aynı platformda bir araya getiren fuar
organizatörlüğünün bu anlamda çift taraflı pazar olduğu belirtilmelidir. Anahtar
konumunda olan fuar organizatörü, organizasyona konu fuarı düzenlemek için uygun
nitelikte yere sahip olan fuar alanı işletmecisinden mekânı kiralamak suretiyle, fuarda
ürünlerini sergilemek isteyen firmalarla fuara katılım için sözleşmeler imzalamaktadır.
Fuar alanı işletmeciliği açısından ise önemli olan, şehirler bazında olduğu kadar ülke
düzeyinde de, ekonominin hareketlenmesi ve büyümesi için fırsatlar yaratan büyük
çaptaki fuarların yapılabileceği alanların bulunmasıdır. Özellikle de makine, otomobil
gibi sergilenecek ürünlerin hacmen büyük olması durumunda fuarı organize
edebilmek için, gerek büyüklük gerekse donanım bakımından elverişli alan sayısı
sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle boyut ve kapsamlarına bağlı olarak alt ve üst yapı
gereksinimleri nedeniyle çok sayıda katılımcı firmanın yer aldığı fuarlar sadece belirli
merkezlerde yapılabilmektedir.
Sanayi ve ticaretin gelişmesi, büyük otellerin varlığı, havaalanları ve üniversitelerin
bulunması gibi nedenlerden dolayı fuarlar ağırlıklı olarak İstanbul’da
düzenlenmektedir. Bu nedenle önemli fuar alanlarının çoğunluğu da İstanbul’dadır.
Bunlardan başlıcaları İstanbul Fuar Merkezi ve TÜYAP olup aşağıda bu mekânlar
tanıtılmaktadır.
09-46/1154-290
9
i. İstanbul Fuar Merkezi
İstanbul Fuar Merkezi (İFM) olarak adlandırılan alan, İstanbul Atatürk Uluslararası
Havalimanı karşısında, 500 dönüm arazi üzerinde kurulu İDTM’de yer almaktadır.
100.000 m2’lik bir alana yayılmış olan mülkiyeti İDTM ’ye ait 10 adet kapalı fuar
salonu ve 30.000 m2 açık sergi alanı ile İFM Türkiye’nin uluslararası standartlardaki
en büyük fuar alanıdır. Fuar salonları 28.000 m2’lik açık alan ile çevrilidir ve daha
sonraki yıllardaki büyüme düşünülerek kuzeye doğru genişleme alanı bırakılmıştır.
İDTM’nin birbirleri ile içten bağlantısı bulunan, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 numaraları fuar
salonları 1993 yılından beri CNR tarafından kira karşılığı işletilmektedir. İFM’nin 9. ve
10. salonlarını ise halen İDTM işletmeye devam etmektedir.
İFM’nin İDTM tarafından işletilen salonlarının özellikleri şu şekildedir:
Tablo-3: İDTM’nin salonları
Salonlar Alan (m2) Yükseklik (m)
Hall 9 6.000 9
Hall 10 6.000 9
Yukarıda değinildiği gibi İFM’de yer alan salonlardan 8 tanesi 1993 yılından bu yana
CNR tarafından işletilmektedir. Aşağıdaki tabloda bu alanlara ilişkin bilgiler yer
almaktadır.
Tablo-4: CNR tarafından işletilen salonlar
İstanbul’un en stratejik yerlerinden birine yapılmış olan İFM’ye ulaşım, havaalanının
hemen karşısında bulunması, E-5 ve TEM yoluyla ulaşılabilmesi ve metro gibi diğer
ulaşım araçlarının da kullanılabilir olması gibi nedenlerle son derece kolaydır.
ii. TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi: 60.000 m² kapalı ve 60.000 m² açık fuar alanı
ile Türkiye’de özel sektörün sahip olduğu en büyük fuar merkezidir. Toplam 120.000
m2 lik bir alana kurulu olan merkez, 4.500 araçlık otopark alanına sahiptir.
Salonlar Alan (m2) Yükseklik (m)
Hall 1 11.878 14
Hall 2 9.925 10,80
Hall 3 10.925 9
Hall 4 10.577 10,80
Hall 5 9.703 10,80
Hall 6 8.229 10,80
Hall 7 8.323 10,80
Hall 8 6.607 10,80
TOPLAM 76.167 -
09-46/1154-290
10
I.3.3. İlgili Ürün Pazarı
19.9.2007 tarih ve 07-74/896-333 sayılı Kurul kararında benimsenen ilgili ürün pazarı
olan “yatçılık ve su sporları fuarının düzenlenmesine uygun fuar alanları işletmeciliği
pazarı” bu soruşturma bakımından da geçerliliğini korumaktadır.
I.3.4.İlgili Coğrafi Pazar
19.9.2007 tarih ve 07-74/896-333 sayılı Kurul kararına paralel olarak; Antalya, İzmir
ve Bodrum’da düzenlenen yatçılık ve su sporları fuarları gerek fuarın zamanlaması,
gerekse fuarların katılımcıları ve ziyaretçileri bakımından, İstanbul’da düzenlenen
fuarlara ikame olmadığından ilgili coğrafi pazar “İstanbul” olarak belirlenmiştir.
I.4. YAPILAN TESPİTLER VE DELİLLER
I.4.1. CNR’de Elde Edilen Belgeler
22.7.2008 ve 29.7.2008 tarihlerinde CNR’nin İFM’de bulunan merkezinde iki defa
yerinde incelemede bulunulmuştur. CNR İcra Kurulu Başkanı (CEO) Fatih
TANVERDİ’nin bilgisayarında yapılan incelemede elde edilen ve CNR’nin daha
önceki soruşturma sürecinde ve önaraştırma döneminde avukatlığını yapan Gökçen
Hukuk Bürosu ile e-posta aracılığı ile yapılan yazışmalar aşağıda aynen
aktarılmaktadır:
……….Ticari Sır……….
I.4.2. Ares Fuarcılık Ltd. Şti.’den (Ares Fuarcılık) Elde Edilen Belgeler
Raportörlerce Ares Fuarcılık ile yapılan görüşmede CNR’ye gönderilen rezervasyon
faks metni istenmiş ve bir örneği alınmıştır. Söz konusu faks metni incelendiğinde
CNR’den Kurumumuza gönderilen faks metni ile bazı farklılıklar taşıdığı görülmüştür.
Bunun yanında CNR’de yapılan yerinde incelemede anılan faks mesajının Microsoft
Word dokümanı olarak elektronik ortamda CNR’ye ait bir bilgisayarda bulunması bu
rezervasyonun geçmiş tarihli olarak sonradan düzenlendiğini göstermiştir. CNR’den
elde edilen Microsoft Word dokümanının oluşturma tarihinin bu faksın Kurumumuza
gönderilmesinden yalnızca birkaç gün önceye denk gelen 16.5.2008 tarihi olması bu
tespiti güçlendirmiştir.
I.5. YAPILAN GÖRÜŞMELER
I.5.1. CNR ile Yapılan Görüşme
Önaraştırma safhasında gerçekleştirilen yerinde incelemede raportörlerce CNR İcra
Kurulu Başkanı’nın bilgisayarından elde edilen ve Gökçen Hukuk Bürosunda çalışan
Av. Duygu GÜÇLÜ tarafından CNR’ye yollanan e-posta mesajında yer alan ifadelerle
ilgili olarak ………. aşağıdaki açıklamaları yapmıştır:
“Söz konusu ifadeler hukuk büromuzda mevcut bulunmayan sözleşme
örneklerinin CNR tarafından tarafımıza iletilmesi ile ilgilidir. Kaldı ki fuar
09-46/1154-290
11
takvimleri TOBB kayıtlarında mevcut olduğundan bu sözleşmelerin önceki
tarihlerde imzalanmış olduğu hususunda tereddüt yoktur. İşbu sözleşmeler
Rekabet Kurumu’na 9.5.2008 tarihli dilekçemiz ekinde sunulmuştur.”
Şirket avukatı ……….’in, NTSR’nin CNR’den yat fuar alanı talebi ile ilgili olarak
taleplerinin karşılanmadığına dair iddialarına ilişkin cevapları aşağıdaki şekildedir:
“Rekabet Kurumu’na göndermiş olduğumuz ihtarname ve cevap örneklerinde
açıkça görüleceği üzere asla taleplerine red cevabı verilmemiştir. Kendilerine
fuar alanlarımızın dolu olduğu tarihler bildirilmiş ve bu tarihler dışındaki
tarihlerde kendilerine fuar alanı tahsis edilebilceği hususu iletilmiştir. Size en
son gönderdiğimiz yazışmalardan sonra NTSR’den tarafımıza yeni bir fuar
alanı talebi gelmemiştir.”
I.5.2. Şikayetçi ile (NTSR) Yapılan Görüşme
16.7.2008 günü Pendik Yat Limanı’nda NTSR Boat Show Proje Müdürü ile yapılan
görüşmede; NTSR’nin uzun yıllardan beri boat show düzenlemekte olduğu, bu sene
28. İstanbul Boat Show’u düzenleyeceği, CNR ile yapılan anlaşmanın devam
etmemesi üzerine 2007 yılında İDTM fuar alanında fuar düzenlendiği ancak yeterli
sahanın bulunmaması sebebiyle hem firmanın hem de katılımcıların bu
organizasyondan memnun kalmadığı ve 2008 yılı için anlaşma yapılmadığı
belirtilmiştir. İDTM’de yapılan 2007 Aralık’taki son fuarda sadece tekne
sergilenebildiği, ekipman sergilenemediği ayrıca katılımcı sayısının ……….’e düştüğü
ve bu nedenle yeni bir fuar alanı arayışına girdikleri, öncelikle Ataköy Marina ile
görüşüldüğü ancak o mekanın doluluğu nedeniyle uygun olmadığının anlaşıldığı dile
getirilerek Marintürk Pendik Marina’nın yeni alternatif fuar alanı olduğu ifade
edilmiştir. Firmanın 2008 yılından itibaren Ekim ayında fuar düzenlemek üzere
Pendik Yat Limanı ile 10 yıllık bir sözleşme imzaladığı, limanda inşaatın henüz
bitmemekle beraber önümüzdeki Ekim ayına hazır hale getirilmeye çalışıldığı
belirtilmiştir.
Yapılan görüşmede, deniz fuarlarının kara fuarlarından farklı bir konsept olup
katılımcıların denizde fuar yapılsa dahi kara fuarını da talep ettikleri, teknelerin
karada daha iyi incelenme imkanının bulunması ve kapalı sahanın güvenlik
açısından daha korunaklı olmasının kara fuarlarını daha avantajlı hale getirdiği ifade
edilmiştir.
Yetkili tarafından ayrıca, CNR ile olan iş ilişkisinin sadece noter ihbarnameleri
kanalıyla yürümekte olduğu, CNR’nin Şubat ayında fuar düzenlemesi nedeniyle bu
ayda kendilerine alan tahsisi yapmadığı, diğer aylarda ise düzenlenecek fuarın hem
uluslararası fuarlarla çakışması hem de Pendik Limanında yapılması düşünülen fuar
tarihi ile çok yakın tarihe denk gelmesinin, bu tarihleri de olanaksız hale getirdiği,
Türkiye’de yakın tarihlerde 3 adet fuar yapılmasının sektörün kaldırabileceği bir
durum olmayıp ticari açıdan da makul olmadığı, bir diğer deyişle CNR’nin Şubatta
kara fuarı yaptığı müddetçe NTSR’nin kara fuarı yaparak sektörü bölmeyi
düşünmediği ve bu koşullar altında Pendik Marina’daki fuar projesini canlandırmayı
tercih edecekleri belirtilmiştir.
Yetkili tarafından son olarak, Pendik Limanında düzenlenecek olan fuara 300 yat
alabilecek kapasitede bir alan tahsis edildiği, kara sahasında da 4.000 m2 lik bir
09-46/1154-290
12
alanın fuar katılımcılarına tahsis edileceği, ayrıca limanda (ortalama 80 yat kapasiteli)
18.000 m2 lik çekek alanın bulunduğu, ancak hâlihazırda bu alanın fuar için tahsis
edilmesine dair herhangi bir anlaşmanın bulunmadığı ifade edilmiştir.
I.5.3. EFEM Uluslararası Fuar Organizasyon Hizm. Ltd. Şti (Efem Fuarcılık) ile
Yapılan Görüşme
23.7.2008 tarihinde Efem Fuarcılık Ortağı ve Genel Müdürü ile yapılan görüşmede;
EFEM Fuarcılık’ın 18 seneden beri anne-bebek ürünleri konulu fuar düzenlediği,
şirketin en önemli faaliyetinin anne-bebek fuarı olduğu, ayrıca bu yıldan itibaren
İDTM’nin 11. Salonunda doğa sporları konulu bir başka fuar daha düzenlemeye
hazırlandıkları, anne-bebek fuarının 2004 yılından beri CNR’nin salonlarında
düzenlendiği, fuarın CNR’ye taşınmasının fuarı iki-üç misline çıkardığı, başta riskli
olan bu durumun sektörün de büyümesi nedeniyle fuarı geliştirdiği ve olumlu bir
aşama kaydettiği belirtilmiştir. Anne-bebek ürünleri fuarının her yıl Şubat sonu Mart
başında düzenlendiği, bu tarihin sektörün iş bağlantılarını kurduğu, siparişleri aldığı
tarih olduğu için geleneksel hale geldiği ve değiştirilmesinin olumsuz olacağı ve
fuarın başarısını olumsuz etkileyeceği ifade edilmiştir.
CNR ile olan kira sözleşmelerini 2006 yılında 3 yıllık bir süre için kurduklarını,
sözleşmede fuarın Şubat sonu ve Mart’ın ilk haftası yapılmasının kararlaştırıldığı,
ancak her yıl için fuar tarihini ayrıca Alan Tahsis Belgesinde belirttikleri, o tarihte
CNR’nin kendilerinden başka firmalarla da uzun dönemli hatta 5 yıla kadar uzayan
sözleşmeler kurduğunu duydukları, uzun dönemli sözleşme kurulmasının ve pazarlık
yapılması neticesinde bir miktar indirim elde ettikleri, borçlarını uzun vadede ödeme
imkânı elde ettikleri, ayrıca CNR’nin kendilerine bir miktar tolerans tanımasında risk
alarak fuarın büyük bir salona taşınmasının da etkili olduğu, zira o dönemde fuarın
1800 m2’den 5000 m2’ye varan alanlara taşındığı belirtilmiştir.
Yapılan görüşmede fuar alanı değişikliğinin daha büyük ve daha avantajlı bir fuar
alanına taşınmadığı müddetçe fuar başarısını olumsuz etkilediği, tarih değişikliğinin
ise sektöre bağlı olduğu, eğer sektör için fuarın yapılmasının kritik bir dönemi varsa
bu dönemin değiştirilmemesi gerektiği belirtilerek, fuarın sürekliliğinin, tarih-yer
istikrarının ve her sene düzenlenmesinin de fuarın başarılı olmasında önemli bir rolü
bulunduğu ifade edilmiştir.
I.5.4. Ares Fuarcılık ile Yapılan Görüşme
Ares Fuarcılık Ortağı ve Genel Müdürü ile 24.7.2008 tarihinde yapılan görüşmede;
Ares Fuarcılık’ın temel olarak dört ana fuar düzenlediği, bunların motosiklet fuarı
(Motoshow), Ekmek makineleri (Ibatech), Fotoğraf ve Dijital Görüntüleme Makineleri
ile Paslanmaz Çelik (Stainless Steel) fuarları olduğu, motoshow fuarının her yıl Mart
ayının üçüncü haftasında, ekmek makineleri ile paslanmaz çelik fuarlarının ise iki
yılda bir Nisan ayının ortasında yapıldığı, ekmek makineleri ve paslanmaz çelik
fuarının yapılmadığı sene ise fotoğraf makineleri fuarının düzenlendiği, bu yıldan
itibaren buzdolapları konulu yeni bir fuar düzenlemeye hazırlandıkları, bu fuarın
tarihinin Şubat ayının ortası (12-14 Şubat) olarak belirlendiği ve İTO’ya fuar takvimine
girebilmek için başvuruda bulunulduğu ifade edilmiştir.
09-46/1154-290
13
Yapılan görüşmede, düzenlenen fuarlarda fuar alanı olarak önceleri İDTM’nin 9-10.
salonlarının kullanıldığı, ancak 2008 yılından itibaren CNR’nin 1-2 ve 3. salonlarının
kullanılmaya başlandığı, CNR ile olan kira sözleşmesini 4 Temmuz 2007 tarihinde
yaptıkları, CNR’ye geçilmesinin sebebinin fuarların büyümesi ve daha büyük
salonlara geçme ihtiyacından kaynaklandığı belirtilmiştir. Buzdolabı fuarı için
hazırlıklara Kasım-Aralık aylarında başlandığı ve 15-18 Ocak 2009 tarihi için
CNR’den alan rezerve ettirildiği, ancak 2008 Temmuz ayı başında bu rezervasyonun
iptal edildiği, CNR’ye rezervasyon talebinin Kasım 2007’de olduğu, iptal edilmesinin
nedeninin, CNR’den kiralanması düşünülen 1-2 ve 3. salonların yaklaşık 15.000 m2
olmasına rağmen fuarın bu büyüklüğe ulaşamaması olduğu, İDTM’nin salonlarının
brüt 10.000 m2 olduğu ve fuarın ancak 5.000 m2 civarında bir alanı doldurabilecek
kapasiteye erişebileceği ifade edilmiştir.
II.5.5. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Fuarlar Müdürü ile Yapılan
Görüşme
25.7.2008 günü, TOBB Fuarlar Müdürü ile yapılan görüşmede; TOBB Fuarlar
Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde fuar düzenlemek isteyen firmalara gerekli izinleri
veren birim olduğu, fuar organizasyonuna ilişkin düzenlemelerin TOBB tarafından
yayımlanan Yurt İçinde Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar çerçevesinde
yürütüldüğü, bu kapsamda fuar organizasyon firmalarının yapacakları fuarları bir
önceki yıl Ağustos ayı başına kadar bulundukları ildeki TOBB’a bağlı odalara ve
borsalara bildirdikleri ve bu birimlerin gerekli incelemeyi yaptıktan sonra Ağustos ayı
sonuna kadar kendi birimlerine ilettikleri, daha sonra 15 Eylül tarihinde ana fuar
takviminin yayımlandığı, Ağustos ayına kadar bildirilen fuarlarda firmaların dilediği
tarihte dilediği fuarı düzenlemekte serbest oldukları ancak ana fuar takvimi
yayımlandıktan sonra fuar düzenleme başvurusu yapan firmanın, ana takvimde aynı
ilde aynı veya benzer konulu başka bir fuar düzenlenecekse başlangıç tarihinden 30
gün öncesinde ve bitiş tarihinden 30 gün sonrasında fuar düzenleyemedikleri ifade
edilmiştir.
Yapılan görüşmede, ana fuar takvimi yayımladıktan sonra ek fuar düzenlemek
isteyen firmaların fuar başlangıç tarihinden 2 ay öncesine kadar başvuruda bulunup
fuar düzenleyebilecekleri, fuar iptallerine ise planlanan fuar tarihinden 1 ay öncesine
kadar bildirimde bulunulması durumunda onay verilebildiği, belirlenen tarihlere
uyulmaması durumunda firmalara gelecek yıl için aynı konulu fuar düzenlememe
müeyyidesi uygulandığı belirtilmiştir.
NTSR tarafından şu ana kadar 2008 ve 2009 yılları için boat show fuarı
düzenlenmesine dair herhangi bir başvuruda bulunulmadığı, bununla birlikte
planlanan fuar tarihinden 2 ay önce başvuruda bulunup anılan fuarı düzenleme
hakkının saklı olduğu, fuarın yapılacağı alanların ilgili mevzuatta öngörülen koşulları
taşıyıp taşımadığının TOBB’a bağlı oda ve borsalar vasıtası ile takip edildiği, fuar
alanı olarak gösterilen yerlerin gerekli standartları taşıyıp taşımadıklarının
araştırıldıktan sonra alan uygun ise buralarda fuar düzenlenmesine izin verilebildiği
ifade edilmiştir.
09-46/1154-290
14
I.5.6. Medya Fors Fuarcılık Ltd. Şti. (Medya Fors Fuarcılık) ile Yapılan Görüşme
24.7.2008 tarihinde Medya Fors Fuarcılık Ortağı ve Genel Müdürü ile yapılan
görüşmede; Medya Fors Fuarcılık olarak Aralık ayında “Bayim Olur Musun” başlıklı
franchise fuarı ile “Vending Ekspo” başlıklı otomat makineleri fuarlarını düzenledikleri,
“Bayim Olur Musun” fuarını 2005 Aralık ayında yapmaya başladıkları ve Aralık-
Haziran olmak üzere yılda iki defa düzenledikleri, ancak 2007 yılından sonra 2008
Aralık ayında fuar düzenleyecekleri ve bundan sonra yılda bir fuar düzenleyecekleri
belirtilmiştir. “Vending Ekspo” fuarını ise ilk kez 2007 Aralık ayında düzenledikleri bu
yıl ikincisini organize edecekleri, bu fuarların ikisini de CNR’nin 1, 2 ve 3 numaralı
salonlarında düzenledikleri, geçmişten bu yana fuarların aynı tarih aralığında ve aynı
salonlarda düzenlendiği, bu tarih ve yerin kendileri için stratejik olduğu ve
değiştirmeyi düşünmedikleri ifade edilmiştir.
Yapılan görüşmede, CNR ile olan alan kiralama sözleşmesinin bağlantısının ya bir
önceki yıl düzenlenen fuarda ya da takip eden yıl Ağustos ayı başına kadar
kurulduğu, 1 Ağustos’a kadar fuar takvimine girebilmek için TOBB’a başvuru
yapılması gerektiğinden fuar alanı kiralama sözleşmesinin bu tarihten önce
tamamlanmak zorunda olduğu belirtilmiştir.
I.6. HÂKİM DURUM TESPİTİ
Hâkim durumun saptanmasında kullanılan kıstasların başlıcaları teşebbüsün ilgili
pazardaki pazar payı, sahip olduğu dikey bütünlük, kullanılmayan kapasite, müşteri
bağımlılığı ve pazardaki potansiyel rekabettir. Bu kıstasların tümünün incelenmesi
neticesinde 19.9.2007 tarih ve 07–74/896–333 sayılı Soruşturma Nihai Kararı’nda
CNR’nin yatçılık ve su sporları fuarlarının düzenlenmesine uygun fuar alanları
işletmeciliği pazarında hâkim durumda olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla mevcut
incelemede, sayılan kriterler yeniden değerlendirilmemiş, bunun yerine ilgili pazarda
yaşanan değişimlerin hâkim durum tespitini değiştirip değiştirmediği araştırılmıştır.
19.9.2007 tarih ve 07–74/896–333 sayılı Soruşturma Nihai Kararı’nda, üst ve alt
pazarlar olan yatçılık ve su sporları fuarları için fuar alanı işletmeciliği pazarının ve
yatçılık ve su sporları fuarı organizatörlüğü pazarının birbirinden ayrı
değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirlenerek, üst pazardaki hâkimiyetin varlığı
araştırılırken alt pazar verileri dikkate alınmıştır. Bu nedenle teknik sebeplerle aynı
pazarda oldukları kabul edilen CNR tarafından CNR Fuar Alanlarında yapılan fuar ile
NTSR tarafından İDTM Fuar Alanında yapılan fuar karşılaştırılmıştır. Bu
karşılaştırmada CNR ve NTSR’nin düzenlenen fuarlardaki net alan satışları ele
alınmış ve CNR’nin ilgili ürün pazarındaki pazar payı 2007 yılı Şubat ayında %....
olarak hesaplanmıştır. Anılan karardan sonra gerçekleştirilen fuarlara bakıldığında
Aralık 2007-Şubat 2008 fuar döneminde NTSR ………. m², CNR ………. m²’lik
alanda fuar düzenlediğinden NTSR’nin pazar payı %...., CNR’nin pazar payı ise %....
olarak gerçekleşmiştir. 2009 yılında ise NTSR fuar düzenleyemediğinden CNR’nin
pazar payı (Şubat ayı itibariyle) %100’e ulaşmıştır.
Diğer taraftan CNR lehine olarak müşteri bağımlılığı, dikey bütünlük ve kullanılmayan
kapasite kriterlerinin de hâkim durum tespitini desteklemeye devam ettikleri
anlaşılmıştır.
09-46/1154-290
15
Son olarak CNR’nin hâkim durumunu destekleyen kriterlerden potansiyel rekabete de
değinilmesi gerekmektedir. 19.9.2007 tarih ve 07–74/896–333 sayılı Soruşturma
Nihai Kararı’nda yapım aşamasında olan Zeytinburnu ve Pendik marinaları ile Haliç
potansiyel rekabet analizine dâhil edilmiştir. Bu alternatiflerin zamanında, muhtemel
ve yeterli bir şekilde alternatif olabilecekleri öngörülmediğinden potansiyel rekabetin
CNR’nin hâkim durumunu tehdit etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Hâlihazırda da bu
tespitin geçerli olup olmadığının belirlenmesi için Soruşturma sürecinde muhtemel
fuar alanlarından konu ile ilgili bilgiler istenmiştir.
Bu kapsamda Zeytinburnu Belediye Başkanlığı, Pendik Belediye Başkanlığı,
BELTUR Büyük İstanbul Eğitim Turizm ve Sağlık Yatırımları İşletme ve Tic. A.Ş
(Beltur)’den mevcut ve hâlihazırda yapım çalışmaları devam eden merkezlerin fiziki
büyüklüklerine ilişkin bilgiler istenmiş ve söz konusu merkezlerin CNR tarafından
kiralanan salonlara alternatif oluşturup oluşturmayacağı saptanmaya çalışılmıştır.
Zeytinburnu Belediye Başkanlığı’ndan gelen ve Kurum kayıtlarına 18.2.2009 tarih ve
1291 sayı ile intikal eden yazıdan, halen proje aşamasında olan Zeytinburnu
Limanı’nın kruvaziyer turizmine yönelik olarak inşa edileceği anlaşılmıştır. Zira gerek
rıhtım ve terminal büyüklüklerinin kruvaziyer gemilerine ve yolcularına göre
ayarlanması, gerekse limanın inşasında örnek alınan limanların kruvaziyer turizmi ile
ön plana çıkması bunu göstermektedir. Buna karşın limanın yapılacağı Kazlıçeşme
mevkiine ………. metrekarelik fuar alanı ve ………. metrekarelik kongre merkezinin
de yapılacağı öngörülmektedir. Bu alanlarda ………. adet sergi salonu, ………. adet
toplam ………. metrekarelik toplantı salonu yapılması planlanmaktadır. Zeytinburnu
Kazlıçeşme’de yapılması planlanan bu limanın yaklaşık ………. metrekarelik otel,
alışveriş merkezi, yeme içme ve eğlence alanlarını da kapsayan toplam ………..
metrekarelik bir kompleks olarak inşa edilmesi öngörülmüş, bu kompleks içinde yat
limanı işletme tesisleri (……….), yat onarım ve bakım üniteleri (……….) de
düşünülmüş yat limanının ………. yat kapasiteli Ataköy Marina ile aynı ölçüde
yapılması planlanmıştır.
Zeytinburnu Belediyesi’ne yapılması planlanan fuar alanının yüksekliği, kapı
genişlikleri, fuar alanının işletmecilik hakkı için ihale yapılıp yapılmadığı, marinanın
hizmete açılma tarihi, marinanın yatçılık fuarı düzenlenmesine uygun olup
olmayacağı gibi sorular da sorulmasına rağmen cevap alınamamıştır. Bunda henüz
projede çok daha gerideki bir aşamada bulunulmasının payı olduğu
değerlendirilmiştir. Ayrıca Soruşturma Heyeti tarafından ilgililerle yapılan telefon
görüşmesinde bu soruların henüz netleştirilmesinin mümkün olmadığı, yakın
gelecekte fuar alanının faaliyete geçmesinin beklenmediği belirtilmiştir. Dolayısıyla
Zeytinburnu’nda yapılacak olan marinanın fuar alanı olarak potansiyel rekabete dâhil
edilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.
Kurum kayıtlarına 6.4.2009 tarih ve 2428 sayı ile intikal eden yazıda Pendik
Belediyesi, inşası devam eden Pendik Marina’nın 26.6.2009 tarihinde; fuar alanı
inşaatının ise 12.8.2009’da tamamlanmasının planlandığını, inşaatlar
tamamlandıktan sonra belirli ölçüde yatçılık ve su sporları fuarının
düzenlenebileceğini belirtmiş, bununla birlikte böyle bir fuar düzenlemeye yönelik
olarak NTSR ile herhangi bir sözleşme yapılmadığını ifade etmiştir. Diğer yandan
marinanın denizde ………., karada ………. yat kapasiteli olarak planlandığı, fuar
alanının ise ………. metre yükseklikte ………. metrekare olarak inşa edileceği
bildirilmiştir.
09-46/1154-290
16
Pendik Marina’nın 2009 yılı içinde hizmete açılacak olması karşısında, potansiyel bir
fuar alanı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Pendik Belediyesi’nin
cevabından NTSR ile Pendik Marina’da fuar düzenlenmesine yönelik herhangi bir
sözleşme yapılmadığı anlaşılsa da, NTSR’nin burada fuar düzenlemeyi planladığı,
Marina’nın işletme hakkını alan firma ile bir ön protokol yapıldığı ve internet
üzerinden fuar planlarının duyurulduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar inşaat
tamamlanamadığı için fuar düzenlenememiş olsa da, Ekim 2008’de Pendik Marina’da
yat fuarı düzenlemeye niyetlenen NTSR’nin bu fuarı Marina’nın hizmete
açılmasından sonra gerçekleştirmesinin önünde bir engel bulunmadığı görülmüştür.
Kaldı ki yatları, imal edildikleri Tuzla’dan Pendik Marina’ya deniz yolu ile getirmenin
kolaylığı, yatların denizde sergilenecek olmasının getirdiği avantaj ve yatlar denizde
sergilendiğinden diğer ekipmanın da daha sınırlı bir alanda sergilenmesinin mümkün
olduğu gerek fuar katılımcıları gerekse organizatörler tarafından kabul edilmekte; bu
nedenlerle Pendik Marina’nın yatçılık ve su sporları fuarı düzenlemeye uygun bir
mekân olabileceği belirtilmektedir.
Kurum kayıtlarına 16.3.2009 tarih ve 1923 sayı ile intikal eden yazıda Feshane
Uluslararası Fuar Kongre ve Kültür Merkezi’ni (Feshane) işletmekte olan Beltur,
Feshane’nin beş salondan oluşan yüksekliği ………., kapı yüksekliği ………. ve kapı
genişliği ……… metre olan toplam ……… metrekarelik bir alan olduğunu belirtmiştir.
Ayrıca en büyük salonlar olan II. Mahmut salonunun ………. m², Haliç Salonu’nun
……… m², Küçük Bedesten Salonu’nun ……… m² olduğu, bunlara ilaveten irili ufaklı
odaların bulunduğu, zeminin ise ağır yük taşıyacak kapasitede bulunmadığı ifade
edilmiştir. Feshane’nin taş ve çimden oluşan açık alanlarının toplamının ise ………
m² olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Feshane’nin CNR salonlarında düzenlenen
yatçılık ve su sporları fuarına alternatif olmak bir yana, aynı kategoride sayılabilecek
bir fuara dahi ev sahipliği yapabileceği kabul edilebilir görülmemiştir.
Sütlüce Kültür Merkezi de Feshane gibi fuar alanından ziyade kongre
düzenlenmesine yönelik bir mekân olup CNR’nin fuar salonlarına alternatif olabilecek
nitelikte değildir.
Yapılan bu tespit ve değerlendirmeler ışığında, CNR’nin, ilgili ürün pazarı olan
yatçılık ve su sporları düzenlenmesine uygun fuar alanı işletmeciliği pazarında hâkim
durumunun devam ettiği ancak hizmete açılması halinde Pendik Marina’nın alternatif
bir fuar alanı olarak değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
I.7. GENEL DEĞERLENDİRME VE HUKUKİ DAYANAK
I.7.1. Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması
Hâkim durumda bulunduğu 07-74/896-333 sayılı Rekabet Kurulu kararında tespit
edilen ve mevcut durumda da konumunu koruyan CNR’nin hâkim durumunu kötüye
kullanıp kullanmadığının ortaya çıkarılabilmesi için NTSR’ye fuar alanı kiralamayı
reddettiği 2006 yılından bu yana her iki teşebbüsün de faaliyetlerinin gözden
geçirilmesi gerekmektedir. Böylece bu teşebbüslerin pazardaki konumları, etkinlikleri
ve reddetme eyleminin rekabet üzerindeki etkileri genel olarak görülebilecektir.
2006 yılında NTSR ile CNR arasında fuar alanı kiralanması konusunda çıkan ihtilafın
üzerinden geçen üç yılda NTSR iki defa İDTM’nin salonlarında fuar düzenlemiştir.
2007 yılı Şubat ayında İDTM salonlarında yapılan ilk fuarda otopark alanları
09-46/1154-290
17
malzemeci olarak tabir edilen fuar katılımcılarına fuar alanı olarak kullandırılmış, yat
ve tekneler ise 9 ve 10 numaralı salonlarda sergilenmiştir. 2007 yılı Aralık ayında ise
NTSR sadece yat ve tekne sergilediği bir fuar düzenlemiş, bir önceki yıldan gelen
olumsuz tepkiler nedeniyle malzemecilerin otopark alanında fuara katılımlarını
sağlayamamıştır. Üçüncü defa İDTM salonlarında fuar düzenlemesi halinde fuarının
iyice küçüleceğinden ve CNR karşısında rekabetçi gücünü tamamen yitireceğinden
endişe eden NTSR, alternatif fuar alanı olarak Pendik Marina’yı belirlemiştir. İnternet
sitesinde yat fuarını denizde gerçekleştirerek önemli bir atılım yapmayı planladığını
duyuran NTSR, 2008 Ekiminde Pendik Marina’da düzenlemeyi öngördüğü fuarı
marina inşaatının tamamlanamaması sebebiyle gerçekleştirememiştir.
Bu arada CNR’den de fuar alanı talebinde bulunmaya devam eden NTSR, her ne
kadar açıkça reddedilmemişse de talep ettiği tarihlerde salonların başka firmalara
kiralandığı cevabı ile karşılaşmıştır. Mevcut durumda 2009 yılında fuar
düzenleyemeyen ve düzenleyebileceğine dair bir gösterge de bulunmayan NTSR’nin,
özellikle CNR’nin düzenlediği fuarın ulaştığı büyüklük göz önüne alındığında,
pazardan çıkma ihtimali bulunan, öyle olmasa bile etkin bir rakip olarak kabul
edilmesi zor bir duruma düştüğü söylenebilecektir. İhtisas fuarları bakımından doğal
afet, savaş gibi zorlayıcı sebepler dışında fuarlara ara verilmesi fuarın başarısını
hayati derecede etkileyen bir etken olduğundan, NTSR’nin bir-birkaç yıl fuar
düzenleyememesi pazardan çıkması anlamına gelecektir.
Öte yandan NTSR’nin pazardan çıkması pazardaki aktör sayısı bakımından
rekabetin olumsuz etkilenmesi gibi algılanmakla birlikte rekabetin aslında sadece iki
yıllık bir dönem için ortaya çıktığı ve pazarın kendi dinamiklerinin değil, iki teşebbüs
arasındaki olağanüstü koşulların ürünü olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Sektörü bir
araya toplayan Dentur’un ve bir önceki soruşturma sürecinde görüşülen sektör
temsilcilerinin de yılda bir defa düzenlenecek tek bir ihtisas fuarının yeterli ve daha
etkin olacağı yönündeki görüşleri de ilgili pazarda son yıllarda yaşanan gelişmelerin
rekabetin doğmasından ziyade hâkim durumun el değiştirmesi olarak görülebileceğini
göstermektedir.
Hâkim durumdaki CNR’nin eyleminin rekabet ihlali olarak değil de daha etkin olan
teşebbüsün pazarı ele geçirmesi olarak kabul edilebilmesi için CNR’nin etkinlik
savunmasının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunu görebilmek için NTSR’nin ve
CNR’nin düzenledikleri fuarların fiyat, fuar büyüklüğü ve başarısı gibi kriterler
bakımında karşılaştırılması faydalı olacaktır:
Tablo-5: 2004-2008 yılları arasında NTSR’nin düzenlemiş olduğu fuarlarda uygulanan m² birim fiyatları
………Ticari Sır………
Tablo-6: NTSR Tarafından 2004-2007 yılları arasında düzenlenen fuarlara ait bilgiler
………Ticari Sır………
CNR ise 2007 yılından itibaren Şubat ayının ikinci haftasında başlattığı Avrasya
Boatshow Fuarı’nı üçüncü defa hayata geçirmiş ve 2011 yılına kadar yapılacak
fuarlar konusunda da Dentur’un desteğini almak üzere sözleşme imzalamıştır.
Dentur’a gönderilen bilgi isteme yazısı üzerine Dentur’dan gelen ve Kurum
09-46/1154-290
18
kayıtlarına 22.1.2009 tarih ve 585 sayı ile intikal eden bilgilere göre, Dentur ile CNR
arasında 3.4.2007 tarihinde imzalanan “Avrasya Boatshow Fuarı’nın
Organizasyonuna İlişkin Sözleşme”de fuarın geliştirilmesi için tarafların karşılıklı hak
ve yükümlülükleri öngörülmüş, Dentur üyesi fuar katılımcıları için indirimli fiyatlar
belirlenmiştir. Ayrıca bu sözleşme ile yatların Ataköy Marina’da fuar alanına kadar
taşınması ücretsiz olarak CNR tarafından üstlenilmişse de 2008 yılında yapılan ek
protokol ile bu hizmet ücretli ve isteğe bağlı hale getirilmiştir1.
CNR’nin yatçılık fuarı düzenlemeye başladığı 2007 yılından itibaren fuarı büyüttüğü
gözlemlenmiştir. Zira fuar NTSR’nin düzenlediği dönemde 1, 2 ve 4 numaralı
salonlarda düzenlenmekte iken son iki yıldır CNR fuarı 7 salonda birden
düzenlemektedir. 1-8 numaralı fuar salonlarından oluşan toplam ………. m2 lik fuar
alanından ………. m2 büyüklüğündeki 3 numaralı salon dışındaki2 diğer salonların
tümü Avrasya Boatshow Fuarına tahsis edilmektedir, bu da brüt ………. m2 lik bir
alana tekabül etmektedir. Her ne kadar bu gelişimin sadece CNR tarafından
gerçekleştirilebilecek ve ona özgü sebeplere bağlanamayacağı açıksa da, CNR’nin
sektörün son yıllarda gerçekleştirdiği atılımı değerlendirdiği ve aynı zamanda fuar
alanı işletmecisi olmasından kaynaklanan avantajını da kullanarak fuarın
büyüklüğünü iki katına ulaştırdığı anlaşılmıştır. Avrasya Boatshow Fuarı’ndan elde
edilen geliri, katılımcı sayısı ve satışı yapılan toplam net fuar alanı büyüklüğünü
gösteren aşağıdaki tablolar bu bilgiyi doğrulamıştır.
Tablo-7: Avrasya Boatshow Fuar büyüklükleri
……….Ticari Sır……….
CNR’nin fuar düzenlemeye başladığı 2007 yılından itibaren uyguladığı fiyatların
seyrine bakıldığında fuarın büyütülerek katılımcı sayısının artırılmasına karşın, fiyat
politikasında ciddi bir değişikliğe gitmediği ve fiyatlarında önemli bir artış yapmadığı
gözlemlenmiştir.
CNR’nin son üç yıldan bu yana uyguladığı fiyatları değerlendirilmeden önce fiyat
politikası incelenmiştir. CNR, katılımcılara fuar alanının satış tarihine göre ve fuar
katılımcısının Dentur üyesi olup olmamasına göre değişen fiyatlar uygulamaktadır.
Fuarın düzenlenmesinden uzun zaman önce satılan fuar alanı en düşük fiyata
verilmekte, fuar zamanı yaklaştıkça fiyatlar kademeli olarak artırılmaktadır. Şöyle ki
Dentur üyesi bir katılımcının 15 Haziran tarihine kadar fuar alanı kiralaması halinde
aşağıdaki tabloda verilen fiyatlardan alan kiralamasına imkân tanınmakta, bu tarihten
15 Aralık’a kadar alan kiralayan katılımcılar m2 başına ………. ABD Doları/Avro fark
vermekte, 15 Aralık’tan fuar tarihine kadar alan kiralayan katılımcı ise 15 Haziran’daki
fiyatlara m2 başına ………. ABD Doları/Avro fark ödemektedir. Aşağıdaki tabloda 15
Haziran tarihinden önce Dentur üyesi katılımcılara uygulanan fiyatlar
gösterilmektedir:
1 Dentur’dan gelen bilgilerin ekinde CNR’nin 2007 ve 2008 yıllarındaki fuarlardan sonra yapılan anket
sonuçlarına yer verilmiştir. 28.3.2007 tarihli duyuruda ankete katılmış 107 firmanın talep ettiği net
stand alanının toplam ………. m² olarak belirtildiği bilgisi üyelerle paylaşılmıştır. 4.3.2008 tarihli daha
ayrıntılı duyuruda ise ankete katılan firmaların çoğunluğunun fuarda yer almak istediği miktarın ……….
m² olduğu bilgisi duyurulmuştur. Bu bilgiler CNR’nin düzenlediği fuarın sektör genelinde
desteklendiğini göstermektedir.
2 CNR, fuar tanıtımına ilişkin duyurularında 3 numaralı salonun sıcak satış amacıyla kullanılması için
gerekli izinleri alabilmek için başvuruda bulunduğunu belirtmiştir.
09-46/1154-290
19
Tablo-8: Dentur üyesi katılımcılara uygulanan fiyatlar
……….Ticari Sır……….
Tablodan da anlaşılacağı üzere CNR’nin fiyatlarında önemli bir artış olmaması
özellikle 2009 yılında alternatifi olmayan bir fuara dönüşmüş olmasına rağmen bu
durumunu kötüye kullanmadığının göstergesi olarak kabul edilebilecek niteliktedir.
Diğer yandan NTSR’nin fuar alanı talebine yönelik noter ihtarlarına da cevap
verilerek uygun olan bir tarihin talep edilmesi halinde fuar alanı tahsis edilebileceğini
belirtmesi de açık bir kötüye kullanma niyetinin bulunmadığını göstermektedir.
NTSR’nin yeni bir tarihi belirleyerek talepte bulunmak yerine Pendik Marina’da
düzenlenecek bir fuara odaklanması ve faaliyetini buna yöneltmesi ise CNR
tarafından işletilen İFM’ye yatçılık ve su sporları fuarı düzenlenmesi bakımından bir
alternatifin doğduğuna işaret etmektedir. Bu alanda 2008 yılında planlanan fuar
gerçekleştirilememişse de 2009 yılı sonbaharı veya daha ileri bir tarihte fuar
düzenlenmesini engelleyen bir durum söz konusu değildir.
Buradaki değerlendirmede yatçılık sektörünün tek bir ihtisas fuarının yeterli ve daha
etkin olacağı yönündeki görüşler de dikkate alınmıştır. CNR’nin ulaştığı kara fuarı
büyüklüğünü göz ardı etmesi halinde NTSR’nin, kendisine alan tahsis edilse bile
başarılı bir fuar düzenleme ihtimali düşüktür. İhtisas fuarları bakımından belirleyici
etkisi olduğu kabul edilen Dentur’un da CNR’nin düzenlediği fuarı desteklemesi ve
özellikle taraflar arasında 2011 yılına kadar geçerli olmak üzere bir sözleşme
akdedilmiş olması NTSR’nin işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Netice olarak
NTSR’nin CNR’nin düzenlediği fuar ile rekabet edebilmesi için bir yenilik getirmesi ve
Pendik Marina’da yapılması öngörülen fuar gibi bir organizasyon sunması
gerekmektedir. Aksi halde CNR’nin dikey bütünleşmenin de etkisiyle artan rekabetçi
baskısına karşı koyması mümkün olamayacaktır. Dolayısıyla NTSR’nin geçmişte
organize ettiği fuarın çok daha gelişmiş bir halini organize etmekte olan CNR’nin
daha etkin çalıştığı sonucuna varılmış, taraflar arasında geçen yazışmalar, etkinlik
savunması ve sektörün genel durumu düşünüldüğünde CNR’nin eyleminin hâkim
durumunu kötüye kullanmak olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan, CNR’nin 07-74/896-333 sayılı Rekabet Kurulu kararında öngörülen
koşulun gereklerini yerine getirmediğinden bahsetmek olanağı da bulunmamaktadır.
Zira önceki soruşturma raporunda, sektörden elde edilen bilgiler ışığında yatçılık ve
su sporları fuarlarını düzenlemek için en uygun zamanın aralık-şubat ayları arası
olduğu belirtilmekle birlikte, söz konusu kararda fuar alanının tahsis edilmesine ilişkin
olarak herhangi bir zaman aralığı bilgisine yer verilmemiştir. Buna karşılık NTSR
Aralık ve Şubat aylarına ilişkin olarak yer tahsis edilmesi talebinde bulunmuştur. CNR
ise NTSR tarafından talep edilen dönem için fuar alanı boş olmasına karşın,
muvazaalı sözleşmeler yapmak suretiyle dolu gibi göstermiştir. Her ne kadar bu
davranış Rekabet Kurulu kararını dolaşmak için yapıldığı izlenimi uyandırsa da gerek
kararda gerekse söz konusu karara istinaden yazılan yazıda alan tahsisine ilişkin
olarak “emsal bedel” dışında bir belirleme yapılmamış olması ve CNR’nin NTSR
tarafından talep edilen ve dolu olduğu cevabı verilen tarihler dışında başka bir tarih
bildirmesi durumunda fiyat teklifi verilebileceğini bildirmesi karşısında Kurul kararına
aykırı davranıldığını kabul etme olanağı bulunmadığı değerlendirilmiştir.
09-46/1154-290
20
Son olarak CNR vekili, yazılı savunmalarının eklerinde İstanbul 8. İcra
Müdürlüğü’nün 2006/11913 ve 2006/11914 E. numaralı dosyalarına ait CNR’nin ve
CNR ile aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan Standart Fuar Servisleri A.Ş’nin
NTSR’den alacaklarını tahsil edemediğini gösteren Borç Ödemeden Aciz Vesikalarını
göndermiştir. Bu belgelerden CNR’nin NTSR’den olan alacaklarını tahsil edemediği
anlaşılmaktadır. Üst pazarda faaliyet gösteren bir teşebbüsün alt pazarda faaliyet
gösteren teşebbüsten alacaklarını tahsil edememesi, ticari hayatın gereklerinden
olan güven ilişkisini zedeleyeceği için objektif haklı neden olarak kabul edilmiştir.
I.7.2. Yanlış ve Yanıltıcı Bilgi Verilmesi ile İlgili Değerlendirme
Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde bilgi isteme talebine eksik,
yanlış ya da yanıltıcı cevap verilmesi, idari para cezasına bağlanmış bulunmaktadır.
Soruşturmanın başlamasından önceki dönemde hâkim durumda bulunduğu tespit
edilen CNR’nin, ilgili Kurul kararında öngörülen “fuar alanı talebinde bulunan
organizatörlere ve bu kapsam’da NTSR’ye fuar alanı tahsis etme yükümlülüğü” ile
ilgili olarak istenen bilgilere yanlış ve yanıltıcı cevap verdiği anlaşılmıştır. Zira CNR,
NTSR’nin fuar alanı kiralama taleplerine talep edilen tarihlerin daha önceden başka
fuarlar için kiralandığı şeklinde cevap vermiş, bunun üzerine kendisinden bu tarihlerin
hangi organizatörlere tahsis ettiğini bildirmesi istenmiştir. Verdiği cevaplardan
NTSR’nin talep ettiği tarihlerin genellikle CNR ile aynı ekonomik bütünlükteki
firmalara kiralanmış gibi gösterilmesi karşısında bu tarihlerin gerçekten de dolu olup
olmadığı önaraştırma safhasında yeniden araştırılmıştır. Yapılan inceleme
sonucunda ve özellikle I.4.1. sıra sayılı tespitte ayrıntıları verilen Gökçen Hukuk
Bürosu ile yapılan e-posta mesajlarının ele geçirilmesinin ardından CNR’nin NTSR’ye
alan tahsis etmemek adına kendi bünyesindeki firmalarla sonradan muvazaalı olarak
eski tarihli sözleşmeler imzaladığı tespit edilmiştir. Önaraştırma safhasında CNR
tarafından Rekabet Kurumu’na bildirilen ve 2008 Aralık ile 2009 Ocak-Şubat
döneminde yapılacağı ifade edilen fuarların daha önce hangi tarihlerde yapıldığını
tespit etmek amacıyla Aralık-Ocak-Şubat dönemine ilişkin geçmiş tarihli fuarlar
incelenmiş ve 2005 yılından itibaren düzenlenen fuar takvimi TOBB’dan istenmiştir.
2009 yılı resmi fuar takvimi ise İTO’dan alınmıştır. Söz konusu belgelerin incelenmesi
sonucunda bazı fuarların NTSR’nin talebini karşılamamak için hileli bir şekilde
sonradan düzenlendiği veya tarihinin değiştirilerek NTSR tarafından kiralanabilecek
günlere denk getirildiği görülmüştür. Ayrıca kendi iştiraki olmamakla birlikte Ares
Fuarcılık’a rezerve edilmiş gibi gösterilen tarihlerin sonradan boşaltılması da
NTSR’nin taleplerini Rekabet Kurulu’nun öngördüğü yükümlülüğe ters düşmeden
reddedebilme çabası olarak görülmüştür.
CNR’nin muvazaalı sözleşmeler kurmuş olabileceği şüphesi önaraştırma evresinde
yapılan yerinde inceleme sırasında, e-posta mesajlarının elde edilmesinin ardından
gündeme geldiğinden, CNR vekili Avukat ………. bu konuda açıklamada
bulunmuştur. Açıklamasında “Söz konusu ifadeler hukuk büromuzda mevcut
bulunmayan sözleşme örneklerinin CNR tarafından tarafımıza iletilmesi ile ilgilidir.
Kaldı ki fuar takvimleri TOBB kayıtlarında mevcut olduğundan bu sözleşmelerin
önceki tarihlerde imzalanmış olduğu hususunda tereddüt yoktur. İşbu sözleşmeler
Rekabet Kurumu’na 9.5.2008 tarihli dilekçemiz ekinde sunulmuştur.” denilmiştir.
Burada CNR vekili tarafından iddia olunan “söz konusu ifadeler hukuk büromuzda
mevcut bulunmayan sözleşme örneklerinin CNR tarafından tarafımıza iletilmesi ile
09-46/1154-290
21
ilgilidir” ifadesinin yukarıda yer verilen e-posta mesajları ile ilgisi olmadığı tespit
edilmiştir. Zira söz konusu e-posta mesajlarından sadece;
……….Ticari Sır………
ifadesinin alınması halinde dahi esas amacın NTSR tarafından talep edilen tarihlerin
muvazaalı bir şekilde doldurulmak istendiği aşikârdır. Nitekim Kurum tarafından talep
edilen bilgilerde de bu doğrultuda cevap verilmiştir. Bu durumda CNR’nin yanıltıcı
bilgi vermek saikiyle hareket ettiği sonucu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak,
Soruşturmanın başlamasından önceki dönemde hâkim durumda bulunduğu tespit
edilen CNR’nin, ilgili Kurul kararında öngörülen “fuar alanı talebinde bulunan
organizatörlere ve bu kapsam’da NTSR’ye fuar alanı tahsis etme yükümlülüğü” ile
ilgili olarak istenen bilgilere önaraştırma safhasında yanlış ve yanıltıcı cevap verdiği
anlaşılmıştır.
I.8. HAKKINDA SORUŞTURMA YÜRÜTÜLEN TEŞEBBÜSÜN SAVUNMALARI VE
SÖZ KONUSU SAVUNMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
CNR vekili tarafından, haklarında yürütülen soruşturmanın usulüne ve esasına ilişkin
olarak savunmalar yapılmıştır. Söz konusu savunmalar bu iki ana başlık altında
değerlendirilmiştir. Usule ilişkin savunmalar genel olarak avukat-müvekkil
yazışmalarının gizliliği ilkesinin ihlal edildiği, yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesinin söz
konusu olmadığı ve Ek Görüş Raporu’nun Kanun’da öngörülen süre içerisinde tebliğ
edilmediği alt başlıklarını; esasa ilişkin savunmalar ise ilgili pazarın hatalı tespit
edildiği, pazar payının yanlış hesaplandığı, CNR’nin hâkim durumda olmadığı ve
kötüye kullanma eyleminin gerçekleşmediği alt başlıklarını içermektedir.
I.8.1. Usule İlişkin Savunmalar
I.8.1.1. Avukat Müvekkil Yazışmalarının Gizliliği İlkesinin İhlal Edildiği İddiası
CNR vekilinin usule ilişkin savunması esas olarak avukat-müvekkil yazışmalarının
gizliliği ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda CNR’de yapılan yerinde inceleme
sırasında bulunan, CNR Holding Yönetim Kurulu üyesi ve İcra Kurulu Başkanı
………. bilgisayarından Gökçen Hukuk Bürosu ile e-posta aracılığı ile yapılmış olan
yazışmaların avukat-müvekkil yazışmalarının gizliliği ilkesinden yararlandığı, söz
konusu yazışmaların hukuka aykırı olarak elde edildiği ve bu şekilde elde edilmiş
olan delillerin hüküm tesis etmekte kullanılamayacağı belirtilerek, ilgili yazışmaların
ve bu yazışmaların bulunması nedeniyle sonradan elde edilen delillerin kendilerine
iade edilmesi talep edilmiştir. Savunmada, öncelikle AB Komisyonu (Komisyon)
uygulamasında avukat müvekkil yazışmalarına yönelik korumanın kapsamına ve bu
haktan yararlanılabilmesi için izlenmesi gerekli olan usule değinilmiştir. Savunmada
Komisyon ve mahkemelerin ilgili kararlarına atıfta bulunulmuş, bu yararlanmanın
rekabet hukuku kapsamında yapılan soruşturmalarda bireyin idari yaptırımlara karşı
korunması ile ilgisi açıklanmış, bu bağlamda idari yaptırımlara ceza hukuku ilkelerinin
uygulanması konusu tartışılmıştır. Savunmada ayrıca, bu korumanın adil yargılanma
hakkı ile olan bağlantısına değinilerek, avukat müvekkil arası yazışmaların gizliliğine
ilişkin ilkelerin yalnızca Topluluk Hukukuna özgü bir ilke olmayıp, ülkemiz
uygulamaları bakımından da geçerli olduğu vurgulanmıştır.
09-46/1154-290
22
Avukatın müvekkili ile olan mesleki ilişkisinden kaynaklanan bilgi ve belgelerin gizliliği
ilkesi (Gizlilik İlkesi-Legal Professional Privilege), teşebbüslerin veya bireylerin hukuki
danışmanlık hizmeti almaları esnasında avukatları ile yaptıkları yazışmaların ve
onlara verdikleri bilgilerin zorunlu ifşasını engelleyerek bu iletişime koruma
sağlamaktadır. Sağlanan bu korumanın amacı, danışmanlık alan kişileri, elde edilen
bilgilerin ve yapılan yazışmaların rızaları dışında ortaya çıkacağı endişesinden
kurtararak sahip oldukları tüm bilgileri avukatlarına sunmalarını sağlamaktır. Bu yolla
avukatlar, temsil ettikleri kişilere tam olarak yardımcı olma ve onların adına etkin bir
savunma yapma şansına sahip olmaktadır. Bununla birlikte bu koruma, kişilerin bir
uyuşmazlıkla ilgili bildikleri tüm bilgileri ortaya çıkartma yükümlülükleri, bir başka
deyişle adaletin gerçeğe ulaşma amacı ile çatışmaktadır. Dolayısıyla bu tür
yazışmalara tanınan korumanın sınırının, amacına paralel olarak en dar şekilde
çizilmesi gerektiği genel olarak kabul edilmektedir (The Attorney-Client Privilege and
Other Ethical Issues in the Corporate Context Where There is Widespread Fraud or
Criminal Conduct, South Texas Law Review, s. 173.).
Avukat ile müvekkil arasındaki yazışmaların hukuki korumadan yararlanmasının
savunma hakkının güvencelerinden biri olduğu ve bu nedenle imtiyazlı bulunduğu
hukuk âleminde çoğunlukla kabul gören bir ilkedir. Bununla birlikte korumanın
niteliğine ve kapsamına ilişkin olarak farklı uygulamalar bulunmaktadır. Konuya ilişkin
olarak Avrupa uygulamasına bakıldığında, bu bilgi ve belgelerin korunmasına ilişkin
olarak ne Roma Antlaşması’nda ne de 1/2003 sayılı Tüzük’te açık bir hüküm
bulunduğu, fakat bu ilkenin esaslarının Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD)
AM&S Europe Ltd. v. Commission (Case 155/79 AM&S Europe Limited v.
Commission of the European Communities, 18.5.1982, [1982]ECR 1575.)
davasındaki içtihadı ile belirlendiği görülmektedir. Kararda, rekabet ihlallerinin ortaya
çıkarılmasından sorumlu olan Komisyon’un 17 sayılı Tüzük (Karar tarihinde
yürürlükte olan, Genel Uygulama Tüzüğü olarak adlandırılan 17/62 sayılı Konsey
Tüzüğü, OJ 013, 21.6.1962.) uyarınca inceleme yapma ve bilgi edinme yetkilerinin
bulunduğu ve prensip olarak herhangi bir belgenin kendisine ibraz edilip
edilmeyeceğine de Komisyon’un karar vereceğinin altı çizilmiştir. Ancak avukat
müvekkil yazışmaları gibi bazı belgelerin gizli nitelikte olmalarının, edinilmeleri
sürecinde dikkate alınması gerektiğine yer verilmiştir. Kararda yer alan ifadelerden
anlaşıldığı üzere bu gizlilik, her insanın, herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaksızın
bağımsız hukuki danışmanlık hizmeti vermeye yetkili bir avukata danışabilmesinin
teminat altına alınmasına hizmet etmektedir. Bu davada ATAD, avukat müvekkil
arası yazışmaların gizliliği ilkesinin uygulanabilmesi için iki koşulun varlığını kabul
etmiştir. Bu koşullardan birincisi avukat ile müvekkil arasında yapılan yazışmaların,
müvekkilin savunma hakkının kullanılması amacıyla yapılmış olması iken; ikincisi söz
konusu yazışmaların aralarında işçi-işveren ilişkisi bulunmayan “bağımsız” bir
avukatla müvekkil arasında yapılmış olmasıdır. Kararda bu ilke, savunma hakkının
ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiş ve etkin bir korumanın incelemenin
başlatılmasından sonra yapılan tüm yazışmaları kapsayacağı, inceleme konusuyla
ilişkili olan daha eski tarihli dokümanların da görüş almak amacıyla yapılmış olması
gibi hallerde korumadan yararlanabileceği belirlenerek, bu hizmetin adaletin tesisinde
yardımcı olduğu kabul edilen bağımsız avukatlarca gerçekleştirilmesi gerektiği
vurgulanmıştır. Kararda ayrıca gizlilik ilkesinin teşebbüslerin kendi yararlarına olan
yazışmaların ifşasını engellemeyeceğinin de altı çizilmiştir.
09-46/1154-290
23
ATAD kararında, gizlilik ilkesinin uygulama alanına ilişkin olarak da bir çerçeve
çizilmiştir. Bu bağlamda, gizlilik iddiasında bulunan teşebbüsün bu iddiasını
destekleyici belgeler sunması gerekmektedir. Ancak teşebbüs söz konusu belgelerin
içeriğini açıklamakla yükümlü değildir. Dolayısıyla Komisyon yetkilileri tarafından talep
edilen belgelerin gizlilik ilkesinden yararlanması gerektiğini ispat yükümlülüğü ilk
aşamada teşebbüslerin üzerindedir. Komisyon, kendisine gizlilik iddiasını destekleyici
belgelerin veya korumadan yararlandığı iddia olunan dokümanların verilmemesi
durumunda para cezası uygulayabilecektir. Ancak Komisyon’un kararına karşı yargı
yolu açıktır.
Gizlilik ilkesinin tartışıldığı bir diğer önemli karar ise 17.9.2007 tarihli Akzo Nobel
kararıdır (T-125/03 ve T-253/03). Karara konu olan olayda, Komisyon yetkilileri
tarafından yapılan inceleme esnasında, teşebbüs temsilcileri beş doküman
bakımından gizlilik iddiasında bulunmuşlardır. Bu dokümanlar iki farklı gruba
ayrılarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir. İlk grup dokümanlar (A Grubu), şirket
yetkilileri arasında yapılan iki sayfalık yazışmayı içermektedir. Bu yazışmaların
rekabet hukuku uyum programı hazırlanması için hukuki danışmanlık alınması
amacıyla elde edilen bilgilerin paylaşımını içerdiği ifade edilmiştir. Üçüncü doküman
ilk grup dokümanlara hazırlık amacıyla oluşturulmuş yazışmalardır. Son iki doküman
ise şirket bünyesinde istihdam edilen rekabet hukuku koordinatörü ve genel müdür
arasındaki elektronik posta mesajlarıdır. Bu üç doküman ikinci grubu oluşturmuştur
(B Grubu). A Grubu dokümanların korumadan yararlanıp yararlanmadığı inceleme
esnasında tespit edilemediğinden bunlar Komisyon yetkilileri tarafından mühürlü bir
zarfın içerisine konularak alınmıştır. B Grubu dokümanların ise korumadan
yararlanmadığına karar verilmiş ve bunlar zarfa konulmadan alınarak dosyaya
eklenmiştir. Yerinde incelemeyi müteakip yapılan değerlendirmede Komisyon, her iki
grup dokümanın da avukat-müvekkil yazışmasına tanınan korumadan
yararlanmadığına karar vermiştir.
ATAD kararında Komisyon’un izlediği usul ve belgelerin içeriklerinin korumadan
yararlanıp yararlanmadığı değerlendirilmiş ve AM&S kararında belirlenen esaslardan
hareket edilmiştir. Bu çerçevede, teşebbüsün bir dokümanın gizlilik ilkesinden
yararlandığı iddiasının ilave açıklamaların yapılmaması durumunda tek başına yeterli
olmayacağı, Komisyon’un dokümanı incelemesinin engellenemeyeceği ifade
edilmiştir. Teşebbüsün dokümanı hazırlayan kişi ve kim için hazırlandığı, her iki tarafın
görev ve sorumlulukları ve dokümanın hazırlanış amacı hakkında Komisyon’a
açıklama yapabileceği; ayrıca dokümanın ne şekilde bulunduğu, nasıl dosyalandığı
veya diğer ilişkili belgeler hakkında bilgi verebileceği kabul edilmiştir.
Kararda ayrıca pek çok olayda, Komisyon yetkililerinin dokümanın başlığına, genel
içeriğine veya diğer özelliklerine bakarak yüzeysel bir inceleme yapmak suretiyle
dokümanın korumadan yararlanıp yararlanmadığını ortaya koymalarının mümkün
olduğu, bununla birlikte, kimi durumlarda yasal korumadan yararlanabilecek bir
belgenin, yüzeysel bir inceleme sonucunda dahi içeriğinin anlaşılabileceği belirtilmiştir.
Bu gibi durumlarda, nasıl bir yolun takip edilmesi gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur.
AM&S Kararı’na atıfta bulunularak, teşebbüsün korumadan yararlandığını iddia ettiği
bir belgenin içeriğini tümüyle ifşa etmek zorunda olmadığı ifade edilmiş; yüzeysel bir
incelemenin belgenin içeriğini ortaya çıkartması durumunda teşebbüsün uygun
gerekçeleri sunmak suretiyle bu incelemeyi reddedebileceği kabul edilmiştir.
Teşebbüsün yüzeysel incelemeye izin vermemesi durumunda, Komisyon yetkililerinin
09-46/1154-290
24
dokümanların kopyasını veya orijinalini mühürlü bir zarfa koyabilecekleri kabul
edilmiştir. Bu yöntem hem belgenin yararlandığı korumanın zedelenmemesine hem de
Komisyon’un doküman üzerinde kontrol sahibi olmasına imkân vermektedir. Bununla
birlikte mühürlü zarf yönteminin, dokümanın korumadan yararlanıp yararlanmadığı
konusunda tartışma olması durumunda Komisyon’un dokümanın kendisine verilmesi
yönünde karar alması gerekliliğine engel olmadığının altı çizilmiştir. Komisyon’un
teşebbüsün sunduğu ilave açıklamaları yeterli bulmaması durumunda, teşebbüslerin
konuyu mahkemeye taşımalarına imkân verecek bir karar almadan önce belgelerin
içeriğini okumaması gerektiği de vurgulanmıştır. Teşebbüslerin bu mekanizmadan
yararlanarak belgelerin ifşasını geciktirmeleri ve bu yolla öngörülen mekanizmayı
kötüye kullanmaları durumunda ise Komisyon’un süreli para cezası uygulama veya
nihai ceza miktarı belirlenirken bu durumu ağırlaştırıcı unsur olarak dikkate alma
olanağı mevcuttur. Bu unsurlar ışığında, Komisyon’un izlemiş olduğu yöntemin
izlenmesi gereken usule uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Komisyon’un,
teşebbüs temsilcilerinin izin vermemesine rağmen yüzeysel inceleme yapılması
yoluyla bu usulü ihlal ettiği, ayrıca, B Grubu dokümanlar bakımından da tarafların
konuyu mahkemeye taşıyacak bir karar alınmasından önce bunların okunması
suretiyle ihlal ettiğine karar verilmiştir.
Kararda, avukat müvekkil arasındaki yazışmaların korumadan yararlanmasının
savunma hakları ile olan bağlantısına yer verilmiş, dokümanın delil olarak
kullanılmaması durumunda da teşebbüsün zarar görebileceği ifade edilmiştir. Bu
dokümanın doğrudan veya dolaylı olarak yeni bilgi veya delillerin edinilmesinde
kullanılabileceği ve teşebbüsün buna karşı koyamayabileceği, korumadan yararlanan
bilgilerin üçüncü kişilere ifşası durumunda zararların doğabileceği belirtilmiştir.
Bundan başka kararda gizlilik ilkesinin sınırları ve belgelerin içeriklerinin korumadan
yararlanıp yaralanmadığı AM&S kararına paralel olarak çizilmiştir. Bu değerlendirme
yukarıda değinilen A ve B olmak üzere iki gruba ayrılan beş doküman bakımından da
yapılmıştır. Mahkeme, ilk grup dokümanlara ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede
avukatla yapılmamalarına rağmen, savunma hakkının kullanılması amacıyla avukattan
hukuki danışmanlık alınmasına yönelik hazırlayıcı dokümanların da korumadan
yararlanabileceğinden hareket etmiştir. Ancak söz konusu uyuşmazlıkta tarafların
savunma hakkının kullanılmasına ilişkin açıklamalarını yetersiz bulması sonucunda,
dokümanların korumadan yararlanmadığına karar vermiştir. Buna bağlı olarak B grubu
dokümanlar arasında yer alan üçüncü yazışmanın da korumadan yararlanmadığı
sonucuna ulaşılmıştır. B Grubu dokümanlar arasında yer alan diğer iki elektronik
posta mesajının ise bağımsız avukatlarla yapılmamış olduğundan yola çıkılarak
korumadan yararlanmadığına karar verilmiştir.
Sonuç olarak kararda savunma hakkının kullanımıyla doğrudan ilgisi bulunmayan
belgelerin gizlilik ilkesinden yararlanamayacağı; bununla birlikte bağımsız avukatla
savunma hakkının kullanılması amacıyla yapılan yazışmaları raporlayan iç yazışmalar
ile bağımsız avukattan hukuki danışmanlık alınmasına yönelik hazırlayıcı
dokümanların da korumadan yararlanabileceği kabul edilmiştir. Kararda AM&S
Kararına paralel olarak bu ilkenin bağımsız çalışan avukatlar bakımından geçerli
olduğu vurgulanmıştır.
Bu iki kararda yer verilen ilkeler ışığında AB uygulamalarında avukat-müvekkil
arasındaki iletişimin gizliliğine ilişkin olarak takip edilecek süreç, aşağıdaki şekilde
09-46/1154-290
25
özetlenebilir (International Journal of Evidence & Proof, 2008, Case Comment, Legal
Professional Privilege: European Union.):
– Teşebbüs, inceleme sürecinde yetkililerce talep edilen bir dokümana ilişkin
olarak gizlilik iddiası öne sürüyorsa, teşebbüsün rızası olmadan belge
incelenemez,
– Teşebbüs, yetkililere dokümanın korumadan yararlandığını, dokümanı
hazırlayan kişi ve kimin için hazırlandığı, her iki tarafın görev ve
sorumlulukları ve dokümanın hazırlanış amacı gibi bilgileri vermek suretiyle
göstermelidir,
– Yetkililer açıklamaları yeterli bulmazlarsa, Komisyon, kendisine gizlilik
iddiasını destekleyici belgelerin veya korumadan yararlandığı iddia olunan
dokümanların verilmemesi durumunda para cezası uygulayabilecektir,
– Yasal korumadan yararlanabilecek bir belgenin, yüzeysel bir inceleme
sonucunda dahi içeriğinin anlaşılabileceği durumlarda dokümanın bir
kopyası mühürlü bir zarfa konulmak suretiyle temin edilir,
– Yetkililerin Komisyon’un gizlilik iddiasını reddeden resmi bir karar
almasından ve teşebbüsün mahkemeye başvurma süresi dolmadan önce
belgeleri okumamaları gerekir,
– Tarafların mahkemeye başvurması, kararın yürütülmesini durdurmaz, bunun
için mahkemeden geçici tedbir kararının alınması gerekmektedir.
Konuya ilişkin olarak ABD uygulamasına bakıldığında, bağımsız çalışan avukatlar ve
şirket bünyesinde istihdam edilen avukatlar arasında Komisyon uygulamasına nazaran
daha zayıf bir ayrımın yapıldığı görülmüştür. Bu ilkenin esaslarının çizildiği kararlardan
biri olan Upjohn v. United States kararında, şirket çalışanları ve şirket avukatları
arasında yapılan yazışmaların, şirketin faaliyet alanına yönelik olması, çalışanların
hukuki tavsiye alınması amacıyla bu bilgiyi edindiklerinin farkında olmaları ve
yazışmaların gizli tutulması koşullarıyla kabul edilmiştir. Bundan başka, mahkemelerce,
herhangi bir suça yardım etmek veya devam eden ya da ileride işlenecek bir suçu
gizlemek amacıyla yapılan yazışmaların korumadan yararlanmadığı kabul edilmektedir
(The Attorney-Client Privilege and Other Ethical Issues in the Corporate Context
Where There is Widespread Fraud or Criminal Conduct, South Texas Law Review,
174, 177.).
Ülkemizde avukatlık mesleği ilk kez 13.3.1969 tarih ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile
düzenlenmiş olup, Kanunun 1. maddesinde, avukatlığın, kamu hizmeti ve serbest bir
meslek olduğu, avukatın, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı
serbestçe temsil edeceği hükme bağlanmıştır. Kanunun 2. maddesinde avukatlığın
amacı; “hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve
anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk
kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi
ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak” şeklinde ortaya konulmuştur.
Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin
yararlanmasına tahsis eder. Avukat-müvekkil iletişiminin gizliliği konusunun Türk
hukukundaki durumuna bakıldığında ise konuya ilişkin olarak Türk hukukunda açık bir
düzenlemenin yer almadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte Avukatlık Kanunu’nun
“Avukatın Hak ve Ödevleri” başlıklı 34. maddesinde, aşağıda yer alan hüküm
bulunmaktadır:
“Madde 34 – (Değişik : 2/5/2001 - 4667/21 md.)
09-46/1154-290
26
Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde
özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının
gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar
Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”
Gerek avukatlık mesleğinin mahiyeti ve amacı, gerekse avukatların yüklendiği
görevlerin ifasında uyulması gereken kurallar, avukatlara, uyuşmazlıkların adalete ve
hakkaniyete uygun ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlanması görev
ve sorumluluğunu yüklemektedir. Dolayısıyla avukatların görevlerini yürütmeleri
esnasında meslek kurallarına uygun davranmaları, adaleti saptıracak ve hukuk
kurallarının tam olarak uygulanmasına engel olabilecek davranışlardan kaçınmaları,
bizzat avukatlık mesleği ile ilgili hususları düzenleyen özel yasanın öngörmüş olduğu
kanuni bir zorunluluktur.
Diğer yandan, Avukatlık Kanunu’nun “Sır Saklama” başlıklı 36. maddesinin birinci
fıkrasında aşağıdaki hükme yer verilmiştir:
“Madde 36 – Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi,
gerekse, Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısiyle
öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır.”
Burada düzenlenen husus, genel bir sır saklama yükümlülüğüdür ve avukatların
meslekleri gereği öğrenmiş oldukları özellikle gizli bilgi niteliği taşıyan bilgileri
başkalarına ifşa etmelerini engelleyen ve esas itibariyle avukata getirilmiş bir
yükümlülüktür. Bu anlamda bazı mesleklerde çalışanların, işlerini düzenli
yapabilmeleri için kendilerine başvuranlar ile güvene dayalı bir ilişki kurmaları
gerekliliği nedeniyle kabul edilmiştir ve içerik itibariyle hekimler, mali müşavirler gibi
mesleklere ilişkin olarak düzenlenen sır saklama yükümlülüğü ile benzerdir.
Konuya doğrudan değinilen yegâne kanun hükmü ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
(CMK) “Avukat Bürolarında Arama, Elkoyma ve Postada Elkoyma” başlıklı 130.
maddesinin 2. fıkrasında yer almaktadır:
“Avukat Bürolarında Arama, Elkoyma Ve Postada Elkoyma
Madde 130 –
(2) Arama sonucu elkonulmasına karar verilen şeyler bakımından bürosunda
arama yapılan avukat, baro başkanı veya onu temsil eden avukat, bunların
avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı
koyduğunda, bu şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak hazır
bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi, soruşturma
evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde hâkim veya
mahkemeden istenir. Yetkili hâkim elkonulan şeyin avukatla müvekkili
arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, elkonulan şey derhâl
avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kaldırılır. Bu
fıkrada öngörülen kararlar, yirmidört saat içinde verilir.”
Görüldüğü üzere, söz konusu hüküm esas olarak avukat bürolarında arama
yapılmasına dair usulleri düzenlemektedir ve bu arama esnasında avukatın müvekkili
ile yapmış olduğu yazışmalara rastlanması durumunda ne yapılması gerektiğini de
hükme bağlamıştır. Burada soruşturma konusu bakımından önem arz eden nokta
09-46/1154-290
27
avukat-müvekkil gizliliğini kimin ileri süreceğidir. Konunun ele alındığı çalışmalardan
birinde; “elkoyma konusu bu şeylerin niteliği böylece tartışmalı olunca uyuşmazlığın
çözümü sulh hâkimi ya da mahkeme tarafından gerçekleştirilecektir. Tartışmayı (karşı
koymayı) başlatacak olan, aramada hazır bulunması gereken avukatın kendisi, baro
başkanı veya temsilcisidir” ifadeleri yer almaktadır (Malkoç, İ. ve M. Yüksektepe,
Ceza Muhakemesi Kanunu, 1. cilt, s. 624, Malkoç Kitabevi, Ankara, 2008).
Rekabet Hukuku alanındaki bilgi edinme yöntemlerinin esasları ise 4054 sayılı
Kanun’un 14. ve 15. maddelerinde düzenlenmiş ve avukat müvekkil yazışmalarına
burada imtiyaz sağlanmamıştır. Ayrıca rekabet hukuku alanında konuya ilişkin
herhangi bir ikincil düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte yukarıda yer verilen
düzenlemeler ve Komisyon uygulamaları ışığında konu ele alınmıştır.
Öncelikle, önaraştırma çerçevesinde yapılan incelemede elde edilen bilgi ve belgelerin
temininde izlenen usul bakımından konu değerlendirilmiştir. Bu noktada, yapılan
yerinde incelemeler esnasında CNR’den veya avukatından, CNR’nin avukatları ile
yaptığı e-posta yazışmalarının imtiyazlı bulunduğuna dair bir itiraz gelmediği tespit
edilmiştir. Gerek Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddesinde gerekse Komisyon
uygulamasında mühürlü zarf usulü, teşebbüslerin veya temsilcilerinin gizlilik iddiasını
öne sürmeleri ve belgelerin korumadan yararlanıp yararlanmadığına dair bir
tartışmanın gündeme gelmesi durumunda izlenmesi öngörülen bir yöntemdir. Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince, aramanın avukatın bürosunda
yapılması durumunda dahi, mühürlü zarf uygulamasına, ancak belgenin imtiyazdan
yararlandığı yönünde bir itirazın varlığında başvurulmaktadır. Önaraştırma
çerçevesinde yapılan inceleme ise teşebbüsün bürosunda gerçekleşmiştir.
Dolayısıyla avukatın bürosunda yapılan incelemelerde dahi bu uygulamanın
gerçekleştirilmesi için bir karşı koymanın arandığı göz önüne alındığında, teşebbüsün
bürosunda yapılan incelemede bunun ileri sürülmemiş olması karşısında mühürlü
zarf uygulamasına başvurulmamasının usule ilişkin bir ihlal olarak telakki
edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Zira avukatın bürosunda yapılan aramada, elde
edilen bilgilerin müvekkili ile yapılan yazışmaları içermesi riski, teşebbüsün
bürosunda yapılan incelemede elde edilecek belgelere nazaran çok daha yüksektir.
Ancak Kanun koyucu, böyle bir durumda dahi avukatın bu yöndeki itirazı sonucunda
mühürlü zarf uygulamasına başvurulabileceğini düzenlemiştir. CNR’deki yerinde
inceleme, teşebbüsün sözleşmeli avukatı ve iki bağımsız avukat olmak üzere üç
avukatın nezaretinde gerçekleştirilmiş ancak inceleme esnasında söz konusu
yazışmaların gizliliğine ilişkin olarak herhangi bir itiraz yapılmamıştır. Dolayısıyla
Rekabet Uzmanları tarafından yapılan incelemede usule ilişkin bir ihlal
gerçekleştirilmiş olduğu iddiası kabul edilmemiştir.
Önaraştırma sürecinde edinilen belgelerin içeriğinin korumadan yararlanıp
yararlanmadığı da değerlendirilmiştir. Elde edilen e-posta mesajları CNR bünyesinde
bordrolu olarak çalışmayan, bir diğer ifade ile bağımsız çalışan Gökçen Hukuk Bürosu
avukatları ile yapılmıştır. Dolayısıyla e-posta mesajlarının gizlilikten yararlanabilmek
için AB uygulamalarında aranan birinci koşulu taşıdığı saptanmıştır.
Bununla birlikte bu e-posta mesajlarının savunma hakkının kullanılması ile ilgili bir
içeriği bulunduğunun iddia edilemeyeceği kabul edilmiştir. Zira imtiyaz tanınabilmesi
için iletişimin, müvekkilin savunma hakkının kullanılması amacıyla ve bu çerçevede
yapılıyor olması gerekmektedir. Ancak tartışmaya konu e-posta mesajları savunma
09-46/1154-290
28
hakkının kullanılması ile ilgili değildir. Bu nedenle gizlilik ilkesinden faydalanabilmek
için birinci koşul ile birlikte sağlanması gereken ikinci koşulun taşınmadığı
belirlenmiştir. Zira yukarıda aktarılan e-posta mesajlarının içeriğinden açıkça
anlaşıldığı üzere CNR’nin NTSR’ye tahsis edilebilecek boş olan yer ve tarihleri Mayıs
ayında eski tarihli sözleşmeler yaparak dolu imiş gibi göstermesi yönünde yazışmalar
yapılmıştır. Bu yazışmalar değerlendirildiğinde tarafların Rekabet Kurulu’nca öngörülen
yükümlülükten kaçınabilmek için muvazaalı işlem yaptığı kanaatine tespit edilmiştir. Bu
şekilde danışıklı hareket edilmesinin savunma hakkının kullanılması ile ilgili olmadığı
değerlendirilmiştir.
Bu kapsamda, Önaraştırma kapsamında CNR CEO’su ……… bilgisayarından elde
edilen e-posta mesajlarının sağlıklı birer delil oldukları ve avukat-müvekkil arasındaki
yazışmaların gizliliği ilkesi kapsamında değerlendirilemeyecekleri sonucuna
ulaşılmıştır.
Yapılan ikinci ve üçüncü yazılı savunmalarda CNR vekili tarafından avukat müvekkil
iletişiminin gizliliği ilkesinin gerektirdiği usul kurallarına aykırı hareket edilerek bu
ilkenin müvekkiline sağladığı hakların hatırlatılmamasının hukuka aykırı olduğu iddia
edilmiş ve bu sebeple elde edilen e-posta yazışmalarının delil olarak
kullanılamayacağı savunulmuştur. Bu iddiaya göre yerinde incelemenin engellenmesi
veya zorlaştırılması halinde cezaya muhatap olacağı kendisine bildirilen CNR, bu
baskı altında hareket etmiştir ve hukuki imtiyaz ilkesi Türk rekabet hukukunda
düzenlenmediğinden haklarını bilebilecek konumda bulunmamaktadır. CNR’ye
hukuki imtiyaz ilkesinin sağladığı hakların öğretilmemesi, CNR vekiline göre hukuk
devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır ve kamu gücü kullanan idarenin, hukukun genel
ilkelerinden sayılabilecek savunma hakkına saygı gösterebilmek adına CMK 90/4.
madde hükmünü kıyasen uygulaması gerekmektedir. Söz konusu maddede “Kolluk,
yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek
tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.” hükmü yer
almaktadır. Buna göre müvekkiline sahip olduğu hakların hatırlatılmaması, yerinde
inceleme esnasında avukatları hazır bulunsa bile, usuli bir eksiklik doğurmaktadır.
Ayrıca 4054 sayılı Kanun’un taraflara haklarındaki her türlü iddianın bildirilmesi
gerektiğini düzenleyen 43. ve 44. maddelerinin de savunma yapabilmek için gerekli
her türlü bilgiyi kapsayacak şekilde anlaşılması gerektiği öne sürülerek bu maddelere
göre de CNR’ye hukuki imtiyaz ilkesi nedeniyle sahip olduğu hakların öğretilmesi
gerektiği belirtilmektedir. Son olarak Rekabet Kurulu’nun hukuki imtiyaz ilkesi ile ilgili
usul ve esasları inceleme konusu dosya kapsamında vereceği kararla düzenleyeceği
ve bu kararın içtihat oluşturacağı ve bundan sonra teşebbüslerin haklarını bu nihai
karardan öğreneceği oysa müvekkilinin böyle bir imkânının olmadığı belirtilmiştir.
Dolayısıyla CNR vekili müvekkiline hakları öğretilmediği için savunma yapabilmesi
için gerekli bilginin verilmediğini ve savunma hakkı tanınmayan bir konunun karara
dayanak yapılamayacağını iddia etmiştir.
Bu iddia bakımından Türk Hukukunda avukat ile müvekkil arasındaki iletişimi
düzenleyen en açık hüküm olan Avukat Bürolarında Aramayı düzenleyen CMK’nın
130. maddesinde avukat bürolarında aramanın ne şekilde yapılacağı ayrıntılı olarak
düzenlenmekle birlikte, imtiyazdan yararlanmaya dair itirazın avukattan geleceğinin
hükme bağlandığı, korumadan yararlanma hakkı olduğunun aramayı yapanlar
tarafından hatırlatılması/öğretilmesi gerektiğine dair bir ifadeye yer verilmediği
anlaşılmıştır.
09-46/1154-290
29
CNR vekilinin uygulanmasını talep ettiği CMK md. 90/4 hükmünün ise yakalama
sırasında şüpheliye kanuni haklarının bildirilmesini düzenlediği ancak bildirilecek
haklar konusunda bir açıklama yapmadığı görülmüştür. Bu açıklama CMK’nın İfade
ve Sorgu Usulü’nü düzenleyen 147. maddesinde bulunabilir. Söz konusu maddede
“1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde
aşağıdaki hususlara uyulur: a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya
sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür. b)
Kendisine yüklenen suç anlatılır. c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun
hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır
bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi
yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi
görevlendirilir. d) 95 inci Madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin
yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir. e) Yüklenen suç hakkında
açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir. f) Şüpheden kurtulması
için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan
şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı
tanınır. g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında
bilgi alınır. h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.“
hükmü bulunmaktadır. Anılan maddede ceza soruşturması altındaki şüpheliye dahi
CNR vekilinin rekabet soruşturmalarında öğretilmesi gerektiğini iddia ettiği haklara
ilişkin bir işaret bulunmamaktadır. Konuyla ilgili AB uygulamasına bakıldığında da
konunun Komisyon tarafından ilk kez ele alındığı AM&S davasındaki sürecin gelişimi
incelendiğinde imtiyaz iddiasının incelemeye muhatap olan teşebbüsten geldiği
anlaşılmıştır. Ayrıca CNR vekilinin iddiasının aksine, Türk rekabet hukukunda da
hukuki imtiyaz talep eden teşebbüsler bulunmaktadır. Rekabet Kurulu’nun 24.4.2007
tarih 07-34/347-127 sayılı ABC Türkiye kararında, önaraştırma tarafı teşebbüs
birliğinin bağımsız olmayan hukuk müşavirinin gönderdiği e-posta mesajı delil olarak
alınmış ve kullanılmıştır. Ancak söz konusu karar ile ilgili yargılama süreci devam
ettiğinden nihai olarak bu e-posta mesajının avukat müvekkil iletişiminin imtiyazı
kapsamında olup olmadığı kararlaştırılmamıştır. Ayrıca Danıştay 13. Dairesi’nin
24.6.2008 tarih 2006/2143 E., 2008/5037 K. sayılı kararında, davacı teşebbüsün
avukatla müvekkili arasındaki yazışmaların delil olarak kullanılamayacağı yönündeki
iddiaları açıkça tartışılmamakla birlikte, mahkeme tarafından savunma haklarına
riayet edildiğine karar verilmiştir. CNR’nin hukuki imtiyaz ilkesinin sağladığı hakları
Rekabet Kurulu önünde ilk kullanan teşebbüs olduğu varsayılsa bile, CMK 130.
maddede yer alan düzenleme nedeniyle Türk hukukunda hukuki imtiyaz
müessesesinin uygulanmasını talep edebileceği değerlendirilmiştir.
Bundan başka savunmalarda, CMK 130. maddenin avukat bürolarında yapılan
aramalara özel bir madde olduğu, söz konusu aramada baro başkanı ya da onu
temsil eden bir avukatın bulunmasının kanuni bir zorunluluk olduğu, yerinde inceleme
esnasında ise böyle bir zorunluluğun bulunmadığı, dolayısıyla itirazın mutlaka
yerinde inceleme sırasında ileri sürülmesi gerektiği iddiasının kabul edilemeyeceği
yer almaktadır. Bu iddia bakımından, söz konusu incelemede teşebbüs vekilinin
bulunduğu dikkate alındığında, bu yönde bir itirazın ancak kendisinden gelebileceği,
raportörlerin böyle bir hatırlatma yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, dolayısıyla
belgelerin temininde usule ilişkin bir sakatlığın bulunmadığı anlaşılmıştır. Belgeler
temin edildikten sonra içeriklerinin imtiyazdan yararlanıp yararlanmadığı ayrıca
değerlendirilmiştir.
09-46/1154-290
30
Ayrıca, CMK 147. maddede yer alan “f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin
toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini
ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.” düzenlemesi
uyarınca teşebbüsün lehine olan savunma hakkını ileri sürmesinin ancak itiraz
hakkının kendine hatırlatılması ile mümkün olacağı iddia edilmektedir. Bu iddia
bakımından maddede sanığa haklarının hatırlatılması/öğretilmesi ile ilgili bir
düzenleme yer almadığı görülmüştür.
CNR vekili yerinde inceleme sırasında müvekkilinin veya orada hazır bulunan
avukatının hukuki imtiyazda bulunmak için itirazda bulunmamasının bir feragat olarak
kabul edilemeyeceğini, bu itirazın sonradan da yapılabileceğini belirtmiştir. CNR
vekilinin ilk yazılı savunmasında dile getirdiği itirazın söz konusu belgeleri delil
olmaktan çıkarması gerektiği bu nedenle Soruşturma Raporu’nda delil olarak
kullanılamayacağı yönündeki iddia kabul edilmemiştir. Zira hukuki imtiyazdan
yararlanması gerektiği öne sürülen belgelerin bunun için gerekli koşulları taşıyıp
taşımadığına karar vermesi gereken kişiler Rekabet Kurulu ve hâkimlerdir. Öte
yandan bu yönde yapılacak bir iddianın söz konusu belgelerin savunma hakkı ile ilgili
olup olmadığı, bir başka deyişle gerçekten imtiyaz kapsamında korumadan
yararlanıp yararlanmadığı konusu ile doğrudan ilişkili olduğu açıktır. Zira avukat ile
müvekkil arasındaki yazışmanın imtiyazdan yararlanması ancak ve ancak bunun için
gerekli koşulları taşıması ile mümkündür. Ayrıca Soruşturma Heyeti tarafından
konunun karara bağlanacağı iddia edilse de, AB uygulamalarında da imtiyazdan
yararlanma nihai olarak inceleme yapan görevliler tarafından değil Komisyon ve
mahkemeler tarafından karara bağlanmaktadır.
CNR vekili tarafından bahis konusu e-posta mesajlarının soruşturma konusu ile
doğrudan bağlantılı olduğu bu nedenle savunma hakkının kullanılması ile ilgili
oldukları savunulmaktadır. Buna göre e-posta mesajları Rekabet Kurumunun bilgi
isteme talebinin gereğinin yerine getirilebilmesine yöneliktir.
Bir iletişimin hukuki imtiyazdan yaralanabilmesi için belirli koşulların mevcut olması
zorunludur. Bu anlamda dikkat edilmesi gereken husus CNR vekili tarafından iddia
olunduğu üzere, iletişimden yararlanacak belgenin soruşturma konusu ile ilgili olup
olmadığı değil, savunma hakkının kullanılması ile ilgili olup olmadığıdır. Aksi
durumun kabulü halinde örneğin delillerin karartılmasına veya ihlalin Rekabet
Kurulu’ndan gizli olarak nasıl devam ettirilebileceğine ilişkin yazışmaların da
soruşturma konusu ile ilgili olduklarından imtiyazdan yararlandırılması gerekirdi ki,
böyle bir sonucun gerek AB gerekse ABD uygulamaları çerçevesinde ortaya çıkması
söz konusu değildir. Sadece rekabet hukuku bakımından değil, genel olarak konusu
yasaların ve/veya kuralların ne şekilde çiğnenebileceğine dair avukat ile müvekkil
arasında gerçekleştirilen yazışmaların hiçbir hukuk düzeninde koruma görmeyeceği
tabiidir. Nitekim soruşturma konusu bakımından e-posta mesajlarının içeriği
incelendiğinde bu savunmanın gerçeği yansıtmadığı açıkça anlaşılmıştır. Bilakis, söz
konusu yazışmalar, rekabet hukukunca tecviz olunamayacak bir eyleme devam
edilebilmesi maksadına ve maddi hakikatin Kurul’un dikkatinden kaçırılmasına matuf
mahiyette görülmektedir.
Aksinin kabulü halinde bile, yani CNR vekilinin iddiası kabul edilse bile, söz konusu
yazışmalar aynı zamanda “hakkın kötüye kullanılması” eylemi niteliğindedir. Hukukun
genel ilkelerinden biri olan hakkın kötüye kullanılmaması prensibi, Türk Medeni
09-46/1154-290
31
Kanunu’nun 2. maddesinde bir pozitif hukuk kuralı olarak da düzenlenmiştir. Mezkûr
maddenin 2. fıkrasında “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni
korumaz” denilerek, hakların kullanılmasında istismarcı davranışlara izin
verilmemiştir. Bu kural her ne kadar özel hukuk alanını düzenleyen bir yasada yer
almaktaysa da, kamu hukuku-özel hukuk alanı ayrımı yapılmaksızın uygulanan tabii
hukuk kaynaklı bir genel hukuk ilkesidir. Bu itibarla, özel hukuk, ceza hukuku, idare
hukuku alanlarında hakkın kötüye kullanılmasına hukuken izin verilmediği gibi,
rekabet hukuku uygulamasında da hakların kötüye kullanılmasına cevaz yoktur.
Son yazılı savunmada ayrıca ihlal tespit edilmediği, dolayısıyla yazışmaların bir suça
ilişkin olarak gerçekleştirilmediği iddia edilmektedir. Burada anlaşılması gereken
husus söz konusu yazışmaların savunma hakkının kullanımı ile ilgisi olmadığı,
Rekabet Kurulu’nu yanıltmaya yönelik yazışmaların korumadan
yararlanamayacağıdır. Dolayısıyla başka nedenlerden dolayı esasa ilişkin ihlal tespiti
yapılmamış olması, anılan yazışmaların içeriğini değiştirmemektedir. Nitekim söz
konusu belgeler nedeni ile usule ilişkin para cezası uygulanması gerektiği sonucuna
ulaşılmıştır.
I.8.1.2. Yanlış ve Yanıltıcı Bilgi Verilmesi ile İlgili Savunmalar ve Değerlendirme
CNR vekili, yapmış olduğu savunmalarda müvekkilinden fuar alanı kiralanmasına
ilişkin sözleşmelerinin istendiği bilgi isteme yazısının Kurul’un bilgi isteme yetkisinin
raportörlere devretmediği bir aşamada gönderildiğini, bu nedenle de usule aykırı bilgi
isteme yazısının gereğini yerine getirmemekten dolayı ceza verilemeyeceğini iddia
etmiştir. Devam eden bir önaraştırma veya soruşturma olmadan bilgi isteme
yetkisinin kullanılamayacağını savunan CNR vekili, ayrıca müvekkiline gönderilen
bilgi isteme yazısında para cezalarına ilişkin uyarıların yapılmamış olmasının da
hukuki geçerliliği sakatladığını belirtmiştir.
Bununla birlikte yanlış ve yanıltıcı bilgi verme nedeniyle para cezası uygulanırken
CNR’nin yerinde inceleme sırasında tutanağa yansıyan ifadelerine ve bu ifadelerin
yanlış ve yanıltıcı olduğunu kanıtlayan e-posta mesajlarına dayanılmıştır.
Önaraştırma evresi öncesinde yukarıda bahsi geçen bilgi istemenin Rekabet
Kurulu’nun kararı olmaksızın gerçekleştirilmiş olması nedeniyle bu bilgi isteme
yazısında para cezalarına değinilmemiş ve bu bilgi isteme Soruşturma Raporu’nda
da cezaya dayanak olarak alınmamıştır.
CNR’nin muvazaalı sözleşmeler düzenleyerek mal vermeyi reddetmesinin kabul
edilmesi halinde bile bunun usule ilişkin değil esasa ilişkin ceza verilmesine dayanak
olabileceği savunulmaktadır. Bununla birlikte, CNR’nin Rekabet Kurulu nezdinde
yükümlülüğünü yerine getirdiği görünüşünü yaratmak amacıyla gerçekleştirdiği
davranışlar ve verdiği cevaplar hem esastan hem usulden ceza verilmesine dayanak
olabilecek niteliktedir. Ancak gerek usulden gerekten esastan ceza verilebilmesi için
gerekli diğer koşullar da sağlanmalıdır. CNR’nin yükümlülüğünü yerine getirmemiş
sayılamayacağı, potansiyel rekabetin devreye girmesi ve NTSR’nin CNR’ye olan
borçlarını ödememesiyle ilgili ihtilafların bulunması gibi sebeplerle esastan ceza
verilemeyeceği değerlendirilmiştir. Buna karşın önaraştırma evresinde usulüne uygun
olarak yapılan yerinde incelemede yanlış-yanıltıcı bilgi verildiği anlaşıldığından aynı
davranış için usulden ceza verilebilmesi için gerekli şartlar bulunmaktadır. Bu
noktada dikkat edilmesi gereken yerinde inceleme esnasında yanlış ve yanıltıcı bilgi
09-46/1154-290
32
vermenin, esasa ilişkin ihlalden bağımsız olarak yaptırıma tabi tutulmuş olmasıdır. Bu
durumun temel nedeni ise herhangi bir ihlal iddiasına yönelik araştırma sırasında
gerçeğin ortaya çıkarılmasına engel olacak davranışlar içerisinde bulunulmasının
önlenmesidir. İncelemeye konu davranışın ihlal teşkil edip etmediği iddiasından
bağımsız olarak yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesinin ayrı bir yaptırıma bağlanması ile
Rekabet Kurulu’nun gerçek bilgilere ulaşması teminat altına alınmaktadır. Yanlış
veya yanıltıcı bilgi verilmesinin esasa ilişkin ihlal ile ilişkilendirilmesi halinde, esastan
dolayı ihlal iddiasının ortaya konulamadığı veya örneğin önaraştırmanın ardından
soruşturmanın açılmadığı durumlarda yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesi nedeniyle
ceza uygulanmaması gerektiği sonucuna götürecektir ki, bu durum kabul edilemez.
Buna karşın CNR vekili, hukuki imtiyazdan yararlanan e-postaların yasak delil
olduğunu, hatta bu e-posta mesajları vasıtasıyla (hukuka aykırı delilin uzak etkisi
sebebiyle) sorulan soruların yer aldığı Yerinde İnceleme Tutanağı’nın ceza
verilmesine dayanak olamayacağını savunmaktadır. E-posta mesajlarının ele
geçirilmesiyle ilgili usulde bir eksiklik olmaması ve içerik olarak da savunma hakkının
kullanılmasına dair olmamaları nedeniyle delil niteliği taşıdıkları tespit edilmiştir.
Rekabet Kurulu tarafından getirilen yükümlülüğü yerine getirmemek için muvazaalı
sözleşmeler düzenleyen ve yerinde inceleme sırasında bu konuda yanıltıcı bilgi
veren CNR’nin bu eylemi, 4054 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendinde düzenlenen hale uymaktadır. Bu nedenle CNR hakkında söz konusu
hüküm uyarınca cirosunun binde biri oranında ceza tatbik edilmesi gerekli
görülmüştür.
I.8.1.3. Ek Görüşün Süresi İçerisinde Tebliğ Edilmediği
Son yazılı savunmada Ek Görüş raporunun süresi içerisinde tebliğ edilmediği,
inceleme sürecine hız kazandırmak ve Kurul’un işlerini süratle karar bağlamasını
sağlamak amacıyla getirilen sürelere riayet edilmemesinin Kararı usuli açıdan
sakatlayacağı iddiası öne sürülmüştür. Bununla birlikte, Dosyanın esasını
sakatlayabilecek derecede önemli bir usuli bir eksiklik bulunmamaktadır, tarafların
savunma haklarının kısıtlanması söz konusu değildir, ek görüşün tebliği için verilen
kanuni süre hak düşürücü değildir, sadece süreci hızlandırıcı niteliktedir. Nitekim
benzer yönde alınan Danıştay Onuncu dairenin, esas 2001/1629, karar 2003/4241
sayılı 4.11.2003 tarihli kararı bu tespiti destekler niteliktedir. İlgili Kararda “Kanunun
41. maddesinde, önaraştırma raporunun Kurul'a teslimini takip eden 10 gün içinde
Kurul'un toplanacağı ve soruşturma açılmasına veya açılmamasına karar vereceği
öngörülmüş olmasına karşın, dava konusu olayda 15.1.1999 tarihli önaraştırma
raporu aynı tarihte Rekabet Kurulu'na teslim edilmiş ve 10 günlük süre geçirildikten
sonra Kurul'un 4.2.1999 tarihli toplantısında görüşülmüş ise de; dava konusu
Rekabet Kurulu Kararına konu soruşturulan olayın niteliği ve önemi gözönüne
alındığında, soruşturma sürecine hız kazandırmak, Kurulun işleri süratli karara
bağlamasını sağlamak amacıyla getirilen ve iç uygulamaya yönelik bu 10 günlük
sürenin aşılması dava konusu Kurul kararını sakatlayan ve bu haliyle sonuca etki
eden bir husus olarak görülmemiştir.” ifadeleri yer almaktadır.
09-46/1154-290
33
I.8.2. Esasa İlişkin Savunmalar
I.8.2.1. İlgili Pazar Tanımının Hatalı Olduğu Savunması
Savunmada, ilgili coğrafi pazarın hatalı bir şekilde “İstanbul” olarak belirlendiği ve bu
durumun pazarın son derece dar olarak tanımlanmasına yol açarak CNR’nin pazar
payının olduğundan yüksek bir hal almasına neden olduğu, Nisan-Eylül aylarında
TÜYAP, İnterteks ve PortBodrum firmaları tarafından düzenlenen deniz fuarlarının
ikame olarak değerlendirilmesi gerektiği, Antalya Boat Show 2008 katılımcı listesi
incelendiğinde, bu fuara katılanların ……… tanesinin 3 yıl, ……… tanesinin 2 yıl,
……… tanesinin de 1 defa Avrasya Boat Show’a katıldığı, bu çerçevede ………. adet
fuar katılımcısının her iki fuara da katıldığının ortaya çıktığı, dolayısıyla bu fuarların
aynı ilgili ürün pazarında değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, ilgili coğrafi pazarın
“İstanbul, Antalya, İzmir, Bodrum, Marmaris sınırları” olarak belirlenmesi gerektiği
ifade edilmiştir.
Öte yandan, ilgili ürün ve coğrafi pazar tanımlarının hatalı olduğu, ilgili ürün pazarı
tanımlanırken dikkate alınan temel ölçüt olan “uzunluğu 4,5 metreden fazla olan
büyük teknelerin fuar alanında sergilenebilmesi ve işbu teknelerin fuar alanına köprü
gibi bir engele takılmaksızın karayolunda taşınabilmesi” hususunun, yatların taşınma
güzergâhı üzerine inşa edilen bir üst geçit nedeniyle, müvekkil bakımından da
geçerliliğini yitirdiği, bu nedenle ilgili ürün pazarında faaliyet gösterebilecek teşebbüs
kalmamış olduğu sonucunun ortaya çıktığı, ilgili coğrafi pazar belirlenirken
katılımcıların dünyada düzenlenen yatçılık ve su sporları fuarlarına da katılmakta
olduğunun ihmal edilerek ilgili pazarın sadece İstanbul ile sınırlandırıldığı, ayrıca yaz
fuarları ile kış fuarları ayrımının da hatalı olduğu, tüm bu hususlar çerçevesinde ilgili
ürün ve coğrafi pazarın dar olarak belirlenmesi neticesinde hatalı olarak müvekkilin
hâkim durumda olduğu sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir.
Bilindiği üzere rekabet hukukunda ilgili pazar tespiti teşebbüsler arasındaki rekabetin
sınırlarını tespit etmekte kullanılan bir araçtır ve pazar tanımlanmasının temel amacı,
incelenen teşebbüslerin karşı karşıya bulundukları rekabet koşullarının
belirlenmesidir. Pazar tanımına atfedilen bu önem nedeniyle ilgili pazarın hem ürün
pazarı hem de coğrafi pazar boyutuyla belirlenmesine ilişkin olarak çeşitli yöntemler
geliştirilmiştir. Soruşturma konusu bakımından da ilgili pazar belirlenirken, karşı
karşıya kalınan rekabetçi baskılar ve ilgili pazar belirlenmesine ilişkin ilkeler dikkate
alınmıştır. Bu bağlamda, öncelikle başta inceleme konusu fuarın katılımcılarının
görüşlerine başvurulmuş ve CNR’nin fuar alanında düzenlenen yatçılık fuarına
alternatif olabilecek bir fuarın düzenlenebileceği mekânlar araştırılmıştır. İlgili pazar
tanımında en önemli belirleyicilerden biri olan tüketici tercihleri CNR vekilinin
iddiasının aksine birçok fuar alanını pazar dışında bırakmaktadır. Örneğin Dentur
üyelerinin Tüyap’ın %....’ye varan bir indirim yapmasına rağmen CNR salonlarından
vazgeçmemeleri ve her fuar döneminden sonra Dentur’un düzenlediği ankette bir
sonraki yılda da CNR’nin düzenleyeceği fuara katılmak istediklerini belirtmeleri bunu
göstermektedir. Oysa SSNIP testine göre %5’lik bir fiyat farkında tüketicilerin
kaymadığı ürünlerin alternatif olamayacağı kabul edilmektedir. Bu çerçevede Tüyap
salonlarının halen alternatif olarak sunulmaya çalışılması kabul edilemez
görülmüştür.
09-46/1154-290
34
Özellikle üretici firmaların yer alacağı ve bir sonraki sezon da kullanılacak ürünler için
gerekli üretim zamanının sağlanması bakımından fuarların zamanlaması önem
taşımaktadır. Sektör temsilcileri yatçılık sektöründe fuarda beğenilen ve sipariş edilen
bir teknenin yaz sezonuna yetiştirilebilmesi için üreticiye en az dört aylık bir süre
tanınması gerektiğini belirtmektedir.
İkinci olarak katılımcıların ve ziyaretçilerin çoğunluğu İstanbul’da bulunduğu için
güney bölgelerinde düzenlenen fuarlara katılımcı ve ziyaretçilerin ulaşım olanakları
da kısıtlı olmaktadır. Katılımcılar açısından bakıldığında, ağırlıklı olarak fuarların
katılımcılarının Marmara bölgesinde bulunduğu gözlenmektedir. Güney bölgesi
fuarlarına deniz yoluyla tekne ve yatların taşınabilmesi mümkünse de bu zahmetli
süreç birçok fuar katılımcısı tarafından fuardan elde edilecek semereye değer
görülmemektedir. Bu nedenle de İstanbul’a yakın yerlerde üretim ve ithalat yapan
katılımcılar yeni teknelerini bölgesel fuarlara götürmeyi tercih etmemektedirler.
Fuarlarda sergilenen yat ve teknelerin alıcısı olan fuar ziyaretçileri bakımından da
İstanbul’da düzenlenen fuarlarla diğer fuarların farklı olduğu gözlenmektedir. Yatların
alıcılarının büyük çoğunlukla İstanbul’da yaşadıkları belirtilmektedir. Bu nedenle
ziyaretçilerin İstanbul’da bir fuar düzenlenmekteyken, ulaşımın zaman aldığı bu
yörelere giderek fuar izlemeyi tercih etmedikleri ileri sürülmektedir. Dolayısıyla Mayıs-
Ağustos ayları arasında yapılan güney bölgesi fuarlarının ziyaretçileri zamanlama
nedeniyle daha çok o bölgede tatil amacıyla bulunan kişilerden oluşmaktadır.
Antalya ve Avrasya Boatshow fuarlarının aynı pazarda olduğu iddiası bakımından
belirtilmesi gereken son husus, 200’den fazla katılımcıdan oluşan fuarlarda ……….
katılımcının ortak olmasının, bu fuarların aynı pazarda olduğunu göstermemesidir.
Kaldı ki, ………. katılımcının yalnızca ……….’sı sürekli olarak her iki fuara da
katılmıştır. Bölgesel olan Antalya fuarına katılan firmaların uluslararası nitelikteki
Avrasya Boatshow fuarına katılmalarını da olağan karşılamak gerekmektedir.
Sonuç olarak Antalya, İzmir ve Bodrum’da düzenlenen yatçılık ve su sporları
fuarlarının gerek fuarın zamanlaması, gerekse fuarların katılımcıları ve ziyaretçileri
bakımından, İstanbul’da düzenlenen fuarlara ikame olmadığı ve bu nedenle de ilgili
coğrafi pazarın İstanbul olarak alınması gerektiği değerlendirilmiştir.
I.8.2.2. Pazar Payının Belirlenmesine İlişkin İtirazlar
Pazar paylarının ilgili ürün pazarından elde edilen cirolar baz alınarak belirlenmesi
yerine organize edilen fuar alanlarının toplam metrekare değerleri üzerinden
belirlenmesinin hatalı olduğu ve bu durumun sonucu olarak ilgili teşebbüslerin ilgili
ürün pazarındaki güçlerinin de hatalı bir biçimde tespit edildiği savunulmuştur.
Pazar payı hesaplanmasında tanımlanan ilgili pazara göre çeşitli kriterler
benimsenebilmektedir. Burada belirleyici olan ilgili pazardaki oyuncuların rekabet
gücünü en iyi yansıtabilecek kriterin tercih edilmesidir. Somut olay özelinde ise pazar
payının belirlenmesinde fuar alanı büyüklüğünün tercih edilmesinin temel sebebi,
ihtisas fuarlarında fuarın gelişim seviyesinin ve başarısının her yıl düzenlenen toplam
metrekare üzerinden ölçülmesidir. Nitekim CNR vekili ilk yazılı savunmada
müvekkilinin düzenlediği Avrasya Boatshow Fuarının başarısını veya NTSR’nin
İstanbul Boatshow Fuarının başarısızlığını bu fuarların toplam metrekare büyüklükleri
09-46/1154-290
35
üzerinden ölçmüştür. Diğer yandan CNR’nin hem fuar alanı işletmecisi hem de
organizatör olması sebebiyle maliyetleri sadece organizatörlük yapan NTSR’den
farklıdır. Dolayısıyla bu iki teşebbüsün cirolarını oluşturan gelir ve gider kalemlerinin
farklılığı ve bunların CNR bakımından ayrıştırılamaması, ciroların pazar payı
belirlemede yanıltıcı sonuçlar verebileceği kanaatini uyandırdığından pazar payı
belirlenmesinde ciroların baz alınmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
I.8.2.3. CNR’nin Hâkim Durumda Olmadığı Savunması
Savunmada, Soruşturma Raporunda rekabetçi baskıların yeterince
değerlendirilmediği ifade edilerek, birincil ve ikincil rekabetçi baskıların göz önüne
alınması gerektiği belirtilmiştir.
Taraf vekili birincil rekabetçi baskılar olarak rakip teşebbüslerin yarattığı rekabetçi
baskıların dikkate alınmasını istemektedir. Bu çerçevede denizle bağlantılı fuarlardan
Ataköy Marina, Kalamış Setur Marina, Bodrum Yalıkavak Marina, Bodrum Turgutreis
Marina, Pendik Marina ve Marmaris Yatch Marina’da düzenlenen fuarlar ile karada
düzenlenen fuarlardan Lütfi Kırdar-Rumeli Exhibition Center, TÜYAP, İDTM, İzmir
Kültürpark Uluslararası Fuar Merkezi ve Antalya Fuar Merkezi alanlarında
düzenlenen fuarların ikame olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
İkincil rekabetçi baskılar olarak da potansiyel rekabetin dikkate alınması gerektiği,
ilgili pazarda herhangi bir giriş engelinin bulunmadığı, yatırım maliyetlerinin giriş
engeli olarak değerlendirilmemesi gerektiği, hâlihazırda kullanılabilir durumda olan
Feshane ve Kocaeli fuar alanları ile ilerde faaliyete geçecek Zeytinburnu Marina’nın
potansiyel rekabet açısından göz önüne alınması gerektiği belirtilmiştir.
İlgili coğrafi pazara ilişkin savunmaların değerlendirilmesinde belirtildiği üzere, diğer
illerdeki fuar alanları ilgili coğrafi pazarın dışında kaldıklarından CNR üzerinde
herhangi bir rekabetçi baskı yaratmamaktadırlar.
İstanbul’daki diğer fuar alanları ve marinalar ile ilgili olarak, alan işletmecilerinden
bilgi talep edilmiş ve gönderilen cevaplara I.6. sıra sayılı tespitte yer verilmiştir.
Bu bilgiler kısaca tekrar edilecek olursa, ilgili ürün pazarı olan yatçılık ve su
sporlarına yönelik fuarı Feshane’de düzenlemek fiziki olarak mümkün değildir.
Sütlüce Kültür Merkezi de Feshane gibi fuar alanından ziyade kongre
düzenlenmesine yönelik bir mekân olup CNR’nin fuar salonlarına alternatif olabilecek
nitelikte değildir. Ataköy Marina ve Kalamış Marina’da da doluluk oranının yüksek
olması nedeniyle fuar düzenleme olanağı bulunmamaktadır. Nitekim geçmiş
dönemde birkaç defa burada yapılan fuarlar 2009 ve 2010 yılı fuar takvimlerinde yer
almamaktadır. Zeytinburnu’nda inşa edilmesi planlanan limanın ne zaman bitirileceği
belirsizdir ve Belediye yetkilileri ile yapılan görüşmeler neticesinde önümüzdeki yakın
bir zamanda bitmesi mümkün görünmemektedir.
Son olarak, ilgili coğrafi pazara ilişkin savunmaların değerlendirilmesinde de
belirtildiği üzere, Tüyap’ın yatçılık ve su sporları fuarının kendi salonlarında
düzenlenmesine ilişkin Dentur’a sunduğu teklif İstanbul’daki diğer fuar alanlarının
ikame olup olmadığının belirlenmesinde yol göstericidir. Dentur üyelerinin, Tüyap’ın
neredeyse yarı fiyatına yakın bir fiyat vermesine rağmen CNR salonlarından
09-46/1154-290
36
vazgeçmemeleri ve her fuar döneminden sonra Dentur’un düzenlediği ankette bir
sonraki yılda da CNR’nin düzenleyeceği fuara katılmak istediklerini belirtmeleri,
bahse konu fuar alanlarının CNR üzerinde rekabetçi baskı yaratmadığını
göstermektedir.
Bununla birlikte Pendik Marina’nın 2009 yılı içinde hizmete açılacak olması
karşısında, potansiyel bir fuar alanı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna
ulaşılmıştır. Ayrıca NTSR’nin 21-26 Ekim 2009 tarihinde burada fuar düzenleyecek
olması potansiyel rekabet açısından dikkate alınmalıdır. Ancak savunmada belirtildiği
gibi fiili bir rakip olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira, burada önemli olan
husus inceleme konusu dönemde CNR’nin bir rekabetçi baskı hissedip
hissetmediğidir. NTSR’nin daha önce yaptığı duyuruya rağmen 2008 yılında fuar
gerçekleştiremediği göz önüne alındığında CNR’nin inceleme konusu dönemde bir
rekabetçi baskı ile karşı karşıya kaldığını söylemek mümkün değildir. Diğer taraftan,
NTSR’nin Pendik Marina’da bir fuar düzenlemek amacıyla 2010 yılı ana fuar
takvimine girilmesi yönünde TOBB’a bir başvuru yapmadığı da tespit edilmiştir. Bu
durum, NTSR’nin de fuarın başarısından emin olmadığının bir göstergesidir.
I.8.2.4. Alıcı Gücünün Dikkate Alınmadığı Savunması
Savunmada, alıcı gücünün değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede ilgili
pazarda Dentur’un sahip olduğu alım gücünün bir hâkim durum yaratılmasını ya da
güçlendirilmesini önleyeceği ifade edilmiştir.
Dentur’un pazarda bir alım gücü olduğu kabul edilmekle birlikte bu etki tek belirleyici
değildir. Üyeleri denizcilik sektöründeki yat ve tekneler ile bunlara ait aksesuarların
imalatını ve satışını gerçekleştiren firmalardan oluşan Dentur, bir teşebbüs birliği
niteliğindedir. Üyelerinin en uygun alanda fuar düzenlemeleri adına fuar işletmecileri
ile görüşmeler ve pazarlık yapması olağan bir durumdur. Ancak Dentur, üyelerini
kendi anlaştığı fuar alanına katılmaya zorlamamaktadır. Aksi bir durum 4054 sayılı
Kanun kapsamında ihlal olarak değerlendirilebilecektir.
Diğer yandan CNR fuar alanları, yukarıda da belirtildiği üzere, diğer fuar alanları ile
ikame olarak görülmemektedir. CNR fuar alanlarının diğer alanlardan çok daha
pahalı olmasına karşın Dentur’un fuar yerini değiştirmeye yanaşmaması, alıcı
gücünün CNR’nin hâkim durumunu ortadan kaldırmadığının açık bir göstergesi
niteliğindedir.
I.8.2.5. Kötüye Kullanma Eyleminin Gerçekleşmediği Savunması
Savunmada, mevcut durumda mal vermeyi reddetme eyleminin hâkim durumun
kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği ileri sürülmüştür. Savunmanın bu
bölümünde CNR vekili AB’de görülen davalar çerçevesinde mal vermeyi reddetme
eyleminin kötüye kullanılma olarak kabul edilebilmesi için birtakım koşulların
gerçekleşmiş olması gerektiğini belirtmekte ve bu koşulların CNR için sağlanmadığını
iddia etmektedir.
I.7.1. sıra sayılı değerlendirme bölümünde ayrıntılı olarak yer verildiği üzere,
hakkında soruşturma yürütülen teşebbüsün yatçılık ve su sporlarına uygun fuar alanı
işletmeciliği pazarındaki hâkim durumunu fuar organizasyonu pazarında kötüye
09-46/1154-290
37
kullanmadığı tespit edildiğinden, taraf vekilinin bu konuya ilişkin savunmalarının
ayrıca değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır.
J. SONUÇ
14.8.2008 tarih ve 08-50/737-M sayılı Kurul kararı uyarınca CNR Uluslararası
Fuarcılık ve Ticaret A.Ş. hakkında yürütülen soruşturma ile ilgili olarak düzenlenen
Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara, sözlü savunma
toplantısındaki açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına göre;
1- CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.’nin yatçılık ve su sporlarına
yönelik fuar alanı işletmeciliği pazarında hâkim durumda olduğuna
OYÇOKLUĞU ile,
2- Buna karşın CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş’nin NTSR Fuar ve
Gösteri Hizm. Ltd. Şti.’ye fuar alanı kiralamaması eyleminin hâkim
durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceğine
OYÇOKLUĞU ile,
3- CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.’nin önaraştırma safhasında
yanlış ve yanıltıcı beyanlarda bulunması sebebiyle, 4054 sayılı Kanun’un
16. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca 2008 mali yılı sonunda
oluşan 32.892.786,91 TL tutarında gayri safi gelirinin %0,1 (binde bir)’i
oranında olmak üzere 32.892,79 TL (otuzikibinsekizyüzdoksaniki Türk
Lirası yetmişdokuz Kuruş) idari para cezası uygulanmasına OYBİRLİGİ ile,
Danıştay yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
KARŞI OY GEREKÇESİ
(13.10.2009 tarih ve 09-46/1154-290 sayılı Kurul Kararı)
CNR Uluslararası Fuarcılık ve Tic. A.Ş.’nin, “yatçılık ve su sporlarına
yönelik fuar alanı işletmeciliği” pazarında hakim durumda olduğuna ilişkin
Kurul tespitine, ilgili ürün pazarının arz ettiği özellikler ile belirlenen ilgili coğrafi
pazarın birbiri ile uyumlu olmadığı gerekçesiyle katılamıyorum.
Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Başkan Vekili
09-46/1154-290
38
13.10.2009 tarihli, 09-46/1154-290 sayılı Rekabet Kurulu Kararına
KARŞI OY GEREKÇESİ
Mezkur Kurul kararında CNR’nin yatçılık ve su sporları fuarının düzenlenmesine
uygun fuar alanı işletmeciliği ilgili pazarındaki hakim durumunu, NTSR’ye yönelik
faaliyetleri dolayısıyla, fuar organizasyonu pazarında kötüye kullandığı iddiası
değerlendirilmiştir.
Kurul kararında çoğunluk görüşü CNR’nin yatçılık ve su sporlarına yönelik fuar alanı
işletmeciliği pazarında hakim durumda olduğu, buna karşın CNR’nin NTSR’ye fuar
alanı kiralamaması eyleminin hakim durumun kötüye kullanılması olarak
değerlendirilemeyeceği şeklinde ortaya çıkmıştır. CNR’nin hakim durumda olduğuna
katılınmakla birlikte, gerçekleştirilen eylemlerin kötüye kullanma olmadığı yönündeki
çoğunluk görüşüne aşağıda izah edilen nedenlerle katılmamız mümkün olmamıştır.
Kararda CNR’nin NTSR’ye fuar alanı kiralamadığı sabit olmakla birlikte, özetle
etkinlik kazanımları nedeniyle bu eylemin kötüye kullanma olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır. Ancak dosyadaki bilgilerden, CNR’nin kararda yer alan eylemleri
nedeniyle ortaya çıkan/çıkacak olan etkinliklerin rekabetin doğal işleyişinden ve
kiralamama eyleminin de objektif nedenlerden kaynaklanmadığı anlaşılmaktadır.
Kararda da yer verildiği üzere NTSR tarafından talep edilen dönem için fuar alanı boş
olmasına karşın, CNR muvazaalı sözleşmeler yapmak suretiyle fuar alanını dolu
gibi göstermiştir. Elbette dikey bütünleşik yapıya sahip bir teşebbüs alt pazarda
faaliyet gösteren rakiplerine göre belirli bir maliyet avantajına sahip olacaktır. Bu
bağlamda, yatçılık ve su sporları fuarının düzenlenmesine uygun fuar alanları
işletmeciliği pazarında hakim durumda olan CNR’nin yatçılık ve su sporlarına yönelik
fuar düzenleme işine girmesi, yani bir anlamda alt pazarda da faaliyet göstermeye
başlaması doğal ve olağan bir süreçtir. Ayrıca mevcut ve olası kazanımların CNR’nin
bu alt pazara girmesi ve bu alt pazarda daha etkin olması nedeniyle rakibin
(NTSR’nin) zor durumda kalması da doğal bir süreçtir. Ancak kararda kabul edilen
kazanımların yalnızca bu şekilde gerçekleşmediği, yukarıda belirtilen doğal olmayan
ve objektif nedenlere dayanmayan eylemlerle de desteklendiği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede CNR’nin eylemlerinin kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi
gerektiği görüşümüz ile mezkur Kurul kararının 2. maddesindeki çoğunluk görüşüne
katılmamız mümkün olamamıştır.
Doç. Dr. Cevdet İlhan GÜNAY Murat ÇETİNKAYA
Kurul Üyesi Kurul Üyesi
09-46/1154-290
39
13.10.2009 tarih ve 09-46/1154-290 sayılı Kurul Kararı
Muhalefet Şerhidir
CNR Uluslararası Fuarcılık AŞ (CNR)’nin, yatçılık ve su sporları düzenlenmesine
uygun fuar alanı işletmeciliği pazarında, fuar alanı işletmeciliğindeki hâkim durumunu
ve NTSR Uluslararası Fuar ve Gösteri Hizmetleri Ltd Şti’ne yönelik faaliyetleri
dolayısıyla da fuar organizasyonu pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullandığı
iddiasıyla açılan soruşturmada, Kurul tarafından CNR’nin yatçılık ve su sporlarına
yönelik fuar alanı işletmeciliği pazarında hakim durumda olduğuna, ancak NTSR’ye
fuar alanı kiralanmaması eyleminin hakim durumun kötüye kullanılması olarak
değerlendirilemeyeceğine oy çokluğu ile, bununla birlikte ön araştırma safhasında
Kurula yanlış ve yanıltıcı bilgi sunmasından dolayı 4054 sayılı Kanunun 16/1(c)
maddesi uyarınca teşebbüsün para cezasıyla tecziyesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Mezkûr kararın CNR’nin ilgili pazarda hâkim durumda olduğunun tespitine ilişkin 1.
maddesine aşağıda açıklanan gerekçeyle tarafımızca iştirak edilmemiştir.
Hemen belirtelim ki, çoğunluk görüşünde ilgili pazar kavramı, sadece İstanbul Dünya
Ticaret Merkezinde (İDTM) CNR tarafından işletilen fuar alanı dikkate alınarak, son
derece dar tanımlanmıştır. Oysa yatçılık ve su sporlarına ilişkin fuarlar, sadece
İstanbul’da değil ülkemizin Antalya, İzmir ve Bodrum gibi farklı coğrafi bölgelerinde
de düzenlenmektedir. Yatçılık ve su sporları genellikle gelir düzeyi yüksek kesimlere
hitap eden uğraş alanlarıdır.
Keza “yat” veya “bot” olarak adlandırılan teknelerin alım satım bedelleri, toplumun
oldukça zengin sayılabilecek ve lüks bir hayat seviyesini haiz kesimlerine hitap
edecek derecede yüksek düzeydedir. Ortalama bir yatın fiyatının 100 – 150 bin avro
civarında olduğu ve bir milyon avronun üzerinde fiyatı olan yatların da anılan
fuarlarda sergilendiği dikkate alındığında, bu ürünlerin hitap ettiği toplum kesiminin
refah seviyesi daha iyi anlaşılmaktadır. Refah seviyesi bu derece yüksek olan
bireylerin, ürünü pazara sunma ve ürüne erişim için gerekli maliyetlere kolaylıkla
katlanabilecekleri aşikârdır.
Soruşturma raporunda her ne kadar yat ve bot fuarları katılımcılarının veya fuar
ziyaretçilerinin ekseriyetinin İstanbul’da bulunduğu tespitine yer verilmiş ise de,
taşıma ve arama maliyetlerinin bu kişilerin refah seviyesine göre yüksek olacağından
söz edilemez. O nedenle sadece İstanbul ilinin ilgili coğrafi pazar olarak
tanımlanması, Türkiye coğrafyasında bulunan diğer bölgelerdeki yat ve su sporları
fuarı düzenlenebilecek sair mekânların alternatif olarak dikkate alınmaması
tarafımızca uygun görülmemiştir.
Dolaysıyla çoğunluğun katıldığı kararda, yat ve bot fuarlarına gerek müşteri sıfatıyla
gerek satıcı olarak katılmak isteyenler açısından ilgili coğrafi pazarın sadece
“İstanbul” ile sınırlandırılması doğru olmamıştır. Hele hele bu pazarı İstanbul ilinin
sınırları ve İstanbul Dünya Ticaret Merkezinde (İDTM) bulunan ve CNR tarafından
09-46/1154-290
40
işletilen fuar alanlarıyla sınırlandırmak mümkün değildir. Çünkü İstanbul ili dışındaki
fuar alanları bir tarafa bırakılsa bile, İstanbul ili sınırları dahilinde yat ve su sporları
fuarı düzenlenebilecek alternatif fuar alanları mevcuttur. Bunlar arasında TÜYAP
Fuar ve Kongre Merkezi, Ataköy Marina ve Pendik Marinayı zikretmek mümkündür.
Keza, söz konusu iktisadi faaliyetler bakımından CNR tarafından işletilmekte olan
fuar alanlarının “zorunlu unsur” niteliği de bulunmamaktadır. Bundan dolayı da
pazarın bu derece dar tanımlanması doğru olmamıştır.
Sonuç olarak İstanbul iliyle sınırlandırılması gerekse bile ilgili pazarın CNR’nin
işlettiği İDTM fuar alanlarıyla tanımlanması mümkün gözükmemektedir. Dar
tanımlanmasından dolayı ilgili pazarda hâkim durumda olduğu tespit edilen CNR’nin,
ikâmeleri de dikkate alınarak yeniden yapılacak bir ilgili pazar tanımına göre, hâkim
durumda olmama ihtimali bulunmaktadır. Bu sebeple adı geçen teşebbüsün hâkim
durumda olup olmadığının tespiti için öncelikle, ilgili pazarın coğrafi ölçeğinin net bir
şekilde ortaya konulması gerekmektedir.
Yukarıda araz ve izah edilen sebeplerden dolayı 13.10.2009 tarih ve 09-46/1154-290
sayılı Kurul Kararının sonuç kısmının çoğunlukça benimsenen 1. maddesine iştirak
etmemiz mümkün olmamıştır.
Doç. Dr. Mustafa ATEŞ Mehmet Akif ERSİN
Rekabet Kurulu Üyesi Rekabet Kurulu Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy