Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2008-2-190 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 10-23/326-114
Karar Tarihi : 16.3.2010
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
10
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Doç. Dr. Mustafa ATEŞ, Mehmet Akif ERSİN, İsmail Hakkı
KARAKELLE, Doç. Dr. Cevdet İlhan GÜNAY, Murat ÇETİNKAYA,
Reşit GÜRPINAR
B. RAPORTÖRLER : Hakan Suat ÖLMEZ, İbrahim AYDEMİR, Nur Seda KÖKTÜRK
C. ŞİKAYET EDEN : - Siemed Tıbbi Cihazlar Tic. Ltd. Şti.
Prof. Dr. Muammer Aksoy Cad. No:28/1
06500 Bahçelievler-Ankara 20
D. HAKKINDA SORUŞTURMA YAPILAN:
- Siemens San. ve Tic. A.Ş.
Temsilcileri: Dr. Kemal Tahir SU, Dr. Aydın ÖZTUNALI
Turan Güneş Bulvarı No: 63 Kat: 1 Yıldız-Ankara
E. DOSYA KONUSU: Siemens San. ve Tic. A.Ş. (Siemens)’nin Siemens markalı
tıbbi cihazların teknik servisi pazarında şifre uygulaması ve yedek parça
teminindeki davranışlarıyla 4054 sayılı Kanun’a göre hakim durumunu kötüye
kullandığı iddiası.
F. İDDİALARIN ÖZETİ: Şikayet dilekçesinde özetle, Siemens firmasının;
- Siemens markalı tıbbi cihazların teknik servisinde % 95’in üzerinde pazar payı 30
ile hakim durumda bulunduğu,
- Kamu ve özel hastanelere satışını gerçekleştirdiği tıbbi cihazların garanti
sürelerinin bitiminden sonraki süreçte sistemlerde uygulamakta olduğu şifre
uygulaması ve yedek parça temini konusundaki tutumları ile rakip teşebbüsleri
piyasanın dışına çıkarmaya yönelik eylemlerde bulunduğu,
- Pazardaki müşterileri kendisi ile anlaşma yapan ve rakipleri ile anlaşma
yapanlar şeklinde ikiye bölerek tek üreticisinin kendisinin olduğu yedek
parçaların fiyatlandırmasında müşteriler arasında ayrımcılık yaptığı,
- Bazı (tube insurance (tüp güvence sistemi) ve evolve gibi) ürünleri sadece
kendisi ile anlaşma yapan müşterilerine sunduğu, 40
10-23/326-114
2
- Bu eylemleri ile eşit durumdaki alıcılara farklı şartlar uygulamak sureti ile
rakiplerini piyasa dışına itmeyi amaçladığı
belirtilerek, anılan iddiaların 4054 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilmesi talep
edilmektedir.
G. DOSYA EVRELERİ: 50
Kurum kayıtlarına 28.8.2008 tarih ve 5699 sayı ile intikal eden başvuru üzerine
yapılan inceleme sonucunda hazırlanan 14.10.2008 tarih ve 2008-2-190/İİ-08-HSÖ
sayılı İlk İnceleme Raporu, Kurul’un 23.10.2008 tarih ve 08-60 sayılı toplantısında
görüşülerek Siemens hakkında önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan
önaraştırma kapsamında 27.11.2008 tarih ve 2008-2-190/ÖA-08-HSÖ sayılı
önaraştırma raporu 1.12.2008 tarih REK.0.06.00.00-110/399 sayılı Başkanlık
önergesi ile 4.12.2008 tarih ve 08-69 sayılı Kurul toplantısında görüşülmüş ve 08-
69/1120-M(1) sayı ile Siemens hakkında soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
Siemens hakkında soruşturma açıldığına ve 4054 sayılı Kanun’un 43/2. maddesi
uyarınca ilk yazılı savunmalarını göndermelerine dair bildirim, 24.12.2008 tarih ve 60
5492 sayılı yazı ile yapılmış; ilk yazılı savunma ise 27.1.2009 tarih ve 0710 sayı ile
Rekabet Kurumu kayıtlarına girmiştir. Rekabet Kurulu, 3.6.2009 tarih ve 09-26/568-
M sayılı kararıyla yürütülmekte olan soruşturmanın süresinin bitiminden itibaren 4 ay
uzatılmasına karar verilmiştir.
Soruşturma heyeti tarafından hazırlanan 5.10.2009 tarih ve SR-09/7 sayılı
soruşturma raporu Siemens’e ve Kurul üyelerine tebliğ edilmiştir.
Siemens’in ikinci yazılı savunması 4.12.2009 tarih ve 8594 sayı ile Kurum kayıtlarına
girmiş, raportörlerce hazırlanan 21.12.2009 tarihli Ek Görüş, Siemens’e ve Kurul
üyelerine tebliğ edilmiştir.
Siemens’in üçüncü yazılı savunması 19.1.2010 tarih ve 538 sayı ile Kurum 70
kayıtlarına girmiştir.
Siemens’in yazılı savunmalarında yer alan sözlü savunma toplantısı yapılması
yönündeki talep, Rekabet Kurulu tarafından değerlendirilmiş, Kurul’un 28.1.2010
tarihli kararı uyarınca sözlü savunma toplantısının 16.3.2010 tarihinde yapılması
kararlaştırılmıştır. Sözlü savunma toplantısı davetiyeleri Kanun'un 46. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca ilgililere gönderilmiştir. Belirtilen tarihte yapılan sözlü savunma
toplantısının ardından, Rekabet Kurulu tarafından, 16.3.2010 tarih ve 10-23/326-114
sayılı nihai karar alınmış, söz konusu karar 26.3.2010 tarihinde tefhim edilmiştir.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ:
Soruşturma süreci sonunda Raportörlerce; 80
1. Siemens Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin “Siemens markalı tıbbi teşhis ve
görüntüleme cihazlarına yönelik yedek parça” ile “Siemens markalı tıbbi teşhis
ve görüntüleme cihazlarına yönelik servis” pazarında hakim durumda
bulunduğu,
2. Siemens’in şifre uygulamalarına ilişkin olarak, Rekabet Kurulu’nun 18.2.2009
tarih ve 09-07/128-39 sayılı Kararı’ndan sonra Siemens tarafından şifre
konusundaki Kurul’un belirlediği yükümlülüklere aynen uyulması ve Kurum ile
olumlu bir işbirliği halinde yapıcı düzenlemelere gidilmesi, rakip servis
sağlayıcılara yönelik sistemli bir ayrımcı veya dışlayıcı uygulamada
10-23/326-114
3
bulunulmaması ve Kurul’un 28 Ekim 2005 tarihli kararı ile Siemens’in savunma 90
metninde yer verdiği açıklamaların soruşturma heyeti tarafından makul
karşılanması nedenleriyle, Siemens’in şifre uygulamaları konusunda
cezalandırılmaması gerektiği,
3. Yedek parça ve bununla bağlantılı uygulamalar konusunda, Siemens’in
getirdiği açıklamaların ve şikayet dilekçesinde yer verilen belgelere yönelik
savunmaların soruşturma heyetince makul karşılanması ve ihlal sonucuna
varılabilmesi için yeterli bilgi ve belge bulunmaması nedeniyle, Siemens’in,
Siemens markalı tıbbi teşhis ve görüntüleme cihazlarının yedek parça
satışında sistematik olarak bağlayıcı, dışlayıcı ve/veya ayrımcı uygulamalarda
bulunmadığı kanaatine ulaşılarak, Siemens’in Kanun’un 6. maddesini bu 100
manada ihlal etmiş sayılmayacağı, dolayısıyla adı geçen teşebbüsün bu
bağlamda cezalandırılmasına yer olmadığı
sonuç ve kanaatine ulaşıldığı ifade edilmektedir.
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Taraf – Siemens Sanayi ve Ticaret A.Ş.
(Siemens)
Şirket Almanya merkezli Siemens AG’nin Türkiye genel temsilcisidir. Siemens’in
hisselerinin tamamına yakını Siemens AG’ye aittir.
Yönetim Kurulu Dr. Ali Zafer İNCECİK (Başkan), Dr. Siegfried Russwurm, Hüseyin
Geliş, Mustafa V. KOÇ, Brigitte EDERER Ve Reinhard PINZER’den oluşan 110
Siemens’in ortaklık yapısı ise şu şekildedir:
Tablo 1: Siemens Hissedarlık Yapısı (%)
Hissedarlar Hisse Oranları
Siemens AG (……….)
Dr. Nusret ARSEL (……….)
Hüseyin GELİS (……….)
Martin Dieter KRAUSS (……….)
Mehmet Celal SAVAŞ (……….)
Toplam 100
Siemens, tek bir tüzel kişilik bünyesinde, endüstri, enerji, sağlık ve bilişim teknolojileri
alanlarında faaliyet göstermektedir.
Siemens bünyesinde faaliyet gösteren “tıp çözümleri” birimi, tıbbi cihazların ve yedek
parçalarının satışı ve bu ürünlerin bakım ve onarım hizmetlerini sunmaktadır. Buna
ilave olarak; bu birim tarafından, hastane ve sağlık merkezlerine yönelik entegre
servis yönetimi (Hastane Biyomedikal Hizmetler İşletmeciliği) hizmeti sunulmakta,
sağlık yatırımları konusunda da danışmanlık hizmeti verilmektedir.
2007 yılında Siemens’in tıp cihazları pazarında elde ettiği net satışlar toplamı 120
yaklaşık (……….), bu cihazların bakım ve onarımı pazarında elde ettiği net satışlar
toplamı ise yaklaşık (……….) olarak gerçekleşmiştir.
I.1.2. Şikayet Eden Taraf - Siemed Tıbbi Cihazlar Tic. Ltd. Şti. (Siemed)
İstanbul’da kurulu olan şirket, Genel olarak tıbbi cihazların bakım ve onarımı hizmeti
vermek üzere kurulmuştur. Faaliyetinin büyük kısmını Siemens cihazlarına yönelik
olarak gerçekleştirmektedir.
10-23/326-114
4
Siemens Marka MR (Manyetik Rezonans), CT (Bilgisayarlı Tomografi), X-Ray
(Anjiyo, Röntgen, Dijital Röntgen, Mamografi) cihazlarına bakım-onarım anlaşmaları,
yedek parça tedariki, x-ışın tüpü tedariki ve montajı, sarf malzeme tedariki, demontaj,
montaj ve devreye alma, adsorber ve displacer değişimi gibi konularda destek 130
hizmeti verebilmektedirler.
I.2. İlgili Pazar
I.2.1. İlgili Ürün Pazarı
Bu bölümde Siemens’in faaliyette bulunduğu ve şikayet edilen ürünlerin yer aldığı
tıbbi cihazlar pazarının (ve bu cihazlara ilişkin servis ve yedek parça pazarının)
içeriğine ilişkin genel bilgiler verilecektir.
Tıbbi cihaz yönetmeliklerinde, tıbbi cihaz;
“üretici tarafından amaçlanan uygulama için gerekli olan donanım da dahil
olmak üzere, insanlar üzerinde;
- Hastalığın teşhisi, önlenmesi, izlenmesi, tedavisi veya hafifletilmesi, Her 140
hangi bir yaralanma veya sakatlığın teşhisi, izlenmesi, tedavisi, hafifletilmesi
veya telafi edilmesi,
- Anatominin veya fizyolojik prosesin incelenmesi, değiştirilmesi veya
modifikasyonu,
- Gebeliğin kontrolü
amacıyla tek başına veya beraber kullanılan ve insan vücudu üzerinde esas
kullanım amacını farmakolojik, immünolojik veya metabolik vasıtalarla
gerçekleştirmeyen ancak bu vasıtalardan yardım alan her türlü alet, aparat,
cihaz veya başka bir madde”
şeklinde tanımlanmıştır. 150
Anlaşılacağı üzere, tıbbi cihaz tanımının genişliği sebebiyle tıbbi cihaz sektörü de çok
sayıda ve çok çeşitli alanlarda çalışan teşebbüsün faaliyet gösterdiği bir sektör
konumundadır.
Soruşturma kapsamında incelenen pazar, Siemens’in faaliyet gösterdiği alanlardan
biri olan ve tıbbi cihazlar sektörünün bir alt kolu olarak tanımlanabilecek olan
görüntüleme ve teşhis cihazları pazarıdır.
Şikayetlerin temelinde Siemens’in, Siemens markalı tıbbi teşhis ve görüntüleme
cihazlarının bakım ve onarımı hizmeti ve yedek parça pazarındaki eylemleri yer
almaktadır. Bu durumda, faaliyette bulunulan ürün pazarının yanında, bu pazarla
ilişki içerisinde olan bir yedek parça ve servis pazarı bulunmaktadır. Siemens markalı 160
tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazları, “dayanıklı mallar/ürünler” olarak
adlandırılabilirler. Zira dayanıklı mallar, uzun dönemli kullanım ve fayda elde etme
amacıyla satın alınırlar ve bu sebeple kullanım ömürleri boyunca tamir, bakım, yedek
parça ve/veya sarf malzemesi gibi ürün ve hizmetlere ihtiyaç duyarlar.
Ana ürün ile o ürüne ilişkin yedek parça, servis ve bakım gibi ürün ve hizmetler, farklı
zamanlarda ihtiyaç duyulan tamamlayıcı nitelikteki ürünlerdir. Dayanıklı malların
oluşturduğu ve tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının da içerisinde yer aldığı
pazarlar, zamanla tamamlayıcı ürün ve hizmetlere ihtiyaç duymaları sebebiyle,
“birincil” veya “öncül” pazarlar olarak isimlendirilirler. Yedek parça, sarf malzemesi,
tamir, bakım-onarım hizmetleri gibi birincil ürünle birlikte kullanılan ve birincil ürünün 170
10-23/326-114
5
satın alınmasından belli bir süre sonra ihtiyaç duyulan ürün ve hizmetlerin bulunduğu
pazarlar ise “ikincil” veya “ardıl” pazarlar olarak tanımlanır.
Rekabet hukuku literatüründe, birincil ve ikincil ürün ve hizmetlerin yer aldığı
pazarların tanımlanmasında i) söz konusu ürün ve hizmetlerin aynı pazara dahil
edilip edilemeyeceği, ii) edilmezse ikincil ürün ve hizmetlerin yer aldığı pazarların
marka-spesifik tanımlanıp tanımlanamayacağı hususlarının analizi ön plana
çıkmaktadır. Bu kapsamdaki analiz ve değerlendirmelere aşağıda yer verilmektedir.
Avrupa Birliği rekabet hukuku içtihatları çerçevesinde bu konuda alınmış kararlar
mevcuttur. Bunlardan ilki 08.05.2001 tarih ve 01-22/192-50 sayılı Hewlett Packard
Bilgisayar ve Ölçüm Sistemleri A.Ş. (HP) kararıdır. Söz konusu kararda Kurul, HP 180
marka yazıcılarda kullanılan yedek parçaların sadece HP tarafından üretiliyor
olmasını, üretimin ileri teknoloji ve başlangıç maliyeti gerektirmesi nedeniyle başka
teşebbüslerce üretilmesinin zor olmasını ve bu sebeple HP markalı yazıcıların yedek
parçaları ve servis hizmetlerinin yakın ikamesinin bulunmamasını göz önüne alarak
ilgili pazarları “HP markalı yazıcıların satış sonrası servis hizmetleri, HP markalı
yazıcılarda kullanılan yedek parça ve sarf malzemeleri pazarı” olarak tanımlamıştır.
8.7.2005 tarih ve 05-144/618-155 sayılı Karar’da ise, Kone Asansör Sanayi ve
Ticaret A.Ş. (Kone) tarafından, kendi markasını taşıyan asansörlerdeki elektronik
kartlara şifre girilmesi suretiyle diğer asansör tamir firmalarının faaliyetlerinin
engellendiği iddiası çerçevesinde yapılan değerlendirmede, iddia konusu eylemlerin 190
bir kötüye kullanma olması sonucuna varılması halinde bir pazar tanımı yapılacağı
ifade edilmiş ancak şikayetlere temel teşkil eden şifreleme fiiline yönelik somut bir
kanıt bulunamadığından soruşturma açılmasına gerek olmadığına hükmedilmiştir.
Dolayısıyla söz konusu kararda bir ilgili pazar tanımlanmamıştır.
Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Vestel Angel ev güvenlik sistemleri
bakım, onarım hizmetlerinin sağlanmasında şifreleme uyguladığı iddiası üzerine
yürütülen inceleme sonucunda Kurul, 14.8.2008 tarih ve 2008-2-115 sayılı kararında,
pazarda herhangi bir markanın ürünlerinin bakım onarım servis hizmetlerinin başka
bir firmaca sağlanması önünde teknik ya da ticari olarak benzer bir imkânsızlık
olmaması (belli bir düzeyde teknik donanıma sahip olduktan sonra, bir “reset”leme 200
işlemi ile sisteme ulaşımın mümkün olması) sebebiyle ilgili ürün pazarını “Vestel
Angel ürünlerine yönelik bakım, onarım ve servis hizmetleri pazarı” olarak değil, “ev
güvenlik sistemleri bakım ve tamir hizmetleri” olarak tanımlamıştır.
Görüldüğü üzere, ilgili ürün pazarı ile ilgili değerlendirmeler, değerlendirilen dosya
kapsamına göre değişiklik gösterebilmektedir. Ardıl pazarların marka-spesifik
tanımlanıp tanımlanamayacağına karar verilirken ürün veya hizmetin gerek üretimde
gerekse kullanımdaki ikame edilebilirliği, tüketici talebi ve başka teşebbüslerce
üretimin önünde herhangi bir engel olup olmadığı gibi faktörlerin göz önüne alındığı
anlaşılmaktadır.
AB Komisyonu tarafından 2005 yılında yayınlanan “EU Discussion Paper on 210
Modernization of Article 82” başlıklı tartışma metninde (Tartışma Metni) ardıl pazarın
değerlendirilmesiyle ilgili bir bölüm yer almaktadır. Söz konusu bölümde Komisyon’un
ikincil piyasalarda ilgili pazar tanımlanırken, normal bir pazar tanımında kullanılan
yaklaşımı kullanacağı ifade edilmektedir. Bunun anlamı, ardıl pazarda yer alan ikincil
ürünlerin ayrı bir pazar oluşturup oluşturmadığı incelenirken, birincil ürünün satışları
üzerindeki (o ardıl pazarın oluşmasına neden olan) etkilerin dikkate alınmayacağıdır.
Bir diğer deyişle pazar tanımının odağında gelecekte birincil ürünü alma olasılığı olan
10-23/326-114
6
potansiyel müşterilere değil, hâlihazırda birincil ürünü satın almış olan müşterilere
yapılan ikincil ürün ve hizmet satışları yer almaktadır.
Tartışma Metni’nde marka-spesifik ardıl pazar tanımlanmasının hangi durumlarda 220
söz konusu olamayacağından da bahsedilmektedir. Bunlardan birincisi başka
üreticilerin ikincil ürünlerine geçişin mümkün olması durumudur. Eğer ikincil ürün
başka üreticiler tarafından da piyasaya sürülebiliyorsa, belli bir markanın birincil
ürününü alan müşteri ardıl pazarda o markanın ikincil ürünlerine kilitlenmeyecektir ve
böyle bir durumda (marka-spesifik olmayan) ortak bir ardıl pazar belirlemek gerekir.
Tartışma Metni’nde ikinci olarak, başka marka bir birincil ürüne geçiş ve böylece ardıl
pazardaki yüksek fiyatlardan kaçınabilme olasılığından bahsedilmektedir. Böyle bir
durumda geçiş maliyetlerinin yüksek olmaması gerekir. Geçiş maliyetleri ise iki türde
olabilir. İlk olarak kullanılmış birincil ürünü, geçişin ekonomik olduğu cazip bir fiyattan
satmak/satın almak mümkün olmayabilir. Bu, eğer birincil ürünün fiyatı ikincil ürüne 230
göre yüksekse, daha da önemli hale gelmektedir. İkinci tür geçiş maliyetleri ise fiyat
hariç yatırımlar ile ilgilidir. Bunlar eğitim, rutini değiştirme, yüklemeler, yazılım vb.
olabilir. Sonuçta ancak ayrı bir ardıl pazarın olmadığına karar verildiği durumlarda
analiz, (birincil ve ikincil ürünlerin birlikte yer aldığı) toplam sistem pazarı üzerinden
yapılacaktır.
Tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının üreticileri, ürünlerine ait yedek parça ve sarf
malzemesinin büyük kısmını kendileri üretmektedirler. Ancak belli parçaların üretimi,
özel olarak başka firmalara yaptırılabilmektedir. Bu durumun söz konusu olduğu
hallerde, genellikle, fason üretim yapan firmaya, bu parçaları başka birine satmama
yükümlülüğü getirilmektedir. Nadir durumlarda ise cihazlara ait bazı yedek parça ve 240
sarf malzemeleri başkaca firmalar tarafından üretilebilmekte ve bunlara erişim cihaz
üreticisi haricindekiler tarafından da mümkün olabilmektedir. Bu gibi parçalar genelde
monitör, keyboard gibi cihazların bilgisayar kısmı ile alakalı olan parçalardır. Bunun
yanında sarf malzemesi niteliğinde olan tüp de cihaz üreticisi veya yalnızca cihaz
üreticisine satış yapan teşebbüsler haricindekiler tarafından üretilip satılmaktadır.
Ancak tüplerin de orijinalleriyle ikame edilebilirliği sınırlı düzeydedir.
İşbu dosya kapsamında da Siemens tarafından üretilen veya ürettirilen parçaların
oranının %(….)-%(….) kadar olduğu görülmektedir. Bunun yanında herhangi bir
Siemens markalı tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazında, o cihazın muadili olabilecek
rakip cihazlarda kullanılan yedek parçalar kullanılamamakta, yani rakip markalı 250
cihazların yedek parçaları birbirleriyle ikame edilememektedir. Ayrıca, Siemens
markalı yedek parçaların bir kısmı patent haklarıyla korunduğundan, bu parçaların
başka teşebbüslerce üretimi de mümkün değildir. Diğer bir deyişle Siemens markalı
bir cihaza sahip olan müşteri, rakip markaların ikincil ürününe geçememekte ve
Siemens markalı ikincil ürünlere kilitlenmektedir.
Yukarıda yer verilen analizler, yalnızca yedek parça için değil Siemens markalı
cihazlara verilen servis için de geçerlidir. Her ne kadar Siemens markalı cihazlara
verilecek servis ile rakip markalı cihazlara verilecek servis ikame gibi görünse de söz
konusu cihazların ileri teknoloji içermesi, pazarda yeni ürünlerin çıkış hızının
yüksekliği ve her cihaz için, genelde üretici firmanın ana merkezinde (Siemens için 260
Siemens Almanya’da) verilen eğitimleri almak gerektiğinden bu ikisinin yakın ikame
olduğunu söylemek zordur. Siemens markalı cihazlara servis veren bir mühendisin,
rakip markalı cihazlar üzerinde yapabilecekleri sınırlıdır. Hatta belli bir markanın,
örneğin MR cihazına bakan bir mühendisin, aynı markanın tomografi cihazına servis
veremeyeceği soruşturma sürecinde birçok teşebbüs yetkilisi tarafından raportörlere
10-23/326-114
7
ifade edilmiştir. Siemens’in cihazlardaki şifre uygulaması da teknik servis hizmetinin
BSS’ler tarafından verilmesinin önünde teknik bir engel yaratmaktadır.
Tüm bunların yanında, tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazları oldukça maliyetli
cihazlardır. Bu sebeple, cihazların bir kez satın alındıktan sonra ikincil ürünlerinin
fiyatlarının yüksekliği yüzünden (kullanım ömrünün sonuna kadar) değiştirilmesi çok 270
zordur. Geçiş maliyetlerinin yüksekliğine tekabül eden bu durum, ikincil ürünlerin
fiyatlarının birincil ürüne göre düşük olması da göz önüne alındığında daha da önem
kazanmaktadır.
Sonuç olarak, Yukarıda yer verilen bilgiler ışığında, ilgili ürün pazarları “tıbbi
görüntüleme ve teşhis cihazları pazarı (birincil pazar), “Siemens markalı tıbbi teşhis
ve görüntüleme cihazlarına yönelik servis” ve “Siemens markalı tıbbi teşhis ve
görüntüleme cihazlarına yönelik yedek parça1” pazarı olarak belirlenmiştir.
I.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
Tanımlanan ürün pazarındaki ürünlerin satışının tüm Türkiye genelinde
gerçekleşmesi ve pazar farklılaşması yaratacak faktörlerin bulunmaması nedeniyle 280
ilgili coğrafi pazar “Türkiye” olarak kabul edilmiştir.
I.3. Hakim Duruma İlişkin Değerlendirme
Önceki bölümde de yer verilen 2005 tarihli Tartışma Metni’nin ardıl pazarlarda hakim
durum ile ilgili bölümünde şu noktalara vurgu yapılmıştır:
Birincil ürünlere ait ikincil ürün ve hizmetlerin oluşturduğu ardıl pazarların
tanımlandığı durumlarda, bu pazarlarda hakim durum, hem birincil hem ikincil
pazarlardaki rekabetin analiz edilmesinden sonra ortaya konabilir. Ardıl pazardaki
hakim durumun birincil ürünü alma olasılığı olan müşteriler ve birincil ürünü almış
olan müşteriler üzerindeki etkisinin ayırt edilmesi gerekir. Birincil pazardaki rekabet,
ikincil pazarda, yüksek fiyatlar sebebiyle potansiyel müşterilerin zarar görmesini 290
engelleyebilir. Ancak hâlihazırda birincil ürünü satın almış olanlar, üreticinin politika
değiştirerek fiyatları yükseltmesinden (veya kaliteyi düşürmesinden) etkileneceklerdir.
Üreticinin, ikincil pazardaki fiyatları düşük tutmasının veya birincil ürünün fiyatlarını
düşürerek ikincil pazardaki yüksek fiyatlardan kaynaklanan tüketici zararını telafi
etmek istemesinin iki sebebi olabilir: Bunlardan ilki müşterilerin birincil ürün
pazarındaki seçimlerini yaparken yalnızca birincil ürünün fiyatını değil, ardıl pazardaki
ürün ve hizmetlerin fiyatını da hesaba katmasıdır. İkinci olarak, müşteriler tercihlerini,
ürünün toplam ömür maliyeti üzerinden yapmasalar da rakiplerin bu hesaplamaları
yaparak birincil pazardaki rekabeti kızıştırmalarıdır. Bu iki durumda, üretici, ardıl
pazarlardaki yüksek fiyata rağmen sistemden yüksek karlar elde edemeyebilir. 300
Müşterilerin, birincil ürünü alırken sistemin toplam maliyetini hesaplayarak tercih
yapmaları, elde edebildikleri bilginin miktarına bağlıdır. Geçerli hesaplamalar
yapabilmek için gerekli olan bilgiye müşterinin ulaşabilmesi gerekir. Ayrıca söz
konusu toplam ömür maliyet hesaplamalarını yeterli miktarda müşterinin yapabiliyor
olması ve üreticinin bu hesaplamaları yapan ve yapmayan müşteriler arasında ayrım
yapmıyor olması gerekir.
1 Bu tanıma Siemens markalı tıbbi teşhis ve görüntüleme cihazlarına yönelik sarf malzemeleri de dahil
edilmiştir.
10-23/326-114
8
Rekabet hukuku içtihadına bakıldığında ise Rekabet Kurulu’nun 08.05.2001 tarih ve
01-22/192-50 sayılı kararında HP ürünlerinin satış sonrası hizmetlerinin çok büyük
oranda HP servis ağı kapsamında gerçekleştirilmesinden hareketle, HP’nin söz 310
konusu servis ağı sebebiyle, kendisi tarafından satışı yapılan ve kendi markasını
taşıyan ürünlerin satış sonrası servisleri açısından hakim durumda olduğuna
hükmedildiği görülmektedir.
Rekabet Kurulu tarafından Xerox marka yazıcıların tonerlerinin yüksek fiyata satıldığı
ve bu nedenle tüketicilerin zor durumda bırakıldığı iddiası üzerine verilen 15.05.2008
tarih ve 08-33/417-143 sayılı kararda ise;
“- Şikâyetçinin almış olduğu yazıcının ve kullanmak istediği tonerin fiyatı
arasında yaklaşık üçte birlik bir oran olduğu, bu nedenle yazıcının ekonomik
ömrü süresince kullanılacak tonerin toplam maliyetinin, yazıcı maliyetine
oranının yüksek olduğu, 320
− Toner fiyatlarına ilişkin bilginin ulaşılabilir olduğu,
− Toner fiyatlarının artması halinde başka marka yazıcıya geçişte ciddi bir
maliyetin söz konusu olmadığı”
anlaşıldığından, yazıcı almayı düşünen ve henüz tercih aşamasında olan
kullanıcıların, ödeyecekleri toplam maliyetlerini düşünerek bir marka seçmelerinden,
bu seçim sırasında yazıcı piyasasındaki firma sayısı kadar seçenek bulunduğundan
ve yazıcı pazarının rekabetçi yapısından dolayı Xerox firması için, yazıcı ve toner
pazarlarında hâkim durum tespitinin yapılamayacağı ve bu nedenle şikâyet ile ilgili
olarak herhangi bir işlem tesis edilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarına ait ikincil ürünlerden oluşan yedek parça ve 330
teknik servis pazarlarının ayrı birer ilgili ürün pazarı olarak tanımlanmasından sonra,
söz konusu pazarlarda bir hakim durumun varlığı, birincil ve ikincil pazarlar
arasındaki ilişkinin analiz edilmesiyle ortaya konacaktır. Bu çerçevede, üreticinin
birincil pazardaki davranışlarının ardıl pazardaki davranışlarından etkilenip
etkilenmediğinin anlaşılması için değerlendirmeye alınacak başlıca unsurlar
şunlardır:
- Tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının fiyatı ve ömrü,
- Tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının maliyeti içerisinde yedek parça ve
teknik servis maliyetlerinin payı,
- Ardıl pazarlar (yedek parça ve teknik servis) fiyatlarındaki şeffaflık, 340
- Başka bir cihaza geçişin maliyeti,
- kilitlenmiş ve yeni müşteriler arasında fiyat farklılaştırması imkanının mevcut
olup olmadığı.
Tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazları, üretim maliyetleri içerisinde Ar-Ge
faaliyetlerinin büyük yer kapladığı yüksek teknolojili ürünlerdir. Günümüzde
teknolojinin gelişme hızı da dikkate alındığında, piyasaya sürekli yeni modellerin
sürüldüğü görülmektedir. Ar-Ge faaliyetlerinin önemi ve ileri teknoloji gereksinimi, bu
cihazların fiyatına da yansımaktadır. Zira tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazları fiyatları
milyon dolarları bulabilmektedir. Örneğin; 2008 yılı fiyatları ile Siemens tarafından
üretilen Magnetom serisi MR cihazlar (……….)-(……….) Avro, Somatom serisi BT 350
cihazlar (……….)-(……….) TL, Biograph serisi PET/CT cihazlar (……….)-(……….) Dolar,
Eclipse serisi PET Moleküler Görüntüleme (Cyclatron solutions) cihazları ise yaklaşık
10-23/326-114
9
(……….) Dolara satılmıştır. Bunun yanında, bir cihazın Türkiye’de ortalama ömrünün
10-12 yıl olduğu birçok sektör temsilcisi tarafından soruşturma sürecinde raportörlere
ifade edilmiştir.
Her ne kadar tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının yedek parça ve servis
maliyetleri yüksek olsa da, bunların cihazın maliyeti içerisindeki payı düşük
kalmaktadır. Bunun sebebi de, cihaz maliyetlerinin yüksekliğidir. Siemens’ten gelen
bilgiye göre, her cihaz için farklı olabilmekle birlikte bakım-onarım ve yedek parça
maliyeti, cihaz maliyetinin yaklaşık %(….)-(….)’una denk gelmektedir. Siemens’in 360
Uludağ Üniversitesi Hastanesi ile imzaladığı “Yüksek Enerjili Lineer Hızlandırıcı
Sistemi Alımına” ait sözleşmede, garanti süresinin bitiminden sonra parça dahil
bakım anlaşmasında yer alan hükme göre anlaşmanın bedeli cihaz bedelinin
%(….)’sını geçmeyecektir. Uygulamaya bakıldığında ise, Siemens’in (……….) ile
imzaladığı 05.03.2008’de başlayıp 31.12.2010’da biteceği öngörülen parça dâhil
bakım-onarım sözleşmesinde, (……….) sistem numaralı bir adet Magnetom Avanto ve
(……….) sistem numaralı bir adet Leonardo adlı cihazların yıllık toplam parça dahil
bakım-onarım ücreti (……….) olarak belirlenmiştir. Yalnızca Magnetom Avanto
cihazının 2008 yılında farklı müşterilere (……….),(……….),(……….),(……….) gibi fiyatlara
satıldığı göz önüne alındığında, bakım-onarımın (yedek parça dahil) cihaz fiyatının 370
yaklaşık %(….)-(….) civarına denk geldiği görülmektedir.
Bunun yanında, cihaz üreticisi teşebbüslerin elde ettikleri gelirlerin yaklaşık %80’i
cihaz satışından, ancak %20’si ise yedek parça ve servisten elde edilmektedir. Hatta
yıllık gelir içerisinde yalnızca ilgili yılda satışı yapılan cihazlar sayılmakta iken, servis
ve yedek parçadan elde edilen gelir hâlihazırda kurulu olan ve Siemens’ten yedek
parça ve/veya bakım-onarım hizmeti alan tüm cihazlar için geçerlidir. Sonuç olarak
tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının maliyeti, yedek parça ve teknik servis
hizmetlerine kıyasla yüksektir.
Tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarında kullanılan yedek parçaların fiyatları
18.2.2009 tarih ve 09-07 sayılı Kurul kararı öncesinde ilan edilememekteydi. Müşteri 380
bu fiyatlara ancak ihtiyaç olduğunda üreticiye sorarak, nadiren de cihaz alım
esnasında sözleşmeye ekleterek ulaşabilmekteydi. Bir özel hastane yetkilisi ile
yapılan görüşmede “Yedek parça fiyat listesinin şeffaf olmaması belirsizliğe yol
açıyor. Bize verilen yedek parçaların fiyatlarının makul olup olmadığını görmek için
yurtdışındaki toptancılarla iletişime geçip onlardan fiyat alıyoruz ve bu şekilde (cihaz
üreticilerinin) fiyat indirdikleri çok oluyor. Biz grup olarak bu güce sahibiz ama daha
küçük, tek başına hareket eden hastanelerin bunu yapması pek mümkün
olmayabilir.” ifadesini kullanmıştır. Yedek parça fiyat listelerinin yayınlanmaması,
müşterilerin cihazın toplam sahip olma maliyetini hesaplamaları önünde bir engel
teşkil edebilir. Her ne kadar, toplam ömür maliyetini hesaplamak isteyen bir 390
müşterinin, cihaz alımı esnasında üreticiden garanti sonrası belli yılları kapsayacak
şekilde yedek parça ve servis fiyat listesini talep ettiği görülse de bu uygulamanın
çoğunlukla büyük özel hastaneler tarafından yapıldığı ve henüz yaygınlaşmadığı
bilinmektedir. Belirli özel hastaneler, yalnızca tıbbi cihaz alımıyla uğraşan departman
ve personele sahip olabilmekte ve alım esnasında yalnızca cihazın fiyatına değil,
garanti sonrası, örneğin 10 yıl boyunca yedek parça ve bakım-onarım fiyatlarının ne
olacağı ile ilgili taahhüdü üretici firmadan alarak, buna göre hesaplama
yapabilmektedirler.
Oysa tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarını talep eden ağırlıklı grup olan kamu
hastaneleri, ürün ve hizmet alımında kamu ihale mevzuatına göre hareket etmekle 400
10-23/326-114
10
yükümlüdürler. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 40. maddesinde yer alan
“…ihale, ekonomik açıdan en avantajlı teklifi veren isteklinin üzerinde bırakılır.”
hükmü sebebiyle cihaz alım ihaleleri sonucunda, ihaleyi kazanan taraf genellikle
cihaz için en uygun fiyatı veren firma olmaktadır. Her ne kadar “ekonomik açıdan en
avantajlı teklif” ile en düşük fiyatın kastedilmediği iddia edilebilse de, hükümden
anlaşılanın ve uygulamada gerçekleşenin ihalenin en düşük fiyat verende bırakılması
olduğu görülmektedir. Ekonomik açıdan en avantajlı teklifin tespitinde belirli kriterlerin
olmaması, bu hesaplamayı yapacak personel eksikliği ve bu kriterleri belirlemenin de
ihaleyi gerçekleştirenin uhdesinde olmaması, garanti sonrası yedek parça ve servis
fiyatlarının cihaz alımı esnasında dikkat edilen bir husus olmasını ve dolayısıyla 410
toplam sahiplik maliyetinin hesaplanmasını engellemektedir. Zira GATA Biyomedikal
Mühendislik Merkezi Başkanı’nın 14.9.2009’da gerçekleştirilen “Tıp Cihazları, Bu
Cihazların Servisi ve Yedek Parça Satışlarında Rekabet ve Regülasyon” başlıklı
Çalıştay’da yaptığı konuşmada yer verdiği “”4734 sayılı Kanuna göre en düşük fiyatı
verenle çalışmak zorundayız” ifadesi de bu durumu destekler niteliktedir.
Bir tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazının satın alınmasından sonra, yedek parça veya
servis fiyatlarının yüksekliğinden dolayı bu cihazın değiştirilmesi zordur. Söz konusu
cihazların değiştirilmesinde öncelikle cihazın maliyetinden kaynaklı bir geçiş maliyeti
bulunmaktadır. Bunun yanında cihazların kurulumu, teknik personel tarafından
kullanımının öğrenilmesi gibi maliyetler de söz konusudur. Sonuç olarak belli bir 420
marka cihazdan başka bir cihaza geçişte, müşteriler yüksek maliyetlerle
karşılaşmaktadır.
Ek olarak, toplam sahip olma maliyetini hesaplayarak cihaz alımı gerçekleştiren bir
alıcı, bu kriterini başta üreticiye sunmakta ve üretici de müşteriye buna uygun teklif
vermektedir. Dolayısıyla yeni müşteriye verilen teklifin duruma göre revize edilmesi
olasılığı vardır. Ancak cihaz alımı esnasında garanti sonrası şartların pazarlık konusu
edilmediği ve cihaz alım sözleşmesine yansıtılmadığı durumlarda kilitlenmiş
müşterilere verilen yedek parça ve bakım-onarım fiyatları daha yüksek
olabilmektedir. Dolayısıyla üreticinin elinde fiyat farklılaştırması yapabilme olanağı
mevcuttur. Belirtilmesi gereken son husus ise sözlü savunma toplantısında, Siemens 430
tarafından, toplam 196 tıbbı görüntüleme ve teşhis cihazı kullanıcısı (112 özel, 84
kamu) ile (………) araştırma şirketinin yapmış olduğu ankettir. Söz konusu anketin
sonuçlarına göre tıbbi görüntüleme cihazlarının ekonomik ömrü dolmadan değiştirme
fikri deneklerin %38’i tarafından kabul görmektedir, bu oran kamu hastanelerinde
%23’te kalmaktadır. Cihazın ekonomik ömrü dolmadan değiştirme fikrine olumlu
bakan %38’lik bölümün ancak %11’i, bakım-onarım ve yedek parça fiyatlarının
yüksekliği sebebiyle bir değişime gidebileceklerini ifade etmişlerdir. Diğer bir ifade ile
toplam deneklerin (kamu+özel) yalnızca %4,1’i (0,38*0,11), cihazı, ekonomik ömrü
dolmadan, ikincil pazardaki fiyatların yüksekliği sebebiyle değiştirebileceklerini
belirtmişlerdir. Geriye kalan yaklaşık %96’lık kısım için ise ikincil pazardaki (yedek 440
parça ve bakım-onarım) fiyatların yüksekliği, birincil ürünü yani cihazı değiştirmek için
bir sebep değildir; ardıl pazarlardaki yüksek fiyatlardan dolayı ürünün ömrü dolmadan
başka bir ürüne geçilememektedir.
10-23/326-114
11
Yukarıda detaylıca incelenen tüm hususlar dikkate alındığında;
- cihazın ömrü süresince kullanılan yedek parça ve teknik servisin toplam
maliyetinin cihazın maliyetine oranının düşük olması, 450
- Yedek parça fiyatlarına ilişkin bilginin şeffaf olmaması,
- Toplam sahiplik maliyetinin özellikle kamu hastaneleri tarafında hesaplanmıyor
olması, bu hesaplamanın önünde hukuki belirsizliğin bulunması,
- ikincil ürünlerin fiyatının artması halinde başka marka cihaza geçişteki
maliyetlerin yüksekliği,
- kilitlenmiş ve yeni müşteriler arasında fiyat farklılaştırması imkanının mevcut
olması
sebepleriyle Siemens’in kendi markasını taşıyan cihazların ardıl pazarlarında iktisadi
parametreleri belirleyici güce ulaşabildiği ve “Siemens markalı tıbbi teşhis ve
görüntüleme cihazlarına yönelik yedek parça” ile “Siemens markalı tıbbi teşhis ve 460
görüntüleme cihazlarına yönelik servis” pazarlarında hakim durumda olduğu
sonucuna varılmıştır.
I.4. Siemens’in Şikayet Konusu Olan Uygulamaları
Şikayet dilekçelerinde yer verilen hususlar ana başlıklar itibariyle iki kapsamda
değerlendiriebilecek iddiaları içermektedir. İlki, Siemens’in cihazlarına yönelik
uyguladığı şifre dolayısıyla oluşan ihlal iddiaları, ikincisi ise yedek parça uygulamaları
sebebiyle piyasada oluşan rekabet ihlallerine yönelik iddialardır. Bu nedenle bu
bölümde bu iki temel iddianın ayrı ayrı değerlendirilmesi yoluna gidilecektir.
I.4.1. Tıbbi Cihazlardaki Şifre Uygulamasına Yönelik İddialar
I.4.1.1. Genel Olarak İlgili Pazarda Şifre Uygulamaları 470
Sektörde yapılan incelemelerden, tıbbi görüntüleme cihazları pazarında rekabet ihlali
oluşturma potansiyelinin yüksek görüldüğü hususların başında söz konusu cihazların
teknik servis bölümüne erişim için şifre ve benzeri erişim kısıtlamaları gelmektedir.
Cihazlara ait çeşitli ayarların (kalibrasyon vb.), arıza tespitinin, yedek parça
değişimlerinin ve benzeri uygulamaların yapılabilmesi için söz konusu şifreye veya
benzer işlev gören cihaza sahip olmak gerekmektedir. Bu erişim engelleri, belli
rakamlardan oluşan bir kod, dongle veya key adı verilen ve cihaza harici olarak
eklenen bir aygıt şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bunların, cihazın ayar menüsüne
ulaşmak isteyen kişi ve kurumlara verilmediği veya yüksek bir ücret karşılığı satıldığı
görülmüştür. 480
Cihazların garanti süresi boyunca makul görülebilecek şifre ve benzeri uygulamaların
garanti süresi sona erdikten sonra, cihazların sahibi ve sorumlusu olan hastanelerin,
bu cihazlar üzerindeki tasarrufunu kısıtlayıcı hale dönüşmekte ve hastaneleri
cihazların servis ve bakımı için kullanım süresi boyunca üreticilere bağımlı hale
getirmektedir. Bu durumun rekabete olumsuz etkisi bağımsız servis sağlayıcıların
servis pazarına girememeleri veya girseler dahi pazarda tutunamamaları şeklinde
kendini göstermektedir.
Raportörler tarafından sektörde yapılan incelemelerde şifre uygulamasının çeşitlilik
gösterdiği görülmüştür. Bazı firmaların cihazlarında şifre bulunmamakta, bazılarında
şifre bulunduğu halde ücretsiz olarak verebileceklerini ifade etmekte, bazı firmalarda 490
ise şifreler ücreti mukabili verilmektedir. Şifre uygulamaları dolayısıyla sektörde bazı
firmalar sorun yaşasa dahi, diğer firmalara bu yönde talep dahi gelmediği
10-23/326-114
12
görülmüştür. Bu noktada belirtilmesi gereken bir husus, bazı markalar yönünden şifre
verilmediğinden dolayı sorun yaşanmaması aslında bu markalara yönelik olarak
ikincil piyasa dediğimiz bakım ve servis hizmetlerinin gelişmemesinden kaynaklandığı
düşünülmektedir. Cihazların üretici firmaları müşterileri kendilerine şifre veya sair
suretlerde bağladıkları durumlarda bu ikincil piyasanın gelişmesi de mümkün
görülmemektedir. Bu nedenle potansiyel rekabet ciddi şekilde zarar görmektedir.
Soruşturma sürecinde raportörlerce yapılan görüşmelerde bağımsız servis
sağlayıcılar ve müşteri konumundaki hastaneler, şifre ve benzeri uygulamaların kendi 500
faaliyetleri ve davranışları üzerinde sınırlayıcı/bağlayıcı bir etkisinin olduğunu ifade
etmişlerdir.
Tıbbi görüntüleme cihazlarının ardıl pazarı olan servis pazarında bağımsız servis
sağlayıcıların sayısı oldukça azdır. Bu sayının azlığı iki ana nedene bağlanabilir.
Birincisi söz konusu cihazların karmaşık ileri teknoloji ürünü olmaları ve insan
sağlığına doğrudan etki ettikleri için dünya genelinde ciddi düzenlemeye (regülasyon)
tabi olmaları nedenleriyle, bunlara bakım yapacak mühendislerin özel eğitimlere tabi
tutulmaları gereğidir. Bu eğitimleri sadece cihaz üreticileri verebilmektedir. Türkiye’de
ise bu konuda bir düzenleme olmadığından firmalar bu eğitimi sadece kendi
mühendislerine vermektedir. Dolayısıyla üretici firmalara rakip olacak bağımsız servis 510
firmaları ancak bu mühendislerin kendi şirketlerini kurmasıyla ya da bu amaçla
kurulmuş şirketlerde istihdam edilmesi yoluyla mümkündür. İkinci neden, eğitim
sorunu halledilse ve ardıl piyasaya mühendis girişi olsa dahi, yukarıda da değinildiği
gibi cihazların teknik servis bölümüne erişimin şifre veya dongle cihazı ile
sağlanabilmesinin yarattığı giriş engelleridir. Bunların yüksek bedel karşılığı
verilmesi, ya da bunların elde edilmesinin önündeki diğer potansiyel engeller,
müteşebbislerde pazara girme konusunda tereddüde yol açmaktadır.
Dolayısıyla, cihazların teknik servisinin verilebilmesi için gerekli olan şifrenin ve erişim
için gerekli dongle ve benzeri aparatların makul sürede temini, rekabetin tesisi
açısından gerekli olduğu kanaatine ulaşılmıştır. 520
Zira bir müteşebbisin (bu pazarda genellikle bir mühendisin), bu piyasaya giriş
yapabilmesi için öncelikle piyasada rekabetçi şartlarda faaliyet gösterilebileceğini
düşünmesi ve görmesi gerekmektedir. Piyasaya giriş yapıldığı zaman teknik servis
verme hususunda karşılaşacağı sıkıntıları bilen bir girişimci bu sektöre giriş
yapmaktan imtina edecektir. Bu açıdan bakıldığında piyasada yoğun şikayetler
olmasa dahi, mevcut uygulamaların potansiyel rekabet üzerinde ciddi baskılar
yaratabileceği görülmektedir
I.4.1.2. Siemens’in Tıbbi Cihazlardaki Şifre Uygulamalarına Yönelik İddialar
Raportörlerce Siemens ile yapılan görüşmelerden ve yerinde incelemelerde elde
edilen bilgi ve belgelerden, Siemens’in sattığı tıbbi cihazlarda şifre bulunduğu, 530
cihazların teknik servislerinin yapılabilmesi için bu şifrenin girilmesinin gerekli olduğu
bilgisine ulaşılmıştır. Siemens’in soruşturma öncesinde şifreleri ücreti mukabilinde ve
belli bir süreliğine talep edenlere verdiği görülmüştür. Siemens kendisinden şifre
talebinde bulunulduğunda, intranet üzerinden interaktif yazılımı kullanarak Almanya
merkezden bu şifreyi alarak karşı tarafa iletmektedir.
10-23/326-114
13
Siemens’ten istenen şifre taleplerine verilen cevap genellikle aşağıdaki şekilde
olmaktadır. 540
“Sayın yetkili,
Tarafımıza bildirmiş olduğunuz (….TİCARİ SIR….) cihazının 3 gün geçerli
olmak üzere şifresi (….TİCARİ SIR….) olarak üretilmiştir…”
Soruşturma öncesinde Siemens’in kendisinden talepte bulunulması halinde bu
şifreleri vermekten imtina etmediği, bedeli karşılığı da olsa bunu müşterilere verdiği
anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte şifre verip vermeme konusunda tüm inisiyatifin Siemens’te olması ve
istemediğine bu şifreyi vermeme gibi bir ihtimalin bulunması piyasada potansiyel
olarak rekabeti bozucu etkiye sahiptir. Örneğin, soruşturma sürecinde Siemens’te
elde edilen bir belgede, 16 Haziran 2008 tarihinde şirket çalışanlarından birisinin bir 550
diğer çalışana gönderdiği kendilerinden şifre talebinde bulunan bir müşterisine ilişkin
olarak “ … buna göre şifre verecek miyiz? Teklifimiz tüm sistemleri kapsayacak mı?”
diye sorulan e-postada, 18 Şubat 2009 tarihli Rekabet Kurulu kararı öncesinde şifre
konusunda net bir politikalarının olmadığı ve bir belirsizliğin hakim olduğu gerçeği
anlaşılmaktadır.
Siemens, cihazlarında şifre uygulaması yapmasının gerekçesini, cihazlarının ileri
teknoloji ürünler olduğu ve bu ürünlerde meydana gelebilecek en küçük problemden
dolayı insan sağlığının ciddi tehlikeye girebileceği, cihazlarının yanlış servisten dolayı
çeşitli sorunlar çıkarabileceği ve bunun sonucunda doğabilecek risklerden kendi
firmalarının da sorumlu tutulabileceği şeklinde açıklamaktadır. Ayrıca kendilerinin bu 560
şifreler için Almanya Siemens’e yıllık ücret ödedikleri ve bu ücretin cihaza bakım
yapmak isteyen üçüncü şahıslara da yüklenmesi gerektiğini belirterek, şifrelerin ücreti
mukabilinde verilmesinin gerekçesini açıklamaktadırlar.
Siemens’in yetkisiz kişiler tarafından cihazlarına bakım yapılması durumunda çeşitli
riskler ortaya çıkabileceği makul bir gerekçe olmakla birlikte, uygulamada ücretini
ödeyen servis firmalarına bu şifrelerin ehliyet değerlendirilmesi yapılmadan verildiği
görülmektedir. Bunun anlamı, bu cihazlar her ne kadar riskli olsa da şifrenin ücreti
mukabilinde alınması durumunda sorun çıkmadığı yönündedir ki, bu da kabul
edilebilir bir gerekçe olarak görünmemektedir.
Siemens cihaz satım anlaşması yaparak sağlık merkezlerine fiyatı oldukça da yüksek 570
olan cihazlarını satmaktadır. Genel ticari hayatta bir ürün satıldıktan sonra o ürünün
mülkiyeti ve üzerinde tasarruf yapma yetkisi tamamen alıcıya geçmektedir. Alıcı
isterse bu ürünü her gün bakım yaparak kullanır isterse de bir süre kullandıktan
sonra atıl hale getirebilir. Bu nedenle cihazların teknik servislerinin kime yaptırılacağı
da cihazları alanlar tarafından karar verilecek bir durumdur. Normal ticari hayatta bir
cihaz satıldıktan sonra, bu cihazın bakımı için bir yetkili servisle anlaşıldığında ayrıca
bir de satıcıya ücret ödenmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu ücretin
müşteriden değil de teknik servis verenden alınıyor olması da, bunun müşterinin
servis maliyetine yansıyan bir kalem olmasından dolayı, müşteriden direkt
istenmesinden herhangi bir farkı bulunmamaktadır. 580
Ayrıca Siemens, servis şifresinin arızayı daha hızlı tespite yarayan yazılımın şifresi
olduğu ve bu şifre olmadan da servis verilebildiği beyanında bulunmaktadır. Bu
beyanın doğruluğu kabul edilse dahi, bu tür çok yüksek maliyetli cihazların
arızalarının tespitine yarayan bir yazılımın zaten cihazın satımıyla birlikte alıcıya
geçtiği, bu yazılımın cihazın bir mütemmim cüz-ü durumunda bulunduğu, alıcı istediği
10-23/326-114
14
takdirde bundan faydalanarak cihazın arıza tespitini yaptırabileceği düşünülmektedir.
Eğer bu şekilde olmadığı düşünülürse, yani cihaza yüklenen yazılımın sadece üretici
firma kontrolünde olan bir unsur olduğu varsayılırsa, bu durum üreticinin cihazın
kullanım süresi boyunca her hal ve şartta müşteriyi kendisine mecbur bırakması
anlamına gelecektir ki, normal ticari hayat bakımından kabul edilebilir 590
bulunmamaktadır.
Siemens kendilerinin de Almanya’daki ana şirkete bu şifre bedelini ödediklerini bu
nedenle kendilerinden talep eden servislere de bu bedeli yüklemek durumunda
olduklarını belirtmektedirler. Öncelikle Türkiye Siemens’in Almanya’daki ana şirkete
yazılım ücreti ödemesi sadece bir muhasebe kaydından öteye geçmemektedir. Diğer
bir ifadeyle grup şirketlerinin kendileri arasında mahsuplaşmasını ifade etmektedir.
Bu ödenen yazılım bedelleri ise cihazların maliyetlerinde göz önüne alınacak
hususlar olup, ürün satılırken fiyata yedirilmesi gereken bir maliyet kalemidir ve her
şeyden önemlisi, bu cihazları alan müşterilerin bunu bilerek ve farkında olarak o
cihazı almaları gerekmektedir. 600
Siemens tarafından ifade edilen şifre bedellerinin Almanya’daki ana şirkete
ödendiğinden dolayı şifre bedellerinin tahsil edilmesi gerektiğine ilişkin olarak yapılan
incelemelerde, Siemens Türkiye’nin Siemens AG’ye iki türlü yazılım bedeli ödediği
anlaşılmıştır. Bunlar; yazılım bedeli (software fee) ve geliştirme bedeli (evolve fee)
adı altında iki başlıkta ele alınmaktadır. Yazılım bedeli şifre ile ilgili olmayıp yazılımda
periyodik olarak yapılan versiyon yükseltmeleri (upgradeler) için ödenmektedir. Bu,
isteğe bağlı bir ödemedir. Evolve ise garanti süresi sona erdikten sonraki 5 yıl için
yazılım ve donanım versiyon yükseltmelerinin yapılması işlemidir.
Siemens tarafından yaptırılan bir çalışmada, evolve ödemelerinin ABD, Japonya,
Kanada ve Batı Almanya’da zorunlu iken Türkiye’yi de içine alan diğer ülkelerde 610
ihtiyari olduğu görülmüştür. Yani Siemens eğer bir müşteri ile evolve dahil bir bakım
anlaşması yapmışsa ödenir. Çünkü cihazlar evolve yapılmadan da çalışmaya devam
eder.
Siemens’in bu yazılımlar için ödediği bedeller ancak cihazın satımında veya evolve
anlaşma yapmak isteyen müşterilere belli periyot içerisinde fatura edilerek
ücretlendirilebilir. Bu husus şifre uygulaması ile alakalı değildir. Bu sistemlere ücret
istenmesi satıcı ve müşterinin karşılıklı istekleri ve gönüllülük prensibine göre
yapılacak ticari bir işlemdir.
Siemens’in kendi yazışmalarında da bu ücretler şifre bedeli olarak değil lisans bedeli
olarak geçmektedir. Siemens Türkiye ile Siemens Almanya merkez arasında 620
“competition law issues in Turkey” (Türkiye’de rekabet hukuku konuları) başlıklı e-
posta trafiğinde bu konular tartışılmış, Siemens Türkiye’deki bir çalışandan Siemens
Almanya’daki bir çalışana gönderilen e-postada kendilerinin 3 gün, 1 ay, 3 ay ve 1
yıllık lisans bedellerine ilişkin fiyat listesi çıkardıkları ifade edilmiştir. Diğer bir deyişle,
ödenen şifre bedeli değil, cihaza ilişkin lisans bedelidir. Ancak bu lisans bedelleri
müşterilerden talep edilecek ise ilk satım anında cihazın maliyetine yüklenerek,
öncesinde müşterinin bunu bilerek almasını sağlayarak olmalıdır. Bir cihazı alan
müşteri o cihazla ilgili hem donanım hem yazılım tüm haklara sahip olmalıdır.
Cihazların hassas ürünler olduğu ve yetkin olmayan kişiler tarafından servis edilmesi
durumunda ciddi sakıncalar ortaya çıkabileceği argümanı daha önce ifade edildiği 630
gibi kabul edilebilir bir argümandır. Ancak bu husus müşterilere değil, üçüncü taraf
olarak görülen teknik servislere yönelik olmalıdır. Herhangi bir teknik servis
Siemens’e veya benzer durumdaki başka bir tıbbi cihaz üreticisine gelip herhangi bir
10-23/326-114
15
cihazın şifresini talep ettiğinde, yukarıda belirtilen çekincelerden dolayı kabul
edilmeyebilir. Ancak, cihazların teknik servisi ile ilgili karar verme yetkisi her hal ve
şartta cihazı satın alan sağlık kuruluşu üzerinde olmalıdır. Bu nedenle şifrelerin de
cihazı satın alan müşterinin talep etmesi halinde verilmesi makul bir yol olarak
görülmektedir. Böylece cihazlara teknik servis verme konusunda inisiyatif müşteriye
geçeceğinden, cihazların yetkisiz kişiler tarafından kurcalanarak problemler
yaratılması riski de en aza ineceği gibi, bu riske de tamamen cihazı satın alan 640
müşteri katlanacaktır.
Tıbbi cihazlar sektöründeki bazı rakip firmalarla da görüşülmüş ve şifre
uygulamasıyla ilgili aşağıdaki gibi farklı uygulamalarla karşılaşılmıştır.
Piyasada tıbbi cihaz konusunda önemli bir üreticinin Türkiye yetkili satıcısının proje
müdürü ile yapılan görüşmede şu ifadelere yer verilmiştir:
“Rekabeti şifre uygulamasında görmemek gerektiğini düşünüyorum. Bizim
cihazlarımızda da şifre vardır, söz konusu olan sağlıkla doğrudan ilgili cihazlar
olduğundan bunlara herkesin erişmesi hem tehlikeli hem de olası yanlış
kullanımda bizim markamızın imajı zedelenir. Bizden şimdiye dek şifre talebi
olmadı, çünkü servis fiyatlarımız makul düzeydedir. Fakat olur da bir servis 650
firması bizden şifreyi isterse ehil olup olmadığını anlamadan vermeyiz. Fakat
müşterim isterse veririm. Müşterimiz resmi yazıyla isterse bunu veririz. Ben değil
müşteri o risk altına girmelidir.”
Görüldüğü üzere bu firmada şifre uygulaması söz konusudur. Bazı sağlık çekinceleri
ve cihazların hassasiyeti dolayısıyla servis firmalarına şifre verilmesine sıcak
bakılmadığı, ancak müşterinin talebi olduğunda bunun verileceği belirtilmektedir.
Firmaların şifrelerini kullandırmama yoluyla cihazlara teknik servis verilmesini
engellemeleri, o cihaz üzerinde garanti süresi sonrasında da mutlak hakimiyet
kurarak, yedek parça ve bakım fiyatlarında rekabetçi baskıyla karşılaşmamalarını,
böylece bu pazarlarda önemli bir avantaj elde etmelerini temine yöneliktir. 660
Örneğin Siemens’in müşterilerinden olan ve İstanbul’da önemli hastanelerden
birisinin satın alma müdürü, raportörler tarafından kendisiyle yapılan görüşmede
aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:
“Siemens’in cihazlarındaki şifreyi rakip servis firmalarının girişini engellemek ve
tekelleşmek amacıyla kullandığını düşünüyoruz. Biz de müşteri olarak bu
konuda mağduruz. Siemens firması çok küçük bir kart için inanılmaz fahiş fiyat
talebinde bulundu. Fiyat üzerinde anlaşamayınca başka bir firmadan ve hatta
Almanya’dan uzman getirterek yapmak istedik. Siemens’in politikaları bizi bu
noktaya kadar getirmiştir….”
“Şifre uygulamasının cihazların hassasiyeti ve yetkisiz kişilerin eline geçme 670
ihtimali olduğu için yapıldığını sanmıyorum. Türkiye’de çok önemli üniversitelerin
medikal servis alanında bölümleri var ve bu cihazların kalibrasyonunu
yapabiliyorlar. Bu tipik bir sömürü araçlarından birisidir. Aynı kalitede servis
hizmeti verebilecekken, bunu yaparak kendilerine bağımlılık yaratmak istiyorlar.
Aksi halde en azından şifreyi yetkili doktorlara verebilirler.”
Görüldüğü üzere, Siemens’in satış sonrasında ürünleri üzerinde sağlamış olduğu
mutlak hakimiyet sonucu, müşteriler Siemens firmasının servisinden veya ticari
anlayışından memnun olmasalar dahi başka alternatifleri pek bulunamamaktadır.
10-23/326-114
16
Raportörlerce Siemens’te yapılan yerinde incelemede bu görüşü destekleyen bir e-
posta bulunmuştur. 22 Ocak 2008 tarihinde Siemens’te teknik birimdeki bir çalışan 680
tarafından başka bir çalışana gönderilen yazıda (….TİCARİ SIR….) bulunan bir
cihaza yönelik olarak;
“Bu cihazın bakım onarımını biz yapmıyoruz. Bu tüpü başka bir yerden de
bulma şansları var mıdır? Bu tüpü cihazlarına takıp ayar ve kalibrasyonlarını
yapabilmek için servis şifresine kesin ihtiyaçları var mıdır? Şartnameye bunu
önleyecek maddeleri mutlaka koydurtmamız gerekir. Üreticiden eğitim
sertifikalı mühendis olması, Servis şifresi olması, montajı müteakip kalibrasyon
vs vs. .. En azından adama bunları satalım da bu iş ona pahalıya mal olmuş
olsun.”
Bu e-postadan da görüldüğü üzere, servis şifresi ve başkaca yükümlülükler işin 690
doğası gereği değil, kendilerine rakip olabilecek teşebbüslerin maliyetlerini artırıcı
veya müşterilerin başka sağlayıcılardan alacağı teknik servisi zorlaştırıcı bir maliyet
kalemi olarak düşünülmekte ve bir rekabet kozu olarak kullanılabilmektedir.
Ayrıca bu uygulamalar teknik servis piyasasına yeni girişleri de caydırıcı özelliktedir.
Piyasa incelendiğinde teknik servis hizmeti veren firmaların genellikle daha önce bu
cihazları satan teşebbüslerde teknik servis elemanı olarak çalışan mühendisler
tarafından kurulmuş oldukları görülmektedir. Cihaz satan teşebbüslerin şifre
uygulamaları ve başka servis veren firmaları dışlayıcı bazı faaliyetleri, teknik servis
piyasasına yeni girişlerde caydırıcı unsur olabilmektedir. Ayrıca üniversite
hastanelerinde biyomedikal bölümleri bulunmakta ve bazı önemli hastaneler oldukça 700
pahalı olan teknik servis hizmetlerini kendi bünyelerinde oluşturacakları birimler
vasıtasıyla halletmek istemektedirler. Cihazı satın alan müşterilerin istediklerinde
şifrelerin kendilerine bedelsiz verileceğini bilmeleri bu yönde yatırım yapmalarını da
teşvik edebilecektir.
Şifre konusunda bazı devlet hastanelerinin de rahatsızlık duyduğu ve bu konuda
Siemens ile anlaşmazlığa düştüklerine ilişkin ifadeler, Siemens’te raportörlerce
yapılan yerinde incelemede elde edilen bazı belgelerde mevcuttur. 17 Temmuz 2008
tarihinde bir teknik eleman tarafından Siemens’e gönderilen bir e-posta da katıldığı
(….TİCARİ SIR….) ilişkin olarak aşağıda yer verilen notları aldığını ifade etmektedir.
“Biyomedikalle anladığım Turna ve Siemed konuşmuş (rakip servis veren 710
teşebbüsler). Seneye bunlarla da pazarlık edeceklerini açıkça söylediler…
servis vermekle ilgili şifre sorununun olduğunu sanırım bizden ayrılan arkadaşlar
söylemişler. Bu konuda çok agresif olarak passwordleri (şifreleri) bedelsiz
kayıtsız şartsız istediklerini, devlet olarak sistemleri satın aldıklarında şifreleriyle
her yere girmeye yetkili olmaları gerektiğini vs söylediler. Gerekirse yasal yollara
başvuracaklarını bile dile getirdiler.
Normal servis verdiğimiz sistemlerle ilgili şifreler için aldıkları cevaplara pek
itiraz etmediler ama EOS olmuş, bizim servis sağlamadığımız sistemlerle ilgili
passwordleri bedelsiz olarak istediklerini bu konudaki görüşlerimizi kesinlikle
istediklerini söylediler. ” 720
Görüldüğü üzere büyük bir üniversite hastanesi Siemens’in şifre uygulamaları
dolayısıyla oldukça rahatsız olduğunu yapılan görüşmelerde dile getirmiş ve haklı
olarak cihazları satın aldıktan sonra cihazla ilgili her türlü hakka sahip olduklarını
ifade etmişlerdir.
10-23/326-114
17
Şifre uygulamasının kaldırılması büyük üniversitelerin kendi teknisyenlerini istihdam
etmesi veya daha uygun fiyatla dışarıdan hizmet satın alması imkanını artıracaktır.
Örneğin, Siemens Amerikan Hastanesi, ortak servis (share service) yöntemi ile,
hastanenin kendi teknisyenleri vasıtasıyla servis hizmeti sunmaktadır. Şifre konusu
çözüldüğünde bunun gibi başkaca anlaşmaların da olacağı öngörülebilmektedir.
Konuyla ilgili olarak piyasada önemli rakip üreticilerden birisi olan GE firmasının bir 730
yetkilisi ile görüşülmüş, kendisi anılan görüşmede raportörlere aşağıdaki hususları
anlatmıştır.
“Biz ABD kökenli bir kuruluş olduğumuzdan antitröst yasaları gereği herhangi bir
şifre uygulamamaktayız. Dışarıdan herhangi bir firma bizim ürünlerimize
rahatlıkla servis verebilir. FDA’nın bir deklarasyonu dolayısıyla ABD de şifre
uygulaması bulunmamaktadır. Satıcının geliştirdiği işi kolaylaştırıcı bazı
yazılımlar haricinde bakım onarım konusunda şifre uygulanmaması gereklidir.
Biz Türkiye’de Siemens’e servis vermekteyiz. Servis anında bazı konularda
şifreye gerek duyulmuyor. Ancak şifre gerektiği zaman Siemens’ten alıyoruz.
Bazı cihazlarda da kendi yazılımımızı yükleyerek sorunu çözüyoruz. 740
Şifre konusunda en katı uygulamayı Siemens yapmaktadır. Diğer firmalarda
kısmen şifre uygulanmakta ancak onlar da sadece yüksek tanısal cihazlarda
bulunmaktadır.”
Görüldüğü gibi GE firması hiç şifre kullanmadığını beyan etmektedir. Bunun anlamı
ise yine Siemens tarafından ifade edilen cihazlara yetkin olmayan kişilerce servis
verilmesini engelleme savunmasının bu açıdan pek geçerli olmadığıdır. GE gibi
oldukça büyük firmalar da şifre uygulaması yapmadığına göre bu uygulamaların daha
ziyade şirket politikası olduğu anlaşılmaktadır.
Konuyla ilgili Siemens cihazlarına da hizmet veren bir servis firması yetkilisi ile
yapılan görüşmede; 750
“… Siemens şifre uygulamasını geliştiren ve devam ettiren bir firmadır. Diğer
firmalarda böyle bir durumla karşılaşmıyoruz. Şifre uygulaması cihaza
ulaşmamızı engellemektedir. Şifreyi satın alabiliyorsunuz ancak bu da maliyeti
artıran bir unsurdur. Şifre olmadan tamir ve bakım yapılması mümkün
olmamaktadır. Bir ürüne sahip olduğunuzda o ürün ile ilgili tüm haklar size
geçmektedir. Bu nedenle ihtiyaçlarınızı serbestçe piyasadan da
edinebilmelisiniz. Ancak Siemens hem şifreyi parayla satarak hem de parası
verilse dahi geciktirerek engel yaratmaktadır.”
“Şifre uygulaması kalksa bile yeni nesil cihazlara başka servislerin girmesi çok
zor olacaktır. Hiç bilmediğiniz bir sisteme çok bilgili olsanız dahi anında servis 760
vermeniz mümkün değildir.”
ifadelerini kullanmaktadır.
Konuya ilişkin olarak raportörlerce Türk Philips Ticaret A.Ş.’nin Servis Bölge Müdürü
ile yapılan görüşmede aşağıdaki hususlar anlatılmıştır;
“Cihazlarımızda şifre uygulamamız mevcuttur. Bunun nedeni yetkisiz kişiler
tarafından müdahale edilmesidir. Yetkisiz kişiler tarafından müdahale edildiği ve
onaylı olmayan yedek parça kullanıldığı zaman cihazın CE sertifikası iptal
oluyor.
10-23/326-114
18
Philips’te şifre kendi çalışanlarımızın da her zaman ulaşamayacakları bir şifredir.
Anjioya servis veren bir mühendisin MR’a servis verme şansı yoktur. Bizim 770
kendi içimizde de böylesi katı kurallarımız vardır. Şifre gerektiren şeyler; cihaz
yanlış kalibre edildiği zaman yanlış sonuçlar verebilecek uygulamalardır.
Başlangıçta çok ucuza anlaşma yaparak sonrasında servis hizmetini çok pahalı
satılması uygulaması yapılıyordu ancak müşteriler artık bunu bilerek ihaleye
çıkıyorlar. Sağlık kuruluşu parçaları kaç yıl boyunca ne kadara alabileceğini
bilerek ihaleye çıkılıyor.
Garantisi bittikten sonra tamamen inisiyatif piyasaya bırakılabilir ki zaten
bırakıyoruz. İkinci el Philips marka cihazlar getirilmiştir ve bunlar ne şekilde
kullanılıyor bu konuyu bilemiyoruz.
Şifrenin maliyeti bizim için de geçerli. Türk Philips olarak biz bu şifreyi satın 780
alıyoruz. Ancak bu tabiî ki bir cepten diğer bir cebe durumu gibi”
Görüldüğü gibi şifre uygulaması Philips firmasında da mevcuttur. Philips şifreyi hiç
vermediğini servisleri kendi elemanlarının yaptığını belirtmektedir. Ancak raportörlerle
yapılan görüşmede garanti sonrasında inisiyatifin piyasaya bırakabileceği yönünde
beyanatları olmuştur.
Soruşturma sürecinde raportörlerce yapılan incelemelerde görüldüğü üzere tıbbi
cihaz üreticileri oldukça güçlü firmalar olmalarına rağmen teknik servis konusunda
genellikle kendi cihazlarına servis verme yoluna gitmektedirler. Sadece GE firması
Siemens cihazlarına da hizmet verdiğini söylemektedir. Eğer tüm piyasada
cihazlardaki şifre uygulaması kaldırılırsa (garanti süresi sonrası) bu firmaların da 790
kendileri arasında teknik servis konusunda bir rekabet oluşabileceği
düşünülmektedir. Bunun sonucunda hem şirketler daha uygun fiyatlarla müşteri
karşısına çıkacaklar, hem de garanti süreleri konusunda daha önemli iyileştirme
yapma yoluna gidebileceklerdir.
Ayrıca şifre nedeniyle hastanelerin biten servis anlaşmalarının yerine çıktıkları yeni
cihaz ihalelerinde üretici firma karşısında teknik servis firmaları yeterli teklif
sunamamakta, eksik rekabet şartları nedeniyle ihale sonucu oluşan fiyat seviyesi
yüksek kalabilmektedir. Bunun sonucunda hem müşteriler fazladan para ödemek
durumunda kalmakta, hem de teknik servis hizmetleri piyasasında diğer oyuncuların
rekabet şansları azalmaktadır. 800
Şifre uygulamasının bedeli mukabilinde yapılması ise her halükarda piyasada
sorunlar oluşturma potansiyeli taşıyacaktır. Şöyle ki şifrenin bedeli mukabilinde
verilmesi kabul edildiği takdirde, bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmamış
olduğundan, inisiyatif bu konuda da üretici firmanın elinde bulunacak, üretici firma
hastanelerle teknik servis anlaşması yapan servis şirketlerine istediği anda fahiş
fiyatlar sunarak faaliyetlerini ciddi bir şekilde sekteye uğratabilecektir. Bu durum
ayrıca teknik servis ihalesine girecek olan bağımsız servis sağlayıcılara ek maliyet
yüklediğinden, onları ihalelerde dezavantajlı durumunda bırakacaktır.
Yine bu uygulama cihaz tamir bakımında üretici firmaya bağımlı kalan müşterilerin
yedek parça konusunda ihtiyaç olması halinde yine aynı firmaya bağlı kalmaları 810
sonucunu doğurmaktadır. Zira, cihazın teknik servisini üretici firmadan başkasına
yaptıramayan müşteri mecburen o firmanın istediği tarife üzerinden yedek parça
teminine razı olmaktadır.
10-23/326-114
19
Müşterilerin Siemens’e bağımlı hale geldiğine örnek olarak yerinde incelemede
raportörlerce elde edilen iki Siemens çalışanı arasında geçen e-posta’da;
“ geçen hafta (….) ile görüştüm (….TİCARİ SIR…. Hastanesi) Siremobil
cihazına 1 yıl oldu servis yapılmadı, bakım anlaşması yapmanın anlamı yok vs.
der ve şifreleri ister”
Bu e-postaya gelen cevapta ise;
“herhalde garanti süresince bakımların zamanında yapılması contract capture 820
rate’i (kontrat bağlama/bağımlı kılma oranı) artırmasına olumlu katkısını anlatan
bundan daha iyi bir mesaj olmazdı diye düşünüyorum… dolayısıyla bu dönemde
bakımların vaktinde yapılması…”
ifadeleri bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere bu bağımlılık nedeniyle Siemens’in garanti süreci boyunca sattığı
cihazların bakımına özen gösterilmediğine ilişkin bir şikayet mevcuttur. Bu
yazışmalardan da anlaşılacağı üzere müşterinin memnuniyetsizliği durumunda
Siemens’ten şifre talebinde bulunulması (şifrenin verilmemesi halinde bile) rekabetçi
bir baskı yaratabilmekte ve Siemens’in bakımlara ve servis kalitesine özen
göstermesini sağlayabilmektedir. 830
Yukarıda yer verilen bilgi ve belgeler ışığında, bu sektörde şifre uygulaması
yapılması ve şifrenin rakiplere verilmemesi piyasaya giriş engeli oluşturmaktadır.
Yukarıda yer verilen nedenler dolayısıyla, hakim durumdaki bir firmanın sattığı
cihazlara şifre koymak suretiyle rakiplerin pazara girişini engellemeyi amaçlaması ve
bu yönde eylemlerde bulunması 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında bir
rekabet ihlali olarak değerlendirilmesi gereken bir davranıştır.
- 18.2.2009 tarih ve 09-07/128-39 Sayılı Kurul Kararında Şifre Yükümlülükleri ve
Siemens’in bu Karar Ertesindeki Şifre Uygulamaları
Siemens’in piyasadaki uygulamalarına yönelik olarak Kurul tarafından açılan
soruşturma ile birlikte, piyasadaki diğer teşebbüslerin de benzer uygulamalarda 840
bulunduğuna yönelik çeşitli bilgiler dolayısıyla, 20.10.2008 tarihli Kurul Kararı ile tıbbi
görüntüleme ve teşhis cihazları pazarında faaliyet gösteren firmaların, bu cihazların
teknik servisi pazarında şifre uygulaması ve yedek parça teminindeki davranışlarıyla
4054 sayılı Kanun’u ihlal edip etmediklerinin incelenmesi amacıyla bir önaraştırma
yapılması kararı alınmıştır. Bu önaraştırma neticesinde 18.2.2009 tarihinde alınan
09-07/128-39 sayılı Rekabet Kurulu Kararı ile sektöre yönelik olarak çeşitli
yükümlülükler getirilmiştir. Anılan Kurul Kararı’nın şifre uygulamaları bakımından
sektöre getirdiği yükümlülükler aşağıdaki şekildedir:
“Tıbbi görüntüleme ve teşhis pazarında faaliyet gösteren teşebbüsler tarafından;
1. Tıbbi cihazların garanti sürelerinin bitiminden sonra, cihazları satın alan 850
müşterilerin yazılı talepte bulunması veya bu yazılı talepleri müşterilerden
alan teknik servislerin yazılı başvuruda bulunması durumunda, cihazlara
ilişkin şifrelerin veya bu anlama gelecek her türlü dahili sistemin firmalar
tarafından mücbir sebepler haricinde, çalışma günlerinde olmak kaydıyla, 24
(yirmidört) saat içerisinde ücretsiz olarak temin edilmesi,
2. Cihaz harici takılan ve anılan cihazlara ilişkin teknik servis verilmesine
olanak sağlayan aparatlar/cihazların, müşterilerin yazılı talepte bulunması
veya bu yazılı talepleri müşterilerden alan teknik servislerin yazılı başvuruda
10-23/326-114
20
bulunması durumunda, talep anından itibaren en çok 3 (üç) gün içerisinde
müşteriye tesliminin yapılması, 860
3. Bu aparatlara ilişkin kiralama ücretlerinin, ayrımcı olmayacak şekilde ve
aparatın maliyetiyle orantılı bir biçimde belirlenmesi,
4. Cihazların ilk satımı aşamasında yukarıda yer verilen hususlar konusunda
müşterilerin yazılı olarak bilgilendirilmesi…”
Daha önce de belirtildiği üzere, yazılım veya harici aparatlar şeklinde ortaya çıkan
şifre uygulamalarının rekabet üzerindeki olumsuz etkisi, bunların makul bir süre
içerisinde talep eden müşteriye temini ile bertaraf edilebilir. Ancak temin süresi ve
maliyet açısından, sistemlerin (şifre yazılımı veya dongle aleti gibi) farklılığından
dolayı, üretici firmalara farklı yükümlülükler getirilmesi işleyişin bir gereği olarak
karşımıza çıkmaktadır. Belirli sayıda rakam veya harfin bir araya gelmesi ile oluşan 870
bir şifrenin, müşterinin sahip olduğu bir cihaza girilmesi için temin edilmesi herhangi
ek bir maliyet gerektirmediğinden, söz konusu şifrelerin müşteriye bedelsiz olarak
sağlanmasının esas olduğu Kurul kararı ile hükme bağlanmıştır.
Rekabet Kurulu Kararı’nda ifade edildiği şekilde, cihazların insan sağlığı ile birebir
alakalı olmaları ve hızlı müdahalenin gerekliliği sebebiyle müşterinin yazılı talebi
olması durumunda veya müşteriden bu yazılı talebi almış olan teknik servislerin yazılı
talepte bulunması halinde bu cihazlara ilişkin şifrelerin 24 saat içerisinde (tatil günler
hariç) temin edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu yazılı başvuru
elden verilecek yazılı ve imzalı bir talep belgesi olabileceği gibi, faks veya elektronik
posta ile yapılan başvuruların da bu anlamda yazılı bir talep olarak kabul edilmesi 880
gerektiği ifade edilmiştir. Müşterilerin yazılı talebi, üretici firmaların gereksiz meşgul
edilmesini önlemek ve çeşitli çekincelerini azaltmak amacıyla gerekli görülmüştür.
Anılan Kurul Kararı’nda, cihazlara sonradan takılarak bakım onarım yapılmasına
imkan veren aparatlar için ise, bu aparatların bir üretim maliyetinin olması, bozulma
riski taşımaları, bu aparatlar için üretici firmaların (Türkiye’deki distribütör veya
şirketlerinin) da belli bir bedel ödemeleri gibi nedenlerle, talepte bulunulması halinde
bunların bedeli mukabilinde satılmasının veya kiralanmasının makul olacağı ve
uygulanacak fiyat ve diğer şartların ayrımcı olmayacak şekilde ve maliyet esaslı
tespit edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu cihazların karşı tarafa temininin
süresi ise; aparatların istendiği an temin edilmesinin olası güçlüğü sebebiyle makul 890
bir süre olarak düşünülen 3 (üç) gün olarak belirlenmiş ve bunların verilmesi yine
yukarıda belirtilen yazılı talep şartına bağlanmıştır.
Kurul Kararı’nda bu aparatların kiralanması öngörülüyor olmakla birlikte, üretici firma
tarafından makul gerekçeler ileri sürülerek bunun mümkün olmadığının kanıtlanması
durumunda ya da bunları talep eden müşteri ve/veya teknik servis firmasının talebi
halinde bu aparatların satın alınması olanağı da tanınmıştır. Satış fiyatının
belirlenmesinde de yukarıda kiralamaya ilişkin yer verilen hususların dikkate alınması
gerektiği de vurgulanmıştır.
Üzerinde durulması gereken bir diğer husus, talep halinde temin edilmesi
yükümlülüğü getirilen şifre ve erişim aparatlarının sadece bakım ve onarım hizmeti 900
kapsamında cihazların teknik servis bölümüne erişim için zorunlu olan, yokluğunda
tamir ve bakım yapılamayan şifre ve aparatlar olduğudur. Üretici firmalar tarafından
geliştirilen ve cihazlara bakım onarım amaçlı erişim için şart olmayan, kolaylaştırıcı
yazılımları edinmek için yapılan taleplere cevap verilip verilmemesi ve bunun
koşulları, rakipler ve müşteriler arasında objektif kriterlere dayanmayan ayrımcılık
10-23/326-114
21
yapılmaması genel kuralı dışında, üreticinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Ancak
esasen tamir bakım için gerekli olan yazılımları kolaylaştırıcı yazılım kapsamına
alınarak vermekten imtina etmek Kurul Kararı’na uymamak anlamını taşıyacağı da
belirtilmiştir
Ayrıca, yukarıda yer verilen hususların etkin sonuç doğurması açısından, müşterilerin 910
Kurul Kararı’nda getirilen yükümlülükler hakkında bilgilendirilmesi önemli bir konudur.
Bu cihazları satın alacak müşteriler garanti sonrası bu cihazlarda şifre uygulaması
yapılamayacağını ve dolayısıyla servis konusunda özgür hareket ederek istedikleri
teşebbüs ile sözleşme yapabileceklerini önceden bilerek bu cihazları almaları, ticari
özgürlük açısından önemli bir husustur. Bu nedenle Rekabet Kurulu Kararı ile
sektörde faaliyet gösteren üretici firmaların cihaz satım anında müşterileri yukarıdaki
hususlar hakkında bilgilendirmeleri mecburi tutulmuştur.
Rekabet Kurulu’nun yukarıda bahsedilen kararı, özellikle tıbbi görüntüleme ve teşhis
cihazları pazarında genel anlamda ise tüm tıbbi cihazların ikincil piyasası
konumundaki servis ve bakım piyasasında rekabeti daha da artırmaya, ayrıca üretici 920
firmaların birbirlerinin cihazlarına servis verebilmelerinin önünü açmaya yönelik
olarak alınmıştır.
Tıbbi görüntüleme ve teşhis pazarı, insan sağlığını doğrudan etkileyen ürünler içeren
ve bu nedenle davranış kodlarının sıkı regülasyonlarla belirlenmesi gereken bir
piyasadır. Rekabet Kurulu her ne kadar rekabet perspektifinden piyasaya yaklaşmış
olsa da, rekabet kuralları ile düzenlenemeyecek ancak piyasanın rekabetçi yapısının
da sağlıklı bir şekilde devamı için mutlaka düzenlenmesi gereken bazı hususların
varlığı görülmüştür.
Rekabet Kurulu Kararı’nda tıbbi görüntüleme cihazlarına ilişkin bakım onarıma
yönelik şifrelerin ücretsiz olarak verilmesi öngörülmüş ve üretici firmaların hukuk 930
açıdan güvencede olmaları için şifre taleplerinin müşteriler tarafından yapılması
durumunda verilebilmesi hükme bağlanmıştır. Bu koşul yetkin olmayan kişiler
tarafından cihazlara verilebilecek zararlarda cihaz üreticilerinin sorumluluğunu
kaldırmaya matuftur.
Anılan Kurul Kararı ertesinde Siemens bakım onarım için daha önce bedeli
mukabilinde verdiği şifreleri bedelsiz olarak vermeye başlamış, şifre talepleri süresi,
içinde cevaplandırılmış, bu hükümlerle ilgili de cihaz satış sözleşmelerine açıklayıcı
hükümler eklemiştir.
Görüldüğü üzere Siemens şifre uygulamaları bakımından rekabet ihlaline son
vererek Rekabet Kurulu’nun almış olduğu karara halihazırda riayet etmeye 940
başlamıştır.
- 28 Ekim 2005 tarih ve 05-75 sayılı Rekabet Kurulu Kararı ve Siemens
2005 yılında Siemens hakkındaki bir şikayet üzerine yapılan önaraştırma sonrasında,
Siemens’in şifre uygulamalarıyla ilgili olarak Rekabet Kurulu’nun 28 Ekim 2005 tarih
ve 05-75 sayılı Kararı’nda aşağıdaki hususlara yer verilmiştir:
“Şifre uygulamalarının gerekçesi olarak cihazların ehil olmayan kişilerce tamir
edilmesi ve böylelikle hastalara, kullanıcılara, çevreye ve cihaza zarar vermesini
önlemek ve telif haklarını korumak amacıyla yapıldığı, bu gerekçeleri ileri
teknoloji ürün üreten teşebbüsler açısında haklı bulunmuştur. Ehil olmayan
kişilerin cihazlara müdahalesi, ürünün kullanılamaz hale gelmesine, ürün 950
hakkındaki bazı gizli içerikli bilgilerin açıklanmasına ve ürün tutundurmasında
10-23/326-114
22
çeşitli sorunlara sebep olabilecektir. Bununla birlikte, şifrelerin servis hizmeti
veren diğer teşebbüslerin kullanımına hiç açılmaması durumunda Siemens Tıp
Çözümleri dışında hiçbir teşebbüsün bu ürünlere yedek parça temininde
bulunması veya servis hizmeti vermesi mümkün olmayacaktır. Raportörlerce bu
konuda yapılan incelemede Siemens Tıp Çözümleri’nin şifreyi belli bir meblağ
karşılığında kullandırabileceği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle, şifre uygulamasının
bu aşamada bir ihlal teşkil etmediği ve bu konuda bir soruşturma açılmasına
gerek olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.”
Yukarıda yer verilen Kurul kararı ile Siemens’in cihazlarında şifre uygulamasının ve 960
bu şifrelerin ücreti mukabilinde verilmesinin o günkü şartlar altında makul karşılandığı
görülmektedir. Dolayısıyla Siemens tarafından 18 Şubat 2009 tarihine kadarki
süreçte cihazlarına şifre uygulanması ve bunun bedeli mukabilinde verilmesi Rekabet
Kurulu’nun anılan kararıyla uyumlu olması sebebiyle bu dönem açısından bir ihlal
unsuru taşımadığı ve bu sebeple teşebbüsün cezalandırılmaması gerektiği kanaatine
ulaşılmıştır.
I.4.1.3 Şifre Uygulamalarına İlişkin Genel Değerlendirme
Yukarıda da belirtildiği üzere, Siemens’te elde edilen bazı bilgi ve belgeler,
Siemens’in şifre politikası ile rakip servis sağlayıcıların piyasadaki davranışlarını
zorlaştırıp zorlaştırmadığı ve bu şekilde bilinçli bir strateji yürütüp yürütmediğinin 970
değerlendirilmesine yönelik olarak incelenmiştir.
Hem 18 Şubat 2009 tarihli karar kapsamında hem de işbu soruşturma sürecinde
Siemens’in, Siemens markalı cihazlara yönelik yedek parça ve bakım onarım
pazarlarında, cihazlarında uyguladığı şifreleri ücreti mukabilinde de olsa servis
sağlayıcılara verdiği, bu nedenle Siemens markalı görüntüleme ve teşhis cihazlarının
ardıl pazarlarının oluşabildiği ve dolayısıyla diğer bazı rakip cihaz üreticilerine kıyasla
daha yoğun bir rekabetle karşılaşabildiği görülmüştür.
Kurul’un 18 Şubat 2009 tarihli kararında da cihazlarına şifre uygulayan Siemens’in de
içinde bulunduğu tıbbi görüntüleme ve teşhis pazarındaki teşebbüslere bu şifreleri
belirli şartlar çerçevesinde rakip servis sağlayıcılarına açmaları hükmü getirilmiş, 980
fakat Siemens’in dışındaki teşebbüslerle ilgili herhangi bir şikayete ya da yazılım
şifresinin talep edilmesine rağmen verilmemesi gibi bir uygulamalarına
rastlanmadığından soruşturmaya gerek görülmemiştir. Rekabet Kurulu’nun 18.2.2009
tarihli kararı öncesinde cihazlarında şifre uyguladıkları tespiti yapılan sektördeki bu
teşebbüsler, Rekabet Kurulu’nun kararı sonrasında bu şifrelerin verilmesi yönünde
çalışmaları başlatarak Kurul’un bu kararına uyum göstermişlerdir.
28 Ekim 2005 tarihli Kurul kararında ise Siemens’in cihazlarında şifre uygulaması ve
bu şifreyi ücreti mukabilinde vermesi hususuna Kurul tarafından cevaz verilmiştir. Bu
Kurul kararı nedeniyle Siemens, hakkındaki soruşturmaya kadar bu uygulamasının
rekabet sorunu yaratmadığı düşüncesine sahip olmuştur. Ancak 18 Şubat 2009 tarihli 990
Kurul kararı ile şifrelerin bedeli mukabilinde verilmesinin rekabet üzerinde çeşitli
riskler doğurduğu tespit edilerek, şifrenin bedelsiz verilmesi gerektiği hükme
bağlanmış, bu hükme de diğer teşebbüsler gibi Siemens de uymuştur.
Dolayısıyla, 28 Ekim 2005 tarihli Kurul Kararı’nın Siemens’e şifrelerini bedeli
mukabilinde verebilme imkanı tanıması ve 18.2.2009 tarihli Kurul kararında yer
verilen şifre konusundaki yükümlülüklere Siemens’in uyum göstererek, Kurul ile
olumlu bir işbirliği halinde şifre konusunda yapıcı düzenlemelere gitmesi ve rakip
servis sağlayıcılara yönelik sistemli bir ayrımcı veya dışlayıcı uygulamada
10-23/326-114
23
bulunduğuna yönelik ciddi deliller bulunmaması nedeniyle Siemens’in, şifre
uygulamaları dolayısıyla cezalandırılmasının uygun olmayacağı sonucuna 1000
ulaşılmıştır.
I.4.2. Yedek Parça ve Servis Pazarındaki Uygulamalar
I.4.2.1. Siemens’in Yedek Parça ve Servis Uygulamalarına İlişkin Tespitler
Sarf malzemesi olarak kabul edilen X-ışın tüpleri haricinde Siemens markalı medikal
cihazlara ait yedek parçaları Siemens firması ya doğrudan kendisi üretmekte ya da
kendi adına fason ürettirmektedir. Şikayet konusu iddialardan biri Siemens’in bu
pazardaki hakimiyetini, Siemens markalı medikal cihazların servis pazarında kötüye
kullandığıdır.
Bu konudaki iddialar genel olarak Siemens’in yedek parça fiyat listesini
yayımlamaması ve alıcılardan gizlemesi, yedek parça alıcılarını kendisi ile servis 1010
anlaşması yapanlar ve rakipleri ile anlaşma yapanlar şeklinde ikiye bölerek farklı
fiyatlar uygulaması ve böylece eşit durumdaki alıcılar arasında farklı fiyat ve satış
şartları ileri sürmesidir. İddialara göre, her müşteriye farklı fiyat teklifi verebilmesinin
başlıca sebeplerinden birisi de yedek parça fiyatlarının şeffaf olmaması ve yedek
parça fiyat taleplerine geç cevap verilmesidir. Bu uygulamalarla Siemens’in
rakiplerinin müşteriler nezdinde itibarını düşürmeye ve faaliyetlerini zorlaştırmaya
çalıştığı iddia edilmektedir.
Aşağıdaki Siemens markalı yedek parça satışı piyasasında, Siemens’in iddia edilen
uygulamaları gerçekleştirip gerçekleştirmediği, eğer gerçekleştiriyorsa bu
uygulamaların piyasadaki etkileri değerlendirilecektir. 1020
Öncelikle belirtmek gerekir ki Sanayi Bakanlığı’nın çıkardığı “Sanayi Mallarının Satış
Sonrası Hizmetleri Yönetmeliği” yedek parça fiyat listelerinin müşterilere
gösterilmesini zorunlu kılmaktadır. Madde şu şekildedir:
“Servis istasyonları, Yedek Parça Fiyat Listesi’ni tüketicilerin görebileceği bir
yere asmak veya katalog halinde ya da bilgi işlem ortamında ise tüketiciye
göstermek zorundadır.”
Önaraştırma safhasında Siemens’in yedek parçalara ilişkin listesinin ilan edilmediği
görülmüştür. Kendileri tarafından konuyla ilgili gönderilen yazıda şu ifade yer
almaktadır:
“Mevcut kurulu Siemens cihazlarının yüzbinlerle ifade edilebilecek çok sayıda 1030
yedek parçaları mevcut olup sürekli değişiklikler göstermektedir. Bu sayılar gün
geçtikçe değişmekte, bazı parçalar listelerden çıkarılmakta bazı parçalar
listelere eklenebilmekte ve bu malzemeler sürekli olarak değişiklikler
göstermektedir. Yüksek teknoloji içeren görüntüleme teşhis ve tedavi
sistemlerinde bu kaçınılmazdır. Siemens bu malzemelerin bazılarını kendileri
üretmekte bazılarını binlerle ifade edilebilecek sayıda dünyanın değişik
yerlerinde mevcut küçüklü büyüklü tedarikçilerden temin etmektedir. Bu
tedarikçilerde oluşan değişiklikler, malzemenin artık üretilmemesi ya da başka
bir tedarikçiden temin edilmeye başlanması veya tedarikçinin fiyat değişiklikleri
nedeniyle bu büyük database sürekli değişikliklere maruz kalmaktadır. Bu 1040
nedenle bu bilgiler basılı ortamlarda olmayıp sadece elektronik ortamlarda
tutulabilmektedir”.
10-23/326-114
24
Siemens tarafından ifade edilen bu gerekçe, tıbbi cihazların oldukça komplike ve
teknoloji yoğun cihazlar olmalarından dolayı makul görünmektedir. Bununla birlikte,
tıbbi cihazlara ait çok sayıda parçanın olması ve bunlara ait fiyatların değişken
olması basılı katalog çoğaltarak bunu güncel tutmayı zorlaştıran bir unsur olsa da
elektronik ortamda bu fiyatların ilan edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır.
Parçaların tamamının ilan edilmesinin teknik zorlukları var ise de, her cihaz için en 1050
çok kullanılan parça fiyatlarının internet ortamında yayımlanması, öncelikle rakip
servis sağlayıcıların hastanelerin bakım ihalelerine girerken ve servis için fiyat
verirken bilgi eksikliğinden kaynaklanan rekabet edememe dezavantajlarını ortadan
kaldıracaktır. Zira fiyat listelerinin şeffaf olmaması, Siemens’in fiyatın tek belirleyicisi
olmasından dolayı alıcıların sömürülmesine zemin hazırlamaktadır.
Bu konu, sadece teknik servis firmaları için değil, hastaneler ve bu cihazları kullanan
diğer sağlık merkezleri için de önem arz etmektedir. Zira bunlar aldıkları cihazın
kullanım ömrü boyunca kendilerine maliyetinin ne olacağını ancak bu sayede tahmin
edebileceklerdir.
Tıbbi cihaz bakım ihalelerine giren teknik servislerin bu listeleri bilmeleri, ihalede teklif 1060
vermeleri açısından da oldukça önemlidir.
Fiyatların internet ortamında yayınlanması yükümlülüğü Siemens tarafından yerine
getirilmiştir. 18 Şubat 2009 tarihli Kurul kararı ile sektördeki üreticilere/satıcılara
getirilen en az 100 yedek parça fiyatının yayımlanması yükümlülüğü, Siemens
tarafından yerine getirilmiş olup, diğer üretici firmaların üzerinde yedek parçanın
bulunduğu bir fiyat listesi teşebbüsün internet sitesinde yayınlanmıştır.
Soruşturma esnasında bu konuda Siemens’in soruşturma heyetiyle işbirliği içinde
hareket etmesi ve 18 Şubat 2009 tarihli Kurul kararından sonra vakit geçirmeden bu
hususlara uyulması, ilk aşamada ilan edilmeyen X-ışın tüpü fiyatlarının da ilan
edilmeye başlaması göz önüne alındığında, fiyatların ilanı konusunda Siemens’in 1070
Rekabet Kurulu’nun aldığı karara uyumlu olduğu görülmektedir. Gelinen noktada
yedek parça fiyatlarının ilanı konusunda bir sorun kalmadığı görülmüştür.
İnternetten listelerin yayınlanmaması yanında, bağımsız servisler tarafından bazı
parçaların fiyatları talep edildiğinde de gecikmeler veya hiç cevap vermeme söz
konusu olabilmektedir.
Önaraştırma safhasında, Siemens’in bazı fiyat taleplerine cevap vermede çeşitli
nedenlerle tereddüt ettiğini gösteren e-posta yazışmalarına rastlanmıştır.
Yedek parça fiyatlarının istendiğinde verilmesi, teknik servis sağlayıcıları için hayati
önem taşımaktadır. Bu nedenle yedek parçalar için de fiyat teklif taleplerinin ivedilikle
karşılanması gereklidir. 1080
Yerinde inceleme esnasında Siemens yetkilileri yedek parça politikası ile ilgili şu
hususları dile getirmişlerdir:
“Bizim üç tür satışımız var:
Parça dahil: Ne kadar parça giderse gitsin, risk bizim olmak üzere ve servis de
dahil tek fiyat üzerinden anlaşma yapılıyor.
Parça hariç: Koruyucu bakım ve onarım. Müşteri sadece mühendislik almak
isterse bu müşteriye parça ayrıca satılıyor.
10-23/326-114
25
Anlaşmasız (on call): hem işçiliği hem de parçayı satıyoruz. 1090
Müşterinin cihazları alırken yaptığı anlaşmaya ve ölçeğe, ödeme koşullarına,
müşteri geçmişine, iş ilişkisine göre değişiyor indirim yapıp yapmama ...”.
Rakip servis firmaları ise yedek parçayı Siemens’den almayı tercih etmekle birlikte,
kendilerine ithalat maliyetlerine katlanmayı göze aldıracak derecede yüksek fiyatlar
sunulması ya da fiyat taleplerine geç cevap verilmesi halinde yurtdışından aracı
firmalar vasıtasıyla yedek parça alma yoluna gitmektedirler.
Görüldüğü üzere, Siemens’in, Siemens markalı yedek parçalardaki tek sağlayıcı
durumu, Siemens markalı tıbbi cihazlara hizmet vermeye çalışan teknik servisler
açısından her zaman bir tehdit niteliğindedir. Bu durum sadece teknik serviste rakip
olan firmalar açısından değil, hem serviste hem de yedek parça satışında müşterileri 1100
konumundaki teşebbüsler açısından da sorun teşkil edebilmektedir. Bu nedenlerle
rakip servis sağlayıcıların piyasa dışına çıkmasına yol açacak ayrımcı fiyat
uygulanmaması ilgili pazarda rekabetin sağlanması açısından hayati önemi haizdir.
Teknik servis firmalarının faaliyetleri açısından yedek parça fiyatlarının bilinebilir
olması ve talep edildiğinde geciktirmeden kendilerine verilmesi de bunun
sağlanabilmesi için gerekli unsurlardır.
Soruşturma aşamasında Siemens, aşağıda ayrıntılı değinilecek olan sektörel
önaraştırma sonucunda alınan 18 Şubat 2009 tarihli kararda bu konuda getirilen
kritere uyarak fiyat taleplerine üç işgünü içinde cevap vermeye başlamıştır.
Siemens’in yedek parça fiyatı belirlerken rakip bağımsız servis sağlayıcılar aleyhine, 1110
objektif ve makul kriterlere dayanmayan uygulamalarda bulunduğu iddiası
soruşturmanın bir diğer konusudur. Örneğin kendi müşterisi olan (….TİCARİ SIR….)
Hastanesi’ne sunduğu istisnai yedek parça fiyat listesinde Siemens yedek parça
katalog numarası (….TİCARİ SIR….) tüp için (….TİCARİ SIR….) teklif verirken, rakip
Siemed firmasına aynı tüp için (………) fiyat teklifi vermiştir. Aradaki fark % (….)’dir.
Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, müşterilere farklı fiyat sunulması tek başına ihlal
teşkil edebilecek bir husus değildir. Müşterilerle yapılan pazarlıklarda farklı fiyatların
ortaya çıkabilmesi ticari hayatın bir gereğidir. Ancak bu konuda hassasiyetle üzerinde
durulan konu, Siemens’in bağımsız servis sağlayıcıların müşterilerine sırf bu nedenle
farklı fiyat uygulayarak, teknik servis hizmetini başkasından alan müşterilerin bundan 1120
caydırılması veya cezalandırılması hususudur. Bunun gerçekleşmesi için de bu
ayrımcı fiyat uygulamalarının sistemli bir şekilde ve belirli bir stratejinin parçası olarak
ortaya çıkması gerekmektedir. Soruşturma sürecinde, Siemens’in farklı müşterilerine
aynı ürünler için farklı fiyat uyguladığı bazı durumlar tespit edilmiştir. Ancak bu
fiyatların sistemli bir şekilde ve servis piyasasındaki rakiplere yönelik ayrımcı
uygulamalar olduğu yönünde yeterli delile ulaşılamamıştır. Kaldı ki şikayetçi servis
firması da yıl içerisinde çok az Siemens yedek parçası almış, bu alımlarda da
herhangi bir ayrımcı uygulama tespit edilememiştir.
Fiyatların internet üzerinden ilan edilmeye başlanmasından sonra, fiyatların
müşterinin alım miktarına, vadesine ve geçmiş kredibilitesine göre tespit edilmeye 1130
başlanması müşteriler arasında suni bir ayrım yaratılması yerine objektif kıstaslara
dayanan bir fiyat ve indirim sisteminin yerleşmesi bakımından olumlu olarak
değerlendirilmektedir.
10-23/326-114
26
Yukarıda yer verilen (………) Hastanesi örneğinde olduğu gibi daha önceden verilmiş
olan taahhütler nedeniyle, yapılmaya devam eden indirimlerle cihaz satışı esnasında
pazarlık konusu yapılarak “cihaz+bakım+yedek parça” paketi kapsamında ileriye
dönük taahhütlerin parçası olarak alımı gerçekleştirilen yedek parçaların fiyatlarının
yukarıda yer verilen standart uygulamanın dışında gerçekleşmesi de makul
karşılanabilecek bir uygulamadır.
Şikâyetçinin Siemens’ten çok az parça alımı yaptığı, bu nedenle alım miktarından 1140
kaynaklı bir indirim elde etmesinin mümkün olmadığı hususu da makul kabul edilebilir
bir argümandır.
X-ışın tüpü fiyatlamasında bağımsız servis sağlayıcılar aleyhine ayrımcılık yapıldığı
iddiasına gelince, on-call fiyat ile servis müşterilerine uygulanan fiyat arasındaki
farkın %(….)’un altında olması ve esas olarak bundan sonraki uygulamalarda tüp
fiyatlamasının da yedek parça kapsamına alınarak, yedek parçalara uygulanan
indirim sistemi dahilinde fiyatlandırılmasına karar verilmiş olması nedeniyle, tüp
fiyatlandırmasıyla ilgili savunma metninde yer verilen açıklamalar yeterli görülmüştür.
Yedek parça bağlamında rekabet ihlali teşkil ettiği iddia edilen bir diğer uygulama
REP tabir edilen, tamir edilmiş parçalarla ilgilidir. Fiyat tekliflerinin yanına parantez 1150
içinde yazılan (rep) ibaresi arızalı parçanın iadesi halinde yenisinin normal liste
fiyatından daha düşük bir bedelle verileceğini ifade etmektedir. Yedek parçaların
REPli bedeli ile REPsiz, yani orijinal parça bedeli arasında yüksek farklar
olabilmektedir. Yerinde inceleme esnasında Siemens yetkilisi REPli parça
konusunda:
“REP parça tabiri, bir takım parçaların yenilenip gelmesidir ve bu parçaların
fiyatı daha düşüktür. Almanya bize bunu eskisini geri almak şartıyla veriyor.
Almanya’dan gelen maliyet fiyatları rep ve yeni için farklıdır. Müşteri bozuk
parçayı bize iade ederse rep bedelli satabiliyoruz”
ifadelerini kullanmıştır. 1160
Ancak Siemens alıcılara REPli fiyat için montajın kendi mühendisleri tarafından
yapılması koşulunu ve bakım anlaşması yapılması halinde REPli opsiyonun
sunulacağı koşulunu getirmektedir. Bu koşulun objektif teknik kriterlerle izah edilmesi
zordur.
Burada garantinin geçerliliğinin, montajın Siemens mühendislerince yapılmasına
bağlanması bir koşulla makul karşılanabilecek bir uygulamadır. Montajın yetkisiz
mühendislerce yapılmasının cihazın ve parçanın zarar görmesine yol açması
muhtemeldir. Ancak yetkinliğini ispat eden ve müşteri tarafından da servis vermesi
onaylanan bağımsız servis firması için böyle bir sakıncanın olmayacağı tabidir.
Bu gerçek bir tarafa, burada asıl rekabet ihlali riski barındıran husus yedek parçanın 1170
REPli bedel opsiyonuyla satışının da aynı koşula bağlanmasıdır. Yedek parçanın
REPli ya da REPsiz bedel üzerinden satılmasının cihazın montajını kimin yaptığı ile
teknik anlamda ilgisi bulunmamaktadır. REPli bedel uygulaması, bozuk parçanın iade
edilmesi şartıyla sağlam parçanın liste fiyatından daha ucuza satılması
uygulamasıdır.
10-23/326-114
27
Burada önemle üzerinde durulan husus, REP uygulamasının müşterinin bakım
anlaşması yapıp yapmamasına bağlı olmaması ve REP uygulaması kullanılarak
müşterilerin bakım anlaşması yapmaya zorlanmamasıdır. 1180
Savunma metninde, REP uygulaması için Siemens ile bir bakım anlaşması şartının
olmadığı, sadece montajın Siemens mühendisleri tarafından yapılması şartının
bulunduğu, bu şartın da soruşturma sürecinde Siemens Almanya ile yapılan
görüşmeler sonrasında kaldırıldığı belirtilmektedir. Soruşturma döneminde
Siemens’in REP parça fiyatlarını ilan etmeye başladığı ve rakiplere de REP opsiyonu
sunulduğu tespit edilmiştir.
Siemens’in yedek parça pazarındaki hakim durumunu kullandığı iddiasına dayanak
olan bir diğer husus Tube Insurance (Tüp Güvence Sistemi) adı verilen ürünle ilgilidir.
Tube Insurance, cihazlarda kullanılan tüplerin normal satış fiyatı yerine bundan çok
daha düşük bir bedelin her yıl ödenmesi karşılığında gerektiğinde firma tarafından 1190
değiştirilmesi opsiyonunun satın alınmasıdır. Bu uygulama kapsamında tıbbi
görüntüleme ve teşhis pazarının bir bölümünü oluşturan CT’lerde (bilgisayarlı
tomografi) kullanılan tüpler güvence altına alınmaktadır. Bu müşterilerle “parça ve tüp
dahil bakım anlaşması” imzalanmakta, tüp dahil olmadığında (………) civarında olan
anlaşma bedeli, tüp dahil olduğunda yıllık (………) olarak belirlenmektedir.
Tube Insurance (tüp sigortası) uygulaması, Siemens’in ifadesine göre halihazırda
(….)-(….) adet hastanede bulunuyor olup, oldukça istisnai bir uygulama olarak ortaya
çıkmaktadır. Rekabet hukukunda yer alan ve ihlal olarak kabul edilebilen bağlama
anlaşmaları genellikle pazarı kapamaya ve rakipleri piyasa dışına çıkarmaya yönelik
uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak anılan olayda, şikayetçinin de 1200
belirttiği gibi yalnızca belli tip tüpler için uygulanan bir güvence sistemi mevcuttur.
Şikayetçi bunu, söz konusu tüplerin ayıplı ürün sayılabilecek derecede problemlerinin
olmasına bağlamakta ve Siemens’in asıl amacının bu ayıbını gizlemek olduğunu
ifade etmektedir. Sonuç olarak, tüp güvencesi, müşteriler tarafından da özellikle
belirli tüplerde talep edilen ve bu talepten kaynaklanan bir hizmet sunumu olarak
ortaya çıkmakta olup, bu uygulamanın rakip BSS’leri dışlama amacına yönelik
olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
İlgili uygulamanın, Siemens tarafından bakım-onarım hizmeti verilen hastane ve
cihazların sayısı da göz önünde bulundurulduğunda, piyasayı bozucu etkisinin çok
sınırlı olduğu, Siemens’in tüp güvence sistemini piyasayı manipule etmek ve rakipleri 1210
dışlamak amacıyla kullandığına dair yeterli delinin bulunmadığı ve son olarak,
Siemens’in Rekabet Kurulu tarafından ihlal tespit edilmesi halinde bu uygulamadan
vazgeçilebileceği taahhüdü dikkate alındığında, bu uygulama nedeniyle 4054 sayılı
Kanun anlamında bu aşamada bir ihlal oluşmadığı değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte bu uygulamanın diğer tüp çeşitlerine de yaygınlaştırılarak genel bir
bakım onarım anlaşması uygulamasına dönüştürülmesi durumunda ileride piyasa
kapama etkisinin ortaya çıkma riski bulunmasından dolayı, bu uygulamanın genel bir
uygulamaya dönüşmemesi, bu sistemin yaygınlaşması durumunda ise tüp
güvencesinin bakım onarım anlaşması imzalama şartı olmaksızın uygulanması
gerekmektedir. 1220
Ayrıca, bu uygulamanın rakip servis sağlayıcıları dışlayıcı bir boyuta gelmemesi ve
onların piyasadaki faaliyetlerini zorlaştırıcı bir politika aracı olarak kullanılmaması
gerektiğinin altı çizilmelidir.
10-23/326-114
28
I.4.2.2. Siemens’in Yedek Parça Uygulamalarına Yönelik Değerlendirme
Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, soruşturma raporunda Siemens’in hakim
durumda bulunduğu yedek parça satışı konusundaki bazı uygulamalarıyla rekabeti
ihlali oluşturabileceği yönünde tespitler yapılmıştır. Siemens’e açılan soruşturmanın
hemen arkasından Kurul ilgili pazarda faaliyet gösteren diğer teşebbüslere de 1230
önaraştırma açmış, bu önaraştırma sonunda sektörün genelinde Siemens’in
soruşturma konusu uygulamalarına benzer uygulamaların mevcut olduğu sonucuna
ulaşılmıştır.
Bu önaraştırma sonunda 18 Şubat 2009 tarih ve 09-07/128-39 sayılı karar ile Kurul
ilgili pazarda rekabetin işleyişini ortadan kaldıran aksaklıkları gidermeye dönük bir
dizi karar almıştır. Bunlar;
“… 5. Tıbbi cihazların, son 3 (üç) yıllık satış verilerine dayanarak, en çok
kullanılan 100 (yüz) yedek parçanın güncel fiyat listelerinin internet ortamında
herkesin ulaşabileceği şekilde ilan edilmesi,
6. Müşterilerden ve rakip servis sağlayıcılardan gelen yedek parça fiyat 1240
taleplerinin en geç 3 (üç) işgünü içerisinde cevaplandırılması,
7. Yedek parça satısında rakip servis sağlayıcılara ve onların müşterilerine
yönelik, objektif kriterlere dayanmayan ayrımcı uygulamalar yapılmaması...”
Tıbbi cihazların yedek parçalarının, bunlara ihtiyaç duyan teknik servis veya
hastanelerin ulaşabileceği bir şekilde listelenmesi önem arz etmektedir. Bu nedenle,
bunun firmaların internet sitelerinde kolaylıkla yapılabileceği göz önüne alınarak, en
çok kullanılan yedek parçaların güncel fiyat listelerinin internet ortamında herkesin
ulaşabileceği şekilde ilan edilmesi gerektiği anılan Rekabet Kurulu kararı ile hükme
bağlanmıştır. Bu yedek parçaların tespiti için son 3 (üç) yıllık satış verilerine
bakılabileceği, zira hiç talep görmeyen parçaların listelenmesinin herhangi bir faydası 1250
olmayacağı açıktır. Örneğin cihazlarda kullanılan tüplerin fiyatlarının, bunların sık
değiştirilmesi gereken yüksek bedelli parçalar olmaları sebebiyle, söz konusu
listelerde olması gerekmektedir.
Bunun yanı sıra, yine üretici firmaların müşterilerden ve rakip servis sağlayıcılardan
gelen yedek parça fiyat taleplerini en geç 3 (üç) işgünü içerisinde cevaplandırması,
bağımsız servis sağlayıcıların cihazlara ilişkin hizmetleri zamanında verebilmeleri ve
ayrıca hastaneler tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılım koşullarını
sağlayabilmeleri açısından önemlidir.
Önaraştırma kararından önce tıbbi cihazlar sektöründe yapılan ve halen kısmen
devam eden uygulamalar esasen bir regülasyon (düzenleme) sorunu olarak ortaya 1260
çıkmaktadır. İlgili regülasyon, konunun hastaneleri ve insan sağlığını ilgilendiren
boyutuyla Sağlık Bakanlığı, satışa sunulan cihazların standardı, garantisi ve diğer
yönlerden Sanayi Bakanlığı, Atom Enerjisi Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü gibi
çok sayıda kurumu ilgilendirmektedir. ABD’de ve kısmen de AB’de uygulanan
modern ve ayrıntılı standartların ülkemizde henüz benimsenmemiş olması, bu
konuda gerekli çalışmaların henüz yapılmamış olması önemli belirsizliklere yol
açmaktadır. Bunlardan biri servis sağlayıcıların hangi süreçle yetkilendirilecekleri ve
hangi standartlara tabi olacakları konusu, diğeri ise tıbbi cihaz üretici ve/veya
satıcılarının bunların servis ve yedek parçası bakımından hangi yükümlülükleri
taşıması gerektiğidir. Yukarıda sayılan kurumların müşterek hareketiyle bu konular 1270
10-23/326-114
29
açıklığa kavuşturulmadan, olayları sadece rekabet hukuku yaklaşımıyla ele alıp
değerlendirmek, soruşturmaya konu şikayetleri diğer boyutlarından soyutlayarak
değerlendirmek oldukça güçtür.
Bu husus bir tarafa, bahse konu önaraştırma sonunda tüm sektöre yönelik verilen
karar ertesinde Siemens bu kararlara uymaya başlamıştır.
Soruşturma raporunda yer verilen ayrımcı uygulamalar içeren örneklere ilişkin
Siemens’in birinci ve ikinci yazılı savunma ile getirdiği açıklamalardan hareketle rakip
servis sağlayıcılarına yönelik sistemli bir ayrımcılık veya dışlayıcılık sonucuna
ulaşmak mümkün görünmemektedir. Bu örnekler ve diğer şikayet konusu iddialar
soruşturma açılmasını gerektirecek kadar ciddi bulunmuş olsa da, gerek soruşturma 1280
sürecinde bunları destekleyecek yeni verilere ulaşılamamış olması, gerek
savunmalar ile birlikte daha önce ihlal olabileceği değerlendirilen hususlara makul
gerekçeler getirilmesi, Siemens’in ihlal iddialarına mesnet teşkil eden uygulamalara
son vermeye başlaması, yukarıda değinilen regülasyon belirsizliğinin sona ermemiş
olması ve bu konunun sadece rekabet hukuku kapsamında ele alınmasının zorluğu
gibi hususlar bir arada değerlendirildiğinde, halihazırda Siemens’in yedek parça
satışı konusundaki uygulamalarının bir ihlal teşkil etmediği, adı geçen teşebbüs
tarafından 18.2.2009 tarihli Kurul karar ile verilen ve sektöre yönelik getirilen
yükümlülüklere de uyulduğu anlaşılmaktadır.
I.5. Savunmalar ve Savunmaların Değerlendirilmesi 1290
Soruşturma süreci sonunda alınan Kurul kararında Siemens hakkında Kanun’un 6.
maddesi bağlamındaki faaliyetleri dolayısıyla ceza uygulanmasına gerek olmadığına
hükmedildiğinden ve savunma tarafının Kurulun bu kararının sonucu ve içeriğine
ilişkin nihai savunma anlamında herhangi bir farklı görüşü bulunmadığından bu
bölümde ihlal iddialarına ilişkin savunmalara yer vermeye gerek görülmemiştir.
Ancak, Siemens soruşturma sürecinde belirlenen ilgili ürün pazarı ve hakim durum
analizine yönelik savunmalar ileri sürmüş ve bu hususların farklı değerlendirilmesi
gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda soruşturma heyetiyle farklı görüşler içeren
savunma bölümü aşağıda değerlendirilmiştir.
I.5.1. İlgili Ürün Pazarı ve Hakim Durum Analizine İlişkin Savunmaların 1300
Değerlendirilmesi
- Soruşturma raporunda yer alan ilgili ürün pazarı değerlendirmesinin eksik
olduğu,
- Siemens markalı tıp cihazlarının servisi ve yedek parçalarını içeren ayrı bir
ürün pazarının olmadığı,
- Tıp cihazlarının üretimi, satışı, kurulumu ve bakımı ile bu cihazların yedek
parçalarını kapsayan bütüncül bir ürün pazarı bulunduğu,
- Söz konusu iddianın altında yatan sebebin, bu ürünlerin ortalama alıcısının,
cihaz alımına, cihazların uzun dönemli bakım ve yedek parça fiyatlarını da
dikkate alarak tek bir karar vermesi olduğu, 1310
10-23/326-114
30
- Siemens tarafından yapılan çalışmalara göre 2008 yılı itibariyle toplam cihaz
alımlarının %90’ında cihaz fiyatına ilave olarak, cihazın garanti sonrası bakım-
onarım hizmetleri ve yedek parçalarının fiyatları dikkate alınarak karar verildiği,
- Alıcıların cihazın ekonomik ömrü boyunca ortaya çıkacak toplam maliyeti
hesaplamak suretiyle (total cost of ownership) bütüncül bir sistem alımı
gerçekleştirdikleri,
- Cihazların yatırım amaçlı alınması, satın alma ve işletme maliyetlerinin yüksek 1320
olması sebebiyle, sadece cihazın maliyetini değil, sistemlerin toplam maliyetini
hesaba katarak alım yapmanın basiretli bir tacir yöntemi olduğu,
- Siemens’in kendi rakamlarına göre cihazların bir yıllık bakım-onarım
maliyetinin cihaz satış fiyatının yaklaşık %8-10’una tekabül ettiği ve bu
sebeple cihaz alımı sırasında göz ardı edilemeyeceği,
- Pazardaki en büyük alıcılar konumunda bulunan Sağlık Bakanlığı’na bağlı
resmi sağlık kuruluşlarının ve üniversite hastanelerinin Kamu İhale Kanunu
hükümlerine göre alım yapmakta oldukları, ilgili mevzuatın cihaz alım
ihalelerinde eşzamanlı olarak garanti sonrası bakım, onarım ve yedek parça
satışlarıyla ilgili bağlayıcı yükümlülükler getirdiği ve duruma ilişkin 1330
düzenlemelere Kamu İhale Kurumu (KİK) tarafından çıkarılan Mal Alım Tip
İdare Sözleşmesi’nin 41. maddesinde yer verildiği,
- (Uluslararası meslek örgütü COCIR verilerine dayanılarak) Türkiye’deki kurulu
tıbbi cihazların yaklaşık %70’inin 1-5 yaş arasında olduğu,
- İkinci el satışların söz konusu olmasının müşterinin elindeki cihaza
bağımlılığının az olduğunun ve istendiğinde eldeki cihazın satılarak başka bir
markaya geçilmesinin mümkün olduğunun bir göstergesi olduğu,
- (………) araştırma şirketi tarafından 196 kurum (112 özel, 84 devlet hastanesi)
ile yapılan ankete göre;
o Kurumların ortalama 4,2 yılda bir tıbbı görüntüleme ve teşhis cihazı 1340
alımı yaptığı,
o Deneklerin %87’snin cihaz alırken yedek parça ve servis fiyatlarını
sorduğu,
o Tıbbi görüntüleme cihazlarının ekonomik ömrü dolmadan değiştirme
fikrinin deneklerin %38’i tarafından kabul gördüğü,
o İkinci el cihaz piyasasının varlığının deneklerin %52’si tarafından
bilindiği (Kamu kurumlarında %36),
o Cihaz satın alımında;
Özel kurumların sırasıyla servis ekibi ve kalitesi, ürün kalitesi ve
teknolojik özellikleri 1350
Kamu kurumlarının ise ürün kalitesi, teknolojik özellikler ve
kalitesi ve servis ekibi ve kalitesini
göz önüne aldığı ifade edilmiştir.
Siemens’in yukarıdaki ifadelerinden anlaşıldığı üzere ilgili ürün pazarı ile ilgili
açıklamalar, “total cost of ownership” (toplam sahip olma maliyeti) olarak adlandırılan
ve alım esnasında cihazın ekonomik ömrü boyunca katlanılan maliyetlerin tamamının
10-23/326-114
31
göz önünde bulundurulduğu satın alma şeklinin, Türkiye’deki tıp cihazları sektöründe
de geçerli olduğu tezi üzerine kurulmuştur. Müşterilerin alım esnasında toplam
sahiplik maliyetini hesaplayıp hesaplamadıkları ile ilgili analize, hakim durum
değerlendirmesi kısmında yer verildiğinden bu husus burada ayrıca 1360
değerlendirilmeyecektir. Ekonomik ömür maliyeti hesaplamalarının, son zamanlarda
cihaz alıcıları tarafından kullanılmaya başladığı gözlemlenmekle birlikte özellikle
kamu hastanelerinin uymakla yükümlü olduğu kamu ihale mevzuatının da etkisiyle,
cihaz alımı esnasında en düşük cihaz fiyat teklifini veren firmanın ihaleyi aldığı
görülmektedir.
Kamu İhale Kurumu’nun resmi internet sitesinden alınan bilgilere göre “Mal
Alımlarına Ait Tip Sözleşme”nin içinde bulunduğu Mal Alım İhaleleri Uygulama
Yönetmeliği (Yönetmelik) 3.7.2009 tarih ve 27277 sayı ile Resmi Gazete’de
yayımlanmıştır. Söz konusu tip sözleşme incelendiğinde 41. maddesinde garanti
sonrası bakım-onarım ve yedek parça ile hükümler barındırmadığı görülmektedir. 1370
Ayrıca sözleşmenin diğer bölümlerinde de garanti sonrasına ilişkin düzenlemelere
rastlanamamıştır. Ancak birinci yazılı savunmanın Yönetmelik’in yayın tarihinden
önce Rekabet Kurumu kayıtlarına girdiği göz önünde bulundurularak mülga
yönetmelikler de incelenmiştir. 14.8.2007 tarih ve 26613 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Yönetmelik’in “Garanti ve Bakım, Onarım” başlıklı
41. maddesinde aşağıdaki dipnota yer verilmiştir:
“İdarelerce gerekli görülmesi halinde, bu hükme sözleşmelerinde yer verilebilecektir.
İhale konusu mal ile ilgili olarak 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanunda öngörülen asgari garanti süresi, bakım-onarım ve satış sonrası servis
hizmetlerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydı ile alınacak malın özelliğine göre 1380
idari şartnamede yer verilen hükümlere uygun olarak garanti ile ilgili hususlara
burada yer verilecektir. İdari ve teknik şartnameler ile ihale dokümanında yer alan
diğer belgelere ve işin özelliğine göre idarelerce bu maddeye başka hükümler de
eklenebilir.”
Aynı maddenin ikinci fıkrasının başlığı ise “Garanti Süresi Sonrası Bakım, Onarım ve
Yedek Parça Temini”dir. Söz konusu fıkraya “İdarelerce gerekli görülmesi halinde bu
hükme sözleşmelerde yer verilecek olup Garanti Süresi boyunca ve sonrasında
yedek parça temininde malzemeye ilişkin ödemenin hangi tarafa ait olduğu da
belirtilecektir.” açıklamasının yer aldığı bir dipnot eklenmiş ve başlığın altı boş
bırakılmıştır. Dolayısıyla tip sözleşmeye garanti sonrası bakım, onarım ve yedek 1390
parçayla ilgili hükümler eklenmesi idarenin, konu bağlamında hastane yönetiminin
iradesine bırakılmış, bu konuda taraflara, Siemens’in iddia ettiği gibi, cihaz alımı ile
eşzamanlı olarak bağlayıcı yükümlülükler getirilmemiştir.
Soruşturma kapsamında marka bazlı pazar tanımı yapılırken herhangi bir Siemens
markalı görüntüleme ve teşhis cihazında rakip cihazlarda kullanılan yedek parçaların
kullanılamaması ve rakip cihazlara servis veren bir kişi veya firmanın Siemens
tarafından verilen gerekli eğitimlere sahip olmadan Siemens markalı cihazlara servis
vermesinin imkânsız olmasa da çok zor olması, yani yedek parça ve bakım-onarım
açısından ikame edilebilirliğin olmaması göz önünde bulundurulmuştur. Yukarıda
detaylı olarak açıklandığı gibi, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde ardıl pazarların 1400
tanımı marka bazında yapılabilmektedir.
Siemens tarafından dile getirilen husus ise Siemens markalı tıp cihazlarının yedek
parçalarının Siemens dışında alternatif tedarik kaynaklarından da temin edilebildiği,
bazı parçaların alternatif üreticilerinin bulunduğu, alternatif üretici olmayanların ise
10-23/326-114
32
klon parçalar, çıkma parçalar, yurtiçi ve yurtdışı piyasada tamir edilmiş parçalarla
ikame olanağının bulunduğudur.
Daha önce de ifade edildiği üzere Siemens cihazlarında kullanılan yedek parça ve
sarf malzemesinin birçoğu patent haklarıyla korunmakta olup üretimleri de yine
Siemens tarafından veya Siemens tarafından yetkilendirilen firmalarca yapılmaktadır.
Bu durumun istisnaları ise genelde monitör, keyboard gibi cihazların bilgisayar kısmı 1410
ile alakalı olan parçalar ve kısmen sarf malzemesi sınıfında yer alan tüplerdir.
Tüplerde kullanılan kimyasal bileşim standart içeriğe sahip olduğundan alternatif
üreticiler bulunabilmekte ve bu tüpler Türkiye’de az da olsa satılmaktadır. Ancak bu
tüplerin de ikame olanağı kısıtlıdır. Yurtdışında faaliyet gösteren bazı firmaların tıbbi
cihazlara ait ikinci el yedek parça veya birinci el orijinal yedek parça satışı yapması
söz konusu olabilmektedir. Ancak devlet hastanelerinin kullanılmış yedek parça
almasının uymakla yükümlü bulundukları mevzuat gereği mümkün olmaması, orijinal
yedek parça satan firmaların da parçaları üretici firmalardan aldıklarından, üreticilerin
fiyatlama politikalarına bağımlı kalmaları ve yurtdışından yedek parça ithalinin zaman
alması nedeniyle uptime2 süresinin önemli olduğu bu cihazların tamiri için ithal parça 1420
kullanımının zor olması gibi nedenlerle yurtdışında gelişen ikinci el pazarının ve
paralel ithalat yoluyla ülkeye getirilen parçaların bu bağlamda bir ikame kabul
edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Savunma metninde coğrafi pazarın genişletilerek bilhassa AB bölgesinin ilgili pazara
dahil edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ancak 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun’un kapsamının “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve
hizmet piyasalarında faaliyet gösteren (…) her türlü hukukî işlem ve davranışlar,
rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin
işlemler” olması ve dosya kapsamında incelemeye konu olan faaliyetlerin tüm
Türkiye çapında gerçekleştirilmesi ve ülke içerisinde rekabetin farklılaşmasına neden 1430
olacak bir unsurun bulunmaması sebebiyle ilgili coğrafi pazar Türkiye olarak
tanımlanmıştır.
Özellikle teknoloji yoğun olan ve yüksek maliyetle satılan tıbbi görüntüleme ve teşhis
pazarındaki cihazları satın alan bir müşteri (genellikle hastaneler olmaktadır) bu
cihazı satın aldıktan sonra aldığı cihazdan kolaylıkla vazgeçerek başka bir markaya
geçemeyecektir. Türkiye’de en önemli sağlık kurumlarının özellikle devlet hastaneleri
olduğu da düşünüldüğünde, bir kere satın alınan bir cihazın mevzuat gereği dahi ne
kadar zor değiştirilebildiğine bakıldığında değiştirme maliyetlerinin sadece fiyat bazlı
olmadığı, birçok faktöre bağlı olduğu da anlaşılacaktır.
Türkiye’deki cihazların %70’inin 1-5 yaş arasında olması, son yıllarda tıbbi cihazlarda 1440
önemli alım gerçekleştirildiğine, sağlık hizmetleri alanına ciddi yatırımlar yapıldığına
ve sağlık sektörünün büyüdüğüne işaret olarak alınabilecektir. Söz konusu
verilerden, cihaz parklarının yenilendiği bilgisine ulaşılması mümkün
görünmemektedir. Cihaz parklarının yenilendiğinin tespiti için, eski cihazların elden
çıkarıldığının da gösterilmesi gerekmektedir. Örneğin Türkiye’de yeni kurulan bir
hastane tüm cihazlarını satın aldığında ve tüm cihazlar 1-5 yaş arasında olduğunda,
söz konusu bilgi hastanenin yeni bir yatırım yaptığının göstergesi olabilecektir.
Bir cihazın ikinci el olarak satılabilmesi, doğrudan geçiş maliyetinin düşük olduğunu
göstermemektedir. Bir cihazın ilk el fiyatı ile ikinci el fiyatı arasında yüksek fark
2 Bir cihazın belirli bir dönemde arızasız kullanıldığı zamanın toplam mesai zamanına bölünmesiyle elde edilen
yüzde oran.
10-23/326-114
33
olabilmektedir. Türkiye’de söz konusu cihazların bazı ikinci el satışları olmakla birlikte 1450
bunun istikrarlı ve sıklıkla rastlanan bir durum olduğu öne sürülemeyecektir.
(………) tarafından yapılan anketin sonuçları ile ilgili olarak ise;
Deneklerin %57’sini özel hastaneler ve/veya görüntüleme merkezleri, %43’ünü
kamu hastaneleri oluşturmaktadır. Denekler, Siemens’in müşteri tabanından
seçildiğinden, teşebbüsün müşteri dağılımını yansıtmaktadır. Oysa ki Türkiye
genelinde özel ve kamu hastanelerinin oranına bakıldığında, kamu
hastanelerinin üstün olduğu görülmektedir.
Cihaz alımının 4,2 yılda bir yapılıyor olması, tek bir cihazın ortalama ömrünü
veya kurumdaki tüm cihazların ortalama ömrünü değil, o kurumdaki cihaz
satın alma sıklığını yansıtmaktadır. Dolayısıyla söz konusu bilgiden, herhangi 1460
bir cihazın ömrünün 10-12 yıldan kısa olduğu sonucuna varılamayacaktır.
İkinci el piyasasının varlığının bilinmesi, bu pazardan alışveriş yapıldığını
göstermemektedir. Bunun yanında, ilgili mevzuat gereği, kamu hastanelerinin
ikinci el cihaz alımı yapamadıkları göz önüne alındığında özellikle bu
hastaneler için ikinci el piyasasının varlığını bilmenin pratikte hiçbir faydası
olmamaktadır.
Toplam deneklerin (kamu+özel) yalnızca %4,1’inin, cihazı, ekonomik ömrü
dolmadan, ikincil pazardaki fiyatların yüksekliği sebebiyle değiştirebileceklerini
ifade etmeleri ise bu kurumlar için ikincil pazardaki (yedek parça ve bakım-
onarım) fiyatların yüksekliğinin, birincil ürünü yani cihazı değiştirmek için bir 1470
sebep olmadığını ve ardıl pazarlardaki yüksek fiyatlardan dolayı ürünün ömrü
dolmadan başka bir ürüne geçiş yapılmadığını göstermektedir.
J. SONUÇ
4.12.2008 tarih, 08-69/1120-M(1) sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma
ile ilgili olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillerle, yazılı
savunmalara, sözlü savunma toplantısındaki açıklamalara ve incelenen dosya
kapsamına göre;
1. Siemens Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin “Siemens markalı tıbbi görüntüleme ve
teşhis cihazlarına yönelik yedek parça” ile “Siemens markalı tıbbi görüntüleme
ve teşhis cihazlarına yönelik servis” pazarında hakim durumda bulunduğuna, 1480
2. Siemens Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin
- Rekabet Kurulunun tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazları pazarına
yönelik yaptığı önaraştırma neticesinde alınan 18.2.2009 tarih ve 09-
07/128-39 sayılı kararında yer verilen yükümlüklerin gereğini yerine
getirdiğine,
- Cihazların bakım onarımı için gerekli olan servis şifresi ile ilgili olarak,
rakip servis sağlayıcılara yönelik sistemli bir ayrımcı veya dışlayıcı
uygulamada bulunmadığına,
- Siemens markalı tıbbi görüntüleme ve teşhis cihazlarının yedek parça
satışında rakip servis sağlayıcılara yönelik sistemli bir şekilde ayrımcı 1490
veya dışlayıcı uygulamada bulunduğuna yönelik yeterli delil
bulunmadığına,
10-23/326-114
34
3. Dolayısıyla, Siemens Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından 4054 sayılı Kanun’un
6. maddesinin ihlal edilmediğine, bu nedenle adı geçen teşebbüs hakkında
idari para cezası verilmesine gerek olmadığına
OYBİRLİĞİ ile, Danıştay yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy