Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2011-4-255
Karar Sayısı : 11-54/1385-495
Karar Tarihi : 27.10.2011
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Doç. Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı KARAKELLE, 10
Doç. Dr. Cevdet İlhan GÜNAY, Dr. Murat ÇETİNKAYA,
Reşit GÜRPINAR, Prof. Dr. Metin TOPRAK
B. RAPORTÖRLER : Bekir KOCABAŞ, Bahar ERSOY
C. BAŞVURU SAHİBİ: Av. Timur İbrahim ŞEN
İçerenköy Çayıryolu Sok. No:7 K:3 Üçgen Plaza 34752
Ataşehir/İstanbul
D. DOSYA KONUSU: 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol
karşılaşmalarında ortaya çıkan spor kulüpleri hakkındaki şike iddialarına yönelik
eylemlerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti ihlal eden anlaşma 20
niteliğinde olduğu iddiası.
E. İDDİALARIN ÖZETİ: İlgili başvuruda, 2010-2011 yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper
Ligi futbol karşılaşmalarındaki şike iddialarına konu olan eylemlerin, 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabet ihlaline yol açabilecek
anlaşmalar niteliğinde olduğu iddia edilmiştir. Bu çerçevede başvuru sahibi tarafından,
doğrudan veya dolaylı olarak reklam anlaşmaları yaparak, televizyon gelirleri getiren
sözleşmelere imza atarak, sportif gelir getiren sponsorluk anlaşmalarına taraf olarak
ekonomik faaliyet yürüten spor kulüplerinin birer teşebbüs olduğu ve dolayısıyla söz konusu
spor kulübü başkan ve yönetim kurulu üyelerinin futbol müsabakalarında sonucu önceden
belirlemek suretiyle yaptıkları uzlaşmanın, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında spor 30
kulüpleri arasındaki rekabeti ihlal ettiği belirtilmiştir.
F. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 11.08.2011 tarih ve 5843 sayı ile giren başvuru
üzerine düzenlenen 25.08.2011 tarih ve 2011-4-255/ İİ-11-365.BK sayılı İlk İnceleme Raporu,
14.09.2011 tarih ve 11-47 sayılı Kurul toplantısında görüşülmüş ve “Hukuk Müşavirliğinin de
görüşü alınarak konunun yeniden değerlendirilmesini teminen, dosyanın Kurul gündeminde
incelemeye alınmasına” 1194-Mİ sayı ile karar verilmiştir.
Anılan Karar çerçevesinde hazırlanan, 18.10.2011 tarihli Bilgi Notu, 20.10.2011 tarih ve
REK.0.18.00.00-110.01.03/511sayılı Başkanlık Önergesi ile 11-54 sayılı Kurul toplantısında
görüşülerek karara bağlanmıştır.
G. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: Raportörlerce, söz konusu kulüplerin müsabaka sonuçlarını 40
etkilemeye yönelik uzlaşmaya varmalarının, sportif rekabeti olumsuz yönde etkilese bile, bu
eylemlerin iktisadi bir faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği; bu çerçevede, 2010-2011 yılı
Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında spor kulüpleri hakkında
ortaya çıkan şike iddialarına yönelik eylemlerin, 4054 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilemeyeceği neticesine varılmıştır.
11-54/1385-495
2
H. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
4054 sayılı Kanun’un “kapsam” başlıklı 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde
mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü
teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama 50
ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve
rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukukî işlem ve
davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin
işlemler bu Kanun kapsamına girer” ifadeleriyle Kanun’un kapsamı belirlenmiştir. Kanun’un 3.
maddesinde ise teşebbüs kavramı, “piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan
gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil
eden birimler” şeklinde tanımlanmıştır.
4054 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen maddelerinden anlaşılacağı üzere, ülkemizde
rekabet hukuku kurallarının uygulanması bakımından kamu teşebbüsleri ile özel teşebbüsler
arasında bir ayrıma gidilmediği gibi sektörel bir istisna da öngörülmemiştir. Dolayısıyla, spor 60
sektöründe faaliyet gösteren kulüplerin veya federasyonların, teşebbüs veya teşebbüs birliği
statüsüne sahip olmaları ve bu statüleri çerçevesinde iktisadi rekabeti bozucu nitelikte bir
eylemde bulunmaları halinde, bu eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi
mümkündür. Nitekim gerek Kurulun gerekse dünyadaki çeşitli rekabet otoritelerinin ve
mahkemelerin spor sektörüne ilişkin uygulamaları incelendiğinde, sportif faaliyetlerin salt
sportif yönünün yanında, iktisadi bir yönünün de bulunduğunun genel olarak kabul edildiği ve
bu sektörde faaliyet gösteren teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin rekabeti bozucu nitelikteki
eylemlerinin rekabet hukuku incelemelerine konu edildiği görülmektedir.
Spor kulüplerinin ve federasyonların rekabet hukuku incelemelerine konu olan
uygulamalarının başında, yayın ve sponsorluk haklarının pazarlanması hususu gelmektedir. 70
Ülkemizde Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’nun yaptığı ihaleler neticesinde futbol
maçlarının yayın haklarını yayıncı kuruluşlara devrini içeren sözleşmeler, Kurulun çok sayıda
kararında 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmiştir. Bu kararlardan, TFF ile Teleon
arasında imzalanan sözleşme ile tesis edilen havuz sisteminin 4054 sayılı Kanun kapsamında
bir ihlal teşkil edip etmediğinin değerlendirildiği Teleon Kararı’nda1, yayın haklarının satışının
spor olaylarının ekonomik yanı ile ilgili olarak en önemli konuyu teşkil ettiği, özel hukuk tüzel
kişisi olan TFF’nin ekonomik nitelik taşıyan faaliyetleri dolayısıyla bir teşebbüs olduğu ve TFF
ile Teleon arasında imzalanan sözleşmenin 4054 sayılı Kanun’un uygulama alanı içinde
olduğu belirtilmiştir. TFF ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) arasında imzalanan
ve Türkiye İkinci Lig maçlarının yayınına ilişkin sözleşme ile stadyumlara TRT dışındaki TV 80
kuruluşlarının kameralarının alınmaması suretiyle 4054 sayılı Kanun’un ihlal edilip
edilmediğinin tespitine ilişkin Kurul kararında ise, imzalanan yayın sözleşmesinin tarafları olan
TFF ve TRT birer teşebbüs olarak kabul edilerek, söz konusu teşebbüslerin şikâyet konusu
eylemleri 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenmiştir2. Avrupa Birliği (AB) rekabet
hukukunda da, Komisyonun UEFA Şampiyonlar Ligi3, Bundesliga4 ve FAPL5 kararlarında,
spor müsabakalarına ilişkin yayın haklarının pazarlanmasına ilişkin sözleşmeler, Avrupa
Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (Antlaşma) 101. maddesi kapsamında
değerlendirilmiş ve bu sözleşmelere ilişkin olarak muafiyet incelemesi yapılmıştır.
1 26.9.2005 tarih ve 05-61/900-243 sayılı Rekabet Kurulu Kararı.
2 18.7.2002 tarih ve 02-44/525-218 sayılı Rekabet Kurulu Kararı. Benzer şekilde, Rekabet Kurulunun 22.9.2005 tarih ve 05-
59/880-237 sayılı; 22.9.2005 tarih ve 05-59/881-238 sayılı; 13.7.2006 tarih ve 06-51/659-186 sayılı kararında da, yayın ve
sponsorluk haklarının satışına ilişkin sözleşme ve uygulamalar, 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmiştir.
3 UEFA Champions League, bkz. d.n. 92, para. 121-123
4 Bundesliga, OJ L 134, 46.
5 FAPL, Case 38173.
11-54/1385-495
3
Spor kulüplerinin ve federasyonların rekabet hukuku kapsamında incelenebilecek eylemleri,
yayın ve sponsorluk haklarının pazarlanması ile sınırlı değildir. Örneğin, Galatasaray Spor 90
Kulübü, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün aralarında akdettikleri bir
protokol ile birbirlerinden futbolcu transfer etmeme ve diğer kulüplerden yapılacak futbolcu
transferlerinde rekabete girmeme konusunda anlaştıkları yönündeki iddialara ilişkin Kurul
kararında6, futbol kulüpleri 4054 sayılı Kanun kapsamında birer teşebbüs olarak kabul
edilmiştir. Kurulun Biletix kararında7 ise, Biletix Bilet Dağıtım Basım ve Ticaret A.Ş. ile futbol
kulüpleri arasında akdedilen ve bilet satışlarına aracılık hizmetlerinin alımını düzenleyen
sözleşmeler, 4054 sayılı Kanun kapsamında dikey sözleşmeler olarak değerlendirilmiş ve bu
çerçevede spor kulüpleri birer teşebbüs olarak kabul edilmiştir.
AB Rekabet Hukuku’nda ise Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), sporcuların serbest
dolaşımdan faydalanabileceğine ilişkin olarak verdiği Bosman kararında8, Antlaşma’nın 101. 100
ve 102. maddeleri bağlamında bir inceleme yapmamakla birlikte, futbolun bir ekonomik sektör
olarak kabul edilmesi gerektiğini; futbol dâhil tüm profesyonel spor dallarının, birer ekonomik
alan ve aktivite olarak görülmesi gerektiğini; Avrupa Topluluğu vatandaşı
futbolcuların, kontratlarının bitiminin ardından bonservis gibi kısıtlamalarla transferlerinin
engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını; futbolcuların istediği kulüple sözleşme
imzalayabileceğini; bu konuda kulüpler tarafından yapılacak rekabeti engelleyici centilmenlik
anlaşmalarının Avrupa Komisyonu tarafından en ağır şekilde cezalandırılacağını belirtmiştir.
ABAD, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’nin, yüzmeyi düzenleyen organı olan Federation
Internationale de Natation (FINA) tarafından uygulanan anti doping kurallarını Antlaşma’nın
101. ve 102. maddeleri bağlamında incelediği Meca Medina9 kararında ise, herhangi bir spor 110
dalında kural koyucu konumundaki bir teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından konulan
kuralların salt sportif nitelikte olmasının, söz konusu kuralların 101. ve 102. madde kapsamı
dışında tutulması için yeterli olmayacağını, sporcuların hizmet sunmasını ölçüsüz bir şekilde
engelleyen sportif kuralların da, rekabet hukuku kapsamında incelenebileceğini belirtmiştir.
Spor kulüplerinin ve federasyonlarının çeşitli karar ve uygulamalarının rekabet hukuku
kapsamında değerlendirilebileceğini ortaya koyan yukarıdaki kararların ortak özelliği, rekabet
hukuku incelemesine konu eylem ve kararların, ilgili teşebbüslerin iktisadi faaliyetlerini
doğrudan etkilemesidir.
En genel tanımıyla şike anlaşmaları, herhangi bir sportif müsabakanın sonucunu etkilemeye
yönelik anlaşmalardır. Söz konusu anlaşmalar, iki kulüp arasında yapılabileceği gibi, herhangi 120
bir kulüple ile diğer kulübün sporcuları arasında da yapılabilmektedir. Bu anlaşmalarda
genellikle amaçlanan husus, müsabakanın ilgili kulüp lehine sonuçlanması suretiyle söz
konusu kulübün rakipleri ile olan sportif rekabette ön plana çıkmasının sağlanmasıdır.
Başvuru konusu iddiaların 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, öncelikle
iddia edilen şike eylemini gerçekleştiren spor kulüplerinin, söz konusu eylemleri, teşebbüs
veya teşebbüs birliği statüsü çerçevesinde gerçekleştirmesi gerekmektedir. 4054 Kanun’un 3.
maddesinde yer verilen teşebbüs tanımına göre, rekabet hukuku bakımından teşebbüs
statüsünün iki temel koşulu, iktisadi faaliyette bulunma ve bağımsız karar verebilmedir.
Spor kulüplerinin teşebbüs statüsü bu çerçevede incelendiğinde, 5253 sayılı Dernekler
Kanunu kapsamında bir dernek veya Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde bir şirket 130
olarak kurulan spor kulüplerinin, üyelerinden veya ortaklarından bağımsız bir tüzel kişiliğe ve
6 25.12.2001 tarih ve 01-63/645-171 sayılı Rekabet Kurulu Kararı.
7 5.8.2010 tarih ve 10-52/1056-390 sayılı Rekabet Kurulu Kararı.
8 UEFA v. Jean Marc Bosman, C-415/93 sayılı ve 1995 tarihli karar.
9 Meca Medina and Igor Majcen v. Commission, ECR 2006 I-6991.
11-54/1385-495
4
iradeye sahip olmaları nedeniyle bağımsız karar verme yeteneğini haiz oldukları sonucuna
ulaşılmaktadır.
Spor kulüplerinin iktisadi bir faaliyette bulunup bulunmadığı hususunun ise, inceleme konusu
eylem özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira belirli bir alandaki iktisadi faaliyeti
nedeniyle teşebbüs statüsüne sahip olan bir hukuki varlığın, eylemde bulunduğu her alanda
teşebbüs statüsünü taşıyacağını ileri sürmek mümkün değildir. Örneğin, ülkemizde
belediyeler genellikle şehir içi ulaşımın düzenlenmesi ve bu alanda hizmet sunulması
faaliyetlerini bir arada yürütmektedirler. Belediyelerin, şehir içi toplu taşıma hizmetini sunarken
iktisadi bir faaliyette bulunduğu ve dolayısıyla teşebbüs statüsünü haiz olduğu bir gerçektir. 140
Ancak, belediyelerin şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin sunulması esnasında sahip olduğu
teşebbüs statüsünün, şehir içi ulaşımın düzenlenmesi bağlamındaki faaliyetleri bakımından
da geçerli olacağını ileri sürmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Zira belediyelerin bu
alandaki faaliyet ve görevleri, mal veya hizmet üretimi, satımı veya pazarlanması şeklinde
özetlenebilecek iktisadi bir faaliyet değil, bir düzenleme ve denetim faaliyetidir. Bu örnekten
de açıkça görüldüğü üzere, 4054 sayılı Kanun kapsamında teşebbüs statüsü, gerçek veya
tüzel kişilerin bir alandaki faaliyetleri nedeniyle kazanmaları ile birlikte her alandaki
faaliyetlerine sirayet eden bir statü olmayıp, söz konusu gerçek veya tüzel kişilerin sadece
iktisadi faaliyetleri ile sınırlı olarak taşıdıkları bir statüdür. Dolayısıyla, herhangi bir eylemi
nedeniyle rekabet hukuku incelemesine taraf olan bir hukuki varlığın teşebbüs statüsünü haiz 150
olup olmadığı değerlendirilirken, ilgili hukuki varlığın çeşitli alanlardaki faaliyetlerinin iktisadi
bir faaliyet teşkil edip etmediğinden ziyade, inceleme konusu eylemin iktisadi bir faaliyet
çerçevesinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, teşebbüs statüsünün tespiti bakımından “iktisadi faaliyette bulunma”
ifadesinden anlaşılması gereken, 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesinde de işaret edildiği
üzere, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyette bulunmaktır.
Mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanması söz konusu olmaksızın bir gelir elde etme
faaliyetinin ise, rekabet hukuku açısından iktisadi bir faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün
değildir. Örneğin ülkemizde siyasi partilerin en önemli gelir kaynaklarından birisi, hazine
yardımlarıdır. Siyasi partilerin milletvekili genel seçimlerinde belirli bir oy oranını yakalamaları 160
halinde elde ettikleri bu gelir, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir
faaliyet sonucunda elde edilen bir gelir olmaması nedeniyle, siyasi partilerin faaliyetleri birer
iktisadi faaliyet, siyasi partiler ise birer teşebbüs olarak kabul edilmemektedir.
Spor kulüplerinin faaliyetleri bu çerçevede değerlendirildiğinde, kulüplerin bilet satışı, yayın
haklarının satışı, reklam ve sponsorluk haklarının satışı ve futbolcu transferi gibi alanlardaki
faaliyetleri, doğrudan mal veya hizmet satışına yönelik iktisadi faaliyetlerdir. Dolayısıyla spor
kulüplerinin bu alanlardaki faaliyetleri esnasında teşebbüs statüsüne sahip olduğunu
söylemek mümkündür. Bununla birlikte, spor kulüplerinin söz konusu faaliyetleri
gerçekleştirirken teşebbüs statüsüne sahip olması, bu kuruluşların sporla ilgili tüm
faaliyetlerinde teşebbüs statüsünü taşıyacağı anlamına gelmemektedir. Spor kulüpleri 170
tarafından gerçekleştirilen sportif müsabakalar, son tahlilde şampiyonluk primi elde etmek
veya yayın havuzundan daha fazla pay almak gibi birtakım kazanç beklentilerini içinde
barındırsa bile söz konusu kazançlar, doğrudan mal veya hizmet üretimi, satımı veya
pazarlanması neticesinde elde edilen kazançlar olmayıp, sportif başarıya bağlı olarak elde
edilen kazançlardır. Dolayısıyla, belirli bir iktisadi kazanç beklentisini içinde barındırsa bile
sportif müsabakaların birer iktisadi faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Öte yandan, spor kulüplerinin sportif alandaki başarı veya başarısızlığının bir şekilde söz
konusu kulüplerin bilet satışı, futbolcu transferi, reklam ve sponsorluk haklarının satışı gibi
iktisadi faaliyetlerini etkilediğinin kabul edilmesi mümkün olmakla birlikte, sportif performans
11-54/1385-495
5
ile iktisadi performans arasındaki bu ilişki doğrudan bir ilişki olmayıp, dolaylı bir ilişkidir. 180
Dolayısıyla, herhangi bir sportif olaya ekonomik bazı sonuçlar izafe edilmesi, o olayı kendi
başına bir ekonomik faaliyet olarak nitelendirmek için yeterli değildir.
Bu çerçevede, yapılacak herhangi bir sportif müsabakanın sonucunu kulüplerden birinin
lehine çevirmeyi amaçlayan şike anlaşmalarının yapılması esnasında, ilgili kulüplerin
teşebbüs statüsü ile hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla, şike
anlaşmalarının rakip teşebbüsler arasında gerçekleştirilen iktisadi rekabeti bozucu bir
anlaşma olarak değerlendirilmesinden ziyade, spor etiğine aykırı ve sportif rekabeti bozucu
eylemler olarak değerlendirilmesi daha uygundur. Aksinin kabulü ise, rekabet hukuku
kurallarının teşebbüsler arasındaki iktisadi rekabetle doğrudan ilgili olmayan pek çok alanda
uygulanması sonucunu doğuracaktır ki, bu durum en başta söz konusu kuralların konulma 190
amacı ile bağdaşmayacaktır. Nitekim sporcuların ve spor kulüplerinin sportif müsabakalar
sonucunda belirli bir kazanç beklentilerinin bulunması veyahut birtakım iktisadi faaliyetlerinin
sportif faaliyetlerden etkilenmesi nedeniyle teşebbüs olarak kabul edilmesi halinde, herhangi
bir atletizm müsabakasında şampiyonluğa yarışan bir atletin, en büyük rakibini sportif
kurallara aykırı bir şekilde ekarte etmek üzere, görece şampiyonluk şansı az olan bir diğer
atlet ile yapacağı bir anlaşmanın da Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti bozucu bir
anlaşma olarak kabul edilmesi gerekecektir. Doğrudan sportif rekabet ve spor etiği ile ilgili bir
sorun olan bu tür bir duruma rekabet hukuku araçları ile müdahale etmenin, 4054 sayılı
Kanun’un kapsamı ve amacı ile bağdaşmayacağı açıktır.
I. SONUÇ 200
Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre; 2010-2011 yılı Türkiye Futbol
Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında spor kulüpleri hakkında ortaya çıkan şike
iddialarına yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında olmadığına OYÇOKLUĞU ile
karar verilmiştir.
Rekabet Kurulu’nun 27.01.2011 Tarih ve 11-54/1385-495 Sayılı Kararına
KARŞI OY GEREKÇESİ
Kurulumuz 27.01.2011 Tarih ve 11-54/1385-495 Sayılı Kararı ile başvuru konusu 2010-2011
yılı Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarındaki şike iddialarına konu
olan eylemlerin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi
kapsamında rekabet ihlaline yol açabilecek anlaşmalar niteliğinde olduğu ve bu nedenle
anılan yasaya göre karar verilmesi talebiyle yapılan başvuru sonucunda; şike iddialarına
yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında olmadığına karar vermiş bulunmaktadır.
Aşağıda açıklayacağımız nedenlerle, başvuru konusu eylemlerin Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun kapsamında olduğu kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ‘Kapsam’ başlıklı 2.maddesinde;
“Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu
piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve
kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu
hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma
niteliğindeki her türlü hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir,
tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer.’’ hükmü yer
11-54/1385-495
6
almış, yine aynı Kanun’un “Tanımlar’’ başlığı altındaki 3.maddesinde de; Teşebbüs: Piyasada
mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen
ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimleri, ifade eder şeklinde düzenleme
yapılmıştır.
4054 Sayılı Kanun’un 2.maddesinde kanunun kime ve kimlere, hangi şartlarda uygulanacağı
genel olarak gösterilmiştir. Bir başka anlatımla öncelikle bu maddede kanunun süjesi
belirlenmiştir. Maddeye göre Kanun, teşebbüslerin yasanın çeşitli maddeleri ile yasaklanan
veya yükümlülük verilen her türlü hukuki işlem ve davranışlarının, rekabetin korunmasına
yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkindir.
Yukarıda hükmü açıklanan 2.maddenin gerekçesinde de ; ‘’ Rekabetin sağladığı yararların bir
bütün olarak ekonominin tüm alanlarından istenmesi normaldir. Bu nedenle rekabet
kuralları ekonomik faaliyette bulunan her teşebbüse uygulanmalıdır. Teşebbüslerin kamu
kurumlarına veya özel kişilere ait olmasının önemi yoktur. Her ne kadar rekabet hukukunda
da kamu yararı ve kamu düzeninin korunması amaçları ön plana çıkıyorsa da genel ekonomik
menfaatlere hizmet etmekle görevlendirilmiş teşebbüslerin bu görevlerini yerine getirmelerinin
rekabet kurallarıyla çatışmaması gerekir.’’ denilmekle, yasa koyucu her ne şekilde olursa
olsun, kısmen de olsa ekonomik faaliyeti olan her teşebbüsü, ister kamu veya özel kişilere
aidiyet ve özel veya genel ekonomik menfaatlere hizmet ayrımı yapmaksızın kapsamı geniş
tutarak, ekonomik faaliyet kriterine haiz bütün sektörlerin aktörlerini Kanun kapsamına almayı
amaçlamıştır.
Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’un süjesi olan teşebbüs yukarıda belirtildiği gibi,
piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve bağımsız karar verebilen ve
ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler olup, Kanuna göre teşebbüs, üretim,
dağıtım ve hizmet verme şeklinde ekonomik faaliyetlerde bulunan ve bağımsız karar verme
özgürlüğüne haiz olan ekonomik varlıklardır. Bu tanımlarda da görüleceği üzere teşebbüsün
unsurları, ekonomik faaliyette bulunma, bağımsız karar verme özgürlüğüne sahip olma ve
ekonomik varlık olmasıdır.
Olayımızda öncelikle belirlenmesi gerekli olan ilk husus uyuşmazlık konusu başvuru ile ilgili
eylemlerde bulunduğu ileri sürülen spor kulüplerinin (Futbol Kulüplerinin ) 4054 Sayılı Kanun
anlamında teşebbüs olup, olmadığı başka bir anlatımla anılan Kanunun süjesi olup
olmayacağıdır. Bunun devamında da ikinci husus olarak, teşebbüsün asli unsuru olarak, bu
kulüplerin müsabaka şeklinde oluşan faaliyetlerinin salt sportif bir faaliyet mi? yoksa bu
faaliyetlerinin sportif faaliyetle birlikte doğrudan ekonomik faaliyet kavramı içinde
değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği konusudur. Yukarıda teşebbüs tanımı yapılırken
hukuki varlıktan söz edilmemiş ekonomik varlıktan söz edilmiştir. Rekabet hukukunda süje
olabilmek için hukuki bir varlık olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Şirket olmayan tüzel kişiler
genelde kamu tüzel kişileri olmalarına rağmen, şirket olmayan özel hukuk tüzel kişileri ise
spor kulüpleri ve spor organizasyonlarıdır. Komisyonun kendisine yöneltilen yazılı sorulara
verdiği yanıtlarla ortaya koyduğu görüşüne göre Roma Antlaşması (R.A.) md. 81 ve 82
hükümleri ekonomik faaliyetlerde bulunmaları nedeniyle spor kulüplerine de uygulanabilir. Bu
kulüplerin üye olduğu kuruluşlar ise teşebbüs birliği niteliğinde sayılmalıdırlar.10 Avrupa Birliği
Adalet Divanı’nın (ATAD) sporcuların serbest dolaşımdan faydalanabileceğine ilişkin olarak
verdiği Bosman kararı, yine Komisyonun İngiltere’de Premier Futbol Ligi’nin
organizasyonunu yürüten İngiliz Futbol Birliği Ltd. Şti.’ni kendisine bildirimde bulunduğu bir
10 Oğuzkan Güzel - Rekabet hukukunda teşebbüs ve teşebbüs birlikleri- Uzmanlık tezi - sayfa 20
11-54/1385-495
7
anlaşma nedeniyle yaptığı bir incelemede, hakim durumda bulunduğuna karar vermiştir. Yine
Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) ile Formula 1 Yönetim Ltd (FOA)’yı aralarında
yaptıkları, dünya şampiyonası düzenleme konusundaki anlaşmanın bildirilmesi üzerine
yapılan incelemede teşebbüs olarak nitelendirmiştir.11 Ayrıca, ATAD Karen Murphy (BskyB)
davasında Naklen yayın sağlayan ve Yunanistan’dan aldığı decoderin Avrupa Birliği Ülkesi
olmasından dolayı İngiltere’de serbestçe kullanabileceğine karar vermiştir.12 Kurulumuz 2006
yılında Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş.(GSSTY) ile Galatasaray Spor ve
Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. (GSFİ)’nin , GSSTY bünyesinde birleşmesi işlemine izin veya
menfi tespit belgesi verilmesi talebine ilişkin olarak verdiği kararında Galatasaray Spor Kulübü
Derneği’ni teşebbüs ve ilgili pazarı da “futbol oyunları pazarı” olarak belirlemiştir.13 Bu
açıklamalarımızın sonucu olarak söyleyebiliriz ki, spor kulüpleri 4054 Sayılı Kanun’un süjesi
olan teşebbüs kavramı içerisine giren özel hukuk tüzel kişileridir. Futbol kulüplerinin
müsabaka şeklinde oluşan faaliyetin salt sportif bir faaliyet mi? yoksa bu faaliyetin sportif
faaliyetle birlikte doğrudan iktisadi faaliyet olarak değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği
konusunu da aşağıdaki paragraflar da geniş olarak açıklamaya çalışacağız.
Günümüzde spor, hızla büyüyen bir endüstri haline gelmiş ve gerçek amacı olan sportif
boyutu artık işleyişte kaybolmuştur. Spor; para, iş, zevk ve bazı örgütler için ürün aktivitesi
halini alarak pazarlanabilir bir hizmet haline gelmiş ve ticarileşmiştir. Bu nedenle spor
müsabakalarına bakış açısı da günden güne değişmekte her gün daha yüksek performans ve
daha iyi sonuçlar istenmektedir. Bunun sonucunda karşılaşmaların tek amacı da kazanmak
olarak görülmektedir. Bu değeri meydana getiren etkenler arasında kazanmayla sporcunun ve
kulüplerin elde edeceği büyük ödüller, antrenörün ya da kulübün kazanmaya aşırı değer
vermesi, seyircilerin taraftarı olduğu takımın kazanmasını istemesi ve oynadığı şans
oyunlarından para kazanma isteği, halka açılan futbol kulüp hissedarlarının hisselerinin değer
artışı medya kuruluşlarının yer verdiği programlar sayılabilir.
Ülkemizde bir kısmı halen dernek statüsünde olan futbol kulüplerinin bir çoğunun dünya
örneklerinde olduğu gibi, futbolun endüstriyel bir gelişim içine girmesiyle birlikte şirketleşme
sürecine girdikleri bilinmektedir. Spor kulüplerinin şirketleşmekteki en önemli amaçları;
sonucunda sağlayacakları fayda olarak kurumsallaşma, profesyonelleşme ve ayrıca gelir
kaynaklarının arttırılmasıdır.14 Futbol kulüplerinin gelişen endüstriyel futbol pazarında daha
etkin aktörler olabilmeleri, onların bu piyasadan daha fazla pay alabilmelerine bağlıdır.
Rekabetçi piyasa içinde futbol kulüplerinin karlarını maksimize edebilme ve daha fazla gelir
elde edebilme mücadelesi, kulüpleri yeni gelir kaynakları yaratma konusunda yeni arayışlara
sevk etmiş, bu amaçla futbol kulüpleri daha değişik, daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli
fonları sağlayabilmek için sermaye piyasalarına açılmışlardır. Bugün Dünyada olduğu gibi
ülkemizin Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzon gibi futbol kulüplerinin şirket
hisseleri borsada işlem görmektedir.
11 Oğuzkan Güzel - Rekabet hukukunda teşebbüs ve teşebbüs birlikleri - Uzmanlık tezi -sayfa 21
12 2006-2007 Premier Lig sezonunda, Portsmouth şehrinde Fratton Park Stadı yakınında bir Pub işleten, Karen Murphy, işletmesinde
Premier Lig maçlarını da yayınlamış, ancak Murphy, yıllık aidatı o zaman 9800 Euro olan BSkyB decoderi değil, yalnızca yıllık 930 Euro
ödediği Yunanistan’ın dijital platformu olan o dönem Premier Lig yayın haklarına sahip Nova decoderi satın alarak işletmesine koymuş, bunu
öğrenen Premier Lig ve Sky yönetimleri Karen Murphy’i mahkemeye vermiş, Bunun üzerine Murphy, AB yasalarının tüm ülkelerde eşit
uygulanması konusunda yetkili olan Avrupa Adalet Divanı’na başvurmuş, başvurusunda serbest piyasa ekonomisinde böyle bir yasağın
olamaması gerektiğini iddia etmiş, ATAD AB ülkelerinden satın alınan decoderlerin AB sistemine dahil olan başka bir ülkede
yasaklanamayacağına karar vermiştir.
( Hüseyin Özkök - Yayın Haklarında ‘Bosman’ kararı – Makale )
13 Rekabet Kurulu’nun 23.11.2006 gün ve 06-85/1086-315 sayılı kararı
14 Endüstriyel Futbol, Literatür yay., İst., Ocak 2005, sh. 219 Tuğrul Akşar,
11-54/1385-495
8
Endüstriyel futbolun bugün dört farklı kesimi bulunmaktadır: Kulüpler, futbol arzını piyasaya
sunmakla görevlidirler. Buna karşın bu metalaşan arzı pazarlayan federasyon ve dijital
yayıncı kuruluşlar söz konusudur. Tabii son olarak bu ürünü satın alacak/izleyecek
tüketiciler/seyirciler/taraftarlar ya da müşteriler söz konusu olacaktır. Stadyumların birer
ticaret kompleksine dönüştürüldüğü ve kulüplerin yan ürünlerinin satışının yapıldığı bu
süreçte, özellikle yeni iletişim olanakları üzerine büyük yatırımlarda bulunulmaktadır. Her
şeyin paraya endekslendiği, kazanılan kupaların bile getirdiği paraların gerisinde kaldığı bir
dönemde kulüpler, tüketim toplumunun istediği gibi birer marka ve ürün haline gelmeye
başlamışlardır.15 Bugün sporcular ve takımlar özellikle futbolda sadece eski meslektaşlarının
defne tacı, madalya ve metal kupa almanın aksine ekonomik, sosyal ve prestij yönünden
sağladığı avantajlar için yarışmaktadırlar.
Futbol kulüplerinin Futbol takımı denen temel birimi kendi başına bir üretim gerçekleştiremez;
maç/karşılaşma yapamaz; organizasyon düzenleyemez. Dolayısıyla, futbolda üretim tek
birimle yapılamaz, birden fazla birimin katıldığı müsabaka biçiminde düzenlenen ilişkiyle
yapılır. Dolayısıyla, varlıkları hiç değilse, bir futbol ligi oluşturacak sayıda kulübün olmasına
bağlı futbol yapılanması, birim içi ve birimler arasında rekabet şeklinde biçimlendirilmiş;
örgütlü ortak ilişkiyle yapılan üretimin sonucudur. Birimler arası rekabet müsabaka şeklinde
düzenlenmiştir. Ligler ve özel maçlarla gerçekleştirilen bu ortak üretimle ticari bakımdan
geçerli maç denen izleyici/taraftar/müşterinin seyir hizmetine sunulan bir ürün üretilir. Bu
üretimin örgütlenmesi ve ilişkileri okul takımlarından, kümelere ve liglere, yerel, ulusal ve
uluslararası turnuvalara kadar çeşitlenir. Futbolda müsabakayı sahada üreten emek
futbolcudur. Üretim yeri stadyum, seyir şeklinde stadyumda, evinde veya kahvehanede
tüketen de taraftar/müşteridir.
Futbolda pazar olgusunu irdelersek temel pazar yöresel olup, liglerde ise bu pazar ülke
çapındadır. Ligde başarılı olan takımın pazarı sınırlı bir zaman ve dönem için uluslar arası
(Avrupa) olmaktadır. Pazarın genişliği kazancın kapsamını belirlediğinden takımın başarısı
için vazgeçilemezdir. Yerellik içine sınırlanmış bir pazarda finansal başarı kısıtlıdır. Geniş
pazardaki takımlar hem karşılaşmalarda hem de iş dünyası faaliyetlerinde çoğunlukla daha
başarılıdır. Bunların yanında pazarlama ve takımı yönetim becerileri malî başarıyı etkileyen
diğer faktörler arasında önde gelenlerdir.
Futbol ekonomisinin en önemli unsurları olan örgütlenme ve fonksiyonlarında da, modern
rasyonelleştirilmiş endüstriyel üretimin bütün temel karakterlerinin adeta kopyasını görmek
mümkündür. Bunlar yüksek derecede uzmanlaşma ve standartlaşma, bürokratlaşmış ve
tabakalaşmış idare, uzun dönemli planlama, bilim ve teknolojiye artan şekilde bağımlılık,
maksimum verim elde etmeye zorlama (birinci olma, şampiyon olma), yapılan işin
sayıma/istatistiğe vurulması (puanlar, averaj, her oyuncunun attığı goller) ve hepsinin
ötesinde üretici (futbol işçileri) ve tüketicinin (taraftar/seyirci/izleyici/müşteri) durumudur.
Futbolda üretim, seyircinin seyretmesini (1) seyir için maç sunarak, (2) seyrin tarzını
belirleyerek (3) seyircide sadece maça gitme ve maç seyretme değil aynı zamanda diğer ek,
yan veya ilişkili ve ilişkisiz ürünler olarak sunduğu maddeler için gereksinim yaratarak tüketimi
üretir.16
15 İletişim kuram ve araştırma dergisi Sayı 26 Kış- Bahar 2008, s89-114 Ahmet Talimciler Yrd.Doç.Dr, Ege Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü
16 İletişim kuram ve araştırma dergisi Sayı 26 Kış-Bahar 2008, s.1-58 İrfan Erdoğan
11-54/1385-495
9
Günümüzde endüstrileşen futbol sektöründe artık şirketleşmeyle birlikte, futbol kulüpleri kar
amacı güden şirketler, sporcuları işçi, taraftarı müşteri, spor alanları işyeri, sportif faaliyetler
yani sportif karşılaşmalarda bu faaliyetlere çeşitli şekilde katılanların, dizayn ettikleri
gelir/gider dengesi ölçüsünde katıldıkları ve adeta üretime dönüştürdükleri bir pazar haline
gelmiştir. İzleyici, taraftar ve ürün satın alan müşterinin tüketici olduğu bu pazarda spor
kulüplerinin gelirler kaynakları ve bu pazarın aktörleri aşağıdaki şemada gösterilmiştir.17
(Tablo1) Kaynak: :///Bir Endüstri Olarak Futbol /Makale/ Mete İkiz
Endüstriyel futbolun en önemli unsurlarından biriside, hatta en önemlisi rekabetçi denge’dir.
Sporun temelinde olan rekabet endüstriyel futbol pazarında parasal getirinin de motor
gücüdür. Endüstriyel futbolun varlığını sürdürebilmesi reytinge bağlıdır. Reyting ise rekabet
temelinde yükselen bir show-business değeri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir maçın, bir
takımın, bir ligin izlenme oranı tamamen rekabet temelli reytingle doğrudan ilişkilidir. En çok
izlenen maç, takım veya lig en çok para kazandıran özelliğe sahiptir. Çünkü reyting
pazarlamanın en önemli enstrümanıdır. Rekabetçi dengesi en yüksek ligler en çok izlenen ve
dolayısıyla en çok kazandıran liglerdir.18
Rekabetçi dengede başarı döngüsüne gelince; futbolda sportif başarının parasal başarıya
dönüşmesi sorunu günümüz futbolunun en önemli konularından birisidir. Futbol kulüpleri
sportif başarılarını parasal başarıya dönüştürebildikleri oranda sportif ve mali rekabet güçlerini
arttırabilmekte ve sonuçta bu konuya bağlı olarak kulübün marka değeri artmaktadır. Sportif
başarı parasal başarıya, parasal başarıda sportif başarıya dönebiliyorsa buna “ Futbolun
Başarı Döngüsü’’ denilmektedir.
17 ’Spor Kulüplerinin Mali ve Yönetişim Sorunları ve Bunlara İlişkin Çözüm Önerileri“Hakkında Rapor Tuğrul Akşar
18 Tuğrul Akşar -Kutlu Merih Futbol ekonomisi Literatür Y.sayfa 254
11-54/1385-495
10
Endüstriyel Sporda/ Futbolda Başarı Döngüsü
Spor/Futbol Ekonomisi Tuğrul AKŞAR10
Mali Başarı
Kulübe
Sportif
Yatırım
Sportif
Başarı
Artan
Parasal
Gelir
Futbol
Takımının
Artan
Değeri
(Tablo 2) Kaynak :‘’Spor Kulüplerinin Mali ve Yönetişim Sorunları ve Bunlara İlişkin Çözüm Önerileri“Hakkında Rapordan alınmıştır.(Tuğrul
Akşar-2005)Meclis Araştırma Komisyonuna sunulmuştur.
Futbolun başarı döngüsündeki en önemli argüman olan finansmanı sağlamak adına yapılan
tüm faaliyetlerden elde edilen futbol kulüplerinin gelirleri; günümüzde ana faaliyet gelirleri
olarak maç günü stadyum geliri, reklam ve medya geliri, logolu ürün satış geliri ve sponsorluk
ile bahis gelirleridir. Diğer taraftan, futbol sektörü birçok sektöre ilave katma değer
sağlamaktadır. Bunlar logolu ürün satışı için tekstil sektörüne, maç izlemek için TV ve
elektronik sektörüne, reklam ve medya sektörü ile iletişim sektörüne, maçları ve turnuvaları
izlemek için turizm sektörüne, eğlence ve yeme-içme sektörüne sağlanan ilave katma
değerlerdir. Futbolun kendi ana faaliyet alanında sağladığı ana gelirleri dışında başka
sektörlere sağladığı katma değerlerin toplamı 250 milyar dolara yaklaşmaktadır. 19
Avrupa’da artık futbol kulüpleri devasa bütçelerle faaliyet göstermektedir. Sportif başarılar
geldikçe gelirler artmakta, gelirlerin iyi bir yönetimle kullanılması, sportif başarıya dönüşecek
yatırımlara (Futbolcu, Teknik Direktör transferi, tesis yapımı, stat yapımı v.b) dönüştükçe daha
fazla ve daha önemli, sportif ve mali başarılar gelmektedir. Avrupa kulüplerinin gelirleri artık
milyon eurolarla ifade edilmektedir.
Başlıca Avrupa Kulüplerinin Yıllar Bazında Gelirleri milyon euro olarak aşağıda gösterilmiştir.
Bu tablo ile Avrupa da futbol pazarının ne denli ekonomik büyüklüğe sahip olduğu
görülmektedir.
19 Tuğrul Akşar ‘şike ekonomisi’ makale
11-54/1385-495
11
(Tablo3
) Kaynak: Deloitte, 2005/2006 Football Money League, Şubat 2007
Ülkemizde de, Futbol kulüplerinin özellikle borsaya açılan 4 büyük kulübün gelirleri milyonlarla
ifade edilmektedir. Aşağıdaki tablo süper ligde yer alan tüm kulüplerin diğer sektörlerde
sağladığı katma değerlerin haricinde, TV yayın hakları, Süper Lig isim hakkı satışı, Tribün
gelirleri, Sponsor gelirleri, saha içi reklam gelirleri Türkiye Kupası isim hakkı satışları ve diğer
gelirler itibariyle rakamlar futbol pazarının büyüklüğünü aşağıda göstermektedir.
2005-2006 yılı itibariyle Türk Futbol Pastasının Büyüklüğü
Tutar
(Milyon
Dolar)
Toplam
Gelir
İçindeki
payı (%)
Tv yayın hakları 139 30
Süper Lig İsim hakkı satışı 20 4
Tribün gelirleri 70 13
Sponsor gelirleri 75 16
Saha içi reklam pastası 55 12
Türkiye Kupası ism.hak.sat. 13 3
Diğer gelirler 100 22
TOPLAM (Milyon Dolar) 472 100
(Tablo4) Kaynak: “Anadolu ve İstanbul Açısından Ligimizde İktisadi ve Mali Anlamda Rekabetçi Denge”, Tuğrul AKŞAR,
Kurulumuz Spor kulüplerinin ve federasyonlarının çeşitli karar ve uygulamalarının rekabet
hukuku kapsamında değerlendirilebilmesi bir başka anlatımla, teşebbüs olarak rekabet
hukuku süjesi olabilmesi için bağımsız karar verebilme özelliğinin yanı sıra bu karar ve
uygulamaların ilgili teşebbüslerin iktisadi faaliyetlerini doğrudan etkilemesinin zorunlu
bulunduğunu, şike anlaşmalarının, herhangi bir sportif müsabakanın sonucunu etkilemeye
11-54/1385-495
12
yönelik anlaşmalar olduğunu, Söz konusu anlaşmaların, iki kulüp arasında yapılabileceği gibi,
herhangi bir kulüple ile diğer kulübün sporcuları arasında da olabileceğini , anılan
anlaşmalarda genellikle, müsabakanın ilgili kulüp lehine sonuçlanması suretiyle söz konusu
kulübün rakipleri ile olan sportif rekabette ön plana çıkmasının sağlanmasının amaçlandığını,
başvuru konusu iddiaların 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, öncelikle
iddia edilen şike eylemini gerçekleştiren spor kulüplerinin, söz konusu eylemleri, teşebbüs
veya teşebbüs birliği statüsü çerçevesinde gerçekleştirmesi gerektiğini, spor kulüplerinin
teşebbüs statüsü bu çerçevede incelendiğinde, 5253 sayılı Dernekler Kanunu kapsamında bir
dernek veya Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde bir şirket olarak kurulan spor
kulüplerinin, üyelerinden veya ortaklarından bağımsız bir tüzel kişiliğe ve iradeye sahip
olmaları nedeniyle bağımsız karar verme yeteneğini haiz oldukları sonucuna ulaşıldığını, spor
kulüplerinin iktisadi bir faaliyette bulunup bulunmadığı hususunun ise, inceleme konusu eylem
özelinde değerlendirilmesi gerektiğini, zira belirli bir alandaki iktisadi faaliyeti nedeniyle
teşebbüs statüsüne sahip olan bir hukuki varlığın, eylemde bulunduğu her alanda teşebbüs
statüsünü taşıyacağını ileri sürmenin mümkün bulunmadığını, 4054 sayılı Kanun kapsamında
teşebbüs statüsü, gerçek veya tüzel kişilerin bir alandaki faaliyetleri nedeniyle kazanmaları ile
birlikte her alandaki faaliyetlerine sirayet eden bir statü olmayıp, söz konusu gerçek veya tüzel
kişilerin sadece iktisadi faaliyetleri ile sınırlı olarak taşıdıkları bir statü olup, dolayısıyla,
herhangi bir eylemi nedeniyle rekabet hukuku incelemesine taraf olan bir hukuki varlığın
teşebbüs statüsünü haiz olup olmadığı değerlendirilirken, ilgili hukuki varlığın çeşitli
alanlardaki faaliyetlerinin iktisadi bir faaliyet teşkil edip etmediğinden ziyade, inceleme konusu
eylemin iktisadi bir faaliyet çerçevesinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi
gerektiğini, diğer taraftan, teşebbüs statüsünün tespiti bakımından “iktisadi faaliyette
bulunma” ifadesinden anlaşılması gerekenin, 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesinde de işaret
edildiği üzere, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyette
bulunmak olduğunu, mal veya hizmet üretimi, satımı ve pazarlanması söz konusu olmaksızın
bir gelir elde etme faaliyetinin ise, rekabet hukuku açısından iktisadi bir faaliyet olarak
değerlendirilmesi mümkün bulunmadığını, örnek olarak da ülkemizde siyasi partilerin en
önemli gelir kaynaklarından birisinin, hazine yardımları olduğunu , siyasi partilerin milletvekili
genel seçimlerinde belirli bir oy oranını yakalamaları halinde elde ettikleri bu gelir, mal veya
hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyet sonucunda elde edilen bir gelir
olmaması nedeniyle, siyasi partilerin faaliyetlerinin birer iktisadi faaliyet, siyasi partilerin ise
birer teşebbüs olarak kabul edilmediğini belirtmekte, yine devamla, spor kulüplerinin sportif
alandaki başarı veya başarısızlığının bir şekilde söz konusu kulüplerin bilet satışı, futbolcu
transferi, reklam ve sponsorluk haklarının satışı gibi iktisadi faaliyetlerini etkilediğinin kabul
edilmesi mümkün olmakla birlikte, sportif performans ile iktisadi performans arasındaki bu
ilişki doğrudan bir ilişki olmayıp, dolaylı bir ilişki olduğunu bu nedenle herhangi bir sportif
olaya ekonomik bazı sonuçlar izafe edilmesi, o olayı kendi başına bir ekonomik faaliyet olarak
nitelendirmek için yeterli olmadığını savunarak bu nedenlerle, dosya konusu iddiaların 4054
sayılı Kanun kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığına karar vermiştir.
Kurul başvuru konusu olayı, 4054 sayılı Kanun kapsamı dışında tutarken kararının
gerekçesinde özetle futbol müsabakalarının sportif bir faaliyet olduğunu, müsabaka
aktörlerinin arasındaki rekabetin sportif rekabet olduğu ve sonucunda da sportif başarının
geldiğini, bu sportif rekabete bir takım ekonomik sonuçlar izafe edilse bile, buradaki sebep-
sonuç ilişkisinin doğrudan olmayıp, dolaylı olduğunu, spor aktörlerinin arasında şike olarak
ifade edilebilen bu anlaşmaların sportif rekabete ait olduğunu, teşebbüsler arasındaki
ekonomik rekabete ilişkin bir yönü tespit edilemediği sürece, oyunun kurallarına ilişkin ihlal ya
da işbirliklerinin rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığını
11-54/1385-495
13
belirtmektedir.
Öncelikle belirtilmesi gereken husus, futbolda düzenleyici konumunda olan federasyonun
kurallarının ihlali ile spor kulüplerinin anlaşmak yoluyla yaptığı işbirliği aynı kategori içinde
değerlendirilemez. Çünkü, futbol oyun kurallarının ihlali benzetme anlamında Ticaret
Kanun’unda öngörülen, rekabetin dürüstlük kurallarına aykırı olarak veya aldatıcı
davranışlarla bozulması olarak tanımlanan haksız rekabet niteliğindedir. Müsabaka da
yapılan faul, elle oynama gibi kural dışı hareketler bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kural
ihlalleri ile müsabaka aktörlerinden birisi müsabakayı kendi lehine çevirme adına kural ihlali
yapmaktadır. Bir anlamda haksız rekabette bulunmaktadır. Bu eylemlerin müeyyidesi, futbol
üretiminin emeğini yaratan futbolcuların müsabaka içerinde hakem tarafından verilen ihtarla
başlayan, ceza atışı veya kart gösterilmesi şeklinde oyundan atılması sonucuna kadar
uzanan ve müsabakadan sonra ise disiplin kuruluna sevk edilerek çeşitli ceza
müeyyidelerine maruz kalmasıdır. Spor kulüplerinin rekabetçi ve adil yarışın dışına çıkarak,
birbirleriyle anlaşıp, maçın/maçların sonucunu/sonuçlarını ve bu yolla kendi lehlerine veya 3
üncü bir futbol kulübünün lehine sonuçlandırıp, yakın hedef olarak, ülkemiz anlamında Süper
Lig Şampiyonluğu veya Türkiye kupasını kazanması ve uzak hedef olarak da UEFA nezdinde
düzenlenen organizasyonlara katılması amacı ilk bakışta gerçekten sportif bir başarı olarak
görünmektedir. Kurulumuzun bir sportif olaya ekonomik bazı sonuçlar izafe edilmesi, olayı
kendi başına bir ekonomik faaliyet olarak nitelendirmek için yeterli bulunmadığı şeklinde
düşündüğü futbol pazarı, futbol kulüplerin oluşturduğu yukarıda geniş olarak açıklanan ve
rakamsal olarak da ifade edilen adeta endüstri haline gelen büyük meblağlarla ifade edilen bir
futbol pazarıdır. Hiç kimse sportif başarısı olmadan bir kulübün gelirlerinin artacağını
söyleyemez. Yukarıda açıklandığı gibi sportif başarı ekonomik başarıyı
getirmektedir.(Futbolun Başarı Döngüsü) Sportif başarı ile ekonomik başarı doğru orantılıdır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi futbol üretiminin, ürünü olan bir başka anlatımla futbolun varlık
nedeni olan müsabaka olmazsa, futbolla ilgili hiçbir ekonomik faaliyet mümkün olmaz. Bir
futbol kulübü düşünün, futbol takımı en iyi oyunculardan kurulmuş, en iyi tesislere sahip,
ekonomik durumu en üst düzeyde ancak hiçbir müsabaka yapmıyor, başka bir deyişle sportif
faaliyeti yok. Bu durumda maç bileti mi satabilir? sponsor mu bulabilir, naklen yayından pay
mı alabilir? logolu ürünler mi satabilir? hisse senedi mi pazarlayabilir? veya bahis oyunlarına
mı konu olabilir. Tabiatıyla bu sorulara yanıtımız olumsuz olacaktır. Benzetmek gerekirse bu
durumda olan bir futbol kulübü adeta her türlü binaya, makineye, işçiye, hammaddeye,
finansmana sahip, bir başka deyişle üretim araçlarına haiz olan ancak faaliyette bulunmayan,
üretim yapmayan bir işletmeye benzer. Futbolun varlık nedeni olmazsa olmazı olan
müsabakanın sportif faaliyet olduğu, başarının da sportif olduğu, ekonomik faaliyet olmadığı
yolundaki bir görüş, bu örneğimiz karşısında izahtan varestedir.
Kurulumuz kararında sportif başarı ile ekonomik başarı arasındaki doğrudan illiyet bağı göz
ardı edilmektedir. Süper Lig’de şampiyon olan veya Türkiye Kupası’nı alan bir futbol
kulübünün gelirlerinin ne oranda artacağı herkesin kabul edeceği bir gerçektir. Şampiyon olan
veya Türkiye Kupasını alan kulübün TV yayın gelirlerinde havuzdan daha fazla miktarda pay
alacağı, tribün gelirlerinin artacağı, buna bağlı olarak tribün doluluğuyla doğru orantılı olarak
saha içi reklam gelirlerinde yükselme olacağı, sözleşme süresinin bitmesi halinde eski veya
yeni sponsorlarla daha büyük meblağlarla sponsorluk anlaşmaları yapabileceği logolu ürün
satışlarının artacağı ve bu yolla gelirlerinde ekonomik anlamda büyüme meydana geleceği
tartışmasız açıkça ortadadır. Bu nedenle sportif başarının sonucu ekonomik başarıyı
(sonucu) da beraberinde getirmektedir. Bu iki başarı birbirine sıkı sıkıya bağlı ve ayrılmaz
başarılardır.Bütün bu açıklamalarımız göstermektedir ki futbol kulüpleri arasındaki sportif
rekabet aslında ekonomik rekabettir. Sportif başarı sadece yerel düzeyde organize edilen
amatör ligler için söz konusu olabilir. Kaldı ki, Avrupa Birliği Adalet Divanı (ATAD) Belçika
11-54/1385-495
14
vatandaşı, judo sporunu yapan Christelle Deliege ile ilgili verdiği kararda amatör spor
dallarını bile ekonomik faaliyet olarak kabul etmiştir.
ATAD’ın Christelle Deliege ile ilgili verdiği amatör sporların ekonomik faaliyet olarak kabul
edilmesine ilişkin kararındaki saptamalarda, bir sporun ve o sporu yapan sporcuların, her ne
kadar amatör spor ve amatör sporcu olarak tanımlansalar da AB Hukuku anlamında
ekonomik faaliyet kavramının geniş yorumlanması gerektiğine ve bu nedenle sporcular
doğrudan bir kulüp yada bir kurumdan maaş almasalar bile o sporu icra etmekten ve elde
ettikleri başarılardan dolayı hangi sıfatla olursa olsun bir maddi gelir elde etmelerinin
ekonomik faaliyet için yeterli olduğuna karar vermiştir.(ATAD Birleştirilmiş Dava C-51/96 ve C-
191/97 Christelle Deliege karşısında Belçika Judo Ligi,1997,Prg.24) 20
Burada yeri gelmişken kurulumuzun karar gerekçesinde verdiği örneklere de ayrı ayrı
değinmekte yarar görüyoruz. Kurulumuz kararının son sayfasında, sporcuların ve spor
kulüplerinin sportif müsabakalar sonucunda belirli bir kazanç beklentilerinin bulunması
veyahut birtakım iktisadi faaliyetlerinin sportif faaliyetlerden etkilenmesi nedeniyle teşebbüs
olarak kabul edilmesi halinde, herhangi bir atletizm müsabakasında şampiyonluğa yarışan bir
atletin, en büyük rakibini sportif kurallara aykırı bir şekilde ekarte etmek üzere, görece
şampiyonluk şansı az olan bir diğer atlet ile yapacağı bir anlaşmanın da Kanun’un 4. maddesi
kapsamında rekabeti bozucu bir anlaşma olarak kabul edilmesi gerekeceği, doğrudan sportif
rekabet ve spor etiği ile ilgili bir sorun olan bu tür bir duruma rekabet hukuku araçları ile
müdahale etmenin, 4054 sayılı Kanun’un kapsamı ve amacı ile bağdaşmayacağı açık olduğu
belirtilmiştir. Eğer örnekte verilen atletizm müsabakasının sonucunda alınacak şampiyonluk
nedeni ile şampiyon olan atlet maddi bir kazanç, gelir elde ediyorsa, yukarıda açıklanan
Christelle Deliege kararında ATAD tarafından belirlenen “elde ettikleri başarılardan dolayı
hangi sıfatla olursa olsun bir maddi gelir elde etmeleri” unsurunun ekonomik faaliyet kabul
edilmesi yolundaki saptaması karşısında, kurul görüşünün aksine, bu duruma rekabet hukuku
araçları ile müdahale etmenin gerekli ve hatta zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Kurulumuzun verdiği bir diğer örnek olan, belediyelerin şehir içi toplu taşıma hizmetini
sunarken iktisadi bir faaliyette bulunduğu ve dolayısıyla teşebbüs statüsünü haiz olduğu,
ancak, belediyelerin şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin sunulması esnasında sahip olduğu
teşebbüs statüsünün, şehir içi ulaşımın düzenlenmesi bağlamındaki faaliyetleri bakımından
da geçerli olacağını ileri sürmek doğru bir yaklaşım olmayacağı, zira belediyelerin bu alandaki
faaliyet ve görevleri, mal veya hizmet üretimi, satımı veya pazarlanması şeklinde
özetlenebilecek iktisadi bir faaliyet değil, bir düzenleme ve denetim faaliyeti olduğu yolundaki
görüşüne de olayımız özelinde katılmak mümkün değildir. Zira, bu örnekte verilen
belediyelere ilişkin düzenleme faaliyeti olsa olsa futbol sektöründe Türkiye Futbol
Federasyonunun süper lig statüsündeki düzenleme yetkisine, Futbol takımı bazında da
Federasyonun belirlediği statüye göre teknik direktörün takımı belirlemesi, oyun içinde en
fazla anılan statüye göre belirlenen sayıda oyuncuyu değiştirmeye eşdeğer olarak
düşünülebilir. Bu nedenle düzenleme, kural koyma, şartları belirleme olgusu ile futbolun varlık
nedeni ve Futbol sektörünün arz ürünü olan seyirci/müşterinin talebi ile ekonomik değere
dönüşen maç aksiyonunu ve bu aksiyon sonucu müşteri/seyircinin seyretmesine sunulan
ürünü eşdeğer tutmanın mümkün bulunmadığı görüşündeyiz.
Bu konuda Kurulumuz karar gerekçesinde verilen bir diğer örnekte, ülkemizde siyasi partilerin
en önemli gelir kaynaklarından birisinin, hazine yardımları olduğu, siyasi partilerin milletvekili
genel seçimlerinde belirli bir oy oranını yakalamaları halinde elde ettikleri bu gelirin, mal veya
hizmet üretimi, satımı ve pazarlanmasına ilişkin bir faaliyet sonucunda elde edilen bir gelir
20 Av.Hüseyin Köse Legal Yayınları Avrupa Birliği Hukuk Sisteminin Spor Hukukuna Etkileri S.69 vd.
11-54/1385-495
15
olmaması nedeniyle, siyasi partilerin faaliyetlerinin birer iktisadi faaliyet, siyasi partilerin ise
birer teşebbüs olarak kabul edilmeyeceği ileri sürülmekte ise de; örnekte belirtilen, siyasi
partilerce elde edilen gelir, Anayasa’nın 68.maddesinin son fıkrasına göre düzenlenmiş olan
hazinece ödenecek bir mali yardım olup, bu meblağın alınan oy oranına göre
belirlenmesindeki amacın, anılan maddede geçen mali yardımın “yeterli düzeyde ve hakça
yapılması ilkesi’’ni sağlamak adına bir ölçü olarak konulması, öte yandan yine Anayasa’mızın
69.maddesinin 2.fıkrasında yer alan “Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler” hükmü
karşısında, Anayasa ile düzenlenen bir alanda Rekabet Otoritesinin müdahale etmesinin söz
konusu olmaması, artık siyasi partilerin faaliyetlerinin ve bunun sonucundaki gelirlerinin
Rekabet Hukuku bağlamında iktisadi faaliyet noktasında tartışılmasına olanak bulunmaması
nedenleriyle somut olayımıza örnek teşkil etmeyeceği inancındayız.
Futbol pazarında, teşebbüslerin (somut olayda futbol kulüplerinin) iktisadi alandaki
faaliyetlerine ve bu alandaki rekabete bir olumsuz etkisinin olup olmadığının (örneğin belirli
pazarların bazı rakiplere kapatılması, ticari haklarının ya da yayın haklarının pazarlanmasında
bazı kısıtlamalar gibi) göz önüne alınmasının gerektiği açıktır. Artık milyon eurolarla ifade
edilebilen Dünya Futbol pazarında, bir anlamda alt pazar niteliğinde olan Şampiyonlar Ligi
Pazarı, UEFA Kupası v.b pazarlardan söz edilebilir. Bilindiği gibi Süper Lig’de şampiyon olan
futbol takım Şampiyonlar Ligi, Türkiye Kupası’nı kazanan futbol takımı da UEFA Kupası
organizasyonlarına katılmaktadır. Şampiyonlar Ligi’ne veya UEFA Kupasına katılan
takımların, yukarıda belirtilen ülke düzeyinde alınan şampiyonluk ve kupa nedeniyle sağlanan
ekonomik getiriye göre ne denli büyük ekonomik gelirleri olacağını sanırız anlatmaya gerek
bulunmamaktadır.
Başvuru konusu olayımıza gelince, iki futbol takımının anlaşarak maç veya maçların
sonucunu/sonuçlarını şike veya teşvik primi denilen hukuk dışı anlaşma veya işbirliği ile
buna bağlı olarak Süper Lig Şampiyonluğu’nu ve Türkiye Kupası’nı, adil yarışma koşullarında
kazanması gereken futbol takımların elinden rekabete aykırı bir şekilde alması bir anlamda,
bu futbol takımlarına Şampiyonlar Ligi veya UEFA Kupası pazarlarına tamamen
kapatmaktadır. Yine bu şike/teşvik anlaşması televizyon ve internet yayın gelirleri, tribün
gelirleri, saha içi reklam gelirleri gibi pazarları da anılan spor kulüplerine kısmen kapatacaktır.
Bu durumda iki futbol takımının anlaşma yoluyla maç sonucunu değiştirmesi her ne kadar
sportif rekabet gibi görünse de asıl olarak ekonomik rekabete dayanmaktadır.
Aşağıda bulunan tablo ülkemiz takımlarının Şampiyonlar Ligi’ne veya UEFA Kupası’na
katılıp, katılmamanın getirilerini ve ne denli ekonomik sonuçlar doğurduğunu açıkça
göstermektedir.
(Tablo5) Kaynak :
Tabloda görüleceği üzere Trabzonspor Kulübünün 21.299.507 TL olan yayın gelirinin
18.000.000 luk kesimi Şampiyonlar Ligi katılım payından gelen gelirdir.Yine aynı şekilde
Beşiktaş Jimnastik Spor Kulübünün yayın gelirlerinin diğer kulüplere göre yüksek oluşu UEFA
kupasına katılmasından dolayıdır.Bu durumda Fenerbahçe Spor Kulübünün Şampiyonlar
Ligine katılamaması nedeniyle gelir eksikliği 18.000.000 TL dir. Bu miktarlar yukarıdaki
11-54/1385-495
16
açıklamalarımızı rakamsal olarak doğrulamaktadır.Günümüzün Futbol Sektöründe ekonomik
boyut öyle ön plana çıkmıştır ki , düzenleyici konumunda olan Türkiye Futbol Federasyonu
için özerkliği ve sektörün ekonomik yapısıda gözönüne alınarak , Futbolun BDDK sı
denilmektedir.21
Bu sezon ülkemizde ilk kez Spor Toto Süper Lig’de uygulanan “Süper Final” olarak
adlandırılan play off sistemi ile Lig bitiminde ilk 4 sırayı alan takımların kendi aralarında
oynayacakları play-off maçları sonucuna göre şampiyonun tayin edileceği bilinmektedir. Bu
konu ile ilgili olarak Hürriyet Ekonomi haberinde aynen “bu sezon ilk defa uygulanan ‘Süper
Final’ Türk futbol endüstrisine de önemli bir katkı yapacak. Türkiye’nin en büyük 4 takımının
şampiyonluk yarışına sahne olacak Süper Final’de kulüpler, 73 milyon liralık gelir elde
edecek. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor lisanslı ürün satışı, yayın geliri
ve bilet hasılatıyla kasasını dolduracak. 6 haftada 12 derbinin oynanacağı Süper Final
Şampiyonluk Grubu’nda kupayı kaldıran takım 2011-2012 sezonunun en çok kazanan takımı
olacak. Kulüpler 27 milyon liralık geliri bilet ve lisanslı ürün satışından elde
edecek. Bir önceki sezon ligi ilk 6 içerisinde bitiren takımlara dağıtılan 46 milyon 500 bin liralık
yayın gelirinin de bu sezon Şampiyonluk Grubu takımlarına ödenmesi planlanıyor. Böylece 4
büyük kulüp 6 haftada kasasına 73 milyon lira para koyacak.” denilmektedir. Play off
karşılaşmalarının yukarıda belirtilen ekonomik getirileri karşısında: futbolda, sportif başarı ile
birlikte ekonomik getiriyi yaratan asli faaliyetin müsabaka olduğu, müsabakalar sonucunda
oluşacak sportif başarıya göre gelirin ne denli artacağı açıkça ortadadır.22
Öte yandan, bu karşı oyun kaleme alındığı tarihte, başvuru konusu olayla ilgili olarak devam
eden, görev alanımızın dışında bulunan ceza yargılaması ile ilgili olarak düzenlenen ve
mahkemeye sunularak, mahkemece kabul edilen T.C İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
(C.M.K’nın 250.Maddesi ile İlgili Yetkili) 02.12.2011 gün ve 2011/598 sayılı iddianamesinde;
iddianamede geçen eylemlerin Türkiye Süper Ligi şampiyonluğunu elde eden ve Türkiye
Kupasını kazanan takımlar dışında kalan takımlar aleyhine oluşan zarar, bu kulüplerin
Avrupa kupalarına direk katılmaya hak kazanmaları ve maçlar sonunda yüklü miktarda gelir
elde etmeleri (kupaları almalarından dolayı verilen ödül gelirleri , televizyon gelirleri v.s)
dikkate alınarak, şüpheliler hakkında ceza tertibi sırasında alt sınırdan uzaklaşılması
yolundaki kararı, Futbol kulüplerinin ekonomik faaliyetleri ile ilgili yukarıdaki belirttiğimiz tüm
açıklamalarımızıda doğrular niteliktedir.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; iki futbol takımının anlaşarak maç veya maçların
sonucunu/sonuçlarını şike veya teşvik primi anlaşması ile değiştirmesi, bu maç/maçlarla
ilgili bahis oynayan tüketicilerin şans ve dolayısıyla kazançlarını etkileyeceği, Yine aynı hukuk
dışı işlem ve eylemlerle kazanılan maç sonuçlarına göre, borsada hisseleri işlem gören futbol
kulüplerinden bazılarının hisselerinin haksız olarak yükselmesi, bunun tabii sonucu olarak
bazı futbol kulüplerinin hisselerinin ise düşmesi, yükselen hisse sahiplerinin haksız kazanç
sağlamasına, düşen hisse sahiplerinin ise zarar görmesine neden olacağı da göz ardı
edilmemelidir. Vatan Gazetesinin 24.04.2012 günlü haberinde ‘’ Fenerbahçe'nin hafta sonu
oynanan Galatasaray derbisinden galip ayrılarak şampiyonluk şansını artırması kulübün
borsada işlem gören hisselerine de doping yaptı. Fenerbahçe'nin hisseleri yüzde 8
yükselirken, maçı kaybeden Galatasaray'ın hisseleri ise yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti.’’
Denmektedir. Bu maçlarla ilgili bahis oyunları oynayan tüketicilerin ve yine futbol kulüplerinin
21 Meliha Okur, Makale Futbolun BDDK’sı ,Sabah Gazetesi 07.02.2012 ,
22 Hürriyet-Ekonomi
11-54/1385-495
17
hisse senedine sahip küçük yatırımcıların kazançları veya zararları yönünden maç
sonuçlarının ne denli ekonomik sonuçlar doğurduğu açıkça görülmektedir. 23
Yukarıda geniş olarak açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, başvuru konusu 2010-2011 yılı
Türkiye Futbol Federasyonu Süper Ligi futbol karşılaşmalarında spor kulüpleri hakkında
ortaya çıkan şike iddialarına yönelik eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında bulunması
karşısında, başvurunun esastan incelenerek aynı Kanun’un 40.maddesine göre önaraştırma
açılması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Doç.Dr.Cevdet İlhan GÜNAY Reşit GÜRPINAR
Kurul Üyesi Kurul Üyesi
23
Full & Egal Universal Law Academy